“HER YIL 230 MİLYON HASTAYA BÜYÜK CERRAHİ GİRİŞİM İÇİN ANESTEZİ UYGULANIYOR”

48. Ulusal Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kongresi’nde konuşan Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Neslihan Alkış, “Her yıl dünya genelinde 230 milyon hastaya büyük cerrahi girişim için anestezi uygulanmaktadır. Bu cerrahi işlemlerle ilişkili olarak 7 milyon kişide ciddi komplikasyonlar gelişmekte ve 200 bini Avrupa’da olmak üzere yılda 1 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Konu ile ilgilenen herkesin görevi bu komplikasyon oranlarını azaltmaya çalışmaktır” dedi.

48. Ulusal Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kongresi basın toplantısı ATO Congresium’de yapıldı. Basın toplantısına Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) Başkanı Prof. Dr. Neslihan Alkış, TARD 2. Başkanı Prof. Dr. Hülya Bilgin, TARD 2. Başkanı Prof. Dr. Güner Kaya, TARD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ömer Kurtipek, TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Zekeriya Alanoğlu ve Resüsitasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Agah Çertuğ katıldı. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı ile yürütülen ani kalp durmasında ilk yardım konulu ‘Hayata El Ver’ kampanyasının tanıtımı da yapıldı.

TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Zekeriya Alanoğlu, 2 bin 500’e yakın üyeleri ile en büyük sayıda üyeye sahip tek ve çatı dernek olma özelliğini taşıdıklarını söyledi. Bu yıl bin 600 kişinin kongreye katıldığını kaydeden Alanoğlu, “Bunun yanında 300 civarında firma ve temsilci yeni teknoloji ve gelişmelerden bizleri haberdar ediyor. Bu yıl kongrede hasta ve çalışan güvenliği, risk altında olan çalışanların durumu, çalışma şartlarının yeniden ele alınması gibi konular ele alınacak” dedi. 

Anestezide Hasta Güvenliği İçin Helsinki Bildirgesi
2010 yılında Helsinki’de Avrupa’daki bütün Anesteziyoloji Derneklerinin başkanlarının imzaladığı ‘Helsinki Bildirgesi’nde hasta güvenliğinin sağlanmasında anestezi uzmanlarının önemine vurgu yapıldığı kaydeden Alkış, “Helsinki Bildirgesi ile üzerinde uzlaşılan konu başlıkları, hastaların, tıbbi uygulamalar sırasında kendilerini güvende hissetme ve bir zarara uğramama beklentisi içinde olmaları en doğal haklarıdır. Anesteziyoloji perioperatif dönemde hasta güvenliğinin sağlanmasında anahtar bir rol oynar. Hastaların tıbbi uygulamaların güvenli olması konusunda eğitilmeleri çok önemlidir ve onlara diğer hastalardaki işlevleri daha da iyileştirmek için geri bildirim sağlamaları fırsatı verilmelidir. Sağlık hizmeti harcamalarını karşılayan kurumlar, uygulamaların giderlerini karşıladıkları için doğal olarak; perioperatif anestezi bakımının güvenli sunulmasını beklerler. Hastaların tıbbi uygulamaların güvenliği konusunda eğitilmeleri, onların verecekleri geri bildirimin daha sağlıklı olması ve diğer hastalardaki uygulamaların da iyileştirilmesi bakımından önem kazanır. Hasta güvenliğinde insan faktörünün tıptaki önemini bilen biz anesteziyologlar; cerrah, hemşire ve ekipteki diğer elemanlarımız ile birlikte bu eğitimin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve sunumunu tümüyle desteklemekteyiz. Tıbbi malzeme ve ilaç üreten firmalar, hastalarımızın bakımı için gereken güvenli ilaç ve araç-gereçlerin üretiminde ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynarlar. Anesteziyoloji tıpta hasta güvenliğinin geliştirilmesine önderlik etmiş bir uzmanlık dalıdır. Bizler gelinen noktanın yeterli olmadığını ve bu alanda hala araştırmaların ve yeni yöntemlerin gerektiğine inanmaktayız. Etik, yasal veya düzenleyici hiç bir kural, bu bildirgede hasta güvenliğinin sağlanması için belirtilen önlemleri azaltmamalı veya ortadan kaldırmamalıdır.” Şeklinde konuştu.

Her Yıl Dünya Genelinde 230 Milyon Hastaya Majör Cerrahi Girişim İçin Anestezi Uygulanmakta
Anesteziyoloji’nin Anestezi, Yoğun bakım, Acil Tıp ve Algoloji’de hastanın ameliyat sürecindeki kalite ve güvenliğin sağlanması ile sorumlu olduğunu belirten Prof. Dr. Alkış, şunları söyledi: “Bu süreç hastanın gerek hastane içi ve gerekse hastane dışında özellikle risk altında bulunduğu durumları da kapsar. Her yıl dünya genelinde 230 milyon hastaya majör cerrahi girişim için anestezi uygulanmakta. Bu cerrahi işlemlerle ilişkili olarak 7 milyon kişide ciddi komplikasyon gelişmekte ve 200 bini Avrupa’da olmak üzere yılda bir milyon insan hayatını kaybetmekte. Konu ile ilgilenen herkesin görevi bu komplikasyon oranlarını azaltmaya çalışmaktır. Anesteziyoloji; özellikle hasta güvenliğinin geliştirilmesinde ve gerçekleştirilmesinde sorumluluk almada rolü çok önemli olan bir uzmanlık dalıdır.”   

