BİLİM İNSANLARI ZAMANI GERİYE ALDI MI?

Geçtiğimiz günlerde, “Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla yapılan deneyde ‘zamanı geriye aldı‘” başlıklı haberle birlikte herkesin hayali olan bir konu konuşulmaya başladı.

Bilimsel ve akademik bir dergi olan ‘Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmanın makalesi kaynak gösterildi.

Bilim haberciliğinde ilerleme var, artık insanlar makaleleri kaynak gösteriyor ne güzel diye düşünerek sevinmeye başlamıştım ki, mutluluğum kısa sürdü.

Tüm dünyada manşetler inanılmaz şekilde atıldı.

Peki aslında durum neydi?

Gerçekte olan ise, bilim insanları zamanı geriye almadılar, kuantum bilgisayarla zamanın tersine çevrilmesini simüle etmişlerdi!

Geleceğe Dönüş filminden hatırlarız, herkesin böyle bir hayali vardır.  Ancak gerçek öyle olmuyor.

Bu tür başlıklar insanların bilime olan bakışına zarar veriyor. Sansasyonel süsleme ile gerçek arasındaki uçurum arttıkça, bilim, sağlık ve teknoloji haberlerindeki bilgi kirliliği de artıyor. Lütfen okuduklarınıza inanmadan önce araştırın.

Continue Reading

2018 YILININ EN İYİ 7 TIBBİ KEŞFİ

2018 yılında sağlık
alanında yenilikleri farklı alanlardaki seçilmiş listelerden derledim. Bu
listelerde yer alan bazı seçenekleri o alandaki uzmanlardan görüş alarak
zenginleştirmeye çalıştım.


Dünyaca ünlü Cleveland
Clinic her yıl olduğu gibi 2018 yılında da medikal alana damgasını vuran
buluşları seçti.  Bu buluşların 2019 yılında tıbbi alanda büyük ses
getirmesi hedefleniyor. 
12 yıllık Prix Galien USA Ödülleri için 2018’in en iyi tıbbi
teknolojisine aday gösterilenler açıklandı. 
Ayrıca American Certification Agency tarafından açıklanan sağlık
alanındaki gelişmelerden de ilgi çekici olanları hazırladığım listeye ekledim.

İşte ilgi çekici
olmasına göre ilk 7’ye giren buluşlar şöyle sıralanıyor.

1. 3D Yazıcı ile Hastaya Özgü Ürünler
3D yazıcı teknolojisini kullanarak,
tıbbi cihazlar artık bir hastaya özel olarak üretilebilecek.  Hastaya özgü boyutlardan modellenen cihazlar,
belirli tıbbi gereksinimleri karşılayan hastalarda vücut tarafından daha fazla
kabul görmeyi sağlayacak.  3D yazıcı ile
sağlanan çok yönlülük, hastalara en gelişmiş bakımı sunarken aynı zamanda
komplikasyon riskini en aza indirebilecek. Bu alanda en önemli çalışmalar,
vücut dışı protezler, kafatası implantları ve ortopedik implantlar, ayrıca hava
yolunu daraltan hastalıklar için özelleştirilmiş hava yolu stentlerini
kapsıyor. Teknoloji ayrıca cerrahi planlamada yardımcı oluyor. 

Silikon
Vadisi’nde Auris Health firmasında cerrahi robotlar için algoritmalar
geliştiren Dr. Elif Ayvalı,
“2016 yılı itibariyle Food and Drug
Administration (Amerika’daki Sağlık Bakanlığı), medikal cihaz ve implantların
üretiminde 3D yazıcı kullanan ürünlerin başvurularını değerlendirmeye başladı”
dedi. 

3D yazıcı
alanındaki gelişmelere dair Ayvalı şu değerlendirmede bulundu: “Cerrahların
ameliyat öncesinde detaylı planlama ve pratik yapabilmeleri için hastaya özgü
anatomik modellerin 3D yazıcı teknolojisi ile modelinin oluşturulması
yaygınlaştı. Zor ameliyatlar öncesi cerrahlar farklı cerrahi teknikleri kolayca
test edip, hastaya özgü plan yapabiliyorlar. 
Aynı şekilde çene ve diz ameliyatlarında kullanılan hastaya özgü destek
malzemeleri yaygın olarak 3D yazıcı ile elde ediliyor artık.”
2. Yapay zekânın sağlık sektöründe ortaya çıkışı
İnsanlığıngeleceği için bir tehdit olarak düşünenler olsa da yapay zeka (AI) günlük
yaşamın bir parçası haline geldi. Sağlık hizmetlerinde, AI karar destek,
görüntü analizi ve hasta tirajındaki uygulamalarıyla sistemi destekliyor. Yapay
zeka, hekimlerin hastaların tıbbi görüntülerini kolayca incelemelerine ve daha
iyi karar vermelerine yardımcı olurken, hekimlerin yaşadığı yorgunluğu da
azaltıyor.

Örneğin, bu
algoritmalar tıbbi görüntülerdeki sorunlu bölgelere dikkat çekip, tarama
sürecine yardımcı olabiliyorlar. Ayrıca, hasta güvenliği açısından klinikler
arası farklılıkları azaltıp, ayni testlerin tekrarlanmasını engelleyebilmeye
yardımcı olabiliyorlar. AI, hekimlerin elektronik kayıt  sistemi içindeki çok sayıdaki veriyi hızlı
bir şekilde yorumlayabilmesine yardımcı oluyor.



