“2017’DE MOBİL SAĞLIK PAZARI 26 MİLYAR DOLAR OLACAK”

Sektörün en yenilikçi zirvesi olma özelliğini taşıyan Digital Health Summit Turkey’in ikincisi gerçekleştiriliyor. Zirvede, dijital kanalların günümüzde hızla öne çıkan doktor-hasta-hastane üçgeninde “mobil” ve sağlık konusu ele alınarak, gelecek yıllarda bu alanda ne gibi gelişmeler olacağı üzerinde duruluyor.

 Dijital dünyanın getirdiği yenilikleri kabul ederek bu alanda ne gibi yeniliklerin olacağı üzerine araştırmaların konuşulduğu Digital Health Summit Turkey 2013 toplantısında, mobil sağlık konusuna ve mobil sağlık ile kronik hastalıkların yönetimi, ilaç firmalarının stratejileri, hasta-hasta yakını deneyimleri gibi konular ele alınıyor. 

Bu yıl ikincisi düzenlenen Digital Health Summit Turkey 2013 toplantısında bu sene geçen yıldan daha da iyi gelişmelerin yaşandığını belirten PTMS Kıvılcım Kayabalı, dünya dijital çalışmalarda ilk sıralarda yer almaya başladığını kaydetti. 

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz ve Dr. Cenk Tezcan’ın moderatörlüğünde konuşan İstanbul Üniversitesi Hastaneleri Genel Direktör Yrd. Doç. Dr. Haluk Özsarı, mobil sağlık ile ilgili yapılacak değişiklikler hakkında bilgi verdi. 

“2017 Yılında 26 Milyar Dolar Olacak”
97 bin mobil uygulamanın 20 bininin sağlık alanında olduğunu belirten Özsarı, mobil uygulamaların yüzde 20’sinin sağlık alanında olduğunu kaydetti. Özsarı şu bilgileri verdi: “Yüzde 42 mobil uygulama ücretsiz. Akıllı telefonlarda kullanılan mobil sağlık uygulamaları pazar değeri 2017 yılında 26 milyar dolar olacak.

“58 Milyon Kişi Mobil Sağlık Uygulamaları Etki Alanında Yer Alıyor”
Türkiye’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu verileri 2013 ilk yarısı sonuçlarına göre; 68 milyon cep telefonu üçte ikisi 3G, 12.4 milyon mobil internet kullanıcısı, 58 milyon kişi mobil sağlık uygulamaları etki alanında yer alıyor. 
Teknolojinin sağlığa etkisi, bölgesel gelişmişlik farkı sağlık hizmetine de yansıyor. Bölgesel farklılıkların azalması, hastaların uzaktan takip edilmesini ve sağlık harcamalarının daha etkili ve verimli kullanmasını ve zamandan tasarruf sağlıyor. Bu uygulamalar hasta nerede olursa olsun izleme şansı veriyor. 
“Hasta Odaklılık Yani Talep Edene Odaklı Hizmet Başladı”
Hastaların kendilerini güvende hissetmesini ayrıca hızlı, doğru ve etkili gelişimi sağlıyor. Hasta odaklılık yani talep edene odaklı hizmet başladı. Tıbbi yaklaşımlar, kişiselleşmiş tıbba dönüştü. Dolayısıyla bu kişiselleşme, yeni teknolojileri çok daha aktif kullanmayı gerektiriyor.

2012-2039 Yılları Arasında 65 Yaş Üstü Nüfusa Sahip Olan Oran Yüzde 7’den 14’e Çıkacak
Mobil sağlık kişilerin kendilerini geliştirmede etkileri, sağlık harcamalarının giderek yükselmesiyle de neden oluyor. 2000-2010 yılları arasında kişi başı yıllık ortalama sağlık harcaması artışı, kişi başı yıllık ortalama Gayri Safi Millî Hasıla (GSMH) büyümesinden daha fazla. 
Nüfus yapısında gelecek çok önemli, 2012-2039 yılları arasında 65 yaş üstü nüfusa sahip olan oran yüzde 7’den 14’e yani iki misli oranda artış olacak.”

Kaynak:
Global Mobile Health Market Report 2013-2017

Med-Index
Continue Reading

HEMŞİRELER SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

Sağlık sektörü sosyal medyada gün geçtikçe daha etkin rol oynama başladı. Sosyal medyayı etkin kullanan hemşirelerin, bu konudaki görüşlerini aldık.

Sosyal medya gün geçtikçe hayatımızın merkezine oturmaya başladı. Peki sağlık sektörü ve sağlık haberciliği bundan nasıl etkilenecek? İlerleyen günlerde sağlık nasıl bir yöne gidecek? Sosyal medyayı aktif kullanmayanlar unutulup gidecek mi? Merak edilen birçok soruyu sosyal medyayı aktif kullanan hemşirelere yönelttik. Bakış açıları ve çalışmalarını Med-Index’e anlattılar.


“Sosyal Medya, Sessizce Ağlama Yerine Diğerleriyle Beraber Ağlama Özgürlüğüdür”
Hastane Cafe’nin editörü Hemşire Mesut Uçar , şöyle konuştu: “Sosyal medya bence insanların kendi düşünce ve fikirlerine diğerlerine internet ortamında aktarma biçimidir. Sesini duyurmadır, haykırmadır, bağırmadır. Sessizce ağlama yerine diğerleriyle beraber ağlama özgürlüğüdür. Sosyal medyayı kullanma nedenim ise, fikirlerimin ilginç olduğunu düşünüyorum. Sesimin herkes tarafından duyulmasını ve doğru ses olduğunu düşündüğüm için tercih ediyorum. Hemşireler yoğun iş temposundan ve nöbetlerden dolayı sosyal medyayı sadece eğlence amacıyla boş zamanlarında kullanabiliyor. Açıkçası çok etkin değiller. 

“Medyadan Olumsuz Etkileniyoruz”
Organ nakilleri hariç, olumlu etkilenebilecek gelişmeler genelde çok tepki almadığından sadece olumsuz haberler sosyal medya, yazılı ve görsel basında çok duyuluyor ve paylaşılıyor. Sorunlar, yoğun iş tempomuz ve çalışma saatlerimizin düzensizliğinden dolayı medyayı kullanamadığımızdan kaynaklanıyor. Sesimizi duyurma görevi sadece basınla uğraşan kişilere bırakılıyor. Sizin gibi değerli insanlar sesimizi duyurmaya yardımcı oluyor diğerleri maalesef tiraj ve popüler olma peşinde olduğundan medyadan sadece olumsuz anlamda nasibimizi alıyoruz. Sağlık haberciliği, anlamında da medya kendi iletişim aygıtlarının sesini duyurmak amacıyla sosyal medyayı bir iletişim ve reklam aracı olarak kullanıyor.”


“Mesleki Sorunlara Çözüm Aramak için Kullanıyorum”
Sağlık Çalışanlarının Sesi grubunda yönetici Hemşire Doğanay Işın, konu ile ilgili şunları söyledi: “Sosyal medya internet kullanıcılarına sunulan sosyal ağların, blogların farklı mesajlaşma programlarının olduğu, sınırsız fırsatların sunulduğu büyük bir iletişim ağı. Kullanıcıların ilgi alanlarına yönelik bilgilere kolaylıkla ulaşılabildiği, bilgi paylaşımlarının yapıldığı, birebir iletişime geçildiği bir ortamdır. Sosyal medyayı kullanmamdaki amaç diğer bireylerle iletişime geçmek ve farklı sosyal ağlarda bulunmak amacıyla kullanıyorum. Meslekle ilgili paylaşımlar yapmak ve güncel sağlık haberlerini takip etmek, sağlık çalışanlarının sesini duyurabilmek ve sorunlara çözüm yolları aramak için tercih ediyorum.

“Sağlıkla İlgili Paylaşılan Haberlerin Doğruluk Derecesinin ve Güvenilirliğinin Saptanamaması Sorun Oluyor”
Sağlık alanı sosyal medyadan olumlu ve olumsuz olarak etkileniyor diye düşünüyorum. Olumlu olarak sağlıkla ilgili her türlü bilgiye anında ulaşmak ve bu yolun zahmetsiz olması avantajları arasında yer alıyor. Olumsuz yönü ise, sağlıkla ilgili paylaşılan haberlerin doğruluk derecesinin ve güvenilirliğinin saptanamaması sorun oluyor. Hasta ve sağlık çalışanlarının arasında mahremiyetin ve iletişimde sınırların ortadan kalkması gibi birçok riski de beraberinde getiriyor. Sağlık haberciliği güvenilir, samimi, objektif ve etik olduğu sürece sosyal medyada herkese ulaşma konusunda sorun olmayacaktır. Bu yüzden sağlık habercilerinin haberleri hazırlarken daha dikkatli ve özenli olması gerekiyor.”


Med-Index
Continue Reading

CLEVELAND CLİNİC’TEN EMPATİ VİDEOSU

Cleveland Clinic Hastanesi tarafından, empati ile ilgili bir video hazırlandı.


Sosyal Medyayı aktif şekilde kullanan hastanelerden biri olan Cleveland Clinic Hastane yönetimi, bu kez hekim-hasta iletişimini güçlendirebilmek için video hazırladı. Hastanede çekilen video hastaların hissettikleri ruhsal durumları ve ne derece üzgün olduklarını gösterirken, sağlık çalışanlarının da farklı sorunlar yaşadığını hatırlatıyor. Empati başlığıyla hazırlanan video, karşılıklı anlaşıyı işaret ediyor. Böylece iki tarafında birbirini anlaması ve ona göre yaklaşması gerektiği vurgulanan videoda, hastaların yanında olduklarını ve onlara en iyi tedaviyi sunmak için çalıştıkları mesajı veriliyor.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Continue Reading

BİYOLOGLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

Biyologlar, sosyal medyayı çok aktif ve etkin şekilde kullanıyor. Hem
bilimsel çalışmaların yayınlanmasında hem de haklarını savunmada gün geçtikçe bilinçli
ve birlikte hareket ediyorlar.
Bilimsel araştırmalar hakkında bilgi paylaşımı ve biyologların mesleki
özlük haklarının geri alınması için sosyal medya gittikçe daha etkin hale
geldi. Sosyal medyayı aktif olarak kullanan biyologlar ilk kez aynı haberde bir
araya gelerek, sosyal medya hakkında görüşlerini ve çalışmalarını anlattılar.