Riskli Hastalarda Anestezi Uygulaması
Genel Anestezi uygulamasının riskli olduğu ameliyatlarda hastaların uyanık vaziyette iken yapılan spinal anestezi ve torakal epidural anestezi (bölgesel anestezi) yöntemi ile cerrahi operasyonların yapılmasının artık mümkün olduğunu hatırlatan TARD 2. Başkanı Prof.Dr. Hülya Bilgin ise şunları söyledi: “Ameliyat öncesi değerlendirmelerinde kalp, akciğer gibi organlarda sıkıntılar nedeni ile ‘anestezi alması uygun olmayan’ özellikle de yaşlı hastalarda spinal anestezi ya da torakal epidural anestezi yöntemleri uygulanabiliyor. Bölgesel anestezi yöntemlerinden olan epidural anestezi; bel, sırt ve boyun bölgelerinde uygulanabilen bir yöntemdir. Genel anestezi ile beraber uygulanabildiği gibi genel anestezi uygulamasına gerek duyulmadan da yapılabilir. Bu yöntemle ayrıca ameliyat sonrası ağrı kontrolünde de kullanılıyor. Bu yöntemin özellikle genel anestezinin riskli olabileceği hastaların hastanede kalış süresine ve konforuna çok olumlu katkıları bulunmaktadır” dedi.  

Uyanık Beyin Ameliyatları 
Hastanın şuurunun açık olduğu, ancak ağrı hissetmediği bölgesel anestezinin de fıtık, apandisit, doğum, sezaryen ile ortopedi ameliyatlarında sıkça yararlanıldığını dile getiren Bilgin, cilt kesisine dikiş atmak gibi basit işlemlerde de lokal anestezinin uygulandığını söyledi. Bilgin, vücuda verilen her ilacın bir zehir olduğuna, bu nedenle doz ayarlamasının hayati önem taşıdığına dikkati çekerek, bu noktada anestezi uzmanlarına büyük sorumluluk düştüğünü bildirdi. Özellikle yaşlı ya da özel sağlık durumları bulunan hastalara yüksek doz anestezi yapılması gerektiğini ifade eden Bilgin, özellikle son yıllarda beyin ameliyatlarında hasta ile konuşularak ameliyatların yapıldığını belirtti. Bilgin, hastanın sağlık durumuna göre belirlenecek teknikler ile hasta güvenliği korunarak uygulamaların yapıldığının altını çizdi.

Dernek 2. Başkanı Prof. Dr. Güner Kaya, bebek ve çocuklara yapılan anestezi uygulamasının da riskli olduğuna işaret ederek, “Anestezi çok güvenli olmakla birlikte düzensiz kalp ritmleri, solunum problemleri, alerjik reaksiyonlar gibi durumlarda çocuklarda komplikasyonlara neden olabilir” diye konuştu. 

Yeni Doğmuş Bebeğe Bile 12 Saat Anestezi Verilebiliyor 
Anne ve babaların, çocuklarının ameliyatı öncesinde anestezi uzmanı ile görüşmesinin endişenin ortadan kalkması için görüşmesi tavsiyesinde bulunan Kaya, çocuğun genel sağlık durumuna uygun yapılan doz ile operasyonların başarılı geçtiğini bildirdi. Kaya, “Yeni doğmuş bebeğe bile 12 saat anestezi verebiliyor ve sağlıklı bir şekilde ameliyattan çıkartabiliyoruz. Çocuklarımızı, sıfır ağrı ile ameliyattan çıkartabiliyoruz” dedi.

Çocuklarda Anestezi Uygulamaları Güvenli mi?
Anestezinin günümüzde çok daha konforlu ve güvenli koşullarda uygulandığını kaydeden TARD 2. Başkanı Prof. Dr. Güner Kaya, “Anestezi çok güvenli olmakla birlikte nadir durumlarda, örneğin düzensiz kalp ritimleri, solunum problemleri, alerjik reaksiyonlar gibi çocuklarda komplikasyonlara neden olabilir. Anne babalar çocukları için söz konusu anestezi uygulamalarında korkuya ve telaşa kapılabiliyorlar. Ancak burada yapılması gereken en önemli şey ameliyat öncesi anestezi uzmanı ile tanışmak, konuşmak ve konuyla ilgili bilgi almaktır. Gerek anestezi uygulamasının detayları gerekse olası komplikasyonlar hakkında soruların tek ve gerçek muhatabı anestezi uzmanlarıdır. Çocuğun genel sağlık durumu, almış olduğu reçeteli reçetesiz ilaçlar, bitkisel gıda takviyeleri ya da vitaminler,  herhangi bir şeye alerjisinin olup olmadığı, özellikle gıdalar, ilaçlar, ya da lateks İleri yaştaki çocuklar sigara, alkol ya da benzeri madde kullanım alışkanlıklarının sorgulanması, çocuğunuz ya da aile bireylerinden birinin varsa önceki anestezi uygulamaları sırasındaki reaksiyonlarının iyi sorgulanması gereklidir. Cerrahi müdahale ya da anestezi uygulaması sırasında çocuğun güvenliğini sağlamak için bu tür sorulara doğru yanıt vermek anestezi uzmanı ile iyi bir iş birliği sağlamak son derce önemlidir. Çocuğa cerrahi ve anestezi uygulanması düşüncesi gerek anne babalar gerekse çocuklar için korkutucu olabilir. Ancak anestezi prosedürleri ve uygulama ile ilgili güvenlik koşulları son 25 yılda çok değişti ve gelişti. Teknolojideki gelişmeler ve anestezi uygulamalarındaki son yenilikleri yine anestezi uzmanı ile görüşerek öğrenmek mümkün olacaktır” açıklamasında bulundu.  