Dr. Elif Ayvalı
Bu sene yapay zeka
alanındaki gelişmelerin yarattığı dalganın tıp alanındaki gelişmelere de
yansıdığını dile getiren Dr. Elif Ayvalı, “Bu sene
y
apay zeka uygulamaları daha çok radyoloji, cerrahi proseslerin
optimizasyonu ve hasta durumunun gözlemlenmesi konularına odaklandı.  Bu teknolojilerin geliştirilmesi ve
hastanelerde yerini alabilmesi için ilk adım var olan verilerin
dijitalleştirilmesi ve yeni verilerin toplanması. Bu yüzden, firmalar ve
araştırma hastaneleri arasında ortaklık anlaşmaları imzalanmaya başladı. Cleveland
Klinik ve Watson isimli yapay zeka programını geliştiren IBM arasındaki
ortaklık buna bir örnek. Hastaların verilerini kaydeden ve ameliyathaneyi
gözlemleyen sistemler hastanelere yerleştirilmeye başlanıyor” diye konuştu.
3 . Tıp Eğitimi için Sanal ve Karma Gerçeklik
Sanal ve karmagerçeklik, simüle edilmiş ve karma ortamları oluşturmak için bilgisayar
teknolojisinin kullanımını içerir. Sanal gerçeklik ve karma gerçeklik, popüler
bilgisayar oyunlarında, geleceğe yönelik efektlerle kitleleri büyülüyorlar. Ancak
VR / MR teknolojisinin uygulama alanları oyunlarla kısıtlı değil. Son
zamanlarda bu gerçeklik sistemleri becerilerini geliştirmek isteyen sağlık
profesyonellerinin ilgisini çekti.  Artık
geleneksel hale gelen simülasyon tıp eğitimini, popüler olan VR / MR
programlarıyla geliştirilmesi hedefleniyor.   

Sanal gerçeklik
robotik cerrahilerin simülasyonunda ve genel cerrahi eğitiminde   kullanılmaya başlandığını belirten Dr. Elif
Ayvalı, şunları söyledi: “Sanal gerçeklik eğitimi, özellikle 2018 yılında
Cleveland Klinik’in önderliğinde kurulmaya başlanan 515 milyon dolarlık sağlık eğitimi
kampüsünde tıp öğrencilerinin eğitiminde kullanılacak. Bu sene diğer büyük
gelişmelerden biri de Amerika’da Sağlık Bakanlığı’nın Microsoft Hololens’in
cerrahi operasyonlarda arttırılmış gerçeklik (AR) için kullanılmasına onay
vermesi oldu.  Cerrahlar ameliyat bölgesinin
hologramını 3 boyutlu olarak görebilecekler. Ameliyat öncesi verilere erişebilmek
için ayrı bir ekrana bakmaları gerekmeyecek. Bu uygulamanın ilk örneklerinin
omurilik ameliyatlarında olması bekleniyor.”

4. Robotik Cerrahide İnovasyon
Bugün yapılan çoğu
ameliyat, bilimin el verdiği en kısa sürede ve en az hasarla yapılabiliyor. Cerrahi
alanda bu adaptasyon kısmen cerrahin robotlarla bütünleşmesi ile ortaya çıktı.
Ameliyathanedeki robotlar cerrahlara aşırı hassasiyet için rehberlik ediyor.
Günümüzde robotlar, cerrahi alanda omurgadan endovasküler işlemlere kadar her
yerde kullanılıyor. Minimal hasarlı robotik cerrahi, hastaların konforu
açısından büyük destek sağlıyor. Hastaların, kısa zamanda iyileşmesine yardımcı
olurken, ameliyat sonrası daha az ağrı duymaları da bu yöntemin faydalarından
sadece birkaçı olarak sıralanıyor.     

Cerrahi robotların
ameliyatın dokulara zarar vermeden hassas bir şekilde yapılabilmesine imkan
tanıdığını söyleyen Dr. Elif Ayvalı,  “Ayrıca
elle kontrol edilen enstrümanların erişemediği yerlere erişilebilmesini sağlıyor.
Artık robotları ameliyathanelerde görmeye şaşırmamalıyız.  Cerrahi robot üreten firmaların ve robotikleştirilen
cerrahi operasyonların sayısında her gecen yıl daha da artış olacak. Yapay zeka
ve sanal gerçeklik konusundaki gelişmeler, robotik cerrahide yeni bir dalga
yaratmaya başladı. Robotik sistemler cerrahın farkındalığını arttıran, karar
vermesine yardımcı olan zeki asistanlara dönüşecekler” şeklinde konuştu.

5. Kişisel Robotlar
Bu yıl kişiselsağlık robotları, romatoid artrit, kalp yetmezliği ve  geç evre böbrek hastalığı gibi kronik
hastalıkları yönetmelerine yardımcı olmak için hastaların evlerine kullanılmaya
başladı. Bu robotlar, ilaç kullanımının izlenmesini, hastaların doktor sırasını
takip etmeleri için motive ediyor ve gerektiğinde doktor veya eczacılarla
bağlantı kurmasını sağlıyor. 


Dr. Çetin Meriçli


Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Dr. Çetin Meriçli, şu
yorumda bulundu: “Bu robotlar ayrıca yalnız yaşayan yaşlı insanları sohbet
etmeye yönlendirerek ve çeşitli aktiviteler örneğin çok eski şarkıları birlikte
söylemek gibi özellikle demans hastalarının zihinsel egzersiz yapmalarını
sağlıyor. Bu kişilerin yalnızlık nedeni ile ruh hallerinin olumsuz
etkilenmesini engellemeyi hedefliyor. Kişisel robotlar, özellikle otizimli
çocukların eğitimlerinde de bir iletişim aracı olarak kullanılıyor.”

