TKD “KALBİNİ DİNLE SEN” DİYOR

Türkiye’de ölümlerin yüzde 40’ının sebebi olan kardiyovasküler hastalıkların büyük bir kısmının kontrol altına alınabileceğine dair farkındalık oluşturmak için Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), bir site kurarak sağlıklı beslenmeden, egzersize  kadar farklı konular hakkında verecek. 
 
Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), Dünya Kalp Federasyonu (WHF) öncülüğünde kutlanan 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp ve damar hastalıklarına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen basın toplantısı düzenlendi. TKD Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, TKD Genel Sekreteri Prof. Dr. Adnan Abacı, TKD Yönetim Kurulu Üyeleri ve TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kronik Hastalıklar, Yaşlı Sağlığı ve Özürlüler Daire Başkanı Dr. Banu Ekinci’nin katılımıyla gerçekleşen toplantıda kalp sağlığıyla ilgili güncel bilgiler paylaşıldı.

Dünya genelinde her yıl 17,3 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları sebebiyle yaşamını yitirdiğini belirten TKD Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, “Bu sayının 2030 yılında 23 milyona yükselmesi bekleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ise Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin 2013’te yüzde 39,6’dan, 2014 yılında yüzde 40,4’e yükseldiğini ortaya koyuyor. Durumun ciddiyetiyle harekete geçen Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, 2025 yılına kadar tüm dünyada kalp hastalıklarından erken ölümlerin yüzde 25 oranında azaltılması hedefini ortaya koymuş. Bu yaklaşım, TKD’nin aktif katılımıyla hazırlanıp geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nca yayınlanan “Türkiye Kalp ve Damar Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı 2015-2020 Eylem Planı”nın da temelini oluşturuyor. Eylem Planı’na göre, büyük ölçüde insanların sağlıksız yaşam tarzı seçimlerinden kaynaklanan kalp ve damar hastalıklarını önleyebilmek için bilinçlendirme çalışmalarına öncelik verilmesi gerekiyor” dedi.


Bu çerçevede TKD olarak her yıl 29 Eylül Dünya Kalp Günü’nde yoğunlaşan ve tüm yıla yayılan bilinçlendirme aktiviteleri yürüttüklerine dikkat çeken Tokgözoğlu, bu yıl planladıkları aktiviteler hakkında bilgi verdi. Dünya Kalp Federasyonunun her yıl belirlediği temalar çerçevesinde bütün ülke Derneklerinin aktiviteler düzenlediğini kaydeden Tokgözoğlu, “Bu yıl ana sloganımızı ‘Sağlıklı kalp seçenekleri; herkes için, her yerde!’ olarak belirledik. Bu ana mesajın altında şu konulara dikkat çekiyoruz:

Kalbin için sigarayı bırak: Sigarayı bırakmak ve sigara dumanlı ortamlardan (pasif içicilikten) uzaklaşmak, kalp hastalığı ve inme riskini azaltıyor.


Kalbin için dengeli beslen: Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, dünyada önde gelen 10 ölüm nedeninden 4’ü ile doğrudan bağlantılı. Meyve ve sebzeler açısından zengin olan kalp sağlığı dostu bir beslenme şekli, kalp hastalığı ve inmeden korunmaya yardımcı oluyor.

Kalbin için tuzu azalt: Türkiye sağlıklı tuz tüketim sınırının 3 katını her gün yalnızca ekmekten alıyor. Bu tüketim düzeyi başta kan basıncı olmak üzere sağlık üzerinde bir dizi olumsuz gelişmeye yol açıyor.


Kalbin için içkiyi ve şekerli, işlenmiş içecekleri azalt: Alkollü ya da alkolsüz, şekerli şişelenmiş, işlenmiş içecekler fazla kalori, fazla şeker içerir; bunlar kalp ve damar sağlığına düşmandır.

Kalbin için belini incelt: Bu sonuç sağlıklı ve dengeli beslenme ile düzenli egzersizin bileşkesidir.

Kalbin için stresten kurtul: Stresin tütün ve içki tüketimi, aşırı yeme gibi doğrudan risk faktörleriyle bağlantısı kesindir, kalp damar hastalıklarını da arttırdığını düşündüren çalışmalar vardır.

