KORUYUCU MASTEKTOMİ VE EŞ ZAMANLI MEMENİN YENİDEN YAPILMASI ÖNEMLİ


Meme kanseri ameliyatı olan kadınların ABD’de yüzde 25’i, Kanada’da yüzde 15’i, bizde ise tahminlere göre yüzde 1-2’sinin meme onarımı yaptırdığını belirten Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sühan Ayhan, meme kanserinde ilaç tedavisinin yanı sıra koruyucu mastektomi ve eş zamanlı olarak memenin yeniden yapılmasının, meme kanserinden büyük oranda koruduğunu söyledi. 
“Meme Kanserinden Sonra Meme Onarımı Farkındalık Günü ” (Breast Reconstruction Awareness Day-BRA Day), Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği’nin öncülüğünde, T.C Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Kanser Dairesi Başkanlığı, Ankara Meme Hastalıkları Derneği, Türkiye Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu ve Kanserle Dans, Europa Donna ve Kansersiz Yaşam Dernekleri gibi meme kanseri ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile ATO Congresium Ankara’da etkinlik düzenlendi. 

“Meme Onarımı Farkındalık Günü”, kadınların kanser nedeniyle memelerinin alınması sonrasında meme onarımı hakkında bilgilendirilmesi, farkındalık oluşturulması ve bu imkana ulaşabilmesi için tasarlanmış olan bir sosyal sorumluluk projesi. Etkinliklerden önce düzenlenen basın bilgilendirme toplantısına ise, Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Dairesi Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sühan Ayhan, Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Basın ile İlişkiler Sorumlusu Prof. Dr. Eksal Kargı ve Ankara Meme Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Alıç katıldı. 

Toplantıda, hastaların kanser tedavisinden sonra tam ve dolu bir yaşamın mümkün olduğuna, ayrıca meme kanseri gelişme riski yüksek olan kadınların da, kanserle yüzleşmeden korunmanın bazı yolları olduğuna, ilaç tedavisinin yanısıra koruyucu mastektomi ve eş zamanlı olarak memenin yeniden yapılmasının, meme kanserinden büyük oranda koruduğuna dikkat çekildi.

Ülkemizdeki Kadınların Yüzde 1-2’si Meme Onarımı Yaptırıyor
Basın toplantısında konuşan Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sühan Ayhan, alınan memelerinin yeniden yapılandırılma şansı bulunduğunu hatırlatan ve meme kanserinden sağ kalım süresinin uzadığını belirterek şu bilgileri verdi: “Kadınlar meme onarımına önem vermeye, memelerini geri istemeye başladı. Önemli olan kadınların bu ameliyatların yapılabildiğinden haberdar olmaları. Meme kanseri ameliyatı olan kadınların ABD’de yüzde 25’i, Kanada’da yüzde 15’i, bizde ise tahminlerimize göre maalesef sadece yüzde 1-2’si meme onarımı yaptırıyor. Bu oranlar aslında çok düşük. Söz konusu onarım, sürekli hasta olduklarını hatırlatan fiziksel bir eksiklikten ve yaşamlarını zorlaştıran sütyen içine yerleştirdikleri protezden bir kurtuluş. Psikolojik durumu düzelten, özgüveni ve yaşam kalitesini yükselten, iş yaşamında başarıyı artıran ve özel yaşamda daha mutlu olmalarını sağlayan bir araç. Hastaların memeleri alındığında yeniden yapılabileceğini bilmeye hakları var. Bu nedenle cesaretleri kırılmamalı, aksine cesaretlendirilmeli ve bir plastik cerrahi uzmanına yönlendirilmeliler.”


Meme Onarımını SGK Karşılıyor
Hastaların ameliyat sonrası meme onarımı ve seçenekleriyle ilgili doğru bilgiye ulaşmasının çoğunlukla çok zor olduğunu, bu durumun da çoğu kez hastalarda kafa karışıklığına, umutsuzluğa, çaresizliğe yol açabildiğini belirten Prof. Dr. Ayhan, “Meme onarımı yapacak, gayet yetkin cerrahlarımız var ve söz konusu ameliyatlar da birçok yerde yapılıyor. Kanserin tanı ve tedavisiyle iş bitmiyor. Tedaviden sonra hastaların yaşam kalitesi de çok önemli. Meme onarımıyla beraber psikolojisi, fizyoterapisi, beslenmesi gibi konular da göz ardı edilmemeli. Ayrıca bu işlemler SGK tarafından da karşılanıyor” dedi. 

Meme Kanseri, Yılda Yaklaşık 15 Bin Kadını Etkiliyor 
Meme kanserinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğuu söyleyen Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Dairesi Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, “Meme kanseri, yılda yaklaşık 15 bin kadını etkilemekte. 2000’li yıllardan beri tüm kanser istatistiklerimizde kadın kanserlerinin yüzde 20-25’i meme kanseridir. Risk faktörleri arasında ailede meme öyküsü, erken ilk adet yaşı, geç menopoz, çocuk emzirmeme ve obezite sayılabilir. Erken teşhise yönelik yapılan meme kanseri taramaları, bu kanserlerden ölümleri ve hastalığın sıklığını azaltmada en etkili yöntemdir” diye konuştu. 

Merkezlerde Yüzde 85 Oranında Erken Evrede Teşhis Edilmektedir
Meme kanserinde erken evrede tedavi başarısının yüzde yüz sağlanabildiğini belirten Doç. Dr. Gültekin, ileri evrelerde hem yaşam süresinin kısıtlı olduğunu hem de hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde düştüğünü dile getirdi. Bu nedenle taramaların çok önemli olduğunu vurgulayan Gültekin, şunları söyledi: “Türkiye’de teşhis edilen meme kanserlerinin yaklaşık yarısı ne yazık ki ileri evrede olup, meme koruyucu cerrahi oranlarımız hala istenilen düzeyde değildir. KETEM ve toplum tabanlı taramaların yapıldığı merkezlerde yüzde 85 oranında erken evrede teşhis edilmektedir. Erken teşhis hayat kurtarır, meme koruyucu cerrahiler ve meme onarımı ise hayata bağlar.”
Continue Reading

“BUĞDAY ÇİMİ İÇMEK KANSERİ TEDAVİ ETMEZ”

İnternette son dönemlerde kansere karşı alternatif tedavi olarak yayılan bazı yöntemlerin işe yaramadığını belirten  Türk Onkoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Özlem Er, “Buğday çimi içmek, Mercan Kökü yemek, Tilki Kulağı keserek kanser tedavi edilmez” dedi.

