DİJİTAL BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK İÇİN ÇÖZÜM NE?

Türkiye’de insanlar günlük ortalama 7 saat 15 dakikalarını internette geçiriyor. Japonya’da günlük ortalama 3 saat 45 dakika ile günlük internette en az zaman geçiren ülke iken, en fazla zaman geçiren ülke 10 saat 2 dakika ile Filipinler oluyor. Dünya ortalamasına bakacak olursak 6 saat 42 dakika görülüyor.  Dünyada önde olduğumuz durumlardan biriyle karşı karşıyayız. Peki bu durum iyi bir şey mi?

We Are Social ve HootSuite tarafından yayınlanan “Dijital Türkiye 2019” raporuna göre,  Türkiye dünya üzerinde internette en fazla zaman harcayan 14. ülke olarak yerini alıyor.  Ülkemizde yetişkinlerin yüzde 98’i cep telefonu kullanıyor.

Amacım sizleri rakamlara boğmak değil, bu kadar dijital içerisinde zaman kaybederken, bilgi kirliliğinde de üst sıralarda yer aldığımızı hatırlatırım. Özellikle “zaman” kelimesinin altını çizip, tırnak içerisine alıyorum. Hayatımızda bir daha geri dönüşü olmayan, en değerli şeyi sanal dünya için harcıyoruz.  Zamanımızı!

Zamanımızı burada boşa mı harcıyoruz?

Bu konu,Black Mirror dizisinin 5. sezon “Smithereens” adıyla ikinci bölümünde derinlemesine işleniyor. Bir adamın, trafikte arabasını kullanırken bir sosyal medya uygulaması olan Smithereens’ten gelen bildirime bakarken kaza yaparak nişanlısını kaybetmesiyle hikaye başlıyor.

O anda dikkatini yola verseydi, bu kazanın olmayacağını düşünen adam, zamanla sosyal medya uygulamasının sahibi olan Billy Bauer’e hesap sormak, kızmak ve içinden geçenleri anlatmak ister.

Bir gün grup terapisine gittiğinde bir kadınla tanışır ve kadının kızının intihar ettiğini öğrenir. Sonrasında ise, kadının 18 ay önce intihar eden kızının sosyal medya adresinin şifresini bulmaya çalıştığını fark eder. Kızının neden intihar ettiğini öğrenmek için sürekli şifre denediğine şahit olur. Yani “sosyal medya, bizi annemizden daha iyi tanıyor” mesajı verilir.

Adam sosyal medya binasının önünde patronu kaçırmak için uğraşırken, iş işten geçtikten sonra stajyeri kaçırdığını anlar. Ancak yine de sessizlik terapisi için 10 günlüğüne kendisini kapatan Billy Bauer ile görüşmeye çalışmaya devam eder.

Bu sırada adamın peşine İngiliz polisi ve FBI düşer. Ancak her iki kurum da bilgi toplamaya çalışsa da en ayrıntılı bilgiye en hızlı şekilde yine sosyal medya şirketinin çalışanları ulaşır. Adamın sosyal medya profilinden hakkındaki her şeyi öğrenirler. Dizide vurgulanan bu nokta ise, sosyal medyadan bizimle ilgili her türlü bilgi, bu şirketlerin eline teslim edilmiş şekilde duruyor. Sanki hep orada duracak diye düşünsek de bu veriler bazen çalınıyor, bazen siliniyor, sonunda da “yanlışlıkla oldu” açıklaması yapılabiliyor.

Her şeyimizi bir tık ötelerine dijital şirketlere kendi onayımızla teslim ettiğimizi öyle güzel ele alıyor ki dizi, telefonlarımız sayesinde nerede olduğumuzu da tespit edebiliyorlar. İstedikleri zaman telefonumuzu dinleyip, kameramızı açabiliyorlar. Çektiğimiz her fotoğrafın detay bilgilerine ulaşabiliyorlar.

Dijital medya bağımlılığı sahte sigara mı?

Diziye geri dönecek olursak adam, Billy Bauer’i bu uygulamayı bağımlılık yapacak şekilde tasarlamakla suçluyor. “Sahte sigara” diye dizide geçen bir replikte olduğu gibi teknoloji ve dijital medya gerçekten de beynimizde mutluluk kaynağı olan dopamini harekete geçiriyor ve bağımlılık yapmayı başarıyor. Dizide öyle güzel ele alınmış sahneler var ki, izlediyseniz bile tekrar izlemenizi öneririm.

Dikkatinizi neye veriyorsunuz?

Zamanımız çok değerli ve hayatımızın kontrolü kendi ellerimizde olmalı. Hayatınızı boş tıklar için harcamayın, başınızı kaldırın ve gökyüzüne bakın! Sosyal medyada konular ve gündeme düşen meseleler çok hızlı şekilde tüketiliyor ve önemsizleşiyor. Ölümlere tepkiler saman alevi gibi oluyor, hatta insanlar çevrelerinde yaşanan olayları kaydetmeye o kadar alışmış durumda ki, müdahale etmek yerine video çekmeye çalışıyor. Ölümler rakamlardan, sevgiler beğenilerden ve değeriniz takipçi sayınızdan ölçülür hale gelebiliyor.