Sağlıklı kalp için oyun oyna, spor yap, dans et: Haftada beş kez 30 dakika süreyle yapılan orta zorlukta aktiviteler, kalp hastalığı ve inme riskini azaltıyor. Kaslarınızı ve eklemlerinizi her gün yeterince hareket ettirin. Çocuklarınızın televizyon, bilgisayar ya da telefon başında geçirdikleri süreyi sınırlayın; onları fiziksel oyunlara ve spora yönlendirin”  diye konuştu.
 
Tokgözoğlu, ‘Durma, Hareket Et, Kalbin İçin Pedalla’ aktivitesi ile de Türkiye genelinde oluşmasına öncülük ettikleri bisiklet grubu ile hareketi ve sporu bir yaşam biçimine dönüştürmeye çalıştıklarını dile getirdi.
 
 
Kalbini Dinle Sen!
TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ise şunları söyledi: “İskender Paydaş’ın aranjörlüğünde, İsra Gülümser’in sözleri ve şarkıcı Murat Dalkılıç’ın sesiyle hayat bulan “Kalbini Dinle Sen” isimli şarkı hazırlandı. Şarkıyla beraber aynı anda yayına giren ve kalp sağlığı hakkında önemli bilgiler içeren www.kalbinidinlesen.com isimli web sitesi ise herkesin kolaylıkla bilgiye erişebileceği bir sağlık portalı niteliği olma özelliği taşıyor.”
 
Continue Reading

TÜRKİYE’DE 3 MİLYON KİŞİ KALP YETERSİZLİĞİ RİSKİ ALTINDA

Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, “Kalp Yetersizliği Günü’nde” önemli rakamlar paylaştı. Tokgözoğlu, Türkiye’de 1,5 milyon kişinin kalp yetersizliği hastası, 3 milyon kişinin hastalık riski altında olduğunu söyledi. Tokgözoğlu, Türkiye’de insanların kalp hastalıklarına Avrupa ve ABD’ye göre 8 yaş önce yakalandıklarını vurguladı.
 
Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) Kalp Yetersizliği Farkındalık Günü kapsamında hastalığa dikkat çekmek amacıyla Ankara’da bir toplantı düzenledi. TKD Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu (Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji ABD), TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz (Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji ABD), TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Önceki Başkanı Prof. Dr. Yüksel Çavuşoğlu (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji ABD), TKD Genel Sekreteri Prof. Dr. Adnan Abacı (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji ABD) ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Dr. Bekir Keskinkılıç’ın katılımıyla gerçekleşen toplantıda günümüzde görülme sıklığı giderek artan hastalıkla ilgili güncel bilgiler aktarıldı.

Hastalığın önümüzdeki 15-20 yıl içinde toplum sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşacağına dikkat çeken Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu,  Avrupa ülkelerinde 15 milyon, ABD’de 6 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 1,5 milyon kalp yetersizliği hastasının bulunduğunu bildirdi. Türkiye nüfusunun yaşlanması sonucu bu rakamın önümüzdeki 10 yıl içinde en az 2-3 kat artacağını öngördüklerini belirten Prof. Dr. Tokgözoğlu, bugün için ülkemizde 9 milyon kişinin kalp yetersizliği gelişimi açısından risk altında olduğunu ifade etti. Bu kişilerin üçte birinde ise yakın zamanda kalp yetersizliği gelişeceği öngörülüyor. Hastalıkta beklenen yaşam süresinin pek çok kanser türünden daha kötü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tokgözoğlu, hastalığın hayat boyu tedavi gereksinimi, sık hastaneye yatma ihtiyacı, komplike ve pahalı cihaz tedavisi uygulamaları nedeniyle aynı zamanda sağlık ekonomisi üzerine yüksek maliyetler getirdiğine işaret etti.

Kalp Yetersizliği Önlenebilir Bir Hastalık
Kendini başlıca nefes darlığı, ayaklarda şişme ve çabuk yorulma şeklinde gösteren kalp yetersizliğinde ayrıca öksürük, iştahsızlık, vücut ağırlığında değişiklik, gece sık idrara çıkma, yorgunluk ve bitkinlik şikâyetleri de görülebiliyor. Ancak kalpte yapısal değişiklikler bu yakınmalar ortaya çıkmadan uzun süre önce başlıyor. Bu da kalp yetersizliğine adım atmaya hazır potansiyel büyük bir hasta grubunun olduğuna işaret ediyor.

