“HIRSIZA YOL GÖSTERMEK” HABERCİNİN İŞİ OLMAMALI

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?


Şiddetin ‘nasıl’ uygulandığı sorusunun detaylı olarak cevaplanmasının bazı bireyler üzerinde yol gösterici bir etkiye sahip olabildiğini belirten İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Barış Yılmaz, “ Hırsıza yol göstermek,  habercinin işi olmamalı. Önemli olan şiddetin toplum tarafından kabul edilmeyen bir eylem olduğu vurgusu ön plana çıkartılmalıdır” dedi.


Son günlerde artan sağlıkta şiddet haberleri ile ilgili toplumsal farkındalığın artırılması ve haberlerin işlenişinde nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili merak edilenleri mercek altına almaya devam ediyoruz. 

Şiddet nerede ve nasıl olursa olsun kesinlikle reddedilmesi ve toplum tarafından dışlanması gereken bir eylemdir. Maalesef toplumsal yapımızın bir yansıması olarak hayatın her alanında olduğu gibi sağlık alanında da “şiddet” oldukça sık karşılaştığımız bir durum halini aldı. Bu nedenle de kitle iletişim araçlarının içeriklerine haber olarak yansıyor.

Önemli olan habercilik yapan her kurumun aslında muhabirden başlayıp genel yayın yönetmenine kadar bu tarz haberlerin nasıl ele alınacağına dair bir yol haritası çizmeleri gerektiğini söyleyen İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Barış Yılmaz,  “Yapılan araştırmaların bize gösterdiği önemli bir durum söz konusu, bu da şiddet içerikli haberlerin toplumun bazı üyeleri üzerinde özendirici, teşvik edici bir etkisi olduğudur. Bu verilerden hareketle sağlıkta şiddet konusu haberleştirilirken kesinlikle teşvik edici bir dilden uzak olmalı, bunun yolu da temelde şiddetin sağlık çalışanına neden uygulandığının çok fazla detaylandırılarak sunulmaması gerekliliğidir” dedi. 

 ‘Neden’ sorusunun cevabının sağlıkta şiddet haberleri için öncelikli verilecek bir cevap olmaması gerektiğini belirten Yılmaz, bunun yerine ‘ne’ sorusunun cevabının ön plana çıkartılması gerektiğini söyledi. Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: “Zira haberi okuyan bazı bireyler aynı durumla karşılaştıklarında aslında bu sebebi, haber vasıtasıyla meşrulaştırma yoluna gidebilir. Aynı zamanda şiddetin ‘nasıl’ uygulandığı sorusunun detaylı olarak cevaplanması da yine bazı bireyler üzerinde yol gösterici bir etkiye sahip olabilir. Kısaca “hırsıza yol göstermek” habercinin işi olmamalı. Önemli olan şiddetin toplum tarafından kabul edilmeyen bir eylem olduğu vurgusu ön plana çıkartılmalıdır.”

Şiddet haberlerinin yayınlanması bu oranı artırıyor mu?
Toplum içerisinde ruh sağlığı yerinde olan bireyler gibi aynı zamanda farklı ruh bozukluklarına sahip bireylerin olduğu unutulmamalı. Her ne kadar normal bir birey için bu tarz haberler teşvik edici olmasa da toplumun bir kesiminde tıpkı intihar haberlerinde olduğu gibi şiddet içerikli haberlerin meşrulaştırıcı bir özelliği olabilir. Dolayısıyla normal bireyler üzerinde değil ama şiddete yatkın bireyler üzerinde bu tarz haberlerin oranı artırıcı bir özelliği vardır diyebiliriz.



Şiddet vurgulanmadan şiddet haberi işlenir mi?
Şiddetin meşrulaştırılması haberde özellikle neden ve nasıl sorularının detaylandırılarak anlatılması sonucunda gerçekleşir. Dolayısıyla sağlıkta şiddet içerikli bir haberin bu sorularına cevap verirken muhabirin son derece dikkatli olması ve çok fazla detaya girmeden kalemini kullanması bir yöntem olabilir. Aynı şekilde şiddete uğramış sağlık çalışanlarının görüntülerinin verilmesi de etik açıdan çok doğru bir yaklaşım değildir. Bununla birlikte toplumun bu konuda bilinçlenmesi için bu tarz haberlerin uygun şekillerde sunulması da ayrıca önem taşımaktadır.

Kriz anlarında basın nasıl bir duruş sergilemeli?
Her durumda olduğu gibi basın mensuplarının kriz anında da göstermesi gereken tavır, halk adına bu mesleği yürüttüğü ve öncelikli görevinin halkı doğru bir şekilde bilgilendirmek olduğu gerekliliğidir. Bununla birlikte “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde” çizilen yol haritası eksik olmakla birlikte yol göstericidir. 

Özellikle sağlıkla ilgili haberlerde: “Sağlık konusunda sansasyondan kaçınmalı, insanları umutsuzluk veya sahte umut verecek yayın yapılmamalıdır. Tıbbi alandaki araştırmalar kesinleşmiş sonuçlar gibi yayınlanmamalıdır. İlaç tavsiyesinde mutlaka uzmana danışılmalıdır. Hastanelerde araştırmalar yapan, bilgi ve görüntü almaya çalışan gazeteci, kimliğini belirtmeli ve girilmesi yasak bölümlere ancak yetkililerin izniyle girmelidir. Yetkilinin, hastanın veya yakınının izni olmaksızın hastane ve benzeri kurumlarda hiç bir yolla ses ve görüntü alınmamalıdır.” Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin vurguladığı bu noktalarla birlikte özellikle özdenetim sisteminin kurumlar içerisinde sağlıklı bir şekilde hayata geçirilebilmesi kriz anlarını daha doğru atlatmayı sağlayacaktır.
Continue Reading

SAĞLIKTA ŞİDDET HABERLERİNE CEZA KANUNUNUN İLGİLİ MADDESİ EKLENMELİ

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli? 

