NÖROŞİRÜRJİ HAYAT KURTARICI BİR BRANŞTIR

Nöroşirürjinin hem yoğun eğitim dönemi hem de hastalıkları ve tedavilerinin zorluğu nedeniyle oldukça spesifik bir alan olduğunu belirten Türk Nöroşirurji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Şekerci,  “Çoğu zaman hayat kurtarıcı bir branştır. Mesleki anlamda oldukça tatmin edicidir ve gönül vermeyi gerektirir. Hekimler, bütün bunları bir arada yaşamak istiyorlarsa yapacakları en iyi uzmanlık sahasıdır” dedi.

Beyin cerrahisi uzmanlık alanları arasında en meşakkatli ve zorlu bir alandır. Tıp doktorluğu kutsal bir meslektir. Obje insandır. “İnsanların sağlıklarını korumalarını sağlamak ya da sağlıklarını tekrar kazanmaları için çaba sarf etmektir” diyen Türk Nöroşirurji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Şekerci, Nöroşirürji’nin Türkiye’de her şeye rağmen geliştiğini söyledi.  

Prof. Dr. Şekerci, beyin cerrahi uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı.

Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız?
Nöroşirürjinin ülkemizdeki tarihi çok eskidir. Anadolu’da Milattan Önce 11.000-8.000 yıllara kadar çeşitli nedenlerle nöroşirürjikal girişimlerin yapıldığını Asıklı Höyüğü, Kültepe, İkiz tepe Höyüğü kazı çalışmalarında cerrahi girişim nedeniyle delinmiş kafatası bulguları göstermektedir. Bergama, Efes, Kapadokya gibi tarihi önemi olan bölgelerde yaşamış Areteus, Galen, Herofilis, Orabasius gibi isimler tıp bilimine ve nöroşirürjinin gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Nöroşirürjinin gelişimi Bizans dönemi, Anadolu Selçukluları Dönemi ve Osmanlı dönemlerinde de devam etmiştir. Osmanlı dönemine damgasını vuran eser olan Cerrahiyettül Haniyye Şerafeddin Sabuncuoğlu tarafından kaleme alınmıştır. Cerrah İbrahim bu dönemde nöroanatomi, periferik ve kraniyal sinirler ile ilgili çalışmalar yapmış ‘Alamin Cerrahın’ ismi ile de yayınlamıştır. Modern nöroşirürji Türkiye de Cumhuriyet dönemi ile başlar. Cemil (Topuzlu) Paşa omurga ve beyin abselerini, omurga travmalarını modern cerrahi yöntemlerle tedavi ederek modern nöroşirürjüyü ülkemizde uygulamaya başlamıştır Prof. Dr. Mim Kemal Öke ‘Dimag ve Cümcüme Afetleri ve Tedavileri’ eseriyle bu devirde önemli köşe taşlarından biridir. Prof.Dr. Mazhar Osman modern nöropsikiyatri disiplini altında nöroşirürjikal girişimler uygulamıştır. 1923 yılında Abdülkadir Cahit Tuncer ülkemizde ilk nöroşirürjiyen ünvanını almıştır. Prof. Dr. Hami  Dilek , Prof. Dr. Feyyaz Berkay gibi isimler ilk modern nöroşirürji kliniklerini kurmuşlardır. Dr. Aysima Altınok ilk kadın nöroşirürji uzmanıdır. 1985 yılında Prof.Dr. Nurhan Avman tarafından Türk Nöroşirürji Derneği kurulurken, yüzyılın beyin cerrahi olarak anılan Prof.Dr. Mahmut Gazi Yaşargil mikrocerrahi girişimleri başlatan kişi olarak Nöroşirürji tarihine damgasını vurmuştur.

Derneğin kuruluş hikayesini, kaç üyesi var ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Nöroşirürji Derneği (TND), 1985 yılında Prof. Dr. Nurhan Avman, Prof. Dr. Ertekin Arasıl, Prof.Dr. Hamit Ziya Gökalp, Prof.Dr. Aykut Erbengi, Prof.Dr. Vural Bertan, Prof. Dr. Süleyman Sağlam, Prof.Dr. Özdemir Gürçay, Prof.Dr. Yücel Kanpolat, Prof. Dr. Tunçalp Özgen tarafından oluşturulan yönetim kurulu tarafından Ankara’da kurulmuş ve ilk TND başkanı olarak Dr. Nurhan Avman görev yapmıştır. Türk Nöroşirürji Derneği 1500’ü aşkın üyeden oluşan kongre, bilimsel toplantı ve sempozyumlar düzenleyerek Türkiye genelinde nöroşirürji eğitiminin en yüksek seviyeye ulaşması, standardize edilmesi, uzmanlık sonrası eğitimin devamı için görev yapan bağımsız ulusal bir dernektir. TND yönetim kurulu ve başkanları iki yılda bir seçilir. Misyonumuz eğitim ve nöroşirürjide yenilikleri, yeni teknoloji ve teknikleri ülkemize taşımak, bilimsel projeler üretmek, projelere kaynak sağlamak ve bilimsel rehberlik yapmak, nöroşirürji alanında yurt genelinde burs ve ödüller dağıtmak, eğitim ve iş kariyeri için üyelere fırsatlar oluşturmak, dünya genelinde olan nöroşirürji yeniliklerini takip ederek ülkemizin bu yeniliklere adapta olmasını sağlamak, yayın yapılmasına katkıda bulunmak, uluslararası platformda diğer derneklerle işbirliğini artırmak, üyelerin özlük ve kişisel haklarını savunmak, halk ile iletişimi arttırmak ve nöroşirürji ile ilgili konularda bilgilendirmektir. Vizyonumuz eğitimdir. 

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden?
Görevlerimizden özellikle eğitimle ilgili olanları, yıllık kongre, bilimsel toplantı ve sempozyumları başarıyla gerçekleştiriyoruz. Ancak, gerek Sağlık Bakanlığı gerekse Sosyal Güvenlik Kurumunun bir takım uygulamalarından dolayı üyelerimizin özlük haklarını ve kişisel haklarını her platformda koruyamıyoruz. Özellikle Sağlık Uygulama Tebliğ uygulamasındaki bir takım aksaklıklar ve yanlışlar nedeniyle hak kaybımız çok büyük. 

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Yeterlilik sınavı TND’nin bir alt kurulu olan Yeterlik Kurulu tarafından yapılır. Her yıl ulusal kongrede yeterlilik yazılı sınavı yapılır. 3.yılını doldurmuş nöroşirürji uzmanlık öğrencileri ve nöroşirürji uzmanları bu sınava katılabilir. Bu sınavda başarılı olan adaylar, daha sonra ilan edilen Çocuk beyin cerrahisi, Beyin Tümörleri, Beyin Kanamaları, Nörotravma ve Yoğunbakım, Spinal ve Periferik Sinir Cerrahisi, Fonksiyonel ve Stereotaktik Cerrahi gibi ana konuları içeren sözlü sınava tabii tutulurlar. Her iki sınavda başarılı olan adaylara Nöroşirürji Yeterlik Sertifikası verilir. 

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı? 
Her yıl ulusal kongrede yeterlilik yazılı sınavı yapılır. 3.yılını doldurmuş nöroşirürji uzmanlık öğrencileri ve nöroşirürji uzmanları bu sınava katılabilir. Bu sınavda başarılı olan adaylar, daha sonra ilan edilen Çocuk beyin cerrahisi, Beyin Tümörleri, Beyin Kanamaları, Nörotravma ve Yoğun bakım, Spinal ve Periferik Sinir Cerrahisi, Fonksiyonel ve Stereotaktik Cerrahi gibi ana konuları içeren sözlü sınava tabii tutulurlar. Her iki sınavda başarılı olan adaylara Nöroşirürji Yeterlik Sertifikası verilir. Toplam 337 üye bugüne kadar yeterlik sertifikası almıştır. 

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz?
Programın Amaçları ve Öğrenme Hedefleri
Klinik eğitim programının misyonu nöroşirürjikal (Beyin ve Sinir Cerrahisi) eğitimi ve hasta bakımını mükemmelleştirmektir. Asistanlar (Araştırma Görevlileri) öncelikle nörolojik cerrahiyi içeren belli başlı klinik becerilerinin temellerini oluşturacaklardır. Eğitim sürecinde, klinik ve akademik nöroşirürjikal uzmanlığın gelişimi kazanılmalıdır. Nöroşirürji asistanlığının tamamlanmasının üstüne, her mezun bütün nöroşirürjikal hastalıkların yönetiminde ileri tecrübeye sahip olmalıdır.

Program dikkatli bir hasta bakımını şart koşar: 
(a) Mükemmellik, doğruluk, özenlilik ve düzenliliği içeren anamnez ve fizik muayene; 
(b) Mükemmellik, anamnez ve fizik muayene ile bağlantılılık, uygunluk, kaliteli düşünce ve mantığı içeren ayırıcı tanı; 
(c) Kaliteli düşünce, uygunluluk ve maliyet etkinliği içeren yönetim planı; 
(d) Çağdaş, güvenli, kesin tedavi işlemi. 

Asistanlık programı, kendi asistanlarından yeni bir doktordan beklenen düzey için aşağıdaki 6 alanda beceriklilik elde etmesini şart koşar. Bu sonuç doğrultusunda, program, özel bilgi, beceri ve davranış gereksinimlerini tanımlar ve aşağıda tanımlandığı üzere asistanlar için gereken uygun eğitim deneyimlerini şart koşar:

1. Sağlık problemlerinin tedavisi ve sağlığın sürdürülebilirliği için müşfik, empatik ve etkin hasta takibi ve bakımı.
2. Tıbbi bilgi. Hasta bakımı için şart olan bu bilginin var olan ve güncellenen biyomedikal, klinik ve ilişik bilim dallarıyla (epidemiyoloji ve sosyal davranış gibi) ilişkili geliştirilmesi ve kullanılması.
3. Uygulamalı eğitim ve kendi hasta bakımlarının incelenmesi ve değerlendirilmesini, bilimsel kanıtların değerlendirilmesi ve özümsenmesini ve hasta bakımının geliştirilmesi.
4. Kişilerarası İletişim becerisi. Etkin bilgi değişimini ve hastalar, aileleri ve diğer sağlık çalışanları ile ekipleşmeyi sağlayıcı nitelikte olmalıdır.
5. Profesyonellik. Profesyonel sorumlulukları, etik ilkelere bağlılığı ve muhtelif hasta popülasyonuna hassasiyeti tatbik edebilecek kadar açık bir sorumluluğun üstlenildiği profesyonelliğe sahip olmalıdır.
6. Sistem bazlı uygulama. En uygun şekilde değerlere dikkat uyandıracak kadar daha geniş içerik ve sistem kaynaklarına dikkat ve heves göstermek gibi belli başlı çalışmaları içerir.

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz?
Müfredata uyuluyor. TND olarak eğitimde standardizasyon asıl vizyonumuzdur. Önemli ölçüde bunu başardık. Ancak son yıllarda açılan Üniversite ve Eğitim -Araştırma Hastanelerinde olan öğretim üyesi açığı ve hastanelerin teknik özelliklerinden dolayı eksiklikler mevcut. Bunları yurtiçi rotasyon programları ile bu durumu çözmeye çalışıyoruz. 

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
TND olarak eğitimde standardizasyon asıl vizyonumuzdur. Önemli ölçüde bunu başardık. Ancak son yıllarda açılan Üniversite ve Eğitim -Araştırma Hastanelerinde olan öğretim üyesi açığı ve hastanelerin teknik özelliklerinden dolayı eksiklikler mevcut. Bunları yurtiçi rotasyon programları ile bu durumu çözmeye çalışıyoruz

Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz?
Tıp doktorluğu kutsal bir meslektir. Objemiz insandır. İnsanların sağlıklarını korumalarını sağlamak ya da sağlıklarını tekrar kazanmaları için çaba sarf etmektir. Nöroşirürji hem yoğun eğitim dönemi, hem de hastalıkları ve tedavilerinin zorluğu nedeniyle oldukça spesifik bir alandır. Çoğu zaman hayat kurtarıcı bir branştır. Mesleki anlamda oldukça tatmin edicidir ve gönül vermeyi gerektirir. Bütün bunları bir arada yaşamak istiyorlarsa yapacakları en iyi uzmanlık sahasıdır. 

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Anlayış, hoşgörü, saygı ve teşekkür. 

Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir?
En büyük sorunumuz yaptığımız ameliyatların oldukça yüksek risk grubunda yer almasına rağmen özlük hakları açısından yeterli karşılığı almamamız. Bizler gece gündüz demeden, canla başla çalışan, sağlık gönüllüsü doktorlarız, karşılığı tatminkar olmalı. İkinci olarak da hasta ve yakınları tarafından maruz kaldığımız şiddet. Bu durumla ilgilide acil tedbirler alınmalıdır. 