Hipertansiyon, şeker hastalığı, obezite, kalp damar hastalığı, kronik akciğer hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kalp kapak hastalığı, kalp ritim bozuklukları, kalp kası hastalığı veya doğumsal kalp hastalığı kalp yetersizliğine zemin hazırlıyor. Bu hastalıkların zamanında tespiti ve tedavisi kalp yetersizliğine gidişi yavaşlatıyor, hatta önleyebiliyor. Bu nedenle yakınmalar ortaya çıkmadan önceki dönemlerde yapılacak girişimler ile kalp yetersizliği önlenebilir bir hastalık olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’de Kalp Daha Erken Yoruluyor
Türkiye’de 40 yaş sonrası kalp yetersizliği riskinin yüzde 20 olarak tespit edildiğini anlatan Tokgözoğlu, “Avrupa ve ABD’de kalp yetersizliği hastalarının yaş ortalaması 70 iken ülkemizde bu ortalama 62’dir. Kalp yetersizliği olgularının yüzde 20’sini 1 yıl içinde kaybediyoruz. Yaşam beklentisi prostat, kalın bağırsak, deri, meme, rahim kanserlerine göre daha düşük. Hipertansiyon, şeker hastalığı, obezite, kalp damar hastalığı, kronik akciğer hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kalp kapak hastalığı, kalp ritim bozuklukları, kalp kası hastalığı veya doğumsal kalp hastalığı, kalp yetersizliğine zemin hazırlıyor. Kalp yetersizliğinde erken tanı, hastalığın ciddiyetinin ortaya konması ve buna göre oluşturulacak tedavi planının yakın takip altında uygulanması ölüm oranlarının azaltılmasını sağlıyor. Bu hastalarda ilaç tedavisine ek olarak yaşam tarzı değişiklikleri; tuzsuz diyet,  sebze meyve ağırlıklı beslenme, kilo kontrolü, düzenli egzersiz programları  ve gerekli olgularda kalp pili tedavisi veya kalp şoklama cihazlarının uygulanması yaşam kalitesinin düzeltilmesi ve ölümlerin azaltılmasında etkili oluyor” dedi.

Ayak Bileğinde Şişlik, Öksürükle Uyanmaya Dikkat
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yüksel Çavuşoğlu, Dünya Sağlık Örgütü’nün kalp yetersizliğini gelecek 15-20 yıl içinde toplum için en önemli tehdit olarak açıkladığını ifade etti. Çavuşoğlu kalp yetersizliğinin belirtilerini şöyle anlattı: “Nefes darlığı, ayak bileği ve bacaklarda şişlik, çabuk yorulma, çarpıntı, gece uykudan öksürükle uyanma, gece sık idrara çıkma, iştahsızlık ve bulantı, karında şişlik ve rahatsızlık, hızlı kilo alımı, baş dönmesi.”

Tuzsuz Diyet, Sebze Ve Meyve Ağırlıklı Beslenme
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Abacı ise hastalığın tedavi yöntemlerini anlattı.
Kalp yetersizliğinde erken tanının, hastalığın ciddiyetinin ortaya konması ve oluşturulacak tedavi planının yakın takip altında uygulanması için önemli olduğuna dikkati çeken Prof. Abacı, “Bu hastalarda ilaç tedavisine ek olarak yaşam tarzı değişiklikleri (tuzsuz diyet, sebze meyve ağırlıklı beslenme, kilo kontrolü, düzenli egzersiz programları vb) ve gerekli olgularda kalp pili tedavisi veya kalp şoklama cihazlarının uygulanması yaşam kalitesinin düzeltilmesi ve ölümlerin azaltılmasında etkili oluyor” diye konuştu.
Continue Reading

“50 YAŞINDAN GENÇ İNSANLARDA KALP KRİZİNİN EN SIK GÖRÜLDÜĞÜ ÜLKE TÜRKİYE”

“22 Avrupa ülkesinde yapılan “Euroaspire III” adlı araştırmaya göre 50 yaşından genç insanlarda kalp krizinin en sık görüldüğü ülke Türkiye” diyen Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, “Türkiye’de kalp ve damar hastalıkları nedeniyle 2020 yılına doğru yılda 400 bin civarında ölüm beklenmektedir” dedi.


