SAĞLIK VE BİLİM HABERCİLİĞİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Sağlık ve bilim haberciliğinde önümüzdeki Aralık ayında 12. yılıma
gireceğim. Bu sene mesleki anlamda  “Ne gibi farkındalıklar oluşturdum?” diye
düşünmeye başladım. Yıllardır, habercilikte yenilikler yapmaya çalışarak, bilim
ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu alandaki boşluğun, bilmedikleri işin uzmanı gibi ortada dolaşanlara kalmasını istemiyorum. Çünkü, sağlık hiçbir şeye benzemez. İnsanların
zorlu günlerinde, yol göstermek ve yaralarına merhem olabilmek önemli olan.
Sağlık çalışanları ve bilim insanlarının yaşadıkları zorlukları dile getirip,
nitelikli ve üretenlerin sesini duyurarak gündeme getirmek bizim işimiz. Tabii ki,
sorunları yazıp kendi sorunlarında lal olan bir mesleğin mensubu olunca,
gazetecilerin yaşadığı sorunlara da çözüm üretmek şart.

Geçtiğimiz günlerde Sabri
Ülker Vakfı’nın desteğiyle  Avrupa Gıda
Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği
“Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem” başlıklı konferansına katıldım.

“Sağlık ve Bilim Haberciliği” mercek
altına alındı. Birçok konuda bilgi verildi. Uzman gazeteciliğin değeri
anlatıldı.  Bilimsel bilginin
iletişiminde ortaya çıkan engeller ve toplumun doğru bilgilendirilememesi
sonucu ortaya çıkan sorunlar üzerinde duruldu. Çözüm yolları arandı.

“Sağlık haberlerinde kaynak
değerlendirmesi” ( 2017) raporuna göre,  medyaya
yansıyan sağlık ve beslenme konulu haberlerin yüzde 40’ında kaynağın yer almadığı
açıklandı. Hatta bunun bir sıra ilerisine gittiğimizde, kaynak olanların da ne
kadar nitelikli olduğu sorgulanmalı. Çünkü sağlık haberlerini eleştirdiğimde,
sağlık ve bilim habercisinden öte bir konuma geçmiş oluyorsunuz. Burada da
akla, gazetecinin objektif olması gerektiği geliyor. “Sahte bilim
savunucuları karşısında gazeteci nasıl davranmalı?” sorusu da beliriyor.  Hatta sözde uzmanları haber yaparak, gazeteci
objektif mi davranmış oluyor? Yani  haber
kaynağı konusunda sağlık ve bilim alanında çok soru işareti var.



Bilgi Kirliliği İle Mücadelede
Şart
“Beslenme ve sağlık konularında bilimselliği kanıtlanmış, güvenilir
bilginin iletişiminin hayati öneminin farkındayız” diyen Sabri
Ülker Vakfı Projeler Müdürü
Selen Tokcan, Vakıf olarak bu konuda yürüttükleri
çalışmalara dikkat çekti.  

Türkiye’nin ilk uluslararası akredite beslenme ve sağlık iletişim eğitim
programını hayata geçirdiklerini ifade eden Tokcan, “Bilgi kirliliği ile
mücadelede iki tarafı ilk defa aynı masa etrafında buluşturduk. Bilim insanları
ve iletişimciler İstanbul’da düzenlenen “Beslenme ve Sağlıkta İletişim
Programı”nda 2 gün boyunca bilimsel bilginin iletişiminde esasları konuştular
ve ortak yol haritası belirlediler” dedi.

Sabri Ülker Vakfı’nın “Bilim Bunu
Konuşuyor” platformu ile beslenme alanındaki sıcak gündeme dair bilimsel
referanslardan derlediği makaleler ile binlerce kişiye ulaştığı ve farkındalık
yarattığı belirtildi.
Türkiye’de Sağlıklı Beslenmeye
Olan İlgi Çok Hızlı Artıyor
Türkiye’de de sağlık ve beslenme konularındaki haberlere kamuoyunun
ilgisi her geçen gün artıyor. Google arama motoru sonuçları da bu durumu bir
kez daha ispatlıyor. 2017 yılı Ağustos verilerine göre, Google’da “beslenme”
anahtar kelimesi aratıldığında 32 saniyede yaklaşık 24.5 milyon sonuç yansıyor.
2015 yılında 15 milyon olan bu rakamın iki yılda yüzde 63 oranında artış
göstermesi, toplumun beslenme ve sağlık alalarında bilgi edinmeye olan
merakının her geçen gün ne derece arttığını ortaya koyuyor.

Beslenme anahtar kelimesi altında
ise en fazla ziyaret edilen içeriklerde,  “sağlıklı beslenme”, “dengeli beslenme” ve
“gebelikte beslenme” konuları olarak öne çıkıyor.  Sonuçlar beslenme ve sağlık alanlarında bilgi
kirliliğiyle mücadelenin hayati önemine bir kez daha dikkat çekiyor.



İlgi Çok, Referans Yok
Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim
Görevlisi Prof. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen “Türk Medyasında Sağlık
Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi” (2017, Ağustos) araştırması çarpıcı sonuçlarıyla
öne çıkıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarında yer alan
sağlık ve beslenme içerikleri haberler incelenerek gerçekleştirilen
araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yayınlanıyor.
  • Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı yüzde 40.4.
  • Kaynak gösterilen haberlere bakıldığında; Haberlerde gösterilen kaynakların türlerine göre ulusal kaynaklar yüzde 31,9, uluslararası kaynaklar ise yüzde 15,8 olarak çıkıyor.
  • Sağlık ve beslenme haberlerinde fotoğraflardan oluşan slider haberlerin oranı ise %59,4
  • Ayrıca haberler değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da incendi ve yüzde 98’i farklı açılardan yoksun, sadece yüzde 2’sinin farklı açılara sahip olduğu belirlendi.


Toplumun Yarısından Fazlasının Kafası Karışık
Anadolu
Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin TÜBİTAK’ın desteğiyle
gerçekleştirdiği “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin
Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların
Analizi” (2013) araştırması da, alanının en kapsamlı araştırmalarından
biri olarak, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle
yaklaştığını ortaya koyuyor.
Türkiye’de
yayın yapan 1.781 basın organı, 52 televizyon kanalı ve 551 internet
portalından örneklem ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;
     

  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 21’i, medya profesyonellerinin ise yüzde 12’si iletişim kanallarındaki sağlıkla ilgili bilgilerden şüphe duyuyor.   
  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 38’i ve medya profesyonellerinin ise yüzde 24’ü kamuoyunda konuşulan sağlıkla ilgili bilgilerin denetlenmediğini düşünüyor.  
  • Vatandaşların ise yüzde 51’i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45’i televizyondaki, yüzde 48’i, internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor. 
  • Gazetelerdeki sağlık konulu haber ve yazıların sayısı “Az, yetersiz” bulanların oranı yüzde 41 iken, televizyonda bu oran yüzde 37, internette ise yüzde 22 oldu.

