DİJİTAL ÇAĞIN GELECEĞİ ALGILARIMIZI NASIL DEĞİŞTİRECEK?

Dijitalin gün geçtikçe hayatımızın içine girmesiyle birlikte yaşam şeklimizde değişti. Bu değişime bugünlerde post- dijital çağ deniyor. Bu çağda Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zekâ, robotik, artırılmış, sanal, karma gerçeklik (AR, VR, MR, XR) ve ses teknolojilerini kapsıyor.

Bu çağda kişiye özel ürünler ve çözümlerin olması hedefleniyor. Aslında bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz birçok teknolojik gelişmeyi yaşayacağımız bir döneme doğru ilerliyoruz. İşte tam bu noktada beynimizin nasıl bir değişim içerisinde olacağı da büyük bir merak konusu oluyor. Yıllardır çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim Elon Musk’ın dünyanın en ünlü sinir bilim uzmanlarını bir araya getirerek kurduğu Neuralink şirketinin geliştirdiği bir robot, insan beynine saç telinin onda biri kadar büyüklükteki kabloları dikiyor. 90 kişinin 3 yıllık çalışmasıyla, kabloların bir ucu insan beynine diğer ucu da bir bilgisayara bağlanacak. Yani düşünceler daha beynimizdeyken kablolar sayesinde toplanan bilgiler, çiplerle kablosuz şekilde cihazlara aktarılabilecek. Böylece insan ve makine zekâsının ortak yaşam (simbiyoz) oluşturması amaçlanıyor. 2020 yılında insanlar üzerinde denenmesi için izin başvurusu yapılan çalışmayla, bilgisayarların beyin gücüyle kontrol edilmesiyle özellikle felçli hastalar için teknolojik çözümler geliştirilmesi hedefleniyor.

Beyine yerleştirilen ilaçlar uzaktan yönetilecek

Beyinlerimizi makineler ile birleştirme çalışmaları sürerken Parkinson, Alzheimer, bağımlılık, depresyon ve ağrı gibi beyin hastalıklarının sırlarını ortaya çıkarmak amacıyla, Kore Yüksek Bilim ve Teknoloji Enstitüsü veya KAIST ve Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar terapötik bir implant üzerinde çalışıyorlar. Nature Biomedical Engineering Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre, akıllı telefon tarafından kontrol edilen beyin sensörü geliştirilmeyi hedefleniyor. Lego parçaları gibi görünen değiştirilebilir ilaç kartuşları içeren bir cihaz sayesinde 1 aylık süre boyunca, fare beyinlerine cihaz yerleştiriliyor. Bu cihazlar akıllı telefon yardımıyla yeni implantın basit bir şekilde kontrol edilebilmesini sağlıyor.  Beyine verilecek ilaçlar bu şekilde yönetilebilecek.    

Felçli hastalar beyin gücüyle neler yapabilecek?

İsviçre’deki ETH Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nicole Wenderoth ve Nörolog Dr Rea Lehner’in  geliştirdiği bir sistem sayesinde felçli insanların zihin gücüyle bilgisayar oyunu oynamaları sağlanıyor. Program için gönüllü olan bir hasta, elektrotlar aracılığıyla beyin ve bilgisayar arayüzünü buluşturan sistem sayesinde “Brain Driver” adındaki oyunu oynamayı başardı. Bilim insanlarının, sonraki hedefleri, felçli hastaların beyin gücüyle tekerlekli sandalyelerini kullanabilmelerini sağlamak. Beyin gücüyle birçok şeyin yapılması hedeflenirken, post- dijital çağ dönemine uygun olarak Facebook de düşünceleri yazıya dönüştüren bir uygulama üzerinde çalıştığını hatırlayalım.

Deepfake hangisi gerçek?

13. kat filminde olduğu gibi, sanal ile gerçeğin birbirine karışıp gerçeğin ne olduğunun sorgulanması da bu dönemin sorunlarından biri olacak. Ctrl Shift Face isimli YouTube kanalında yayınlanan Komedyen Bill Hader ve Tom Cruise videosu da bu karmaşaya iyi bir örnek. Deepfake (derin sahtelik),denilen bu video yapay zeka teknolojisiyle görüntülerin manipüle edilmesini sağlıyor. Medyadaki gerçek ile sahte haber karmaşasında yaşanan sorun bu kez hayatımızın merkezine yerleşecek. Gerçek ile sanal arasındaki karmaşaya, sahtelik de eklendiğinde gerçeği bulmak daha da zorlaşacak. Gerçeğin aslında ne olduğunu sorgulamak için ne beynimize ne de gördüklerimize ve duyduklarımıza güvenerek karar vermek çok daha güç olacak.  Post-dijital çağın en önemli sorunlarından birisinin, gerçeğin ne olduğu konusunda merak ve kaotik boşluk olacak gibi duruyor.

