DİPLOMA VE YAYINA, “BOŞ VER” DİYENE GÜVENMEYİN!

Sözde Uzmanlardan Korunma Kılavuzu

Sağlık alanında sözde uzmanlardan korunmak için öncelikle kişinin diplomasına bakılması gerektiğini belirten Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, “Konuşmacıya “Diplomanız ve uzmanlığınız hangi alanda?” sorusunun ardından, “Konuyla ilgili kaç tane bilimsel makale yayımladınız?” sorusu yöneltilebilir. Bu soruya “Boş ver onu” diyenin uzman yorumlarından uzak durmak gerekir. Olsa olsa, bu kişi, “entelektüel” bir dinleti niyetine dinlenilebilir. Neticede herkesin konuşma özgürlüğü vardır” dedi. 

Sağlık alanında her geçen gün sözde uzmanlar çoğalırken,  bilim insanları bu durum ile mücadele ediyor. Konuştuğu alanda uzmanlığı olmadığı halde, sağlıkla ilgili tavsiyeler verenlerle sık sık karşılaşıyoruz. Uzmanlık alanı olmayanların konuşmalarının da yanıltıcı olabileceği konusunda uzmanlık dernekleri uyarıyor. “Uzman” olmak için önce diplomanın olması gerektiğini belirten Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, “sonra da konuyla ilgili ve bilimsel süzgeçlerden geçmiş yayınlarınız olmalıdır. Bunun, bilim üreten ülkelerde başka yolu da yoktur” dedi. 

Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, sözde uzmanlara karşı dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili soruları cevapladı.

Sözde uzman kimdir?
Merriam-Webster uzmanı, “having, involving, or displaying special skill or knowledge derived from training or experience” (bir özel yeteneğe veya eğitim ya da tecrübeden kaynaklanmış bilgiye sahip olmak, içermek veya göstermek) şeklinde tanımlamaktadır. Bu durumda, uzmanlık, bilginin konuyla ilgili eğitimden ya da tecrübeden kaynaklanması halinde “özde” uzmanlıktır. “Özde” uzman, bu tanımda belirtilen genel tanımın merkezinde ya da merkezine yakın bölgede yer alan tüm kişilere denilebilir. Akademik açıdan bakıldığında, uzmanlık; ölçülebilir ve belgelenebilir olmalıdır. Konuyla ilgili okul, yüksekokul, master, doktora gibi dereceniz ya da diplomanız yoksa, uzmanlığınız kelimenin tam karşılığıyla “sözde”dir. 

Uzmanlık alanında başka kriterler var mı?
Ölçülebilirlik, ilgili bilimsel veri tabanlarında konuyla ilgili yazılarınızın olmasına bağlıdır. Uzman, konuştuğu kadar değil yazdığı kadardır. Bir somut örnek olarak, Mehmet Öz, çok iyi kalp ve damar cerrahıdır ve uzmanlık alanı budur. Çünkü bu konuda çok sağlam bir eğitim almıştır. Öte yandan, programında işlediği konular, uzmanlık değil daha ziyade medyatik alanıdır. Dolayısıyla, konuştuğu konularda uzman değildir. Nitekim, arka planında kalabalık bir ekibi olmasına rağmen, bir hatasının ciddi sonuçları olmuş ve televizyon programı kariyerini tehlikeye atmıştır. 

Bilimsel niteliği ya da niceliği konusunda nelere bakılmalıdır? 
Bilimsel veri tabanları, bilim insanlarının uzmanlık alanlarında hazırlamış oldukları yazıların bulunduğu, bunların konularına göre indekslendiği ortamlardır. Bir kişinin, konu hakkındaki “spesifik” uzmanlığı buradan ölçülür. Çünkü, bilimsel veri tabanları, hazırlamış olduğunuz yazının bilimsel niteliği konusunda süzgeç özelliğine sahiptir yani, akademik ve bilimsel değeri bağımsız hakem sürecinden geçer. Bu süzgeçlerde yukarı doğru hareket, bilimsel değerin artışı ile orantılıdır. Kişisel blog, web sayfası gibi ortamlarda paylaşılan yazılar ve fikirler bilimsel veri tabanı süzgecinden geçmediği için, uzmanlık değerinin tayininde, kategori dışı kabul edilir. Bu gibi yerlerde paylaşılan yazılar daha ziyade kişinin entelektüel niteliğini gösterir. Bilimsel niteliği ya da niceliği konusunda bilgi vermez.

Uzmanlık konusunda sınıflandırmalar var mı? 
Size danışılan konuda bilimsel veri tabanlarında ne kadar fazla sayıda yazınız varsa (niteliksel), o kadar “spesifik uzman” olursunuz. Hele bir de bu bilimsel veri tabanlarından kıymetli olanlarında konuyla ilgili yazınız varsa (örneğin Nature gibi dergiler) bu “katmerli spesifik uzmanlık” olur. Bu noktada, “spesifik uzmanlık” ile “alt uzmanlık” ya da “üst ihtisas” anlaşılmalıdır. Bir konu hakkında, kişinin çok kafa yorduğu, çok düşündüğü ve çok çalıştığı ve çok ürettiği anlamına gelir. Zaten, Nobel ödülü gibi büyük prestijli ödüller de, tıpkı Aziz Sancar hocamızda olduğu gibi, böyle kişilere verilir. Tıp alanındaki gelişmeler günümüzde piramidal bir bilgi yapısını gerekli kılmaktadır. Amerikan standartlarında uzman, çok küçük bir alt bilim alanında hemen hemen her şeyi bilen, bilgi üretiminin tam merkezinde olan insan için kullanılır. Bu kişiler bilgi piramidinin tepesinde yer alırlar. Bu kişiler “knows everything about nothing” (-hemen hemen-hiçbir –olan- şey hakkında her şeyi bilen) şeklinde tanınır. Öte yandan bilgi piramidinin en altında yer alan kişiler, uzmanlaşmamış, özelleşmemiş, genele haiz bilgiyi kullanan kişiler olarak bilinir ve “knows nothing about everything” ” (her şey hakkında hiç bir şey bilmeyen-ya da bildiği şey çok sınırlı olan-)  olarak tanımlanır. Dolayısıyla, “serbest atış” ya da “desteksiz atış”, sonuçta bilimsel açıdan haklı çıksanız bile, kişiye sadece entelektüel saygınlığı kazandırır, uzmanlık saygınlığı kazandırmaz. Bazı konularda, “ben bunu aylar-yıllar önce böyle söylemiştim, bak haklı çıktım” diyenlere, “bu vakte kadar ne yaptın o zaman” diye sorulur. 