Sağlık ve
bilim haberciliğinde böyle farkındalık çalışmalarının yapılması mutluluk
verici. Bu alanda atılan her adım, nitelikli gazetecilerin yetişmesine ve kaliteli
haberlerin yapılmasına vesile olacak. Çünkü, niteliksiz gazeteci, cahil toplum
demektir. Gazetecilerin gelişmesi, toplumun gelişmesini sağlayacak. Bu
tür çalışmalara her daim destek verip, elimden geldiğince de yer almaktan mutluluk duyarım. İşimi çok seviyorum ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum.
Ülkemizin gelişmesi için, uzman ve nitelikli gazetecilere ihtiyacımız var. Aynı nitelikli ve üreten bilim insanlarına olduğu gibi… 

Continue Reading

İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk,
Sabah,
Milliyet
gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine
hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde
yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.
BBC’nin “Süperfetasyon
nedir?
” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon
Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır
sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865
yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara
rastlandı” dedi.
Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile
kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken
başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa
hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu
olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor.” dedi. 
Gebe iken tekrar gebe
kalmak mümkün müdür ?
Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon”
denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin
gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat
Dursun
, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum 
atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi
olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta
sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir. 
Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir”
dedi.
“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon
(yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma)
gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen
Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.
Hamile kalma
mekanizması nasıl gerçekleşir?
İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri
verdi:
“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve
plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin
kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez.
Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz.
İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir.
Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok
nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış
annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları –
Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir
ise, bu olayın
mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda
nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.
Bu durum nasıl
oluşuyor?
Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda
yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen
Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise
Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından
farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.
Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı
renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir .
Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür
gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme
olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme
geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye
konuştu.
Continue Reading

DİYET ÖNEREN YAZAR GÖRDÜĞÜNÜZDE YAPMANIZ GEREKENLER


Yaz aylarının vazgeçilmez konusu diyettir, zayıflamadır. İnsanlar tatile gitmeden zayıflayıp, tatil dönüşü aldıkları kiloları vermek için yine panik halde diyete sarılır. Arkadaşlar seslenir, “Kilo değildir o, ödemdir ödem detoks yaparsan geçer.” 

Detoks tarifleri verilir, kendi uydurduğu ya da gazeteden okuduğu diyeti uygulayanlar en büyük akıl hocası olur. Diyetisyene ne gerek var, gidip gelip kendi bedenindeki değişimi öğreneceksin. Nasıl bakmışsın kendine, nasıl özen göstermişsin kim uğraşacak. Kendine o kadar değer veren olsa, ona buna akıl sormaz. Hatta endokrinoloji uzmanlarına kontrole gittikten sonra diyetisyene gitmek gerekir. Bunları kim yapacak!

Bugün haberleri ve köşe yazılarını okurken, bir yazı dikkatimi çekti. Biz millet olarak başlıktan haberin içeriğine karar verip, ona göre yorum yaparız. Yapmamız gereken ise, haberin detaylarını okumaktır. Çünkü, başlıklar tıklanması için atılır, yani okumaya teşvik için yapılır. Gazeteciler, haberlerini okutmak için uğraşır. 

Köşe yazısına geri dönelim, başlıkta  “diyetin derhal bırakılması emrediliyor.” Yanlış duymadınız, uzman edasıyla, bunun kalp hastası var, diyabet hastası var, çölyak hastası var. Ancak hiç düşünmeden emir veriyor. Tam bir sorumluluk sahibi insan örneği değil mi?

Kendi metabolizması ve yaşam şeklinin en doğrusu olduğunu savunarak, nelerin yenmesi gerektiğini sıralıyor. Herkesin vücudu ve beslenme şekli de bu kişiyle aynı olmalı, aksi zaten düşünülemez. Ve sanki tıp tarihinden bir bilgi yağmuru ile yazı devam ediyor. Tabii bu bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeyip, yerseniz. 

Sonuç olarak, bir bakıyoruz ki, yaz aylarının vazgeçilmez konusu olan diyet ve beslenmede bir level daha atlıyoruz. Bilimsel bilgiyi okumuş, otoriteyi belirlemiş. Kendisi sağlık ya da bilim yazarı değil ancak çok güzel şekilde bilgi kirlilliğine katkıda bulunmuş. Bu yazıda emeği geçen ki, bu kadar çalışmayı kendisinin araştırmadığı ortada, gizli reklam yazıları gibisi yok. Atalım oradan bilgi kirliliğine bir tık.  

Yazıktır, bu insanlara yapılacak en büyük kötülüktür. İşin uzmanı olmadan nasıl insanlara beslenme tavsiye ediyorsunuz. Bilip bilmeden, her söylenenin yapılması için uzman öneriyorsunuz. İşte tam bu yaşanan bilgi kirliliğin önlenmesi için medyaya destek verin. Alanında uzman sağlık ve bilim habercilerinin olması, bu alanda kendilerini geliştirmesi için imkan tanınsın. Bu işin şakası olmaz, sonucu sağlığınızla hatta hayatınızla ödersiniz. İşte yıllardır tüm çabam bundan…


Continue Reading

“DOĞAL” SAĞLIKLI MIDIR?

Sağlık haberlerine baktığımızda hep, doğal kelimesini görürüz. Doğal, sağlıklı  demek değildir. Pazarlama taktiği olarak en sık kullanılan kelimelerden biri de yine, “doğal”dır. Peki doğal olunca bize iyi mi geliyor?

Doğal olup, insan hayatına mal olabilecek çok fazla ürün var. Toksinlerin de doğal olduğunu biliyor musunuz?

Biyolojik ve kimyasal silah olarak toksinler” başlıklı makaleden alıntı yaparak detaylandırayım: 

“Bitkiler, bakteriler, mantarlar, algler ve bazı hayvanların ürettiği, diğer canlı organizmalara zararlı etkisi bulunan maddelere Toksin adı verilmektedir.

Üretildikleri yer bakımından biyolojik, yapıları bakımından kimyasal olarak değerlendirilebilen Toksinler, etkileri keşfedildiğinden itibaren potansiyel bir silah adayı olmuşlardır. Geçmişe bakıldığında özellikle suikast amacıyla kullanımları yaygın olarak görülmektedir.

Geçmişe bakıldığında özellikle suikast amacıyla kullanımı yaygın olarak görülmektedir. Abrin ve Risin bitkisel, Botulinum toksinleri, Enterotoksin B ve Şiga toksin bakteriyel, Saksitoksin, Anatoksin ve Tetradotoksin deniz kökenli, Batrakotoksin hayvansal, T-2 en çok bilinen fungal toksinlerdir. Özellikle risin, abrin, botilinum toksin ve T-2düşük dozlarda bile ölümcül olabilmektedirler.

