SAĞLIK OKURYAZARLIĞI BİLİNCİ OLUŞTURMAK SAĞLIK EKONOMİSİNİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK!

Dijital dünya tüm çalışma alanlarımızın içerisinde yerini aldı. Özellikle sağlıkla dijital içiçe geçerek, değişimi dönüşüme çeviriyor. Sağlıkla ilgili verilerin doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi için sağlık okuryazarlığı bilinci kazandırılması da gün geçtikçe önem kazanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı internet kullanım oranlarına göre; Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9’a ulaştı. Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma, hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda yüzde 58 oranında hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercih olsa da yüzde 43 ile Google gibi online arama motorları kullanıldığı görülüyor.

Sağlık okuryazarlığı verilerine baktığımızda ise, bu alandaki bilinç düzeyinin ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. 2014 yılında Türkiye’de erişkin nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyi ile yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarlığı prevalansının belirlenmesi amacı ile yapılan bir çalışmada toplumumuzun yüzde 64,6’sının “yetersiz” veya “sorunlu” sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili olarak 2011 yılında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İrlanda, İspanya, Polonya ve Yunanistan olmak üzere sekiz Avrupa ülkesinde, 15 yaş ve üzerindeki 8 bin kişide yapılan çalışma sonucunda Hollanda’da katılımcıların yüzde 23,7’si, Bulgaristan’da yüzde 53,7’si yetersiz ve sorunlu grupta yer aldı.

Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşma, anlama ve kullanmayı içeriyor

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusundaki bilişsel-sosyal beceriler ve motivasyon düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı, broşürleri okumak ve başarılı bir şekilde randevu almaktan daha fazlasını ifade ediyor. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bu bilgileri etkili bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Sağlıklı yaşam bilinci ve kalitesini artıran, sağlık profesyonelleri için iletişim ve klinik becerilerin kazanılmasını sağlıyor.  Ayrıca, sağlık hizmeti alanlar için karar mekanizmasına dâhil olmayı sağlayan sağlık okuryazarlığı, sağlığı geliştirme aktivitelerinin planlanmasında önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Sağlık okuryazarlığı temel sağlık bilgisi aktarmaktan ibaret değil

Dijitalin gün geçtikçe önem kazandığı günümüzde, bilgi yayılımının ötesine geçen ve etkileşim, katılım ve eleştirel analiz gerektiren yöntemler aracılığıyla bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu noktada sağlık okuryazarlığının sadece temel sağlık bilgi aktarımından daha fazlasını gerektirdiğini kabul etmek şart. İnsanların sağlıklarını korumak için doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, sonrasında emin olduktan sonra hareket etme becerilerini, bilgilerini ve etkinliğini nasıl geliştirebileceklerinin yol haritasını sunmak gerekiyor.

Sade dil kullanmak için bunları yapın

Sağlık profesyonelleri kullandıkları terimleri, hiçbir şey bilmediğini düşündüğü hasta ve hasta yakının anlayacağı şekilde sadeleştirmeli. Bu sayede hekim, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişim güçlenir.  Sade bir dil kullanmak için şunları yapabilirsiniz:

  • En önemli mesajları başta verin.
  • Karmaşık bilgileri anlaşılır şekilde olması için parçalara bölün.
  • Sade ve anlaşılır bir dil kullanın.
  • Konuların daha anlaşılır olması için liste ve tablo kullanın.
  • Metnin okunabilirliğini artırın.
  • Materyallerin kültürel uygunluğuna dikkat edin.
  • Görsellerin anlaşılır ve dikkat çekici olmasına özen gösterin.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), hasta eğitim materyallerinin 6.-7. sınıf okuma seviyesinden daha yüksek yazılmış olmamasını öneriyor.

Bireyler sağlıklı yaşam bilinci geliştirmek için yeterli bilgi, beceri ve güvene sahip olduğunda sağlıklı kalabiliyor.   Ayrıca sağlık okuryazarlığı konusunda yeterli düzeyde olunmamasının nedenlerinden biri, güvenilir bilgi ve kaynakların ayrımını yapacak bilinç oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu bilgi açığı, hem hastaların kendilerine sunulan bilgileri anlayamamalarından hem de hastanelerin bu okuryazarlık boşluklarını ele almak için yeterli çaba göstermemelerinden kaynaklanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bilincini artırmak sağlık ekonomisini değiştiriyor

Sağlık okuryazarlığı alanındaki düşük bilinç düzeyi, sağlık hizmetlerine yapılan harcamaları da etkiliyor. Sağlık okuryazarlığı bilincine sahip olmayan bireylerin genel sağlığı iyi olamayacağından bu durum finansal süreci de olumsuz etkiler.  

Sağlık okuryazarlığı bilinci kazanmak neleri değiştiriyor?

  • Bilimsel kavramları, içeriği ve sağlık araştırmasını anlama becerisi kazandırıyor.
  • Sözlü, yazılı ve çevrimiçi iletişim becerilerini kullanmayı geliştiriyor.
  • Kitle iletişim araçlarındaki yayınlara eleştirel yorum yapabilmeyi sağlıyor.
  • Karmaşık sağlık bakımı ve yönetişim sistemleri hakkında bilgi sahibi olunuyor.
  • Sağlık kararlarında kültürel ve yerli bilgiyi kullanma yeteneği gelişiyor.  
  • Geniş bir beceri yelpazesi ve insanların bilinçli seçimler yapmasını sağlıyor.
  • Sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak hedeflenir.

DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik şu yaklaşımlar öneriliyor:

1. Sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı.

2. Sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli.

3. Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmeli.

4. Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalı.

5. Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalı.

6. Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmeli.

Kaynakça

Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNDEKİ BÜYÜK TEHLİKE NE?

Son yıllarda ülkemizde çocuk psikolojisi konusunda “uzman” patlaması yaşanıyor. İlgi çektiğini fark eden bazı kişiler, kendilerini bu alanda uzman ilan edebiliyor. Peki çocuk psikolojisindeki yanlış bilgilerden ve sözde uzmanlardan korunmak için aileler nasıl bir yol izlemeli?