Bu iki noktadan hareketle, “uzman” olmanız için önce diplomanız olmalı (konu üzerinde eğitim aldığınızın ispatı için), sonra da konuyla ilgili ve bilimsel süzgeçlerden geçmiş yayınlarınız olmalıdır. Bunun, bilim üreten ülkelerde başka yolu da yoktur. 

Sözde uzman nasıl anlaşılır?
“Sözde uzmanın” anlaşılmasında bazı anahtar hususlar vardır. Birincisi, sağlık alanı, doğası gereği, gri bir alandır. Tababette iki kere iki pek çok kere dört etmez İki kere iki, muhtemelen 3.5 ile 4.5 arası bir yerlerdedir. Bu konuda, en güzel anekdotlardan birisi bir anatomi hocasının ağzından şöyle anlatılır. Anatomi, tıbbın en az değişen, dolayısıyla kesin bilgi içeren alanlarından birisidir. Anatomi hocası, tıp fakültesinde ilk dersine girer ve söze şöyle başlar. “Arkadaşlar bu yıl size anlatacağım bilgilerin yüzde 50’si 10 yıl sonra yanlış çıkacak. Hangi yüzde 50’lik dilim olduğunu bilmediğim için ben size hepsini anlatacağım”. Dolayısıyla, uzmanlık dereceniz yükseldikçe, ifadelerinizdeki kesin hükümlülük yerini bilimsel olasılık ve yanılma olasılığına dair ifadelere bırakır. Ayrıca, uzman kişi, uzmanlık alanıyla ilgili bilimsel araştırmalardan bahsederken, olumlu ve olumsuz yönlerini, çalışmanın eksikliklerini, artılarını ve eksilerini birlikte ele alır. Bilimsel araştırmanın sonuçlarından bahsederken, hangi kısımlarında kişisel yorumda bulunduğunu da belirtir. Biz buna “matematiksel olasılık dili” deriz. Bilimsel ifade matematiksel olasılık hesaplarına dayanır. Bilim kesinlik içermez, her zaman bir yanılma payı içerir. Sözde uzman ise, satışa sunduğu bilgi konusunda kesin hükümler içeren ifadeler (eyyamcı ifade tarzı) kullanmayı sever. 

Korunma yolları kolay değildir. Bilimsel ifadedeki olasılık dilinin aksine, popülarite kazanmanın dili kesinlik ifade etmekle eş değer hale gelmiştir. Bunda, “paternalistik” yetişme tarzımızın da rolü olabilir. Neticede, “o hoca ya, her şeyi bilir” şeklinde ifade edilen bu algı var oldukça ve matematiğin olasılık dilini okullarda benimsetmedikçe bunun da değişmesi zordur. Korunma için şöyle bir yol “mübah” kabul edilebilir. Konuşmacıya “diplomanız ve uzmanlığınız hangi alanda sorusunun ardından, konuyla ilgili kaç tane bilimsel makale yayımladınız?” sorusu yöneltilebilir. Bu soruya “boş ver onu” diyenin uzman yorumlarından uzak durmak gerekir. Olsa olsa, bu kişi, “entelektüel” bir dinleti niyetine dinlenilebilir. Neticede herkesin konuşma özgürlüğü vardır.
Sözde uzmanların ne gibi zararları olabilir?
Sözde uzmanların en önemli zararı, hüküm ifade etmeleri nedeniyle, bilimsel paradigmanın yıllara dayalı birikimini ve de önerilerini bir anda boşa çıkarması riskidir. Pek çok kişi, bu “sözde uzmanlar” yüzünden sağlığından olmuştur. Ancak, “su-i misal emsal teşkil etmediğinden”, olumsuz örnekler medyaya yansımamakta anekdotal olarak ya da yanlı olarak (çıkar ilişkisi) olumlu örnekler yansıtılmaktadır. Tıpta, yüzde 100 faydalı bir ilaç ya da tedavi yoktur. Her ilacın ya da tedavinin olumlu-gerekli-faydalı yanları, olumsuz-gereksiz-zararlı yanları vardır. “Bir tedavinin ya da ilacın, belirli bir hastalık için olumlu-gerekli-faydalı yanları, olumsuz-gereksiz-zararlı yanlarını geçtiği noktada uygulama kararı veren kişiye “uzman” denir. Örneğin, aspirinin kalp krizine karşı koruyucu bir ilaç olduğu bilinmektedir. Oysa, aynı aspirin ölümcül olabilen mide kanamasına da yol açmaktadır. Bu durumda aspirin, kimlere verilmelidir? Tabi ki, kalp krizi geçirme riski kanama riskinden yüksek olan hastalara… Bunu tartmak, kar-zarar dengesini ölçmek, riskleri hesaplamak, bunları hastayla paylaşmak “uzmanlık” işidir.