30. Ulusal Kardiyoloji Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısına, Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Engin Bozkurt, Genel Sekreter Prof. Dr. Adnan Abacı, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Enver Atalar, Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mahmut Şahin ile yönetim kurulu üyeleri Prof. Dr. Necla Özer ve Prof. Dr. Sinan Aydoğdu katıldı.

Türkiye’de her iki ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını söyleyen Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu,  “Ülkemizde kalp ve damar hastalıkları nedeniyle 2020 yılına doğru maalesef yılda 400 bin civarında ölüm beklenmektedir. Kalp ve damar hastalıkları, Türkiye’de her iki ölümün birinden sorumludur.” dedi.

Ülkemizde kalp-damar hastalıklarına Avrupalılara göre daha genç yaşta yakalanıldığını ve daha erken ölüm olayları ile karşılaşıldığını dile getiren Prof. Dr. Tokgözoğlu , “Bizim de katıldığımız 22 Avrupa ülkesinde yapılan “Euroaspire III” adlı araştırmaya göre 50 yaşından genç insanlarda kalp krizinin en sık görüldüğü ülke Türkiye. Çünkü yurdumuzda her 10 ölümden 4’ünün nedenini hala kalp ve damar hastalıkları oluşturuyor” diye konuştu.

Sigara ve Hareketsizlik En Önemli Risk Faktörleri
Tokgözoğlu, Türkiye’deki kalp damar hastalıklarının diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha fazla olmasının nedenini sigara ve tütün ürünleri tüketiminin yüksek olmasına bağladı. Ayrıca giderek artan kilo alımı, hareketsizlik ve sağlıksız beslenmenin de bu hastalıkları tetiklediği kaydedildi. Kalp-damar hastalıklarına yol açan nedenleri kısmen önlemenin ve geciktirmenin mümkün olduğunu ifade eden Tokgözoğlu, “Finlandiya’da sınırlı bir bölgede sigara, hipertansiyon ve kolesterol kontrolü ile 20 yılda ölüm oranları yüzde 70 düşmüştür, yani başarı örnekleri mevcuttur” diye konuştu. 
2025 Yılına Dek Kalp Damar Hastalıklarında Ölüm Oranı Yüzde 25 Azaltılacak
Ülkemizde diğer ülkelere kıyasla yüksek olan ölüm oranlarını düşürmek için yapılan girişimler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Tokgözoğlu, “Bu salgını kontrol altına almak için Birleşmiş Milletler’de 2011 yılında yapılan bir toplantıda 25’e 25 diye adlandırılan bir proje kabul edilmiş ve bütün ülkeler tarafından imzalanmıştır. Bu projede amaç 2025 yılına dek kalp damar hastalıklarından ölümleri yüzde 25 azaltmak olarak belirlendi” diye konuştu. Projeye imza atan ülkelerde bunu sağlayacak sağlık politikalarının geliştirilerek uygulanacağını belirten Tokgözoğlu, yapılacaklar arasında tuz, sigara ve hareketsizliği azaltma, şişmanlık ve şeker hastalığındaki artışı önleme, temel ilaç ve tedavilerin kapsamını artırma gibi hedefler olduğunu söyledi. 



Kadınlarda Spazm Riski Fazla
2014 yılında hazırlanan kalp-damar hastalıkları ile ilgili eylem planı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Tokgözoğlu, “Kadınlarda en önemli ölüm nedenlerinden biri kalp- damar hastalığı; bu hastalıklardan ölüm oranı meme kanserinden daha yüksektir. Kadınların kalp damarları erkeğinkine göre daha ince bu nedenle spazm geçirme riskleri fazla. Her yıl kadınların yüz de 55’i kalp ve damar hastalıklarından hayatını kaybediyor. Kadınlarda hastalığın seyri erkeklere göre daha kötü ve hastalığa bağlı ölümler de daha fazla görülüyor. Kadınlarda kalp hastalıkları erkeklere göre 10 yıl geç ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. 