Uluslararası Onkoloji Günleri bu yıl 20-21 Eylül 2014 tarihleri arasında Muş’ta gerçekleşti. Toplantı kapsamında yapılan basın toplantısında konuşan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği  üyesi  Prof. Dr. Özlem Er,  en önemli sağlık sorunlarından biri olan kanser konusunda farkındalık oluşturmak için düzenlenen etkinliğe katıldıklarını söyledi. Türkiye’de yaklaşık 350 bin ile 400 bin kanser hastası bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Er, ” Türkiye’de yaklaşık 350 bin ile 400 yüz bin kanser hastası bulunmaktadır. Her yıl yaklaşık olarak 150 bin yeni kanser tanısı konmaktadır. Erkeklerde en sık görülen kanser akciğer ve prostat iken, kadınlarda ise meme kanseridir. Kanserin en iyi ve etkili tedavisi erken tanı ve korunma ile olur. Kanserin yaklaşık yarısını alınan önlemlerle azaltmak mümkündür. Önemli bir kısmı tütüne bağlı kanserdir. Tütün kullanımının önlenmesi, güneşten korunma, ideal kiloyu sağlama, düzenli spor yapma ve dengeli sebze ve meyvelerden zengin beslenme ile kanser sıklığını azaltabiliriz. Erken tanı ile birçok kanseri yüzde 90’ı geçen başarı oranları sağlamaktadır. Kanserin her evresin de tedavi konusunda çok önemli ve hızlı gelişmeler olmaktadır. ” dedi.

Özellikle cilt kanseri olan melanomda immunoonkoloji tedavisinin uygulandığını söyleyen Er, “İmmunoonkoloji ise vücudun bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücrelerini yok etmesini sağlayan tedavi yöntemleridir. İmmunoonkolojik tedavilerin önemli rol aldığı kanserlerden biri cilt kanseri olan melanomdur. İlerlemiş melanom tedavisinde 2009’a kadar yalnızca kemoterapi uygulanmakta ve etkisi sınırlı iken dönüm noktası bağışıklık sistemini aktive eden ilacın etkili olduğu gösterilmiştir. Yaşam süresinde uzama ve uzun süreli kalıcı iyileşme sağladığı bir grup hasta olmuştur. Yani ilaçların geliştirilmesine ve kullanılmasına yol açmıştır. Kanser tedavisinde başarı hikayeleri devam etmektedir” diye konuştu.

Buğday Çimi İçerek ,  Tilki Kulağı Keserek Bir Şeye Ulaşmak Mümkün Değil
Buğday çiminin içilmesi gibi konulara internette bu gibi yazılarla karşılaştıklarını belirten Er, “Bunlarla karşılaşmamanız için Türk Tıbbi Onkoloji Derneği  olarak çalışma yapıyoruz.  www.kanser.org isimli internet sitemizde hem sağlık çalışanları için, hem de çalışanlar için alternatif tedaviler başlığı altında bilgilendirme var. Bunlara alternatif demek yanlış olur. Tamamlayıcı tıp uygulamaları var, gevşeme egzersizleri, spor yapmak, dua etmek gibi tamamlayıcı manevi yöne destekleyeceği  şeyler olabilir. Buğday çimi içerek , mercan kökü yiyerek, tilki kulağı keserek bir şeye ulaşmak mümkün değil. Eğer öyle olsaydı zaten  çok kolay olurdu, bu da gündeme gelirdi” diye konuştu.  

Önlenebilir İki Kanser Ajanına Dikkat Çekilmeli
Önlenebilir iki tane kanser yapan ajan olduğunu belirten Prof. Dr. Sıdıka Kurul, “Bunlardan bir tanesi sigara ve hava kirliliği, diğeri de güneş ışınlarıdır. Akciğer kanseri, sigaradan korunma ve çevre faktörlerinin minimalize edilmesi hava temizliği, ikincisi de güneş ışınlarına çok maruz kalırsanız cilt kanseri olursunuz” şeklinde konuştu.

Benlere Bıçak Değebilir
Melanom erken tespit edildiğinde öldürücü bir hastalık değildir” diyen Kurul, şunları dile getirdi: “Benlere bıçak değebilir. Ameliyatla  çıkarılması neredeyse melanomun neredeyse tümüyle önlenebilmesini sağlayabilir. Erken evre melanomun tedavisi cerrahidir. Bütün tedavi kararları, multi disipliner bir şekilde verilmelidir.”

Kanser Yüzde 40 Oranında Önlenebilir
Genç Birikim Derneği Başkanı Salih Yüce, kanserin 2030 yılında tüm dünyada yılda 20 milyon yeni hasta ve 12 milyon ölüme yol açarak ölüm nedenleri içinde birinci olacağının bilindiğini aktararak, şunları söyledi:  “Kanser, Dünya Sağlık Örgütü verileriyle de ortaya konulduğu gibi yüzde 40 oranında önlenebilir, erken yakalandığında ve doğru yöntemler kullanıldığında tedavi edilebilir, ileri vakalarda da yaşam kalitesi yükseltilebilir bir hastalıklar grubudur. Kanseri önleme faaliyetleri çerçevesinde öncelikle kanseri oluşmadan önlemek asıl amaç olmalıdır ki dernek olarak en önemli hedefimiz bunu sağlayabilmektir. Kontrolsüz güneşlenenler, ailesinde deri kanseri öyküsü bulunanlar ve yanlış yaşama alışkanlıkları gibi risk faktörlerini ortadan kaldırmak, korunma ile ilgili tedbirlerin alınmasını sağlamak ve toplumsal farkındalığı arttırmak kanserle mücadele konusunda yapılan toplumsal mücadelenin ana eksenini oluşturmaktadır.”