Kaynaklar:

  • https://www.youtube.com/watch?v=lA77zsJ31nA&feature=youtu.be
  • https://www.neuralink.com/
  • https://www.biorxiv.org/content/10.1101/703801v1
  • https://www.technologyreview.com/s/613974/neuralink-whats-new-and-what-isnt-elon-musks-brain-computer-interface/
  • https://www.youtube.com/watch?v=B2-YiXuXdp8
  • http://www.sciencetimes.com/articles/23588/20190812/lego-like-therapeutic-brain-implants-that-can-be-controlled-by-a-smartphone.htm
  • https://www.euronews.com/2019/07/31/scientists-develop-video-game-that-can-be-controlled-by-the-mind
  • https://www.sciencedaily.com/releases/2019/07/190701163827.htm
  • https://www.youtube.com/watch?v=VWrhRBb-1Ig  
Continue Reading

ROBOT HEMŞİRELER GELİYOR! HAZIR MISINIZ?

Robotlar gün geçtikçe hayatımızda yer ediniyorlar. Sağlık
sektöründe de çok farklı alanlarda robotlara iş düşüyor ve avantajlarıyla birlikte
30 yılı aşkın bir süredir medyada yer alıyor. Geçmişten günümüze kısa bir tur
yapmaya hazırsanız başlayalım.

İlk robotlardan biri, 1985 yılında PUMA 560 cerrahi robot
kolun nöroşirürjik biyopside kullanıldı. O zamandan bu yana, tıp robotları,
cerrahi robotlar, teletıp hayatımızı değiştiriyor. Sağlık sektöründeki
masrafların yüksek olması, zamandan ve bütçeden kısıtlama yapılması gerektiğini
gösteriyor.

Japonya ve Amerika’da hemşire ihtiyacı çok fazla ve
diplomalı hemşire olmadığı için yeterli bakımı robot hemşireler karşılamaya
başlayacak.

Japon Sağlık, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2015
tarihli bir tahmini, nüfusun yaşlanmasının gelecek 10 yıl zarfında
hızlanmasıyla Japonya’nın hemşirelik alanında büyük bir açıkla karşılaşacağını
gösteriyor. 2025 yılı itibariyle ulus 2,53 milyon hemşireye ihtiyaç duyacak. Bu
hedefi karşılamak 2025 yılı itibariyle 800 bin ile 1 milyon hemşireye daha
ihtiyaç olacak. Ancak artışın şimdiki temposu hızlanmadığı sürece, hemşirelik
alanında çalışanların sayısı en az 380 bin açık vererek talebi
karşılayamayacak.

Yaşlı bakımında da
etkili olacaklar
Dünyadaki en yüksek yaşam beklentisiyle, Japonya bugün bu
sorundan başka herhangi bir ülkeden daha fazla acı çekiyor. Japonya nüfusunun
yaklaşık yüzde 30’u 65 yaşın üzerinde ve kadın başına yaklaşık 1.2 doğumla
birlikte, iş gücüne yetişmek için yeterli sayıda insan yok.

Japonya’nın nüfus piramidi daha uzun yaşam beklentisi ve
daha küçük doğum oranlarını yansıtacak şekilde eğiliyor.

1950’lerde doğal bir zirveye gelen nüfus piramidi, şimdi çok
daha ağırdır. Bu, sadece yaşlıların bakımı için yeterli insan olmadığı için
değil, aynı zamanda emeklilikteki nüfusun böylesine büyük bir kısmının ve
ekonomiyi boşalttığı için de sorun oluşturuyor. 65 yaş ve üstü nüfusun 2030
yılında 72 milyona ulaşması öngörülüyor.