Somut delil ve beyanlarla haber metinleri yazılmalı gerektiğini belirten Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Fatih Batı, “Bu metinler yazılırken belki de haberin en üst kısmına ilgili Türk Ceza Kanunu maddesi eklenerek her olayda bunun ciddi bir suç olduğu vurgulanmalıdır” dedi. 

Son yıllarda artan sağlıkta şiddet haberleri ile ilgili toplumsal farkındalığın artırılması ve haberlerin işlenişinde nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili merak edilenleri mercek altına almaya devam ediyoruz. 

Toplumun son yıllarda bu kadar şiddete meyilli ve şiddeti çözüm olarak görmesinin, sosyolojik anlamda da ele alınması gerektiğini belirten Dr. Fatih Batı,  “21. Yüzyıl iletişim çağı dediğimiz günümüzde bu tür ilkel ve çağdışı olayların yaşanması biz sağlık çalışanlarını ciddi derecede üzmekte, demoralize etmekte ve inanıyorum ki sağduyulu tüm duyarlı vatandaşlarımızın da tepkisini çekmektedir” dedi. 

İlkokul Mezunu da Üniversite Mezunu da Şiddete Meyilli 
Sağlıkta Şiddet, sağlık çalışanlarının günümüzde en çok muzdarip olduğu ve acilen çözüm beklediği ciddi bir sorun olduğunu belirten Batı, şunları söyledi: “Bugün baktığımız zaman sağlıkta şiddetin ne şehri, ne bölgesi ne de eğitimi var! Yani Akdeniz’de de oluyor, Karadeniz’de de Doğu ve Ege’de de, ilkokul mezunu da üniversite mezunu da şiddet uyguluyor, kaymakamı da, milletvekili de, cami imamı da, köylüsü ve işçisi de! Toplumun son yıllarda bu kadar şiddete meyilli ve şiddeti çözüm olarak görmesi belki de sosyolojik anlamda da ele alınması gereken bir durumdur. 21. Yüzyıl iletişim çağı dediğimiz günümüzde bu tür ilkel ve çağdışı olayların yaşanması biz sağlık çalışanlarını ciddi derecede üzmekte, demoralize etmekte ve inanıyorum ki sağduyulu tüm duyarlı vatandaşlarımızın da tepkisini çekmektedir.”

Şiddet Olayından Sonra Kınama Mesajı Yayınlanmalı
Haberlerin işleyişi hususunda, öncelikle sağlık çalışanlarının can güvenliklerinin tehdit eden bir durumla karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Batı, mağdur olan sağlıkçıların bağlı bulundukları yerel idare ve özellikle Sağlık Bakanlığı tarafından sahiplenilmesi ve bunun hissettirilmesi gerektiğini kaydetti. Batı, “Bakanlığımız bir kınama mesajı yayınlamalıdır. Sosyal medya üzerinden şiddete karşı Bakanlık tarafında yapılan görsel ve yazılı paylaşımları açıkçası yeterli bulmuyorum” dedi. 

Somut Delil ve Beyanlarla Haber Metinleri Yazılmalı
Ele alınan haberlerin bir süzgeçten geçirilmesinin gerektiğine değinen Batı, “Somut delil ve beyanlarla haber metinleri yazılmalıdır ve bu metinler yazılırken belki de haberin en üst kısmına ilgili Türk Ceza Kanunu maddesi eklenerek her olayda bunun ciddi bir suç olduğu vurgulanmalıdır. Olayın ilk olduğu zamanda ele alınan haberden sonra süreç takip edilmeli en son mahkeme kararı da yine haberin güncellenmesi şeklinde yeniden gündeme getirilmelidir” diye konuştu.

Yargı Kısmında Tutuklu Yargılamaların Maalesef Yapılmadığını Görüyoruz
Sağlıkta şiddet haberlerinin yayınlanmasının bu olayları bir nebze artırdığını söyleyen Batı, şunları kaydetti: “Yapılan haberlerde sıklıkla saldırganların ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldıklarını okuyoruz. Dolayısıyla böyle bir algı insanlarda “saldırsak da bir şey olmuyor zaten” gibi çok tehlikeli ve hatta buna teşvik edici bir düşünce dahi oluşturuyor olabilir! Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Torba Kanun tasarısında “sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanların tutuklu olarak yargılanması müeyyidesinin” getirilmesine rağmen durumun yargı kısmında tutuklu yargılamaların maalesef yapılmadığını görüyoruz. Zannediyorum ki Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı bu maddeyi yeniden ele alıp gerekli Türk Ceza Kanunu maddelerini, yeniden düzenleyip bu tutuklu yargılamanın işlerliğini sağlamalıdır. Aynı haberlerde sağlık çalışanına saldıran zanlıların tutuklu yargılanmak üzere hapse atılmasının yazıyor olması bu tür olayları azaltıcı bir tesir gösterecektir.”

Şiddeti Vurgulamak ile Şiddete Teşvik Etmek Aynı Şey Değildir
Şiddet vurgulanmadan şiddet haberini işlemenin, şiddete uğrayan kişiyi mağdur edeceğini dile getiren Batı, “Şiddeti vurgulamak ile şiddete teşvik etmek aynı şey değildir, elbet burada bunu ayırmak gerekiyor. Şiddeti vurgulamaktan kasıt, sağlık çalışanının uğradığı fiziksel ve ruhsal darp ve tahribattır. Şu yönünü iyi ayarlamak gerekir ki şiddet her haliyle suçtur, büyüğü küçüğü olmaz” şeklinde konuştu. 