Kanser hastalığının nedenlerinin çok iyi bilinmesi ve başta aileler ve gençler olmak üzere toplumsal bir bilinç oluşturulmasının çocukların ve gençlerin kansere karşı korunabilmesi açısından hayati önem taşıdığını dile getiren Yüce, “Çocuklara, gençlere ve ailelere ulaşmak, sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemeleri konusunda bilinç kazanmalarını sağlamak kolaylıkla hayata geçebilecek bir konu değildir. Hastalar ve hasta yakınları bu sorunla her gün yüzleşen insanlar olarak, çevrelerine bu konuda bilinç kazandırabilmek için aktif roller üstlenebilmelidirler. Hastaların ve kanserle mücadele konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının ulusal ve uluslararası gelişmeleri izleyebilmeleri, bunların aktif parçaları olabilmeleri ve tüm bunları paylaşabilmeleri için uluslararası platformlarda yer almaları, yurtdışında ve yurtiçinde düzenlenen faaliyetlere katılmaları gerekmektedir. Onkoloji Günleri bu konuda sivil toplum kuruluşlarına ve gençlik merkezlerine eşsiz bir imkan sunmaktadır. Onkoloji Günleri sayesinde Türkiye’den kansere karşı mücadele eden birçok sivil toplum kuruluşu uluslararası ve ulusal düzeyde ilişkilerini geliştirme fırsatı bulmuştur. Türkiye kanserle mücadele konusunda dünyaca tanınan çok başarılı bilim insanlarına sahiptir. Kanserin Türkiye’de geçmiş yıllara göre daha az korkulan ve tedavi edilebilir bir hastalık olması gerçeğinin arkasında Türk bilim insanlarının büyük mücadelesi vardır. Sivil toplum kuruluşları, tıp dünyasının yaptığı çalışmaların topluma aktarılması ve kansere karşı korunma konusunda büyük bir destek noktası olmuşlardır. Başka bir değişle tıp dünyası, hastalar ve sivil toplum birbirini tamamlayıcı roller üstlenmektedir. Bu kesimler arasında bir işbirliği olmaksızın kanserle mücadele konusunda büyük sonuçlar elde etmek çok zor olacaktır. Diğer taraftan çevresel kanserojenler konusuyla mücadele eden Türkiye’den ve dünyadan sivil toplum kuruluşları ve bilim adamları bulunmaktadır. Kansere karşı mücadele eden sivil toplum kuruluşlarının ve gençlik merkezlerinin bu geniş kesim ile bir araya gelmesi ve işbirliği yapmaları, konunun çarpan etkisinin artması ve daha geniş bir çevreye yaygınlaşmasına imkan sağlayacaktır. Bu yönüyle 6. Uluslararası ’Yeşeren Bir Bitki Onkoloji Günleri’ eğitsel hem de farkındalık yaratma boyutlarıyla dikkat çekici bir proje olma özelliği taşımaktadır” dedi.

Onkoloji Günleri’nin süreç içerisinde sadece Genç Birikim Derneği’nin düzenlediği bir proje olmaktan çıktığını belirten Yüce, sivil toplum kuruluşları, gençlik merkezleri ve uluslararası kuruluşların içinde yer aldığı bir network oluşumunu sağladığını kaydetti. Yüce, Tanıtma Fonu’nun katkılarıyla düzenlenen Onkoloji Günleri’ne uluslararası kuruluşlar, bilim adamları, kamu kurumları ve sivil toplum tarafından desteklenen ve uluslararası alanda tanınan bir etkinlik haline döndüğünü sözlerine ekledi.
Toplantıda  Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir ve Halk Sağlığı Müdürlüğü Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Şube Müdürü Tekin Güler  de yer aldı.
Continue Reading

NÖROENDOKRİN TÜMÖRLERİN TEŞHİS EDİLMESİNDE SIKINTI VAR

Nöroendokrin tümörlerin endokrin fonksiyonları olan organlardan kaynaklandığını ve teşhisinin zorluğu nedeniyle çok sinsi ilerleyip diğer organlara yayıldığını söyleyen Prof. Dr. Metin Özkan, eskiden ileri evrede yaşam sürelerinin çok kısa olduğu bu kanser türünde yeni tedavi seçenekleriyle kanserin stabil tutulabildiğini ve yaşam sürelerinin 5 ila 10 yıl arasında uzatılabildiğini söyledi. 

Nöroendokrin tümörlerin endokrin fonksiyonu olan, salgısal fonksiyonları olan organların hepsinden kaynaklanabileceğini belirten Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Özkan, “Bizim en sık gördüğümüz tipleri daha çok sindirim sisteminden, pankreas, ince ve kalın bağırsaklardan kaynaklanıyor.  Sindirim sistemi organlarından en çok pankreasta karşılaşılıyor. Bunlar aslında yıllardır bilinen bir tümör grubu ama tanı konmasında problem var” dedi. 

Yavaş Seyirli Ama Sonuçları Çok Ciddi
Nöroendokrin tümörlerin çok yavaş seyirli tümörler olmasına rağmen yıllar içinde diğer organlarda çok büyük kitlesel yapılar oluşturabildiğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Bu tümörler pankreasın bez, endokrin fonksiyon gören kısımlarından kaynaklanıyor. Pankreas sindirimde hem enzimatik bir salgı yapıyor hem de endokrin bir fonksiyon görüyor yani insülin salgılıyor, ona benzer çeşitli hormonlar salgılıyor. Bunlarda daha çok pankreasın kuyruk ve gövde kesiminde yerleşiyorlar, baş kesiminde yerleşmiyor. Bu tümörler aslında çok yavaş seyirli tümörler olmasına rağmen yıllar içerisinde başka organlara çok ciddi sıçrama yapabiliyorlar. Karaciğere sıçrayıp karaciğerde çok ciddi harabiyetler yapabiliyor. Asıl tümör kaynağı pankreas oluyor. Yavaş ilerlemelerine rağmen zaman içerisinde bu tümörler hastayı çok kötü durumlara düşürebiliyorlar. En sık gördüğümüz pankreas, ince bağırsaklar ve kalın bağırsaklar yani sindirim sisteminin bulunduğu kısım” diye konuştu. 