Robot hemşirelerde
etik sorunsalı
Robotik hemşirelerin oluşturulmasındaki ana zorluk, bir
makineyi güvenilir ve etik programlama problemi olduğu belirtiliyor. Robot
hemşire günlük olarak hastaları ile ilgili karmaşık kararlar vermek zorunda
kalacak. Örneğin, bir robot hastalarını ilacı almasını hatırlatmak için
programlanmışsa, hasta reddederse ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bir
yandan ilacı reddetmek hastaya zarar verir. Öte yandan hasta, robotun farkında
olmadığı bazı meşru nedenleri reddediyor olabilir. Örneğin, ilacı kullandıktan
sonra hasta kendini hasta hissederse, o zaman ilacın uygulanmasında ısrar etmek
zararlı olabilir. Bir hatırlatmadan vazgeçmek ve herhangi bir cevabı göz ardı
etmek de pratik değil. Çünkü robot, hastanın uygun şekilde bakım aldığından
emin olmak için bir insan hemşirenin yerini alacak. Dahası, hasta ilacı almayı
kabul edip sonra unuttuysa? Robot ilaç alınana kadar hastayı takip edip
izlemeli mi, yoksa mahremiyet ihlali mi? Bir şey ters giderse robot ne zaman ve
nasıl doktoru bilgilendirmelidir?

Bu senaryo, insan hemşirelerin sık sık karşılaştığı bir
durum.  Bir karar vermek için yeterli
veri yoksa, insanlar daha fazla bilgi almak için hangi soruların sorulacağını
belirleyebilir. Robotlar böyle bir seviyede karar veremiyor.

Karar almada
güçlükler var
Robotlar karar vermeden önce, belirsiz koşulların üstesinden
gelebilmeleri gerekiyor. 
Bir hastaya ilacını almasını ve olumsuz bir cevap almasını
isteyen robot hemşire, olumsuz yanıtı kabul etmek veya yeni bir talepte
bulunmak için yeterli bilgi olmadığını tespit ederse, bir karar verebilir.
Örneğin, robot hastanın ateşinin yükseldiği bilgisini doktora iletirse, daha
iyi bir karar vereceğini bildirebilir.

İnsanlar belirsiz kararlarla karşı karşıya kaldıklarında,
bunu düşünebilir ve daha fazla bilgi ihtiyacını kabul edebilirler. Ancak
robotlar, önceden programlanmış protokollere dayanan koşullardan bağımsız
olarak karar verme eğilimindedir. 


Japon Hemşire
Robotları
Bugün itibariyle, robot hemşireler henüz bu gelişmişlik
seviyesine sahip değiller. Robot hemşireler için mevcut prototipler yardımcılar
olarak tasarlanmış ve tam olarak entegre otonom sistem yok.

Robot hemşire üretiminin şu anki lideri olan Japonya, tıbbi
topluluktaki farklı ihtiyaçları ele alan çeşitli robotlara sahip.

RIBA robot hemşire hasta taşıyor. Bu robota “Etkileşimli
Vücut Yardımı için Robot” anlamına gelen RIBA deniyor. RIBA, bir kişiyi yatar
pozisyonda ya da oturma pozisyonundan 60 kiloya kadar kaldırabiliyor ve başka
bir yere taşıyabiliyor. RIBA, kaymayı önleyen gelişmiş dokunsal sensörlere ve
güçlü kollara sahip. Ayrıca iki kamera ve iki mikrofon ile bir operatörden
ipuçlarını takip edebiliyor. RIBA hastaları yatıştırmak için kullanılan büyük
bir oyuncak ayı gibi görünüyor, ama aynı zamanda bazılarını rahatsız
edebiliyor.

Actroid-F DEMO
Japonya merkezli robot üreticisi Kokoro, Actroid-F ile
farklı bir araştırma alanına odaklandı. Bu robot, gözlerini, kaşlarını, ağzını,
başını ve boynunu hareket ettirebiliyor. Actroid-F, bir uzaktan operatör
tarafından kontrol edilebilen, ifadeleri ve konuşması çok doğru bir şekilde
taklit edebilen bir tele-robot. Bu robot aynı zamanda özerk değil, ama insan
olarak hastalarla bakarak ve etkileşim kurabiliyor. Actroid-F henüz otonom
olmadığı için, etik sorunları kendi başına kararlaştırmaya gerek duymayacak.
Ancak, operatörlerin gözetiminin gizlilik sınırlarının neresinden geçtiğine
karar vermek zorunda kalacaklar.