Diğer bir önemli zarar da, bu kişilerin yorumlarındaki “harbi” olma “inandırıcı” üsluba sahip olma durumudur. İşin ilginci, pek çoklarının farklı gruplarla (ilaç firması olması gerekmiyor), ticari unsurlarla çıkar ilişkisi olmasına karşın, bunların hiç birisi konuşma ya da açıklama öncesi deklare edilmemekte, dolayısıyla dinleyici açık bir biçimde sözde uzmanın çıkarı doğrultusunda kandırılmaktadır. Özde uzman, çıkar çatışması/çakışması deklarasyonunu konuşma öncesi bildiren kişidir. Ciddi bilimsel toplantılarda konuşmacı olmanın önemli koşullarından birisi de budur.
Continue Reading

“KONUŞMA YETENEĞİ OLAN HERKES, KENDİSİNİ İLETİŞİMCİ ZANNEDİYOR”

Sözde Uzmanlardan Korunma Kılavuzu
 

İletişim alanında özellikle, herkesin kendisini iletişimci zannettiğini söyleyen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Okay, “Ülkemizde konuşma yeteneği olan herkes, kendisini bir şekilde iletişimci zannediyor ve bu nedenle de bu kadar fazla iletişim kazası yaşanıyor” dedi.


İletişim alanında ya da konuştuğu konu hakkında herhangi bir eğitim almadan açıklamalarda bulunanlarla sık sık karşılaşılıyor. “Televizyonda söylendiyse doğrudur”, “gazetede yazdıysa kesinlikle yapılmalıdır” anlayışının hala yaygın olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Okay, “Halbuki biraz daha dikkat edilse, her söylenenin çok da doğru olmadığı görülebilir. Sonuç olarak yanlış bilgiler, yanlış kararlara neden olabilir” dedi.



Prof. Dr. Ayla Okay, sözde uzmanlara karşı dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili soruları cevapladı.


Sözde uzman kimdir?
Bana göre sözde uzman elbette ki, kendi uzmanlık alanı dışında konuşan kişidir. Maalesef bu tür insanların sayısı oldukça fazla A konusunda uzmanlığını almıştır ama B, C, X’e kadar her türlü konuda uzmandırlar. Bu hem sağlık alanı için geçerli, hem de iletişim alanı için geçerlidir. İletişim alanında özellikle, herkes kendisini zaten iletişimci zannettiği için, kütüphanecisi de konuşuyor, kimyageri de, yani durum hiç fark etmiyor. Ülkemizde konuşma yeteneği olan herkes, kendisini bir şekilde iletişimci zannediyor ve bu nedenle de bu kadar fazla iletişim kazası yaşanıyor.

Nasıl anlaşılır?
Bazıları fazlasıyla profesyonel, anlaşılması zor olabiliyor. Sıradan vatandaş çoğu zaman anlayamayabiliyor ama, bu alandaki diğer “gerçek” uzmanlar hemen kimin ne olduğunu zaten kestirebiliyorlar. Özellikle akademik camiada, herkes kendi alanındaki çalışanı zaten bilir, bu kişilerin dışında birisi devreye girip “ahkam” kesmeye başladığında da çok kolay fark ederiz.

Korunma yolları nelerdir?
Daha önce de belirttiğim gibi, sıradan vatandaşın korunması çok zor. Bu durumda bu tür “uzmanları”  ortaya çıkaran kurumların sorumluluğu olmaktadır. Burada bahsettiğim medyadır. Medya kimi, hangi uzmanı yayına çıkaracağına dikkat etmelidir, bir bakıma bir otokontrol sergileyerek, bu alanda vatandaşın gerçekten de ihtiyaç duyduğu bilgiyi almasını sağlamak için konusunda yetkin kişileri yayına çıkarmalı veya gazetesinde demecini ona göre yayınlamalıdır.

Sözde uzmanların ne gibi zararları olabilir?
Medya okur yazarlık seviyemizin, sağlık okur yazarlık seviyemizin bu kadar düşük olduğu bir toplumda, insanlar birçok şeyi sorgulamadan buna inanabiliyorlar, bu durum da olumsuz kararların alınmasına neden olabilmektedir. “Televizyonda söylendiyse doğrudur”, “gazetede yazdıysa kesinlikle yapılmalıdır” anlayışı hala yaygın, halbuki biraz daha dikkat edilse, her söylenenin çok da doğru olmadığı görülebilir. Sonuç olarak yanlış bilgiler, yanlış kararlara neden olabilir.

Continue Reading

“UZMAN YETERLİLİĞİNİ SORGULAMAK KÜLTÜREL BİR TABU”

Sözde Uzmanlardan Korunma Kılavuzu

Ülkemizde uzman yeterliliğini sorgulamanın kültürel bir tabu gibi algılandığını belirten ise Girne Amerikan Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç . Dr. Linda Fraim, “Psikoloji alanında denetim, meslek yasası ve ruhsatlandırma yok. Her önüne gelen bir merkez açabiliyor. Yeni mezun deneyimli mezun demeden herkes her işi yapabiliyor” dedi. 

Psikologlar, hiçbir eğitim almadığı halde danışmanlık yapan, bu alanda kitap çıkartan sözde uzmanlara karşı uyarıyor. “Sözde uzmanların web sayfasına baktığınız zaman  A’dan Z’ ye her türlü psikolojik rahatsızlık için terapi yapar.  Bizler yıllarca aynı alanda aldığımız eğitim ve yaptığımız stajlar sayesinde en fazla 4-5 uzmanlık alanları geliştirdik” diyen ise Girne Amerikan Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Linda Fraim, ülkemizde uzman yeterliliğini sorgulamanın kültürel bir tabu gibi algılandığını söyledi. 