Branşınızın günümüzdeki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son gelişmeler nelerdir?
Nöroşirürji Türkiye’de her şeye rağmen gelişiyor. TND olarak eğitime ve yeniliklere çok önem veriyoruz ve gerekli adımları atıyoruz. Yurtdışı dernekleri ile ortak toplantılar düzenleyip eğitim alanında işbirliği yapıyoruz. Ulusal ve Uluslararası Temel Nöroşirürji Kursları düzenleyerek yeni gelişmeleri üyelerimize aktarıyoruz. Yayın organımız olan Turkish Neurosurgery impakt faktörünü her geçen yıl arttırıyor, dergi sayımızı yılda 6 ya çıkarttık. Ulusal yayınlarımız, bültenlerimiz, alt gruplarımızın yapmış olduğu toplantı ve yayınlar yoğun olarak devam ediyor. Son olarak, lokomotif olarak görev yapacak, tecrübeleriyle genç nöroşirürjiyenlere ışık tutacak değerli hocalarımızdan oluşan Türk Nöroşirürji Akademisini kurduk ve eğitim faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. 

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nöroşirürji ve Türk Nöroşirürji ailesi gelişerek büyümeye devam edecektir. Dünya nöroşirürjüsündeki prestijli konumunu daha da ileriye taşıyacaktır. 2017 yılında Dünya Nöroşirürji Kongresinin Türkiye’de yapılacak olması bunun en büyük göstergesidir. 

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz?
Uluslararası platformda oldukça aktif yer almaktayız. Ortak toplantılar düzenliyoruz. Özellikle CNS (Congress of Neurological Surgeons) ve DGCN (Alman Nöroşirürji Derneği) ile eğitim anlaşmalarımız var. 8-12 Nisan 2016, Antalya’da gerçekleştireceğimiz 30. Ulusal TND Bilimsel Kongresine Amerika, Almanya, Avrupa, Japonya ve İran nöroşirürji dernekleri oldukça ünlü beyin cerrahları ile katılarak, ülkelerindeki her alanda uygulanan en son nöroşirürjikal girişimleri bizimle paylaşacaklar. Bu çok önemli entegrasyon ve işbirliği örneğidir. 

Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? Varsa nelerdir?
Yurtdışı ile zaten entegreyiz. Birçok alanda ortak çalışmalar yapıyoruz. Projelerde yer alıyoruz. 

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Her bilimsel kongrede nöroşirürji uzmanlık öğrencilerinin sorunlarını dinlemek, yol gösterici olmak ve eğitimle ilgili beklentilerini dinlemek için Nöroşirürji Asistanlığı Oturumu yapılır. Bu yıl 12. si yapılacak. Bu oturumlarda Prof. Dr. Gazi Mahmu Yaşargil gibi alanında zirvede olan hocalarımız gençlere bilgi ve tecrübelerini aktararak, geleceğe yönelik tavsiyelerde bulunurlar. Ayrıca Genç Nöroşirürj Yenler kurulu vardır. Oldukça aktif görev yapmaktadır.  

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Nöroşirürjinin hemen her alanında değişim devam etmektedir. Birçok çarpıcı bilimsel çalışma, makalede paralel olarak yayınlanmaktadır. Fonksiyonel ve Stereotaktik Nöroşirürji alanındaki derin beyin stimulasyonu çalışmaları, Beyin Tümörleri cerrahisinde intraoperatif image guide sistemleri, Beyin vasküler hastalıklarının tedavisindeki endovasküler ve mikrocerrahi ile ilgili son endüstüriyel gelişmeler bunlara örnek olabilir. 

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Bilimsel içeriğinin zengin olmasına, bilimsel program içeriğinin güncel ve uygulanabilir olmasına, sosyal içeriğin zengin olmasına, ucuz ve kaliteli olmasına dikkat ediyoruz. 

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Son yıllarda, medyatik özelliğinden ve reyting yapmasından dolayı tedavi sonrası iyileşemeyen ya da daha da kötüye giden hastaların yayınları çok sık yapılıyor. Ülkemiz tıbbındaki başarılar, yeni gelişmeler ve olumlu birçok örnek göz ardı edilerek, özellikle cerrahi tedavilerin bir riski olan komplikasyonlar başarısızlık örneği gibi gösterilerek topluma yanlış mesaj veriliyor. Bu tutumdan basının vazgeçmesi gerekir.

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz?
Öncelikle malpraktis ve komplikasyonu ayırt ederek yayın yapmalılar. Toplumun sağlığını ilgilendiren konularda mutlaka ehil kişilerden fikir alarak işe koyulmalılar. Derneklerden bu anlamda faydalanabilirler. 

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz?
Alanımızdaki hastalıklarla ilgili halkımızı bilgilendirici broşürler hazırlayıp, hastanelerde ulaşmalarını sağlıyoruz. Genellikle dernek başkanlarımız ve yönetim kurulu üyelerimiz sağlık programlarına katılarak bilgilerini paylaşmaktadır. 

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Hayatını kaybeden üyelerimizin geride kalan çocukları için eğitim bursu desteği veriyoruz. Ayrıca terör olaylarında hayatını kaybeden kolluk kuvvetleri mensuplarının geride bıraktıkları eş ve çocukları için de eğitim bursu çalışmalarımız sürmektedir. 

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var?
Sosyal medyayı da aktif olarak kullanıyoruz. Üyelerimiz arasında hızlı bili paylaşımını sağlamak için gruplar oluşturduk. Bu sosyal platformlarda ilginç, zor vakalar tartışılmakta hastanın tedavisi için optimal tedavi seçeneği ortak görüşe sunulmaktadır. Lokal toplantı ilanları, güncel yayınlar, yeni gelişmeler ve sosyal olaylar bu platformlarda paylaşılarak üyelerimizin iletişimi demokratik, hızlı ve güvenli olarak sağlanmaktadır. 

İletişim bilgileriniz nelerdir?
TÜRK NÖROŞİRÜRJİ DERNEĞİ MERKEZİ
Taşkent Caddesi 13/4
Bahçelievler-06500 ANKARA
Tel : + 90 312 212 64 08
Faks : + 90 312 215 46 26
E-Posta : info@turknorosirurji.org.tr
Continue Reading

RADYOLOJİK TETKİKLERE BAŞVURMADAN ÖNCE YETERLİ KLİNİK DEĞERLENDİRME YAPILMALI

Hastaların yeterince klinik değerlendirmeye tabi tutulmadan tetkiklerinin istendiğini belirten Türk Radyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, “Radyolojik tetkiklere başvurmadan önce yeterli klinik değerlendirme yapılmamış olması, klinik problemin ortaya konmasında ve hastanın hangi radyolojik tetkik yapılacağı konusunda yetersiz veriler radyoloğun yükünü arttırıyor” dedi.

Radyoloji çok tercih edilen branşlar içinde yer almaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi ise modern teknoloji ile iç içe olması ve uygulamaların tamamına yakını görsellikle bilimsel sürecin içinde olmasıyla ilgilidir. Türk Radyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, radyolojik tetkiklerin istenmeden önce yeterli klinik değerlendirmenin yapılmasının önemine dikkat çekti. 

Kaya, radyoloji uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı.


Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız? 
Radyoloji Bilimi, X  ışınlarının keşfi ile başlar. Wilhelm Conrad Röntgen 8 Kasım 1895 tarihinde X ışınlarını keşfetmiş ve buluşundan çok kısa bir süre sonra tıpta kullanımını da tarif etmiştir. Ülkemizde de bir yıl sonra bu alanda çalışmalar yapılmıştır. İlk Türk radyoloğu, Röntgen’in çalışmalarını yakından takip eden ve bu alana ilgi duyarak ülkemizde ilk röntgen cihazının oluşturulması ve tıbbi amaçlı ilk görüntünün elde edilmesini sağlayan Dr. Esat Feyzi’dir.
Derneğin kuruluş hikayesi, kaç üyesi olduğu ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz? 
Türk Radyoloji Derneği, Cumhuriyetimizin ilanını takip eden 1924 yılında, Türk Radyoloji Cemiyeti adı ile İstanbul’da kurulmuştur. Kuruluş amacı cemiyet tüzüğünün 2. Maddesinde “Radyolojinin tıbbi tatbikatına ait ilerleme ve tekâmülü takip ve yurdumuzdaki inkişafına ve radyoloji müntesipleri arasındaki şahsi, mesleki ve ilmi tesanütün ve bağlılıkların kuvvetlenmesine müşterek ihtiyaçların  karşılanmasını sağlamaya hizmet ve yardım” olarak belirlenmiştir. Kurucu üyeleri İstanbul Tıp Fakültesi Fizik Profesörü ve Röntgen Muallimi Dr. Mehmet Şevki Bey, Haseki Hastanesi radyoloji uzmanı Dr. Suphi Neşet (BEKEN) Bey, Dr. Burhanettin (TOKER) Bey, Dr. Demetrius CHİLADİTİ, Dr. Zakar (TARVER), Gülhane Hastanesi Radyoloji uzmanı Dr.Şükrü Emin (CANGÖR) Bey, Tıp Fakültesi Radyoloji Uzmanı Dr. Selahattin Mehmet (ERK) Bey’dir. Derneğimiz, 21 Ekim 2000 tarihinde Türk Radyoloji Derneği adını almıştır. Halen Türkiye’de tıp alanındaki en büyük branş derneklerinden biri  olan derneğimizin şu anda yaklaşık 4000 üyesi bulunmaktadır. Hem bir meslek örgütü hem de bir bilim örgütü olarak faaliyetlerini devam ettirmekte olan derneğimizin asil üyeleri, radyoloji uzmanları ile radyoloji alanında uzmanlık eğitimini sürdürmekte olan hekimlerdir. 

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden? 
Benim gözlediğim kadarıyla uzmanlık dernekleri bir bütün olarak bakıldığında, temel misyonları üzerine üyeleriyle verimli çalışmalar içinde oldukları aşikardır. Güzel ve verimli etkinlikler düzenlenmekte ve yöneticiler özverili çalışmaları ile önemli işler başarılmaktadır. Ancak dernek yönetimlerinin zaman zaman ortak aklı ön plana çıkarmayı zorlaştıran süreçlerden  etkilendiklerini ve bunun da derneğin ana amacının dışına çıkılmasına neden olduğunu söyleyebilirim. Bir uzmanlık derneğinin amacının dışında bölünmesi ve bir uzmanlık alanının birden fazla dernekle temsil edilmesi bu yanılgılardan bazılarıdır. Uzlaşı ve işbirliği ile ortak aklı ön plana alabilmek ana amaç olmalı.

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz? 
Derneğimizin Yeterlik Kurulu bulunmaktadır. Her sene iki aşamalı olarak, kuramsal ve beceri sınavları düzenlenmektedir. Sınavlar eş zamanlı olarak Ankara, İstanbul ve İzmir’de düzenlenmektedir. Kuramsal sınavdan geçenlerin beceri sınavına katılma hakkı bulunmaktadır. Her iki sınavda başarılı olan üyelerimize on sene geçerli olan Yeterlik Belgesi verilmektedir.

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı?  
Sınavın kuramsal ve beceri aşamaları 6 ay arayla ayrı yapılmaktadır. 2005 yılından bu güne kadar 220 üyemiz yeterlilik sertifikası almıştır. 

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz? 
Derneğimiz Yeterlilik Kurulu Radyoloji Uzmanlık Eğitim programı ve Uzmanlık eğitiminin ulusal standartlarını belirleyen bir rehber hazırlamıştır. Bu ulusal müfredata tam anlamıyla uyum mümkün olmasa da bir standart oluşturmaktadır. Branşımızın çok kapsamlı olması eğitim sürecinde tüm alanların istenilen şekilde eğitim programına yansıtılmasını zorlaştırmaktadır. Müfredat yeterli eğitim süreçlerini kapsayacak şekilde hazırlanmış olsa da pratikte uygulaması yeterli olamayabiliyor. Bunun en önemli nedeni uzmanlık süresinin 2009 yılında beş yıldan dört yıla indirilmiş olmasıdır. Derneğimiz bu konuda itirazlarını ve gerekli bürokratik başvuruları yapmaktadır. 

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz? 
Radyolojik hizmet ve uygulamaların çok çeşitli ve kapsamlı olması yanı sıra, eğitim veren kurumlar arasında kurumlar arası farklılıkların da çok olması nedeniyle, rutin hizmetlerin eğitim programına homojen bir şekilde yansıtılması zorlaşmaktadır. Uzmanlık süresinin yeniden beş yıla çıkması mümkün olduğunda müfredat daha iyi uygulanabilecektir. 