10 Yıl Önce Bu Platformlar Sadece
Kişisel Fotoğrafların Paylaşıldığı Yerler Iken, Şimdi Sırf Bu Konuda Açılmış
Meslek Grupları Var
İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Yüksek Lisans
Öğrencisi, Açık Bilim ve Biyo RSS Blog Yazarı
Biyolog
Can Holyavkin
:
Açıkçası sosyal medyayı tanımlamak artık zor. İlk
zamanlarında, içerik üretilen ve bunun kolaylıkla paylaşılabildiği platformlar
için bu terimi kullanırken, 2012 yılında “Sosyal Medya” terimi artık
çok daha fazla kapsamlı şekilde karşımıza çıkıyor. 10 yıl önce bu platformlar
sadece kişisel fotoğrafların paylaşıldığı yerler iken, şimdi sırf bu konuda
açılmış meslek grupları var. Bu işi gerçekleştiren profesyonel kişiler ve hatta
şirketler bulunuyor. Firmalar, sosyal medya üzerinden kriz yönetimi yürütmek
için ayrı departmanlar bile kurmaya başladılar. Bu sebeple, “sosyal medya”
terimi, devamlı gelişen ve büyüyen doğası yüzünden tanımlaması zor bir hale
geldi. Sosyal medya, 10 yıl öncesinde olduğu gibi, “Bakın ben Efes’e
gittim. Bunlar da benim fotoğraflarım…” demenin çok ötesinde bir yer
artık. Bu medya biçimi, herkesin farklı bir amaç için kullandığı bir araç ve
başlı başına profesyonel bir iletişim kanalı oldu.
Bazı Firmalar Işe Alım Süreçlerinde,
Kişilerin Sosyal Medya Profillerinden Önemli Oranda Bilgi Ediniyor
Sosyal medyayı kullanma
nedenim b
elki çok klişe olacak ama, son zamanlarda sosyal medyayı
sadece bilgi edinmek için kullanıyorum. Ancak, bu platformları ilk kullandığım
zamanlarda, diğer herkes gibi kişisel fotoğraflarımı ve diğer bilgilerimi
paylaşıyordum. İnsan, ilginç bir şekilde yediği yemeğin fotoğrafını çekip onu
arkadaşları ile paylaşmaktan zevk alabiliyor. Ancak, sonrasında bu medya
biçiminin bu kadar “kolay ve yersiz” kullanılmaması gerektiğini
anladım.
Uzun bir süredir yurt
dışında yeni yeni de Türkiye’de de bazı firmalar işe alım süreçlerinde,
kişilerin sosyal medya profillerinden önemli oranda bilgi ediniyorlar. Çoğu
zaman, bu bilgiler işe başvuranlar için dezavantajına oluyor. Ben de, bu tür
haberleri okudukça, bu platformlarda özel hayatın o kadar paylaşılmaması
gerektiğini anladım.
Bilgi-Alımı Üzerine Yoğunlaşan
Platformlar Üzerinde Vakit Geçiriyorum
Sosyal
medyanın nasıl kullanılacağına dair bir kural yok tabii. Herkes dilediği
şekilde kullanabilir. Bu medya biçiminin doğasında özgürlük var. Yine de bu
özgürlüğün sınırlarını, yine kişinin kendisi çizmesi gerek.
Ben sosyal medyada kişisel fotoğraflarımı olabildiğince
paylaşmamayı tercih ediyorum. Arada kaçamaklar olabiliyor tabii. Onun yerine,
“bilgi-alımı” üzerine yoğunlaşan platformlar üzerinde vakit
geçiriyorum. Genelde Twitter bunun için iyi bir seçenek. Son zamanlarda çevrim
içi zamanımın büyük bir oranını “Quora” gibi soru-cevap
platformlarında kullanıyorum. Yakın zamanda çok daha büyüyecek, önerebileceğim
sosyal bir “bilgi-alışveriş” platformu.
Türkiye’deki Biyologları Bir Araya
Getirmede Büyük Rol Oynadığı Bir Gerçek
Biyologların
sosyal medyaya bakışı
elbette tüm biyologları
kapsayacak bir şey söylemek mümkün değil. Sadece biyoloji bölümünden mezun
olduğu için haberleri takip eden kişiler de var; bu konuda ciddi akademik
özelliklere sahip, bilgi alışverişini ciddiye alan insanlar da var. Hepsinin
sosyal medyadan yararlanma ve ilgi alanları farklı oluyor. Ancak, genel bir
tablo çizmek gerekirse, sosyal medyanın Türkiye’deki biyologları bir araya
getirmede büyük rol oynadığı bir gerçek. Biyologlar Günü’nde gerçekleştirilen
yürüyüşler ve diğer günlerdeki biyolog toplantıları büyük ölçüde sosyal medya
üzerinden düzenleniyor. Bu bağlamda, bu medya biçimi, Türk biyologlar arasında
birleştirici bir özelliğe sahip ve biyologların daha organize olmasını
sağlıyor. Bu organizasyonun sağlanması, gelecekte bir biyolog odasının
açılmasında oldukça öneme sahip olacak.

Aynı Haberi, Daha Sansasyonel Bir
Başlıkla Atarsanız, Daha Çok Ilgi Çekiyor
Türkiye’deki
biyologların sosyal medyadaki katılımı ve diğer biyologlarla etkileşimi gün
geçtikçe de artıyor. Ancak yurt dışına kıyasladığımızda, geri-bildirim ve yorum
yazma alışkanlığımız hala yok denilecek kadar az. Sosyal medyadaki paylaşılan
yazılara yapılan yorum ve geri bildirimler genelde 1-2 kelimeyi geçmiyor.
Okuyucuların ilgisi her zaman popüler ve sansasyonel başlıklara oluyor. Aynı
haberi, daha sansasyonel bir başlıkla atarsanız, başlık, haberin içeriği ile
daha az ilgili hale gelse bile daha çok ilgi çekiyor, daha çok okunuyor.
İnternet okuyucularının bir kısmı da , yazıları okumadan “beğen”en ve paylaşan
bir kesim oluyor. 3 sayfalık bir içerik hazırlayıp paylaşmışsınız. Bir
bakıyorsunuz daha paylaşımdan 1 dakika geçmeden bir sürü kişi beğenip,
paylaşmış. Dediğim gibi, çok çeşitli bir okuyucu kitlesi var.
“Hastaneler, Hastalar Ile Aralarında,
Yeni Bir Iletişim Kanalı Oluşturmuş Durumda
Şu
anda sağlık alanında sosyal medyayı gerçek anlamıyla kullananlar arasında özel
hastaneleri görüyorum. Hemen hemen hepsinin bir sosyal medya hesabı var. Kimisi
fazla aktif olmasa da, aralarında bu platformu iyi şekilde kullananlar da var.
Bu hastaneler, hastalar ile aralarında, yeni bir iletişim kanalı oluşturmuş
durumda. Ancak, bunun ötesine geçilmiş değil. Nasıl geçilir açıkçası onu da
bilmiyorum.
Yanlış Haberlerin Bilinçli Okuyucular
Tarafından Geri-Bildirimler Ile Eleştirilmesi Gerek
Diğer
bir durum ise, sağlık haberciliği ile ilgili. Diğer tüm habercilik alanlarında
olduğu gibi, haberlerin daha hızlı ve hedefe yönelik şekilde yayılmasında,
artık internetin ve sosyal medyanın önemi çok büyük. Geniş kitlelerin sağlık
ile ilgili haberlere ulaşması daha kolay hale geldi. Bu ilgi artışı da
beraberinde bu tür haberlerin daha sık yayınlanmasını sağlıyor.
 Ancak,
burada önemli bir nokta var. Öncelikle, sağlık haberciliği oldukça dikkatli
olunması gereken bir alan. Yanlış verilecek bir haberin, okuyucuları yanlış
yönlendirerek sağlıklarından etmesi her zaman mümkün. Bu noktada, yanlış
haberlerin bilinçli okuyucular tarafından geri-bildirimler ile eleştirilmesi
gerek. Sosyal medya, bu tür geri-bildirimlerin yapılması için önemli bir araç
olabilir. Yanlışların açığa vurulup, esas doğruların hızlıca okuyuculara
dağıtılmasında bu sosyal platformların önemli olacağını düşünüyorum.
“Bireylere ve Kurumlara Erişilebilirlik Alanında Sosyal
Medya, Devrimci Rol Üstlendi”
Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde yüksek lisans öğrencisi ve çeşitli
hayvan türlerinde moleküler düzeyde rejenerasyon ve rejenerasyonun evrimi
üzerine çalışan ve Biyoloji sayfa yöneticisi Biyolog Baha Uygar Mitat: “Sosyal
Medya’yı, fikirlerin ve olayların kitleler ile buluşmasında güçlü bir rol
oynayan, doğal bir iletişim aracı olarak gördüm hep. Bilgi paylaşımının
bireyler düzeyine inmesi ve kişinin kendi görüşünün hem yazarı, hem editörü,
hem de yayıncısı olması ise geleneksel medyanın tek taraflı bilgi aktarımı
sistemine kıyasla çok büyük bir güç bence. Bunun yanında bireylere ve kurumlara
erişilebilirlik alanında sosyal medyanın devrimci rolü üstlendiğini
düşünüyorum. Bugün Harvard Üniversitesindeki bir profesörün fikirlerine de,
üniversite sınavına hazırlanan bir gencin fikirlerine de büyük bir çaba
sarfetmeden saniyeler içerisinde ulaşmak sosyal medya ile mümkün. Bunun yanında
bireylerin kendi ilgi alanı doğrultusunda bir kitle ile iletişim halinde olması
ve bilgi birikimini arttırmasına imkan sağladığı için sosyal medyanın
bireylerin kişisel ve mesleki gelişiminde de büyük payı olduğunu
düşünüyorum. 
“Bilgiye Aşık Olan Biri Olarak, Hakkında Fikir Sahibi
Olmadığım Konulara Sosyal Medyada Rast Gelip Saatlerce Araştırma Yaptığım Oluyor”