Ricinus communis tohumlarından elde edilen risinin medyan ölümcül dozu (LD50), inhalasyonda ve enjeksiyonda kilogram başına 22 μg (ortalama 1.78 mg). Abrus precatorius bitkisinden elde edilen abrin ise risinden çok daha toksik olan bir bitkisel toksindir. Kilogram başına 3.3 μg abrinin inhalasyonu insan için ölümcüldür. Bir protein ve nörotoksin olan botulinum toksin, Clostridium botulinum bakterisi tarafından üretilir.  

Özellikle bitkiler başta olmak üzere, bakteriler, mantarlar, algler ve bazı hayvanların ürettiği maddelerdir. Bu maddeler üretildikleri yer bakımından biyolojik, yapıları bakımından kimyasal olarak değerlendirilebilirler.”  * 

“Her madde zehirdir. Zehir olmayan madde yoktur; zehir ile ilacı ayıran dozdur.”   Modern toksikolojinin kurucusu Paracelsus’ un söylediği gibi, her doğal olan sağlıklı demek değildir. Kimi zaman doğal olsa da dozu ölümcül olabilir. 
Continue Reading

BİLİM HABERLERİ NEDEN ANLAŞILMIYOR?

Medyada, “bilim insanları tarafından yapılan araştırmalara göre” şeklinde gördüğünüz haber kalıplarına daha farklı bir gözle bakmak ister misiniz? Bilimsel araştırmaların yer aldığı haberlere güveniyor musunuz? Aslında nitelikli gazetecilerin yaptığı bilimsel haberler ufkumuzu açıp, geleceğe dair bakış açımızı geliştirir. Yani doğru ellerde yapılmış haberler insanları her anlamda geliştirirken, hatalı içeriklerle hazırlanmış boş haberler hem zaman kaybıdır hem de toplumu cahilleştirir. 


“Bu bilimsel çalışmalarda da ne dendiği belli olmuyor” düşüncesi içinde olan bazı gazetecilerin de olduğunu bilmenizi isterim. Oysa bu medya mensuplarının bile bilmediği bir nokta var, “bilimsel çalışmaların niteliklerini sorgulamak.” 


Bilim ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşma desteklenmediği için, maalesef bilim dünyasının incelikleri bilinmiyor. Durum böyle olunca da, gazeteciler bilim insanlarının söylediklerini teyit etmeden habere çevirebiliyorlar. Değişen koşullar, zamanla yarışan gazeteciler, imkanların kısıtlanması ve uzmanlaşamayan medya, bilgi kirliliğini önleme görevi olan süzgeç vazifesini yerine getiremiyor. Bu nedenle şu anda üzerinde durulmayan ancak, güvenilir, nitelikli ve gerçek bilgilere ulaşmak ilerleyen yıllarda daha da kıymetli olacak. 
Günümüzde önemi anlaşılmayan bu durum, zamanı geldiğinde yerini nitelikli gazetecilere bırakacak. Çünkü, dünya bu yönde ilerliyor, zamanla Türkiye’de buna uyum sağlamak durumunda kalacak.  Haber sütunlarını laf salatasıyla geçiştirmeye çalışan laf cambazları, gerçek olsun ya da olmasın, yalnızca sansasyonel haber peşinde koşan hızlı muhabirlerin dönemi yakında bitecek. 


Son dönemlerde iki günlük, seminerlerle kendini uzman ilan eden kişilerin aslında medyada yer almaması gerektiğini hatta medya okuryazarlığı eğitimi olmayan gazetecilerin bu ince ayrımları yapmaları zorunlu hale gelecek. Çünkü, insanlar bilgi yoğunluğundan sıkılacak ve süzgeç görevi gören yayınları takip edecek. Çağımız, bilgi fazlalığı nedeniyle kaliteli içeriğe uğraşmadan ulaşmayı isteyen bir hale dönüşecek. Bu nedenle titizlikle yapılmış araştırmalar, yalın bir üslup ve toplumu aydınlatacak şekilde haberler hazırlanacak.    


Wolf Schneider ve Paul-Josef Raue’nin “Gazetecinin El Kitabı”ında söyledikleri şu sınıflandırma haberlerin ele alınışında gerçekten önem taşıyor: Gazeteci sıfatını hak etmiş olanlar arasında da kaygılanmamıza neden olan dört etkinlik türüne rastlamaktayız. 
1. Curcuna Haberciliği: Genelde  sayısal verilerin yayınlandığı, abartışı başlıklar, magazinleştirilmiş konular . 
2. Boş Habercilik:  Gereksiz bilgilerle, ümitsizlik içeren anketler ve infografiklerden elde edilen verilerin yayınlanması. 
3. Fosilleşmiş Habercilik: Dünden kalma bir yöntem olan ve zor zamanlar için bir kenara atılmış bayat haberler. 
4. Misyonerlik Haberciliği: Belli bir partinin görüşünü benimseyip bunu yayan haberler yapılması olarak tanımlanıyor. 


Halkın bilimsel içerikli haberleri doğru şekilde alabilmeleri, çok önem taşıyor. Bilim İletişimi alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Çiler Dursun’un verdiği bir örnek bu konuda gerçekten çok çarpıcı: “Halkın Bilimi Kavraması (PUS), konusundaki hükümet çalışmaları ve açıklamaları, popüler bilim denen olgunun gelişmesinde varılan bir başka önemli aşamayı temsil etmektedir. İngiltere’de Oxford Üniversitesi ile Londra Imperial College’da halkın bilimi anlaması konusuna ayrılmış iki kürsü açılmıştır.” 


Yani yurt dışında halkın bilimi anlaması için özel olarak kürsüler açılıyor. Bilim okuryazarlığı konusu resmiyet kazanıyor. Ülkemizde de böyle çalışmaların yapılmasını bekliyorum. Çünkü, anlaşılmayan konular insanları korkutup, kaçırır. Eğer anlarlarsa, sever ve ilgi gösterirler sonrasında da araştırmalar başlar ve üreten bir topluma dönüşürüz. 


Bilimsel çalışmaların medyada yer alırken özellikle dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de bilim insanlarıdır. Bu nedenle medyada gördüğümüz bilim insanlarının nasıl araştırmalar yaptığını anlamamız gerekir. Prof. Dr. Erhan Erkut’un dediği gibi; “Yayın sayısı bir akademisyenin akademik çıktısını ölçer, atıf sayısı ise bu çıktının akademik dünyada yarattığı etkiyi ölçer. ” 


İşte bu iki değeri en kapsamlı şekilde ölçen yönteme ise H-endeksi deniyor. “H‐endeksinin yüksek olabilmesi için, bir akademisyenin hem çok sayıda makale yayınlaması, hem de yayınlarına çok sayıda atıf alması gerekir” diyen Prof. Dr. Erhan Erkut, “Türkiye’deki öğretim üyesi sayısı 2012 yılında 55,965 iken, 2015 yılında yüzde 33 artarak 74,506’ya çıkmıştır.” diyor. 