Pearl
ABD’de, Michigan Üniversitesi, Pittsburg Üniversitesi ve
Carnegie Mellon Üniversitesi’nden araştırmacılar, Pearl adında bir Nursebot
üzerinde çalışıyorlar. Pearl, Japon meslektaşları gibi bir asistan robotu ve
insanlara rutin faaliyetler hakkında hatırlatmaya ve yaşlılara rehberlik
ediyor. Pearl, sesli ve görüntülü girişin yanı sıra bir dokunmatik ekran
arayüzü ve yapabildiği çeşitli görevler için yazılımın navigasyon ve tanıma ile
yardımcı olan birçok sensöre sahip. Bilişsel ya da bedensel engelli bireylerin
günlük görevlerden geçmelerine yardımcı olmak için iyi bir teknolojik araç.
Pearl ayrıca çevresinin haritasını ve müşterinin ne kadar hızlı hareket
ettiğine bağlı olarak hızını değiştirmenin bir yolunu da hesaba katan sofistike
navigasyon algoritmalarına sahip.



Mabu
San Francisco merkezli dijital sağlık firması tarafından
üretilen Mabu, kişilik ve tedavi ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş günlük
konuşmalar yapıyor ve sağlık uzmanına sizin hakkınızda geri bildirim
gönderiyor. Size, hatırlatıyor ve sürecinizi takip ediyor. Yüz takip sistemi
ile de sizi takip edebiliyor ve bu sayede göz teması kurulduğunda iletişime
geçiyor.
Kaynaklar
https://twcroboticsurgery.weebly.com/past.html
https://www.bls.gov/news.release/archives/ecopro_12192013.pdf
https://www.bls.gov/opub/mlr/2013/article/occupational-employment-projections-to-2022.htm
https://www.japantimes.co.jp/opinion/2015/07/07/editorials/shortage-of-nursing-care-workers-2#.WrazUohuZPY
https://cs.stanford.edu/people/eroberts/cs201/projects/2010-11/ComputersMakingDecisions/robotic-nurses/index.html
https://www.youtube.com/watch?v=Ulw2Z1qZJOI
https://www.youtube.com/watch?v=7lLP5hGqKB8
https://mashable.com/2017/10/07/mabu-health-care-robot/#gW83kK682kqM
https://www.youtube.com/watch?v=bQak–i5U3A

Continue Reading

TIP EĞİTİMİNDE TEKNOLOJİ YENİ UFUKLAR AÇIYOR

Sağlık sektörü son dönemlerde farklı branşların gözünü sanal
gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklikle (AR) ilgili yeniliklere yönettiler.
Özellikle tıp alanında son dönemde kullanılmaya başlanan teknolojiler, doktorların
ve tıp öğrencilerinin işlerini oldukça kolaylaştırıyor.

Goldman Sachs’ın raporuna göre 2025 yılına gelindiğinde
sağlık alanında kullanılan sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik pazarı 5,1
milyar doları bulacak. 
Ameliyat simülasyonları tıp öğrencilerinin; kadavra, hayvan
ya da bir hasta olmadan ameliyat deneyimi edinmelerine yardımcı oluyor.
Kanadalı yazılım firması Conquer Mobile, tıp eğitiminde kullanılmak üzere bir
sanal gerçeklik uygulaması geliştirdi. Bu teknoloji kullanılarak cerrahlar sanal
bir hasta üzerinde pratik yaparak gerçekçi reaksiyonlar alabiliyor. 

Anatomide Sanal
Gerçeklik Uygulamaları
Ülkemizde de anatomi eğitimlerinde bu teknolojiler
kullanılıyor. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.
Dr. Selçuk Tunalı ve ekibi, University of Hawaii ile işbirliği içerisinde pek
çok üç boyutlu rekonstrüksiyon çalışması gerçekleştirdi. WinSurf ve SurfViewer
gibi üç boyutlu rekonstrüksiyon oluşturma ve görüntüleme sistemlerini
geliştiren ekipte yer alana Tunalı, oluşturduğu üç boyutlu modellerde altı
dilde sesli etiketleme gerçekleştirdi. Rekonstrüksiyon çalışmalarının büyük bir
ekip çalışması gerektirmesi ve çok zaman alması nedeniyle bir süre ara veren
Tunalı, “Yaklaşık üç yıl önce zSpace sanal gerçeklik sistemiyle çalışmaya
başladım. zSpace ile içerik geliştirme konusunda işbirliğimizi geliştirerek
Aralık 2017’de ülkemizdeki ilk Sanal Gerçeklik Anatomi Laboratuvarını TOBB
ETÜ’de kurduk. Yaptığımız ilk akademik çalışmada, teorik eğitimden sonra sadece
maket ve diseksiyon çalışması ile bu eğitime sanal gerçeklik çalışmasının
eklenmesi durumundaki öğrenme düzeylerini karşılaştırdık; sanal gerçeklik
çalışmasının istatistiksel olarak çok güçlü bir ilişki ile öğrenme düzeyini
arttırdığını saptadık. Sanal gerçeklik sistemlerini yoğun olarak kullanan bir
anatomist olmama karşın, anatomi eğitimindeki en önemli ve kalıcı öğrenme
yönteminin kadavra diseksiyonu olduğuna inanıyorum. Ülkemizde tıp
fakültelerinin en önemli problemlerinden olan kadavra eksikliği konusunda
toplumumuzun bilinçlenmesine bir nebze olsun katkıda bulanabilmeyi de
amaçlayarak, anatomist olarak sürdürmekte olduğum anatomi kariyerime, ölümümden
sonra da kadavra olarak devam edeceğimi bildirmekten mutluluk duyuyorum.”
diyor.