 Anestezi Uygulaması İle Ağrı Tedavisi
Dernek üyesi Prof. Dr. Ömer Kurtipek de anestezinin en çok kullanıldığı alanlardan birinin ağrı tedavisi olduğunu, bunun dışında yoğun bakım hastalarında tedavisinde de etkin rol aldığını bildirdi. İyi bir yoğun bakım tedavisi ile hastanın yaşam süresinin arttığına ve yeniden sağlıklarına kavuşabilme imkanına kavuşabildiğine işaret eden Kurtipek, destek ihtiyacı olmayan ama genel durumu her an bozulabilecek kritik hastaların yakın gözetim altında tutulduğunu söyledi.

Sigara İçenlerde Yaralar Geç İyileşiyor
Anestezi uygulandıktan sonra gerçekleştirilen suni solunumda, akciğerin işleyişinin bir miktar değiştiğine dile getiren Dr. Fikret Kutlu, “Akciğer solunum sistemini döşeyen epidel, sigaradan ötürü zarar görmüşse, suni solunuma geçildiğinde hastada fizyolojiyi değiştiriyor ve tekrar hastanın uyandırılmasında sorunlar yaşanabiliyor” diye konuştu.
Sigara kullanımının kan dolaşımını bozduğuna, dikiş hattında yaraya giden hattında yaraya giden oksijeni azalttığına dikkati çeken Kutlu “Bu durum yara iyileşmesinde gecikmeye ve enfeksiyona neden olabiliyor. Enfeksiyonsa bir hastayı yoğun bakıma kadar götürebilen çok ciddi bir durum” dedi.

Ameliyattan En Az 2 Ay Önce Bırakın
“Sigara kullanımının ameliyat sırasında ve sonrasında balgam miktarı ile kıvamının artmasına bağlı olarak solunum yollarında tıkanma” gibi problemlere yol açtığını söyleyen Kutlu, “Sigara içen kişilerde yine uyuma ve uyanma sırasında hava yollarında ani daralmalar daha sık görülüyor ve hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyor” dedi. 
Kutlu, şunları söyledi: “Kronik alkol kullanımı da tansiyon yüksekliği, ritm bozukluğu, kalp yetmezliği, karaciğer fonksiyonbozukluğu, kalp damar sistemi, karaciğer ve sinir sistemini içeren sorunlar oluşturabiliyor. Akut alkol alımında kan şekeri düşüklüğü, vücut ısısının azalması, kanda elektrolit dengesinde bozulma, solunumun baskılanması gibi yan etkiler nedeniyle acil değilse operasyonun ertelenmesi gerekiyor. “
“Bu nedenlerden ötürü, planlı operasyonlardan en az 2 ay önce sigara ve alkolün bırakılması gerekmektedir” diyen Kutlu, ameliyattan bir süre önce sigaranın bırakılmasının da hiç sigara içmeyen bir kişiyle aynı şansa sahip olunduğu anlamını taşımadığının da altını çizdi.
Continue Reading

“ANESTEZİ UZMANLARI HAKLARINI ALAMIYOR”