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu? 
Uzmanlık eğitiminin verildiği eğitim kurumları arasında doğal olarak cihaz, eğitici ve görülen hasta çeşitliliği açısından farklar bulunmaktadır. Bu nedenle uzmanlık eğitiminin her kurumda eşit olarak verilmesi mümkün olmuyor. Eğitim kuruluşunda bazı faktörler eğitim standartlarının yüksek olmasını sağlıyor. Bunlar; eğitici sayısı, özel alanlardaki eğiticilerin varlığı,  iletişim ve işbirliğinin varlığı, görülen olgu sayısı ve kurumdaki diğer branşların tıbbi hizmetlerdeki yeterliliği gibi faktörler. Uzmanlık eğitimi veren kurumların standardizasyonu süreci de devam ediyor. Yeterlilik kurulumuz, radyoloji uzmanlık eğitimi veren kurumları son üç yıldır ziyaret etmekte ve uzmanlık eğitimi yeterlilik belgesi vererek sertifikasyon sağlanmaktadır. Bu konuda henüz yolun başındayız ancak sağlam adımlarla ilerliyoruz. 
Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz? 
Radyoloji çok tercih edilen branşlar içinde yer almaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi modern teknoloji ile iç içe olması ve uygulamaların tama yakın görselliğin de yer aldığı bir bilimsel sürecin içinde olmasıyla ilgilidir. Meslektaşlarımız verilen hizmetin tüm sağlık sistemindeki olumlu etkisinin farkındalar. Bu branşı tercih edecek olan tıbbiyeli ve doktorlara tercihlerinden önce radyoloji uygulamalarının içinde yer almalarını ve gerekirse kısa da olsa gönüllü staj yapmalarını ve radyologlarla ilişki içinde olmalarını öneririm. Çünkü branşın çok tercih edilmesinden daha önemlisi sizin beklentilerinizi ne oranda karşıladığıdır.

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Radyoloji, rutin tıbbi uygulamalarının önemli bir kısmını içeren geniş, kapsamlı sağlık hizmeti veren bir bölüm olup, hastane hizmetleri içinde hizmet oranı oldukça yüksektir. Ancak çoğu hastamız radyologlarla etkileşim içinde olamıyor. Ultrason gibi birkaç bölüm dışında hasta ile iletişim hemen hemen hiç yok. Bu nedenle hasta ve yakınlarına bir mesaj verilecekse, radyolojik tetkik yoğunluğunu arttıracak şekilde taleplerle başvurmamalarını, hızlı ve kısa sürede yapılan tetkiklerin onların avantajına olmadığını, iyi bir klinik muayene sonrasında istenen ve sadece amaca yönelik yapılacak tetkiklerin en doğru yaklaşım olacağının bilincinde olmalarını isterim.

Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir? 
En büyük sorun hastaların yoğun olması. Yapılan tetkikler güvenilirliği oldukça yüksek testler olduğundan genellikle hastalar yeterince klinik değerlendirmeye tabi tutulmadan bu tetkikler isteniyor. Klinisyenlerin muayene için yeterli zamanları olmadığından bu sorun aşırı tetkiklerle çözmek zorunda kalınıyor. Hastalar da muayeneye gelirken tetkik yaptırmak üzere geliyor. İstedikleri tetkiklerin yapılmaması hasta memnuniyetini azaltıyor. Bu durum da fazla ve gereksiz tetkik yapılarak hasta yoğunluğunu arttırıyor ve radyologların tetkiklere yeterli zaman ayıramamasına neden oluyor. Radyolojik tetkiklere başvurmadan önce yeterli klinik değerlendirme yapılmamış olması, klinik problemin ortaya konmasında ve hastanın hangi radyolojik tetkik yapılacağı konusunda yetersiz veriler radyoloğun yükünü arttırıyor. Tetiklerin yoğunluğu birim tetkik ücretlerinin düşük olmasına neden oluyor. Bu bedeller batılı örneklerin oldukça altında. 

Radyolojik işlemler için ticari şirketlerle yapılan anlaşmalar üzerine kurumlarda yapılan hizmet alımları da bir sağlık problemini çözüyor gibi görülse de hizmet kalitesini ve eğitimi olumsuz etkilemektedir. 

Meslektaşlarımızın uzmanlık döneminde daha çok rutin uzmanlık faaliyetleri ile ilgilenmek bilimsel faaliyetlere özellikle bilimsel literatüre katkıda olacak şekilde yeterince zaman ayırma fırsatları olmuyor. 

Meslektaşlarımız diğer yandan özlük haklarına olması gerektiği gibi sahip olmadıklarını düşünüyorlar. Bir diğer konu da uzmanlık sonrası faaliyetler. Radyoloji uzmanları, kongre gibi eğitim ve bilimsel faaliyetlere katılım için kaynak ve zaman bulmakta zorlanıyorlar  

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Radyoloji branşı ana yapısı itibarıyla gelişmeye çok açık tıbbın temel branşlarından birisidir. Vücudun iç anatomik ve patolojik detayını görüntülemek tıbbi uygulamaların ana beklentilerindendir. Bir yandan yeni gelişmiş tekniklerle kullanım alanına girmiş Ultrason, Bilgisayarlı tomografi ve Manyetik Rezonans gibi üst düzey kesitsel görüntüleme yöntemleri uygulanırken bunun yanı sıra Röntgen’in 120 yıl önce bulmuş olduğu şekliyle kullanılmakta olan röntgen uygulamaları da halen yaygınca kullanılmaktadır. Bu gelişmelerin ışığında, gelecekte gelişen bilim ve teknolojik gelişmelerin paralelinde radyolojinin gelişerek daha da ileriye gideceği açıktır. 

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz? 
European Society of Radiology (ESR) ve International Society of Radiology (ISR) derneklerine üyeliklerimiz bulunmaktadır. ESR bünyesindeki komitelerde üyelerimiz aktif görev almaktadır. Karşılıklı düzenlenen kongrelere katılım sağlanmaktadır. Ayrıca ESR tarafından düzenlenen EDIR (European Diploma in Radiology) sınavı her sene Ulusal Radyoloji Kongresi’nde düzenlenmektedir. Bu sınava yurtiçinden ve yurtdışından katılım sağlanmaktadır.
ISR ile 2018 yılında İstanbul’da ortak bir kongre düzenleme projemiz bulunmaktadır. Bu yönde çalışmalarımız devam etmektedir.

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor? 
Eğitim almak isteyen meslektaşlarımız için burs programımız bulunmaktadır. Eğitim amaçlı yurtdışı ya da yurt içi kurumlarına gidecek olan meslektaşlarımız bu eğitim süreci ile ilgili derneğimize başvurarak burs alabilmektedirler. 
Ayrıca uzmanlık öğrencileri için yılda bir kez iki hafta süren iki düzeyli kış okulu uygulamamız ile uzmanlık eğitiminin standardizasyonuna katkıda bulunmaktayız. 

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz? 
Kongrelerde özellikle uzmanlık sonrası eğitim ve yeni gelişmeleri dikkate alacak şekilde düzenliyoruz. Kış okulları olması nedeniyle uzmanlık eğitimi sürecinde olabilecek eğitim programları kongrelerimize daha az yansıtılmaktadır.

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 
Sağlık haberciliği ve özellikle halkın bilgilendirilmesini amaçlayan sağlık haberleri çok önemsediğimiz bir alan. Radyolojinin tıbbi rutin uygulamaların büyük bir çoğunluğunu oluşturması ve hastalarla doğrudan iletişim şansımızın olmaması gibi branşımızın bu iki özel durumu nedeniyle dernek olarak sağlık haberleri yoluyla hastalarımızla iletişim sağlayabilmek önceliğimizi oluşturuyor. 

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz? 
Gazetecilerin özellikle kamuoyunun dikkatini çekmemiz gereken konuları belirleyip bunun üzerine yoğunlaşmalarını bekliyoruz. Haberin sansasyonel yanıyla ilgilenilmesi tabii ki kamuoyunun ilgi ve dikkatini çekiyor. Ancak halkın aydınlatıcı haberlerle bilgilendirilmesi de uygun tekniklerle mümkün olabilir. Bilgi aktarımını dikkat çekici başlıklarla ve vurgulayıcı örnekler üzerinden yapılabilir. Bu durumda bizim amaçlarımız ile gazetecilerin amaçları uyum içinde olacaktır. Özellikle aşırı ve gereksiz yapılan tetkikler vurgulanarak, bunların tetkik kalitesine olan olumsuz etkisinin ortaya konulması ve bu konuda halkın yeterince bilgilendirilmesi gerekiyor.

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz? 
Bu alanda beş yıl önce yapılan bir Ortak Akıl Arama toplantısında Tanıtım ve halkla ilişkiler başlığında bir çalışma gurubu oluşturmuştuk. Ancak bunun dışında bildiğim kadarıyla derneğimizin bu konuya özel bir çalışması olmadı.

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz? 
Bu konuda branşımız dışı benim bildiğim bir çalışmamız olmadı. Ancak branşımızla ilgili bir konu var. Derneğimizin yapılan gereksiz ve aşırı tetkikler için ve bu nedenle ortaya çıkan toplumun radyasyon dozundaki artış yönünden toplumu bilgilendirici ve basın çalışmaları bugüne kadar olmuş ve olmaktadır. Ancak bu konuda halkın daha çok bilgilendirilmesi için çalışmalar yapmayı planlamaktayız. 

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var? 
Derneğimizin bir Facebook sayfası var gittikçe katılım ve ilgi artıyor. Şu anda bu sayfadan yoğunluklu olarak üyelerimizle etkileşimde bulunabiliyoruz. Daha çok mesleki etkinlikler, duyuru ve dernek faaliyetleri için bilgilendirme yapılıyor. Ancak sosyal medyada halkın radyolojiye olan ilgisi üzerinden tanıtım, eğitim ve bilgilendirme amaçlı bir başka sayfanın da açılmasını planlamaktayız.

İletişim bilgileriniz nelerdir? 
http://www.turkrad.org.tr/
Continue Reading

SAĞLIKTA ŞİDDETE BRANŞ OLARAK EN ÇOK BİZ MARUZ KALIYORUZ

Göğüs Hastalıkları uzmanlarının riskli girişimsel işlemler yaptığını belirten Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Doç. Dr. Filiz Koşar, “En büyük sorunumuz son yıllarda Göğüs Hastalıkları uzmanları ve Göğüs Cerrahlarının şiddete maruz kalmış, katledilmiş olmasıdır” dedi.


Akciğer ile ilgili bir durum olduğunda soluğu Göğüs hastalıkları uzmanlarında alıyoruz. Rahat nefes almanın ne derece kıymetli olduğunu da KOAH, Akciğer Kanseri, Tüberküloz, Astım gibi hastalıkları yaşayanlar bilir. Bu alan yan dalları ile yükselen bir branş olsa da ülkemizde şu an için hakkettiği yerde görünmediğini söyleyen Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Doç.Dr. Filiz Koşar, sağlıkta şiddete en çok maruz kalan branş olduklarını dile getirdi. 

Koşar, Göğüs Hastalıkları uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı.

Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız?
Batı ülkelerinde 20. Yüzyılın başında “fitizyolog” olarak adlandırılan verem hekimliği, 1960’larda “göğüs hastalıkları” uzmanlığına, 1990’ların ortasından itibaren “göğüs hastalıkları ve yoğun bakım uzmanlığına” dönüşmüş olup, Türkiye’de ise 1949’da Fitizyoloji uzmanlığının Sağlık Bakanlığınca bağımsız bir uzmanlık dalı olarak kabul edildiği görülmektedir. 1961’de isminin Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz, 2002’de ise Göğüs Hastalıkları olarak değiştiği izlenmektedir.

Derneğin kuruluş hikayesini anlatır mısınız? Kaç üyesi var ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) 22 Haziran 1970 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Göğüs Hastalıkları Uzmanlık alanında temel bilimler ile kliniği bir araya getiren ulusal, mesleki ve bilimsel ilk uzmanlık derneğidir. 1978 yılında da  “kamu yararına dernek” unvanını almıştır. Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği’nin ilk başkanı bugün aramızda olmayan,  İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Meliha Terzioğlu bu görevini 24 yıl sürdürmüştür. TÜSAD’ın tarihi; Meliha Terzioğlu dönemi, alanımızda faaliyet gösteren ikinci bir uzmanlık derneğinin kuruluşu ve ülke çapında örgütlenmesi ile ortaya çıkan durağanlık  süreci ve 2000 yılı sonrasında derneğin yönetim kadrosunun revize edildiği, genç ve dinamik kişilerin derneğe kazandırıldığı ve derneğin tüm ülkeyi kapsayacak biçimde yeniden yapılandığı değişim ve diriliş dönemi olarak özetlemek sanırım en kısa ve öz aktarım olacaktır. Üye sayımız 3 bin 11’dir. İstanbul’daki Genel Merkezimiz dışında Ankara ve İzmir şubelerimiz bulunmaktadır. 