  • Dijital medya ve teknolojiyi siz kullanın, o sizi kullanmasın!
  • Dikkatinizi istediğiniz yere verin, yeri geldiğinde bildirimleri kapatın.
  • Trafikte telefonunuzla oynamayın ve bakmayın.
  •  Zamanınızın geri gelmeyeceğinin aklınızda bulundurun.
Continue Reading

FACEBOOK DİJİTAL OKURYAZARLIK ADIMINDA BİLGİ KİRLİLİĞİNİ YAYMAMALI

Facebook, Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarını daha iyi destekleyebilmek        için Facebook Sivil Toplum Programı’nı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Facebook, bu yeni programla Türkiye’deki STK’ların dijital okuryazarlık becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmayı planlıyor. Tamamen iyi niyetli bir girişimin adımları atılırken ne kadar dikkat etmesi gerektiğinin farkında mı?

Facebook Sivil Toplum Programı kapsamında her üç ayda bir dijital okuryazarlık eğitimleri düzenleyecek.  Program hakkında konuşan Facebook Türkiye Kamu Politikaları Müdürü Çağatay Pekyörür, “Şu anda Türkiye’de Facebook kullanan insanların yüzde 32’si sosyal bir amaca hizmet eden aktivitelere katılırken, yüzde 11’i ise Facebook’ta gördüğü bir içeriğin ardından bağış yapmaya karar veriyor. ”

Bu bakış açısının iyi niyetle yapılarak, insanlara yardım edilmeye çalışıldığı çok net görülüyor. Ancak yurt dışında yapılan her uygulama, her ülkeye ve kültüre özel olarak değiştirilmesi gerekiyor. Ülkemiz Sivil Toplum Kuruluşu (STK)  çöplüğüne dönmüş bir durumdayken, liyakat sahibi olmayanların uzmanlık kazanmak için dernek kurduğunu unutmamalılar.

Facebook, STK mantığıyla hareket ederse birçok yanlışa imza atılmasına destek olmuş olur. STK çöplüğüne dönen sistemde çözüm yine, liyakat sahibi olanların söz sahibi olmasıyla çözülebilir. Söz sahibi olmak için dernek, vakıf ya da platform kurulduğunda, kişiler uzman olmuyor. Nur topu gibi bir STK sahibi oluyorlar. Sistemdeki en büyük boşluklardan biri, her STK’yı ciddiye almak oluyor. Bu sorunu da çözmek gerekiyor. Bu aşamada Facebook büyük bir yanlış yapmak yerine, STK’ları mercekten geçirmeden adım atmamalı. Belli bir yıl tecrübesi olmadan söz sahibi olmak için kurulan STK’lar yerine, liyakat sahibi isimlerle yol haritası belirlemeli.

Avrupa’da izlenen yoldan ilerlemeli

Nasıl Avrupa’da uzman ve liyakat sahibi gazetecilerle yol izliyorsa, Türkiye’de de benzer bir yol izlemeliler. Medya okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık konularının ilgi çektiğini görenler, hemen dernek kurarak bilmedikleri işi anlatmaya kalkabiliyorlar.

Son dönemlerde maalesef dijital okuryazarlık konusunda da kirlilik olmaya başladı. Medyadan ve dijitalden anlamayanlar medya okuryazarlığı konusunda konuşuyor. Bu cesareti bulmalarını sağlayan da yine medyadaki boşluk. Biz gazeteciler, insanların ne yaptığını sorgulayabilmeliyiz. İnsanların hayatlarının söz konusu olduğu bir alanda, medyanın çok güçlü olması gerekiyor. Facebook gazetecileri destekleyerek bir yol izlemeli.

Bilmedikleri konularda konuşan sözde teknoloji uzmanlarından uzak durun

Teknoloji konusunda da ülkemizde her alanda olduğu gibi kendini “uzman” ilan edenlerle karşılaşıyoruz. İşin en üzücü tarafı ise, bu kişileri üniversiteler, kamu kurumları ve birçok yer uzman olarak görüyor. Teknoloji üretenlerle konuştuğumda, hayal satan bu kişilerin insanları kandırdığını söylüyor. Yine aynı noktaya geliyoruz, gerçeklerin ortaya çıkması için uzman gazetecilere ihtiyaç var. Yanlışlar dile getirilmediğinde, doğrular gündeme gelemez. Doğruları daha çok dillendirmeliyiz ki, insanlar gerçek ile yalanların ayrımını yapabilsin.

Eğitim seferberliği başlatılmalı

Facebook Sivil Toplum Programı kapsamında eğitim seferberliğini düzenlerken, yanlış adım atmamalı. Eğitimi sadece STK sahiplerine değil, uzun yıllardır medyada çalışmış liyakat sahibi, dijitalde ve medyada uzman gazetecilerin öncülüğünde yapmalı. Her STK kuran ile yol alan bir sistemde, bilgi kirliliğini yaymanın ötesine gitmeyen bir sisteme dönüşmüş olur. Dijital okuryazarlık eğitimi, doğru bilgiyi güvenilir ve liyakat sahibi uzmanlar aracılığıyla yapılmalı. 

Continue Reading