Acil Hastalara Müdahalede Doğru Karar Vermeyi Sağlıyor
Sanal gerçeklik üzerine çalışmalar yapan Immersive Media
Initiative ekibinin geliştirdiği Acil departmanı simülasyonu ile başkalarının
işine engel olmadan acil durum vakalarını inceleyebiliyor.   Bu teknoloji için gerçek bir hastanede acil
durum sırasında 360 derecelik çekimler yapan ekip, gerçek hastaların bulunduğu
simülasyonun oldukça etkili olduğunu söylüyor. Basitçe bir filmin içinde
gezdiğiniz simülasyon, anlık olarak tüm gelişmelerden haberdar olmanız ve
gerçek tepkiler vermenizi sağlıyor. Böylece doktorların nasıl kararlar
verdiğini, müdahalenin nasıl yapıldığını, zamanın değerlendirilmesini
görebiliyorsunuz.


Facebook Tıp
Eğitiminde İyilik Peşinde
Facebook’un VR şirketi Oculus, yürüttüğü “İyilik için VR”
(VR for Good) inisiyatifi kapsamında tıp eğitiminde önemli bir devrimin ilk
adımlarının attı. Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Los Angeles Çocuk
Hastanesi’yle işbirliği yapan şirket, tıp öğrencilerini ve personelini eğitmek
için,  yüksek riskli pediatrik
travmalarla ilgili bir VR simülasyonu geliştirdi. Geliştirilen simülasyon, VR
teknolojisinin kapsayıcı gücü sayesinde sağlık profesyoneli adaylarının eğitim
senaryolarını gerçek hayat yakınlığında deneyimleyerek karar verme yetkinliği
kazanmalarına yardım ediyor. Los Angeles Çocuk Hastanesi’nde karşılaşılmış
gerçek vakalar doğrultusunda geliştirilen sanal senaryolar, tıp öğrencilerinin
ve doktorların gerçekçi koşullarda tanı ve tedavi tecrübesi edinmesine yardımcı
oluyor. 


Dünyada Tüm Vücut
Plastinat Yapabilmede Sayılı Merkezden Biri
VR ve AR teknolojinin yanı sıra anatomi eğitiminde etkili
olan plastinasyonda da yenilikler var. 2004 yılında İspanya’da eğitim aldıktan
sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı’nda küçük
çaplı bir plastinasyon laboratuvarı kuran Prof. Dr. Selçuk Tunalı, şunları
söylüyor: “Hacettepe’deki laboratuvarımız, ülkemizde başka plastinasyon
laboratuvarlarının kurulmasında eğitim ve referans merkezi oldu. 2014 yılında
TOBB ETÜ Tıp Fakültesi’nde tüm vücut plastinasyon laboratuvarını kurdum. Bu
laboratuvar, dünyada tüm vücut plastinat yapabilme kapasitesindeki 7-8 laboratuvardan
biridir. Burada pek çok özel plastinasyon yöntemi deniyoruz. Ülkemizde ilk defa
polyester plastinasyonunu uyguladık. Yurt dışına bağımlılığımızı ortadan
kaldırmaya yönelik olarak yerli polyesterle yaptığımız çalışmalarda, yabancı
polyester ile olandan daha iyi sonuçlar aldık. Halen, insan beyin atlası
oluşturma çalışmalarımıza devam ediyoruz.” 
Kaynaklar:
https://www.facebook.com/oculusvr/
http://www.thepostathens.com/article/2017/01/virtual-reality-healthcare-ohio-university
https://www.dunyahalleri.com/sanal-gercekligin-sagliga-yansimalari/
http://www.goldmansachs.com/our-thinking/pages/virtual-and-augmented-reality-report.html
https://conquermobile.com/services/vr-simulation  
Continue Reading