Soruşturmacı ve Araştırmacı Gazetecilik Yerine Masa Başı Hazırlanan Haberler Görüyoruz
Medyanın, şiddete karşı temel ilkelerini sergilemesinin bu durum için yeterli olacağını belirten Batı, ancak birçok sağlık haberinde bunu göremediklerini söyledi. Batı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tek ağızdan yapılan haberler, yargı süreci daha sonlanmadan meslektaşlarımıza atılan iftiralar ve linç girişimleri sonucu, onların itibar ve kişisel haklarına saldırılar, soruşturmacı ve araştırmacı gazetecilik yerine masa başı haberleri şeklinde yayınlanıyor ve buna sıkça rastlıyoruz. Bazı basın mensupları basın yayın ve gazetecilik ilkelerini yeniden gözden geçirmelidir.”
Continue Reading

“ŞİDDET UYGULAYANLARI DIŞLAYAN YAYINLAR YAPILMALI”

Sağlıkta şiddet haberlerinin medyanın duyarlılık ve sorumlulukla ele alması gerektiğini dile getiren Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, “Şiddet uygulayanları dışlayan alçaltan yayınlar yapılırsa ve sağlık çalışanları açısından olaylar değerlendirilirse, pozitif etkiler oluşturulabilir” dedi.
Şiddet haberlerinin her alanda mutlaka sorgulanması ve etkilerinin incelenmesi gerektiğini  kaydeden  Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, “Çünkü haberlerin veriliş tarzı insanların üzerinde farklı etkiler meydana getirmekte ve bu işin olabilirliğini akıllara getirmektedir. Şiddet haberleri verilirken bunun sonuçları sorgulanmalı, ayrıca şiddet haberlerinin ne amaçla verildiği irdelenmelidir. Haber ve reyting kaygısıyla verilen şiddet haberlerinin toplum üzerinde olumsuz etki yaptıkları aşikardır. Ayrıca bu haberler neden verilmektedir? Bu haberlere yer verince, “şiddetin nasıl bir haber değeri vardır” konusu araştırılmalıdır. İnsaflı olan “medya bu haberi verirken ne elde ediyorum veya toplumun değerlerine ne katıyorum” sorusunu sorabilmelidir? Sağlıkta bu konunun gündeme gelmesi son derece olumsuz etkiler yapmış ve demek ki bu şekilde şiddet uygulanabiliyor örneğini ortaya koymuştur. Bu da sağlıkta şiddeti giderek arttırmıştır. Oysa şiddet uygulayanları dışlayan alçaltan yayınlar yapılırsa ve sağlık çalışanları açısından olaylar değerlendirilirse, pozitif etkiler oluşturulabilir. Ancak sorumsuz medya anlayışıyla, sürekli sağlık çalışanlarının hataları varmış gibi ön yargıyla haberler verildiği için toplumda güvensizlik oluşturulmakta ve adeta şiddet teşvik edilmektedir. Olayın gerçek nedeni ve gerçek oluş şekli üzerinde durulmadan maalesef sansasyon yapabilmek için çalışanları suçlayıcı bir dille haberler yapılmaktadır” dedi.
“Sağlık Çalışanlarına Karşı Güvensizlik Duygusu Aşılanmıştır”
Haberlerin yayınlanmasının şiddet oranlarını arttırdığını kaydeden Cander, “Bu şekilde sağlık çalışanlarına güvensizlik duygusu aşılanmıştır” diye konuştu. Cander, ayrıca bu işin olabilirliğinin topluma gösterildiğini ve “doktorlar böyle yapıyor ve bu durumda onlara şiddet uygulanıyor” algısının sinsice topluma yayıldığını dile getirdi.
Şiddetin Hele Çalışan Birine Şiddetin Hiçbir Meşruiyeti Yok
Şiddetin nedeni ve olayın iç yüzünün gerçekten verilerek haber yapılmasının öneminin olduğunu söyleyen Cander, çalışanları itham eden yargılar kullanılmazsa ve şiddet uygulayanların her şekilde haksız olduğu, bununla ilgili müeyyidelere maruz kalacakları haberler de vurgulanması gerektiğini belirtti. Cander, şiddetin hele çalışan birine şiddetin hiçbir meşruiyeti olmadığı dile getirdi.
Kriz Anında Basında Hedef Nasıl Zararı Azaltabilirim Kaygısı Olmalıdır
Kriz anlarında basının yapıcı olmasının önemli olduğunu kaydeden Cander, şunları söyledi: “Ancak maalesef basında yaygın tutum toplum değerlerini yıkan, bundan rant sağlayan bir tutumdur. Oysa olayın zararlarını azaltacak yapıcı haberler çok rahatlıkla yapılabilir. Tabii bunun için insanın iyi niyetli olması gerekir. Ancak basında haberlerin amacı reyting olmaktadır. Olayın nasıl değerlendirilmesi gerektiğinden çok, nasıl reyting elde edebilirim kaygısıyla haber yapılması en önemli temel basın ahlakı problemidir. Oysa milletini ve vatanının seven kişilerin tutumu bu konuda kriz anında nasıl zararı azaltabilirim kaygısı olmalıdır.”
Continue Reading

SAĞLIKTA ŞİDDET BÜYÜK BİR SUÇTUR!

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?

Şiddet haberi, maruz kalan sağlık personelini incitmeyecek biçimde, şiddetin büyük bir suç olduğu vurgulanarak haberin işlenmesi gerektiğini belirten Avukat Emel Özbek, “Saldırganın tutuklanmadığı, savcılıktan salıverildiği, mahkemece verilen cezanın paraya çevrildiği veya ertelendiğine yönelik negatif eleştiriler veya yakınmalar asla şiddet haberiyle birlikte verilmemeli” dedi. 

Sağlık personeline şiddet haberlerinde; saldırganlarca alınan veya alınabilecek cezaların alt ve üst sınırının azlığı veya mahkeme kararlarına yönelik az ceza verildiği, saldırganın tutuklanmadığı, savcılıktan salıverildiği, mahkemece verilen cezanın paraya çevrildiği veya ertelendiğine yönelik negatif eleştiriler veya yakınmalar asla şiddet haberiyle birlikte verilmemesi gerektiğini belirten Avukat Emel Özbek, “Bu haberler caydırıcılığı azaltacağı gibi hatta suça özendirici olabilmektedir. Şiddet haberi, maruz kalan sağlık personelini incitmeyecek biçimde, şiddetin büyük bir suç olduğu, kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen sözel veya fiziksel şiddetin ağırlaştırıcı bir neden teşkil ettiği, daha önceki benzer örneklerle ilişkilendirerek o kişiyi bekleyen cezanın üst sınırları belirtilerek ve çalışanın iş göremez hale gelmesinin hizmet bekleyen diğer hastalara olan negatif sonuçları vurgulanarak işlenmesi gereklidir.  Çünkü şiddeti sorun çözme yolu olarak gören bireyler için haberlerde kullanılan cümleler çok önemlidir.  Haber de örneğin “Derhal beyaz kod verildi ve güvenlik sistemi çalıştı. Saldırgan yakalandı, gözaltına alındı. Hekime saldıran şahsı, daha önce diğer saldırganın olduğu gibi cezaevi bekliyor.” şeklinde verilmelidir. Çünkü şiddet içererek yapılan eylemlerin normalmiş veya hassas dönemlerde böyle şeyler olabilir, doktor da ilgilenseymiş gibi yayınlanması “bak o yapmış ben de yaparım” algısı yaratabilir, aynı zamanda şiddeti normalleştirebilir” dedi. 