Yrd. Doç. Dr. Linda Fraim,  sözde uzmanlara karşı dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili soruları cevapladı.

Sözde uzman kimdir?
Psikoloji alanında çalışan “sözde uzman” diye tabir ettiğimiz kişiler çalıştığı alandan mezun olmayan, alanla ilgili bir kaç kitap ve kurs ya da eğitim alarak bir şeyler yapmaya çalışan ve de ülkemizdeki regülasyon boşluğundan faydalanarak piyasada “uzman” diye ahkam kesen kimselerdir benim için. Örneğin kişi işletme veya mühendislik mezunudur ve uygulamalı psikoloji üzerine yüksek lisans yapar. Hatta ve hatta maddi imkanları da el veriyorsa da yüksek lisansını yurt dışındaki bir üniversitede yaparak Türkiye’ye döndüğünde büyük bir sükse ile piyasada kendini “uzman psikolog” olarak tanıtarak kendisine bir “terapi merkezi”, “danışmanlık merkezi” veya “kişisel gelişim merkezi” açarak kendi çapında “terapi” yapmak gibi bir çaba içerisine girer. Bu arada da özgeçmişi kalabalık görünsün diye de NLP, Reiki ,  Hipnoterapi , Aile Danışmanlığı Eğitimleri, koçluk eğitimi veya benzeri terapi eğitimlerine katılır ve bir anda karşınızda “Uzman” kim olarak piyasada iş yapmaya başlar. Hatta web sayfasına baktığınız zamanda da A’dan Z’ ye her türlü psikolojik rahatsızlık için terapi yapar.  Bizler yıllarca aynı alanda aldığımız eğitim ve yaptığımız stajlar sayesinde en fazla 4-5 uzmanlık alanları geliştirdik. Bu insanlar her telden çalarak her şeye bir çare çözüm buluyorlar ve her türlü uygulamaya da hakimler. 

Bu arada yanlış olmasın, insanların kendilerini geliştirme çabalarına saygım sonsuz hatta takdir ediyorum. Ancak bunu kendi alanlarında yapsınlar. Benim alanım o kadar popüler hale geldi ki herkes psikolog, terapist olmak istiyor. Tabii bir de bu işin maddi kazancı da çok cazip geliyor. Ortalama seans ücretlerine bakıldığında 150 TL’den başlıyor ve seans başına 500 TL’ye kadar hatta fazlasına çıkıyor.  Bugünün Türkiye’sinde kim kazanıyor bu kadar parayı? Tabii bu da cazip kılıyor bu işi. Paket programlar hazırlanıyor ve 6 seans’ta ben işinizi çözerim deniliyor. Altı seans için 2500 TL alıyor ve danışanı 6 seans gelmesi için bağlıyor. Bu hiç etik değil. Ne demek paket program? Danışanın elektriği terapistle tutmadıysa mecbur 6 seans gitmeye çünkü para ödedi.

Sonuçta bu insanlar psikoloji alanında 4 yıl temel eğitim almıyorlar. Dört yılda alınan psikoloji dersi sayısının en az 35-40 arası olduğunu düşünürsek ve yüksek lisans programları Türkiye genelinde tez hariç 8-10 ders arasında olduğunu da var sayarsak, “uzman psikolog” unvanını taşıyabilmek için 6 sene boyunca psikoloji ile ilgili olarak en az 50 ders alındığını düşünürsek, başka bir bölümden mezun olan bir insanın sadece yüksek lisansta 8-10 ders alarak “uzman” olarak nitelendirilmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Tabii bu arada da mesleki etiklerden bir haber oluşlarından hiç bahsetmeyeceğim!

Denetim Yok, Meslek Yasası Yok
Karşılaştırmak amaçlı olsun diye Amerika’dan bir örnek vereceğim… Dört yıllık psikoloji mezunları sadece psikoloji mezunu’dur. Psikolog değildir. Bu alanda çalışmak istiyorsa psikoloji mezunu o zaman yüksek lisans ve hatta doktora yapmak zorundadır . Yüksek Lisans programında ben 2 sene içerisinde yaklaşık olarak 30’a yakın ders aldım. Öyle 8-10 dersle mezun olmadım. Sonrasında da “Terapist” unvanını alabilmek için 3 bin saatlik bir staj tamamladım Kaliforniya eyaletinin Davranış Bilimler Kurulu’nun ön gördüğü ruhsatlandırma sınavına girebilmek için. Ben Kaliforniya’da kalmayı düşünmediğim için ve de Türkiye’ye dönüş yapacağımdan dolayı sınava girmeye gerek görmedim. Çünkü Amerika’dan alacağım ruhsatın Türkiye’de herhangi bir geçerliliği bulunmuyor.  Geçerli olmayan ya da denkliğini denetleyecek herhangi bir kurum yok ise ne diye o ruhsatı alayım ki? Ayrıca o zamanlar, yani 2009 yılından bahsediyorum, Türkiye’deki düzensizlik, yasal boşluk durumu nedeniyle de gerek görmedim. Bu arada, Türkiye’de Türk Psikologlar Derneği’nin Kaliforniya’daki Davranış Bilimler Kurulu gibi yetki, denetleme ve yasal yaptırım yapma veya yaptırma imkanı dahi yok. Bu da birçok kişi için inanılmaz bir uygulama boşluğu yaratıyor. Bu arada da eğer ki Kaliforniya’da yaşamaya devam edip çalışacak olsaydım o zaman mecburen bu sınava girecektim ve her iki senede bir bu ruhsatımı yenilemek zorunda kalırdım. Olur da Amerika’ya geri dönüş yapacak olursam da bütün yanan 3000 saatlik stajlarımı yeniden yapmam gerekecek ve de Doktora seviyesindeki Ulusal Psikoloji Sınavına girip ruhsatımı almam gerekecek. Bu arada ben Yüksek Lisansımı 2004 yılında tamamladıktan hemen sonra da aynı yıl Doktora’ya başladım. ABD’de “Psikolog” unvanı doktora tamamlandıktan sonra alınabiliyor. Kanunlar, etikler, ruhsatlandırmalar, denetleme ve sürekli eğitim derken işi son derece ciddi tutmakla birlikte herhangi bir ihlal söz konusu olduğu zaman, ihlalin ciddiyetine ve boyutuna göre cezaları para, hapis ve hatta meslekten men dahi olabiliyor. Biz nerdeyiz bu durumda? Denetim, meslek yasası ve ruhsatlandırma yok. Çalışmalar yapılıyor ama ne yazık ki salyangoz hızı ile ilerleme ve gelişme sağlanabiliyor. Durumlar biraz fazlasıyla politik ne yazık ki. Her önüne gelen bir merkez açabiliyor. Yeni mezun deneyimli mezun demeden herkes her işi yapabiliyor. 