Yanlış bilgiye maruz kalındığı ve aksinin ispat edildiği durumları düşünelim. Yanlış bilginin düzeltilmesinde bireysel özelliklerin ve mesaj özelliklerinin etkisiyle ilgili Psychological Science’ta bir meta-analiz çalışması yayınlandı. Bunun için sahte sosyal ve politik haberleri kullanan 20 çalışma ve yayınlandıkları 1994-2015 döneminde bu çalışmaların aktarıldığı 8 yayın incelendi.


Yanlış bilgiyi destekleyici yönde görüş geliştirerek kendi açıklamasını üreten insanların daha sonra bu ilk inançlarını sorgulayıp değiştirmelerinin zorlaştığı görüldü. Bu durumda, bilginin yanlış olduğuna ilişkin düzeltme mesajının da daha az etkili olduğu ortaya çıktı. İnsanların kendilerine sunulanla yetinmeyip nedensel alternatifler üretme ihtimali arttığında düzeltme mesajının daha etkili olduğu bulundu.


Mesajın içeriği yanlış bilgiyi haklı çıkaran zihinsel modelleri değiştirmeyi sağlayacak biçimdeyse, daha başarılı olduğu saptandı. İçeriğin yüzeysel kaldığı; yani sadece bilginin yanlış olduğunun bildirildiği durumlarda, düzeltme bilgisinin ayrıntılı sunulduğu duruma kıyasla etkisinin zayıfladığı görüldü. Ancak ilginç şekilde, daha ayrıntılı düzeltme bilgisi sunulmasının yanlış bilginin kalıcılığını azaltmayabileceği de ortaya çıktı.


Sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmalı
Araştırmacılar, medyanın ve karar vericilerin yanlış çıkarıma meyil vermeyecek şekilde bilgiyi raporlamasını, dikkatli inceleme ve sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmasını, düzeltme mesajının yeni ayrıntılı bilgiyle desteklenmesini öneriyorlar. Ne var ki yanlış bilgiyle ilk karşılaşıldığında nasıl algılandığını göz ardı etmemek gerek. Düzeltme mesajı kapsamlı olsa dahi, karşı tarafın ikna olacağını varsaymak hayal kırıklığı yaratabiliyor.


“Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önemli”
Meta-analiz çalışmasını hatırlatarak zihinlerden yanlış bilginin izini silmenin hiç kolay olmadığını söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önem kazanıyor: Birincisi, bilimsel bilgiyi anlaşılır biçimde topluma sunmak ve özgün bilgi üreterek toplumu geliştirmek. İkincisi, sahte uzmanların söylemleriyle yayılan yanlış bilgiyi düzelterek zihinleri doğrusuna ikna etmek. Paydaşlar olarak ikincisinin çoğu zaman daha zor olduğunu cesaretle kabullenip bu konuda sorumluluk üstlenmeliyiz. Bireylerin kendi zihinsel süreçleri veya yaşantılarıyla ilişkilendirebileceği şekilde doğru bilginin elçiliğini yapmak ve bunda ısrarcı olmak gerçek ilerlemenin yolunu açacak.”


“Uzman: Belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse”
Uzman kelimesinin anlam karşılığını hatırlamanın konuya yaklaşımımızı destekleyeceğini söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Türk Dil Kurumu uzmanı “belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse, mütehassıs, kompetan” olarak tanımlıyor. Demek ki; kişinin uzmanı olduğu konuda bilgi ve beceri sahibi olması, öğrendiklerinin süzgecinde görüş geliştirebilmesi ve tüm bu boyutlarda uzman olmayanlardan kendini ayıracak bir üstünlüğünün olması bekleniyor. Dikkat ederseniz “görüş”ü, “bilgi” ve “beceri”den sonra konumlandırdım. Nedenini öğrenme taksonomisiyle açıklayacağım” dedi.


“Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir”
Zihinsel beceri geliştirme açısından öğrenmenin, birbiri üzerine inşa edilen 6 düzeyde ele alındığını belirten Uşaklıgil, “Bloom taksonomisi adıyla bilinen bu düzeyler, daha sonra eski öğrencisi Anderson tarafından sırasıyla bilgiyi hatırlama, anlama, uygulama, analiz etme, değerlendirme ve üretme olarak güncellendi. Bu güncel sıralamaya göre; bir görüşü eleştirebilmek ya da savunabilmek için değerlendirme düzeyinde zihinsel beceriye, süregelen yaklaşımı iyileştirebilmek veya yenisi tasarlayabilmek için sentez ya da üretim düzeyinde akıl yürütmeye ihtiyaç var. Dolayısıyla, kişi ilgili alanda üst düzeylerde bir zihinsel öğrenme sürecini tamamlamış olmalı. Sahte uzmanlar çokça görüş bildirebilirler. Ancak olgular ile çıkarımlar yalnızca analiz düzeyinde birbirinden ayrışabilir. Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir. Beceri ise bilgiyi duruma uygun şekilde uygulamakla kazanılır. Veriye dayalı çıkarım yapabilmek ve büyük resmi yeni baştan inşa edebilmek alan bilgisini tanımlayabilmeyi, anladığını yeniden ifade edebilmeyi, bilgiyi hayata taşımayı ve onu çözümlemeyi şart koşar. Veriden ve kuramdan uzaklaştıkça, görüşler sezgisel varsayımlara yakınsar” şeklinde konuştu.