Kullanılan Dil Çok Önemli
Şiddet haberlerinin yayınlanmasının bu oranı artırdığını söyleyen Özbek, şiddet haberlerinin şiddeti özendiren bir yanı olduğunu dile getirdi. Özbek, şu örnek ile açıkladı: “Örneğin sağlık çalışanlarının olası bir ihmal veya hataları eşliğinde  verilecek şiddet haberi ile izleyenlerde; “bak annenizi acile getirdiğinizde doktor ve hemşire 5 dakika gecikmişse onları döversiniz, dövmezseniz annenize bakmaz onlar, adam iyi yapmış, bende olsam döverdim” şeklinde bir algı yaratılmış olur. Aynı “namusunu kurtardı, erkekliğine laf etti, töre gibi suçu kutsayan veya mazur gösteren cümlelerle işlenen kadın cinayetlerinde olduğu gibi.”      

Şiddet Sıklıkla Acil ve Psikiyatri Servislerinde Oluyor
Araştırmalara göre, şiddetin sıklıkla acil ve psikiyatri servislerinde olduğunu belirten Özbek, “Özellikle gece mesailerinde ve hastanın başvurduğu ilk bir saat içinde ve daha çok da kadın çalışanlara uygulanıyor. Örneğin acil serviste gergin ve hassas bir ruh hali ile sağlık çalışanın karşısına çıkan şiddet eğilimli kişiler suça verilen cezanın da önemli olmadığını düşündüklerinden ve örneğini medyada gördükleri şekilde şiddet fiilini göstererek hem medyatik olma fırsatını yakalamış olur hem de “ gereğini yapma “ hazzını yaşamak isteyebilirler” diye konuştu.   

Haberde Cezaya ve Sağlık Hizmeti Almasının Kesintiye Uğramasına Özel Vurgu Yapılmalı
Şiddetin uygulanma biçimi ve verilen zarar sunulmadan, şiddet haberinin işlenebileceğini kaydeden Özbek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aksi haberler saldırganlara, şiddetin hangi hallerde, kime uygulanacağı, zaten güvenliğin de olmadığı, konusunda yol gösterici ve özendirici olmaktadır. En azından “aklında yoksa bile  haberlerde adamın biri, şu durumda doktora vurmuştu, benim durumda aynı” diye  aklına getirip, benzer bir olayda şiddet gösterebilir. Bu nedenle şiddet haberi verilirken, mutlaka alınacak cezaya ve diğer bireylerin sağlık hizmeti almasının kesintiye uğramasına özel bir vurgu yapılmalı. Saldırıya karşı diğer bireylerin nefretle bakmaları  en azından ne olursa olsun  meşru görmemeleri amaçlanmalı ve sağlanmalıdır.”

Şiddeti Oluşturan Nedenin Sağlık Çalışanı Olmadığı Vurgulanmalı
Kriz anlarında bir sağlık çalışanının şiddete uğradığı durumda, basının koşulsuz biçimde sağlık çalışanından yana tavır sergilemesi gerektiğini dile getiren Özbek, kişinin sağlık hizmeti sunumu gibi onurlu bir işi yaparken şiddete uğramasının kabul edilemez olduğunu ifade etmesi gerektiğini kaydetti. Özbek, şunları söyledi: “Şiddeti oluşturan nedenin sağlık çalışanı olmadığını vurgulamalı. Aynı zamanda şiddete uğrayan çalışanın vereceği hizmetten şiddeti uygulayanın kendisi, çocukları, eşinin de yararlanamayacağını ve sağlık hizmeti sunumunda bir anın dahi geri dönüşü olamayacağını belirtmeli.”
Continue Reading

SAĞLIKTA ŞİDDET HABERİ YAPANLAR EĞİTİM ALMALI

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?

Sağlıkta şiddet haberinin  film senaryosu gibi özendirici olmaması gerektiğini belirten Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitü Müdürü Prof. Dr. Hamit Hancı, “Bu konuda haber yapanlar belli eğitimlerden geçmeli” dedi. 

Sağlıkta şiddet haberleri ile  ilgili olarak adli tıp uzmanları farklı bir bakış açısı sunuyor. Sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddetin medyada işlenen haberlerin doğu şekilde ele alınması ile azalacağını  belirten Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitü Müdürü Prof. Dr. Hamit Hancı, “Sağlıkta şiddet haberi magazinsel ve özendirici olmamalı. Şiddet haberleri  ayrıntılı olarak verildikçe, sağlıkçıya şiddet artıyor.  Hem de bu haberlerden nasıl şiddet uygulanacağı öğreniliyor. En kötüsü de şiddet toplumda kanıksanıyor” dedi.

Sağlıkta Şiddet Haberi Film Senaryosu Gibi Özendirici Olmamalı 
Şiddet vurgulanmadan şiddet haberi işlenmesinin haberci açısından mümkün görünmediğini söyleyen Hancı, “Şiddet ve türü belirtilmeli. Ancak bir film senaryosu gibi özendirici olmamalı. Bu konuda haber yapanlar belli eğitimlerden geçmeli” diye konuştu. 