Artık hiçbir anestezi uzmanının “rejyonal anestezi” yapmak istemediğini belirten Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, “Puanlama ASA sınıfına göre olmalı. “Anestezi bakımı” adı altında yapılan ekstra işlemler göz ardı edilmemeli” dedi.
Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ameliyatların “görünmeyen kahramanları” olarak çalışıyor. Ameliyatta genelde cerrah bilinirken hastanın bütün yaşam fonksiyonları, kalbi, tansiyonu, solunum sistemi, böbreklerinin çalışması ve kısacası ameliyattaki tüm kontrollerden anestezistlerin sorumlu olduğunu kaydeden Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, anestezi uzmanlarının yaşadığı sorunları Sağlık Dergisi’ne anlattı.
“Performans Puanı “ASA” Sınıfına göre Olmalı”
Anestezi alacak hastaların risk gruplarına göre tasnif edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Şahin, “Amerika Anestezistler Derneği (ASA) risk sınıflamasına göre ASA-I olan hastanın, ameliyat olacağı hastalığı dışında başka hastalığı yok demektir. ASA-V sınıfı hasta da ölüm oranı çok yüksek bir hasta anlamına gelir. Bazen, cerrahi girişimin çok zor olmadığı ve hastanın da çok riskli olduğu durumlarla karşılaşıyoruz. Dolayısıyla cerrahın işinin oldukça kolay, anestezistin işinin de oldukça zor olduğu, dolayısıyla her zaman bir doğru orantı olmadığı bir gerçektir. Örneğin yeni doğan bir bebekte veya çok yaşlı bir hastada anestezi riski hiçbir zaman aynı olamaz.
Ayrıca son yıllarda ameliyathane dışındaki girişimsel işlemlerde de anestezi ve sedasyon uyguluyoruz. Hastada sedasyon ve analjezi (ağrı duymaması için gereken tedavinin yapılması) durumunu sağlıyoruz. Beyin anevrizmalarında klasik yöntemde ameliyatta, ameliyatın getirdiği ek riskler ve masraflar çok fazla olabilirken yeni teknikler kullanılarak yapılan girişimsel radyolojik işlemlerle hastada sedasyon ve analjezi sağlanarak daha yararlı sonuçlar elde edilebiliyor. Ancak bu girişimlerin biz anestezistler için çok daha yüksek riskli olduğunun da bilinmesi önemli. Performans sisteminde alınan puanlar hasta hangi risk grubunda olursa olsun cerrahinin yüzde 30’u gibi değerlendiriliyor, ancak bu çok daha düşük olabiliyor. Puanlama aslında sadece ASA sınıflamasına göre değil, hastanın yaşına ve ameliyatın süresine göre de hesaplanmalı.
“Saatler Süren Ameliyat Birden Çok Anestezi Uzmanı ve Tek Kişiye Puan”
Bir ameliyat ne kadar uzun sürerse sürsün ve kaç anestezi uzmanı görev alırsa alsın, puan bir anestezi uzmanına ekleniyor. Örneğin, karaciğer naklinde ekip olarak 6-7 kişi oluyoruz, puan bir kişiye yazılıyor. Ancak eğitim kurumlarına problemli hastalar daha çok refere edildiği için bizler genelde komplike vakalarla ilgilenmek zorundayız.
“Anestezi Normal Fizyolojiye Aykırı İşler Yapıyor”
Biz anestezi uygulamaları sırasında aslında normal fizyolojiye oldukça aykırı işler yapıyoruz, yürüyen, konuşan bir insanı reflekslerini de ortadan kaldırıp uyutuyoruz. Anestezik işlemlerin bazıları risk taşıyan, özel ilgi gerektiren işlemler. Daha doğrusu tıpta risk taşımayan işlem hemen hemen yok gibi. Tabiidir ki, anestezi uzmanı yasal olarak her şeyden sorumlu tutuluyor, ancak bu durum performans puanlamasına orantılı olarak yansımıyor. Anestezi uzmanlarının hakları ile ilgili düzenlemeler yapılması için çalışıyoruz. Puanlamalarda “Anestezi Uzmanı Tek başına” ve Anestezi Teknisyeni ile Birlikte” şeklinde iki farklı uygulama yapılıyor ve bizler en üst seviyeden mesleki Sorumluluk Sigortası ödediğimiz halde, hak ettiğimiz puan yüzde30’a düşürülerek yasal sorumluluğu bulunmayan teknisyene yüzde70’lik bir paye veriliyor.
“Anestezi Düzeyi Ölçümü Parasını, Çalışan Ödüyor”
Ameliyat sırasında hastanın anestezi düzeyinin ölçümü için kullanılacak olan malzemenin parasının geri ödemesi yok. Hasta kendisi parasını öderse ve malzemeyi alırsa kullanılıyor, bu ölçümü yapabilecek olan doktorun yaptığı uygulamanın zaten karşılığı yok. Eğer biz doktor olarak bu malzemeyi kullanırsak ve hasta ödemezse bu maliyet çalıştığımız kliniğin gelirinden düşülüyor.
“Kalitesiz Ürünler Elimizde Kalıyor, Bunun Hesabını Biz Veriyoruz”
Kullanılan tıbbi cihazlar kalitesiz olunca daha çok ürün kullanmak gerekiyor ancak bunun da hesabı anestezistlere soruluyor. Kalitesiz kanül kullanıldığında elimizde kalıyor, “neden 5 tane kullanıldı” diye tutanak tutmak zorunda kalıyoruz. SGK tarafından geri ödemesi yapılmıyor. SGK’a eksik fatura veya dosya gitmesin diye çok uğraşıyoruz, çünkü çalıştığımız kurum bundan dolayı zarar görebiliyor ve bizden de hesap soruluyor. Tüketim denetlenmeli ve kontrol altında olmalı ancak, ben gereken malzemeyi ve kaliteli ürünü gerektiği miktarda kullanma özgürlüğüne sahip olmalıyım. İnanmadığım malzemeyi daha ucuz diye sınırsız sayıda kullanmak yararlı değil, Hastaya zarar vermeyecek, daha uzun süre kullanabilecek, belki biraz pahalı ama uzun dönemde ucuza maliyet sağlayacak malzemeyi benim kullanabilme şansım olmalı” dedi.