Çocukluk sayılabilecek yaşlarımda internet ve bilgisayar ile tanıştım ve bunu
kendi adıma bir şans olarak görüyorum. İnternetin çevirmeli bağlantı ile mümkün
olduğu dönemden şu an yaşadığımız web2.0 döneme uzanan evrim sürecinde
interneti ve sosyal medyayı aktif kullanan biri olarak sosyal medya konusunda
bilinçli bir tüketici olduğumu düşünmeme rağmen, bir kesim kişilere göre ben
bir bağımlıyım. Geleneksel medya öğesi olan dergi, gazete ve yayınları dahi
internet üzerinden takip ediyor, bu konuda görüş bildiriyor, üstüne üstlük
düzenli olarak kendi yayınımı yapıyorum. Bir diğer sebebim ise, karşılıklı
oturarak saatlerce sohbet edebileceğim kişiler ile aramızda binlerce kilometre
olmasına rağmen mobil cihazlar aracılığı ile tüm gün bağlantı halinde olmam.
Bilgiye aşık olan biri olarak, hakkında fikir sahibi olmadığım konulara sosyal
medyada rast gelip saatlerce bu konu hakkında araştırma yaptığım bile oluyor
zaman zaman. Mesleki anlamda da sosyal medyanın beni geliştirdiğini ve daha
aktif olmamı sağladığını düşünüyorum.



“Mesleki Alanında Aktif Olan Kişiler Sosyal Medyayı da O Denli Aktif Kullanıyor”


Doğal olarak
sosyal medya çevrelerimin büyük bir kısmını biyologlar ve biyoloji
ile ilintili dallarda çalışan kişiler oluşturmakta ve gözlemlediğim kadarıyla
istisnalar elbet var, mesleki alanında aktif olan kişiler sosyal medyayı da o
denli aktif kullanıyor. Düzenli blog yazmayı beceremeyen biriyim ve mesleğiyle
ilintili olarak blog tutan kişilere hayranım. Bilimin en temel unsuru olan
bilginin paylaştıkça arttığı gerçeğinden yola çıkarak bu kişilerin bloglarını
ve diğer sosyal medya hesaplarını takip etmek bana büyük haz veriyor. Gerçek
kişilerin yanısıra çoğunluğu mesleğim ve araştırma alanımla ilgili olan tüzel
kişileri de takip ederek güncel bilgilere ve duyurulara hızlı bir şekilde
erişme imkanı buluyorum. Birçok biyolog arkadaşımın da benim gibi
sosyal medya üzerinde kendi ilgi alanları doğrultusunda sosyal çevrelerini
oluşturmuş olduğunu görüyorum.
“Pseudoscience yani Sözde Bilimden, Geleneksel Medyanın
Kar Amacı Gütmesinden Kaynaklanan Popüler İçerik Üretme Çabasından En Çok
Etkilenen Alan Sağlık”
Sağlık alanı
sosyal medyadan etkilenmesi konusunda açıkçası pembe bir senaryo çizemeyeceğim.
Sosyal medya, geleneksel medyaya oranla daha kontrolü mümkün olmayan bir mecra.
Dolayısıyla bu mecrayı kullanan kişilerin çok daha fazla araştırma ve sorgulama
kabiliyetinde olması gerekmekte. Elbette her konuda bu böyle fakat sağlık
alanındaki bilgilere ve yönlendirilmelere çok daha fazla dikkat edilmesi
gerekmekte. Ne yazık ki “pseudoscience” olarak tabir edilen sözde bilimden ve
geleneksel medyanın kar amacı gütmesinden kaynaklanan popüler içerik üretme
çabasından en çok etkilenen alan sağlık alanı. Bu açıdan sosyal medya
kullanıcılarının sağlık konularında çok daha fazla dikkatli olması gerektiğini
düşünüyorum. Elbette bilimsel bilginin paylaşımı ve yayılması konusunda sosyal
medyanın gücünü yabana atmıyor, bunun daha da artmasını umuyorum.
“Ülkemizde Geleneksel Sağlık ve Bilim Haberciliği,
Haberi Popüler Hale Getirmek Uğruna Kendi Sonunu Getirmekte”
Basılı ve
görsel medyanın ekonomik olarak kar gütme amacı beraberinde popüler içerik
üretme mecburiyeti getirmekte. Eğitim seviyeleri yüksek olan ülkelerdeki
sorgulayan halkın ezici çoğunluğundan kaynaklı olarak bu mecburiyeti göremesek
de, üzücüdür ki ülkemizde geleneksel sağlık ve bilim haberciliği, haberi
popüler hale getirmek uğruna kendi sonunu getirmekte. Sağlık ve diğer bilim
alanları üzerinde çalışan kişilerin gözünde güveni sarsılmış bir haber
sisteminin ne kadar etkili olacağının hesabını yapmaya bile gerek yok. Sosyal
medya ile beraber popüler içerik oluşturmanın yerini hedef kitleye hitap eden
kaliteli içerik oluşturma yönelimi alacağı için kişilere sadece güvenilir
kaynağı takip etmek düşüyor. Bu güvenilir kaynağın binlerce kişiye hayatın her
alanında ve günün her saatinde erişebilir olması ise sosyal medyanın temel
gücüne dayanıyor.”


“Görünürde “Sanal” Ama Aslında Oldukça
“Gerçek” Bir Toplantı Salonu”
Dirimbilim
Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Biyolog M. Taha Ay: “Kişilerin sadece
bulundukları şehirde değil, dünyanın her yerinde, her türden etkinliğe
fikirleriyle ve maddi manevi destekleriyle bizzat katkıda bulunabildiği,
katkıda bulunmayıp takip edebildiği, oturduğu yerden yüzlerce farklı alanlarda
bilgi sahibi kişilerle arkadaş olabildiği, görünürde “sanal” ama
aslında oldukça “gerçek” bir toplantı salonu. Sosyal medya ile bir
kaynaktan bir haber almaz, farklı kaynaklardan, farklı beyinlerin aldığı
haberleri, farklı bakış açılarından süzdükten sonra detaylı olarak alırsınız. Dolayısıyla
bakış açınız genişler, siz aslında yüzlerce beyine sahip olursunuz. Sosyal
medya aracılığıyla bilgi iletişimi yeteneğiniz artar, farklı evlere ışınlanır
gibi konuk olur, hayat boyu tanışma fırsatı elde edemeyeceğiniz yazarla,
siyasetçiyle ve akademisyenle kendi fikirlerinizi tartışabilir, tanışıklığınızı
gerçek hayata dökebilir hiç değilse kahvenizi içerken onların davranışlarını
fikirlerini yakinen takip edebilirsiniz. Sosyal medya aracılığıyla kendi
topluluğunuzu rahatlıkla kurabilir, kendi gazetenizi oluşturabilir, kendi
eğlence merkezinizde dilediğiniz arkadaşınızla eğlenebilirsiniz. Sosyal medya
ile tüm zihinsel ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz ancak tek dezavantaj ile..
Dışarıdaki oksijeni tadarak, farklı ses tonlarını kulağınızda hissedemez,
farklı mimikleri gözünüzle göremez, kişiler arası iletişimde gizli ama önemli
olan “elektiriği” yakalayamazsınız.

“Çevre, Sağlık ve Canlı İle İlgili Alanlarda Ortak İlgilere Sahip Kişileri
Tanımak”



Farklı
insanları tanıma ihtiyacı, onların fikirlerini merak etme duygusu, çok zor
olana erişmede kolaylık sağlayabilme, hareket dahi etmeden yüzlerce ilgi
alanını takip etme ve yeni alanlar keşfetme hazzı, sosyal medyayı kullanmak
için yeterli sebep. Ancak kendi adıma bütün bunların ötesinde tüm bu alan ve fikir
sahiplerini özellikle ortak alan içindekileri bir arada görme ve onlarla bilgi
iletişimini kuvvetlendirme amacıyla sosyal medyayı kullanmak zorundayım. Zira,
çevre, sağlık ve canlı ile ilgili alanlarda ortak ilgilere sahip kişileri
tanımak, onların ilgilerini uyandırıp bilgi ağını kuvvetlendirmek amacıyla
oluşturulan bir dergiyi her ay düzenli olarak çıkartmak sosyal medyayı
kullanmayı şart kılıyor.
“Biyologlar Bildiklerini Paylaşma İhtiyacı Duyarlar”
Biyologlar
sosyal medyanın nimetlerinden iyi bir şekilde yararlanıyor ancak neredeyse
tamamı sadece takipçi olarak bu ortamın içindeler. Biyologlar üreten, bilen ve
bildiğini paylaşan kişiler olarak aslında insanlar için çok yararlı işler
yapabilecek uzmanlar olması gerekirken, saklanmış, pasif ve bulunduğu noktanın
farkına varamamış birer topluluk halinde. Sosyal medya düşünüldüğünde biyologlar
için tam bir malzeme. Her anlamda… Biyologlar sivil birlikteliğe ihtiyaç
duyuyor, kullanabilir. Biyologlar bildiklerini paylaşma ihtiyacı duyarlar, sosyal
medyayı kullanabilir. Seslerini duyuramıyorlar, sosyal medya iyi bir araç. Ama maalesef
biyologlar sadece üretilmiş olanı gözden geçirmekle vakit geçiriyor sosyal
medyada.