Krizde Halkın Haber Alma Ve Gelişmelerden Bilgi Edinme İhtiyacı Karşılanmalı
Kriz anlarında sağlık kurumundan bir personelin basın sözcüsü olarak görevlendirilmesi gerektiğini belirten Hancı, şunları söyledi: “Krizde basının ve dolayısıyla halkın haber alma ve gelişmelerden bilgi edinme ihtiyacının karşılanması, yanlış yorum ve spekülasyonların önlenmesi açısından bu uygulama çok faydalı ve gerekli olmaktadır. Basın da krizi bir reyting aracı olarak görüp abartmak yerine sade bir şekilde vermeli. Kışkırtıcı olmamalı.”
Continue Reading

BASIN SAĞLIKTA ŞİDDET HABERLERİNİ SAĞDUYULU ŞEKİLDE İŞLEMELİ


Özgür olması gereken basının, olanları tarafsız olarak aktarırken sağduyuyu da temsil ettiğini dile getiren Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Mayo Clinic  Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi  Dr. Ulaş M. Çamsarı, “Basın sağlıktaki şiddet haberlerine analitik bir şekilde bakarak, tiraj kaygısı olmadan etik değerleri gözeterek, toplum kaygılı bir yayın yapması en ilkeli olanıdır” dedi.

Sağlıkta şiddet haberleri ile ilgili olarak yurt dışında yaşayan hekimler olaylara farklı bir bakış açısından bakarak ele alıyor. Sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddetin Türkiye’nin son yıllardaki en önemli sorunlarından biri olduğunu belirten Mayo Clinic Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ulaş M. Çamsarı, “Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir dönemde sağlık çalışanlarına karşı şiddet bu denli fazla olmamıştır. Bu kadar hızlı bir kötüye gidişin nedenlerinin başında sağlık çalışanlarına karşı devletin tutumunun sertleşmesinin katkısı olduğuna inanıyorum.Sağlığın tüketicisi olan toplumun geneli sağlık sektörünün ekonomisi, sağlık çalışanlarının yaşam ve çalışma koşulları, nitelikleri, yetişme maliyeti gibi konuların detayların habersizdirler. Sosyal devletlerde devlet kurumları sağlığın topluma sunulmasına aracılık ederler, toplum ile sektör çalışanları arasındaki köprü görevi görmelidirler.  Devletin çalışanlarına olan tavrı toplumun sektöre olan bakışını etkilemektedir, bu hem olumlu hem de olumsuz anlamda geçerlidir” diye konuştu. 

Günümüzde ne yazık ki devlet kurumları ile sağlık sektörü çalışanları arasında bir gerilim olduğunu söyleyen Çamsarı, Toplumların davranışlarının, bireylerin davranışlarının kümülatif bir bileşkesi olduğunu dile getirdi.   

Basın Sağduyulu Bir Şekilde  Kendi Objektifinden Görülen Haberleri Vermelidir
“Toplumdaki marjinal saldırganlık da bu gerilimi fırsat bilerek son yıllarda ciddi bir kontrolsüzlük içine girerek toplumda tolere edilebilir saldırganlık eşiklerini  değiştirmiş, eskiden normal karşılanmayan davranışları normalleştirilmiştir” diyen Çamsarı,  sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu noktada yazılı ve görsel basın çok kilit bir görev almaktadır. Özgür olması gereken basın olup biteni tarafsız olarak aktarırken bazen önemli bir tarafsız muhakemeyi, sağduyu da temsil eder. Basın haberleri olduğu gibi aktarırken ona bir bakış açısı da kazandıran bir güçtür.  Şiddet haberleri, tüm diğer haberler gibi elbette halka sunulacaktır, sunulmalıdır, bu haberlerin sansürlenmesini savunmak basın özgürlüğünün kendisiyle çelişir. Ancak, basın,  sağduyulu bir şekilde kendi objektifinden görülen haberleri vermelidir, ama unutulmamalıdır ki, olayın bireysel şiddetin münferit örneklerinin ötesinde bir boyutu vardır, o da iktidar sahiplerinin ve devlet kurumlarının politik iklimin getirdiği rüzgarla sağlık çalışanlarına karşı sert ve otoriter bir tutum benimsemesi nedeniyle körüklendiği olasılığıdır, lakin,  aynı toplumun belli bir tarihsel dönemde doktorlara ve sağlık çalışanlarına aniden kötü davranmaya başlamasının psikiyatrik olarak  sadece bireylerin saldırganlaşmasına bağlamak mümkün değildir. Saldırganlığa meyilli bir ortam değişikliği daha makul bir açıklamadır. Çünkü toplumları ve bireyleri saldırganlığa iten psikiyatrik nedenlerin prevalansının (kişilik bozuklukları vb gibi) bu denli kısa zaman diliminde ani bir artış göstermeleri beklenmez.  Benim düşünceme göre,  medya organlarının sağlıktaki şiddet haberlerini analitik bir şekilde, tiraj kaygısı olmadan etik değerleri gözeterek, münferit şiddet olayların gereksiz detaylarını tiraj uğruna ifşa etmeye gayretten öte, olayın oluş nedenlerine ve politik iklimine de odaklanarak, tarafsız,  toplum- kaygılı bir yayın stratejisi izlemesi en ilkeli olanıdır. Bu bakış açısı benimsenirse, zaten şiddetin kendisi ve bireysel örnekleri değil, onun nedenlerine ve ona ortam hazırlayan koşullara  yönelik habercilik kendiliğinden ön plana çıkacaktır.”
Continue Reading

SAĞLIKTA ŞİDDET SONA ERSİN!

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?

Sağlıkta şiddete karşı sağlık çalışanlarının simgesi olan Dr. Ersin Arslan’ın abisi Erkan Arslan, “Medya mensupları, sağlıkta şiddet haberi yaparken, okuyucuya şunu sormalı; “Eğer sizin kardeşiniz doktor olsa ve o tedavi edip yardım ettiği hastadan ya da yakınından şiddet görse ne düşünürsünüz?”

Görev yaptığı hastanede bir hasta yakını tarafından öldürülen Dr. Ersin Arslan, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin sembol ismi haline geldi.