 H-endeksi, Web of Science (Thomson Reuters), Scopus (Elsevier)  ve Google Scholar (Google) gibi veri tabanları tarafından hesaplanıyor. 


Yakında adını sıkça duyacağımız Altmetric ile bu sistemin değişeceğini söyleyen Prof. Dr. Metin Akgün ise şunları söylüyor:  “Altmetric’te yapılan çalışmaların gazetelerde, sosyal medyada ve özellikle profesyonel platformlarda Mendeley gibi ne kadar bahsedildiği, bloglarda yer verilip verilmediği gibi birçok faktör göz önüne alınarak değerlendiriliyor. Yayının eş zamanlı çıkan yayınlar arasındaki yeri, kendi alanındaki değeri ile ilgili etki değerleri hesaplanıyor.”


Bilim dünyasında olan gelişmeleri, nitelikli çalışmaların değer bulup haber yapılarak topluma taşınması çok önem taşıyor. Bu nedenle habercilik anlayışı, basın bültenlerinden oluşan, basma kalıp şekillerden çıkmalı. Gazetecilerin görevi ile ilgili Johannes Gross, şunları söylüyor: “Gazetecinin görevi, kanaatleri pazarlamak ya da inançlar uğruna kargaşa yaratmak değildir; onun görevi haberi formüle etmek ve araştırma yapmaktır. Gazetecilik etiki, bir hizmet ahlakıdır.” 


Toplumu geliştiren bilim haberlerinin artması için, gazetecilerin çalışma koşulları düzeltilmesi başta olmak üzere gelişmeleri için destek verilmelidir. Yani bilimsel içeriğin doğru şekilde halka aktarılması için öncelikle medyada uzmanlaşma desteklenmelidir. 


https://metinakgun.wordpress.com/2017/01/02/bilimsel-degerlendirme-olcutu-olarak-h-indeks/ 
http://erhanerkut.com/wp-content/uploads/2017/06/H-Endeksi-2017.pdf 

Continue Reading

SAĞLIK MEDYA LAB EĞİTİMİ NEDEN ÖNEMLİ?

Bu sene sağlık haberciliğinde 10. yılımı kutlayacağım. Geçen sürede geriye doğru dönüp baktığımda ne kadar çok bilgi edindiğimi, ne kadar farklı insanla tanıştığımı ve çok farklı yerlerde çalıştığımı görüyorum. Gazetecilik gibi zorlu bir mesleğin içinde bu kadar yıl sağlık haberciliğinde uzmanlaşma uğraşı hem çok zor hem de çok keyifli. 

Medya dünyası çok bilinmeyenli denklem gibi, şifreleri her an değişse de temeli hep aynı işliyor. Gazeteciliği bu anlamda bilim olarak görmek yanlış değil. Çünkü temeli psikolojiye, nörobilime, felsefeye ve iletişim kuramlarına dayanıyor aslında.

Yıllardır gözlemler yapıyorum. Çıkarımlarımı belli bilimsel temellere dayandırarak, bunları bir haritaya yerleştiriyorum. Böylece gazetecilerin farkında olmadan yaptığı davranışların, belli bir açıklaması çıkıyor karşımıza. Bu da medya ile ilişkilerimizi güçlendirmek için yardımcı oluyor. 
Haberciliğin tanımı değişiyor. Artık gerçek ile doğru arasındaki ayrımın farkı çok net şekilde ortaya konabiliyor. Gördüğünüz her şey size doğru mu gelir? Aslında detayları atlayabilir ve yanılabilirsiniz. Bazen kesin kanıtlarla çoğunluğun söylediğine inanırız. Bazen parçalarını birleştirdiğiniz, yapboz gibi bütünü görmek gerekir. Ortaya çıkan görülmeyen gerçekleri diğer insanlara anlatabilirsiniz. Her parçayı sevgi ve inançla birleştirdiğinizde bu zorlu mücadelenizi herkes anlayacaktır. İşte size bu parçaları birleştirip, gerçekleri ortaya çıkartan insanların öykülerini konu alan bir filmden örnek vereceğim.

12 Angry Men (12 Kızgın Adam)
Aslında hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir hayatta. Hani suçlu dediğiniz aslında suçlu olmayabilir. Babasını öldürmekle suçlanan 19 yaşındaki bir gencin, jürinin kararına göre cezası netleşecektir. 12 kişiden oluşan jüri üyeleri bir odada toplanır ve 1 kişi dışında herkes çocuğun suçlu olduğunu söyler. İşte o bir kişi saatler ilerledikçe insanların emin olduğu kararlarını sorgulamalarına sonunda da aslında gözlerinden kaçan ipuçlarını birleştirerek, çocuğun suçsuz olduğuna karar verilmesini sağlar. Filmin her dakikası dikkatle izlenmeli hatta birkaç kez izlenebilir. Film, olaylardan o kadar emin olarak bakarken aslında gözümüzden kaçan detayları nasıl atlayabildiğimizi anlatıyor. Gerçekleri sorgulamadan, söylenenlere nasıl inandığımızı gösteriyor. Onun için haber kaynaklarını çok iyi irdelemek gerekiyor. Dosya haberde ya da tartışma programlarında başka kimler olacağını önceden öğrenmek çok önemlidir. 

Hatalı Denge
Hatalı Denge yani False Balance, gazetecilerin karşı görüşlere de yer veriyorum düşüncesiyle yaptığı hata.  Özellikle tartışma programlarında konu hakkında dengeli ya da objektif olmak hedeflenirken dengenin bozulması. Aslında karşı görüşe de yer vermiş hissi oluşturup, biri geçerli diğeri sözde bilim iki konunun sanki birbirine eşit seviyede gibi ortaya konmasıdır. Bir tarafın delil ve argümanlarını dinlerken, temelsiz birinin görüş bildirmesi dengesizlik oluşturur. Televizyonda, tartışma programlarında reyting kaygısı ile sansasyon oluşturmak veya önyargıları yıkmak isterken yanlış denge yapılmasıdır. Mesela iklim değişikliği programına bilim insanlarının yanında karşıt görüş olsun diye iklim değişikliğini inkar eden birilerini çağırmak genelde seyircinin kafasını karıştırıp iki tarafın argümanlarını eşit derecede sağlammış gibi algılanmasına neden olur. Aşılarla ilgili programa çocuk doktoru yanı sıra aşı karşıtı konuk çağırmak gibi. Gazetecilerin ve haber kaynaklarının dikkat etmesi gerekenlerin kesişme noktaları var. 