6. Sürekli Glikoz İzleme Sistemi
Sürekliglikoz izleme sistemi diyabet hastalarında şeker ölçüm cihazlarını artık rafa
kaldırıyor. Parmak ucundan bir damla kanla, kan şekerini ölçen ölçüm çubukları
ve cihazları yerini artık sürekli glikoz ölçüm sistemlerine bırakıyor. Bu
cihazlar genellikle hastanın üst koluna ya da karın kısmına hasta tarafından yerleştiriliyor.
Hastalar, her 10 -14 günde bir demir para büyüklüğündeki cihazı değiştirerek
parmak ucundan kan şekerine bakmaya gerek kalmadan, kan şekerlerini kontrol
edebiliyorlar. Aynı zamanda değerleri hasta sevdikleriyle ya da doktoruyla da
paylaşabiliyor. Sonuçlar ayrıntılı olarak analiz edilebiliyor. Bu sistemlerin
bir diğer avantajı da bu sistemlerde hasta akıllı telefon ya da saatinden kan
şekeri seviyesini sürekli takip edebiliyor. Kan şekerinin artması ya da
azalmasında hastaya uyarı yapabiliyor. Ayrıca cilt altına yerleştirilebilen 6
aya kadar kan şekerini ölçen glikoz sensör sistemleri de kullanıma girdi.  


Dr. Halis Kaan Aktürk
Colorado
Üniversitesi Barbara Davis Diyabet ve Diyabet Araştırmaları Merkezinden Dr.
Halis Kaan Aktürk, bu yeni teknoloji ile ilgili şunları söyledi: “Sürekli
glikoz izleme sistemleri Amerika’da artık çok yaygın şekilde kullanılıyor.
Özellikle tip 1 diyabette akıllı insülin pompaları, yapay pankreas ile birlikte
kullanılabileceği gibi insülin enjeksiyonu kullanan hastalarda da sonuç
alınabiliyor. Bu sürekli glikoz izleme sistemlerinin yaygın kullanılmasıyla
birlikte hastalar, kan şekerlerine akıllı telefonlarından ve saatlerinden
ulaşabiliyor. Bu bilgiler periyodik olarak doktorları tarafından kontrol
ediliyor. Bu sayede hastalar artık kan şekerinin birden düşmesi ya da artması
gibi çok ciddi problemlerden korunuyorlar. Özellikle tip 1 diyabet hastaları
ömür boyu insülin kullanmak zorunda oldukları için, kan şekerinin düzenli
olarak takip edilmesi hayati bir önem taşıyor. Ayrıca insülin kullanan tip 2
diyabet hastalarında da bu cihazlar kullanılabilir.”

7- Hastaneye Gitmeden Önce İnme Tanısı için Vizör
İskemik inmelerden daha az görülmesine
rağmen, kanın beyindeki yırtılmış bir kan damarından kaçmasına bağlı
(hemorajik) inmeler, inme ölümlerinin yaklaşık yüzde 40’ından sorumludur.
Kontrolsüz kanama, beynin şişmesine ve hasar görmesine neden olabileceğinden,
etkili tedavi için hızlı tanı hayati önem taşır. Tanıyı hızlandırmak için
sağlık çalışanları, beyindeki kanamayı tespit edebilen kanama tarama siperi
gibi yeni ve gelişmiş teknolojiler kullanıyor. Hastaneye gitmeden önce etkin
bir tanı aracı olan hemoraji taraması, tanı ve tedavi için önemli ölçüde zamanı
kazandırıyor.   
Continue Reading

ELON MUSK KİMDİR?

Bugünlerde benden @elonmusk’ı çok duyacaksınız. Farklı mecralarda paylaşıyorum. Burada da bulunsun istedim. 🌏Geçtiğimiz günlerde Elon Musk 2023’te Space X ile aya gidecek ilk özel yolcuyu duyurdu. İlk Ay turisti olacak olan Japon girişimci Yusaku Maezawa, BFR roketindeki tüm koltuk biletlerini satın alarak yanında sanatçıları götürecek. Japonya’nın 14. en zengin girişimcilerinden olan Maezawa, sanatın dünya barışını sağlayabilecek güçte olduğuna inanıyor.https://www.youtube.com/watch?v=2FwpRn-jaSo☄️Elon Musk, yüzde 70 ihtimalle Mars’a yerleşeceğini söyledi.
Mars araştırmalarının öncülerinden olan ve yakın zamanda gezegene bir roket göndermeyi amaçlayan Elon Musk, yüzde 70 ihtimalle oraya yerleşeceğini söyledi.

Elon Musk’ın kızıl gezegen sevgisi tükenmek bilmiyor. Her fırsatta Mars hakkında konuşan girişimci, daha önce Mars’ta ölmek istediğini söylemişti. Şimdi de oraya taşınma ihtimalinin yüzde 70 olduğunu açıkladı.

HBO’nun belgesel serisi Axios’a konuk olan ve yakın zamanda gerçekleşen pek çok atılımın sayesinde Mars’a yolculuğun mümkün hale geldiğini söyleyen Musk, daha önce de belirttiği gibi oraya gideceğini söyledi.

“Mars’a gitmenin zenginler için bir kaçış planı” olduğu yönündeki iddialara da karşı çıkan Musk, Mars’a giden kişilerin sürekli olarak üssün kurulmasında çalışacağını ve zorlu doğa koşullarıyla mücadele edeceğini hatırlattı. Geri dönüşün de mümkün olduğunu ancak kesin olmadığını belirten girişimci, Mars yolculuğunun zenginlikle değil mücadelecilikle ilgili olduğunu söylüyor.
🌟Musk’ın optimist tavrının altında ise roketlerine olan güveni ve son gelişmeler sonucunda Mars’ta barınma, gıda gibi ihtiyaçları karşılamanın mümkün olmasını sağlayacak teknolojilerin ortaya çıkması var.
https://www.axios.com/elon-musk-mars-space-x-14c01761-d045-4da0-924b-322fb6a109ce.html?fbclid=IwAR3DZg2PphZ7mISAOMPHN25z7wpTki_knCukqJbLjnFDN5y9NuN0rxIwnachttps://www.youtube.com/watch?time_continue=4&v=Dfg1n7Lh62Q 
🌘Elon Musk bakın ne söylüyor: 

“Deliklerle dolu bir gemideyiz ve bu gemi su alıyor. Biz Tesla’yla bu suyu boşaltan bir kova yaptık. Siz olsanız kovanın tasarımını paylaşmaz mısınız?”