17 Nisan 2012 tarihinde Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nde Göğüs Cerrahisi olarak görev yapan Dr. Ersin Arslan, ölen bir hastanın torunu tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Olayın ardından Arslan’ın ismi Sağlık Bakanlığı kararıyla görev yaptığı hastaneye verildi.

Halkın Empati Kurması Sağlanmalı
Sağlıkta şiddete karşı sağlık çalışanlarının simgesi olan Dr. Ersin Arslan’ın abisi Erkan Arslan yapılan haberlerden nasıl etkilendi? Bu yaşananlar olurken, en yakınları haberleri izlerken neler hissetti? Erkan Arslan, sağlıkta şiddet haberleri ile ilgili şunları söyledi: “Medya mensupları, sağlıkta şiddet haberi yaparken, okuyucuya şunu sormalı; “Eğer sizin kardeşiniz doktor olsa ve o tedavi edip yardım ettiği hastadan ya da yakınından şiddet görse ne düşünürsünüz?” Halkın empati kurması sağlanmalı.”

“İdarecilerden Hesap Soramıyorlar En Kolay Ulaştığı Sağlık Çalışanına Şiddet Uyguluyorlar”
Şiddet haberlerinin yayınlanmasının şiddet olaylarının oranlarını artırdığını kaydeden Arslan, “Türk Milleti’nde şöyle bir durum var, önceden sağlık konusunda hiç etkisi olmayan insanlar şimdi kendisi idarecilerden hesap soramıyor ve en kolay ulaştığı doktora ve diğer sağlık çalışanlarına şiddet uyguluyor” dedi. 

“İnsanları Aşağılayan Sağlık Çalışanıyla, Derdine Derman Olanı Aynı Kategoride Tutmamalı”
Şiddet vurgulanmadan şiddet haberinin işlenmeyeceğini dile getiren Arslan, “En azından basın bunu doğru ele almalı. Ersin öldü burada ulusal basından birisi, Ersin’in eşine şu soruyu soruyor: “Hamileydiniz değil mi?” Yani basının bakış açısını siz düşünün. Medya doğruları yazmalı. İnsanların hakkını yiyen ve aşağılayan sağlık çalışanıyla, derdine derman olan sağlık çalışanını aynı kategoride tutmamalı. Gerçekleri doğru şekilde yansıtmalı” şeklinde konuştu. 
Continue Reading

ŞİDDETİ HAKLI GÖSTEREN, ÖZENDİREN YA DA KIŞKIRTAN YAYIN YAPILMAMALI

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?
“Halkın bilgi edinme hakkı var” denilerek şiddeti haklı gösteren, özendiren ya da kışkırtan yayın yapılmaması gerektiğini belirten Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel, “Toplumsal sorumluluk anlayışı içerisinde hareket edilerek haber vermenin ötesine geçmeden ve haber şiddeti üretmeden haber yapılmalı.” dedi.


Sağlıkta şiddet artarken bu konuda yapılan haberler mercek altına alınıyor. Haberler şiddet olaylarını nasıl etkiliyor? Haber işlenirken nelere dikkat edilmeli?

Medyada şiddet konusuna toplumsal şiddet olgusunu de kapsayacak şekilde bir bütün olarak bakmak gerektiğini belirten Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel, şunları söyledi: “Günümüzde şiddet, insan olma bilincinin gelişmesiyle paralel bir şekilde artık giderek daha fazla oranda reddedilmekte ve karşı çıkılmakta olan bir tutum, tavır ve davranış şekli. Artık şiddeti yalnızca bir davranış olarak da tanımlamıyoruz. Tavır ve tutumlardaki şiddeti de şiddet olarak tanımlayabiliyoruz. Gazetecilik alanında da medeniyet çizgisi artık barış, demokrasi, insan hakları ve insanlığın evrensel değerlerinden oluşuyor. Bu doğrultuda basın ya da medya etiği alanındaki ilkeler ele alındığında da açıkça şiddet kınanıyor. Örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Gazetecinin Hak ve Sorumlulukları Bildirgesinde gazetecinin temel görev ve ilkeleri tanımlanırken 3’üncü maddede “Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz.” deniliyor. Bu madde temel bir değer olarak ele alındığında gazetecinin “halkın bilgi edinme hakkı” kavramı çerçevesinde yaptığı savunuyu da yeniden yorumlamak ve değerlendirmek gerekiyor. Dolayısıyla “halkın bilgi edinme hakkı var” denilerek şiddeti haklı gösteren, özendiren ya da kışkırtan yayın yapılmaması gerekiyor. Sanırım şimdiki sorunlardan biri ise “şiddeti haklı göstermek”, “özendirmek” ya da “kışkırtmak” kavramlarının farklı yorumlarından kaynaklanıyor. Neyin şiddeti haklı gösterdiği, neyin özendirdiği ya da neyin şiddeti kışkırttığına ilişkin yorumlar farklılaşabiliyor. Burada devreye toplumsal şiddet olgusu ve algısı da giriyor. Konuyu bunlardan ayrı düşünmek imkansız. Yine bir başka sorun ise farklı kültür, bilgi ve eğitim seviyelerindeki okuyucuların ya da medya izleyicilerinin bir haberi nasıl algıladığına bağlı olarak da bu kavramların karşılıkları değişebiliyor. Yani bir kişi bir haberi okuduğunda o haberin anlamı farklı olurken bir başka kişi aynı haberi okuduğunda değerlendirmesi ve algılaması farklı olabiliyor. O halde bir haberin nasıl yayımlandığı kadar o haberin nasıl algılandığının da dikkate alınması gerekiyor. Gazetecinin bir başka sorumluluğunun da bu olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla konunun içinden çıkmanın o kadar da kolay olmadığını söylemek lazım.”