Kendimizi Emanet Ettiğimiz Kişilere Çok Ama Çok Dikkat Etmemiz Gerekiyor
Bu arada benim şahsen tanıdığım hatta öğrencim olan birisi yıllar önce yurt dışında bilgisayar mühendisliğini bitiriyor fakat psikolojiye duyduğu ilgi nedeniyle yıllar sonra gelip bu bölümü tekrar okuyor ve psikoloji ile ilgili alt yapısını oluşturuyor. Alan dışı olan bu arkadaş işini doğru yapmak adına yıllar sonra tekrardan psikoloji okuyor. Sonrasında da mezun olduktan sonra Danışma Psikolojisi üzerine yüksek lisans yapacak ve çok da isterse de doktora yapabilir. Bu durum benim için son derece kabul edilebilir bir durum ve de takdir ettiğim bir durum. Dolayısıyla böyle veya benzeri bir durum söz konusu değil ise, kendimizi emanet ettiğimiz kişilere çok ama çok dikkat etmemiz gerekiyor. 

Kalp Ameliyatı Geçireceksiniz, Kendinizi Kime Teslim Edersiniz?
Kalp ameliyatı geçireceksiniz, kendinizi kime teslim edersiniz? Yıllardır bu işin eğitimini almış, deneyimi olan ve alanında uzman olan bir kalp cerrahına mı teslim edersiniz yoksa internetten kalp ameliyatı nasıl yapılır, ne yaptığını sözde bilen alakasız bir kişiye mi teslim edersiniz? 

Sözde uzman nasıl anlaşılır?
Ayrımcılık olarak algılanmasını istemem ama “alan dışı” diye bir tabir var ve de bu şu anlama geliyor: bu kişi psikoloji mezunu değil ve başka bir alanda temel tahsilini almış. Temel ve standart kabul edilen eğitimi almamış. Temel bir eğitim almış ama kendi mezun olduğu alanda almış bunu – örneğin uluslararası ilişkiler, mühendislik, mimarlık gibi.  Bu temel eğitimden sonra da yüksek lisansını ya Uygulamalı Psikoloji veya Uygulamalı Sosyal Psikoloji alanında yüksek lisans yapmıştır. Yani bu şu anlama geliyor – psikoloji alanında herhangi bir alt yapısı yok. Bunu anlamanın tek yolu da bu insanlara “eğitiminiz hakkında bilgi verir misiniz” sorusunu sormaktır. Psikoloji çıkışlı değilse de bana göre uzak durmak gerekiyor. Ben bir kaç mühendislik ya da mimarlık dersi aldıktan sonra yapacağım binanın veya yapacağım elektrik aksamının sağlam olmayacağını düşünüyorsam ve bu durum insanlara fayda sağlamak yerine daha çok zarar vereceği konusunda inancım oldukça güçlüdür. 

Ülkemizde Uzmanın Yeterliliğini Sorgulamak Nedense Kültürel Bir Tabu Gibi Algılanıyor
Sözde uzmanlar hakkında iyi araştırma yapılmalıdır. Web sayfasına bakıyorsun “yurt dışındaki bir üniversite” eğitimini tamamlamıştır yazıyor. İyi de hangi üniversite bu? Hangi bölümde okudun? Mezun musun terk misin? Diploman nerede? Denkliği olan bir üniversite mi? Hep bu ve benzeri sorular mutlaka sorulmalıdır. Bu arada d görüştüğü danışanlar kartvizitinin veya tabelasının üzerindeki  “uzman psikolog” ibaresi nedeniyle de ne almış olduğu eğitimi sorgulanır ne de tecrübesi. Malum kendileri “uzman” ve de ülkemizde uzmanın yeterliliğini sorgulamak nedense kültürel bir tabu gibi algılanıyor.