Cerrahinin Yüzde 30’u Anesteziye
Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise şunları söyledi: “Bir hasta ameliyata alındığında da anestezi uzmanları hastanın uyuması ve ağrı hissetmemesinden sorumluyuz. Bunların hepsi “anestezi bakımı” adı altında ücretlendirme yapılıyor. Bu hasta çocuk da olsa erişkin de olsa yandaş pek çok hastalığı da olsa siz buna ne yaparsanız yapın anestezi bakımı adı altında cerrahi girişim puanının yüzde 30’unu alıyorsunuz.
“Artık Kimse Spinal Anesteziyi Yapmak İstemiyor”
Spinal anestezide ise sadece yapılan iğne sayılıyor, oysa ameliyat bitene kadar biz hastanın başında duruyoruz. Spinal anestezi, genel anestezinin taşıdığı riskleri taşıyor. Verilen ilaç yükselebilir, hastanın kan basıncı düşebilir, solunumu bozulabilir. Her hasta için aynı standardı belirleyemiyorsunuz. “Spinal anestezi”nin ücretlenmesi “kas içine iğne yapmakla” aynı puan ve çok düşük olduğu için artık birçok anestezist bu durumun mağduriyetini yaşıyor.”
Continue Reading

“AĞRI” AKUT DÖNEMDE İYİ TEDAVİ EDİLMEZSE “HAFIZA” OLUŞUR

Akut ağrı iyi tedavi edilmezde kronik ağrıya dönüşür bu da hafıza oluşmasına yol açtığını kaydeden Hacettepe Üniversitesi Anestezi ve Reaminasyon Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Altan Şahin, ülkemizde kullanılan ağrı kesicilerin pahalı olduğunu, ucuz ağrı kesicilerin getirilmediğini söyledi.

Ağrı yüz yıllardır üzerinde çalışılan ve narkotikler ve türevlerinin kullanıldığı zor bir süreç. Uzmanlar tarafından sürekli çalışmalar yapıldığını ve yeni kılavuzların oluşturulduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Anestezi ve Reaminasyon Anabilim Dalı Öğretim üyesi ve Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği üyesi Prof. Dr. Altan Şahin, özellikle santral sensitizasyon denilen “Ağrı hafızası” oluşmaması için akut ağrıların kronikleşmeden tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Şahin, ağrı mekanizması hakkında şunları söyledi: “Ağrının sadece beyinde algılanan bir durum değil, ağrılı bir uyaran geldikten sonra vücudun her hangi bir yerinde oluşan durumun periferik sinirler aracılığıyla merkezi sinir sistemine taşınması sonucu algılanır. Arka kök gangliyondaki sinapsa gelen ağrı, daha sonra spinal kordun arka boynuzunda özellikle bir ve ikinci laminalarda sinaps yaptıktan sonra karşıya geçerek genellikle spinatalamik traktustan talamusa gider, talamustan da kortikal ve retiküler sisteme, limbik sisteme yayılır ve ağrı algılanır.”

“İnguinal Herni Ameliyatlarından Sonra Kalıcı Kronik Ağrı Oluşabiliyor”

Özellikle akut ağrısı olan hastaların ağrılarının iyi tedavi edilmediğinde ya da torakotomiler, meme cerrahisi, ampütasyonlar gibi bazı ameliyatlardan sonra kalıcı bir ağrı oluşabildiğini dile getiren Prof. Dr. Şahin, “Torakotomilerden sonra interkostal sinirler zarar görebilir ve bu da nöropatik ağrıya neden olabilir, ayrıca inguinal herni ameliyatlarından sonra da kalıcı kronik ağrı oluşabiliyor” dedi.

Ağrının Nedeni “Santral Sensitizasyon”

Prof. Dr. Şahin şunları söyledi: “Ağrının nedeni “santral sensitizasyon” denilen ağrı hafızasının oturmasının engellenmesi için bazı önlemler var. Ağrı akut dönemde iyi tedavi edilmeli. Farklı nörotransmitterler ve reseptörler üzerinde çalışılıyor. Fakat şu anda bildiğimiz şey, akut ağrının iyi tedavi edilmediği zaman kronik ağrıya dönüşebileceği. Kronikleşmiş ağrıyı tedavi etmek çok daha zor oluyor.

Limbik Sistem, Korteks ve Talamus

Beyinde çok farklı yerlerde ağrı hafızası oluyor. Birincisi talamus yani sinaps yaptığı üst santral sinir sisteminin olduğu yer, limbik sistem ve kortikal bölgede de algılanıyor. Duyusal korteks kısmı olan pariyetal lob da ağrıyı algılayan bir yer..

“Ucuz Ağrı Kesiciler Türkiye’ye Getirilmiyor”

Ağrı tedavisinde farmakolojik ajanlar var. Günümüzde ağrı ile ilgili sürekli yeni bir reseptörler bulunuyor. Uygun antagonist ya da agonist bir takım ajanlar çıkıyor ve bu ajanlar çıktıktan sonra bunlar üzerinde çalışmalar yapılıyor. Her ne kadar yeni çalışma olsa da kılavuzlarda bundan 20 sene önceki ilaçlarla var. Bazı deneysel çalışmalarda ratlar üzerinde çok iyi sonuçlar bulunuyor. Fakat insana uygulandığında ya yan etkisi fazla çıkıyor ya da etkisi o kadar da belirgin olmayabiliyor. O yüzden bu çalışmalar devam ettikçe bir sürü yeni ilaç çıkıyormuş gibi oluyor. Fakat ondan sonrada bunlardan bir kısmı elimine oluyorlar. Ağrı tedavisinde yeni ilaçlar var. Dünyada olan ucuz ilaçlar Türkiye’de yok maalesef. Çünkü endüstri kar amacıyla bu işi yapıyor. Kar amacıyla da yaptığı içinde pahalı ilaçları Türkiye’ye getiriyor. Ağrı tedavisinde kullanılan “morfin” ucuz bir ilaçtır ama Türkiye’de oral morfinin bugünlerde sadece 60 mg’lığı bulunabiliyor. Hızlı etkili morfin preparatlar Türkiye’de yok. Mesela “Metadon” çok ucuz ve son derece etkili olan ve kanser ağrısı tedavisinde kullanılan bir ilaç Türkiye’de yok, nedeni ise sadece ucuz olması. Birçok ülkede devlet bu tür ilaçların sağlanmasında rol alıyor. Ağrısı olan hastalarda bağımlılık çok önemli bir sorun değil.