Biyologlar sosyal medyada en çok mesleki gelecekleri ile ilgili konuları takip
ediyor. İş alanları, kadrolar ve diğer maddi konular.. Bu tür kaygısı olmayan
veya bu kaygılarını bir anlık unutabilen biyologlar ise, temel biyolojik
bilimlerin teknolojiyle birleştiği yeni alanlara ilgi duyup takip ediyor. Konu
sağlıksa, sağlık biliminin kullandığı teknoloji ilgi duyulan bir alan. Konu
genetikse bunun teknolojik alanlarda nasıl kullanıldığı daha çok merak
konusu..Endüstriyel kullanımlar, kazanç getiren uğraşlar, biyologların
bilgilerini kullanırken takip ettikleri alanlar içerisinde..




“Bilgi Kirliliği Sağlık Alanına Sosyal
Medyanın Merhametsiz Bir Düşman Olabileceğinin de Bir Göstergesi”



Her alanda
olduğu gibi sağlık alanındaki yenilikler de elbette sosyal medya ile tanınıyor
ve geliştirilebiliyor. Artık kişiler sağlık alanında da doğru bilgileri,
kurumları, çözümleri kolaylıkla öğrenebiliyor ve bundan faydalanıyor. Ancak
benim üzerinde durduğum konu daha çok olumsuz etkileri.. Sosyal medya
milyonlarca beyinin aynı ekrandan fikirlerini iletebildiği alan olduğu için,
herkes her türden fikri tuşlara basarak yazabiliyor ve bu da ciddi bir bilgi
kirliliğine neden olabiliyor. Özellikle sağlık konularındaki bu kirlilik önü
alınamaz riskleri taşıyor. İnsanların başı ağrısa internette bir çözüm buluyor
kendince. Kanser olan yakını için sosyal medyadan öğrendiği çözümleri
önerebiliyor. İnsanlar doktoru bile sosyal medya aracılığıyla bulabiliyor ve
para harcayabiliyor. Doktor kişinin sadece şikayetlerini dinleyerek tedavi
sağlamaya çalışabiliyor. Bu tür bilgi kirliliği sağlık alanına sosyal medyanın
merhametsiz bir düşman olabileceğinin de bir göstergesi.

“Böylesi Bir Kitlesel Gücü Doğru Manada
Yönlendirebilmek Öyle Zannediyorum Ki Asırlarca Yakalanamamış Bir Fırsat”



Sosyal medya
gerçek insanlardan oluşan sanal bir ortam. Kişiler gerçek, her birinin bir
hayatı var. Her biri sosyal medyayı gerçek dünyaları gibi görüyor, kızgınlığın,
mutluluğun, üzüntünün aynısını sanalda da yaşayabiliyor. Bir de bunun milyonlar
olduğunu düşünürsek, sosyal medyanın engellenemez bir güç olduğunu görebiliriz.
Böylesi bir kitlesel gücü doğru manada yönlendirebilmek öyle zannediyorum ki
asırlarca yakalanamamış bir fırsat. Sağlık haberciliği de bu fırsatı
değerlendirmeyi bilmeli. Özellikle sosyal medyanın olumsuz etkilerini yok
edebilmeli. Sosyal medyayı kullanma yöntemleri diye de bir şey var. Sağlık
haberciliği de en etkin sosyal medya kanalını kullanabilmeli. Bu interaktif
habercilikle mi, görsel habercilikle mi, bilimsel yazılarla mı yoksa farklı
türden kanallarla mı olur bilemiyorum, ama araştırılıp geliştirilmeli.”

“Gelip Geçici, Bir Hayalet Gibi Bedensiz Görse de
Aslında İnsanlar Arasında Olan Bağların Desteklenmesini Sağlayan Yeni Bir Ortam”
Salk Enstitüsü’ndeki laboratuvarına post-doc olarak çalışan Biyolog
Bilal Kerman
: “Sosyal medya, internet üzerinde oluşturulan bir insanlar arası ağ.
Her ne kadar internet üzerinden olduğu için bazıları bunu gelip geçici, bir
hayalet gibi bedensiz görse de aslında insanlar arasında olan bağların
desteklenmesini sağlayan yeni bir ortam. Sosyal medyayı iki birbirinden bağımsız
işlem için kullanıyorum. Facebook’u tanıdığım ve sevdiğim insanlarla iletişim
halinde olmak için kullanıyorum. Linkedin’i ise profesyonel tanıdıklarımla iletişim
için kullanıyorum.

“Hem Yanlışları Kolayca Yayılabilir Hem de Kolayca
İfşa Edilebilir”
Biyologlardan
akademik iş arayanların sosyal medayayı networking için kullanmaları genelde çok
az. Onun yerine ya kullanmamayı tercih ediyorlar ya da sadece arkadaşlarla iletişim
amaçlı kullanıyorlar. Sağlık alanı sosyal medyadan bir acıdan kötü etkileniyor.
Çünkü insanların doğru bilgiler kadar yanlışları da yaymaları hızlanıyor. Ne yazık
ki yerleşmiş bir yanlışı düzeltmek çok zor. Sağlık haberciliği için ise sosyal
medyada daha dikkatli olmaları gerekli. Çünkü artık binlerce hatta milyonlarca
çift göz onları takip ediyor. Hem yanlışları kolayca yayılabilir hem de kolayca
ifşa edilebilir.”