Derneğin ana hedefi; “Toplumsal ve mesleki eğitimi ve araştırmaları destekleyerek Türk halkının akciğer sağlığını korumak” olarak belirlenmiştir. Bu yıl 37.sini gerçekleştirdiğimiz olağan yıllık ulusal kongre dışındaki tüm eğitim etkinliklerimizi TÜSAD Akademi çatısı altında yürütmekteyiz ki bunlar uygulamalı kurslar, sempozyumlar, bölgesel toplantılar, TÜSAD Kampları olarak örneklenebilir. 

45. yılımızda gururla sunduğumuz bir diğer yeniliğimiz de “Solunum 365“ adı altında modüller ve modül içi derslerden oluşan, üyelerimizin evden istediği kadar izleyip, STE/SMG kredi puanı ve nefes puan alabildiği online eğitim projesidir. Bunların dışında halka yönelik farkındalık ve bilgilendirme toplantıları, broşürler, üyelerimize ücretsiz olarak basılı malzeme veya online şekilde ulaştırılan eğitim serisi kitapları, bültenler ve rehberler sayılabilir. En yeni ve en çok önem verdiğimiz desteklerden biri özellikle akademik çalışmaları sırasında asistan ve genç akademisyen üyelerimize verdiğimiz istatistik ve İngilizce makale yazım desteğidir. 

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden?
TÜSAD bir uzmanlık derneği olmanın sorumluluklarını her alanda idrak etmiş, yerine getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir. 45 yıllık nitelikli,  kapsamlı ve tecrübeli kurumsal birikimi ile her üyesine kendi istediği platformlarda yer bulabilmesi adına yönetim tarafından her türlü desteğin verildiği bir sivil toplum kuruluşudur. Günümüzde Göğüs Hastalıkları camiasının gelişmesinde ve bugün kıdemli hoca niteliğindeki pek çok akademisyenin yetişmesinde bir okul görevi görmüştür. Halen görevde olan Merkez Yönetim Kurulumuz, çalışma döneminin başında tamamen bağımsız bir araştırma şirketi tarafından yönetilmiş olan ve bir uzmanlık derneği tarafından ilk defa uygulanan “Kurumsal Algı“ çalışması gerçekleştirmiştir. Bu çalışmanın çok rafine sonucunu söylemek gerekir ise“ TÜSAD, yıllık ulusal kongrelerin mesleki açıdan katkısı, şeffaf dernek yönetimi, uzmanlık alanında çalışan kişileri kapsayıcı özelliği, ulusal mesleki dernekler ile ortak ve uzlaşmacı çalışmaları ile ön planda dururken, üyeleri tarafından etik, itibarlı, vizyoner, kaliteli hizmetler sunan, uzmanlık alanına mesleksel ve kişisel katkıda bulunan bir dernek“ olarak algılanmaktadır. 

Yeterlik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Türk Göğüs Hastalıkları Yeterlik Kurulu (TGHYK) 2000 yılından bu yana Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) ve Türk Toraks Derneği’nin  eşgüdümü içinde faaliyet göstermekte ve 2002 yılından bu yana yeterlik sınavlarını yapmaktadır. Aynı alanda çalışan birden fazla UDEK (Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu) üyesi dernek bulunması durumunda tek Yeterlik Kurulu kuralı olması nedeniyle, bu duruma güzel ve verimli bir örnek teşkil etmesi açısından da önemlidir. Yeterlik Kurulumuz yalnızca sınav değil, eğitim birimlerinin akreditasyonu, resertifikasyon çalışmaları, online asistan gelişim sınavları gibi ulusal düzeyde birçok yeterlik kurulu için örnek alınabilecek faaliyetleri de başarılı bir biçimde yürütmektedir. 

Yeterlik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı? 
Yeterlik sınavlarımız, her yıl dönüşümlü olarak derneklerimizin kongreleri sırasında iki aşamalı olarak yani önce yazılı ve yazılı sınavı geçenlerin girebildiği Nesnel Yapılandırılmış Klinik Sınavlar-NYKS (objective structured clinical examination-OSCE) tipi sözlü sınavlar biçiminde olmaktadır. 2002 yılından bu yana 202 meslektaşımız sınavla Yeterlik belgesi almaya hak kazanmıştır. 

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz?
Halen TGHYK tarafından 2009 yılında oluşturulan ve Göğüs Hastalıkları uzmanlık eğitimi için bir çerçeve program niteliği taşıması amacıyla hazırlanan “Göğüs Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Programı“ elimizde mevcut olup, bu kaynaktan büyük ölçüde yararlanılmak suretiyle hazırlanmış olan diğer bir Çekirdek Müfredat programı da TUKMOS (Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Sistemi) tarafından 4/6/2013 tarihinde yayınlanmıştır. Her iki programın da mevcut koşullar ve güncel çalışma biçimine göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. 

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz?
Mevcut olan Çekirdek Müfredat Programı bir çerçeve programdır ve aslında her eğitim kurumunun kendi durumuna uygun olarak bu programı şekillendirmesi, kendi koşullarına uygun olarak revize etmesi gerekir. Aslında uzmanlık eğitimi veren farklı kurumlarda koşullar bölgesel ve kurumsal olarak değişkenlik göstermektedir. Örneğin Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde hizmet yükünün aşırı olması, performans kaygısı, asistan sayısının yeterli olmaması, eğitimde aktif rol oynaması gereken kişilerin hizmet yükü nedeniyle bu görevi gereği gibi yerine getirememesi gibi olumsuzluklar yaşanır iken, periferde öğretim üyesi sayısı azlığı ve eğitim konusunda deneyimsiz olması gibi nedenlerle programın her eğitim kurumunda tam olarak uygulandığı söylenemez. Bu konuda Yeterlik Kurulumuz, Akreditasyon çalışmalarını başlatmış olup halen yedi kurum akredite edilmiştir ve sırada olan kurumlarımız da vardır. 

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
Türkiye’de Göğüs Hastalıkları Uzmanlık Eğitimi verilen kurumlarda, gerek teknik olanaklar, gerek eğitici sayısı ve uygulamaları, gerekse eğitim programı yönünden büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle soruyu günümüz koşulları göz önüne alınarak cevaplamaya çalıştığım taktirde ne yazık ki cevabım hayır olacaktır. Ancak her eğitim biriminde olması gereken eğitici sayısı ve niteliği, alt birimlerin ( uyku, yoğun bakım, girişimsel bronkoskopi, tüberküloz vb) bulunmuyor olması, hizmet yükü ve beceri geliştirme/pratik uygulama imkanı farklılığı gibi eşitsizlikler kurumlar arası paylaşım ve iletişim ile belli bir düzeyde giderilebilir ki burada  TGHYK eğitim birimlerinin akreditasyonu, asistan gelişim sınavları, standart eğitim programlarının oluşturulması ve asistan karnesi  uygulamasının teşviki ile son derece önemli bir misyonu yerine getirmeye çalışmaktadır. 

Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz? 
Göğüs hastalıkları uzmanlığı Dahili Tıp Bilimleri içerisinde yer almasına karşın girişimsel işlemlerin de yer aldığı ve yan dal ihtisası imkanlarının da giderek arttığı yükselen bir branş olmaya devam etmektedir.  

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Aslında yalnızca Göğüs Hastalıkları özelinde değil, tüm meslektaşlarım açısından söylemem gerekir ise hasta ve hasta yakınlarından beklentimiz öncelikle doktorların ve hatta sağlık personelinin de ölümlü birer insan olduğu, insani duygu, düşünce ve gereksinimlerinin olabileceği ve bu biçimde kabul edilip saygı ve olması gereken anlayış gösterildiği taktirde kendilerine çok daha iyi bir sağlık hizmeti sunabilecekleri gerçeğini anlamalarıdır. 

Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir?
Bu konuda en büyük sorunumuz ve belki de en büyük şanssızlığımız son yıllarda Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahlarının şiddete maruz kalmış, katledilmiş olmasıdır. Bu noktada Göğüs Hastalıkları ve Göğüs cerrahisi alanında mesleğini icra ederken öldürülen meslektaşlarımız olan; Prof. Dr. Göksel Kalaycı, Uz.Dr. Ali Menekşe, Op. Dr.Ersin Aslan ve Op. Dr. Kamil Furtun ve tabii diğer bütün meslektaşlarımı rahmetle anıyoruz. Performansa Dayalı Sağlık Hizmetleri’nin benimsendiği ülkemizde, Göğüs Hastalıkları branşı bir seri riskli girişimsel işlemleri yapıyor olmasına karşın, mevcut durumda döner sermayeden en düşük performans puanlarını almakta ve dolayısıyla düşük döner sermaye gelirine sahip uzmanlık dallarından biri olmaya devam etmektedir. Bu açıdan Göğüs Hastalıkları her ne kadar tüm dünyada gerek hastalıklarının yükü (KOAH, Akciğer Kanseri, Tüberküloz, Astım gibi) gerekse yan dalları ile yükselen bir branş olsa da ülkemizde şu an için hakkettiği yerde görünmemektedir. 

Branşınızın günümüzdeki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son gelişmeler nelerdir?
Göğüs Hastalıkları uzmanlık alanında son yıllarda pek çok ana dalda olandan çok daha fazla değişim ve gelişmeler olmaktadır. Yeni tanı ve tedavi yöntemleri ve bunlara paralel olarak yan dalların sayısı artmakta ve artmaya da devam edecek gibi gözükmektedir. Göğüs Hastalıkları Uzmanlığı, ülkemizde Amerika ve Avrupa’daki birçok ülkedekinden farklı olarak İç Hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir uzmanlık eğitimi olmayıp bağımsız ayrı bir ana bilim dalıdır. Dünyada yan dalları ile yükselen bir branş olan Göğüs Hastalıklarının özellikle yurtdışında (ABD, Kanada ve birçok Avrupa ülkesinde) birçok yan dalı bulunmaktadır. Bunlar arasında İç Hastalıkları ve Göğüs Hastalıkları yaptıktan sonra yapılabilen Yoğun Bakım (1-2 yıllık eğitim), Uyku Bozuklukları (1 yıllık eğitim), Torasik Onkoloji (Akciğer kanseri kemoterapisi ve takibi-1 yıllık eğitim), Meslek Hastalıkları (1 yıllık eğitim), Alerji-İmmunoloji (1-2 yıllık eğitim), Girişimsel Pulmonoloji (stent, lazer tedavisi, bronkoskopi ileri uygulamalar-1 yıllık eğitim) sayılabilir. Ülkemizde bu Göğüs Hastalıkları yan dallarından şuan için kabul görenler Yoğun Bakım (Göğüs Hastalıkları üzerine 3 yıllık eğitim), Meslek Hastalıkları (Göğüs Hastalıkları üzerine 3 yıllık eğitim), İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları (Göğüs Hastalıkları üzerine 3 yıllık eğitim)  olarak sayılabilir.

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerek kronik hastalıkların artışı, gerekse ortalama yaşam süresinin artışı gibi nedenlerle Göğüs Hastalıkları alanında uzman gereksinimi aslında bilinenden daha fazladır. 

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz?
Amerika, Avrupa ve bölgemizdeki solunum dernekleri ile mümkün olduğunca iletişim ve etkileşim içinde olmaya gayret ediyoruz. SOLUNUM 2015’de ERS Gelecek Başkanı Mina Gaga’yı ve MEA (Middle East and Africa) Bölgesindeki Dernek temsilcilerini kongremizde ağırladık.  CHEST ile uzun yıllara dayanan bir işbirliğimiz var. Alanımızdaki ilk dünya kongresi olan 17. Asya Pasifik Kongresini 2003 yılında CHEST ile birlikte başarı ile gerçekleştirdikten sonra benzer işbirlikleri devam etti.  En son TÜSAD desteğinde, EABIP ile birlikte organize edilen 2nd European Congress for Bronchology and Interventional Pulmonology (ECBIP, 27-30 Nisan 2013 – İzmir) kongresi, Avrupa ölçekli önemli bir kongre olarak ülkemizde gerçekleştirildi. TÜSAD ve ISAM (International Society for Aerosols in Medicine ) tarafından ortaklaşa düzenlenen  “Basic Principles and Clinical Applications of Aerosol in Medicine“  sempozyumu 02 Ekim 2013’de Çeşme’de düzenlendi. Dış İlişkiler Komitesi üyemiz Doç. Dr. Semra Bilaçeroğlu bu yıl yani 2016’da, European Association for Bronchology and Interventional Pulmonology (EABIP)’in Başkanlık görevini devralacak. Son üç yıldır düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz COPD İstanbul toplantısını 2017 yılında Yunanistan ve İtalya Göğüs Hastalıkları Dernekleri ile birlikte yapmayı planlamaktayız.

Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? Varsa nelerdir?
Tabii ki çok taktir ettiğimiz, örnek aldığımız ve benzerlerini uygulamayı hedeflediğimiz birçok çalışma var. 

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Bu konuda son 1,5 – 2 yıl önce düşünüp başlattığımız, her geçen gün biraz daha geliştirdiğimiz çok güzel bir projemiz var: TÜSAD – GEAK (Genç Akademisyenler) Projesi.
Bu proje üyelerimizin özellikle sahada yalnız çalışan, başında deneyimli bir hocası olmayan kendi imkanları ile akademisyen olma hedefi olan genç üyelerimizin çalışmalarına destek olmak için başlatıldı. Göğüs Hastalıkları Uzmanı olduktan sonra Üniversite ve Eğitim hastanelerinde eğitici olarak görev almak isteyen ya da diğer sağlık kuruluşlarında görev alsalar da akademik çalışmalar yapmak isteyen  meslektaşlarımız bu grupta çalışma fırsatı buluyorlar. Bilimsel çalışma  takımları oluşturmanın yanı sıra derneğimizin  ülkemiz genelinde faaliyetlerini sürdürmesinde de görev alıyorlar. Periferdeki üyelerin sorunlarını merkeze iletmek, dernek faaliyetlerinin duyurulmasını sağlamak, bölgesel toplantıları organize etmek, toplantılara etkin katılımı sağlamak, çok merkezli Klinik araştırmalar yapmak ana hedeflerimiz. Her biri bölgelerindeki hekimlerle iletişim kurarak yapılması gereken kurs, panel, sempozyum gibi  faaliyetlerin  o bölgedeki üyelerimizin ihtiyaçlarına göre  belirlenmesini sağlıyorlar. Çok merkezli araştırmaların planlanması, yürütülmesi ve sonlandırılması sürecinde öncelikle araştırma yöntemi ve istatistik analiz konularında eğitimlerinin eksikliğinin giderilmesini amaçladık. Geçtiğimiz yıl yani 2015 yılı Mayıs ayında İstanbul Büyükada’da bir hafta sonunu kapsayacak biçimde bilimsel araştırmalarda planlama ve istatistik analiz yöntemleri konulu bir arama toplantısı düzenlendi.

Genç akademisyenlerin  bu konudaki talepleri belirlendi. Ardından Ulusal Kongremiz sırasında  bir kurs düzenlendi. Başlangıçta GEAK üyelerini belirlerken bölgesel temsilcilik özelliği de dikkate alınarak davet   yöntemini belirlemiştik. Ancak ikinci yıla girdiğimizde gruba katılmak isteyen çok sayıda TÜSAD üyesi oldu. Her şeyden önemlisi ülkemizin dört bir yanında kendi çalışma koşullarının rutini içinde zorlanan  üyelerimiz nitelikli ve verimli bir  ortamda diyalog ortamı sağlandığı için biz de mutlu olduk.

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Bu çalışmalar ile eş zamanlı olarak çok merkezli çalışmalar yapmaya başladık,  bunlardan ilki tamamlanarak SCI de taranan bir dergide yayınlandı. KOAH konulu ikinci çalışma 35 merkezde üyelerimizin katılımı ile veri toplama aşaması bitti ve analiz aşamasına geçildi. Bu yıl içinde sonuçların yayınlanması planlandı. Önümüzdeki günlerde yeni klinik çalışmaların başlatılması için çalışmalar sürüyor.

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
TÜSAD olarak bu yıl 45. Yılımızda 37.Ulusal Kongremizi gerçekleştirdik. Her yıl kendi kendimize şu sözü veriyoruz: Bu yıl çok iyiydi, ama gelecek yıl daha da iyi olacak. Yani aslında sadece kendimizle yarışıyoruz demek daha doğru olur. Bu yıl alanımızda en geniş katılımlı kongreyi gerçekleştirdik. Artık TÜSAD kongreleri bir marka haline geldi ve tabii ki bunun arkasında yılların getirmiş olduğu kurumsal bir hafıza ve alışkanlıklar, güçlü bir ekip, bu ekibi her daim destekleyen Merkez Yönetim Kurulumuz ve en önemlisi de bize inanan, güvenen ve güç veren Göğüs Hastalıkları camiası var. Bu yıl da yine kongremizin bilimsel içeriği en çok beğeni toplayan kısmı oldu. Aslında bu içeriği oluşturur iken bizim en önem verdiğimiz nokta sahada çalışan meslektaşlarımızın günlük meslek pratiğinde gereksinim duyabilecekleri güncel bilgileri onlara mümkün olduğunca interaktif biçimde sunabilecek bir program olması. Konuşmacıların da yine mümkün olduğunca genç, heyecanlı ve istekli, bu konuda deneyimi olan akademisyen arkadaşlarımızdan olmasına özellikle önem veriyoruz ve istiyoruz. TÜSAD’da kendisini bilgi ve deneyimleri ile ifade etmek isteyen herkes görev alabilir, çalışabilir, bilgilerini ve deneyimlerini paylaşabilir.

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Sağlık ile ilgili her türlü haber hangi kesimden olursa olsun tüm toplumun ilgisini çekmekte ve insanlar bu haberleri her zaman ilgi ve dikkatle takip etmektedirler. Bu nedenle toplumun her kesimine ulaşabilecek biçimde ve en önemlisi doğru, yeterli ve uygun düzeyde bilginin verilmesi çok önemlidir. Ancak ne yazık ki kimi zaman doğru olmayan, eksik veya sansasyonel, gizlilik ilkesine dikkat edilmeyen, uygun ve yeterli kaynaklardan alınmamış ve halkın yanlış yönlendirilmesi ve bilgilenmesine neden olan haberleri hep birlikte okumaktayız. İşin en olumsuz yönlerinden biri de doğru bilgilendirme yapılmayan halkın tepkisinin de sağlık personeline karşı şiddete dönüşmesi biçiminde ortaya çıkmasıdır. 

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz?
Yeterli bir araştırma, doğru bilgiye ulaşma, doğru bilgiyi tarafsız olarak aktarma, gereksiz umut vadeden mucizevi yöntemlerin abartılı olarak aktarılmaması önemli. Özel hayata ve hasta gizliliğine saygı gösterme, yaşanan olumsuzlukları aktarmak gerekiyor ise tarafların hepsinin objektif olarak dinlenmeli. Aktarımların objektif olarak yapılması, sistemden kaynaklanan eksiklik, aksaklık ve hataların sorumlusu olarak sağlık personelinin sorumlu tutulmamasına ve hedef gösterilmemesine hassasiyet gösterilmesini bekliyoruz. 

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz?
Derneğimizin basın ve sağlık haberciliği konusunda gerektiğinde profesyonel olarak destek aldığı danışman şirketleri var. Bizler yani yönetim kademesindekiler bu konuda daha önce detaylı bir eğitim almamış olsak bile bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyor olmanın sorumluluğu ile bu yönümüzü geliştirmeye çalışıyor ve bu konuda eğitim desteği alıyoruz. Dernek sekreterimizi Yıldız Teknik Üniversitesi’nin yapılandırılmış bir medya ve iletişim konulu eğitimine yolladık. Zaten her aktivitenin içinde bir kişi olarak “mutfakta pişenleri aynı zamanda servis etmeye” de gayret ediyor. 

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Bu alandaki en son ve bizce en önemli projemiz “KOAH Hastaları Derneği“ oldu ki, Göğüs Hastalıkları alanında ilk dernektir. 19 Aralık 2015 te ilk genel kurulumuzu Ankara’da yapacağız. Dernek Yönetim Kurulumuzun çoğunluğu hastalardan veya hasta yakınlarından oluşmakta. Bizler TÜSAD olarak bu kardeş derneğe her alanda destek olmaya devam edeceğiz ve birlikte çalışacağız. 

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var?
Düzenlediğimiz bilimsel etkinliklerin lansmanlarında ve derneğimizin bilimsel faaliyetlere yönelik desteklerinin üyelerimize duyurulmasında sosyal medyayı kullanmaktayız. Kamu yararına bir dernek olarak alanımızdaki özel günlerde diğer sağlık otoriteleri ve mahalli idarelerle işbirliği içinde yürüttüğümüz halka yönelik farkındalık toplantılarının daha geniş kitlelere ulaştırılmasının sağlanmasında bu kanalları aktif olarak kullanmaktayız. Sosyal medya alanındaki tüm gelişmeleri bu alanda çalışan profesyonel bir firmadan destek alarak tüm sosyal platformlarda paylaşımlarımızı daha da arttırmayı hedefliyoruz.

İletişim bilgileriniz nelerdir?
TÜSAD Genel Merkezi 
Kozyatağı Mh. Sümko Sitesi
M7-A Blok K:10 D:41 Kadıköy / İstanbul
Tel(216) 410 22 58 – 59 
Tel : (216) 410 22 60
Mail: info@solunum.org.tr

TÜSAD Ankara Şubesi 
Mustafa Kemal Mh. 2132. sok. 
Ege apt. 9/6 Çankaya/ANKARA
Tel: 312 219 42 99  
Faks: 312 219 42 99
GSM: 0533 399 7276
tusadankara@solunum.org.tr
Continue Reading

“ÇOCUK NÖROLOJİSİ HASTA POTANSİYELİ YÜKSEK BİR ALAN”

Çocuk Nörolojisinin, Pediatri içerisindeki en köklü ve en önemli yan dal uzmanlık alanlarından biri olduğunu belirten Türkiye Çocuk Nörolojisi Dernek Başkanı Prof. Dr. Kürşad Aydın, “Yeniliklere açık, hasta potansiyeli yüksek, mesleki tatmin hissi üst düzeyde bir branştır” dedi.


Çocuklar en değerli varlıklarımız. Büyüme süreçlerinde yaşadıkları her süreç de çok önemli. Durum böyle olunca, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı birçok branşa göre zorlu bir eğitim ve çalışma hayatını da beraberinde getiriyor. Ancak hem mesleki tatmin hem de gelişmelerle bu alana ilgi artıyor. Eğitimle ilgili amaçlarını büyük oranda yerine getirdiklerini söyleyen Türkiye Çocuk Nörolojisi Dernek Başkanı Prof. Dr. Kürşad Aydın, “Her yıl yapılan ulusal kongremiz içerisinde yeterlilik sınavı yapılmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 160 uzman bu yeterlilik sınavına katılarak, başarılı olmuştur” diye konuştu. 

Aydın, Çocuk Nörologlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı. 
Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneğinin oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? 
Dünyada 1950’li yıllardan sonra ülkemizde ise Çocuk Nörolojisi 1960 yılından beri bağımsız bir bilim dalı olarak hizmet vermektedir.  1963 yılından itibaren eğitim verilmeye başlanmış, 1973 yılından itibaren de Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmıştır. 

Derneğin kuruluş hikayesini anlatır mısınız?  Kaç üyesi var ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Branşlaşma ve dernekleşme çalışmaları ilk kez Ankara’da Profesör Dr. Yavuz Renda ve Profesör Dr. Kalbiye Yalaz, İstanbul’da ise Prof. Dr. Selçuk Apak tarafından yürütülmüş ve 1980 yılında Çocuk Nörolojisi Derneği kurulmuştur. Halen 220 üyesi bulunan derneğin esas faaliyet amacı alanında eğitim çalışmalarını destekleyerek eğitim standardizasyonunu geliştirmek, ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılar düzenlemek, genç araştırmacıları desteklemek olarak özetlenebilir.

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? 
Eğitimle ilgili amaçlarını büyük oranda yerine getirdiği söylenebilir. Ancak eğitim süreleri, eğitim verebilecek kurumların yeterliliği, kadro ve standartları çoğunlukla uzmanlık derneklerinin görüşü alınmadan Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenebiliyor.

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Derneğimiz eğitici kadrosu içerisinden oluşturulmuş yeterlilik komisyonu tarafından, yine eğiticilerden elde edilmiş soru bankasından hazırlanmış sorular ile gerçekleştirilmektedir.

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı? 
Her yıl yapılan ulusal kongremiz içerisinde yeterlilik sınavı yapılmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 160 uzman bu yeterlilik sınavına katılarak, başarılı olmuştur.


Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? 
Müfredatımız ve eğitim koşullarımız Amerika ve Avrupa programlarına benzer şekilde hazırlanmış ve Avrupa Çocuk Nörolojisi Derneği (EPNS) eğitim komisyonu tarafından denetlenmiş ve onaylanmıştır.    