Sağlık Medya Lab nasıl ortaya çıktı?
Gazeteciliğim süresince birçok farklı platformda, farklı kitlelere konuşmalar yaptım ve yapıyorum. Bu süreçte de sağlık haberciliği ile ilgili kaynak sıkıntısı yaşadım. Baktım bu alanda çalışanların toplu olarak yer aldığı bir kaynak yok, “Sağlık Haberlerine Farklı Bakış” kitabımı hazırladım. Sağlık haberciliğinde bir dönüm noktası olması ve bu alanın uzmanlaşması için denize atılmış bir deniz yıldızı misaliydi bu kitap. 

Sonra medya eğitimlerinde bilinenin dışına çıkıp, çok daha etkili ve bilinçli olunması içinde Sağlık Medya Lab adı ile bir eğitim programı geliştirdim. Bu program bu zamana kadar yapılan medya eğitimlerinden farklı olarak psikoloji, nörobilim ve iletişim üçgeni içerisinde yer alıyor. En önemlisi de eğitim hem eğlenceli hem de yurt dışında gazetecilik bölümlerindeki medya lab’lar gibi kendi kendini geliştiren bir teknik. 

Doğru algılanmak için doğru mesaj vermek gerekir
İşte bu eğitimle, medyada yer alırken verilen mesajların farkındalık ve güncel konular içerisinde farklılık oluşturması önemini ele alıyoruz. Haber değeri taşıyan içeriklerle medyada doğru zamanda doğru mesajlarla yer almak gerekir. 

Uzmanlar tarafından sağlıkla ilgili bilgileri gazetecilere anlatırken dikkat edilecek önemli noktalar vardır. Medya ile ilişkilerinizi düzenlerken ya da sosyal medyada imajınızı belirlerken kendi markanızı oluşturmanız iş hayatınızda sizi farklı kılacaktır. Hekim ve sağlık sektörü profesyonelleri için etkili medya iletişim tekniklerini içeren iki günlük eğitim maratonu bu şekilde hayata geçti. 

Bir haber ya da röportajda doğru mesaj ile büyük kazanımlar elde edilirken, yanlış hamle ile bir kriz ortaya çıkabilir. Kriz anlarını doğal, rahat, samimi ve saygılı bir şekilde yönetebilmek önemlidir. İkna kuralları ile zorlu süreçleri başarı ile yönetmek hayati önem taşır. Bilgi kaynağı olmak belli bir güç elde etmektir. Gizli tuzakları ve ipuçlarını tanımak ve doğru şekilde yanıt vermek eğitimle bu alanda ustalaşmayı sağlar. 

Sadece kriz anı için düşünülmemeli, doğru iletişim sürekli yönetilmesi gereken bir yaşam tarzıdır. Hayat devam ettikçe öğrenmeye ve gelişmeye devam etmeliyiz. 

Continue Reading

SAĞLIK HABERLERİ ‘SAĞLIKLI’ BİLGİLER VERİYOR MU?

Her gün çeşitli medya organlarından sağlık haberleri
okuyorsunuz. Peki dikkatinizi celbeden bu haberlerin içerikleri ne kadar doğru?
Bu soruyu hiç sordunuz mu? ‘Sağlık Haberlerine Farklı’ bakış isimli kitabın
yazarı Esra Öz, sizi okuduklarınızı sorgulamaya itiyor.

Bilgi çağında bilgi kirliliğinin en çok arttığı dönemdeyiz.
Sağlık konusu da 7’den 70’e tüm insanların buluşma noktası olarak yanlış
bilgilere, uzman olmayan kimliklerin sömürüsüne çok açık bir alan. Sosyal
medyadan, radyodan, televizyondan, gazetelerden edinilen bu bilgilerin
‘sağlıklı’ olup olmadığını sorgulayan bir toplum haline gelmek için sağlık
okuryazarlığı hakkında farkındalık oluşturulması gerekiyor. Kokuyla Keşfet ve
Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitaplarının yazarı Esra Öz, konunun önemine
değinerek, okuyuculara ışık tuttu.

Öz, sağlık haberciliğinin sağlıklı bir toplum ve gelecek
açısından önemli bir unsur olduğunu belirterek, “Gazeteciler haberlerini
kurgularken akıllarındaki ilk mesaj, işledikleri konunun haber değeri
taşımasıdır. Bunda da insanların tepkilerini harekete geçirmeyi hedeflerler.
Acı, korku ya da umut dolu bir haber olmalıdır ki, öncelikle haber müdürünün
onayını alıp, yayınlanabilmesini sağlayabilsin. Ardından da okunma ya da
izlenme rekorları kırıp, sosyal medyada gündemi değiştirebilsin. Bunlar
medyanın arka bahçesi olduğu için herkes bilmeyebilir, ancak olayları ele
alırken algılarımızla oynanmasına engel olmak adına bu işin arkasındaki mantığı
iyi anlamakta fayda var. “Gözümle gördüm, daha ne olsun” diyenlere, bilimin
vereceği cevaplar bizleri çok şaşırtabilir. Henri-Louis Bergson’un dediği gibi;
gözler, sadece zihnin kavramaya hazır olduğu şeyleri görür.” dedi.
GÖRMEK VE
BAKMAK-OKUMAK VE SORGULAMAK
Görsel algı ve haberler konusunda Öz şunları söyledi:
“Daniel Simons ve Daniel Levin ise, dünyayı ne kadar doğru olarak
algıladığımızla ilgili çok farklı çalışmalar yapıyor. Çalışmalarından bir
tanesi şöyle: İçinde tek bir oyuncunun yer aldığı bir kısa film izlediğinizi düşünün.
Adam omlet yapıyor. O pişirmeyi sürdürürken kamera aniden başka bir açıdan
çekmeye başlıyor. Yeni sahnede oyuncu farklı biri olsaydı, fark eder miydiniz?
Gözlemcilerin üçte ikisi fark etmiyor. İşte buna “Değişim Körlüğü” deniyor.
Dikkatli bakmamız olayları nasıl yorumladığımızla alakalı. David Eagleman’ın
dediği gibi “Görmek, bakmaktan fazlasını gerektirir.” Bakabiliriz, ancak
olayları net şekilde görmeyebiliriz. İşte bu nedenle haberleri daha farklı bir
düşünce ile incelemek gerekiyor. Size sunulan kadarını öğrendiğiniz olayların
arkasında aslında olanlar, anlatıldığı gibi mi?”

Bilimsel çalışmaların Türkiye’de yaygınlaştırılması
gerektiğinin altını çizen Öz, medyanın da bilim dünyası hakkında daha fazla
haber yayınlaması gerektiğine dikkat çekti.