“Opioid İlaçların Kanserde Üst Dozu Yoktur”

Ağrısı olan 17 bin hastaya narkotikler ve türevleri (opioid) olan ilaçlar verilmiş ve bunların sadece ikisinde bağımlılık gelişmiş. Hastanın ızdırabını geçirmek önemli. Hasta kanser hastası ise ve 1 aylık ömrü varsa morfin reçete edildiğinde, hasta “bağımlılık yapacak” diyor. Hasta ömrünün son bir ayında ağrı çekmeyi göze alabiliyor. Kanser ağrısında bu tür ilaçların üst dozu yoktur. Kılavuzlarda da bu şekilde belirtilir.

“Ağrının Karakterine göre Tedavi Değişiyor”

Ağrı çeşitleri için farklı tedavi kılavuzları öne sürülmüş. Kılavuzlar bu işi rutinde yapanlara öneri olması için hazırlanır. Nöropatik ağrının tedavisinde etkili ilaçlar birinci sıradaki ilaçlar, kanser ağrısının tedavisinde daha alt sıralarda yer alıyor. Yani ağrının karakterine göre tedavi değişiyor.

“Ben Yaptım Oldu” Yaklaşımlarını Doğru Bulmuyorum”

Alternatif tedavide, akupunktur, hipnoz gibi yöntemlerin kanıta dayanmadığı için uygulamayı doğru bulmuyorum. Bunlarla ilgili yapılan metaanaliz ve sistematik derlemeler var. Bunlara sadece adjuvan tedavi olarak belki kullanılabileceği şeklinde destek veriliyor ancak hiçbir zaman primer tedavi prensibi olarak kullanmak doğru değil. Kanıta dayalı olan bilgi bizim için önemli. Bunun dışındaki “ben yaptım oldu” yaklaşımlarını doğru bulmuyorum.”

Continue Reading

“ÜLKEMİZDE ANESTEZİ UZMANI SAYISI YETERSİZ”

Depremlerde enkaz altındakilere ilk müdahale sırasında yapay solunum cihazlarının hayati önem taşıdığını belirten Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, “24 saatten fazla göçük altında kalan her birey yoğun bakım hastasıdır. Travma sonrası yaşanan şiddetli ağrı da ölümcül şoklara neden olabilir. Bu nedenle deprem gibi doğal afet veya kazalarda anestezi uzmanlarının önemi büyüktür” dedi. TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise ülkemizde anestezi uzmanı sayısının çok yetersiz kaldığını, bunun da doğal afet sırasında can kayıplarının artmasına neden olabileceğine dikkat çekti.
Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) tarafından 26-30 Ekim tarihleri arasında düzenlenen “45. Türkiye Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kongresi” Antalya Manavgat’ta düzenlendi. 2 bine yakın hekimin katıldığı kongrede, anestezide yeni uygulamalar, doğal afet ve acil durumlarda anestezi ve anestezi hekimlerinin önemi gibi çok sayıda konu ele alındı. Kongre ile ilgili düzenlenen basın toplantısında konuşan TARD Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, Van depreminin ardından anestezi uzmanlarının öneminin yeniden gündeme geldiğini vurgulayarak “Acil müdahale gerektiren bütün felaketler gibi, depremde de anestezi ve anestezi doktoru başrollerden birine sahiptir. Yaralının kurtarılması ve sevki esnasında solunum ve dolaşım sisteminin kontrol altına alınması, ameliyat gerektiğinde en uygun anestezinin verilmesi, ameliyat bitiminde hastanın normal yaşantısına dönmesini sağlar, yoğun bakım gerektiren ağır yaralı hastaların yaşama geri döndürülmesi için çalışır” dedi. Anestezi uzmanlarının sayısı yetersiz olduğunda, özellikle bu tip afetlerde can kayıplarında ciddi artışların yaşanabildiğinin altını çizen Şahin “Hastaların solunum ve diğer yaşamsal fonksiyonlarının takibini yapan anestezi uzmanları, sıvı kaybı ve solunum yetmezliğinde ilk müdahale eden olur. Organların en az hasarla kurtarılması da yine anestezi doktorlarının görevidir” diye konuştu.
Ağrı, Ölümcül Şoka Yol Açar
Travmalı hastada şiddetli ağrının ölümcül şoklara neden olabileceğini kaydeden Şahin, özetle şunları kaydetti: “Ağrı esnasında vücutta bazı zararlı maddeler salınır, bu yaralı hastanın durumunu daha da kötüleştirebilir. Bundan dolayı ağrının dindirilmesi önemlidir. Hatta ağrı eşiğinin belli bir düzeyin üzerine çıktığında hasta şoka girer veya hayatını kaybeder. “