Kadınlar, Bulguları Fazla Ciddiye Almıyor
Kadınların en sık göğüs ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuruda bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, şunları söyledi: “Koroner kalp hastalığı, kadınlarda erkeklere göre daha ileri yaş döneminde geliştiğinden kalp krizi semptomları, diğer hastalıklar tarafından maskelenebiliyor. Bu gibi nedenlerle kadınlar, bulguları fazla ciddiye almıyor. Hatta kadınlarda hiçbir şikâyet olmadan kalp krizi de gelişebiliyor. Bu krizler erkeklerle kıyaslandığında kadınlarda daha sık görülüyor. Ayrıca, diyabet öyküsü olan kadınlarda kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm oranı da artıyor.”

İnme: Kalp Ritim Bozukluğu Hastalarının Korkulu Rüyası 
Kalbin ritim bozukluklarının hastaların korkulu rüyası olan ‘inme’ye de neden olabildiğini vurgulayan Tokgözoğlu, korunma ve tedavi yöntemlerini şunları söyledi: “Bugünkü bilgilerimize göre kalp damar hastalıklarına yol açan nedenlerin çoğu önlenebilirdir. Kalıtsal eğilimlerle kalp damar hastalığı olanlarda bile hastalığı geciktirmek mümkündür. Kalbe ve beyine giden damarların yapısını bozup, daralıp tıkanmasına yol açan risk faktörlerinin başlıcaları sigara tüketimi, kan basıncının yüksek seyretmesi yani hipertansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarından özellikle LDL kolesterol (yani kötü kolesterolün) yüksek olması, özellikle karın bölgesinde kilo fazlalığı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşamdır.  Kalp hastalıkları ve inme sebepli erken ölümlerin büyük çoğunluğu, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, tütün dumanından kaçınma ve mevcut risklerin tedavisi yoluyla önlenebilmektedir. Bireyler kendi kalp ve damar hastalığı risklerini düzenli fiziksel aktivite yaparak, tütün kullanımından ve pasif içicilikten kaçınarak, meyve ve sebzeden zengin bir diyet seçerek, yağ, tuz ve şekerden zengin gıdalardan kaçınarak, Batı tipi diyet dediğimiz hazır ve işlenmiş gıdalardan uzak durarak ve sağlıklı bir vücut ağırlığını muhafaza ederek azaltabilirler.”

En Önemli Misyonumuz Bilimsel Araştırmaların Teşvik Edilmesi
Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu “Türk Kardiyoloji Derneği’nin en önemli misyonu, bilimsel araştırmaların teşvik edilmesi ve ülkemizdeki genç kardiyologların önünü açmaktır. Onlara eğitim, araştırma ve kendini geliştirmek için olanaklar yaratmak için var gücümüzle çalışmamız ve onlara örnek olmamız her zaman önceliğimiz olacaktır. Kongremiz vesilesiyle oluşan bilimsel uluslararası platform sayesinde, güçlenen ülkeler, kurumlar ve akademisyenler arası ilişkilerin de bu bağlamda kısmen katkısı olacaktır” dedi.



Dünyada 85 Bin Civarında Hastanın Kalbine Bu Şekilde Giriliyor
TKD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Engin Bozkurt, ameliyat edilemeyen hasta grupları için kasıktan ya da koldan girilerek, kalp damarlarını ve kapaklarını değiştirmeye başladıklarını dile getirerek, “Bu yöntem dünyada giderek kabul edildi. Dünyada 85 bin civarında hastanın kalbine bu şekilde giriliyor.  Ülkemizde de giderek artıyor. Geçen yıl 450 kişi bu şekilde ameliyat edildi” diye konuştu.

Eriyen Stentler Geliştirildi
Genel Sekreter Prof. Dr. Adnan Abacı da gerek normal stentlerde, gerekse ilaçlı stentlerde, damara konulan stendin ömür boyu damarda kaldığını belirterek, artık bunun için eriyen stentlerin geliştirildiğini belirtti. Aynı zamanda ilaç da salgılayan bu stendin 1-2 yıl içinde kaybolduğunu aktaran Abacı, şu bilgileri verdi: “Vücut o stendi kaybediyor. Dolayısıyla damarında metal kalmadan hastanın damarını açmış oluyorsunuz. Bu koroner hastalıklar açısından çok önemli bir gelişme. Şu anda bu tedavi her damara uygulanamıyor. Belirli seçilmiş damarlara uygulanabiliyor. Ama bununla ilgili çalışmalar devam ediyor. Stentler çok daha iyi hale getiriliyor. Pahalı olmakla beraber zamanla ucuzlayacak ve yaygın olarak kullanılan bir tedavi haline gelecektir.”