TÜRK KADIN FİZİKÇİLERİN DEMİR LEYDİSİ KEŞİFLERE DOYMUYOR

Teknolojik buluşlar ve akademik araştırmalarıyla birçok kez
bilim dergilerine kapak olan, Adolph Lomb Madalyası ve National Science
Foundation’ın (Ulusal Bilim Vakfı) verdiği ödül de aralarında olmak üzere, pek
çok ödüle layık görülen Dr. Hatice Altuğ, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Obama’nın
elinden de
ödül alan ilk Türk bilim kadını olmuştu. Altuğ,
Presidential Early Career Awards for Scientist and Engineers  ile geleceğin en önemli bilim insanları
arasında gösteriliyor. 

Kadınlara bilim dünyasında daha çok yer açılmasının neleri
değiştirebildiğine örnek olması için bu ay Dr. Hatice Altuğ’un çalışmalarını
anlatacağım. Fizik alanında kadınlarla karşılaşmanın çok yaygın olmadığını
düşünen Altuğ,  bunu değiştirmek için çalışıyor. 

Dünya’nın en iyi 20 üniversitesi arasında kabul edilen
İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) Yardımcı
Doçent olarak çalışmalarına devam eden Dr. Hatice Altuğ,  yakın zamanda Science Dergisi’nde Graphene’in
elektro-optik özelliklerini kullanarak mono-layer proteinlerin algılanmasında
kullanılan ayarlanabilir plasmon-tabanlı bir biosensör geliştirdiği çalışması
yayınlandı.

1978’de Burdur’un Karamalı ilçesinde doğan Dr. Hatice Altuğ, hayatında
eğitimci olan anne ve babasının etkisi büyük oldu.  Ortaokul ve liseyi Antalya’da okudu.  Elektromanyetik dalgalar ve yerçekimi
kuvvetleri kanunları gibi konularla ilgili öğretmenlerine sorular soran Altuğ’un,
aldığı yanıtlar “Bunlar müfredat dışı.” ya da “Bunlardan sorumlu değilsiniz.”
şeklinde oldu. 

İlk tercihi olan Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’ne tam
burs alarak girdiğinde sınıftaki tek kız öğrenci olarak eğitimine devam
etti.  Bilkent’ten 2000 yılında dereceyle
mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nden tam burs olarak “Uygulamalı
Fizik” bölümünde doktoraya başladı.

Doktora sırasında lazer sistemleri ve optik aletler üzerine
çalışma yürüttü.

2004’te “Optical Switch (Optik Anahtarlar)” isimli çalışması
“Silikon Vadisi Birincilik Ödülü” getirdi. Yine lazer üzerine yaptığı başka bir
çalışma ile de 2005 yılında “Research Excellence Reward (Mükemmel Araştırma
Ödülü)” aldı.

Lazerin hızını 100 kat artırmayı başararak, Nature Physics
adlı dünyaca ünlü bilim dergisine kapak oldu.  

 Stanford
Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Boston Üniversitesi’ne geçti.
Altuğ, yaptığı bu çalışmalar ile 2010 yılında, Amerikan
Ulusal Bilim Vakfı’nın (National Science Foundation) verdiği “Başkanlık
Erken Kariyer Ödülü”‘nün sahibi oldu.

ABD’deki Boston Üniversitesi’nde nanoteknoloji ile
geliştirdiği cihaz vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit edebiliyor.
Yaptığı çalışmalar sonucu vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit eden
portatif ve düşük maliyetli bir cihaz geliştirdi. İnsanların evlerinde bile,
vücutlarında herhangi bir virüs olup olmadığını test edebilecekleri, cep
telefonu büyüklüğünde geliştirdiği alet ile 2011 yılında Popular Science
Dergisi’ndeki “Yılın En Başarılı 10 Genç Bilim İnsanı” listesine
girdi.

Bir tel zımbanın yarısı büyüklüğünde, rahatça kullanılabilen
bir MedikalÇip geliştirdi. Araştırma Nature Light Science & Application Dergisi’nde
yayınlandı. Bu çip insan vücudundaki proteinleri test edebiliyor. Optik
Laboratuvar olarak adlandırılan bu cihaz, kan örneği üzerinde 170 bin farklı
molekülü hızlıca analiz edebiliyor.
Continue Reading