“Teşhis Edilmesinde Sıkıntı Var”
Eskiden Nöroendokrin tümörlerinin tespit edilmesinin çok zor olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özkan, şimdi ise bu tümör hücrelerinin yüzeyindeki bazı hedeflerin daha net ortaya konmaya başlandığını söyleyerek, “Patolojik olarak tanınmaları önceleri çok zordu hem de radyolojik olarak görüntülenmeleri ve tespit edilmeleri oldukça zordu. Bu konu çok önemli aslında, burada bu tümör hücrelerinin yüzeyindeki bazı hedefler daha net bir şekilde ortaya konmaya başlandı. Son yıllarda buna dayalı olarak da tedavide ciddi gelişmeler yaşandı.  Özellikle salgı fonksiyonunu yöneten bazı reseptörler var tümör hücrelerin yüzeyinde bunlara karşı geliştirilen ilaçlar var. Bu ilaçlar bu salgı bezlerinin, salgı yapan tümör hücrelerinin fonksiyonlarını bloke ediyorlar. Bunların da uzun etkilileri son yıllarda daha etkin bir şekilde kullanılmaya başlandı. İlk çalışma 2006 yılında ABD’de açıklandı, daha sonra arkasından ikinci bir ilacın büyük çalışması açıklandı. Bundan sonra artık bu ilaçlar rahatlıkla bu tümörü kontrol altına almada ilk basamak tedavi olarak kullanılmaya başlandı” şeklinde konuştu.


“Hedefe Yönelik İlaçlar Yaşam Sürelerini Önemli Oranda Uzattı”
Hedefe yönelik akıllı ilaçlar sayesinde hastalığın artık kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam sürelerinin anlamlı bir şekilde uzadığını belirten Prof. Dr. Metin Özkan şunları söyledi:  “Tanısal amaçla bazı testler yapılıyor. Bu reseptörlerin yoğunluğuna bakılıyor. Aynı zaman da patolojik incelemede bunların hızlı çoğalan mı yavaş çoğalan mı oldukları belirleniyor. Yavaş çoğalan cinslerinde daha etkin olduğu biliniyor, hızlı çoğalanlarda fazla etkinlikleri yok, o grupta kemoterapi kullanılıyor. Bunların ardından yeni dönemde akıllı ilaçlarda bu tümörlerde kullanıma girmeye başladı. Tümörün damarlanmasını azaltan ilaçlar tümörde büyüme yolaklarının alt gruplarına etki eden ilaçlar veya çoklu fonksiyon gören ilaçlar. Yani birkaç fonksiyonu bir arada gören ilaçlar bu hastalıkta kullanılmaya başlandı ve bu tedaviler ışığında artık daha etkin bir şekilde hastalık kontrol altına alınabiliyor ve hastalar daha uzun yaşayabiliyor.”

Hücrenin Yüzeyindeki Reseptöre Yapışarak Onu Tahrip Ediyor
En büyük problemin tanı koymakta yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Özkan bu kanserin genellikle ilermiş dönemde yakalandığını belirterek, “Tanı koymada aslında fazla şansımız yok. Tümör salgı yapmıyorsa hastalık semptom vermiyorsa başka organa sıçradıktan sonra bize geliyor. O dönemde ilerlemiş oluyor ama bu tümörler yavaş seyirli olduğu için cerrahinin yine yeri var mesela tümör yükünü azaltan cerrahi. Tümörün hepsini çıkarmasanız bile önemli bir kısmını bile çıkarmak hastalığın kontrolüne katkı sağlıyor. ilaçların gidip bu tümör hücrelerini tahrip etmesi sağlanıyor. Tümörün üzerine yapışarak radyo terapiye, ışın tedavisine benzer etkinlik yapan moleküller yerleştiriliyor. Hastanın vücuduna verildiği zaman gidip hücrenin yüzeyindeki reseptöre yapışarak onu tahrip ediyor. Bunların hepsi hedefe yönelik tedavi olmuş oluyor. Bu kadar ileri evre olan kanserlerde uzun dönem yaşan şansı hiç yokken şuan çok ileri evre olmalarına rağmen hastalar 10 yıl, 5 yıl, 7 yıl yaşama şansı bulabiliyor” dedi.

“Bu Konuda Uzman Eksikliği Var”
Yaşanan en büyük sıkıntının ise özelleşmiş merkezler dışında bu kansere tanı konmasının zorluğu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Metin Özkan, “En büyük sıkıntı burada oluşuyor. Bu tümörlerin tespitinde birileri bir şeyler görüyor gördükten sonra hastayı daha ileri merkezlere sevk ediyorlar. Gerek Türkiye’de olsun gerek dünyada olsun böyle özelleşmiş merkezler dışında bu hastalığa yaklaşımda çok fazla tecrübe yetersizliği var. Fakat biz Erciyes Üniversitesi olarak bu konuda referans merkezlerden birisiyiz” şeklinde konuştu. 
Continue Reading

MELANOMDA YENİ İLAÇ YAKINDA

Tüm dünyada en hızlı artan kanserlerden biri olan cilt kanserinin tedavisinde yeni bir ilaç  1. İmmuno Onkoloji Kongresi’nde anlatılırken, yakında ülkemizde de hekimlerin kullanımına sunulacağının müjdesi verildi. 

Kanser tedavilerinde en yeni araştırmalar üzerinde tartışıldığı 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’nde hedefe yönelik tedavilerle ilgili son gelişmeler ele alınıyor. Melanom tüm dünyada artış gösteren, erken tanı konduğunda kür sağlanabilirken, geç kalındığında oldukça yüksek mortalite  ile seyreden bir kanser türü olup cilt kanserine ilişkin ölümlerin yüzde 75’inden sorumludur. 

Melanom sıklığı tüm dünyada en hızlı artan kanserdir, son 30 yılda yüzde 250. Sık görülen kanserler arasında deri melanomunun erkeklerde 5., kadınlarda 7. sıraya yükseldiği dikkati çektiğini belirten Immuno Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İsmail Çelik, “Yaşam boyu melanom geliştirme riski 1930’larda 1/1500 iken, günümüzde 30 kat artarak 1/50 civarına çıkmıştır.  Tanısında geç kalınmış ve metastaz yapmış Evre 4 melanomda ortalama sağ kalım 3-6 ay arasındadır ve bugüne kadar kullanılan tüm tedavi yöntemleri ile sağ kalım uzaması elde edilememiştir” dedi. 
Melanomda Yeni İlaç Yakında
Son yıllarda melanom tedavisinde kemoterapiden ziyade vücudun kendi savunma sisteminin kullanılması çalışmalarının yoğunlaştığını dile getiren Prof. Dr. Çelik, şunları söyledi: “Burdaki kritik savunma hücresi “T” hücresidir. “Takılı kalmış el freni” örneğinde olduğu gibi tümörü tanıyıp yok etmesi gerektiği halde gözden kaçıran T hücrelerinin etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar ve yöntemler “immuno-onkoloji” biliminin doğmasına yol açmıştır. CTLA-4, T hücresini durduran bir moleküldür. CTLA-4’ü bloke ederek T hücre yanıtını arttıran  bir ajan olan “İpilimumab” ile yapılan bir dizi çalışmanın başarılı ön sonuçlarını FDA onayı alan Faz III çalışması takip etmiştir. Bu çalışmada kontrol kolunda 6 ay olan sağkalımın İpilimumab grubunda 10 aya çıktığı gösterilmiştir. Yine bir başka çalışmada İpilimumab ve +DTIC ile sağkalım 11 aya kadar uzamış bulunmuştur. İpilimumab metastatik melanom tedavisinde yaşam süresini arttıran ve bilim dünyasında çığır açan bir ilaç olarak bu alanda kemoterapi dönemini kapamış ve “immuno-onkolojik” tedavi çağını başlatmıştır.”