🌚Elon Musk @elonmusk işe alımla ilgili şöyle konuşuyor: 

“Bana çalıştığın pozisyonu söyleme, bana çözebildiğin sorunları söyle.”

Continue Reading

ROBOT HEMŞİRELER GELİYOR! HAZIR MISINIZ?

Robotlar gün geçtikçe hayatımızda yer ediniyorlar. Sağlık
sektöründe de çok farklı alanlarda robotlara iş düşüyor ve avantajlarıyla birlikte
30 yılı aşkın bir süredir medyada yer alıyor. Geçmişten günümüze kısa bir tur
yapmaya hazırsanız başlayalım.

İlk robotlardan biri, 1985 yılında PUMA 560 cerrahi robot
kolun nöroşirürjik biyopside kullanıldı. O zamandan bu yana, tıp robotları,
cerrahi robotlar, teletıp hayatımızı değiştiriyor. Sağlık sektöründeki
masrafların yüksek olması, zamandan ve bütçeden kısıtlama yapılması gerektiğini
gösteriyor.

Japonya ve Amerika’da hemşire ihtiyacı çok fazla ve
diplomalı hemşire olmadığı için yeterli bakımı robot hemşireler karşılamaya
başlayacak.

Japon Sağlık, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2015
tarihli bir tahmini, nüfusun yaşlanmasının gelecek 10 yıl zarfında
hızlanmasıyla Japonya’nın hemşirelik alanında büyük bir açıkla karşılaşacağını
gösteriyor. 2025 yılı itibariyle ulus 2,53 milyon hemşireye ihtiyaç duyacak. Bu
hedefi karşılamak 2025 yılı itibariyle 800 bin ile 1 milyon hemşireye daha
ihtiyaç olacak. Ancak artışın şimdiki temposu hızlanmadığı sürece, hemşirelik
alanında çalışanların sayısı en az 380 bin açık vererek talebi
karşılayamayacak.

Yaşlı bakımında da
etkili olacaklar
Dünyadaki en yüksek yaşam beklentisiyle, Japonya bugün bu
sorundan başka herhangi bir ülkeden daha fazla acı çekiyor. Japonya nüfusunun
yaklaşık yüzde 30’u 65 yaşın üzerinde ve kadın başına yaklaşık 1.2 doğumla
birlikte, iş gücüne yetişmek için yeterli sayıda insan yok.

Japonya’nın nüfus piramidi daha uzun yaşam beklentisi ve
daha küçük doğum oranlarını yansıtacak şekilde eğiliyor.

1950’lerde doğal bir zirveye gelen nüfus piramidi, şimdi çok
daha ağırdır. Bu, sadece yaşlıların bakımı için yeterli insan olmadığı için
değil, aynı zamanda emeklilikteki nüfusun böylesine büyük bir kısmının ve
ekonomiyi boşalttığı için de sorun oluşturuyor. 65 yaş ve üstü nüfusun 2030
yılında 72 milyona ulaşması öngörülüyor.

Robot hemşirelerde
etik sorunsalı
Robotik hemşirelerin oluşturulmasındaki ana zorluk, bir
makineyi güvenilir ve etik programlama problemi olduğu belirtiliyor. Robot
hemşire günlük olarak hastaları ile ilgili karmaşık kararlar vermek zorunda
kalacak. Örneğin, bir robot hastalarını ilacı almasını hatırlatmak için
programlanmışsa, hasta reddederse ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bir
yandan ilacı reddetmek hastaya zarar verir. Öte yandan hasta, robotun farkında
olmadığı bazı meşru nedenleri reddediyor olabilir. Örneğin, ilacı kullandıktan
sonra hasta kendini hasta hissederse, o zaman ilacın uygulanmasında ısrar etmek
zararlı olabilir. Bir hatırlatmadan vazgeçmek ve herhangi bir cevabı göz ardı
etmek de pratik değil. Çünkü robot, hastanın uygun şekilde bakım aldığından
emin olmak için bir insan hemşirenin yerini alacak. Dahası, hasta ilacı almayı
kabul edip sonra unuttuysa? Robot ilaç alınana kadar hastayı takip edip
izlemeli mi, yoksa mahremiyet ihlali mi? Bir şey ters giderse robot ne zaman ve
nasıl doktoru bilgilendirmelidir?

Bu senaryo, insan hemşirelerin sık sık karşılaştığı bir
durum.  Bir karar vermek için yeterli
veri yoksa, insanlar daha fazla bilgi almak için hangi soruların sorulacağını
belirleyebilir. Robotlar böyle bir seviyede karar veremiyor.

Karar almada
güçlükler var
Robotlar karar vermeden önce, belirsiz koşulların üstesinden
gelebilmeleri gerekiyor. 
Bir hastaya ilacını almasını ve olumsuz bir cevap almasını
isteyen robot hemşire, olumsuz yanıtı kabul etmek veya yeni bir talepte
bulunmak için yeterli bilgi olmadığını tespit ederse, bir karar verebilir.
Örneğin, robot hastanın ateşinin yükseldiği bilgisini doktora iletirse, daha
iyi bir karar vereceğini bildirebilir.

İnsanlar belirsiz kararlarla karşı karşıya kaldıklarında,
bunu düşünebilir ve daha fazla bilgi ihtiyacını kabul edebilirler. Ancak
robotlar, önceden programlanmış protokollere dayanan koşullardan bağımsız
olarak karar verme eğilimindedir. 