“Çocuk psikoloğu, bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanır”
Lisans eğitimi düzeyindeki temel birikimin üzerine eklenene yüksek lisans eğitimi, onu izleyen doktora ve doktora sonrası çalışmaların önemini vurgulayan Uşaklıgil, şunları söyledi: “Kuramsal bakış açısını derinleştirme, çeşitlendirme, eleştirel düşünceyi besleme, yeni yaklaşımları tasarlama ve test etme imkânı sağlar. Psikoloji biliminin çalışma alanı o kadar çeşitli ki, her biri farklı uzmanlık gerektiriyor. Buna rağmen, söz konusu alt dallar yeterince tanınmıyor. Psikoloji bilimini öğrenmeye heveslenen çoğu kişi için ruh hastalıklarının tedavisiyle sınırlı bir anlayış var. “Kişisel gelişim” çatısı altında da zihinler iyice bulandırılıyor. Klinik ve örgüt psikolojisi, uygulamalı psikoloji alanlarını temsil ediyor. Bunun dışında kültürel ve sosyal psikoloji, öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji ve psikobiyoloji gibi giderek biyoloji ayağına yaklaşan çalışma alanlarından söz ediyoruz. Konumuzla ilgili olarak, gelişim psikolojisi uzmanlarının çalışma alanı beşikten mezara diye tabir edebileceğimiz, insanın tüm yaşamı boyunca geçirdiği değişimi kapsıyor. Dolayısıyla bebeklik dönemi gibi, yaşlılık dönemi de bir gelişim psikoloğunun çalışma sahasında yer alabilir, farklı yaş gruplarını birbiriyle kıyaslayabilir. Çocuk psikoloğu ise bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanıyor. Örneğin bir klinik psikoloji uzmanı çocuk psikolojisi alanında çalışıyorsa, ilgili yaş döneminde yaşanan çok çeşitli ve birbiriyle ilişkili olabilecek sorunları ele alır, değerlendirme yapıp görüş bildirir ve çözüme yönelir.”


“Uzmanlık için adanmışlık şart”
Bir alanda uzmanlaşmanın, kişinin enerjisini o alana yöneltmesiyle birlikte, psikolojinin veya ilgili bilimin farklı alt dallarıyla ve diğer bilim dallarıyla seçtiği alanın etkileşimini yakından izlemesini gerektirdiğine dikkat çeken Uşaklıgil, bu yaklaşımın kişinin çalışmalarını zenginleştirmesini sağladığını kaydetti. Uşaklıgil, uzmanlık için adanmışlığın şart olduğunu vurguladı.


“Psikoloji alanında belirli kişiler, herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar”
Psikoloji oldukça geniş bir bilim dalı olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Elif Efsun Tatar, “Çocuk, ergen, yetişkin, yaşlı gibi yaş grupları dışında, birçok farklı yaklaşımı da içinde barındırır. Lisans eğitimi sırasında her yaş grubu konusunda eğitim alınsa da hepsinin tüm detaylarıyla incelenmesi ve hepsinde yetkin olunması mümkün değil. Yaklaşımlar konusunda da genel bir eğitim verilmekle birlikte, ancak bir ya da birkaç yaklaşıma dair detaylı eğitim verilebiliyor. Her alanda olduğu gibi psikoloji alanında da belirli kişiler herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar maalesef. Bunun yerine, kim hangi alanda daha çok çalışıyorsa, bilgiliyse, deneyimliyse, o alandaki bilgilerini paylaşması hem mesleki gelişim açısından hem de bilgi alan kişilerin en doğru bilgiye ulaşmaları açısından daha sağlıklı olur.” şeklinde konuştu.


Peki bir psikoloğun bazı konularda yetkin olması nasıl mümkün oluyor?
Çoğunlukla lisansüstü eğitim sırasında, psikologun bir alana ilgi duyduğunu ve o alanda daha detaylı bilgi sahibi olmaya çalıştığını kaydeden Tatar, şunları söyledi: “Bu alanda daha da detaylı bilgi ise çoğunlukla çalışma hayatında kazanılır. Yasal olarak her psikolog her yaş grubuyla çalışabilir, ancak genellikle bazı yaş gruplarına yönelip o alanda daha yeterli olurlar. Bir psikoloğun her yaş grubunda her türlü sorunu çalışması pek mantıklı değil. Çocuklarla çalışmayan bir psikoloğun çocuklarla ilgili detaylı bilgi ya da eğitim vermesinde yasal sıkıntı olmasa da etik sıkıntı olduğu kanaatindeyim.”


Medyada bir psikoloğun çocuklar hakkında konuştuğunu gördüğünüzde yapmanız gereken şunlar:

  1. Öncelikle o kişinin lisans eğitiminin psikoloji alanında olduğundan emin olmak gerekir. Maalesef bir şekilde çocuklarla çalışan bazı kişiler kendilerini çocuk psikoloğu olarak tanıtabiliyor.
  2. Başka bölümden mezun olup psikolojide yüksek lisans yaparak kendilerinin psikolog olduğunu iddia edenler de oluyor. Yasal olarak, psikolog unvanı, lisans eğitimi psikoloji olanlara verilir, yani lisansüstü eğitim ile bu unvan kazanılmaz.
  3. Eğer bilgi veren kişi gerçekten psikologsa, yani lisans eğitimi psikoloji alanında ise, o kişinin çalışma alanları hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. “Nerede çalışıyor?”, “Hangi yaş grupları ve hangi sorunlar üzerinde çalışıyor?”, “Hangi konularda bilgi sahibi?” bunları bilmek iyi olur.
  4. Çalışma alanları hakkında eğitimi nedir? Yani çocuklarla çalışıyorsa, bu konuda hangi eğitimleri almış bilmek gerekir.
  5. Bir de çok fazla kendi geliştirdikleri yöntemlerden söz edenler var, bu kişilere karşı da dikkatli olmak gerekir. Sonuçta bir yöntemin doğruluğu araştırmalarla kanıtlanır ve yeterli kanıt olmayan yöntemler ve yaklaşımlar bilimsel sayılamaz.
  6. Bazen aileler, çocuk psikolojisi hakkında bilgi veren kişinin kendi çocuğundan bahsetmesini güven verici bulurlar. Fakat psikoloji de diğer bilim dalları gibi, bizim bireysel tecrübelerimize değil, bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen objektif verilere dayanır. Yani çocuklarla ilgili bilgi veren bir psikoloğun çocuğunun olup olmaması, o kişinin daha iyi psikolog olmasına etki eden bir faktör değil. Tıpkı tüm jinekologların doğum yapmış olmamaları gibi.
    Sonuç olarak, birçok ailenin en hassas olduğu konu çocukları ve bu alanda bilgi edinirken, bu bilginin doğruluğundan emin olmak için çaba harcamaları gerekiyor.