Prof. Dr. Çelik, ülkemizde erken erişim programı ile kullanma fırsatı bulunulan ve başarılı sonuçlar alınan “İpilimumab” isimli ilacın önümüzdeki günlerde ruhsat alacağını ve hekimlerin kullanımına sunulacağını dile getirdi. 
Continue Reading

DİRENÇLİ BÖBREK KANSERİNDE YENİ SEÇENEK: AXITINIB


İlerlemiş böbrek kanserinde tedaviye direnç geliştikten sonraki seçenekler üzerinde çalışıldığını söyleyen Prof. Dr. Thomas Hutson, 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’de “Axitinib”in bu konuda en ümit verici ilaç olduğunu belirtti. 

İlerlemiş böbrek kanserinde tedaviye direnç seçeneklerinin ele alındığı Antalya’da yapılan 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’ne Texas Oncology-Baylor Charles A. Sammons Cancer Center’den Prof. Dr. Thomas Hutson katıldı. 

Böbrek kanserinde ameliyat uygulanan hastalarda bile yüzde 20-30 oranında uzak organlara sıçrama-metastaz gelişebilmektedir. Metastatik hastalarda 5 yıllık yaşam şansının yüzde 10’dan az olduğunu belirten Texas Oncology-Baylor Charles A. Sammons Cancer Center’den Prof. Dr. Thomas Hutson, böbrek kanserinin genitoüriner sistemin en ölümcül tümörü olduğunu söyledi.

Prof. Hutson, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin hem hastalıksız yaşamı hem de genel yaşam süresinin uzattığını dile getirdi. Prof. Hutson şu bilgileri verdi: “Böbrek tümöründe ilk sıra tedavi sonrası hastalarda sıklıkla direnç gelişir ve hastalık tedaviye artık cevap alınamayan bir evreye girer. Axitinib, birinci sıra ilaçlar ile gelişen direnci yenmek için geliştirilmiştir. 

723 hasta üzerinde yapılan Faz 3 randomize AXIS çalışmasında hastalıksız sağkalım avantajı sağlayan axitinib, ABD’de Ocak 2012’de, ülkemizde de 2013’de metastatik böbrek tümörlü hastaların ikinci basamak tedavisinde endikasyon almıştır. 


Prof. Thomas Hutson kimdir?
1993’de Ohio Northern Üniversitesinden BS, 1997’de Ohio University College of Osteopathic Medicine bölümünden D.O, 2002’de Ohio Northern Üniversitesinden Farmakoloji uzmanlığı derecelerini alan Prof. Hutson, 2003’de hematoloji-onkoloji uzmanlığını tamamlamıştır.
Genitoüriner tümörler ve özellikle de renal hücreli kanser üzerine yoğunlaşan araştırmaları olan ve “Medical Advisory Board for the Kidney Cancer Association” ve “The US Oncology Network GU Research Committee” gibi organizasyonlarda görev alan Prof. Hutson halen Texas Oncology-Baylor Charles A. Sammons Cancer Center’da çalışmaktadır.
Continue Reading

BÖBREK KANSERİ TEDAVİSİNDE YENİ HEDEF: EN AZ YAN ETKİ

Modern tedavide biyolojik ajanlar ve özellikle hedefe yönelik tedavilerin ilk sırada yer aldığını belirten İmmuno Onkoloji Derneği Sekreteri Prof. Dr. Uğur Coşkun, ilaçlardaki gelişmelere paralel olarak tedavi seçeneklerinin de çoğaldığını söyledi. 


Böbrek kanserinde umut veren en yeni araştırmaların tartışıldığı 14-18 Mayıs tarihlerinde Antalya’da yapılan 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’nde böbrek kanseri tedavisi ile ilgili son gelişmeler ele alındı.  İmmuno Onkoloji Derneği Sekreteri ve Gazi Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Çoşkun, tüm dünyada görülen kanser vakalarının yüzde 2′sini oluşturan böbrek kanserinin, gelişmiş ülkelerde daha çok görüldüğüne dikkat çekerek saptanma hızının da giderek arttığını söyledi. Coşkun, “Hızlı ilerleyen böbrek kanseri, ürolojik tümörler içinde en yüksek ölüm oranına sahip kanserdir” dedi.

Modern tedavide biyolojik ajanlar ve özellikle hedefe yönelik tedavilerin ilk sırada olduğunu ifade eden Prof. Dr. Uğur Çoşkun, ilaçlardaki gelişmelere paralel olarak hastaların önündeki tedavi seçeneklerinin de çoğaldığını söyledi. Coşkun, “Yaşam süresini uzatma açısından başa baş olan birçok etkili seçenek arasında hekimin daha çok yan etki yönetimine ve yaşam kalitesine ağırlık vermesi gerekmektedir” diye konuştu. 

Hedefe Yönelik Yeni Ajanlar Yan Etkiyi Azaltıyor
Yeni nesil tedaviler arasında yer alan “Pazopanib” böbrek kanserinde etkinliği gösterilmiş bir hedefe yönelik ajan olduğunu kaydeden Prof. Dr. Coşkun, bu ilacın ülkemizde biyolojik tedaviler (interferon ya da interlökin) sonrasında ilerleme görülmüş, ileri evredeki veya diğer organlara yayılma evresindeki böbrek kanseri tedavisinde ruhsatlandırılmış durumda olduğunu söyledi. 