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz?
Büyük oranda uygulandığını düşünmekle birlikte, genel anlamda ülkemizdeki eğitim kadro ve standardizasyonundaki aksaklık ve hızlı değişkenlikler bizim alanımıza da olumsuz yansıyabiliyor.

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
Bunu sağlamak için dernek olarak başlıca temel alanlarda sürekli ve güncel eğitim programları ve kurslar düzenlemekteyiz. Her üye bu kurslara katılmak durumundadır.

Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz?
Pediatri içerisinde en köklü ve en önemli yan dal uzmanlık alanlarından birisidir. Yeniliklere ve gelişmelere açık, hasta potansiyeli yüksek, mesleki tatmin hissi üst düzeyde bir branştır. 

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Genel olarak zor hastalıklarla uğraşılan bir alan olduğu için, aileler açısından da önemli zorluklar içermektedir. Sabırlı ve ümitle emeklerinin karşılığını alabileceklerini belirtmek isterim.


Bu branşın hekimlerinin yaşadığı sorunlar nelerdir?
Tanı ve tedavi süreçlerini yönetmek için önemli teknolojik cihaz, laboratuvar ve altyapı gerekmektedir. Her kurum ve hekimin bu imkanlara sahip olamaması hizmet standartlarını olumsuz etkileyebilmektedir.

Branşınızın günümüzdeki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Aslında tıp alanında diğer branşlarda olduğu gibi bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel bizim alanımızda da önemli gelişmeler olmaktadır. Genetik alandaki gelişmeler en önde gibi görünüyor. Geçmiş yıllarda tanı konulamayan ve tedavi edilemeyen pek çok hastalık genetik alandaki gelişmelerle çözümlenme imkanına kavuşmuştur.

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz?
ILAE (Uluslararası Epiepsi ile Savaş Derneği), ICNA (Dünya Çocuk Nörolojisi Derneği), EPNS (Avrupa Çocuk Nörolojisi Derneği) ve AOCNA (Asya-Okyanusya Çocuk Nörolojisi Derneği) gibi derneklerle yakın işbirliği içerisindeyiz ve ortak bilimsel toplantılar düzenlemekteyiz.
Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? 
Özellikle araştırma fonları ve destekler çok daha iyi durumda ve daha yüksek bütçeli destekler sağlanmakta. Ancak ülkemizde de Çocuk Nörolojisi alanında bilimsel çalışmalarımız uluslararası standartlarda sürdürülmektedir.

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantı düzenlemek ve katılımlarını sağlayarak destekliyoruz.

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Epilepsi ve kas hastalıklarının tedavisinde yeni ilaç geliştirme çalışmaları, tüm gen dizileme yöntemiyle yeni hastalıklar tanımlanması veya yeni genlerin bulunması, bazı nörometabolik hastalıklarda enzim ve gen tedavilerinin geliştirilmesi sayılabilir. 

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Güncel ve yeni gelişmeleri gündeme taşımak, nadir hastalıklar yanında sık görülse de önemli sorunları tartışmaya açmak ve fikir alışverişinde bulunmaya imkan sağlıyoruz. Ayrıca genç araştırıcıların sunumlarına yer veriyoruz. 

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Sağlık haberleri toplum sağlığı ve sağlığın geliştirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde de sağlık haberleri genel olarak büyük ilgi görmekte ancak çoğu kez bu fırsat olumsuz kullanılmaktadır. Bu durumu üç boyutta ele almak gerektiğini düşünüyorum. Birincisi bilimsel gelişmelerle ilgili olanlar genellikle abartılı sunulmakta, gerçekçi olmayan beklentiler veya hayal kırıklıkları oluşturulmakta. Sağlık profesyonelleri ile ilgili olanlar ise kurumsal olmaktan ziyade medyatik hekimler üzerinden, popülist söylemler veya reklam amacı güder şekilde olmaktadır. Hastalarla ilgili olanlar ise genellikle ön yargılı, gerçekten uzak ve hekimleri suçlayıcı bir tavırda sunulmaktadır.

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz?
Branşımızın epilepsi, otizm ve serebral palsi gibi sık görülen ve toplumsal boyutları da önemli konuları hakkında farkındalığı artıracak çalışmalarda bulunmaları yararlı olabilir.

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz?
Dernek web sayfamızda aileler için bilgilendirme çalışmalarımız var.

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Bilimsel toplantıların dışında hasta ailelerine yönelik ulusal ve bölgesel toplantılar, resim yarışmaları gibi aktivitelerimiz olmaktadır.

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var?
Derneğimize ait Facebook sayfası bulunmakta, burada bilimsel duyuru ve paylaşımlar yanında sosyal paylaşımlarda yer almaktadır.

İletişim bilgileriniz nelerdir?
Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği www.cnd.org.tr 
Continue Reading

MESLEKİ BİR UZMANLIK DERNEĞİNİN SINIRLARI NE OLMALI?


Göğüs Hastalıkları alanında da umut verici gelişmeler olduğunu belirten Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, “Bu gelişmelerin çoğu tanı ve tedavi yöntemleri hakkındadır. Ama akciğer kanseri, KOAH, tüberküloz, astım gibi sık görülen göğüs hastalıklarının ana nedenleri olan sağlıkta eşitsizlik, sağlığın sosyal bileşenleri konusunda da çalışmalar devam etmektedir” dedi. 

Kronik hastalıklar öncelikle iyi bir hekim-hasta ilişkisi gerektirir Bu da karşılıklı güven ve işbirliği ile mümkündür. Genelde hekimliğin, özelde göğüs hastalıkları uzmanlığının uzun bir eğitimden sonra yapılan mesleklerden olduğunu söyleyen Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, “Öznesi insan olan bu meslekte hastalarımızın bizleri sağlıklarını koruyan ve sağlıklarının güvende olması için fedakarlıkla çalışan kişiler olarak görmeleri bizlerin mesleğimizi gönül rahatlığıyla yapmamıza katkı sağlayacaktır” diye konuştu. 

Yorgancıoğlu, Göğüs hastalıkları uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı. 

Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız? 
Göğüs Hastalıkları branşının 19 Ocak 1949 yılında İç Hastalıkları Anabilim Dalından ayrılması ile ilgili görüşme Veremle Savaş İstişare Komisyonu Toplantısında başlamış, 12 Şubat 1949 da tüzük değişikliği ile veremle ilgilenen Ftizyoloji Bölümü 3 yıllık eğitimi ile ayrı bir Anabilim dalı olmuştur. 28 Aralık 1955 “Tababet İhtisas Nizamnamesi’nde” göğüs hastalıkları uzmanlığı yalnız tüberkülozu değil bütün akciğer hastalıklarını kapsayacak şekilde “Göğüs Hastalıkları” adı ile ayrı bir dal olarak tanımlanmış ve eğitim süresi 4 yıla çıkarılmıştır. 17 Ağustos 1962’de yeni Tababet Uzmanlık Tüzüğünde adı “Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz (Ftizyoloji)” olarak tanımlanmıştır. 5 Nisan 1973 de “Ftizyoloji” ibaresi isimden çıkarılmıştır. 31 Aralık 2009 da “Göğüs Hastalıkları” adını almış ve uzmanlık eğitim süresi olarak belirlenen 5 yıl değiştirilerek 4 yıl olarak belirlenmiştir. Ülkemizde 64 Üniversite ve 4 Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde uzman hekim yetiştirilmektedir.

Derneğin kuruluş hikayesi ile üye sayınız ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Toraks Derneği üç yıllık çalışma sonunda Aralık-1992 de kurulmuştur. Ülkemizin dünya standartlarında bir göğüs hastalıkları derneğine ihtiyacı olduğunu düşünen başta Prof. Dr. Y. İzzettin Barış ve Doç. Dr. Ali Kocabaş olmak üzere, o dönemde ülkenin birçok genç uzman ve kıdemli hocaları, çeşitli vesilelerle bir araya gelerek dernekleşme toplantıları düzenlemişlerdir. Bu süreçte daha sonra Adana’da düzenlenen bir Tüberküloz çalıştayı ile tüm kurucu ekip bir araya gelerek, kuruluş son aşamasına gelmiştir. Derneğimizin 4467 üyesi olup Türkiye’nin en büyük göğüs hastalıkları uzmanlık derneğidir. Derneğimiz Şubelere (15 Şube) ve il temsilciliklerine (81 İl temsilcisi) bölünerek Türkiye’deki tüm üyelerine ulaşmayı hedeflemiştir. Bilimsel faaliyetlerini göğüs hastalıkları ile ilgili 18 çalışma grubu oluşturarak devam etmektedir. Yılda bir Kongre, bir sempozyum, onlarca eğitim kursu, dünya günleri, halk bilinçlendirme çalışmaları ve şubelerin aylık bilimsel ve sosyal etkinlikleri ile faaliyetlerini sürdürmektedir. Uluslararası platformda, dalı ile ilgili ülkemizi en iyi şekilde temsil etmekte, birçok konuda liderlik etmektedir. Basılı eğitim materyalleri arasında dergiler, kitaplar, rehberler, cep rehberleri, hasta eğitim serileri bulunmakta ve üyelerine ücretsiz ulaştırmaktadır.

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden? 
Pek çok derneğin bu misyonu yeterince yerine getiremediğini düşünüyoruz. Bunun için çok iyi bir örgüt yapısı, demokratik ve şeffaf bir yönetim gerekmektedir.  Sadece hastalık alanında değil koruyucu hekimlik, üyelerin özlük haklarını savunma,  kamu sağlığı politikalarına katkıda bulunma ve uluslararası arenada var olma bunlar için gereklidir.
Türkiye’de Göğüs Hastalıkları için değerlendirecek olursak derneğimizin misyonlarını yerine getirme açısından aynı kulvardaki derneklerden bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz.

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Türkiye’de Göğüs Hastalıkları Uzmanlık Dernekleri bir araya gelerek “Board” sınav yönetmeliği ile her yıl göğüs hastalıkları kongrelerinde yazılı ve pratik uygulama ile sınav yapmakta, eğitim veren hastanelerin akreditasyonunu sağlamaktadır.
Türk Toraks Derneği (TTD) ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TUSAD) tarafından ortaklaşa olarak 2000 yılında kurulan Türk Göğüs Hastalıkları Yeterlik Kurulu  (TGHYK), Türkiye’de göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimini iyileştirmek, düzeyini yükseltmek, uluslararası ve ulusal standartlara uygun hale getirmek amacıyla Türkiye’de kurulan üçüncü yeterlik kuruludur. Yeterlilik sınavları da TGHYK tarafından yürütülmektedir. 2002 yılından beri her yıl yapılmaktadır. Türk Göğüs hastalıkları Yeterlik sınavı, yazılı ( test ) ve uygulamalı sınav olarak iki bölümden oluşmaktadır. OSKE sitem bazlıdır. Ayrıntılı bilgi http://www.tghyk.org/?p=hakkinda web sayfasından edinilebilir.

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı? 
Yeterlilik sınavları ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://www.tghyk.org/?p=hakkinda web sayfasından ulaşılabilir. 
TGHYK Yeterlik (BOARD) belgeli uzmanların listesine http://www.tghyk.org/?p=uzmanlar linkinden web sayfasına gidilerek ulaşılıp yıllara göre ulaşılabilir. 
Bugüne kadar toplam 202 kişi sınava girerek yeterlik belgesi almıştır.

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz?
TGHYK tarafından 2003 yılında ilk ulusal çekirdek müfredat hazırlanmış ve Bakanlığa sunulmuştur. Temmuz 2005’de ülkemizde uzmanlık eğitiminin durumu ve mevcut sorunları belirlemek amacıyla, göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimi veren kurumlara yönelik bir anket çalışması yapılmış ve bu çalışma eğitim görmekte olan uzmanlık öğrencilerini de kapsayacak şekilde Şubat 2009’da tekrarlanmıştır. Bu anket çalışmaları, eğitim ortamı, eğitici sayısı ve nitelikleri, eğitim programı ve değerlendirme yöntemleri açısından uzmanlık eğitimi veren kurumlar arasında büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir. Gerek ulusal gereksinimler, gerekse HERMES ve diğer uluslararası standartlar dikkate alınarak Nisan 2007’de, Göğüs hastalıkları uzmanlarının hakkında bilgi sahibi olmaları gereken tüm konu başlıklarının listesi ve uzmanlık eğitiminin tamamlanmasıyla elde edilmiş olması gereken yetkinlik listesi ve düzeyleri tanımlanmıştır. Nisan 2009’da da bu konu başlıklarının ve günlük klinik pratik için gereken diğer niteliklerin nasıl öğrenilmesi, öğretilmesi ve değerlendirmesini de kapsayan “Uzmanlık Eğitim Programı” oluşturulmuştur.