“Türkiye’de İlk Defa Biyologları
Kendi Meslekleri Adına Bir Şeyler Yapmak İçin Bir Araya Getirebildik”
Yeditepe Üniversitesi Biyoteknoloji
Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi ve
16 Nisan grubu yöneticisi Biyolog
İsmail Kaşoğlu : “Sosyal
medya tanımlandığından daha çok, aktif iletişim ve haberleşme yollarından en
kapsamlısıdır. Çünkü insanlar ne zaman ki fiziksel ve gerçek aktivitelerden
uzak kalırsa, birbirlerinden haber almak, birbirleriyle zihinsel işler planlar
yapmak için iletişim halinde olmak ister. Sosyal medyayı tanımlarken genellikle
bulunduğun her an her yerden diyorlar ancak mobilitenin olup-olmaması bence çok
da önemli değildir.  Sosyal medyayı kullanmam, biraz
geçmişten beri hep internet teknolojileriyle iç içe olmamla ilgili aslında…
Aktif bir şekilde kullandığımı ve hatta müptelası olduğumu belirteyim. Ben özel
olarak iş arkadaşlarımla, meslektaşlarımla bir şeyler yapmayı planladığımda,
iletişim kurmak istediğimde kullanıyorum. Bunun dışında açıkçası biraz da
çevremdekilerin iç dünyasının böyle bir ortamdaki yansımasını izliyorum. Herkes
bir yandan mesaj vermeye çalışıyor çünkü… Mesela çok sıklıkla ünlü
birilerinin sözünü paylaşan birisi o sözdeki gibi birisi olmasa da o yönde
evrilmek istediğini, kendince farklı yorumlasa da bu farkındalığa sahip
kişilerle muhatap olmaya çalıştığını görüyorum. Bu da aslında onun iç dünyasını
ele vermiş oluyor. Ben de tabi ki kendimi tanıtmış oluyorum. Bunun dışında
eğlenmek de var tabi. Ama en çok profesyonel anlamda sosyal ağlardan
yararlanıyorum. Biyologların resmi bir çatı altında toplanması amacıyla
kurduğum kısa ismiyle “16 Nisan” grubu bunlardan en önemlisi… Türkiye’de ilk
defa biyologları kendi meslekleri adına bir şeyler yapmak için bir araya
getirebildik ve gerçekleştirdiği birçok sanal ve reel aktivite ile son derece
atak bir grup olmayı başardık.
“Yaklaşık 20 Kişilik
Bir Ekip Olarak İşe Koyulduk ve Böylece Başlattığımız Hareket Resmi Eksenini de
Buldu ve Sonrasında Beklediğimizden de Başarılı Oldu”
2009’da BİYOP (Biyoloji Öğrencileri Platformu) mail
grubundaki özellikle TUS ile ilgili yapılan haksızlıklardan sonra bu bir araya
gelmemiz gerektiğine karar vermiştim. Yani 2 yıl alt yapısını hazırladıktan
sonra facebook’da bahsettiğim grubu kurdum. Platformu oluşturduğum günlerde bir
çok arkadaşımla görüştüğüm ve destek aldığım halde, ne yazık ki pek de katkıda
bulunamadılar. Bunun yerine şu an yönetici olan Onur Atak destekledi. Grup çok
hızlı büyüdü ve bir anda biyologlar arasında bir bilinç oluştu. Zaten
konuşulmakta olan sorunlar netleşti, ilgili dernekler daha birbiriyle görüşür
oldu. Grup kurulduğu günlerde benden ayrı olarak Yılmaz Güngör, Ahmet Burgaç,
Filiz Kankur ve Ayşenur Hanım da yürüyüş veya buna benzer bir tepki eylemi için
Türkiye Biyologlar Derneği İstanbul Şubesi’nde toplantı talep etmiş ve beni
davet etmişlerdi. O gün anladım ki harekete geçmek için çok doğru bir zamanı
seçmiştim. Yaklaşık 20 kişilik bir ekip olarak işe koyulduk ve böylece başlattığımız
hareket resmi eksenini de buldu ve sonrasında beklediğimizden de başarılı oldu.
Şu sıralar Onur grubu yönetmeye devam ediyor. Aslında
kollektif bir şekilde yönetmeye devam etmek isterdik ancak biyologlar hala atıl
bir şekilde geziyorlar. Bir gün grubu benim başlattığım çizgiden çok daha
ilerisine götürüldüğünü görürsem en azından facebook gibi zamanımı alan en
önemli faktörlerden birisinden kurtulmuş olacağım. Tabi aynı zamanda Türkiye
Biyologlar Derneğinde de faaliyetlerim var. Derneğin facebook, twitter ve diğer
sosyal medya sayfalarını da bir kaç dernek yetkilisiyle beraber düzenlemekteyim.
“Meslek Bilinci
Olmayınca Sosyal Ağlarda Daha Çok Bölümlerde Verilen Ödevlerle İlgili Sorular
Sormak Gibi İhtiyaçlar İçin Kullandıkları Oluyor”
Biyologların sosyal medyaya bakışını toplu şekilde ele
alabilmek çok kolay değil. Daha doğrusu değerlendirilebilir değil. Meslek
bilinci çok az, olanlarda ise çoğu kez yanlış. Bugün biyoloji bölümü seçen
birisine mahvolmuş gözüyle bakılıyor. Çünkü meslek desteklenmiyor, daha temel
bir sorun olarak Türkiye’de nerdeyse hiç bir iş bilimsel bakış açısıyla
değerlendirilmiyor. Bu karayazı, bu atalet bir kaç yüzyıldır üzerimizde bir
hastalık gibi, bir kanser gibi milletimizin, halkımızın yüzünü güldürmüyor. Bilimsel
bakış açısı olmadığı için bilim alt yapılı meslekler ne yazık ki daha az iş ve
yer bulabiliyor. Sonuç olarak biyologlar dağınık ve perişan haldeler,
fizikçiler, matematikçiler ve kimyagerler gibi… Meslek bilinci olmayınca
sosyal ağlarda daha çok bölümlerde verilen ödevlerle ilgili sorular sormak gibi
ihtiyaçlar için kullandıkları oluyor sosyal medyayı. Kendi sorunlarından
bahsederken bile ne var ne yok bilmeden davranıyorlar, bir araya gelmek için
basitçe etkinlikler yapıp diğer yapılanları araştırmıyor görmezden geliyorlar.
Tabi bunda biraz da ego meselesi var. Halbuki meslek bilinci olsa her önüne
gelen kendi merkezli bir şey yapmak yerine yapılana katılsa, arkadaşlarını da
buna davet etse… Daha fazla çalışmak isterse bizzat aktivitelerde de yer alır
mesela. Bunu ne yazık ki düşünemiyorlar çünkü hala meslek bilincinde değiliz.
Bir araya gelmiş geniş kitleli birçok biyoloji grubu var tabi ki. Çoğu kez
üyeleri pasif de olsa çok bilinen bu gruplarla ilgili derneğimiz için yaptığım
bir çalışmadan dolayı kolayca bilgi verebilirim.
BiyoRss:
Can Holyavkin adlı meslektaşımızın başarılı biyoloji haber
besleme grubudur. Sayfasını takip etmenizi önerir biyoloji ile ilgili web
sitesi yapanlara RSS beslemesini kullanmalarını öneririm.
Biyologlar Odası:
Facebook’da 2 tane biyologlar odası var. Bunlardan ilki
Mustafa Kara adlı meslektaşımızın oda olma yolunda ilerlerken destek amacıyla
kurduğudur. Ancak odalaşamadığımız için pek aktif olarak kullanmıyor. Oldukça
kalabalık bir sayfadır. Mustafa Bey şu an Türkiye Biyologlar Derneği
yönetimindedir.
Diğer “biyologlar odası” ise twitter hesabıyla
birlikte biyoloji alanında ürettiğimiz medyatik materyalleri kullanarak yoğun
tekrar yöntemiyle biyologların sorunlarına ilgi çekmeye çalışan amatör bir
gruptur ancak kullanıcı toplama konusunda başarılıdır.
Biyoloji:
Baha Uygar Mitat adlı arkadaşımızın kurduğu mesleğimizi Facebook’ta
temsil eden sayfalardır. Biyoloji alanındaki facebook’taki en kalabalık ve
bence en başarılı sayfadır.
Biyologlar:
biyologlar.net’in facebook grubudur. Haber ve etkin duyuru
yapabilmesi bakımından yetenekli bir grup.
Biyoloji Günlüğü:
Güzel bir biyoloji bilim sayfası.
Türkiye Biyologlar
Derneği
:
Derneğin facebook ve linkedin grupları mevcuttur.
Biyologlar Dayanışma
Derneği
:
Facebook ve twitter hesapları mevcuttur.
16 Nisan Biyologlar
Günü Toplanıyoruz, Hakkımız Alıyoruz
:
Amacı isminde zaten. O yüzden mümkün olduğunda konu dışına
çıkmadan tartışmalar açıyor ve etkinlikler oluşturuyoruz. İsmini ilk yılın
sonunda kısaltmak istedim ancak facebookun durmadan değişen kuralları yüzünden
böyle kaldı. Kısaca “16 Nisan” yani 🙂 Onur Atak  şu an grubu yürütmeye devam etmektedir..
Aslında belki onlarca hatta yüzlerce grup var ancak ya hiç
aktif değiller ya da sadece belli bir amaca-bölgeye yönelik biyoloji sayfaları
oldukları için pek bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum.
“Birçok Sağlık
Meslek Grubu Bu Tür İnternet Hizmetleri Sayesinde Gücünü Gayri Resmi Alanda da
Güçlendirmiştir”
Sağlık alanıyla ilgili çok fazla bilgim yok. Lisans eğitimim
sırasında tıp fakültelerinde staj yaptığım sıralarda sağlık alanındaki
sorunları görmüştüm. Şu an biyoteknolojiyle uğraştığım için çok az bilgim var.
Yine de dernekteki meslektaşlarımızın konuştuğu veya internette denk geldiği
kadarıyla bu alandaki meslek gruplarına ait sosyal medyayı da yakından takip
ediyorum. Kendileriyle ilgili herhangi bir tatsız durum olduğunda kolayca
haberleşip etkinlik oluşturabiliyor, tepkilerini ortakça dile getirip ses
getirebiliyorlar. Çünkü biraz önce bahsettiğim gibi bir meslek bilinci bu
meslek gruplarında var. Tabi işin bir de bizim bakış açımızdan olanı var.
Aslında çok az hekim bunu yapan ancak pek tatsız olan meslek şovenizmi Türk
hekimlerinde vahim oranda mevcut. İşte sosyal medyanın mesela bu tarz
insanların üstünde engelleyici etkisi var. Çünkü bir dirençle karşılaşıyorlar
hem kendi meslektaşlarından hem de saldırdıkları meslek gruplarından. Bunun
dışında çok iyi bilemem ama eminim daha iyi haberleşebildikleri için zaten
dayanışma içinde olan birçok sağlık meslek grubu bu tür internet hizmetleri
sayesinde gücünü gayri resmi alanda da güçlendirmiştir.
Artık öyle
bir hal oldu ki haberleri özellikle flaş haber niteliğinde olanları gayet
twitterdan, facebook’tan öğreniyor takip ediyoruz. Yine rutin haberler olsun,
magazinsel yayınlar olsun bu tür yayınlar da sosyal medyada çok fazla talep
edilir ve izlenir hale geldi. İnsan sağlığını ilgilendiren bir yayında hiç
şüphe yoktur ki çok büyük kitlelerce takip edilecektir. Bu durumda daha da
interaktifleşmesi gereken sağlık haberciliği, aynı zamanda sağlık temalı olması
nedeniyle daha da güvenilir olması gerekmektedir. Bu yüzden bu alandaki
habercilik önemli bir ihtiyaç haline gelecek ve çok daha hızlı gelişecektir”
Continue Reading

DOKTORLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?


Sağlık sektörü sosyal medyada gün geçtikçe daha etkin rol
oynama başladı. Sosyal medyayı etkin kullanan doktorlardan, bu konudaki
görüşlerini aldık.