Korunma yolları nelerdir?
Tüketici olarak bu sözde “uzman”lar hakkında detaylı bir araştırma yapmamız gerekiyor. Sadece kulaktan kulağa yayılan iyi, olumlu söylemlerle yola çıkmamalıyız. Ben bütün öğrencilerime şunu altını çizerek anlatıyorum: Eğitime mi gidiyorsunuz, o eğitimi kimin verdiğini öğrenin. 
Alanında uzman birisi mi? 
Kaç senedir bu işi yapıyor?  
Kaç yıl bu alanda çalışmış? 
Spesifik olarak tecrübesi nedir? 
Uzmanlık alanı veya alanları nedir? 
Bu konularda bilimsel çalışmaları var mı? 
Yayınları var mı? 
Kongre takip edip bildiriler sunuyor mu? 
Alanındaki sürekli eğitim gelişmelerini takip ediyor mu? 
Buna en güzel örnek bu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın düzenlediği “Aile Danışmanlığı” Eğitimleridir. Eğitimci kadrolarına baktığınız zaman bir tane Evlilik ve Aile Terapisi’nden yüksek lisansı veya doktorası olan bir tane eğitimci bulamazsınız. Bu alanda uzman olmayan birisinin vereceği eğitim ne kadar geçerli olur o da ayrı konu. Bu eğitimler başladığında bir dünya dernekle çalıştım ve derneklerin yaptığı etik olmayan davranışlar nedeniyle de elimi ayağımı çektim! Hayatında süpervizyon görmemiş rastgele bu eğitim işine para var diye girmiş ve de 100 kişiyi bir arada toplayarak süpervizyon yapmaya çalışıyor. Sanki tıp fakültesinde vaka analizi veya yöntem anlatıyor! Birçok insan bu alanda çalışıyor ama gerçekten işin ucu kaçmış durumda. Her şey kağıt üzerinde dört dörtlük gözüküyor ancak, Bakanlık ne eğitimi, ne kadroyu ne de yapılan işin kalitesini denetlemediğinden dolayı bu eğitimler istendiği gibi değil.

Sözde Uzmanlar Boşluktan Faydalanıp İstedikleri Gibi Davranabiliyorlar
Burada yanlış anlaşılmaya da sebebiyet vermek istemem . Bu eğitime katkısı olan çok değerli hocalarımızın olduğu gibi dünyadan bir haber olan ve sadece yüksek lisans programında aile terapileri dersini teorik olarak almış, danışan görmemiş olan hocalarımız da var. Hatta bu eğitimler başladığında ilk zamanlar bir dernek vasıtasıyla, eğitimimi verdim ve iş süper vizyona gelince nasıl yapılacak diye sorduğumda dernek başkanı soruyu geçiştirdi. Akabinde kalabalık gruplar halinde yapılacağını söyledi hatta eğitimi alan kişilerin de danışan görmeleri gerekmediğini söylemişti. Bu işin bu şekilde olmayacağını, hatalarla dolu “danışmanlar” yetiştirdiğini söyledim ve de o dernekle ilişkimi kestim. Danışan görmeden süper vizyon mu olur? Bu uygulamanın sebebi ne? Denetim yok. İşini bilmeyen adamlar ticari çıkar uğruna insanları yanlış yetiştirmişler, yetiştirmemişler umurlarında değil. Dur diyen yok. Hesap soran yok. Standart yok. Boşluktan faydalanıp istediği gibi davranabiliyorlar.  

Sözde uzmanların ne gibi zararları olabilir?
Çok ciddi geriye dönüşü çok zor olan hatta olmayan zararlar verebilirler. İnsanlara ne yapacakları konusunda fikir beyan etmeleri dahi verebilecekleri en büyük zararlardan bir tanesi. Zaten uzman olan bir ruh sağlığı çalışanı danışanına “bence şunu yapmalısın” asla diyemez. Çünkü bizlerin işi bunu demek değil. Bizim işimiz danışanın kendi manevi kaynaklarını kullanmasını sağlayarak ve bu değişime uyum sağlayabilmesi için yeni beceriler öğretmek ki hayatında total bir değişim olsun. Yoksa danışanlara ne yapacaklarını birebir söylediğimiz zaman onların kararlarından ve de sonuçlarından da BİZ sorumluyuz. Niye mi? Çünkü onların hayatlarını yaşamıyoruz ve yaşamadığımız için de ONLAR için hiç bir karar veremeyiz. Diyelim ki bir kadınla eşi bu sözde uzmana ismine güvenerek geliyorlar ve bu sözde uzman ağzından çıkanı duymadığından dolayı kendi bildiğini okuyarak çifte nasihatlerde bulunuyor ve ofisten çıktıktan sonra çift alakasız bir konu üzerine kavga etmeye başlıyor. Bu sözde uzmanın önermiş olduğu “akıl” sonucunda çift anlaşmazlığa giriyor ve de kavga ediyorlar, şiddet hatta cinayet dahi söz konusu olabilir. Evet bu ekstrem bir örnek kabul ediyorum ama olasılığının dahi olması bile beni ürkütüyor! Kim bunun hesabını verecek? Sözde uzman mı? Onun için ne yaptığını bilmeyen, ticari olan birçok uygulama kullanılarak insanların hayatlarını “değiştirmeye” çalışan bu sözde uzmanlardan mutlaka kaçınmak gerekiyor.
Continue Reading

3 ADIMDA MUTLULUK, HER DERDE DEVA İLAÇ YOKTUR

Sözde Uzmanlardan Korunma Kılavuzu

Sözde uzmanların toplumu ciddi şekilde atalete sürüklediğini, herkes artık hap ister, mutluluk için 3 adımda reçete, çocuk için 5 adımda enerji gibi bir durumun gerçek olmadığını belirten Uzman Eczacı, Dilbilimci ve Felsefeci Anooshirvan Miandji, “Sahte uzmanlar ilacın ne olduğunu bilmezler, ama her derdi deva olacak mucizevi ilaçlar sunmayı bilirler” dedi. 