Ulusal müfredatımız uluslararası müfredatı da gözetecek ve ülkede göğüs hastalıkları alanında sorunları kapsayacak şekilde güncellenmiştir şu anda ki kapsamı yeterlidir. Müfredat yeterli olmakla birlikte bu eğitimi verecek öğretim üyesi dağılımından bağımsız üniversitelerin ve göğüs hastalıkları anabilim dallarının açılması söz konusudur. TTD, çeşitli kurs ve okul etkinlikleri ile bu eksiklikleri tamamlamaya çalışmaktadır.


Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz? 
Giderek azalan asistan sayısı, artan iş yükü eğitimin kalitesini bozduğunu düşünüyoruz. Eğitim kurumları, sağlık hizmetini vermek için eğitimden ödün vermek zorunda kalabiliyor. Uzmanlık eğitimi verilen her kurumda bu müfredatın uygulandığının garantisi yoktur. Ancak 2015 yılından bu yana TGHYK eğitim kurumlarına eğitim akreditasyonu vermektedir. Bugün alanımızda 7 kurum bu akreditasyon belgesini almaya hak kazanmıştır.

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
Her asistan aynı eğitimi alamıyor, her kurumda göğüs hastalıkları ile ilgili bütün üniteler olmayabilmektedir. (Tüberküloz servisi, uyku laboratuvarı, yoğun bakım, bronkoskopi-EBUS üniteleri, onkoloji, allerji bölümleri gibi). Yeni bölümler açılmasında bu konulara dikkat edilmesini öneriyoruz.

Tıbbiyelilerin ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz?
Solunum hastalıkları tedavi edici olduğu kadar koruyucu hekimliğinde uygulanacağı, ufak cerrahi girişimlerin olduğu, invaziv tanı ve tedavi metotlarının uygulandığı gelişime ve yeniliğe çok açık bir branştır.  Görülme sıklığı nedeniyle de Dünya Sağlık Örgütünün öncelik verdiği 4 hastalık grubundan birine odaklanmıştır.

Gelecek 20-30 yılda ortalama ömür uzamakta ve sigara içme oranları yüksek,  ayrıca iç ve dış ortam hava kirliliğini artıracak şekilde termik santraller vb. kurulması solunum sistemi hastalıklarının artmasına neden olacak. Bu hastalıklar sakatlık ve ölüme neden olma özelliğine sahiptir o nedenle göğüs hastalıkları uzmanlarına gereksinim artacak genç meslektaşlarımızın bu alanı seçmelerini öneririz.

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Göğüs hastaları, yaşam kaliteleri için uygulanan tedavi yöntemlerine ve hayat boyu takip gerecek hastalıklarında göğüs hastalıkları hekimlerine çok ihtiyaç duyacaklardır. Hekimlere, mesleğe saygı öncelikle beklenen bir davranış olmakla birlikte uzun ve zor bir eğitimin ardından hastanın hekimine inanması da iyileşme yolunda en büyük adımdır.

Kronik hastalıklar öncelikle iyi bir hekim-hasta ilişkisi gerektirir Bu da karşılıklı güven ve işbirliği ile mümkündür. Genelde hekimlik, özelde göğüs hastalıkları uzmanlığı uzun bir eğitimden sonra icra edilen meslekler, öznesi insan olan bu meslekte hastalarımızın bizleri sağlıklarını koruyan ve sağlıklarının güvende olması için fedakarlıkla çalışan kişiler olarak görmeleri bizlerin mesleğimizi gönül rahatlığıyla yapmamıza katkı sağlayacaktır.


Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir? 
Tüm branşlarda olduğu gibi ülkemizdeki sağlık sisteminden kaynaklanan sorunları biz de alanımızda yaşıyoruz. Aşırı iş yükü, performans sisteminin öncelenmesi, araştırma görevlisi eksikliği gibi.  Diğer branşlar arasında hekimlerin özlük haklarında (performans, işlem puan sistemi) yeterince yer bulamadığımızı düşünüyoruz.

Göğüs Hastalıkları alanında yaşanan sağlık çalışanı sorunları ülkemizde sağlık ortamında yaşanan sorunlardan azade değildir. Sağlıkta şiddet sonucu birçok meslektaşımız katledildi. Özlük haklarımız erozyona uğradı, çalışma koşullarımızın kötü olması nedeniyle birçok meslektaşımız mesleği bırakma noktasına geldi.

Branşınızın günümüzdeki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son gelişmeler nelerdir? 
Göğüs Hastalıkları alanında tüm tıp alanında olduğu gibi umut verici gelişmeler olmaktadır. Bu gelişmelerin çoğu tanı ve tedavi yöntemleri hakkındadır ama akciğer kanseri, KOAH, tüberküloz, astım gibi sık görülen göğüs hastalıklarının ana nedenleri olan sağlıkta eşitsizlik, sağlığın sosyal bileşenleri konusunda da çalışmalar devam etmektedir.

Branşımız gelişime çok açık,  pek çok alanda yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin uygulandığı bir branştır. Göğüs Hastalıkları ile ilgili umut verici çalışmalar özellikle akciğer kanserinde erken tanı, kronik hava yolları hastalıklarında yeni ilaçlar, Tüberkülozda erken tanı testleri, yeni ilaçlar sayılabilir.

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Branşımızı önemsiyoruz, çünkü akciğer sağlığını tehdit eden sosyo-ekonomik problemler, endüstrileşmeden kaynaklı olumsuz iklim ve çevre değişiklikleri gelecekte akciğer hastalıklarının çeşitlenmesine ve sık görülmesine neden olacaktır. Bu nedenle göğüs hastalıkları alanının önemini artıracağını düşünüyoruz.

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz? 
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Kronik Havayolu Hastalıkları Kontrol ve Önleme Programı (GARD), Avrupa Solunum Derneği (ERS), Amerikan Toraks Derneği, Avrupa Allerji Derneği ve orta doğu bölgesi dernekleri gibi birçok sağlık örgütü ve dernekle çalışıyoruz.

Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? Varsa nelerdir? 
Misyon ve vizyonumuza uygun çalışan derneklerin alanımızla ilgili çalışmalarını izliyor ufuk açıcı olanlarını ülkemiz koşullarına adapte ederek uygulamaya çalışıyoruz. 

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Bu arkadaşlarımız bizim geleceğimizdir. Kongre ve toplantılarımıza pek çok tıp fakültesi öğrencisi bildiri sunarak katılmakta, öğrenci kongrelerine biz de aktif olarak katılmaktayız.
Derneğimizin genç hekimlere yönelik mezuniyet sonrası eğitim amacıyla uzmanlık öğrencilerine yönelik “kış okulu”, uzmanlarımız için sürekli mesleki gelişim kapsamında “mesleki gelişim kursu, “yaz kampı” uygulamaları düzenli olarak yapılmaktadır. Genç araştırmacılar için araştırma alt yapısını destekleyen eğitimler, “yurt dışı eğitim bursu desteği”, kongre katılım destekleri bulunmaktadır.

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Yaşam süresi çok kısıtlı, yaklaşık 2,5-3 yıl arasında olan iki hastalıkta, İdiopatik Pulmoner fibroz (akciğer katılaşması)  ve pulmoner arteryel hipertansiyonda  (akciğer yüksek tansiyonu) son 10 yılda hastalığın oluşma mekanizmaları ve tedavileri konusunda önemli gelişmeler meydana geldi. Zor astım olgularında da tedaviye giren ve girmek üzere olan pek çok yeni ilaç mevcuttur. Yine akciğer kanserinde hedefe yönelik tedaviler gelişti. Tüberkülozda tanıyı hızlandıran yeni yöntemleri takip ediyor ve uyguluyoruz.

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Kongrelerimizde dalımızla ilgili yeni bilgilerle birlikte sahada çalışan uzman hekimlerin bilgilerini güncellemelerini, sosyalleşmelerini hedefliyor, asistanlarımızın bilimsel etkinliklerde bildiri hazırlayarak sunmalarına ortam hazırlıyoruz. Yurtdışından konusu ile ilgili önemli konuşmacıları da davet ediyoruz. Kongremizin ana oturumlarında akciğer sağlığını olumsuz etkileyen kitlesel etki yaratan risk faktörlerine ( Hava kirliliği, iklim değişiklikleri, biber gazı, maden kazaları vb) dikkat çekici oturumlar gerçekleştiriyoruz. Yurtdışından konusu ile ilgili önemli konuşmacıları da davet ediyoruz. Asistan ve bildirisi olan uzman hekimlerimize burs sağlıyoruz.

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 
Sağlık haberlerinin her zaman doğru kaynaktan aktarılması gerektiği düşüncesindeyiz. Ne yazık ki yazılı ve görsel basında özellikle de sosyal medyada zaman zaman bilgi kirliliği, yanlış yönlendirmeler mevcut olabilmektedir. Bu bilgilerin alanına sahip çıkan uzmanlık derneklerinden ya da onların belirteceği yetkin hekimlerden alınması çok önemlidir.
Biz de TTD olarak hastalara akciğer hastalıkları ve sağlığı konusunda anlaşılır ve doğru bilgiyi düzenli bir şekilde ulaştırabilmek için bir halk sayfası kurduk.  Bu siteyi kurduğumuz 19 Aralık 2014’den beri 120 bin 472 farklı kişi sitemizi ziyaret etti. Kurumsal web sayfamızın da ayrıca yurt dışından takibi için İngilizce versiyonu da mevcuttur.

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz? 
Alanımızla ilgili konularda haber yapmadan önce mutlaka bize danışmalarını arzu ediyoruz. Bizim hastalıklarımız toplumsal farkındalığı mutlaka gerektiren hastalıklar bu alanda birlikte yürümeyi ve halk sağlığı için birlikte çalışmayı arzu ederiz.

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz?
Derneğimiz bir basın danışmanı ile çalışmaktadır. Yöneticilerimiz ise sağlık iletişimi konusunda eğitim almışlar ve almaya devam etmektedirler. Bu konuda sağlık iletişimi profesyonelleriyle proje hazırlıklarımız devam ediyor bizi izlemeye devam edin.

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Evet. Sosyal sorumluluk projesi olarak yılbaşında ve 23 Nisanda ilk ve orta öğretim okullarına kitap bağış kampanyaları düzenledik. Ayrıca halkımızda KOAH farkındalığını artırmak adına bir KOAH farkındalık kampanyasın düzenledik. Temiz hava hakkı platformunun üyesiyiz. 

Ayrıca çok yakın zaman Akciğer sağlığı ve hastalıkları hasta derneği kurulmasını sağlamak için destek veriyoruz. Ülkemizde bu konuda çok ciddi bir eksiklik mevcut. Mevcut hasta dernekleri de idealden uzak. Kurulmasını desteklediğimiz derneğin yönetiminde biz yer almayacağız. Her aşamada destek vereceğiz.

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var? 
Halka bu bilgileri ulaştırabilmek için kurduğumuz “Hayat Nefesle Başlar” Facebook sayfamızın da 22bin 275 beğenisi mevcut. Ayrıca kendi üyelerimizle iletişimimizi artırmak için de üyelerimize kapalı bir Facebook sayfamız var. Aynı şekilde Hayat Nefesle Başlar isimli Twitter hesabımız da var. Twitter’da takipçi sayımız bin 769. ERS’de tüm kongre boyunca atılan tweetlerde dernek hesabımız 6. oldu, ERS kendisi de 5. oldu. En aktif 2. dernek olduk.

İletişim bilgileriniz nelerdir?
TÜRK TORAKS DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
Turan Güneş Bulvarı, Koyunlu Sitesi No: 175/19 Oran – Ankara

Telefon: 0312 490 40 50 

Faks: 0312 490 41 42

e-Posta: toraks@toraks.org.tr

Continue Reading

SAĞLIK ORDUSUNUN EN ÖN SAFTA ÇARPIŞAN İSİMSİZ KAHRAMANLARI: ACİL TIP UZMANLARI

“Sağlık ordusunun en ön safta çarpışan isimsiz kahramanlarına mutlaka en üst düzeyde özlük hakları tanınmalı” diyen Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, “Hiçbir şekilde özel hasta bakamayan, bu fedakâr hekimlerimize her türlü teşvik çalışmasının yapılması gerekir” dedi.

Hastanelerin en kalabalık ve genellikle karışık yeri olan acil servislerdeki haberlere yansımasının aksine, bu kez Acil Tıp uzmanlarına kulak vereceğiz. Yaşadıkları sorunları, çalışmaları ve talepleri hakkında görüşlerini alacağız. İlk olarak Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, sorularımızı yanıtladı.
 
Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi acısından ele alır mısınız?
Bugünkü bilinen anlamıyla acil tıp ilk olarak 1960’larda başlamıştır. İlk olarak ABD’de ayrı bir uzmanlık alanı olarak ortaya çıkmış ve dünyadaki gelişimi de buna paralel olmuştur. 1966’da Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin yayınladığı “Kazalarda Ölüm ve Sakatlıklar: Modern Toplumun İhmal Edilmiş Hastalığı” yazısı çok ses getirmiştir, bu yazıda Vietnam’da yaralanan bir askerin New York’ta vurulan bir sivilden daha çok yaşama şansı olduğundan bahsedilmiştir. Bu yazıyla beraber acil tıp hizmetleri yeniden ele alındı ve otoyol güvenliği yasası çıktı. O zamana kadar acil servisleri personele ve ekipman bakımından yetersiz ve kontrolsüz birimlerdi. İlk kez Cincinnati Üniversitesinde 1970’de Acil Tıp Ana Bilim Dalı kuruldu ve birçok uzman yetiştirdi. Bu tarihten sonra acil servisler hastaların en çok uğradığı birimler haline gelmişlerdir. ABD’den sonra birçok ülkede de bu gelişim başladı.

Tıp tarihi ülkemizde;  1990 yılında Dokuz Eylül Üniversitesinin davetiyle Türkiye’ye gelen ABD’li Acil Tıp Uzmanı Dr. John Fowler Dokuz Eylül Üniversitesi Acil Servisinde çalışmaya başladı. Dr. Fowler’ın çabalarıyla 1993 yılında Acil Tıp Uzmanlığı, ayrı bir uzmanlık olarak kabul edildi.

Derneğin kuruluş hikayesini anlatır mısınız? Kaç üyesi var ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Acil Tıp Uzmanlığı Derneği (ATUDER) 1998 yılında Türkiye de ilk acil tıp uzmanının mezun olmasından kısa süre sonra 1999 yılında Bursa’da kurulmuştur. Diğer derneklerden farklı olarak kuruluş aşamasından itibaren ülkemizin her yöresinden değerli uzman ve öğretim üyeleri tarafından kurulmuştur.
• Rıfat Tokyay
• Fettah Fevzi Ersoy
• John Robert Fowler, JR
• Hakan Güven
• Ülkü Ergene
• Metin Çakmakçı
• Erdoğan Mütevelli Sözüer
• Şevket Cumhur Yeğen

Benden önceki başkanlar Prof. Dr. Levent Altıntop zamanında ilk kurumsal kimliği kazanmış, ilk ulusal kongrelerini yapmıştır, ilk bilimsel dergi de hazırlanmıştır. Daha sonra bayrağı Prof. Dr. Figen Coşkun devri almış ve dernek çalışmaları büyük bir ivme kazanarak ATUDER bir marka haline gelmeye başlamıştır. 2008 yılından sonra bu çalışmalar aratarak devam etmiş. ATUDER sağlık camiamızın parlayan bir yıldızı haline gelmiştir. Ulusal ve uluslararası camiada birçok organizasyon yapmaya başlamış ve yılda 50’yi aşan organizasyonlarla büyük bir yapı haline gelmiştir. Bir taraftan ulusal bazda mezuniyet sonrası eğitim ve kurslar verirken bir taraftan uluslararası alanlarda acil tıbbın dünyada öncüleri arasına girmiştir. Mekanik ventilasyon, ultrasonografi, ekokardiyografi bronkoskopi, kritik hasta bakım kursları onda bilimsel yazı yazma  ve istatistik kurslarına kadar geniş bir yelpazede eğitim vermektedir. Azerbaycan, Makedonya, Kazakistan ve Suudi Arabistan’da acil tıp sempozyumları düzenledik ve adeta acil tıp uzmanlığı eğitimini ihraç eden bir konuma geldik. 7. Avrupa Acil Tıp Kongresini ülkemizde gerçekleştirdik ve o zamana kadar yapılan en büyük Avrupa Acil kongresi oldu. Şu ana kadar 20’den fazla ulusal sempozyum gerçekleştirdik. Büyük uluslararası acil tıp ve kritik bakım kongrelerini her yıl düzenliyoruz. Her yıl iki uluslararası sempozyum, iki ulusal sempozyum, iki uluslararası, bir ulusal kongre düzenlemekteyiz. Ayrıca her yıl yavru vatan Kıbrıs’ta düzenlediğimiz Acil Tıp Sempozyumu var. Yani ülkemizde alışılmışın dışında bir faaliyet çizelgesiyle dünya liderliğine aday bir yapıya kavuşmuş durumdayız. Acil TV adlı bir televizyonumuz ve Gazete Acil Adında bir medya çalışmamız mevcut. Şu anda TV 24 sat web üzerinden yayın yapıyor. Ayrıca 2 akademik dergi çıkartıyoruz Birçok index tarafından taranan bu dergilerden biri yine uluslararası düzeyde ve İspanya’dan Dubai’ye Hindistan’dan Kanada’ya editörler grubunun çalışmasıyla yayın hayatına devam ediyor.

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden?
Etkinliklerin amacı, uzmanlık derneklerinin eğitim, araştırma, sağlık hizmeti, toplum sağlığı ve etik alanındaki çalışmalarının iyileştirilmesi, teşvik edilmesi, desteklenmesi ve bu alanlarda uzmanlık dernekleri arasında bilgi ve deneyim alışverişine ilgi ve olanak sağlanması olarak özetlenebilir. Ana amaç ise; kuşkusuz, uzmanlık alanlarında düzenli etkin ve nitelikli sağlık hizmeti verilebilmesinin koşullarını oluşturmaktır. Ancak ülkemizde genelde amatör ruhla yapılan bu çalışmalar yeterli karşılık bulamıyor ve kısır çekişmelere heba ediliyor.

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Ulusal kongremizde çok uygun bir şekilde 80 kişilik ilk Board sınavımızı yaptık, bu çalışmalarımız çok iyi gitmekte ancak TTB ile iletişimde yaşadığımız sıkıntılar ve bakış açımızdaki farklılıklar nedeniyle yavaş seyrediyor.

 Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz?
Acil tıp en geniş müfredata sahip aynı zamanda en genç branş, müfredat çalışmalarımızda ise çok daha fazla yol almamız gerekiyor. Ancak komisyonlarımızda standart müfredatlar belirlendi. 2 dönem boyunca TUKMOS başkanlığı yaptım ve bu dönemde müfredatın çoğu tamamlandı.

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz?
Maalesef bu konu en dramatik acil tıp konusu. Bunda bakanlığın bizimle yeterli iş birliği yapmaması ve alt yapı oluşturulmadan eğitime başlanması gibi konular yüzünden çok ciddi boyutta aksayarak devam ediyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı bizim gibi tecrübeli bir ekibe daha fazla kulak vermeli.

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
Hayır. Tüm diğer branşlarda olduğu gibi bizim branşta da bu durum iç açıcı değil. Özellikle acil tıp gibi genç ve geniş branşlarda bu konu daha zor çözümleniyor Aslında bu konuda çok ciddi çalışmalara ihtiyaç var, hem bakanlık hem YÖK nezdinde.
 

Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz?
Bu branş insanlara hizmet etmenin tıptaki doruk noktalarından biridir. Heyecan, adrenalin ve hizmet aşkı sizin için bir şeyler ifade ediyorsa tercih etmeniz doğru, ancak acilde başarılı olmanın en önemli temel taşı acili sevmektir. Dünyanın en zor mesleklerinden birine aday olmanız için sıra dışı olmanız gerekir. Acil zaten kendi adamlarını bulur ancak, sağlık ordusunun en ön safta çarpışan bu isimsiz kahramanlarına mutlaka en üst düzeyde özlük hakları tanınmalı ve maddi açıdan çok farklı bir şekilde desteklenmelidir. Dikkat ederseniz hiçbir branş doktoru acilde çalışmak istemez ve tercih etmez. Hiçbir şekilde özel hasta bakamayan bu fedakâr hekimlerimize her türlü teşvik çalışmasının yapılması gerekir yoksa, acilde çalışacak uzman bulmak mümkün olmaz.

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Bir defa acil hastalara bakmayı meslek olarak seçmiş bu insanların iyi insanlar olduğunu ve onlara güvenmeleri gerektiğini bilmeleri gerekiyor. Önce güven! Tabii bunun dışında diğer insanların yaşam hakkına saygı da bekliyoruz. Kanlar içinde hayata tutunmaya çalışan bir travma hastasını bırakıp, boğaz ağrısına ya da kas ağrısına bakmasını istememeli ve hayati olmayan durumlar için beklemeyi öğrenmeli. Doktor başka hastalara hizmet vermek için onu bekletiyor yoksa kimsenin beklemesinden zevk almaz.

Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir?
• Şiddet
• Özlük haklarının iyi olmaması
• Ekonomik sorunlar (özel muayene açamaması)
• Diğer branşların dahi yeterince tanımaması
• Her doktorun acil hakkında bilgisi olmadan fikir sahibi olması
• Ve en önemlisi basiretsiz yöneticiler

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz?
Bu konu bizim için en başarılı olduğumuz alanların başında ABD’den Kanday’a Japonya’dan Avustralya’ya dünyadaki 20-30 dernekle işbirliği içinde çalışmalar yapıyoruz ve bu konuda merkez konumundayız. Her yıl 4-5 organizasyonumuz oluyor. Kendileri de bizi davet ediyorlar. Bu konuda çok iddialıyız zaten web sitemizde yaptığımız kongre ve işbirliği çalışmalarını takip edebilirsiniz. Bu yıl ayrıca Macaristan ve Çin’de bir sempozyum organize ediyoruz. Yakında ilan edeceğiz.

Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? Varsa nelerdir?
Bence biz birçok konuda örnek durumdayız. Ancak bilimsel çalışmaların literatüre katkı ve kılavuz oluşturma konularında daha iyiye gitmeliyiz. Bir de en önemlisi Acil Tıp uzmanlığını teşvik için yaptıkları iyileştirmeler ve teşvikler örnek alınmalı. Bu tedbirler alınmazsa bu branşın vebali almayanların üstüne kalır.
 

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Bilimsel çalışmalar için teşvik veriyoruz. Sorunlarını takip etmeye çözmeye çalışıyoruz. Ayrıca genç hekimler için yaptığımız çalışma gruplarında mutlaka yer veriyoruz ve onlarla aktif çalışıyoruz.

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Değişik sütur atma teknikleri, Ecmo ile yapılan çalışmalar, eko ve ultrasonografinin cep boyutlarında muayenenin bir parçası olması, mekanik ventilasyon desteğinde gelişmeler sayılabilir.

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Yeni bir şeyler sunmaya ülkemizin adını dünyaya duyurmaya, acil çalışmaları için stresten uzak güzel bir zaman dilimi geçirmelerine dikkat ediyoruz. Kongrelerimiz uluslararası düzeyde oluyor. Uluslararası Altın Acil Tıp Ödülleri veriyoruz. Geçen yıl Gazi Yaşargil Hocamız takdim ettik. Acilin Öyküsü yarışmamız var. Öyküler yazılıyor, en iyilere ödüller veriliyor. Yılın yöneticilerini rektör ve dekanlarını seçip ödüller veriyoruz. Bilimsel açıdan en yeni, en doğru bilgilerin paylaşıldığı mükemmel bir kongre oluyor ve Acil TV’den canlı yayın aldık. Son kongremizi, Türkçe ve İngilizce çok faydalı bir çalışma.

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceniz nelerdir?
Sağlık haberleri bir facia. Profesyonel sağlık haberciliği o kadar önemli ki tamamen yanlış bilgiler, yanlış anlaşılacak şekilde sunuluyor. Doktorlara güven kalmıyor ve şiddet olaylarını destekliyor
Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz?
Haberlerin etik kurallar çerçevesinde ve doktorlardan konunun içeriği hakkında doğru bilgiler alarak, dürüst haberler vermelerini isterim. Toplumda doktor-hasta iletişimine katkı sunmalarını, küçük hesaplarla az reyting için çok şeyi yıkmamalarını beklerim.

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı?  Varsa detaylandırabilir misiniz?
Her kongrede bu konuyla ilgili bir panelimiz oluyor. Ayrıca bu konuda eğitim verilmesi için de çabalarımız var.

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Evet, kamu spotu şeklinde ancak daha bitmedi. Bekleyerek hasta kurtarabilir insanlar.
Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var?
Dernek sekreterliği tarafından tüm sosyal medya bilgilendirme duyuru tebrik ve paylaşmak amaçlı kullanılmaktadır.

İletişim bilgileriniz nelerdir?
Prof. Dr. Başar Cander
Acil Tıp Uzmanları Derneği
Yukarı Ayrancı Güleryüz Sokak No:26/19
06550 / Çankaya / ANKARA / TURKEY
Tel: +90 312 4261214
Faks: +90 312 4261244
Continue Reading