Kaynakça:
• Bloom BS, Engelhart MD, Furst EJ, Hill WH, Krathwohl DRA. Taxonomy of educational objectives: the classification of educational goals. Handbook 1: Cognitive Domain. New York: David McKay; 1956.
• Anderson LW (Ed.), Krathwohl DR (Ed.), Airasian PW, Cruikshank KA, Mayer RE, Pintrich PR, Raths J, Wittrock MC. A taxonomy for learning, teaching, and assessing: a revision of Bloom’s taxonomy of educational objectives (complete edition). New York: Longman; 2001.
• Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü [İnternet]. [2 Nisan 2019 tarihinde erişildi]. Uygun erişim: https://psychology.boun.edu.tr/sites/psychology.boun.edu.tr/files/BU%20Psikoloji_Tanitim_060415.pdf
• Chan MS, Jones CR, Jamieson KH, Albarracin D. Debunking: a meta-analysis of the psychological efficacy of messages countering misinformation. Psychological Science 2017; 28(11): 1531-1546.

Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN MEDYA İLE İMTİHANI NASIL SONUÇLANACAK?

Ülkemizde çocuk yetiştirilmesi konusunda çok farklı fikirlerle karşılaşıyoruz. Bebek , çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan alanda medyada konuşan, yazan ve reyting alan hep aynı isimler oluyor. Peki bu durum aslında nasıl olmalı?

Bebek, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojilerinin her biri ayrı uzmanlık gerektiriyor. Medyaya baktığımızda hep aynı yüzleri görüyoruz. Bu kişiler o kadar gelişmişler ki, kanaldan kanala koşarken uzmanlık alanları da o oranda genişliyor.

Öncelikle şunu lütfen bilin! İsminin önünde her Prof., Doç. ya da Dr. yazan kişi, bebeklikten yetişkinliğe uzanan geniş alanda her konuda konuşamaz.

Çocuk yetiştirme konusunda psikoloji kadar psikiyatri de önemli olduğu için, “Psikiyatri nedir?” sorusunun yanıtı Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sitesinden aldım:

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.” 

Bunun dışında sitede bazı soruların yanıtları da yer alsa da yeterli düzeyde bilgi içeren bir site değil.  Halka yönelik daha doyurucu ve görsel destekli şekilde yapılmalı.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’nin sitesinde temel düzeyde bilgilere ulaşmak bile mümkün değil.

Mesela; “Çocuk psikiyatrisi nedir? Çocuk psikiyatri uzmanı kime denir? Çocuk Psikiyatrisi Ne Yapar? Çocuk Psikiyatrisi Hangi Hastalıklara Bakar? Kaç Yaş Aralığındaki Çocuklarla İlgilenir?” gibi temel düzeydeki soruların yanıtları bile yer almıyor. Buna çocuk psikolojisi konusunu da ekleyelim.

Peki insanlar kime, nasıl güvenebilir?

Yol gösteren haritaları ellerinde yok. Medyada sürekli aynı isimler, beyinlerine kazınıyor. Buna dijital platformlar ve kitaplar da ekleniyor. Bu kaostan çıkış yok mu?

Tabii ki var. Hadi çözüm yoluna kısaca bakalım.

Çocuk psikiyatrisi ve psikolojisiyle ilgili bilgi veren kişilerin öncelikle bu alanda branşlaşmış uzmanlar olması gerekiyor.

Çocuk psikiyatristi ekibin lideri gibidir. Çünkü, hekimlerin yanında pedagog ve çocuk psikologları çalışır.

Birinci olarak, çocuğun bir sorunu olduğundan şüphelenince bir psikoloğa götürülür. Psikolog değerlendirir, davranış değişiklikleriyle, telkinle ve bazı yönlendirmelerle sorun çözülür mü diye bakar. Eğer çözemezse psikiyatriste yönlendirir.

İkinci aşamada da psikiyatristlerin istediği bazı testleri psikologlar gerçekleştirir. Değerlendirmeyi psikiyatrist yapar.

Lütfen sağlık okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı konusunda daha çok bilgi edinmeye çalışın. Daha sağlıklı yaşamak ve bilinçli birey olmak sizin elinizde…

Continue Reading

BİLİMSEL TOPLANTILAR SÖZDE BİLİME Mİ DÖNÜŞÜYOR?

Bilim insanı olmak için biyoloji eğitimi almaya başladığım öğrencilik yıllarımda, bilimsel toplantılara katılmaya başladım. Heyecanla oturumları dinledim, poster hazırlamak için nasıl bir yol izleyeceğimi araştırdım. Bilimsel toplantılardaki sosyal etkinliklerde de yeni insanlarla tanışma fırsatı yakaladım, birçok güzel ve eğlenceli gösteri oldu. 

Ülkemizdeki bilimsel toplantılara yıllardır katılırım. Birçoğunda bir iki konser ve doktorlara yönelik bilimsel ve eğlenceli yarışmalar yapıldığını gözlemledim. Bazen gazetecilerin konuşmalarının ilgiyle dinlendiğini gördüm, bende birçok kez konuşma yaptım. Bu konuşmaların çoğu alanı daha nitelikli hale getirmek, hekim, hasta, medya iletişimi ve sağlık okuryazarlığıyla ilgiliydi. 

Alanında başarılı, yeni çalışmalarla vizyon katan yurt dışından bilim insanları gelirdi. JAMA, Nature, Science gibi bilim camiası için önemli dergilerde makale yayınlamak için nasıl yol izleyeceklerini öğrenmek için çalışırlardı. Kongreler zamanla değişti, medyada sık görünen isimlerle karşılaşmaya başladık. Bilimsellikten uzaklaşıp, sözde bilim kokması ve şarlatanların medyatik diye bu toplantılarda yer alması toplantıların niteliğini düşürdü. 
Bilimsel kongrelerin amacı bilimsel gelişmeleri paylaşmaktır. Bu toplantılar da o camianın vizyonunu ve donanımını gösterir. Sosyal etkinlik adı altında yaşam koçlarından bilimi, oyunculardan sağlıklı yaşamı dinlerseniz, bu toplantıların anlamı kalmaz. 

Bilimsel toplantılarda tabii ki sosyal etkinlikler olmalı. Ancak siz bunu sözde bilimi yayanlarla yaparsanız, gazeteciler sizi ciddi almayı bırakır. Tabii bilimin ne olduğunu bilen gazeteciler…

Meslektaşlarının vizyonunu geliştirmek yerine sadece eğlendirmeyi hedefleyen toplantıları bundan sonra bu gözde ele alın. Gerçek bilim olduğu kadar sözde bilim de vardır. Etik ve nitelikli bilim insanı olduğu kadar, bilim insanı görünümlü şarlatanlar da vardır. İşte bu ayrımlara çok dikkat edin. 