HABERCİNİN GÖREVİ
NEDİR?
Medyanın artık insanların hayatını yönlendiren bir sistem
haline geldiğini vurgulayan Öz, şunları söyledi: “Çünkü medya aslında sizin
hayatınızı yönlendiriyor, düşüncelerinizi, yaşama şeklinizi, alışverişinizi,
insanlarla iletişiminizi kısaca siz farkında olmadan sizi yönetiyor. Bu nedenle
medya ile iletişiminizde mutlaka bir süzgeç kullanmak, kendi kararlarınızı
almanızda size yardımcı olacaktır. Gazetecilerin bakış açısı ile hayata bakmak
aslında farklılıkların farkına varmayı sağlıyor. Bu anlamda da haberler aslında
hayatımıza ışık tutuyor. Bunu çok kolay bir şekilde elektrik devre sistemi ile
anlatabilirim. Bilim insanı ve sağlık çalışanı bilgi kaynağı olarak elektrik
devresinin “pil” görevini görür. Çünkü, yakıta ihtiyaç vardır ve yakıt için
bilgi gerekir. Gelen bilgi “anahtar görevi” gören gazetecinin sayesinde habere
dönüşür ve “lamba” yanar. Lambanın ışığı ile etraf aydınlanır. Aslında medya
tam olarak bunu yapar, bilgi ile dünyayı aydınlatır. Mustafa Kemal Atatürk ‘ün
bu konudaki sözü de kulaklarda çınlar: “Gazeteciler, gördüklerini,
düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.” Sağlık Haberlerine Farklı
Bakış kitabının yazarı Öz, sağlık okuryazarlığı alanında halka ve sağlık
profesyonellerine eğitimler veriyor.


Continue Reading

BİLİNÇSİZ MEDYA BİLMEYEN TOPLUMLAR OLUŞTURUR

“Sigaranın sağlığa
zararı yoktur” başlıklı haberlerle karşılaştınız mı? İşte bu haberlerde
yazılanlar nedeniyle, gerçek ile gerçek olmayan arasındaki karışıklıklardan
toplum etkilendi. Peki bu bilgisizlik nasıl yayıldı ve arkasında neler vardı?


Agnotoloji yani “bilgisizlik bilimi” tanımı Stanford
Üniversitesi’nden bilim tarihçi Robert N. Proctor tarafından, Yunanca’da
agnosis ‘bilgisizlik’, ontoloji varlık felsefesi kelimelerini birleştirerek
oluşturmuş. Bu bilim günümüzde menfaati gereği kendini uzman ilan edenlerin
yaptığı şarlatanlıkları ele alıyor.

Aynı Konuya Dikkat
Çeken Bakış Açıları
Robert N. Proctor tütün şirketlerinin uygulamaları ve sigara
içmenin kansere yol açıp açmadığı konusunda kafa karışıklığı yaratma
girişimlerini araştırdı. Tütün sanayisinin, tüketicilerin sigaranın zararlarını
öğrenmesini istemediğini söyleyen Proctor, bu konuda “Kanser Savaşları” isimli
bir kitap yayınladı.



Şüphe Tüccarları (Merchants of doubt)  isimli belgeselde ise benzer şekilde aynı
konular ele alınıyor. Bu belgeselde bilim, medya ve şüphe üçgeni içerisinde
tütün kullanımı ve çok tartışılan iklim değişiklikleri irdeleniyor.
Gazetecilerin haber kaynaklarını seçerken sözde uzmanlara karşı dikkat etmeleri
gerektiği vurgulanıyor. Tütün şirketlerinin kendilerini aklamak için ne gibi
anlaşmalar yaparak, medyada çok farklı şekilde yer almalarının yolları ele
alınıyor. Bu belgesel de aynı Robert N. Proctor gibi objektif yaklaşmanın önemi
vurgulanıyor.


Kanser Savaşları
Kitabı ve Medya İlişkisi
Kanser Savaşları kitabına göre kanserin temel sebebinin
cehalet olduğu söyleniyor. Kitapta söylenenler dikkat çekici: “Kanser denetiminin
anahtarı bilgidir. Fakat kanser hakkında zaten çok şey biliyoruz. Sigaraların ve
asbestin kansere sebebiyet verdiğini, fazla yağlı, lif oranı düşük, çok tuzlu
gıdaları yemenin çok sağlıklı olmadığını biliyoruz. Cildimizi güneşte yakmanın
ya da yiyeceklerimizi pestisit banyosu yaptırmanın tehlikeli olduğunu
biliyoruz. İster temizlediğimiz zeminlerden, ister hobilerimizden, isterse
çalışmalarımızda kullandığımız malzemelerden gelsin akciğerlerdeki tozun kötü
olduğunu biliyoruz. Düzenleme altına alınmamış endüstrinin kansere yol
açabileceğini, kanserin kötü alışkanlıkların, kötü yöntemin, kötü ticaretin,
hatta belki kötü bilimin ürünü olduğunu biliyoruz. Kanserle ilgili bilgiler az
değil. Kanser politikasına yeniden yön vermek için düşünceli ve emin adımlar
atılması gerekiyor. Başka bir deyişle sebeplerle ilgili bilgiler, ihtiyaç duyulan
şeylerin sadece bir kısmını oluşturuyor. “Sormazsanız öğrenemezsiniz,
öğrenemezseniz yapamazsınız” sözü çoğu zaman doğrudur. Ancak sorulması
gereken soru sadece “kansere neyin sebep olduğu” değil, aynı zamanda
“kanseri önlemek için neler yapılabileceğidir.” Her şeyin her zaman
göründüğü gibi olmadığını kabul etmeliyiz. Cehalet üretilebilir, ideolojik
boşluklar bizi kör edebilir, iyi haberler çoğu zaman taraflı olabilir, sebepler
kültürel olabilir; faturayı bilim adamlarına kesmek, kanserle mücadele etmenin
yollarından sadece biridir. “Daha fazla araştırma” için baskı yapan
eylemciler şu soruyu sormalı: Hangi sonuca hizmet eden ne tür bilgi?
Bildiklerimizi sormamız gerekiyor. Birinden diğerine giden yolu temizleme
çabamıza rağmen sadece cehaletin bilgiyi nasıl davet edebileceğini değil, aynı
zamanda bilginin de cehalete nasıl katlanabileceğini anlamamız gerekiyor.”

Kitapta da vurgulandığı gibi doğru soru sormak ve medyanın
tarafsız haber yapma özgürlüğü olmalıdır. Özellikle bilim ve sağlık
haberciliğinde uzmanlaşma bu konuda çok önem taşıyor.


Anektodal Kanıt
Birçok haberde yer alan Anektodal kanıt konusuna da dikkat
edilmeli. Anektodal kanıt, herhangi bir bilimsel araştırma, sorgulama, inceleme
ve uzmanlığa dayanmaksızın, birçok yerde gördüğümüz kullanıcı yorumları,
müşteri memnuniyeti ve kullanıcı eleştirileri gibi şahitliğe dayanan kanıtlar.
Bilimde ve mantık felsefesinde bu anlatımlara “anektodal kanıt
safsatası” denir. Bilimsel geçerliliği olmadığı halde, kişisel görüşlere
yer verilen haberler de bu anlamda insanları yanıltıcı olabiliyor. Bunun en sık
kullanıldığı yöntemler ise genellikle basın bültenleri oluyor.