“Pazopanib” kullanımına bağlı yan etkiler diğer tedavilere kıyasla daha düşük olduğunu vurgulayan Prof. Dr.Coşkun , “Diğer ajanlar ile karşılaştırıldığında “tedaviye ara verme ve tedaviyi kesme” oranı en düşük olan Pazopanib, böbrek tümörü tedavisi alan hastalarda yaşam kalitesine anlamlı bir katkı sağlayan bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır” diye konuştu. Coşkun, bunun dışında “sunitinib” ve “sorafenib” isimli iki molekülün daha bulunduğunu ve tedavi için bir seçenek olduğunu sözlerine ekledi.

Birinci Öncelik ve Ana Tedavi: Cerrahi
Çoğu kanser türünün ana tedavisinin cerrahi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Uğur Coşkun, “ İlk seçenek tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Bunu yapamıyorsak ilaç tedavisi alternatif olarak karşımıza gelebiliyor. Anatomik lokalizasyonu nedeniyle cerrahi mümkün olmadığı durumlar hariç hemen hemen cerrahi tedavi mutlaka standart. Ama cerrahi olarak çıkarmak mümkün olmuyorsa veyahut hastalık bölgede yayılma gösterdiyse o zaman sistemik tedavi dediğimiz kemoterapi ve hedefe yönelik tedavileri uyguluyoruz. Ana tedavisi cerrahi olarak tümörün çıkarılması. Bu böbreğin tamamen alınması şeklinde de olabiliyor veya kısmi olarak daha küçük kısmının çıkarılmasıyla da mümkün olabiliyor. Bu da tümörün büyüklüğü ile ilişkili.” dedi. 

“Bazı Kanser Türleri Kronik Hastalık Seviyesine İndirgendi”
Geliştirilen ilaçların bazı kanser türlerini kronik hastalık seviyesine indirgediğini belirten Prof. Coşkun, “bazı kanserler zaten halı hazırda kronik hale gelmiş durumda. Yeni ilaçlar gelişiyor, bu ilaçlar bazı kanser türlerini kronik hastalık haline hali hazırda getirmiş durumda. Her kanserin kendi bir takım özellikleri, tedaviye cevap özellikleri var. Dolayısıyla, yapılan çalışmalar da her kanser türünde ayrı ayrı devam etmekte. Ama son dönemde bir takım ilaçlarla gerçekten eskiden olmayan, çok çok iyi neticeler alınıyor. Ama tamamen kanser biter diye bir şey söyleyemeyiz. Yakın zamanlarda bu çok mümkün gözükmüyor.” şeklinde konuştu. 

“Aşı Tedavisinin Kanserde Etkili Olma Potansiyeli Var”
Kanserde aşı tedavisinin gelecekte çok önemli tedavi seçeneklerinden birisi haline gelebileceğini ifade eden Prof. Dr. Uğur Coşkun, “ileride çok daha fazla kanser aşısı kanser tedavisinde yer alacak. Ben buna inanıyorum. Zaten teorik olarak baktığımızda normalde her insanda tek tük gelişen kanser hücreleriyle vücudun kendi immün sistemi mücadele ediyor ve kanser gelişimini önlüyor. Ama bu kontrol dışına çıktığı zaman kanser gelişiyor. Bu kanser aşıları dediğimiz de immün sistem aracılığı ile kanser hücrelerini yok etmek amacıyla yapılan tedavi seçeneği. Bazı kanser türleri immünolojik kanser türleri aşı tedavilerine daha duyarlı. Bunlarla ilişkili aşı çalışmaları var ama bu da çok zaman alıyor. Aşı tedavileri ileride kanser tedavisinde çok önemli bir yere sahip olacak.

Küba’da geliştirilen akciğer kanseri aşısı ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Coşkun, bu aşının beklentilerini tam olarak karşılamasa bile ilerisi için bu tür çalışmaların umut vaat ettiğini söyledi. Coşkun, “Küba’da geliştirilmiş olan aşı, Küba’da kullanılmış, belli bir noktaya gelmiş bir aşı ama bizim beklentilerimiz ondan çok çok daha öte. Orada belli bir etkinliğinin gösterildiği bir çalışma var ama akciğer kanserinin tedavisi bulundu, aşı çok etkindir denecek düzeyde bir çalışma değil. Sadece neyi görüyoruz biz orada, aşı tedavisinin akciğer kanserinde etkili olma potansiyeli var.” diye konuştu.   
Continue Reading

AKCİĞER KANSER AŞISI FAZ 3 AŞAMASINA GEÇTİ

Kübalı bilim insanları akciğer kanser aşısı araştırmalarında büyük ilerleme sağlıyor. 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’ne katılan Havana Moleküler İmmunoloji Enstitüsü İnovasyon Direktörü Dr. Luis Enrique Fernández Molina, aşı çalışmalarının Faz 3 aşamasına geçtiğini söyledi.  

Akciğer kanseri aşısının immuno-onkolojik bir tedavi yöntemi olarak ilk kez tartışıldığı, 14-18 Mayıs tarihlerinde Antalya’da yapılan 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’ne akciğer aşısı üretiminde yer alan merkezin İnovasyon Direktörü Dr. Luis Enrique Fernández Molina katıldı. 

Ünlü purosunun da başlıca sebeplerinden biri olduğu akciğer kanseri konusunda, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tavsiyelerine de uyarak geniş kapsamlı ulusal bir planı yürürlüğe koyan Küba, 20 yıldır bu amaçla biyoteknoloji konusunda, önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Bir milyar Amerikan Dolarını araştırma ve geliştirmeye yatırım olarak ayırarak bunun sonucunda ülke, bin 200 uluslararası patent sahibi oldu. Elliden fazla ülkeye de ilaç ve aşı pazarlamasını sürdürmekte.

Havana merkezli Moleküler İmmunoloji Merkezi (CIM) tarafından geliştirilen ilk akciğer kanseri aşısının 2008 yılında ruhsatlandırıldığını kaydeden Havana Moleküler İmmunoloji Enstitüsü İnovasyon Direktörü Dr. Luis Enrique Fernández Molina, yapılan çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi: “2013 yılında Racotumomab (Vaxira) aşısı merkezimizde geliştirildi ve bu ürün de ruhsatlanarak bugüne kadar 600’ü geçen hastada kullanıldı. Arjantin’de de ruhsatlı olarak 2013 Temmuz ayından bu yana kullanılmaktadır.”