MİKROÇİPLERLE KANSERE ÇÖZÜM ÜRETEN TÜRK

Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan bilim insanları arasında yer alan dünyaca ünlü biyomedikal mühendisi ve mucidi Prof. Dr. Mehmet Toner’in kariyeri bilim dünyasına ilham veriyor.
Milyarlarca kan hücresi arasından nadir bulunan kanserli hücreler tespit edilebilen mikroçipli kan testi kanserle mücadelede sağlık teknolojileri alanında yapılan çalışmalar içerisinde son dönemlerdeki en heyecan verici uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu test ile doğru hastaya, doğru ilaç verilerek, doğru zamanda vererek boşa ameliyat ve biyopsi yapılmıyor. Yapılan kan testinin yaklaşık 2 saat sonra sonuçları hazırlanıyor. 
Yakın gelecekte kanserde erken teşhis, iğneli biyopsi olmaksızın bu teknoloji mümkün olacak. Mikroçipli kan testinde, 2 milyondan fazla hücreye bir saniyede bakıp kanserli hücreler teşhis edilebiliyor. 

Prof. Dr. Mehmet Toner’in yaptığı başka bir testin Ar-Ge süreci için doktorlar, küresel sağlık uzmanları, fizikçiler ve mühendislerden oluşan bir ekip ve kaynak sınırlı bölgelerdeki bakım noktasında HIV / AIDS’i izlemek için bir mikroçip geliştirdi. Parmaktan alınan kandan bakılan testin ticarileştirilme çalışmaları halen sürüyor.  

50’den fazla patenti var
Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan dünyanın pek çok yerinden bilim ve tıp insanları arasında çok başarılı bir Türk de var. Tüm dünyanın çalışmalarını hayranlıkla takip ettiği Prof. Dr. Mehmet Toner’den bahsediyorum. Nanoteknoloji, doku mühendisliği ve biyokoruma alanlarındaki çalışmalarını ABD’de sürdüren Prof. Dr. Mehmet Toner, doğum öncesi genetik bozukluklar, bulaşıcı hastalıklar ve erken kanser tanısına yarayan mikroelekromekanik cihazın buluşu ile ABD’nin en saygın kurumlarından Ulusal Mühendislik Akademisi’ne (NAE) seçilmiş bir isim. Kanser üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Eğitim Hastanesi Cerrahi Profesörü, Massachusetts General Hastanesi Biyomikroelektromekanik Sistemleri Merkezi Direktörü olan Prof. Dr. Mehmet Toner, aynı zamanda Boston Shriners Çocuk Hastanesinin Araştırma Direktörü.  Nature, New England Tıp Dergisi, Science, Nature Biyoteknolojisi, PNAS, The FASEB Journal gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde 300’den fazla yayını bulunan Prof. Dr. Toner’in 50’den fazla patenti bulunuyor. 

Biyomedikal mühendislik katkıları, çok disiplinli araştırmaların veya geniş kapsamlı klinik ve ticari etkileri olan yakınsama biliminin parlayan örneklerini temsil eden Prof. Dr. Mehmet Toner’ın akademik bilim kariyerine baktığımızda çok ilginç dönüm noktaları karşımıza çıkıyor. Tıp okumak istese de İstanbul Teknik Üniversitesi makina mühendisliği bölümünü kazanan Toner, üniversite hayatı boyunca laboratuvarlardan çıkmadı, biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yaptı. Tıpa olan ilgisi, tıp teknolojisinde devrim niteliğinde bir çalışmaya imzasını atmasını sağlayacaktı. Üniversiteyi bitirdikten sonra akademik kariyerini sürdürmek için ABD’ye gittiğinde İngilizce bilmemesine rağmen Yale, Brown, MIT ve Michigan gibi saygın üniversitelere başvurdu ve Yale Üniversitesi’nden tam burslu kabul almasına rağmen, MIT’de o dönem yeni başlayan biyomedikal mühendislik üzerine araştırma yapmayı tercih etti.

Yardımcı doçent olarak, MIT’nin Tıp Fakültesinde göreve başladı. Yaptığı çalışmalar ve başarıları sayesinde 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe en hızlı yükselenlerden birisi oldu.  Profesörlük unvanından sonra kendi adına kürsü açtı.  Prof. Dr. Toner, 1994 yılında Biyomühendislik “YC Fung Fakülte Ödülü”, 1995 yılında “Whitaker Vakfı Özel Fırsat Ödülü.”, 2008 yılında Massachusetts General Hospital Kanser Merkezi Ödülü, 2010 yılında Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Takım Ödülünü aldı.  
2012’de Kriyobiyoloji Derneği tarafından düşük sıcaklık biyolojisi alanındaki çalışmalarına, Luyet Madalyası verildi. 2013 yılında ise Amerikan Makina Mühendisleri Topluluğu tarafından H.R. Lissner Madalyası ile ödüllendirildi. 
In 2012, his work in low temperature biology was recognized by the Luyet Medal given by the Society for Cryobiology.  In 2013, he was bestowed with the H.R. Lissner Medal of the American Society of Mechanical Engineers.
Continue Reading

SAĞLIĞA ROBOT ELİ DEĞECEK

Japonya merkezli Nagoya Üniversite Hastanesi’nde medikal
işler için Toyota tarafından geliştirilen robotları kullanmaya hazırlanıyor.