Japon Hemşire
Robotları
Bugün itibariyle, robot hemşireler henüz bu gelişmişlik
seviyesine sahip değiller. Robot hemşireler için mevcut prototipler yardımcılar
olarak tasarlanmış ve tam olarak entegre otonom sistem yok.

Robot hemşire üretiminin şu anki lideri olan Japonya, tıbbi
topluluktaki farklı ihtiyaçları ele alan çeşitli robotlara sahip.

RIBA robot hemşire hasta taşıyor. Bu robota “Etkileşimli
Vücut Yardımı için Robot” anlamına gelen RIBA deniyor. RIBA, bir kişiyi yatar
pozisyonda ya da oturma pozisyonundan 60 kiloya kadar kaldırabiliyor ve başka
bir yere taşıyabiliyor. RIBA, kaymayı önleyen gelişmiş dokunsal sensörlere ve
güçlü kollara sahip. Ayrıca iki kamera ve iki mikrofon ile bir operatörden
ipuçlarını takip edebiliyor. RIBA hastaları yatıştırmak için kullanılan büyük
bir oyuncak ayı gibi görünüyor, ama aynı zamanda bazılarını rahatsız
edebiliyor.

Actroid-F DEMO
Japonya merkezli robot üreticisi Kokoro, Actroid-F ile
farklı bir araştırma alanına odaklandı. Bu robot, gözlerini, kaşlarını, ağzını,
başını ve boynunu hareket ettirebiliyor. Actroid-F, bir uzaktan operatör
tarafından kontrol edilebilen, ifadeleri ve konuşması çok doğru bir şekilde
taklit edebilen bir tele-robot. Bu robot aynı zamanda özerk değil, ama insan
olarak hastalarla bakarak ve etkileşim kurabiliyor. Actroid-F henüz otonom
olmadığı için, etik sorunları kendi başına kararlaştırmaya gerek duymayacak.
Ancak, operatörlerin gözetiminin gizlilik sınırlarının neresinden geçtiğine
karar vermek zorunda kalacaklar.


Pearl
ABD’de, Michigan Üniversitesi, Pittsburg Üniversitesi ve
Carnegie Mellon Üniversitesi’nden araştırmacılar, Pearl adında bir Nursebot
üzerinde çalışıyorlar. Pearl, Japon meslektaşları gibi bir asistan robotu ve
insanlara rutin faaliyetler hakkında hatırlatmaya ve yaşlılara rehberlik
ediyor. Pearl, sesli ve görüntülü girişin yanı sıra bir dokunmatik ekran
arayüzü ve yapabildiği çeşitli görevler için yazılımın navigasyon ve tanıma ile
yardımcı olan birçok sensöre sahip. Bilişsel ya da bedensel engelli bireylerin
günlük görevlerden geçmelerine yardımcı olmak için iyi bir teknolojik araç.
Pearl ayrıca çevresinin haritasını ve müşterinin ne kadar hızlı hareket
ettiğine bağlı olarak hızını değiştirmenin bir yolunu da hesaba katan sofistike
navigasyon algoritmalarına sahip.



Mabu
San Francisco merkezli dijital sağlık firması tarafından
üretilen Mabu, kişilik ve tedavi ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş günlük
konuşmalar yapıyor ve sağlık uzmanına sizin hakkınızda geri bildirim
gönderiyor. Size, hatırlatıyor ve sürecinizi takip ediyor. Yüz takip sistemi
ile de sizi takip edebiliyor ve bu sayede göz teması kurulduğunda iletişime
geçiyor.
Kaynaklar
https://twcroboticsurgery.weebly.com/past.html
https://www.bls.gov/news.release/archives/ecopro_12192013.pdf
https://www.bls.gov/opub/mlr/2013/article/occupational-employment-projections-to-2022.htm
https://www.japantimes.co.jp/opinion/2015/07/07/editorials/shortage-of-nursing-care-workers-2#.WrazUohuZPY
https://cs.stanford.edu/people/eroberts/cs201/projects/2010-11/ComputersMakingDecisions/robotic-nurses/index.html
https://www.youtube.com/watch?v=Ulw2Z1qZJOI
https://www.youtube.com/watch?v=7lLP5hGqKB8
https://mashable.com/2017/10/07/mabu-health-care-robot/#gW83kK682kqM
https://www.youtube.com/watch?v=bQak–i5U3A

Continue Reading

TIP EĞİTİMİNDE TEKNOLOJİ YENİ UFUKLAR AÇIYOR

Sağlık sektörü son dönemlerde farklı branşların gözünü sanal
gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklikle (AR) ilgili yeniliklere yönettiler.
Özellikle tıp alanında son dönemde kullanılmaya başlanan teknolojiler, doktorların
ve tıp öğrencilerinin işlerini oldukça kolaylaştırıyor.

Goldman Sachs’ın raporuna göre 2025 yılına gelindiğinde
sağlık alanında kullanılan sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik pazarı 5,1
milyar doları bulacak. 
Ameliyat simülasyonları tıp öğrencilerinin; kadavra, hayvan
ya da bir hasta olmadan ameliyat deneyimi edinmelerine yardımcı oluyor.
Kanadalı yazılım firması Conquer Mobile, tıp eğitiminde kullanılmak üzere bir
sanal gerçeklik uygulaması geliştirdi. Bu teknoloji kullanılarak cerrahlar sanal
bir hasta üzerinde pratik yaparak gerçekçi reaksiyonlar alabiliyor. 