Ülkenin gelişmesi ve ilerlemesi için, gerçek bilime, etik ve nitelikli bilim insanlarına ihtiyacımız var. Şarlatanlar her gün medyayı yeterince kaplıyor. Bilgi kirliliğinden uzak, gerçek bilimin anlatıldığı toplantılara hasret kaldık…
Continue Reading

SAĞLIKLI BESLENMENİN GİZEMLİ İPUÇLARI

Türkiye’de ilk defa, uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilinci oluşturmak için kitap yayınlandı.  “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabını yazan Bilim ve Sağlık Habercisi Esra Öz, bilgi kirliliğinden kurtulmak için sorgulayan, eleştiren ve çözüm üreten toplum için bu kitabı hazırladı. Kitap, “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” başlığıyla raflardaki yerini aldı. 11 yaş ve üzeri çocuklar için yazılan Dedektif Duru, her kitapta başka bir sorunun çözümünü arayacak.     

Sağlıklı beslenmek ister misiniz? Peki bunu nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? Size bu konuda Dedektif Duru yardımcı olacak. Bu serüvende bilimsel ve eleştirel düşünce ile problemleri nasıl çözeceğinizi öğreneceksiniz. Medyadaki bilgi kirliliğinden kendinizi ve sevdiklerinizi korumanın eğlenceli yollarını labirentteki doğru yönleri seçerek bulacaksınız. Dedektif Duru, daha önce bilmediğiniz yerlere gidip ipuçlarını toplayacak ve ilk kez duyacağınız birçok konuyu mercek altına alacak. Duru ile gerçeğin peşinde koşmaya hazırsanız, kemerlerinizi bağlayın. Macera başlıyor… 

Türkiye’de çocuk kitapları alanında ilk olan, “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin birinci kitabı “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” yayınlandı. Uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilincini kazandırmak için hazırlanan kitapta, çocuklara eleştirel düşünce yöntemleri eğlenceli bir dille anlatılıyor. 



Bilinçli Çocuklar Yetiştirmek İsteyenlere Rehber
Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog Esra Öz, “Özellikle beslenme konusunda tartışmaların bitmediği, ailelerin kafasının sürekli karıştığı bir hal almaya başladı. Medyada oluşan bilgi kirliliği kitaplara da sıçrayınca, buna bir çözüm üretmem gerektiğini düşündüm.   Bu konuda çocuk kitaplarının önemini fark ettim ve karakterler kurgulayarak uzmanları gerçek hayattan seçtim. Yaşananlar hayal ürünü de olsa mesajların gerçek olduğu ve bilimsel temellere dayandığı bu çalışmayı hazırladım.” dedi. 
Bu kitabı, bilim ve sağlık iletişiminin geliştirilerek, medya okuryazarlığı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için hazırlayan Öz, hayatımızın temel taşı olan sağlığın medyadaki yerini belirlemek için yazdığını dile getirdi. Bilimsel ve eleştirel düşünce ile yaklaşarak problem çözen çocukların yetişmesinin önemini vurgulayan Öz, kitabı bilinçli ebeveyn ve toplumu doğru yönlendiren öğretmenler için hazırladığını söyledi. 


Dünyaca Ünlü Uzmanlar da Kitapta Yer Alıyor
Kitapta yer alan uzmanlar hakkında bilgi veren Öz, şunları söyledi: “Beslenme konusunda araştırmaları Nature gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde yayımlanan Harvard Üniversitesi’nden Dr. Semir Beyaz, çocukların dilinden konuşmam için en tepkili eleştirileri yaptı ve kitap onun önerileriyle şekillendi. Çocuk sağlığı ve diyabet konusunda çalışmalarıyla tanınan Yale Üniversitesi’nden Dr. Eda Cengiz, çocuklar için hassasiyetle yaklaşarak, gelecek nesillerin sağlıklı yaşaması ve obezite ile gelen hastalıklardan korunması için olması gerekenlere dikkat çekti. Sağlıklı beslenmenin bir ekip işi olduğunu sürekli vurgulayan Diyetisyen Dr. Banu Salman, kitaptaki tüm beslenme önerilerini ve detaylarını bilimsel çerçevede belirlememde destek oldu. Klinik Psikolog Efsun Tatar, çocuk psikolojisi açısından değerlendirdi.  Bilimsel düşünce ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konularında doğru yönlendirmek için her kelimeyi dikkatle okuyup seçmeme yardım eden Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, hem kurgu hem de psikolojik çerçeveden incelikle yaklaştı. Pupa Yayınları’ndan çıkan kitabın çizimlerini Almanya’dan Burcu Yıldız hazırladı.”

Esra Öz Hakkında…
12 yıldır bilim ve sağlık haberciliği yapan Esra Öz, Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarlarından biridir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji ve Anadolu Üniversitesi Radyo TV bölümlerini bitirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde yüksek lisans yapıyor. 

Farklı dergi ve sitelerde yayın yönetmenliği ve editörlük görevleri yürüttü. Sağlık Bakanlığı sosyal medya hesaplarının kurulumu ve yönetiminde danışmanlık yaptı. Farklı AB projelerinde kıdemli iletişim koordinatörü olarak görev aldı, medya çalıştayları düzenledi. Bu zamana kadar sekiz kez basın ödülü aldı. 