Üç Dakikada Bir Kişi Kalp Krizinden Ölüyor
Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Enver Atalar,  herkesin korktuğu güncel konulardan birinin ebola salgını olduğunu, ancak eboladan Türkiye’de ölen kimsenin olmadığını söyledi. Asıl korkulması gerekenin koroner arter hastalığı ve kalp krizi olduğunu belirten Atalar, “Türkiye’de özellikle kadınlarda olmak üzere, kalpten ölümlerde Avrupa’da birinci sıradayız. Üç dakikada bir Türkiye’de bir vatandaşımız kalp krizinden ölmektedir. Kalp krizi sırasında ölmeseler bile kadınların dörtte biri, erkeklerin de beşte biri bir sene sonrasına kadar ölüyorlar. Hala önümüzde önemli bir sorun olarak koroner arter hastalığı ve kalp krizi duruyor. Eboladan korkuyoruz ama daha çok kalp krizinden korkmamız lazım” dedi.
Continue Reading

ATRİYAL FİBRİLASYON: ESKİ HASTALIK, YENİ TEDAVİLER

Atriyal fibrilasyonun en sık tansiyon yüksekliği durumunda gözlemlendiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Direktörü Doç. Dr. Erdem Diker, tüm inmelerin 2/3’nün nedenin atriyal fibrilasyon olduğunu söyledi.

Medicana International Ankara Hastanesi ve Türk Kardiyoloji Derneği’nin ortak düzenlediği “Kalp Sağlığı ” konulu sempozyum, Ankara Ramada Plaza Hotel’de gerçekleştirildi. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji uzmanları ve Türk Kardiyoloji Derneği yetkilileri tarafından özellikle son dönemde ülkemizde ve dünyada en önemli ölüm nedeni olan kalp hastalıklarında erken teşhis ve etkin tedavisi konusundaki son gelişmeler, yeni tedavi seçenekleri değerlendirildi.

“Tüm İnmelerin 2/3’nün Nedeni Atriyal Fibrilasyon”
Atriyal fibrilasyon(AF) en sık gözlenen sürekli ritm bozukluğu, genellikle kalp hastalarında ve ileri yaşlarda gözlenir. Atriyumların titreşimlerinde oluşan bozukluk sonucunda, çok hızlı ve düzensiz kasılmalar olur. Atriyal fibrilasyon en sık tansiyon yüksekliği durumunda gözlenir. Türkiye’de hala çok sık görülen romatizmaya bağlı kalp kapağı hastalarında da çok sık gözlendiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Direktörü Doç. Dr. Erdem Diker, “Atriyal Fibrilasyon toplumda en sık görülen “sustaıned” (uzamış- kalıcı) aritmidir. Atriyal fibrilasyon, nadiren bazı hastalarda hiçbir yakınmaya neden olmamakla birlikte genellikle çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, halsizlik ve yorgunluk gibi yakınmalara neden olur. Kalbin performansını önemli oranda düşürerek kalp yetersizliğine yol açabilen bu ritm bozukluğu, aynı zamanda kalbin içinde pıhtı oluşmasına neden olarak felç ve damar tıkanıklıklarına yol açabilir. Tüm inmelerin 2/3’nün nedeni atriyal fibrilasyondur” dedi.

“Atriyal Fibrilasyon, Tüm Kardivasküler Nedenli Hastane Yatışlarının Yüzde 10’u”
Atriyal fibrilasyonun her yaşta görüldüğünü dile getiren Doç. Dr. Diker şunları kaydetti: “60 yaş altında her bin kişide ortalama 2 – 3 kişide gözlenirken, 60 ve 70’li yaşlarda bu oran yüzde 2’ye, 80’li yaşlarda ise oran yüzde 10 – 20’lere çıkıyor. Kalp hastalıkları dışında akciğer hastalıkları ve bazı hormonal bozukluklar da atriyal fibrilasyona yol açabilir. Özellikle yaşlılarda her 10 kişiden birinde görülen ve ciddi felç riski taşıyan hastalığın . 60 yaşının üzerindeki her 25 kişiden 1’inde, 80 yaşının üzerindeki her 10 kişiden 1’inde görülür. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülüyor. Atriyal fibrilasyon nedeniyle yatışlar, tüm kardivasküler nedenli hastane yatışlarının yüzde 10’nu oluşturur.”