Aşı Kanseri Önlemez, Tedaviye Yardımcı Olur
Akciğer kanseri aşısı “kanser gelişimini önleyen değil, tedavi edilmesine yardımcı olan bir aşıdır” diyen Dr. Molina, “Kanser aşısı uzun zamandır kullanılan bir yöntemdir. Racotumumab, akciğer kanseri hücresinin yüzeyinde bulunan bir antijen olan N-Glikol GM3 Gangliozid (NGcGM3)’e yönelik üretilmiş bir antikor aşısıdır. Küçük hücreli ve küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastalarda etkinliği ve güvenilirliği gösterilmiştir. 2012 yılındaki Faz 3, randomize, kontrollü, çift kör çalışmanın sonuçlarına göre aşı uygulanan grupta sağ kalım ortalama 8,3 ay iken kontrol grubunda 6,3 ay olarak tespit edilmiş ve bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı (p < 0.02) bulunmuştur. Halen bin 82 hastayı içeren randomize, kontrollü, faz III çalışması, Küba, Arjantin, Brezilya, Singapur’daki merkezlerde devam etmektedir. 2015 yılı içinde ön sonuçların alınması beklenmektedir. Bu çalışma sonuçlarının başarılı olması halinde Türkiye’de de kullanımı için ruhsat başvurusu yapılabilir” dedi. 
Ülkemizde de bu ürünlerle ilgili bilimsel çalışmalar,  ilaçların geliştirildiği Moleküler İmmunoloji Merkezi’nden gelen Dr. Tania Crombet tarafından Ocak 2014’de İmmuno Onkoloji Derneği ile gerçekleşen toplantılarda sunulmuş ve tartışılmıştı. 

Dr. Luis Enrique Fernández Molina kimdir?
1953 yılında doğan Dr. Molina, Kimya Doktorasına sahiptir ve Havana’daki Moleküler İmmunuloji Merkezi (CIM)‘deki Moleküler İmmunoloji Enstitüsünde İnovasyon Direktörü olarak görev almaktadır.
Yedi ayrı projede kanser aşıları ve immunomodülator moleküller üzerine çalışmış 56 uluslararası yayını olan bilim adamı, 17 patent çalışmasına da katılmış ve 15 ulusal bilim ödülüne sahiptir.
Continue Reading

MEME KANSERİNDE HEDEFE YÖNELİK İLAÇ

Hedefe yönelik kanser tedavilerde son gelişmelerin ele alındığı 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’ne katılan Marburg Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Direktör Yardımcısı Prof. Dr. Christian Jackisch, “Meme kanserinin, kullanılan yüksek teknolojik ürünler sayesinde ölümcül bir hastalık olmaktan çıkıp kronik bir hastalığa dönüşmesinden bahsetmek, artık iyimserlik değil” dedi. 

14-18 Mayıs tarihlerinde Antalya’da yapılan 1. İmmuno Onkoloji Kongresi’nde meme kanserinde hedefe yönelik tedavilerle ilgili son gelişmeler ele alınıyor. Toplantıya katılan Marburg Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Direktör Yardımcısı Prof. Dr. Christian Jackisch,  bu alandaki çalışmaları hakkında bilgi verdi. 
Meme kanseri dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlarda en sık görülen kanser türü. Türkiye’de her yıl yaklaşık 20 bin kadın meme kanserine yakalanıyor. 

Meme Kanserinde İlk Hedefe Yönelik İlaç
Meme kanseri tedavisinde önceleri klasik kemoterapi ilaçları dışında tedavi seçeneği yoktu, artık günümüzde yeni ve daha etkin kemoterapi ilaçları, hormonal tedavi ilaçları ve hedefe yönelik ilaçlar  kullanılmaktadır. Meme kanserinde her dört hastanın birinde pozitif olan HER2 proteininin bu anlamda çok önemli bir hedef olduğunu belirten  Prof. Dr. Jackisch, “Trastuzumab etkin maddeli ürün, HER2 proteini pozitif meme kanserli hastalarda dünyada ruhsatlandırılan ve kullanılan ilk hedefe yönelik ilaçtır. Hem erken hem de ileri evre hastalığı olanlarda kemoterapi veya hormonoterapi ilaçlarıyla birlikte standart tedavi olarak kullanılmaktadır. Aynı grup hastalarda ilaçlardaki gelişmeler rekabetin kızışmasına, daha farklı ve etkinlikte alternatiflerin çıkmasına yol açıyor. Trastuzumab dışında, Ado-trastuzumab emtansine, Pertuzumab ve Lapatinib gibi tedavi şansını daha da arttıran yeni ürünler FDA ve EMA onay süreçlerine girmekte ve birçok ülkede kullanılmaya başlanmakta” dedi.

Prof. Dr. Jackisch, meme kanserinin, kullanılan yüksek teknolojik ürünler sayesinde ölümcül bir hastalık olmaktan çıkıp kronik bir hastalığa dönüşmesinden bahsetmek artık iyimserlik olmadığını söyledi.  

Prof. Christian Jackisch kimdir?
Prof. Jackisch, Almanya Münster Üniversitesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında Ulusal Yeterlilik Sertifikasını almıştır. Ardından ABD, Baltimore’da Johns Hopkins Tıp Fakültesinde doktora sonrası eğitim almıştır. Bu eğitimin ardından Münster Üniversitesi’nde kıdemli stajyer doktor ve uzman doktor olarak çalışmıştır. Daha sonra Marburg Üniversitesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına geçerek Direktör Yardımcısı olmuştur.
Prof. Jackisch meme ve yumurtalık kanseri üzerine 30’dan fazla klinik araştırmada yardımcı araştırmacı olarak yer almıştır. Ulusal ve uluslararası dergilerde 119 orijinal makalesi yayımlanmış, 25 kitap için bölümler yazmış ve dünyanın dört bir yanında 500’den fazla sunum yapmıştır.
Continue Reading

KANSERE KARŞI 33 FARKLI AJAN

Dünyadaki değişik tümörlerle savaşacak 33 molekül-ajanın 19’unun Türkiye’de ruhsatlı olduğunu, 14’ünün de 2014’te ruhsatlandırılacağını belirten İmmüno-Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İsmail Çelik, “Bu yöntemle kanserli hücrelere zarar verip kişinin yaşam süresini uzatıyorsunuz” dedi.