Kokuyla Keşfet ve Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitapları ayrıca Sağlık Okuryazarlığı, Adli Koku, Çocukları Sanal Dünyada(N) Koruma Kılavuzu kitaplarında bölüm yazdı. CNNTÜRK.com, Digital Age ve Medikal News dergilerinde köşe yazıyor. Farklı eğitimler ve projelere imza atmaya devam ediyor. 
Continue Reading

SAĞLIK VE BİLİM HABERCİLİĞİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Sağlık ve bilim haberciliğinde önümüzdeki Aralık ayında 12. yılıma
gireceğim. Bu sene mesleki anlamda  “Ne gibi farkındalıklar oluşturdum?” diye
düşünmeye başladım. Yıllardır, habercilikte yenilikler yapmaya çalışarak, bilim
ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu alandaki boşluğun, bilmedikleri işin uzmanı gibi ortada dolaşanlara kalmasını istemiyorum. Çünkü, sağlık hiçbir şeye benzemez. İnsanların
zorlu günlerinde, yol göstermek ve yaralarına merhem olabilmek önemli olan.
Sağlık çalışanları ve bilim insanlarının yaşadıkları zorlukları dile getirip,
nitelikli ve üretenlerin sesini duyurarak gündeme getirmek bizim işimiz. Tabii ki,
sorunları yazıp kendi sorunlarında lal olan bir mesleğin mensubu olunca,
gazetecilerin yaşadığı sorunlara da çözüm üretmek şart.

Geçtiğimiz günlerde Sabri
Ülker Vakfı’nın desteğiyle  Avrupa Gıda
Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği
“Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem” başlıklı konferansına katıldım.

“Sağlık ve Bilim Haberciliği” mercek
altına alındı. Birçok konuda bilgi verildi. Uzman gazeteciliğin değeri
anlatıldı.  Bilimsel bilginin
iletişiminde ortaya çıkan engeller ve toplumun doğru bilgilendirilememesi
sonucu ortaya çıkan sorunlar üzerinde duruldu. Çözüm yolları arandı.

“Sağlık haberlerinde kaynak
değerlendirmesi” ( 2017) raporuna göre,  medyaya
yansıyan sağlık ve beslenme konulu haberlerin yüzde 40’ında kaynağın yer almadığı
açıklandı. Hatta bunun bir sıra ilerisine gittiğimizde, kaynak olanların da ne
kadar nitelikli olduğu sorgulanmalı. Çünkü sağlık haberlerini eleştirdiğimde,
sağlık ve bilim habercisinden öte bir konuma geçmiş oluyorsunuz. Burada da
akla, gazetecinin objektif olması gerektiği geliyor. “Sahte bilim
savunucuları karşısında gazeteci nasıl davranmalı?” sorusu da beliriyor.  Hatta sözde uzmanları haber yaparak, gazeteci
objektif mi davranmış oluyor? Yani  haber
kaynağı konusunda sağlık ve bilim alanında çok soru işareti var.



Bilgi Kirliliği İle Mücadelede
Şart
“Beslenme ve sağlık konularında bilimselliği kanıtlanmış, güvenilir
bilginin iletişiminin hayati öneminin farkındayız” diyen Sabri
Ülker Vakfı Projeler Müdürü
Selen Tokcan, Vakıf olarak bu konuda yürüttükleri
çalışmalara dikkat çekti.  

Türkiye’nin ilk uluslararası akredite beslenme ve sağlık iletişim eğitim
programını hayata geçirdiklerini ifade eden Tokcan, “Bilgi kirliliği ile
mücadelede iki tarafı ilk defa aynı masa etrafında buluşturduk. Bilim insanları
ve iletişimciler İstanbul’da düzenlenen “Beslenme ve Sağlıkta İletişim
Programı”nda 2 gün boyunca bilimsel bilginin iletişiminde esasları konuştular
ve ortak yol haritası belirlediler” dedi.

Sabri Ülker Vakfı’nın “Bilim Bunu
Konuşuyor” platformu ile beslenme alanındaki sıcak gündeme dair bilimsel
referanslardan derlediği makaleler ile binlerce kişiye ulaştığı ve farkındalık
yarattığı belirtildi.
Türkiye’de Sağlıklı Beslenmeye
Olan İlgi Çok Hızlı Artıyor
Türkiye’de de sağlık ve beslenme konularındaki haberlere kamuoyunun
ilgisi her geçen gün artıyor. Google arama motoru sonuçları da bu durumu bir
kez daha ispatlıyor. 2017 yılı Ağustos verilerine göre, Google’da “beslenme”
anahtar kelimesi aratıldığında 32 saniyede yaklaşık 24.5 milyon sonuç yansıyor.
2015 yılında 15 milyon olan bu rakamın iki yılda yüzde 63 oranında artış
göstermesi, toplumun beslenme ve sağlık alalarında bilgi edinmeye olan
merakının her geçen gün ne derece arttığını ortaya koyuyor.

Beslenme anahtar kelimesi altında
ise en fazla ziyaret edilen içeriklerde,  “sağlıklı beslenme”, “dengeli beslenme” ve
“gebelikte beslenme” konuları olarak öne çıkıyor.  Sonuçlar beslenme ve sağlık alanlarında bilgi
kirliliğiyle mücadelenin hayati önemine bir kez daha dikkat çekiyor.



İlgi Çok, Referans Yok
Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim
Görevlisi Prof. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen “Türk Medyasında Sağlık
Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi” (2017, Ağustos) araştırması çarpıcı sonuçlarıyla
öne çıkıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarında yer alan
sağlık ve beslenme içerikleri haberler incelenerek gerçekleştirilen
araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yayınlanıyor.
  • Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı yüzde 40.4.
  • Kaynak gösterilen haberlere bakıldığında; Haberlerde gösterilen kaynakların türlerine göre ulusal kaynaklar yüzde 31,9, uluslararası kaynaklar ise yüzde 15,8 olarak çıkıyor.
  • Sağlık ve beslenme haberlerinde fotoğraflardan oluşan slider haberlerin oranı ise %59,4
  • Ayrıca haberler değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da incendi ve yüzde 98’i farklı açılardan yoksun, sadece yüzde 2’sinin farklı açılara sahip olduğu belirlendi.


Toplumun Yarısından Fazlasının Kafası Karışık
Anadolu
Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin TÜBİTAK’ın desteğiyle
gerçekleştirdiği “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin
Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların
Analizi” (2013) araştırması da, alanının en kapsamlı araştırmalarından
biri olarak, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle
yaklaştığını ortaya koyuyor.
Türkiye’de
yayın yapan 1.781 basın organı, 52 televizyon kanalı ve 551 internet
portalından örneklem ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;
     

  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 21’i, medya profesyonellerinin ise yüzde 12’si iletişim kanallarındaki sağlıkla ilgili bilgilerden şüphe duyuyor.   
  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 38’i ve medya profesyonellerinin ise yüzde 24’ü kamuoyunda konuşulan sağlıkla ilgili bilgilerin denetlenmediğini düşünüyor.  
  • Vatandaşların ise yüzde 51’i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45’i televizyondaki, yüzde 48’i, internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor. 
  • Gazetelerdeki sağlık konulu haber ve yazıların sayısı “Az, yetersiz” bulanların oranı yüzde 41 iken, televizyonda bu oran yüzde 37, internette ise yüzde 22 oldu.