Anatomide Sanal
Gerçeklik Uygulamaları
Ülkemizde de anatomi eğitimlerinde bu teknolojiler
kullanılıyor. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.
Dr. Selçuk Tunalı ve ekibi, University of Hawaii ile işbirliği içerisinde pek
çok üç boyutlu rekonstrüksiyon çalışması gerçekleştirdi. WinSurf ve SurfViewer
gibi üç boyutlu rekonstrüksiyon oluşturma ve görüntüleme sistemlerini
geliştiren ekipte yer alana Tunalı, oluşturduğu üç boyutlu modellerde altı
dilde sesli etiketleme gerçekleştirdi. Rekonstrüksiyon çalışmalarının büyük bir
ekip çalışması gerektirmesi ve çok zaman alması nedeniyle bir süre ara veren
Tunalı, “Yaklaşık üç yıl önce zSpace sanal gerçeklik sistemiyle çalışmaya
başladım. zSpace ile içerik geliştirme konusunda işbirliğimizi geliştirerek
Aralık 2017’de ülkemizdeki ilk Sanal Gerçeklik Anatomi Laboratuvarını TOBB
ETÜ’de kurduk. Yaptığımız ilk akademik çalışmada, teorik eğitimden sonra sadece
maket ve diseksiyon çalışması ile bu eğitime sanal gerçeklik çalışmasının
eklenmesi durumundaki öğrenme düzeylerini karşılaştırdık; sanal gerçeklik
çalışmasının istatistiksel olarak çok güçlü bir ilişki ile öğrenme düzeyini
arttırdığını saptadık. Sanal gerçeklik sistemlerini yoğun olarak kullanan bir
anatomist olmama karşın, anatomi eğitimindeki en önemli ve kalıcı öğrenme
yönteminin kadavra diseksiyonu olduğuna inanıyorum. Ülkemizde tıp
fakültelerinin en önemli problemlerinden olan kadavra eksikliği konusunda
toplumumuzun bilinçlenmesine bir nebze olsun katkıda bulanabilmeyi de
amaçlayarak, anatomist olarak sürdürmekte olduğum anatomi kariyerime, ölümümden
sonra da kadavra olarak devam edeceğimi bildirmekten mutluluk duyuyorum.”
diyor.


Acil Hastalara Müdahalede Doğru Karar Vermeyi Sağlıyor
Sanal gerçeklik üzerine çalışmalar yapan Immersive Media
Initiative ekibinin geliştirdiği Acil departmanı simülasyonu ile başkalarının
işine engel olmadan acil durum vakalarını inceleyebiliyor.   Bu teknoloji için gerçek bir hastanede acil
durum sırasında 360 derecelik çekimler yapan ekip, gerçek hastaların bulunduğu
simülasyonun oldukça etkili olduğunu söylüyor. Basitçe bir filmin içinde
gezdiğiniz simülasyon, anlık olarak tüm gelişmelerden haberdar olmanız ve
gerçek tepkiler vermenizi sağlıyor. Böylece doktorların nasıl kararlar
verdiğini, müdahalenin nasıl yapıldığını, zamanın değerlendirilmesini
görebiliyorsunuz.


Facebook Tıp
Eğitiminde İyilik Peşinde
Facebook’un VR şirketi Oculus, yürüttüğü “İyilik için VR”
(VR for Good) inisiyatifi kapsamında tıp eğitiminde önemli bir devrimin ilk
adımlarının attı. Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Los Angeles Çocuk
Hastanesi’yle işbirliği yapan şirket, tıp öğrencilerini ve personelini eğitmek
için,  yüksek riskli pediatrik
travmalarla ilgili bir VR simülasyonu geliştirdi. Geliştirilen simülasyon, VR
teknolojisinin kapsayıcı gücü sayesinde sağlık profesyoneli adaylarının eğitim
senaryolarını gerçek hayat yakınlığında deneyimleyerek karar verme yetkinliği
kazanmalarına yardım ediyor. Los Angeles Çocuk Hastanesi’nde karşılaşılmış
gerçek vakalar doğrultusunda geliştirilen sanal senaryolar, tıp öğrencilerinin
ve doktorların gerçekçi koşullarda tanı ve tedavi tecrübesi edinmesine yardımcı
oluyor. 


Dünyada Tüm Vücut
Plastinat Yapabilmede Sayılı Merkezden Biri
VR ve AR teknolojinin yanı sıra anatomi eğitiminde etkili
olan plastinasyonda da yenilikler var. 2004 yılında İspanya’da eğitim aldıktan
sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı’nda küçük
çaplı bir plastinasyon laboratuvarı kuran Prof. Dr. Selçuk Tunalı, şunları
söylüyor: “Hacettepe’deki laboratuvarımız, ülkemizde başka plastinasyon
laboratuvarlarının kurulmasında eğitim ve referans merkezi oldu. 2014 yılında
TOBB ETÜ Tıp Fakültesi’nde tüm vücut plastinasyon laboratuvarını kurdum. Bu
laboratuvar, dünyada tüm vücut plastinat yapabilme kapasitesindeki 7-8 laboratuvardan
biridir. Burada pek çok özel plastinasyon yöntemi deniyoruz. Ülkemizde ilk defa
polyester plastinasyonunu uyguladık. Yurt dışına bağımlılığımızı ortadan
kaldırmaya yönelik olarak yerli polyesterle yaptığımız çalışmalarda, yabancı
polyester ile olandan daha iyi sonuçlar aldık. Halen, insan beyin atlası
oluşturma çalışmalarımıza devam ediyoruz.” 
Kaynaklar:
https://www.facebook.com/oculusvr/
http://www.thepostathens.com/article/2017/01/virtual-reality-healthcare-ohio-university
https://www.dunyahalleri.com/sanal-gercekligin-sagliga-yansimalari/
http://www.goldmansachs.com/our-thinking/pages/virtual-and-augmented-reality-report.html
https://conquermobile.com/services/vr-simulation  
Continue Reading

TÜRK KADIN FİZİKÇİLERİN DEMİR LEYDİSİ KEŞİFLERE DOYMUYOR

Teknolojik buluşlar ve akademik araştırmalarıyla birçok kez
bilim dergilerine kapak olan, Adolph Lomb Madalyası ve National Science
Foundation’ın (Ulusal Bilim Vakfı) verdiği ödül de aralarında olmak üzere, pek
çok ödüle layık görülen Dr. Hatice Altuğ, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Obama’nın
elinden de
ödül alan ilk Türk bilim kadını olmuştu. Altuğ,
Presidential Early Career Awards for Scientist and Engineers  ile geleceğin en önemli bilim insanları
arasında gösteriliyor. 