Kanser tedavisinde yeni immuno-onkolojik yani bağışıklık sistemi üzerinde tedavilerin hız kazandığını belirten İmmuno-Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı  ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik,  “Her geçen gün yeni bilimsel gelişmelere ışık tutan tıbbi çalışmalar sonucunda, değişik tümörlerle 33 farklı ajanla (hedefe yönelik ilaç) savaşılacak” dedi. Küba Havana Moleküler İmmunuloji Merkezi (CIM) Moleküler İmmunoloji Enstitüsü İnovasyon Direktörü Luis Enrique Fernandez Molina ise kanser alanında devam eden 10 farklı kanser aşısı çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. 

İmmüno-Onkoloji Derneği tarafından 14-18 Mayıs tarihleri arasında Antalya Belek’te gerçekleştirilen “1. İmmüno-Onkoloji ve Hedefe Yönelik Kanser Tedavileri Kongresi”nin basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Çelik, immüno-onkoloji alanında özellikle son 30 yılda yapılan çalışmalar ile immün sisteminin (bağışıklık sistemi) tümör hücrelerini tanıyabildiğini ve yok edebildiğini ya da uzun süreli kontrol altında tutabildiğini ortaya koyduğunu, akıllı ilaçların da kullanıma girdiğini söyledi. İlaç çalışmalarının insanları korkuttuğunu, “kobay” endişesi yaşattığını ancak bunun gereksiz olduğunun altını çizen Çelik, söz konusu ilaçların çok önemli olduğunu ve Sağlık Bakanlığı kontrolünde belirli hastanelerde uygulama kapsamına alındığını ifade etti. Kanser alanında yürütülen bilimsel çalışmalar sonucunda yeni moleküllerin elde edildiğini anlatan Çelik, “Her geçen gün yeni bilimsel gelişmelere ışık tutan tıbbi çalışmalar sonucunda, değişik tümörlerle 33 farklı ajanla savaşılacak” dedi. Çelik, bunlardan birinin melanom (cilt kanseri), 2’sinin akciğer, üçünün meme, dördünün hematolojik, 4’ünün gastrointestinal ve 5’inin böbrek kanseri olmak üzere toplam 19 yeni ajanın Türkiye’de ruhsatlanmış durumda olduğunu kaydederek “Diğer 14 ajan ise 2014 yılı itibariyle ruhsatlanacak olan, Türkiye’ye erken erişim programı ile gelecek olan veya henüz faz III sonuçları açıklanma aşamasında olan ilaçları oluşturmaktadır” diye konuştu. 

10 Kanser Aşı Çalışması Devam Ediyor
CIM Moleküler İmmunoloji Enstitüsü İnovasyon Direktörü Luis Enrique Fernández Molina ise ülkesinde kanserin bir numaralı ölüm nedeni olduğunu, bu nedenle kanser alanındaki çalışmalara ağırlık verdiklerini söyledi.  Küba’da kanser alanında devam eden 10 kanser aşısı çalışması bulunduğuna kaydeden Molina, “Bu kanser aşısı çalışmaları tamamen yenilikçi. Sahadaki diğer çalışmaları kopyalamıyoruz. Kendi fikirlerimizle ilerliyoruz. Tek başımıza değiliz. Bu deneyler Avrupa’da, Latin Amerika’da ve Asya’da da devam ediyor. Sağ kalımı artırmak asıl amaç” açıklamasını yaptı.


“Hedefe Yönelik Tedaviye İlk Olarak Lösemide Başlandı”
Texas Oncology-Baylor Charles A. Sammons Cancer Center’dan Amerikalı bilim insanı Prof.Dr.  Thomas Hutson ise kanser tedavisinde geleceğin artık hedefe yönelik tedavi olacağını belirterek, “Yani kanserli hücrelere zarar veriyorsunuz ama sağlıklı hücrelere kesinlikle dokunmuyorsunuz. Sadece kanser hücrelerine saldırmak olarak algılayabiliriz. Kişiye özgü ilaçlar gibi kullanılıyor. Buradaki amaç sağ kalımı artırmanın yanında, yaşam kalitesini de artırmak. Bir yıl ömrü kalan bir hastanın yaşam süresini kullandığımız tedavi yöntemi ile 5 yıla kadar uzatabiliyoruz” dedi. Kanser alanında hedefe yönelik tedaviye ilk olarak lösemide başlandığını ifade eden Hutson, kolon, meme, akciğer, böbrek ve melanomlarda önemli başarılar elde edildiğini söyledi.
Continue Reading

TÜRK TIBBİ ONKOLOJİ DERNEĞİ YENİLENDİ

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği yeni yönetim kurulu ile birlikte yeniliklere imza atmaya başladı. Dernek web sitesinin hem uzmanlara hem de halka açılmasının yanı sıra e-dergi yayınladı.

Günümüzde iletişimin en kolay yollarından biri olan internet üzerinden erişimin olduğu için uzmanlık dernekleri de bu alanda kendilerini geliştirmeye başladı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği yeni yönetimi, web sitelerini yenileyerek farklı içerikler oluşturulmasının yanı sıra ilk kez online bülten çıkartmaya başladı. 

Bülten Editörü Dr. Erdinç Nayır, şunları söyledi: “Türk Tıbbi Onkoloji Derneğimizin bu yıl ilk e-bültenini yayınlamaktan büyük mutluluk duymaktayız. Editörlüğünü yapmış olduğumuz e-bültene birçok meslektaşım ve hocam katkı sağladı. Dernek yönetimimiz değiştikten sonra birçok alanda yeni çalışmaların yanında internet ortamında da yenilikler gerçekleştirdi. Web sayfamız yenilendi, ardından e-bülten hazırladık, sosyal medyada sosyal medya sayfalarımızı açtık. Web sayfamızı hem hekimlere yönelik hem de hastalarımıza yönelik şekilde değiştirdik. 

E-bültenimizde dernek başkanımız Prof. Dr. Pınar Saip ile yapmış olduğum bir röportaj, dernek yönetim kurulu ve alt birimlerinin tanıtımı, Ulusal Kanser Kongresi ve derneğimizin yapmış olduğu kurslar hakkında izlenimler, meslektaşlarımın köşe yazıları bulunmaktadır.”

Dergi linki: http://kanser.org/saglik/ebulten/flash.html
Web Sitesi: http://www.kanser.org/
Facebook adresi: https://www.facebook.com/onkolojidernegi
Twitter adresi: https://www.twitter.com/onkolojidernegi

Med-Index
Continue Reading