Kullanılmaya başlanacak olan dört robot gece vardiyasında
çalışacak. Şubat ayında işe başlayacak olan robotlar, bir yıl boyunca ilaçların
getirilip götürülmesi ve testlerin katlar arasında taşınması işinde
kullanılacak.

Hastane görevlileri ise tablet kullanarak robotları
çağırabilecek ve medikal taşıma işlemleri için robotları görevlendirebilecek.
Eğer denemelerde başarı elde edilirse hastane daha çok robot istihdam etmeyi
tercih edebilir.

Terleyen Robot
Ürettiler
Tokyo Üniversitesi JSK Laboratuvarı‘nda çalışanaraştırmacılar 1,7 metre uzunluğunda ve 56 kilogram ağırlığındaki insansı robot
Kengero’ya bir soğutma sistemi eklemenin yollarını arıyordu. Araştırmacılar,
Kengero’nun motorlarının etrafından su sızmasını sağlayarak suyun
buharlaşmasına imkan sağladı. Yani, Kengero’yu ‘terlettiler’.  Başını bir taraftan öteki tarafa kadar
çevirebilen Kengero 11 dakika boyunca motorları yanmadan mekik çekebiliyor.

Robot Cerrahinin
Başarısı
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar,
2003-2015 yılları arasında ABD’deki 416 hastaneden alınan verileri inceledi. The Journal of American Medicine’daki a
raştırmaya göre robot cerrahlar, üç boyutlu görüntü, daha geniş bir hareket
alanı ve doktorlar için daha iyi bir ortam sağlıyor. Sonuç olarak, robot
kullanılan böbrek ameliyatlarının yüzde 46,3’ünde ameliyat süresi dört saatten
fazla olarak belirlendi. Kalın bağırsak kanseri ameliyatında ise robotlar işin
içine girince ameliyat süresi 37,5 dakika uzarken maliyet bin 132 Dolar arttı.

DNA Nano-Robotu
Geliştirildi
Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi’ndeki (Caltech) bilim
insanları, DNA nano-robotu geliştirdi. Robot, belirli molekülleri toplayıp
önceden belirlenmiş noktalara bırakıyor. Basit DNA araçlarının önemli görevleri
yerine getirmek için kullanılabilmesinin yanında, bir ilacı moleküler bir
fabrikada sentezlemek ya da ilacı sadece kan akışında belirli sinyaller
mevcutken teslim etmek yer alıyor.

Robotlarla Duygusal
Bağ Kuruluyor
BBC’nin haberine göre; Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne
bağlı multimedya ve teknoloji araştırma birimi Media Lab’de görevli Kate
Darling, düzenlediği bir atölye çalışmasında, katılımcılardan sevimli bir dinozor
olan Pleo adlı oyuncağa işkence yapmalarını istedi. Darling çalışmasındaki
deneyimlerini şöyle anlatıyor: “İnsanlar işkence yapmayı reddediyorlardı.
Eğer yapmazlarsa dinozorları yok edeceğimiz tehdidinde bulunmak zorunda
kaldık.”

Darling bir sadist değil. Atölye çalışması, insanların neden
makinelere olan bağımlılığının giderek arttığını anlamaya çalışmak için yapılan
bir deney. Geçen yıl da bu tip deneyler yapan Darling, laboratuvarda
katılımcılardan çekiçlerle robotlara vurmalarını istediğinde yine benzer bir
direnişle karşılaşmış.

BBC’ye konuşan Darling, “İnsan niteliklerini her şeye
atfetme (antropomorfizm) huyumuz var. Canlı gibi görünen hareketlerle
bütünleşiyoruz. Buna ve hareketlerimizi, sesimizi taklit eden sosyal robotlara
niyetimizi gösteriyor ve bilinçaltında duygularımızı ve hislerimizi
ilişkilendiriyoruz” diyor.
  
Continue Reading