Özel Haber Yerine Kopyala
Yapıştır Habercilik Prestij Kaybettiriyor
Medyanın derin yaralarından biri de özel haber çalışmaktan
öte, bülten haberciliğine doğru bir yönelişe gitmesi. İngiliz gazeteci Nick
Davies, “Flat Earth News” kitabında “churnalism” kavramını ortaya atıyor.
“Churn” İngilizce’de, “çalkalamak, köpürtmek” anlamına geliyor. Davies,
günümüzde PR ajansları ve reklam şirketleri tarafından hazırlanan “haber
görünümündeki” metinlerin, hiç müdahale edilmeden gazete sayfalarında yer
almasına gazeteciliğin prestij yitirmesinin nedenlerinden biri olarak görüyor.
Kısaca, bültenleri kopyalayıp yapıştırmak gazetecilik değildir!

Kısaca medyada kanıta dayalı bilimle ilgili haberleri görmek
için sözde bilim ve gerçek bilimin ayrımı konusunda çalışmalar yapılmalı. Bu
konular kurumların önderliğinde gerçek uzmanlar tarafından hazırlandıktan sonra
medya ile paylaşılmalı. Medyada uzmanlaşma olması desteklenmeli. Yanlış ile
doğrunun ayrımının anlatılması için basın mensuplarına yönelik çalıştaylar da düzenlenmeli.
Bilinçli medya ile bilgi kirliliğinden kurtulabiliriz.

Continue Reading

SAĞLIKLI YAŞAMIN SIRLARI SAĞLIKLI MEDYADA SAKLI

9 Ekim 1887 tarihinde modern gazeteciliğin kurucusu olarak gösterilen Joseph Pulitzer’in  ‘New York World’ gazetesinde bir haber yayınlandı. Haberi yapan kişi ise, gerçek adı Elisabeth Cochrane olan ancak haberlerde ‘Nellie Bly’  ismini kullanan dünyanın ilk kadın araştırmacı gazetecisiydi. 

Gazetedeki ilk çalışmasının hikayesi ise, gazetecilik tarihine damgasını vurdu. Blackwell şimdiki Roosevelt adasındaki Kadın Akıl Hastalıkları Hastanesine sızmak için bir gece ayna karşısında çalıştı. Saçlarını, bakışını, gülüşünü ve sözlerini “delileştirmeye” uğraştı. Bir misafirhaneye giderek, kadınların hepsinin dikkatini çekti. Buradaki kadınlar sonunda “deli” olduğuna karar verip polis çağırdılar ve mahkemede hakim karşısına çıktı. Amnezi, yani hafıza kaybı taklidi yaptı, hakim ise uyuşturucu kullandığı sonucuna vardı. Kendisini inceleyen doktorlar, Nellie’yi akıl hastanesine gönderdi. 

Blackwell Kadın Akıl Hastanesi
Akıl hastanesine giderken, çevresindeki diğer kadınlarla konuşmaya başlayıp, hepsinin hikayesini öğrenmeye çalıştı. Blackwell’da normal bir insan olarak davrandı. Ancak biri dışında tüm doktorların kararıyla “deli” diye hastaneye kapatıldı. Bly, hastanede koşulları birinci elden gözlemledi. Yemeğin çoğu zaman bozuk ve yenilemez, suyun ise içmek için çok pis olduğunu gördü. Hastalar bütün gün buz gibi odalarda hiçbir şey yapmadan oturtuluyordu. Buz gibi banyo suyu başlarından aşağıya kovalarla dökülüyordu. Hemşireler sürekli hastalara kötü davranıyor ve şiddet uyguluyordu. 

Konuştuğu hastaların bazılarının da kendisi kadar aklı başında olduğunu düşünen Nellie; “İşkencenin hastaları iyileştirmesini mi bekliyorlar? Aksine, buradaki uzman doktorlar benim gibi aklı başında bir kadını bile alıp sürekli susturup, sabah 6’dan akşam 8′e sert banklarda konuşmasına ve hareket etmesine bile izin vermeden boş boş oturtup, dışarıdaki dünya hakkında en ufak fikir sahibi olmadan, eline bir kitap bile vermeden, yenilemez yemekler ve sert muamele ile 2 ayda delirtebilirler.” diye yazdı. 

On gün geçirdiği hastaneden, gazetenin avukatının da yardımıyla zorla ama başarıyla çıkmayı başardı. Bly, “Deliler Evinde 10 Gün” başlığı attığı yazısında olanları bir bir anlattı. “Blakwell’deki deliler hastanesinde bir hafta geçirebilir miydim? Düşündüm ki, evet geçirebilirdim. Geçiririm, evet. Ve geçirdim de” diye başladığı yazısında, başından geçenleri, nasıl bir yol izlediğini ve orada neler gördüğünü ayrıntısıyla anlattı.  

Bly, “İnsanı delirtmekte hiçbir şey bu tedavi sistemi kadar başarılı olamaz!” sonucuna vardı. Hastanenin koşulları, hastane personellerinin hastalara davranışları, kendisi gibi hasta olmasa bile duvarların ardına kapatılan birçok kadının durumunu anlattığı yazı dizisi sadece okurların değil Amerika’nın dikkatini bu hastanelere çekerek toplumu aydınlattı ve gazetecilik görevini yerine getirdi. Hastaneye soruşturma açıldı ve Bly’ın incelemede yardımcı olması istendi. Şartların iyileştirilmesi için kuruma bütçe verildi, sık sık denetlenmesine ve gerçek hastaları almaları için muayeneleri çok daha dikkatli yapmalarına karar verildi. 



Sarı Gazetecilik
Öyle sansasyonel şeyler yazmıştı ki bu sansasyonel dilin tuttuğunu gören Pulitzer, aynı dille çeşitli haberler yapmaya başladı. Hatta ilk çizgi roman kahramanı Yellow Kid (Sarı Çocuk) bu şekilde ortaya çıktı. Toplumdaki sıkıntılı her konunun üzerine gitmek gibi bir derdi olan Nellie’nin haber dili ve Yellow Kid ile başlayan süreç, gazetecilikte şimdi çok eleştirilen ‘Sarı Gazetecilik’ kavramını ortaya çıkartan tartışmaların başlangıcı oldu. 

Stunt Reporting
Bly araştırmacı gazetecilik alanında, bu yeni ve anlamlı yöntemle araştırmacı gazetecilik alanında “stunt reporting” olarak bilinen yöntemin ortaya çıkmasını da sağlayan isimlerden biri oldu. Kariyeri boyunca pek çok konuda çürümüşlüğü, adaletsizliği ortaya çıkaran Bly, bunu yaparken yoksuldan ve mazlumdan yana tavır aldı. 