Son yıllarda bilim insanları, uzmanlık alanı olmadığı halde eğitimler veren, konuşmalar yapan ve insanları yanlış yönlendiren sözde uzmanlara karşı uyarıyor. Bu konuda neler yapılması gerektiği ile ilgili alanında uzman isimler bilgi veriyor. “Güzel konuşmak insanı güzel yapmaya yetmez, eylemler de güzel olmalıdır ve güzel eylemlerin arkasında bilgi vardır” diyen Bilkent Üniversitesi Yabancı Diller Öğretim Görevlisi ve Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Görevlisi Uzman eczacı, Dilbilimci ve Felsefeci Anooshirvan Miandji,  sözde uzmanların en büyük özelliklerinin “cahil cesaretine” sahip olmalar olduğunu söyledi. 

Konuşmaları başta mantıklı gözükse de temelde safsatadan öte olmadığını vurgulayan Miandji, tıbbi konuların televizyondan veya internetten öğrenilecek konular olmadığını, kişiye ve duruma göre değiştiğini ve son derece karmaşık senaryolar içerdiğini dile getirdi. Gelişi güzel toplu halde reçete verilmemesi gerektiğinin altını çizen Miandji “Bilimde ölçü vardır, test edilebilir ölçüler. Bu bilimi diğer her şeyden ayırır” dedi. 

Anooshirvan Miandji,  sözde uzmanlara karşı dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili soruları cevapladı. 

Sözde uzman kimdir?
Sözde uzman kimdir sorusuna cevap vermeden uzmanlık nedir neler içerir sorusuna cevap vermemiz gerekir. Uzman, bir konuda en son teknik ve beceriyi bilen kişidir. Uzmanlık dal ve alanlarının üniversitede sınıflandırılmıştır ve her birinin ayrı bir eğitimi vardır. Bir örnek vermek gerekirse eczacılık fakültesi bitirilip genel bilgiler alındıktan sonra örneğin farmakoloji dalı seçilir ve bu dalda uzmanlık yapılır. Uzmanlığın akademik kariyerle doğrudan ilintili olmadığı durumlar da mevcuttur. Örneğin, çaycılıkta 50 yıllık bir deneyime sahip kişi bu alanda uzman olarak kabul edilebilir. Ancak burada üzerinde durmak istediğimiz televizyon, toplu iletişim araçları ve sosyal medyada özellikle sözde tedavi ağırlıklı programlar konusudur.

Bu alanla ilgili iki başlığı ele almamız gerekir; 

Bilgi nedir? 
Bilgi ölçülebilir, test edilebilir ve aktarılabilir sonuçlardır ve aşağıdaki özellikler taşır:
Nesneldir, bireyden bireye değişmeyip herkes için aynıdır.
Evrenseldir, bilim herhangi bir milletin, ırkın malı değil bütün bir insanlığın malıdır.
Akla ve mantığa dayalıdır, bilimsel olan, akılsaldır.
Birikimli olarak ilerler.
Sistemli ve düzenlidir.
Eleştiriye açıktır. Aksine kanıt gösterildiği zaman bilimsel bilgi geçerliliğini yitirebilir.
Bilgi bilimi ( epistomoloji) kısa açıklamasında ortaya çıkan sonuç hayati bir anlam taşır yani yukarıdaki özellikleri olmayan bir ifade bilimsel değildir ve bunun dışında konuşan kişi uzman değildir.

Sözde bilim nedir?
Sözdebilim veya sahte bilim (pseudoscience) bilimsel argümanlar  ve dil kullanılarak ileri sürülen, ancak temelde bilimsel çalışmaların gerektirdiği araçlar, yöntem, deneyleme (doğrulanabilirlik) gibi standartları taşımayan veya yeterli bilimsel araştırma ile desteklenmeyen iddia, inanç, bilgi ve uygulamalar bütününe verilen addır. 
Bunun en yaygın örneği televizyonlarda çeşitli alternatif tedavi uzmanları ve enerji uzmanları gösterilebilir.

Sözde uzman nasıl anlaşılır?
Sözde uzmanların en büyük özellikleri “cahil cesaretidir”. Ayrıca konuşmaları başta mantıklı gözükse de temelde safsatadan öte değildir. Görüşler genellikle bir safsata çorbasında öteye geçmez. Sözde uzmanlar ağırlıklı olarak belirsiz, çelişkili, eleştirilere yönelik aşırı tepki ve kişiselleştirmeler, destekleyici verilerin abartılması, sonuçlara yönelik doğrulanması imkânsız abartılı iddialar ile karakterize, kullanıcıları açısından da sosyal, maddi-manevi kazançlar sağladığı düşünülebilecek konular üzerinden yürütülür. Ayrıca bu sözde uzmanların en büyük açığı dilleridir. Bu kişiler karşıdaki dinleyicileri kandırmak için çeşitli dil oyunlarına başvururlar, bu oyunlarda genellikle insanların etkilenecekleri terminolojiler kullanırlar.  Örneği eğer sizin şehrinizden geldiyse konuşmaya sizin şehri övmekle başlar, ayrıca çeşitli dini sözcükleri ifadelerin başına ortasına ve sonunda yerleştirerek din sömürüsü yaparak söylediklerini geçerli olduğunu göstermek isterler. Aynı şekilde milli ve manevi bazı değerler ve sözcükleri sık sık kullanarak kişilerin duygularını etkileyip, duygu sömürüsü yapıp görüşlerini yaymak isterler.