Sosyal medya gün geçtikçe
hayatımızın merkezine oturmaya başladı. Peki sağlık sektörü ve sağlık
haberciliği bundan nasıl etkilenecek? İlerleyen günlerde sağlık nasıl bir yöne gidecek? Sosyal medyayı aktif kullanmayanlar unutulup gidecek
mi? Daha bir çok soruyu sosyal medyayı aktif kullanan doktorlara yönelttik. Bakış
açıları ve çalışmalarını anlattılar.
“Sosyal Medya
Halkın Kendini Özgürce İfade Edebildiği Eşsiz Bir Platform”
İzmir
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları uzmanı ve Asistan Hekim
sitesi Kurucu-Editörü, Türkiye’de geçtiğimiz dönemde yaşanan asistan  hekim hareketinin öncü isimlerinden
Dr.
Özgür Niflioğlu: Sosyal medya halkın kendini özgürce ifade
edebildiği eşsiz bir platform ve “usülüne uygun” kullanılabilirse müthiş bir
“geri bildirim” aracı. Mesafelerin ortadan kalktığı, yönetenle yönetilenin,
sanatçılarla hayranlarının bir araya gelebildiği; diğer bir deyişle, günümüzün
teknolojik imkanları çerçevesinde beraber ağlanan ve beraber gülünen yeni nesil
medya.
Esasında bu maceranın başlangıcı 2004 yılına uzanıyor. Web
2.0 denilen ikinci nesil
internet hizmetlerinin
kullanılmaya başlanmasıyla, toplumsal iletişim sitelerini kurmak mümkün oldu.
İnternet tek yönlü bilgi aktarımından; eş zamanlı ve çift yönlü aktarımı mümkün
kılan bir sisteme dönüştü. Sosyal medya işte bu sistemin ürünü.
Türkiye’deki Genç
Hekim Hareketi ile Sosyal Medya
Sosyal medyada iki şey gerçekleştirebilirsiniz, ya sıkı bir
takipçi olursunuz ya da özgün içerik yaratarak, takip edilen olursunuz. Benim
sosyal medyayla tanışmam facebook’un ilk kurulduğu yıllara dayansa da; sosyal
medyayı, sosyal medya olarak kullanmam; Türkiye’deki genç hekim hareketinin
zamanlaması ile birebir örtüşüyor.
“Arap Baharı’nı”, dünyadaki sosyal ve siyasal gelişmeleri
yakından takip eden genç bir hekim olarak, özellikle Mısır’daki gençlerin,
Hüsnü Mübarek rejimine karşı tepkilerini, sosyal medya kullanarak, ortak bir
dille kamuoyuna yansıtmaları, beni oldukça etkiledi. Özellikle bu bağlamda;
nöbet ertesi izin, otuz üç saat aralıksız çalışma, sıfır döner sermaye,
sağlıkta şiddet gibi ortak sorunlarımızı ortak bir platforma dökerek gerçekte
genç hekimlerin ne düşündüğünü “yönetenlere” iletebilme ve çözüm bulabilme
ihtimali, beni bu alanda çalışmaya yöneltti. Geçen süreç içerisinde Türkiye’nin
hemen her yerinden birçok genç hekime bu şekilde ulaşarak gerçekleştirdiğimiz
çalışmalar; sorunlara çözüm bulmamızı sağladı.
“Olağanüstü
Gelişmelerin Paylaşılmasında Hekimler Oldukça Duyarlı”
Hekimler sosyal medyayı en etkin kullanan gruplardan biri.
Hekimler sosyal medyadaki içeriklere daha seçici davranıyorlar. Ancak herkes
gibi çok uzun metinleri, haberleri ve köşe yazılarını okumuyorlar. Görsel
içerikler herkes gibi hekimler tarafından da kolay ve hızlı bir şekilde
tüketiliyor. Olağanüstü durumlardaki olağanüstü gelişmelerin paylaşılmasında
ise hekimler oldukça duyarlı.

“Hastalar Sağlık
Sorunlarını “Daha Hızlı” Çözmek İçin, Sosyal Medyayı Daha Çok Kullanacak”
Sağlık alanının sosyal medyadan etkilenmesini iki çerçevede
değerlendirmek lazım. Birincisi sosyal medyanın hekimler üzerine etkisi,
ikincisi hekimlerin sosyal medya üzerine etkisi. Bugün sosyal medya sayesinde
hekimler birbirleri ile daha hızlı iletişim kurarak mesleki alanda yaşadıkları
sorunlara daha çabuk refleks yanıt oluşturabiliyor. Hekimlerin sosyal medya
üzerine etkisi ise daha uzun vadede göreceğimiz ve henüz hekimler tarafından
çok kullanılmayan bir iletişim yöntemi. Hastalar sağlık sorunlarını “daha
hızlı” çözmek için, sosyal medyayı ilerleyen yıllarda daha çok kullanacak. Bu
alanda doğru ulusal sağlık politikaları üretilirse halkın sağlık eğitimi
anlamında ciddi yol katedilebileceğini düşünüyorum.
“İki Üç Haftada Bir
Sosyal Medya Vasıtasıyla Gündeme Oturan Konular Basında İşleniyor”
Sağlık haberciliği sosyal medya değişimi konusunda, sadece
sağlık haberciliğinin değil, klasik medya uygulamalarının tümünün, sosyal
medyadan etkilendiğini düşünüyorum. Eskiden medya belirli bir grubun
elindeyken; şu anda durum biraz daha farklı. Medya gruplarından çok; bireyler,
köşe yazarları ve akil adamlar ön plana çıkmış durumda. Popüler kültür de zaman
zaman kendi mecrasını yaratıyor. Bu bağlamda düşünürsek, artık yaşadığınız
sıkıntıyı dile getirmek için bir medya kuruluşundan çok; çokça takip edilen ve
sözü geçen gruplara, sayfalara ya da twitter kullanıcılarına ulaşarak, bunu
gündeme taşımak daha akılcı ve etkili bir yaklaşım gibi duruyor. Dikkat
ederseniz, en az iki üç haftada bir sosyal medya vasıtasıyla gündeme oturan
konular basında işleniyor. Ciddi bir haksızlığa uğramış ya da olağanüstü bir şey
“yakalamışsanız” bunu kendi profilinizde paylaşmanız bile kitlesel bir devinim
yaratmanız için yeterli oluyor.
Tüm bu açılardan bakıldığında, sağlık haberciliğinin de
önümüzdeki yıllarda kurumdan çok kişi odaklı bir hal alacağını düşünüyorum. Ancak
burada dikkat edilmesi ve gözden kaçırılmaması gereken en önemli nokta; doğru
ve tarafsız haber yapanlarla; safsata, içi boş ve “yalan” haber yayanların
birbirinden ayrılabilmesi. Diğer bir deyişle, manasız hezeyan yaratmayacak kişi
ya da grupların ön plana çıkması. Kısacası önümüzdeki yıllarda “medyada güven”
daha da önemli bir kavram haline gelecek.”

“Artık İnsanlar
Önüne Koyulanı Değil, Kendi Seçtiklerini Okuyor”
Amerika Birleşik
Devletleri Mayo Klinik’te Psikiyatri Uzmanı ve USMLE Strateji Merkezi (USMER)’nin
kurucusu-yönetim kurulu başkanı Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı: S
osyal medya, internetin televizyonu,
gazetesi, radyosu… Eskiden insanlar TV başına oturur ne gösterilirse
izlerler, kapılarına getirilen gazetede ne yazıyorsa okur, radyolarda ne yayın
yapılıyorsa onu dinlerlerdi. Bu çağdan, günümüze olan geçişi ben kısa hayatımda
tecrübe ettim. Artık insanlar önüne koyulanı değil, kendi seçtiklerini okuyor,
TV’de gösterileni değil, kendi seçtiklerini izliyor. Bu değişim, her bireyi bir
yayıncı haline getirdi. Eskiden yayın organları vardı, artık yayın organları
önemini yitiriyor, bireyler ön plana çıkıyor. Bilgisi olan bilgisini sunuyor,
sanatçı sanatını paylaşıyor, düşünen kişi düşüncesini tüm dünyanın hizmetine
sunabiliyor.  Neyi yayınlayıp, neyi yayınlamayacağına
karar veren medya organlarının can çekiştiği bir çağı yaşıyoruz, çağımızda
yayın içeriğine karar veren medya organı kavramından, bireylerin sunduğu
içeriği dünyaya en hızlı ve en özgün haliyle taşıyabilen medya organları
facebook, twitter ön plana çıkıyor.
Günümüzde
düşünen ve duyarlı bir bireyin sosyal medya organlarını kullanmaması mümkün
değil. Hekimim, dahası ruh sağlığı hekimiyim. Hem hekim olarak hem de ülkesini
seven duyarlı bir birey olarak düşüncelerimi paylaşmak, bildiklerimi aktarmak
görevlerim arasında diye düşünmekteyim.

“Hekimler Sosyal Medyada Seslerini Duyurdu”
Hekimler
sosyal medyada seslerini duyurdu, haklarını aradılar, toplumla “konuşmaya”
başladılar. Hekimler dünyanın her yerinde yöneten güçler tarafından gerek
stratejik gerek oy kazanma amaçları ile ne yazık ki istismar edilen bir meslek
grubudur. Çoğu zaman toplumla iletişimleri iktidardakilerin izin verdiği kadar
olur. Sosyal medya, neyin topluma sunulup neyin sunulmayacağına karar veren
güçleri de “by pass” ederek toplumla hekimler arasında direk bir iletişime
olanak sağlıyor. Bu anlamda tarihte söz edilecek çağları yaşadığımıza
inanıyorum. En çok ziyaret edilen ve okunan haberler, bilgiler, düşünceler,
mevcut yayın organlarının bugüne kadar izin vermedikleri içeriktir ve bu çok
çarpıcıdır. Bazılarının “facebook” ve “twitter” gibi sitelerden rahatsız olması
internet erişimine yasaklar koyma gayreti boşuna değil.

“Habercilik, Tarafsız Olduğu Zaman
Haberciliktir”
Sağlık
haberciliği, sosyal medyanın sansüre izin vermeyen özel yapısından
faydalanacaktır düşüncesindeyim. Habercilik, tarafsız olduğu zaman
haberciliktir. Gazetecilik günümüzde bu nedenle meslek etiğinden çok taviz
vermek durumunda kalmıştır. Bunun nedeni elbette gazeteciler değil, neyin
yayınlanıp neyin yayınlanmayacağına karar veren eski usül medya organları ve
bunları yöneten sahipleridir. Sosyal medya sunduğu olanaklarla tüm habercilik
sektörünün ve meslek etiğinin kendi kendisini düzeltmesine olanak vermektedir.”