Kitap ve Film
Haber dizisi “Ten Days in a Mad-House (Bir Tımarhanede 10 gün)” ismiyle kitap olarak da yayınlanan bu çalışması Nellie Bly isminin tüm Amerika tarafından bilinen bir isim olmasını sağladı. Hayatı boyunca maceracı ve adil kelimelerinin yaşayan birer abidesi olarak gösterilen Nellie Bly’ın bu macerasından yola çıkılarak bir bilgisayar oyunu yapıldı ve  ‘10 Days in a Madhouse’ (Tımarhanede 10 Gün) isimli bir sinema filmi çekildi. Ayrıca Google, Nellie Bly’ın 151. doğumgünü için bir doodle hazırladı. 

“Şimdiye kadar kalbimden gelmeyen hiçbir kelimeyi söylemedim. Zaten söyleyemem” diyen Bly gibi gazeteciler, sağlıklı haber yaparak sağlıklı bir toplumun oluşmasına destek olabilirler. Araştırmacı gazetecilikte, yanlışı bulup çıkartmak düzelmesi için çalışmak hedeflenmelidir. 

Gazeteciler sağlıklı yaşam yalanlarını dile getirmek yerine, gerçek uzmanlardan bilimsel kanıtlarla habercilik yapmalıdır. İşte o zaman gazetecilik hak ettiği değeri bulacaktır. Bunun içinde gazetecilerin haklarının desteklenmesi, gazetecilik oynayanların önüne geçilmesi çok önem taşımaktadır. Özellikle sağlık haberciliği, toplum sağlığı açısından çok önemli bir yerdedir. 

Sağlıklı toplum için, sağlıklı medya gerekir. 

Continue Reading

TEDx SAĞLIK BİLİNCİNİ ARTIRDI

TED, Technology, Entertainment ve Design sözcüklerinin baş harflerinden oluşan ve kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Organizasyon, alanında uzman insanların mesajını milyonlara ulaştıran etkileyici, düşündürücü bir o kadar da eğlenceli bir etkinlik. Bu yıl yapılacak TEDx Bahçeşehir organizasyonun içeriği ise “Değişim”.


Fikriyle değişim yaratan ve değer katan isimleri konuşmacı olarak konuk eden TEDx, konuşmacı seçiminde, paylaşmaktan zevk alan, kişiliği, fikirleri ve duruşuyla farklılık yaratan, hayatı dolu dolu yaşayan konuşmacıları dinleyicilerle buluşturmayı hedefliyor. TEDx Bahçeşehir organizasyonunun ekip başkanı Batuhan Çevik, isimlerin titiz bir çalışma ile tüm ekip tarafından karar verildikten sonra seçildiğini söyledi.  Bu sene konuşan  isimler şöyle; Barış Özcan, Cem Seymen, Esra Öz, Cihan Nalbant, Enes Kutluca, Ercan Altuğ Yılmaz, Yaman Ömer Erzurumlu, Alper Almelek, Kadir Memiş, Selin Ünal, Berke Sarpaş.


TEDx Bahçeşehir’de Sağlık Okuryazarlığı Anlatıldı
Sağlık Habercisi Esra Öz, sağlık okuryazarlığı ile ilgili konuşmasında haberleri bir dedektif gibi mercek altına alarak incelemenin yol haritasını anlattı. Haber başlıklarında özellikle algı yönetiminde doğal, bitkisel ve güvenilir kelimelerinin algı yönetiminde kullanıldığına dikkat çekti. Duygularımızı kontrol altına almamızın çok önemli olduğunu vurgulayan Öz, hikayeleştirilen haberlerin daha dikkatli şekilde okunması gerektiğini dile getirdi. Haberde yer alan uzmanların önemini vurgulayan Öz, “Sağlık ile ilgili bir konu olduğunda herkes kendini rahatlıkla uzman sayabiliyor. Bu nedenle yapılan bir açıklama varsa hemen o kişinin eğitimine bakın! Edebiyat öğretmeni, fizik dersi hakkında televizyonda açıklama yapamayacağı gibi, bir genel cerrahi uzmanı da kalp sağlığını anlatmamalı. Kalp sağlığı ve hastalıkları ile ilgili kardiyologlar konuşmalıdır. Bu nedenle açıklamalarda bulunan kişinin hemen eğitimine bakmalıyız. Konuştuğu konu hakkında bilim çalışma yapması da önemli noktalardan biridir. Çünkü, televizyonda ya da gazetede çıktı diye o kişinin konuştuğu alanla ilgili uzman olduğunu kanıtlamaz” dedi. 


Haberlerde kaynakların çok önemli olduğunun altını çizen Öz, çeviri haberlerden örnekler vererek okudukları her habere inanamamaları gerektiğini belirtti. Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için gazetecilerin tanınması gerektiğine dikkat çeken Öz, “Gazetecileri tanımalısınız. Hangi gazeteci nasıl haber yapar bilmelisiniz. O zaman haberlere bakış açınız da gelişecektir” diye konuştu. 
“Hastalık yoktur hasta vardır” diyen Öz, tedavinin kişiye özel olduğunu, genel geçer reçetelerden uzak durulması gerektiğini kaydetti. 

İnsanların bilinçli olup, okuduklarına gördüklerine geri bildirimde bulunmasının önemine dikkat çeken Öz, şunları söyledi: “Sağlık hayatımızın en değerli varlığıdır. Doğru, güvenilir ve objektif haber almak için bu adımları izlemeliyiz. Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı haberler yapılması dileğiyle.”



TEDx ekibinden Mert Torun şunları söyledi: “Sağlık alanındaki bilgi kirliliği hepimizin kafasını bulandırıyor. TV’de gördüğümüz bir uzman tuzun açabileceği sorunlardan bir hayli endişeyle bahsederken bir diğeri tuzu övmekle doyamıyor. Ne diyetine uysak hangi doktora güvensek toplum olarak şaşırdık. Bu bilgi kirliliğiyle baş etmenin en iyi yolu gündelik hayatta karşılaştığımız bu bilgileri eleştirel bir şekilde bakmak ve kendi kanımıza kendimiz varmak. İşte sağlık okuryazarlığının yaptığı da bu. İnsanları gördükleri sağlık haberlerini sorgulamayı öğreterek kendilerini ve sevdiklerini yanlış bilgilerden doğacak vahim olaylardan korumasını sağlar.”


http://www.ntv.com.tr/saglik/tedxde-saglik-okuryazarligi-tartisildi,6RphsnpIkEu9CumZTRzoqQ 

http://www.milliyet.com.tr/degisim-gercekten-oldu-mu–pembenar-yazardetay-yasam-2221234/

Continue Reading
1 2 3 5