Korunma yolları nelerdir? 
Günümüzde insanlar egolarına yenik düşüyor, herkes mutlu olmamanın mutsuz olmak anlamına geldiğini sanıyor, ancak bunların dışında da seçenekler var, örneğin anlam bulmak gibi. Hayat siyah veya beyaz değildir, gece ve gündüz gibidir, yani siyah ve beyaz arasında geniş ve yavaşça değişen bir ton alanı yani hayat sadece mutluluk veya sadece mutsuzluk seçenekleri değildir.  İnanmak düşünmekten daha kolay olduğu için insanlar inanmayı tercih eder. Düşünmek enerji gerektirir ve eğer insanlar en az enerji ile yaşamaya alışmış ise düşünmek en son başvuracakları eylem olur. Düşünmenin rutin olmadığı toplumlarda, bireyler genellikle başkalarının onların yerine düşünmesini dilerler ve böylece sonuçlarına da katlanırlar. Öncelikle tıbbi konular televizyondan veya internetten öğrenilecek konular değil, kişiye göre duruma göre bireyselleşir ve son derece karmaşık senaryolar içerir, öyle gelişi güzel toplu halde reçete verilemez, insanlarda alamaz ve almamalı da. 

Sahte ve sözde uzmanlardan korumanın birinci basamağı bilime saygı duymaktan geçer, bilimin ucuz olmadığını bilmek gerekir. Çeşitli şarlatanlıklarla örneğin astroloji, kuantum, enerji, mucizevi bitkiler, taşlar ve tuhaf yöntemlerle insanların sorunlarını kısa ve gizemli şekilde çözmeye çalışan tüm kişiler bu tarifin içine girer. Bir gün bir üniversitede bir konuşmacıyı benimle tanıştırdılar, “ selam ben koçum “ dedi, bende “ …ben de keçiyim, bunlarda koyunlar…” dediğimde bozuldu ve uzaklaştı. Aklı başında, sistematik eğitim almış ve gerçek bir uzman kuantum koçuyum ya da yaşam koçuyum demez, bunlar boş işlerdir, şarlatanlıktır. Maalesef bu sözde uzmanların bazıları akademik unvanlarını (ki başka alanlarda alınmıştır ve alınma şeklide şüphelidir) bir dürüstlük ve geçerlilik ölçüsü olarak kullanmaktadırlar. 

“Sözde Uzmanlar ve Koçlarda Haddini Bilmek Gibi Bir Şey Göremezsiniz”
Sözde uzman kişiler, mantık ve dil sınırlarını göremez. Televizyonlarda ve sosyal medyada dolaşan sözde uzmanlar ve koçlarda haddini bilmek gibi bir şey göremezsiniz, onlar her şeyi ve her çözümü bilen kişilerdir, ben daha hiç televizyonda ağzında ölçülü bir ifade çıkan sözde uzman görmedim, sürekli bir abartı ve mutluluk vadi var. Bu mutluluk avcıları, insanları kandırmak için laf cambazlığı yapmaktadırlar.
“İnsanlara Değerli Olan Her Şeyin Emekle Olacağını Öğretmek Gerekir”
İnsanlara değerli olan her şeyin emekle olacağını öğretmek gerekir. Hiçbir şeyin kendiliğinden var veya yok olmayacağını bilimin temelinde sebep-sonuç ( determinizm) olduğunu, bununda kısa ve yüzeysel kulağa hoş gelen ifadelerle çözülemeyeceğini bilmeleri gerekir.

Sözde uzmanların ne gibi zararları olabilir?
Sözde uzmanların çok büyük zararları vardır. Öncelikle gerçek bilimden insanları uzaklaştırır, ayrıca bilime ulaşma ve bilimsel düşünme geleneğini erteler. Yeri geldiğinde bilime saygıyı da ciddi şekilde yaralar. Ayrıca toplumu ciddi şekilde atalete sürükler, herkes artık hap ister, mutluluk için 3 adımda reçete, çocuk için 5 adımda enerji, zenginlik için 9 adımda kuantum gibi adım adım toplumu sömürmekteler. 

“İlacın Ne Olduğunu Bilmezler, Ama Her Derde Deva Olacak Mucizevi İlaçlar Sunmayı Bilirler”
Sahte uzmanlar özellikle tıp, eczacılık, psikoloji ve felsefe alanında toplumun beden ve zihin sağlığına ciddi zararlar vermektedir. İlacın ne olduğunu bilmezler, reseptörün ne olduğunu bilmezler, ama her derde deva olacak mucizevi ilaçlar sunmayı bilirler. Bu alanda ülkede milyonlarda liralık dolandırıcılık söz konusudur, düşünün insanlar 5 lira verip kitap okumaktansa 50 lira verip fal baktırmaya yeğlenebiliyor.

“Görsel Medya, Özgür Olduğu Kadar Sorumlu Olmalı”
Tüm bu sahte uzmanları çıkartan medya da ciddi şekilde sorumludur. Büyük kitleleri etkileme gücüne sahip olan görsel medya, özgür olduğu kadar sorumlu olmalı, sadece çıkar ve ekonomik kaygılarla, gün geçtikçe kaliteden taviz verip, vasat, içeriksiz ve tatmine yönelik programlara ağırlık vermektedir.
Sözde uzmanların, sosyoekonomik düzeyi düşük olan sınıflarda daha etkin oldukları çalışmalar ile görülmüştür.

Sahte doktor John R. Brinkley, tıp tarihinin en ilginç şarlatanlık ve sözde uzmanlık örneklerinden biri. 1920’ler de ABD de keçi testislerini iktidarsız erkeklere cerrahi yöntemlerle aktardığını ve cinsel güçleri artırdığını iddia etmiştir. Büyük paralar kazanmıştır ve sonunda şarlatanlığını hesabını ağır ödemiştir, hayatının sonunda kaçtığı Meksika da sefalet içinde hayatını kaybetmiştir.
Continue Reading