Sağlık ve
bilim haberciliğinde böyle farkındalık çalışmalarının yapılması mutluluk
verici. Bu alanda atılan her adım, nitelikli gazetecilerin yetişmesine ve kaliteli
haberlerin yapılmasına vesile olacak. Çünkü, niteliksiz gazeteci, cahil toplum
demektir. Gazetecilerin gelişmesi, toplumun gelişmesini sağlayacak. Bu
tür çalışmalara her daim destek verip, elimden geldiğince de yer almaktan mutluluk duyarım. İşimi çok seviyorum ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum.
Ülkemizin gelişmesi için, uzman ve nitelikli gazetecilere ihtiyacımız var. Aynı nitelikli ve üreten bilim insanlarına olduğu gibi… 

Continue Reading

GELECEĞİN MEDYASI ROBOT GAZETECİLERİN Mİ?

Teknoloji geliştikçe yeni bir devrin başlangıcı oluyor.
Endüstri 4.0 nesnelerin interneti ya da siber-fiziksel sistemlerolarak
tanımlanıyor.

Devrimleri şu şekilde sıralayabiliriz:
•             ENDÜSTRİ
1.0 : Su ve Buhar Enerjili Mekanik Üretim Tesisleri
•             ENDÜSTRİ
2.0 : İş Bölümüne Dayalı Elektrik Enerjili Kitlesel Üretim
•             ENDÜSTRİ
3.0  : İmalatın Otomasyonunu İleriye
Taşımayı Başaran Elektronik ve Bilgi Teknolojileri
•             ENDÜSTRİ
4.0 : Siber Sistemlere Dayalı Üretim

Medya da bu değişimden etkileniyor ve toplumda robot
gazetecilerin haber yapması şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Robot gazetecilerin neler yaptığına bir bakalım.

Google DeepMind şirketi, Google’ın yapay zekâ ile ilgili çalışmalarını
yürüten bir alt şirketi. Burada, robotlara yeni anılar edinme ve bunları
hatırlayabilme özelliği kazandırıldı.  Ayrıca
robotların insan sesini taklit etme becerileri ve işbirliği yapma eğilimleri
üzerinde de çalışılıyor.

Google veri gazeteciliği ve haber teyit
projelerini fonlayacak
Google’dan fon alan projeler arasında, gazeteciler için
hazırlanmış, otomasyona dayalı bir  teyit
aracı olan FACTS (gerçekler) de var. FACTS, ilk tam otomatik teyit aracı
olacak.

“Habercilikte
fantastik adım”
Google tarafından finanse edilen ‘RADAR’ isimli projesinde
ise,  5 kişilik bir ekip ile gazeteci
robotun ayda 30 bin rutin haber üretmesi hedefleniyor.   Robot gazeteciler finans, gayrimenkul ve
spor haberleri gibi haberleri yazabiliyor.

Associated Press, New York Times ve Los Angeles Times gibi
gazeteler rutin haberler için robot kullanıyor. İnanması güç gibi gelse de
robot gazeteciler, son yıllarda bülten haberciliğe çevrilen medyaya yeni bir
soluk da getirebilir.

 İngiliz gazeteci Nick
Davies, “Flat Earth News” kitabında “churnalism” kavramını ortaya atıyor.
“Churn” İngilizce’de, “çalkalamak, köpürtmek” anlamına geliyor. Davies,
günümüzde PR ajansları ve reklam şirketleri tarafından hazırlanan “haber
görünümündeki” metinlerin, hiç müdahale edilmeden gazete sayfalarında yer
almasına gazeteciliğin prestij yitirmesinin nedenlerinden biri olarak görüyor.
Kısaca, bültenleri kopyalayıp yapıştırmak gazetecilik değildir! İşte robot
gazeteciler bu işi kolaylıkla yapabilir.

Robot gazeteciler, rutin haberleri ya da bültenleri sisteme
yüklerken, nitelikli gazeteciler araştırmacı gazetecilik yapabilir. Böylece
robot gazeteciler, medyada bir değişimi de başlatabilir. Yani gazetecilik
bitti, diyenlere inat nitelikli gazeteciler kalburüstünde kalacak.
Tabii yapay zekanın insanlık için en büyük tehlike olabileceğini
farklı platformlarda dile getiren girişimci Elon Musk’ı da burada hatırlamak
gerekiyor. Yapay zekayı insanların bilinçli şekilde kullanması için medya
okuryazarlığı düzeyinin artması hedeflenmeli.

Bu durumdan
okuyucular nasıl etkilenecek?
Toplumda medya okuryazarlığı seviyesinin artması, bilgiyi
daha iyi değerlendirmelerine ve işlemelerine yardımcı olacak. Problem çözme,
verileri kullanabilme, sorgulama,  ikna
etme ve eleştirel düşünme yetenekleri gelişen toplum, dijital okuryazarlık
bilinci de kazanacak. Gerçek ve sanal ortamdaki verilere istenilen amaçta doğru
bir şekilde erişebilmek ve onu doğru yöntemle verimli bir şekilde kullanmayı
sağlayacak.

Robot gazeteciler, yapay zeka ve değişen medya ile toplumda
da yenilikler olacak. Bu yenilikleri takip etmek adına da bültenler yerine,
dünyada neler olduğuna bakmak önem taşıyor. Gelişmeleri takip edip, bunları
üreten bir topluma dönüşmek için medyanın yönlendirmesi, değişimdeki
başlangıçları sağlayacak. Sonuç olarak gelişen medya, üreten toplumu oluşturacak.
       