Medyada Şiddet Gösterimi Şiddeti Yaygınlaştırmakta mıdır?
Prof. Dr. Yüksel, “Şiddet haberlerinin yayınlanması bu oranı artırıyor mu?” sorunun yanıtının İletişim literatüründe “medyada şiddet gösterimi şiddeti yaygınlaştırmakta mıdır?” şeklinde ele alındığını dile getirdi. Prof. Dr. Yüksel, iletişim literatüründe medya ve şiddet konusunda farklı görüşler olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: 

“İlk hipotez, “katarsis”; yani “arındırma”. Buna göre televizyonda şiddet izlemek, saldırganlığın başkası tarafından açığa vurulması yoluyla azaltmaktadır. Dolayısıyla kişiler televizyonda şiddet görüntülerini izledikçe, içlerindeki saldırganlık başkası tarafından açığa vurulduğu ya da eyleme getirildiği için bu tür davranışların azaldığı görülmekte. Diğer hipotezlerde ise bu görüşün tam tersi savunulmakta ve televizyonda şiddet seyretmenin gerçekte saldırgan davranışların artmasına öncülük ettiği ileri sürülmekte. 

Çocuklar Televizyondaki Kahramanları Rol Modeli Olarak Alıyor
“Taklit” hipotezine göre, insanlar saldırgan davranışları televizyondan öğrenmekte ve daha sonra kendi hayatlarında yeniden saldırgan davranışlar üretmekte. Eş deyişle insanlar televizyonda gördükleri şiddet davranışlarını gerçek yaşamda taklit etmekte ve uygulamakta. Sanırım ilkokul çağındaki çocuklara “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda “Polat Alemdar” ya da “Memati olacağım” yanıtını vermelerinin nedeni belki de budur. Çocuklar televizyondaki kahramanları rol modeli olarak almakta ve onlara öykünmekte. Geçmişin Cüneyt Arkın ya da Bruce Lee taklitlerinin yerini günümüzde çoğunlukla bu tür televizyon karakterlerinin aldığı da söylenebilir. Çizgi filmler üzerine yapılan araştırmalar da benzer bulgulara sahip. 

Televizyonda Şiddet Gösterimi İnsanların Şiddet Davranışlarını Normal Bir Şeymiş Gibi Algılamasına Neden Oluyor
Diğer görüş ise “engellememe”. Buna göre televizyonun insanların diğerlerine karşı olan saldırganca davranışlarına engel olmasını azaltmaktadır. Dolayısıyla televizyondaki şiddet, diğer insanlarla ilişkide şiddetin kabul edilebilir bir yol olduğu şeklinde genel bir kural öğretebilmektedir. Eş deyişle televizyonda şiddet gösterimi insanların şiddet davranışlarını yaşamın bir parçasıymış gibi ya da normal bir şeymiş gibi algılamalarına ve şiddetin bu şekilde yayılmasına neden olmaktadır. Genel olarak özetlemeye çalıştığım iletişim literatüründe bu konularda yapılmış pek çok çalışmadan söz etmek mümkün. 

Şiddet Ve Saldırganlık Arasındaki Karşılıklı İlişki Pozitiftir
Bir de yurt dışından bir araştırma raporundan söz edeyim: Medyada şiddet konusuna ilişkin 1972 yılında ABD Halk Sağlığı Başkanlığı Danışma Komitesi, televizyon ağlarını temsil eden üyelerin de etkisiyle “yumuşatılmış” bir rapor hazırlamış ve daha sonra, aynı raporun “güncelleştirilmiş hali” olarak ifade edilen 1982 yılında Akıl Sağlığı Ulusal Enstitüsü’nün raporu yayımlandı. Bu raporda şöyle deniliyor: “10 ya da daha fazla yıldır süren araştırmadan sonra, araştırma komitelerinin pek çoğu arasındaki görüş birliği, televizyonda şiddetin, programı izleyen çocuk ve gençleri saldırgan davranışlara yönelttiğidir. Bu sonuç laboratuvar deneyleri ve anket çalışmalarına dayanmaktadır. Tabii bütün çocuklar saldırganlaşmaya başlamaz, ancak şiddet ve saldırganlık arasındaki karşılıklı ilişki pozitiftir. Büyüklük olarak televizyonda şiddetin, ölçülen diğer davranışsal değişkenler kadar saldırgan davranışla da kuvvetle karşılıklı ilişkisi vardır.”

Şiddet Haberiyle de Şiddet Üretilmemeli
“Şiddeti vurgulamak” ifadesinin altını çizen Prof. Dr. Yüksel,  “Birisi birine şiddet uyguladı” diye haber yapılabileceğini, darp etmek, yaralamak, tehdit etmek ve zarar vermenin bir haber konusu olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yüksel, “Bunlar gibi “fiziksel şiddet” dışında artık “duygusal şiddet”, “sözel şiddet”, “cinsel şiddet” ya da “ekonomik şiddet” gibi şiddetin farklı türlerinden de söz ediyoruz. Bunların da haber yapıldığını görüyoruz. Hatta kimi zaman sanki şöyle bir algı da hissediliyor: Şiddet varsa haber var, şiddet ne kadar büyükse haber de o kadar büyük. Ancak başta da belirttiğim gibi bu algının sorunlu olduğunu ve şiddet konusunda haber yaparken temel değerlerin “şiddeti haklı göstermemek”, “özendirmemek” ve “kışkırtmamak” olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bunun da kullanılan sözcükler, kurulan cümleler ve gösterilen görüntülerle yakından ilgili olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca günümüzde bu kavramlara yeterince önem verilmediğinden olmalı ki artık medyada şiddet gösteriminin de bir tür şiddet yarattığından ve şiddeti körüklediğinden söz etmek lazım. Yani aynı görüntüyü tekrar tekrar göstererek de bir başka tür şiddet sahnelenmiş oluyor. Bu da şiddet haberiyle üretilen haber şiddeti oluyor.” diye konuştu. 