“İnmeli Her 6 Hastadan Birinde Neden, Atriyal Fibrilasyondur”
Her çarpıntı şikayetiyle gelen hastanın atrial fibrilasyon olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Diker, “Hastaların her kalbinde oluşan tekleme önemli ritim bozukluğu değil. Çarpıntıların yüzde 80-90’ı önemli değil. Yüzde 10’luk kısım önemli, bu da atrial fibrilasyondur. Bütün toplum değerlendirildiğinde atriyal fibrilasyonu olan hastalar, atriyal fibrilasyonu olmayan hastalardan daha erken ölür. Atriyal fibrilasyon sırasında kanın atriyumlar içinde hareketsiz kalması içinde pıhtı oluşmasına neden olur. Bu pıhtılar vücudun değişik yerlerine giderek damar tıkanıklıklarına neden olabilir. Atriyal fibrilasyonda damar tıkanıklığı en sık beyin damarlarında olur. Özel kan sulandırıcı ilaç almayan atriyal fibrilasyonlu hastaların yüzde 5’inde hayatları boyunca en az bir kez damar tıkanıklığı yaşar. İnme ve felç atriyal fibrilasyonlu hastalarda normale göre 6 kat daha sık gözlenir. İnmeli her 6 hastadan birinde neden, atriyal fibrilasyondur” diye konuştu.

“Atriyal Fibrilasyonda Çoğunlukla Vaughan-Williams Sınıflaması Tercih Edilir”
Atriyal fibrilasyonlu hastalarda 3 temel tedavi prensibi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Diker, “Atriyal fibrilasyonu sonlandırarak normal ritmin sağlanması ve normal ritmin sürekli olarak devam ettirilmesi, atriyal fibrilasyon sırasında kalbin normal hızlarda çalışmasını sağlamak ve pıhtı oluşumunun engellenmesidir. Atriyal fibrilasyon tedavisinin belkemiğini ilaç tedavileri oluşturmaktadır. Yan etkileri az ve kullanımı kolay ilaçlar çıkmaya başladı. Normal kalp ritmini yeniden düzenleyen ilaçlar antiaritmik ilaçlar olarak bilinir. Antiaritmik ilaçlar farklı mekanizmaları kullanarak etki ettiği için farklı ilaç grupları altında sınıflanırlar. Bazı sınıflar ve bazı sınıftaki ilaçlar belirli bazı ritim bozukluklarının tedavisinde etkilidir. Antiaritmik ilaç sınıflamasında birden fazla şema olmasına rağmen hekimlerin çoğunluğunca kullanılan sınıflama Vaughan-Williams sınıflamasıdır” diye konuştu.
Doç. Dr. Diker, atriyal fibrilasyonda ilaç dışı tedaviler içerisinde kalıcı kalp pilleri, atriyal fibrilasyon ablasyonu ve atriyoventriküler düğüm ablasyonu olduğunu da sözlerine ekledi. Doç. Dr. Diker, “İlaç dışı tedavi teknikleri geliştirilmeye başlandı. Ablasyon denilen veya sol atrial kapama denilen bir takım yöntemlerle felç riski azaltılıyor hem de hastanın şikayetleri ortadan kaldırılıyor. Son dönemlerde hastaların tam olarak tedavi edilmesi mümkün olmaya başladı. “Kalp pili ve ablasyon gibi ilaç dışı tedaviler genellikle ilaç tedavisine yanıt alınamayan hastalarda uygulanır” dedi.

Sempozyumda İşlenen Diğer Konular
Sempozyumda, kalp krizi tanılı hastalara, tanının ilk saatlerinde yapılacak tedavinin standartları, tedavi yöntemlerinin tekniği ve eşlik eden ilaç kullanımı konuları, ani kalp ölümü konusunda yeni gelişmeler ve güncel tedavi yöntemleri, koroner arter hastalığından korunma yöntemleri, atriyal fibrilasyon ritm bozukluğunun tedavisinde son yıllarda ortaya çıkan yeni açılımlar, kardiyak görüntüleme yöntemleri ve girişimsel kardiyolojideki gelişmeler, “kalp ve damar sağlığı için beslenme” önerileri uzmanları tarafından değerlendirildi.

Continue Reading