İngiltere’de 20 Kişiye, Ülkemizde 200 Kişiye 1 Anestesizt
TARD Genel Sekreteri Prof. Dr. Hülya Bilgin ise ülkemizde 200 kişiye bir anestezi hekiminin düştüğünü, bu rakamın İngiltere’de her 20 kişiye 1 anestezi uzmanı olduğunu belirtti. Bilgin, “Sağlık Bakanlığı ile bu konuyu görüştük. Anestezi uzmanı sayısı hızla arttırılmalıdır” dedi.
Anestezistlerden “Hayatta Kalma” Rehberi
TARD Gelecek Dönem Başkanı Prof. Dr. Güner Kaya TARD olarak deprem gibi doğal afetler sırasında hayati önem taşıyan bilgilerin yer aldığı “hayatta kalma” rehberi hazırlayacaklarını, bu konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı ile görüşme yapmayı planladıklarını açıkladı. Kaya, enkaz altında kalanların yaşadığı travmalar ve diğer afetlerde halka ve kurtarma ekiplerine yönelik hazırlanacak rehber için çalışmalara başladıklarını dile getirdi.

Göçük Altından Çıkarılan Hastalarda Solunum Yönetimi
Prof. Dr. Agah Çertuğ, deprem bölgesi ve afet bölgelerinde anestezi ve anestezi doktorunun rolünün çok önemli olduğunu söyledi. Van depreminin sembolü haline gelen Yunus’un göçük altında çıkarıldığında konuşmasının düzgün olduğuna dikkat çeken Çertuğ, göçük altından çıkarılan hastalarda solunum yönetimi, travmalı hastada ağrı yöntemi ve göçük altında sıvı kaybının iyi bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatiş Altıntaş ise depremde göçük altında kalan hastanın çıkarılmasında anestezisyenlere ihtiyaç olduğunu kaydetti. Altıntaş, “Hastanın çıkarılmadan önce kolu veya bacağı kesilebilir. Bu önemli bir durumdur’’ diye konuştu.
Continue Reading

HANGİ BRANŞ HEKİMLERİNDE İNTİHARA DAHA ÇOK RASTLANIYOR?

Hekimler arasında en sık anestezistlerde görülen intihar vakalarının, anestezistin sürekli kapalı ortamda uzun süre çalışmasının ve hastanın hayati fonksiyonlarının sorumluluğunun alınmasının depresyona neden olabildiği belirtiliyor. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, konu ile ilgili Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Uzmanlar, özellikle fiziksel yorgunluk ve ruhsal baskı içinde olunmasının, anestezistlerin anestezide kullanılan ilaçlara çok rahat erişebilmelerinin ve bu ilaçları hangi dozlarda uygulayacaklarını çok iyi bilmelerinin intihara yönelimi ve ilaç bağımlılığı riskini artırdığı uyarısında bulunuyor. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD) Başkanı Prof. Dr. Şükran Şahin, hekimler arasında intihar eğiliminin diğer meslek gruplarından daha yüksek olduğunu belirterek, yapılan araştırmalarda batılı hekimler arasında normal nüfusa ve diğer akademik personele göre intihar oranının yüzde 1-3 oranında daha fazla olduğunun belirlendiğini söyledi. Prof. Dr. Şahin, “Toplumdaki diğer bireylere göre erkek hekimlerdeki intihar riski 1.1-3.4, kadın doktorlardaki risk ise 2.5-5.7 olarak tahmin edilmektedir” dedi.

“En Sık ‘Anestezi’ Uzmanları İntihara Yöneliyor”
Hekimler içerisinde en sık ”anestezi” uzmanlarının intihara yöneldiğine dikkati çeken Şahin, konuya ilişkin yapılan çok sayıda araştırmanın bunu doğruladığını ifade etti. Prof. Dr. Şahin, şunları kaydetti: “Dünyada hekimler arasındaki intihar vakalarında anestezi uzmanlarının isminin diğer hekimlere göre daha sık geçmesi de sadece gözlemlenen bir durum değildir. Dünya genelinde yapılan araştırmalar, anestezi uzmanlarında intihar riskinin diğer hekimlere oranla yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, İngiltere’de yapılan bir taramada, pratisyen hekimlere göre anestezi uzmanlarının çok daha yüksek oranda intihar girişiminde bulundukları saptanmıştır. ABD’de de intihar girişiminin ölümle sonuçlanma oranı ve ilaçla ilişkili ölüm oranının, dahiliye doktorlarına göre anestezi uzmanlarında daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Türkiye’de doğrudan bu konu ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır.”

Anestezinin, cerrahi girişimlere kişinin tahammülünü sağlamak olarak ifade edilebileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, anestezinin doğrudan tedavi edici olmadığını, cerrahi başta olmak üzere tedavi sürecinde kişinin yaşamsal fonksiyonlarının kontrol altında tutulması açısından, büyük önem taşıyan bir girişim olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Şahin, anestezi gibi koruyucu ve kollayıcı olduğu savunulan bir girişimin kazaya neden olmasının da çok çarpıcı olduğunu ve bu nedenle anesteziye bağlı herhangi bir komplikasyonun, özellikle ölümlerin çok reaksiyon uyandırabileceğini belirtti.