Kadınlara bilim dünyasında daha çok yer açılmasının neleri
değiştirebildiğine örnek olması için bu ay Dr. Hatice Altuğ’un çalışmalarını
anlatacağım. Fizik alanında kadınlarla karşılaşmanın çok yaygın olmadığını
düşünen Altuğ,  bunu değiştirmek için çalışıyor. 

Dünya’nın en iyi 20 üniversitesi arasında kabul edilen
İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) Yardımcı
Doçent olarak çalışmalarına devam eden Dr. Hatice Altuğ,  yakın zamanda Science Dergisi’nde Graphene’in
elektro-optik özelliklerini kullanarak mono-layer proteinlerin algılanmasında
kullanılan ayarlanabilir plasmon-tabanlı bir biosensör geliştirdiği çalışması
yayınlandı.

1978’de Burdur’un Karamalı ilçesinde doğan Dr. Hatice Altuğ, hayatında
eğitimci olan anne ve babasının etkisi büyük oldu.  Ortaokul ve liseyi Antalya’da okudu.  Elektromanyetik dalgalar ve yerçekimi
kuvvetleri kanunları gibi konularla ilgili öğretmenlerine sorular soran Altuğ’un,
aldığı yanıtlar “Bunlar müfredat dışı.” ya da “Bunlardan sorumlu değilsiniz.”
şeklinde oldu. 

İlk tercihi olan Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’ne tam
burs alarak girdiğinde sınıftaki tek kız öğrenci olarak eğitimine devam
etti.  Bilkent’ten 2000 yılında dereceyle
mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nden tam burs olarak “Uygulamalı
Fizik” bölümünde doktoraya başladı.

Doktora sırasında lazer sistemleri ve optik aletler üzerine
çalışma yürüttü.

2004’te “Optical Switch (Optik Anahtarlar)” isimli çalışması
“Silikon Vadisi Birincilik Ödülü” getirdi. Yine lazer üzerine yaptığı başka bir
çalışma ile de 2005 yılında “Research Excellence Reward (Mükemmel Araştırma
Ödülü)” aldı.

Lazerin hızını 100 kat artırmayı başararak, Nature Physics
adlı dünyaca ünlü bilim dergisine kapak oldu.  

 Stanford
Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Boston Üniversitesi’ne geçti.
Altuğ, yaptığı bu çalışmalar ile 2010 yılında, Amerikan
Ulusal Bilim Vakfı’nın (National Science Foundation) verdiği “Başkanlık
Erken Kariyer Ödülü”‘nün sahibi oldu.

ABD’deki Boston Üniversitesi’nde nanoteknoloji ile
geliştirdiği cihaz vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit edebiliyor.
Yaptığı çalışmalar sonucu vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit eden
portatif ve düşük maliyetli bir cihaz geliştirdi. İnsanların evlerinde bile,
vücutlarında herhangi bir virüs olup olmadığını test edebilecekleri, cep
telefonu büyüklüğünde geliştirdiği alet ile 2011 yılında Popular Science
Dergisi’ndeki “Yılın En Başarılı 10 Genç Bilim İnsanı” listesine
girdi.

Bir tel zımbanın yarısı büyüklüğünde, rahatça kullanılabilen
bir MedikalÇip geliştirdi. Araştırma Nature Light Science & Application Dergisi’nde
yayınlandı. Bu çip insan vücudundaki proteinleri test edebiliyor. Optik
Laboratuvar olarak adlandırılan bu cihaz, kan örneği üzerinde 170 bin farklı
molekülü hızlıca analiz edebiliyor.
Continue Reading

MİKROÇİPLERLE KANSERE ÇÖZÜM ÜRETEN TÜRK

Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan bilim insanları arasında yer alan dünyaca ünlü biyomedikal mühendisi ve mucidi Prof. Dr. Mehmet Toner’in kariyeri bilim dünyasına ilham veriyor.
Milyarlarca kan hücresi arasından nadir bulunan kanserli hücreler tespit edilebilen mikroçipli kan testi kanserle mücadelede sağlık teknolojileri alanında yapılan çalışmalar içerisinde son dönemlerdeki en heyecan verici uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu test ile doğru hastaya, doğru ilaç verilerek, doğru zamanda vererek boşa ameliyat ve biyopsi yapılmıyor. Yapılan kan testinin yaklaşık 2 saat sonra sonuçları hazırlanıyor. 
Yakın gelecekte kanserde erken teşhis, iğneli biyopsi olmaksızın bu teknoloji mümkün olacak. Mikroçipli kan testinde, 2 milyondan fazla hücreye bir saniyede bakıp kanserli hücreler teşhis edilebiliyor. 

Prof. Dr. Mehmet Toner’in yaptığı başka bir testin Ar-Ge süreci için doktorlar, küresel sağlık uzmanları, fizikçiler ve mühendislerden oluşan bir ekip ve kaynak sınırlı bölgelerdeki bakım noktasında HIV / AIDS’i izlemek için bir mikroçip geliştirdi. Parmaktan alınan kandan bakılan testin ticarileştirilme çalışmaları halen sürüyor.  