“Medya Alanlarının Ürettiklerini Bizler Tüketirdik”
Mersin Üniversitesi
Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nda yan dal yapan ve Facebook Medikal
Paylaşım sayfasının Editörü
Dr. Erdinç Nayır : “Sosyal
medya, günümüzde çok popüler bir kavramdır ve herkesin diline takılmış gidiyor.
Eskiden bildiğimiz bir medya vardı. Bu medyada sadece televizyon, radyo, gazete
ve dergiler vardı. O medya alanlarının ürettiklerini bizler tüketirdik. Sosyal
medya ise internetin tam kendisidir bence. Facebook, Twitter, Linkedin,
bloglar, sözlükler vs sayesinde birçok kişi üretebilip paylaşabiliyor ve
internet kullanan herkes bu üretilene katılabiliyor. Bu açıdan katılımın yüksek
olduğu bir alan sosyal medya.
“Bir Düşüncenin Ürünlerine Katılımın Olması, Benim İçin
Mutluluk Kaynağı”
Sosyal medyayı kullanma sebebim hem
gündemi daha hızlı takip etmeyi istemem, hem de ürettiklerimi, düşüncelerimi
çevremdeki meslektaşlarımla, arkadaşlarımla, dostlarımla ve hatta internet
kullanan herkesle paylaşmak. Bir düşüncenin ürünlerine katılımın olması, destek
görmesi ve paylaşılması benim için mutluluk kaynağı. Hem kendi sosyal medya
alanlarımda yaptıklarımla, hem de danışmanlığını yaptığım sosyal medya
platformları vasıtasıyla yıllardır bu mutluluğu yaşamaktayım.
“En Fazla Takip Edilen Sağlık Sistemiyle Alakalı Gelişmeler”
Tüm halkımızda olduğu gibi hekimlerinde
sosyal medyaya karşı ilgisi var, bu çok net bir şekilde görünüyor, fakat sosyal
medyada bir şeyler üretmek, bir sosyal medya alanında popülasyon oluşturmak
konusunda meslektaşlarım pek beklediğim konumda değil. Bu mesleğimizin de
getirdiği bir sonuç aslında. Çalıştığımız ortamlardaki yoğunluğumuzdan ve
tıptaki gelişmeleri takip etmek, bilgilerimizi sürekli güncel tutma çabamızdan
dolayı kendimize ve sevdiklerimize ayırdığımız zaman kısıtlı oluyor. Bu kısıtlı
zamanda sosyal medyada yeterli düzeyde yer almak da doğal olarak zorlaşıyor.
Sosyal medyada en fazla gündem ile
alakalı haberler takip ediliyor. Sağlık alanında en fazla takip edilen ise
özellikle sağlık sistemiyle alakalı gelişmelerin haberleri, sağlık çalışanlarının
yaşamlarıyla ilgili haberler ve ne yazık ki sağlıkta şiddet haberleri.
“Hekimler Artık Mobil Cihazlarla Sosyal Medyayı Yakından
Takip Ediyor”
Her alanda olduğu gibi sağlık alanı da
sosyal medya sayesinde pozitif etkileniyor. Birçok dernek sosyal medyada
kendini göstermeye başladı, bu aktivasyonların sayısı bence daha da artmalı.
Hekimler de artık mobil cihazlarla sosyal medyayı yakından takip ediyor. Sağlık
alanında her türlü gelişmeyi daha kolay takip ediyorlar. Dernekler, hekimler,
sağlık alanında yer alan tüm kurumlar sosyal medyada üretime ve katılıma ne
kadar önem verirse sosyal medyada sağlık alanını o kadar iyi etkiliyor. Çünkü
gelişimin en önemli ihtiyaçlarından biri iyi bir iletişim. İşte bu iyi iletişim
ağı, sosyal medya aracılığıyla olabiliyor.
“İnternette En Kısa Zamanda Ulaştığım Bir Bilgiyi, Saatler
Sonra Televizyonda Görebiliyorum”
Gündemi yakın takip eden biriyim ve
gündemi en hızlı şekilde sosyal medyadan takip edebiliyorum. İnternette en kısa
zamanda ulaştığım bir bilgiyi ancak saatler sonra televizyonda ve hatta bir gün
sonra gazetede görebiliyorum. Sağlık haberlerini de aynı hızda takip etmeye
çalışıyorum, sosyal medyada sağlık haberciliği yeterli konumda olmasa bile.”
“Sosyal Medyadaki Sağlık Bilgilerini
Verenlerin Kim Olduğuna Dikkat Edin”
Japonya
RIKEN Beyin Bilimleri Enstitüsü Doktora sonrası araştırmacı ve Açık Bilim
dergisi yazarı Dr.
Çağrı Yalgın: “Sosyal medya,
herkesçe olduğu kadar hekimlerce de dikkatle kullanılması gereken bir imkân.
Buradan sağlıkla ilgili duyurularını sorumlulukla yapanlar var. Ancak,
ciddiyetsiz kullanıcılarca, tıbbi ürün veya hizmet satışı yapanlarca, hattâ
şarlatanlarca ciddi bir bilgi kirliliği yaratıldığını göz önüne almak gerekli.
Bu nedenle sosyal medyadaki sağlık bilgilerini verenlerin kim olduğuna, verilen
bilgilerin hangi kaynaklara ya da araştırmalara dayandığına dikkat etmek gerektiğini
düşünüyorum.

“Bilim
Temelli Tıp”



Buna uygun olarak, verdiği bilgilerin kaynağını
belirten, özellikle birinci elden bilimsel kaynakları değerlendirerek bilgi
verenlerin sosyal ortamlardaki yazı ve duyurularını izliyorum. Özellikle
beğendiğim bir site 
www.sciencebasedmedicine.org adresindeki “Bilim Temelli Tıp”
adlı İngilizce site. Bu sitede tıbbi konular hem güncel araştırmalara hem de
işin bilimsel temeline göre hekimlerce değerlendiriliyor. Sitenin aramayı
kolaylaştıran bir dizini de var. Hepsi hekim olan birkaç yazarın düzenli katkı
yaptığı bu siteyi tavsiye ederim.



Bu gibi sitelerde yazılar bilimsel makalelere
dayandırılıyor ve yazının altına eklenen yorumlarla tartışma sağlanıyor. Bilimsel
dergilere ücretsiz erişim imkânlarının yaygınlaşmasıyla hekimler de bahsedilen
araştırmaların makalelerine daha kolaylıkla ulaşabiliyor. Yani güncel bilimsel
gelişmeleri ve tartışmaları izlemek sosyal medya sayesinde daha kolaylaştı. Bu
gibi imkânların Türkiye’de de artmasını temenni ederim.



“Hekimlerin Sosyal Medyadan Sağlık Tavsiyesi
Vermesi Sorunlar Yaratabilir”

Öte yandan, hekimlerin sosyal medyadan sağlık
tavsiyesi vermesi sorunlar yaratabilir. Ülkemizde hekime danışmayan,
rahatsızlığı için komşusuna verilmiş ilâcı kullanan insanlar var. Bu insanlar
internetteki sağlık bilgilerini de kendilerine ve çocuklarına bilinçsizce
uygulayabilir. Bu nedenle hekimin bizzat aldığı hikâye, bizzat yaptığı fizik
muayene ve tetkiklere göre önereceği tedavinin yerini hiçbir şeyin
tutmayacağının topluma anlatılması gerekiyor.



“Sorumsuzca Yapılan Duyuru ve Haberlerin
Zararları Nasıl Azaltılabilir?”

Sorumsuzca yapılan duyuru ve haberlerin
zararları nasıl azaltılabilir? Bunun için hemen harekete geçilmesi şart olduğundan,
uzmanların ve uzmanlık derneklerinin bu teknolojilerden haberdar olmasının ve
gerektiğinde sağlık habercileriyle işbirliği yaparak gerekli cevapları
yaymasının  toplum sağlığı açısından önemli olduğunu düşünüyorum.”




“Facebook En Sık Tıklanan”
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim
Dalı Öğretim Üyesi ve SENATURK (Senoloji Akademisi) Başkanı Prof. Dr.
Bahadır Güllüoğlu: “Sosyal medya
insanların toplum içerisinde ihtiyaçları olan kişilerarası ilişkileri fiziksel
ortam ve uygun zaman şartı aramaksızın kurabilmeleri ve sürdürebilmeleri
için geçerli olan sanal ortamdır. Sosyal medyayı kullanma nedenim, kendilerini
görebilme şansım hiç olmayan ya da çok az olan eski ya da yeni
arkadaşlarım, meslektaşlarım ile temas sağlayabilmek ve ortam paylaşımlar
sağlayabilmek için.
Genç
meslektaşlar için vazgeçilmez, geç kuşaklar için ise merak edilen ve içine
girilince de büyük bir oranda benimsenen ancak sık başvurulmayan bir ortam.
Facebook en sık tıklanan. Anılar ve tecrübeler en sık okunanlar.

“Sağlık Alanında Kurumların ve
Devletin Nabız Tutma Zemini”
Sosyal
medya, hastalar ya da potansiyel hastalar açısından doktorlar için reklam
zemini.Her an güncellenen yapısı nedeni ile, herkese açık olması ve tek bir zümrenin
etkisi olmadan bağımsız ve demokratik bir haberleşme, fikir üretme, fikir
paylaşma, fikir test etme ortamı olmasından ötürü tüm değişimlere zemin
oluşturuyor. Sosyal medya sağlık alanında kurumların ve devletin nabız tutma
zemini olacak.“




“Sosyal Medyanın Benim İçin En Önemli Özelliği, Kaliteli
İçeriğe Prim Vermesi”
Social Touch Genel
Koordinatörü. Tek Doz Dijital Kurucu- Editörü Dr.
Sertaç Doğanay: “İnternet kullanıcılarının kendi içeriklerini
oluşturup paylaştıkları ve başkalarının içeriklerine yorum yapabildiği tüm
alanlar bana göre sosyal medyadır. Elbette buna, ihtiyaç duydukları içeriğe
erişmek için arama yaptıkları mecraları da katıyorum.  Sosyal medya benim hem işim, hem keyfim.  Sosyal medya sayesinde dünyanın her yerindeki
arkadaşlarımla anında haberleşebiliyorum, etkileşebiliyorum. Neredeyse tamamen
ücretsiz olarak bilgimi, üretimimi, tecrübemi paylaşıyorum. Sosyal medyanın
benim için en önemli özelliği, kaliteli içeriğe prim vermesi ve bu içeriği
logaritmik hızla yayması. Benim üretimim genel olarak dijital alanda olduğu için,
bunu paylaşmak ve gelir modeli oluşturmak için doğru yer de yine dijital alan
bana kalırsa.
An itibariyle dijital (sosyal) medya
haricinde bir başka yolla fikir, duygu ve üretiminizi bu kadar hızlı
paylaşamazsınız. Zaten bu soruları ancak bizim gibi X, bilemediniz Y kuşakları
oturup cevaplar. Sonraki kuşaklar için bu sorular “neden telefon
kullanıyorsunuz?” sorusu gibi algılanıyor. Çünkü onlar dijital yerli, biz ise
göçmeniz.