Continue Reading

İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk,
Sabah,
Milliyet
gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine
hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde
yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.
BBC’nin “Süperfetasyon
nedir?
” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon
Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır
sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865
yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara
rastlandı” dedi.
Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile
kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken
başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa
hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu
olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor.” dedi. 
Gebe iken tekrar gebe
kalmak mümkün müdür ?
Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon”
denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin
gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat
Dursun
, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum 
atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi
olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta
sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir. 
Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir”
dedi.
“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon
(yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma)
gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen
Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.
Hamile kalma
mekanizması nasıl gerçekleşir?
İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri
verdi:
“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve
plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin
kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez.
Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz.
İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir.
Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok
nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış
annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları –
Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir
ise, bu olayın
mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda
nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.
Bu durum nasıl
oluşuyor?
Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda
yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen
Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise
Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından
farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.
Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı
renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir .
Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür
gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme
olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme
geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye
konuştu.
Continue Reading

SAHTE UZMAN MAĞDURU OLMAYIN

Gün geçmiyor ki, sahte uzmanların haberleriyle karşılaşmayalım. Medyada yer alan uzmanların, denetlenmemesi nedeniyle insanlar sağlığından olabiliyor. Göz rengini değiştirdiğini iddia eden bir “sahte” uzman, bir kadının kör olmasına neden oluyordu. Medyada yer alan bu sahte uzman, çalışmasının reklamını da yapmış. 

Geçtiğimiz aylarda da sahte estetik uzman mağduru bir hemşire, dudaklarına enjekte edilen madde nedeniyle sorunlar yaşadı. 

Sahte psikolog meselesi unutuldu, hatta sempatik bile bulunmaya başlandı. İnsanların kandırılıp, sağlıklarından olması ne oldu? 

Medya okuryazarlığı bilincinin oluşmasının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Uzmanların, söylediklerini teyit etmek, özellikle sağlık konusunda hayati önem taşıyor. 

Elektronik sistemlerin hem hayatı kolaylaştırdığı hem de sahte işlemlerin yapılmasının önleminin alınmasının zorlaştığı günümüzde, sahte uzmanların denetimi için yeni çalışmalar yapılmalı. Sahte doktorlar, psikologlar ve diyetisyenlere fırsat vermeyecek bir sistem kurulmalı. 

İnsanlar gittikleri kliniklerde çalışanların, sahte olup olmadığını kontrol edebilmeli. Psikolog ve diyetisyenlerin,  diplomalarının gerçek olduğunu ve hizmet verebileceklerini bir veri tabanından bakabilmeli. Medyada konuşanların gerçek uzman olduğuna dair denetimi, gazeteciler yapabilmeli. Sağlıklı bir toplum için, medya okuryazarlık bilinci geliştirilmeli. 

Continue Reading

MEDYA OKURYAZARLIĞI EĞİTİMİ ALAN ÇOCUKLAR DAHA SEÇİCİ

Medya okuryazarlığı konusunda yıllardır haberler yapıyorum. Bu konunun önemin dikkat çekmek için uzmanların uyarılarını gündeme getiriyorum. 

Medya okuryazarlığı alanındaki çalışmaları incelediğimde bir şeyi fark ettim. Medyanın içinde çalışan gazetecilere hiç söz hakkı verilmiyor. Sadece tek taraflı yapılan araştırmaların etkisinin olmayacağını, teorik ile pratik arasında kopukluk olacağını kimse sorgulamıyor. Yani iş, teorikte anlatıldığı gibi olmayabiliyor. Öyle örnekler çıkıyor ki, medya okuryazarlığı için uygulanacak adımlara uyuyor ancak bir noktada aslında hatalar gözden kaçabiliyor. Bu nedenle teorik ile pratik bir arada olmadıktan sonra yapılan çalışmaların anlamı yok. 

Medyadan uzak medya okuryazarlığı çalışmalarının işler olması mümkün değil. Bu işlerin düzenlenmesi için, gazetecilerin özlük haklarının düzeltilmesi ve uzmanlaşmaları için imkan tanınması gerekiyor. Şunu da unutmamak gerekir, birçok gazeteci medya okuryazarlığının ne olduğunu bilmiyor. 

Okullarda medya okuryazarlığı eğitimlerinin verilmesi güzel bir adım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü  Medya Okuryazarlığı Araştırması yapıldı. Çalışma, Türkiye genelinde 26 bölgede ve 37 il ve ilçe merkezinde Medya Okuryazarlığı Dersi alan 1273 ilköğretim öğrencisi ile gerçekleştirildi.

 Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin;

  •  %98’inin televizyon izlediği, televizyon izleme sürelerinin hafta içi ortalama 3 saat 34 dakika, hafta sonu ise 3 saat 59 dakika olduğu,
  •  Yaklaşık %57’sinin radyo dinlediği,
  •  %87’si için sahip olunan iletişim araçları arasında cep telefonunun kendileri için çok önemli veya önemli olduğu,
  •  %68’inin cep telefonun bulunduğu ve bunlardan %71’nin cep telefonundan internete erişim sağladığı sonucu çıkmış. 
Medya Okuryazarlığı Dersi alan öğrencilerin %52’sinin televizyon programlarında daha seçici davrandığı ve yaklaşık %61’nin bu dersin medya araçlarını eleştirel bir gözle incelemesini sağladığı yönünde görüş belirttikleri, tespit edilmiş.
  • Öğrencilerin önemli bir bölümü cep telefonu ve bilgisayarı vazgeçilmez olarak görmektedir.
  • Sosyal medya ağlarına bağlanma, öğrencilerin internet kullanımındaki öncelikli amacı ve en sık yaptığı aktivite konumundadır.
  • Öğrencilerin çoğunluğu Medya Okuryazarlık Dersini faydalı bulmakta ve ebeveynlerinin de medya okuryazarlığı eğitimi almalarını talep etmektedir.

Çocuklar seçerek yayınları takip ediyor. Bu işin öneminin farkında olmaları çok güzel. Çocuklara daha anlaşılır ve kullanabilecekleri şekilde konu anlatılırsa, etkisi daha da fazla olacaktır.  Bilinçli çocukların sunulan yayınları seçmesi, eleştirmesi ve ona göre tepki göstermesi için medya okuryazarlığını öğretmeliyiz. 

Continue Reading