“Anestezi Hatalarının Yüzde 70’i İnsan Kaynaklı”
Prof. Dr. Şahin, anestezi komplikasyonlarının cerrahiye göre çok az, fakat son derece ızdıraplı ve tıp hukuku açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Cerrahi girişimlerde insan hayatının emniyeti ancak kaliteli bir anestezi ile sağlanabilir. Anestezist ve ameliyat odası bir insan-makine kompleksi ve bu sistem performansı cihaz, insan ve çevre faktöründen etkileniyor. Örneğin, cihaza ait faktörler dediğimiz zaman iyi çalışmayan bir cihazla anestezi uygulamak son derece tedirgin edicidir. Anestezi hatalarının da yüzde 70’i insan hatalarından kaynaklanmaktadır. Ancak önemli olan, bu oranın azaltılabilir olmasıdır. Bunu azaltabilmek için de çalışma koşullarının iyileştirilmesi çok önemlidir. Anestezi uzmanı en önemli eforu uyanıklık için kullanmaktadır. Uyanıklığı etkileyen faktörlerin başında anestezistin performansı gelmektedir. Performansta, kişinin eğitim ve yeterlilik düzeyi, yorgunluk, uykusuzluk durumu, çalışma saatlerinin düzensizliği ve görevin kompleks yapısı etkilidir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada, 32 saat (nöbet tutan ve nöbet sonrası mesai saatlerinde çalışmaya devam eden) ve 8 saat (sadece mesai saatlerinde) çalışan anestezi asistanlarının psikolojik ve bilişsel fonksiyonları karşılaştırılmış; 32 saatlik çalışma sonrası depresif duygu durumu, anksiyete ve stresin, 8 saat çalışmaya göre daha sık olduğu saptanmıştır. Yine bir başka çalışmada, 12 saat gece ya da gündüz çalışanlar karşılaştırılmış ve çalışma süreleri aynı olmasına karşın, gece çalışanların gündüz çalışanlara göre bilişsel fonksiyonlarının bozulabildiği gösterilmiştir.”

Doktorun hastasının acısını dindirme, hastalığını iyileştirme gibi asıl amaçlarının yanında bu işlemleri yaparken ona zarar vermemesinin de en önemli konu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şahin, özellikle anestezi altında, kendini hiçbir şekilde savunamayacak bir hastada bu durumun anestezi uzmanına daha büyük bir sorumluluk yüklediğini ve uzmanı strese soktuğunu söyledi.

“Ameliyathanelerde Anestezik Gazlar ile Beraber Karbondioksit Birikir”
Ameliyathanede çalışan anestezi uzmanlarının risk içeren bir ortamda hizmet verdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Şahin, şunları söyledi: “Örneğin, ameliyathanede enfeksiyon riski yüksektir, sürekli çalışan cihazların oluşturduğu bir gürültü kirliliği yanı sıra hastaların uyutulması için kullanılan anestezik gazların ortama olan kaçaklarına bağlı bir atık gaz kirliliği söz konusudur. Ameliyathaneler güneş ışığından yoksun ve sürekli yapay ışıkla aydınlatılan kapalı bir ortam olduğu için eğer iyi ve etkin çalışan bir havalandırma sistemi de yoksa atık, anestezik gazlar ile beraber karbondioksit birikir. İyi klimatize edilmemiş bir ameliyathane kışın çok soğuk, yazın çok sıcak olur. Tüm bunlar baş ağrısı, dikkat azalması, baş dönmesi, baygınlık duygusu ve yorgunluk oluşturur.”

Finlandiya’da yapılan çalışmada, intihara iten iş ile ilgili faktörlerin başında iş arkadaşları ya da yöneticiler ile fikir ayrılığı, işyerinde adaletin olmaması ve nöbetçi olma gibi durumların geldiğinin saptandığını belirten Prof. Dr. Şahin, “Anestezistin sağlık sorunlarının olması, sosyal ilişkilerinin zayıf olması, ailevi problemlerinin olması, arkadaşsızlık, sigara ve alkol tüketicisi olması da intihara iten kişisel faktörler olarak bildirilmiştir” diye konuştu.

“Yüksek Sorumluluk, Depresyona Neden Oluyor”
Prof. Dr. Şahin, sürekli olarak kapalı bir ortamda geçen uzun çalışma saatleri, çok yoğun geçen ve sık tutulan nöbetler, uykusuzluk, fiziksel yorgunluk ve yüksek düzeyde sorumluluğun kişide belirgin bir huzursuzluk ve depresyona neden olabildiğini ifade ederek, “Sonuç olarak yaptığı işten ürkme, korkma duyusunun gelişmesine neden olabilir, başarısızlık ve istenmeyen sonuçlar oluşabilir. Anestezistlerin bu sanatı uygulayabilmeleri, toplum tarafından tanındıkça, diğer hekimler ve hasta yakınlarının yaptıkları işin öneminin farkına vardıklarını gördükçe, tadacakları ruhsal doyum ile olasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Şahin, “Yapılan birçok çalışma, anestezide kullanılan ilaçlara çok rahat erişebilmeleri ve bu ilaçları hangi dozlarda uygulayacaklarını çok iyi bilmelerinin, anestezi uzmanları arasında intihar olasılığı ve ilaç bağımlılığı riskini arttırdığını göstermiştir” dedi.

Continue Reading