“A.B.D. ve Özellikle İngiltere’de
Hekimler Bu Alanı Çok Daha Aktif ve Verimli Kullanıyor”



Sosyal medya yönetimi ve danışmanlığı
hizmeti verdiğim müşteriler arasında hekimler de var. A.B.D. ve özellikle
İngiltere’de hekimler bu alanı çok daha aktif ve verimli kullanıyor. Henüz
Türkiye’de yolun başındayız. Sosyal medya iletişiminin bazı temel kuralları
var, bunları bir kenara bırakalım, bir de hekim-hasta iletişimi kuralları var.
Bu ikisini bir arada doğru uygulamadığınız zaman maalesef elinize yüzünüze
bulaştırıyorsunuz. Ben hastalarla iletişimde, belli sınırlar dahilinde sosyal medya
kanallarının kullanımını doğru buluyorum. Bu aslında biraz da kolay bir yol
olduğundan destekliyorum. Biz genelde büyük şehirlerdeki kişileri hesaba
katarak yorum yapıyoruz ama bir de şöyle düşünün: Türkiye’de kadın doğum uzmanı
olmayan binlerce köy, hatta ilçe var. Eğer siz doktorlar olarak ya da bir adım
öteye gideyim, sağlık hizmeti sağlayıcılar olarak, mobil ve dijital
teknolojileri de kullanıp en uzaktaki kişiye ulaşıp, onun bir derdine çözüm
bulabiliyorsanız işte o zaman bundan daha yararlı bir şey yok. Hekimlerin en
çok hangi sayfaları ziyaret ettiğine dair net bir bilgim olduğunu söyleyemem.
“İlaç, Doktor ve Hastanelerle İlgili İnternette Bilgi
Arayanların Oranı % 90”
Sağlık alanı, sosyal medyadan çok
etkileniyor. Eylül 2012’de kurucusu olduğum SocialTouch, doktorsitesi.com
kullanıcıları arasında bir anket düzenledi. Bin 289 kişiye 8 soru yöneltildi.
İlaç, doktor ve hastanelerle ilgili internette bilgi arayanların oranı %
90’larda. Yüksek oranda Google aramalarında en üstte çıkan linklere tıklanıyor,
bir ölçüde doktorlara soru sorabilecekleri platformlara giriyorlar. En çarpıcı
sonuç ise, % 40’ının şimdiye kadar en az bir defa, internette gördüğü bir bilgi
yüzünden hekimin reçete ettiği ilacı kullanmaktan vazgeçmiş olması. Dolayısıyla
sağlık hizmetleri sağlayan resmi ve özel kurumların, sivil toplum
kuruluşlarının, uzmanlık derneklerinin dijital alanda olup bitenden haberdar
olması gerekiyor.

“Sağlık Haberciliği Dijital Medyanın Kurallarına Ayak Uydurduğu Sürece Ayakta
Kalacak”



Sağlık haberciliği de diğerleri gibi
dijital medyanın kurallarına ayak uydurduğu sürece ayakta kalacak. Yazılı
basında bir haber yayınlıyorsanız, sadece elinde o kağıt parçasını tutan insana
ulaşabiliyorsunuz, bilemediniz yanındaki birkaç kişiye daha. Sosyal medya
sayesinde ise, hem o kişinin beğenisini görebiliyor, hem bu sayede binlerce
başka kişiye da görünür olabiliyor, düzeltme ve yorumlanma fırsatlarını
kullanıyorsunuz.”
Continue Reading

DİJİTAL SAĞLIK ZİRVESİ İSTANBUL’DA


Türkiye’nin ilk Dijital Sağlık Zirvesi
Türkiye 2012 toplantısı 11-12 Eylül tarihlerinde Sabancı
Müzesi The Seed Salonunda yapılacak.
Türkiye’de
ilk kez düzenlenecek olan Dijital Sağlık Zirvesi Türkiye 2012 (Digital Health Summit Turkey) 11-12
Eylül tarihlerinde Sabancı Müzesi The Seed Salonunda yapılacak. Toplam 18
oturum ve alanında uzman 40 konuşmacı yer alacak.
PTMS Kurucu
ortağı  Kıvılcım Kayabalı, Digital Health Summit Turkey 2012
hakkında Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.
Bu toplantının düzenlenme amacı nedir?
Sağlık sektöründe dijital kanalları
kullanma yöntemlerini ve başarılı uygulamaları paylaşmak ve sektörümüze
vizyoner bir yaklaşımla yol haritası çıkarmaları için destek olmak istedik.
Aynı zamanda sektör çalışanlarını dijital dünya çalışanları ile tanıştırarak
birbirleri ile bilgi ve işbirliği paylaşımını güçlendirmeye katkı sağlamayı
amaçladık. 
Kimler neden katılmalı?
Pazarlama ve satış direktörleri, iş
geliştirme, satış, pazarlama, ürün ve marka müdürleri, pazar araştırmaları, yöneticiler,
medikal ve dijital ajanslar, hastane yöneticileri ve servis sağlayıcıları
konuyla ilgili hekimler bu toplantıdan fayda sağlayacaklar. İki gün sürecek bu
zirvede, katılımcılar bilgilerini artırma, sosyal medya, dijital pazarlama
stratejileri ve deneyimlerini paylaşma şansı yakalayacaklar ve çok sayıda ‘Best
Practice’ örneği dinleyecekler. Katılımcılar açısından dijital alanda önemli
bir vizyon ve bilgi birikimi kazanmalarının yanı sıra, networking ortamı da
oluşacak.
Bu toplantı sosyal medyada sağlık alanında neler kazandıracak?
Toplantıda sosyal medyada projeleri
gerçekleştirmek için ilk adımı neden ve nasıl attıklarını, başarılı projeleri
paylaşan konuşmacılar, katılımcılara sosyal medyada var olmaları için ipuçları
verecek. Sağlık sektörü sosyal medyayı iş uygulamalarına nasıl ve ne ölçüde
dahil edeceğini görecek. İleride bu konuda belki biraz daha cesaretli ve
vizyoner yaklaşabilecek. Firmasında sosyal medya projeleri konusunda üst
yönetimi ikna edebilmek için gerekli bilgi ve örneklere sahip olacak. Bu işi
yapan birçok firma ile birebir tanışma şansı yakalayacak.
Türkiye’de sağlık alanında sosyal
medya nerede ve  neler yapılıyor?
Sağlık alanında sektörel anlamda sosyal medya çok az kullanılıyor.
Gerek regülasyonlar gerek tradisyonel kanallarının hala öncelikli olarak tercih
edilmesi bu duruma neden oluyor. Hastalar açısından ise sağlık konusu sosyal
medyada çok yaygın konuşulan bir konu. Hastalar ilaç ve hekim önerilerinde
bulunuyor ve sağlık konusunda ilk bilgi paylaşımı Internet ve Sosyal Medyada
başlıyor artık. İnternet tıp alanında ve hasta iletişiminde şu an sınırlarını
tanımlayamayacağımız yeni bir boyut açılıyor. Bugün düşünülmesi gereken ise
gerek teknoloji, gerekse regülasyonlar açısından bu gelişime ne kadar
hazırlıklı olduğumuz ve bilginin doğruluğunu nasıl sağlayacağımız.


Bu toplantıda ne gibi ilkler olacak?
Akademisyenler, hekimler, hastaneler,
ilaç sektörü, eczaneler gibi sağlık sektörünün tüm paydaşları ve ajanslar,
mobil operatörler, kablosuz erişim sağlayıcılar, uygulama ve yazılım firmaları
gibi sektöre servis sağlayan firmalar bu toplantıda ilk defa bir araya gelecek.
Bu toplantı dijital ve sosyal medyanın öneminin konuşulduğu değil, neler
yapılabileceğinin anlatıldığı ilk toplantı olacak. Dijital kanalların sağlık sektörüne
entegrasyonu ve kullanımı ile ilgili sorulara cevaplar bulmayı ve deneyim
paylaşımını amaçlıyoruz. Bu zirvede dijital kanalların önemini veya kullanım
istatistiklerini konuşmayacağız. Burada farklı ve yeni toplantı formatı ile en
zorlayıcı konuları tartışacak ve bu zorlu ilk adımı atmış kişilerin
tecrübelerini dinleyeceğiz. Dijital Sağlık Zirvesi Türkiye 2012’ye katılanlar
bu güçlü bilgi paylaşım arenasında dijital medya bilgilerini
değerlendirecekler, sağlık sektörünün tüm paydaşları ile deneyimlerini
paylaşacaklar, vizyoner konuşmacılar ve interaktif oturumlar ile farklı bakış
açıları kazanacaklar.
Gelecekte neler olması düşünülüyor?
Toplantının her sene yenilikçi
konularla devam etmesi planlanıyor. Toplantı sırasında, katılımcılardan bir
sonraki toplantılar için geri bildirimler alınacak.
Continue Reading