50’den fazla patenti var
Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan dünyanın pek çok yerinden bilim ve tıp insanları arasında çok başarılı bir Türk de var. Tüm dünyanın çalışmalarını hayranlıkla takip ettiği Prof. Dr. Mehmet Toner’den bahsediyorum. Nanoteknoloji, doku mühendisliği ve biyokoruma alanlarındaki çalışmalarını ABD’de sürdüren Prof. Dr. Mehmet Toner, doğum öncesi genetik bozukluklar, bulaşıcı hastalıklar ve erken kanser tanısına yarayan mikroelekromekanik cihazın buluşu ile ABD’nin en saygın kurumlarından Ulusal Mühendislik Akademisi’ne (NAE) seçilmiş bir isim. Kanser üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Eğitim Hastanesi Cerrahi Profesörü, Massachusetts General Hastanesi Biyomikroelektromekanik Sistemleri Merkezi Direktörü olan Prof. Dr. Mehmet Toner, aynı zamanda Boston Shriners Çocuk Hastanesinin Araştırma Direktörü.  Nature, New England Tıp Dergisi, Science, Nature Biyoteknolojisi, PNAS, The FASEB Journal gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde 300’den fazla yayını bulunan Prof. Dr. Toner’in 50’den fazla patenti bulunuyor. 

Biyomedikal mühendislik katkıları, çok disiplinli araştırmaların veya geniş kapsamlı klinik ve ticari etkileri olan yakınsama biliminin parlayan örneklerini temsil eden Prof. Dr. Mehmet Toner’ın akademik bilim kariyerine baktığımızda çok ilginç dönüm noktaları karşımıza çıkıyor. Tıp okumak istese de İstanbul Teknik Üniversitesi makina mühendisliği bölümünü kazanan Toner, üniversite hayatı boyunca laboratuvarlardan çıkmadı, biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yaptı. Tıpa olan ilgisi, tıp teknolojisinde devrim niteliğinde bir çalışmaya imzasını atmasını sağlayacaktı. Üniversiteyi bitirdikten sonra akademik kariyerini sürdürmek için ABD’ye gittiğinde İngilizce bilmemesine rağmen Yale, Brown, MIT ve Michigan gibi saygın üniversitelere başvurdu ve Yale Üniversitesi’nden tam burslu kabul almasına rağmen, MIT’de o dönem yeni başlayan biyomedikal mühendislik üzerine araştırma yapmayı tercih etti.

Yardımcı doçent olarak, MIT’nin Tıp Fakültesinde göreve başladı. Yaptığı çalışmalar ve başarıları sayesinde 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe en hızlı yükselenlerden birisi oldu.  Profesörlük unvanından sonra kendi adına kürsü açtı.  Prof. Dr. Toner, 1994 yılında Biyomühendislik “YC Fung Fakülte Ödülü”, 1995 yılında “Whitaker Vakfı Özel Fırsat Ödülü.”, 2008 yılında Massachusetts General Hospital Kanser Merkezi Ödülü, 2010 yılında Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Takım Ödülünü aldı.  
2012’de Kriyobiyoloji Derneği tarafından düşük sıcaklık biyolojisi alanındaki çalışmalarına, Luyet Madalyası verildi. 2013 yılında ise Amerikan Makina Mühendisleri Topluluğu tarafından H.R. Lissner Madalyası ile ödüllendirildi. 
In 2012, his work in low temperature biology was recognized by the Luyet Medal given by the Society for Cryobiology.  In 2013, he was bestowed with the H.R. Lissner Medal of the American Society of Mechanical Engineers.
Continue Reading

SİNEK ROBOTLAR HAYATI NASIL DEĞİŞTİRECEK?

File photo shows an insect-sized spy drone
İzlerken
öğreten, öğretirken de düşündüren dizi Elemantry’nin bir bölümünde sinek
robotlar uçup görüntüleri kaydediyordu. 

Önce inanamadım, sonra araştırdığımda
Harvard Üniversitesi’nden Dr Kevin Ma ve doktora öğrencisi Pakpong
Chirarattananon’un bulunduğu araştırma ekibi, dünyanın en küçük uçan robotunu
ortaya çıkardıklarını belirtiyor.

Bir
sinek boyutunda ve böceklerin çevik manevralarını taklit edebilen bu robot ile
ilgili araştırma, Bilim dergisi Science’da yayımlandı. Araştırmaya göre, bu tür
robotların gelecekte arama kurtarma çalışmalarında kullanılabileceğini
belirtiyor.

Karbon
elyaftan üretilen ve bir gramdan çok daha hafif olan bu uçan robotun kanatları
güçlü elektronik kaslarla
hareket ettiriliyor. 

Nano
teknolojik ile üretilen sinek robotlar, Gerçek sinek gibi saniyede 120 kez
çırpabiliyor ve giremeyecekleri bir yer yok gibi.

Kullanım
alanları içerisinde arama kurtarma çalışmalarında, enkazlarda ya da insan
sağlığı için tehlikeli ortamlarda, bitkilerde tozlaşma ve döllenme için de
faydalanılabileceğini söylense de casus sinek robotlar olarak da anılıyorlar.
Dizide de zaten casusluk yaparak, görüntü kaydediyor ve anında müdahale ederek
istediklerine zehirleyebiliyorlar.

İnsanlar
neler üretiyor, biz neler konuşuyoruz? Bilim vizyon geliştirir! Bilim konuşalım, çalışalım ve üretelim!

Kaynaklar

Kevin Y. Ma, Pakpong
Chirarattananon, Sawyer B. Fuller, and Robert J. Wood. Controlled Flight of a
Biologically Inspired, Insect-Scale Robot. Science, 3 May 2013: 603-607 DOI:
10.1126/science.1231806  


Continue Reading