Toplumsal Sorumluluk Anlayışı İçerisinde Hareket Etmeli
Ayrıca basının kriz anına yönelik özel bir duruş sergilemesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yüksel, “Ben kişisel olarak medyanın her zaman toplumsal sorumluluk anlayışı içerisinde hareket etmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Kriz anlarında da yine toplumsal sorumluluk bilinci ile bir değerlendirmede bulunulmalı. “Kriz haberciliği” bizim fakültemizde bir ders olarak okutuluyor. Bu alanda fakültemizde yapılan lisansüstü tezler de söz konusu. Ancak yine genel olarak özetleyecek olursam; öncelikle kriz durumlarında gazeteciliğin temel ilkelerinden uzaklaşılmamasında ve bu ilkelerin belki de yeniden hatırlanmasında yarar görüyorum. Olayın psikolojik baskısı altında muhabir ya da spikerlerin ya da yayın yönetmenlerinin ezilmemesi ve sağduyularını yitirmemeleri de önemli. Duygusal ve önyargılı olmamaya gayret göstermeliler. Bu anlamda kullandıkları dil, anlatım biçimi, sözcük ve cümle yapılarına özen göstermeliler. Söyledikleri sözler kadar kullandıkları jest ve mimiklerin de kamuoyu tarafından değerlendirileceğini bilmeliler. Bu doğrultuda yapılan yayının kamuoyunda nasıl bir algı yaratacağının ve sonuçlarının da düşünülmesinde yarar var. Kamu yararı ve zararının sürekli gözetilmesi gerektiğini düşünüyorum. “Haber vermenin” ya da “bilgi vermenin” ötesine geçilip geçilmediği de ayrıca değerlendirilmeli. Dolayısıyla toplumsal sorumluluk anlayışı içerisinde hareket edilerek haber vermenin ötesine geçmeden ve haber şiddeti de üretmeden haber yapılmalı. Bu tür sorumlu haberler örnek gösterilir ve teşvik edilirse medyada kimi zaman dikkati çeken yanlış tutum ve algıların da değişebileceğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Continue Reading

ŞİDDETİN UYGULANMA BİÇİMİ SUNULMADAN ŞİDDET HABERİ YAPILMALI

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?

Şiddetin uygulanma biçimi ve verilen zarar sunulmadan, şiddet haberinin işlenebileceğini söyleyen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İş ve Meslek Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa İlhan, “Şiddet haberi, maruz kalan çalışanı incitmeyecek biçimde, şiddetin suç olduğu vurgulanarak işlenmeli” dedi. 

Son dönemlerde sağlıkta şiddet haberleri yine gündeme gelmeye başladı. Bu durumdan şikayet edilirken, çözüm önerileri üzerinde durulmuyor.  1.Ulusal Sağlık Hukuku Kongresi’nde sunulan “Sağlık Çalışanlarının Şiddete Maruziyet Sıklığı” başlıklı makaleye göre; şiddet gösterenlerin profili, sıklıkla 21-30 yaşları arasında, erkek, sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyi düşük, otorite ile sorunları olup daha önce yasal sorunlar yaşayan veya tutuklanma öyküsü olan kişiler olduğunu belirtiliyor.  Araştırmalar hastalar kadar hasta yakınlarının da sağlık çalışanlarına şiddet uyguladığını ve sözel şiddetin fiziksel şiddetten daha sık olduğunu göstermektedir. 

Çalışma sonucuna göre, şiddet sıklıkla acil ve psikiyatri servislerinde, özellikle gece mesailerinde ve hastanın başvurduğu ilk bir saat içinde ve daha çok da kadınlara uygulanıyor. 

Ülkemizde 2006 yılında yapılan bir çalışmada son bir yıl içinde en az bir kez şiddete maruz kalma oranının yüzde 49,5 olduğu ve kadınların daha fazla şiddete maruz kaldığı bulunmuştur. 

Sağlıkta şiddet haberleri nasıl işlenmeli? Şiddet haberlerinin yayınlanması bu oranı artırıyor mu? Şiddet vurgulanmadan şiddet haberi işlenir mi? Kriz anlarında basın nasıl bir duruş sergilemeli? Sağlıkta şiddet haberleri yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili olarak  uzmanlara soruları cevapladı.

Şiddetin Suç Olduğu Vurgulanmalı
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İş ve Meslek Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı ve TBMM Sağlıkta Şiddetin Engellenmesi Amacı ile Kurulan Komisyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa İlhan, şiddet haberi, maruz kalan çalışanı incitmeyecek biçimde, şiddetin suç olduğu vurgulanarak, daha önceki benzer örneklerle ilişkilendirerek kişiyi bekleyen ceza ile birlikte işlenmesi gerektiğini dile getirdi. İlhan, haberde örneklerle işlenmesi gerektiğine şu örneği verdi: “Hekime saldıran genci, daha önce diğer gencin de olduğu gibi cezaevi bekliyor.”
Şiddeti sorun çözme yolu olarak gören bireyler için haberlerde kullanılan cümlelerin önemli olduğunu vurgulayan İlhan, şiddet içererek yapılan eylemlerin yayınlanması “bak o yapmış ben de yaparım” algısı yaratabildiğini, aynı zamanda şiddeti normalleştirebildiğini dile getirdi. 

Şiddetin Uygulanma Biçimi Ve Verilen Zarar Sunulmadan Şiddet Haberi Yapılmalı
Şiddetin uygulanma biçimi ve verilen zarar sunulmadan, şiddet haberinin işlenebileceğini söyleyen İlhan, “Mutlaka alınacak cezaya ve diğer bireylerin sağlık hizmeti almasının kesintiye uğramasına da atıf yapılmalı. Kriz yönetiminde bir sağlık çalışanının şiddete uğradığı durumda, basın tüm organları ile sağlık çalışanından yana duruş sergilemeli ve kişinin sağlık hizmeti sunumu gibi onurlu bir işi yaparken şiddete uğramasının kabul edilemez olduğunu ifade etmeli, şiddeti oluşturan nedenin sağlık çalışanı olmadığını vurgulamalı. Aynı zamanda şiddete uğrayan çalışanın vereceği hizmetten şiddeti uygulayanın kendisi, çocukları, eşinin de yararlanamayacağını ve sağlık hizmeti sunumunda bir anın dahi geri dönüşü olamayacağını belirtmeli” diye konuştu. 
Continue Reading