HEKİM AÇIĞI KAPANACAK, SAĞLIKTA ŞİDDET SON BULACAK

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, kahvaltılı basın toplantısında
sağlıkta çok başlılık döneminin bitmesinden, hastanelerdeki mekan sorunu
çözümüne, sağlık turizmi ile ilgili yeni düzenlemelerden sağlıkta şiddete kadar
birçok konu ile ilgili bilgi verdi.  

Sağlıkta şiddetin önlenmesi için alınacak önlemler hakkında bilgi
veren Bakan Demircan, “Ben hekim arkadaşlarımızın büyük bir fedakarlıkla
iş yaptıklarını görüyor ve biliyorum. Oraya tedavi için gelen insanımız da
bunları böyle değerlendirmeli. Günde 100’ün üzerinde hastaya bakan bir insanın
elbette ki yüzü gülmeyebilir veya bir noktada geç cevap verebilir. Halkımız,
bunda sabırlı olmalı. Mekanlardaki darlık ve sıkıntı, bunları çözüyoruz.
Personel sayısını artırarak acilleri personel açısından takviye ediyoruz.
Pratisyen hekim ve acilde çalışacak olan uzman hekimlerimiz, acil
uzmanlarımızın sayısını artırmaya çalışıyoruz. Bu konuda medyadan da yardım
istiyorum.” dedi. 

TUS asistan kadrosu 6
binden 8 bine çıkarılıyor
Doktor açığının olduğuna dikkat çeken Demircan,
“Türkiye 5-6 yıl içerisinde pratisyen hekim açığını kapatacaktır. Aile
hekimliğinde de noksanlığımız var ve onu da yavaş yavaş kapatıyoruz. Bizim
önümüzdeki ikinci büyük açığımız uzman açığımız. 6 bin TUS sınavı için asistan
kadrosunu 8 bine çıkarttık. Aldığımız kararla 2 bin eklendi. Bu hem
üniversitelerimizi rahatlatacak, çünkü asistan ihtiyaçları vardı onların. Hem
de ortalama 5 yıl sonra uzman dönüş rakamları daha yüksek olacak. İnşallah bu sayı
sorunu, Türkiye’nin önünde pratisyen hekim noktasında 5 yıl içinde giderek
kalkacak, uzman hekim noktasında da yan dalları da dahil edersek 10 yıl sonra
sorunumuz azalacak.” şeklinde konuştu.


Türkiye´de sezaryen
oranı yüzde 53´e çıktı
Türkiye’nin sezaryen oranlarında dünya ortalamasının çok
üzerinde  olduğunu belirten Bakan
Demircan,  şunları söyledi: “Cerrahi
branşlara ilgi azaldı. Bu doğru bir tespit. Bunun düzenlemesi yapılmış ama
yeterlilik noktasında sıkıntı varsa gidermek lazım. Sigorta sistemi var, onu
daha da geliştirebiliriz. Bu branşlar olmadan olmaz. Sorunu çözeceğiz. Cerrahi
branşların önü açılmalı. Bazı şeylerin bahanesi gibi geliyor ancak Türkiye´de
sezaryen oranı yüzde 53´e çıktı. Ortada büyük bir problem var. Bunu düzeltecek
çalışmalar yapılıyor. Malpraktisle ilgili düzenlemeler yapılırsa ve teşvik
edilirse cerrahi branşsız hastane olmaz. Cerrahi branşların önü açılırsa bunun
da çözüleceğine inanıyorum.  Örneğin,
suda doğum merkezleri oluşturmaya çalışıyoruz. Hastanelerimizin ihtiyaç duydukları
sayıda doğum küvetleri alarak doğumu daha kolaylaştırmayı düşünüyoruz. Doğum
sakin bir ortam ister. Fazla ışık bile istemez. Kadınların kendi odalarında
doğum yapmalarını sağlayacak şekilde çalışma yapıyoruz. Ayrıca ebe kadrolarını
artırıyoruz.”


Sağlıkta tedarik
sistemi başlıyor
Sağlıkta tedarik sistemi üzerinde çalışma yaptıklarını
kaydeden Demircan, “Bundan sonra her hastanenin ihtiyaçları belirlenecek ve
tedarik tek merkezden yani e-marketten sağlanacak. Yeni açılanlarla 872 yeni
hastanemiz bulunuyor. Bu kadar da alım merkezi var. Bunu çözmüş ülkeler var.
Onları inceledik. Benzer bir model geliştirdik. Tedarik sisteminde stok
maliyeti düşecek alımlar bir merkezden yapılacak. PTT ve diğer kargo
şirketleriyle özel anlaşmalar yapılacak. Sağlık Bakanlığı ne alınacağını,
standartlara uygunluğunu Sanayi Bakanlığı belirleyecek. Maliye Bakanlığı ile
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da ödeme yapacak olan kurumlar. Alımlar
ihale ile olacak ve e-marketten sağlanacak. İhale ile gerekli aletler alınacak.
Böylece stok maliyeti düşecek. Yerli üretici de teklif verebilecek. Standartlar
belirlenip, üniversite laboratuvarlarında kontrol edilecek.” şeklinde konuştu.

Şehir hastanelerinin
dışında, merkezde de hastaneler olacak
Şehir hastanelerinin nüfus planlamasına göre planlandığını,
belli kriterlere bakıldığını vurgulayan Demircan şunları kaydetti:
“Şehirler büyüdü ve şehrin içinde geleceği de öngören bir sağlık tesisi
kuramıyorsunuz, çünkü yer yok.  Eski
hastaneler ekonomik ömrünü doldurmuş, deprem güvenilirliğini kaybetmiş yerler
açığa çıkıyor. Buna rağmen, vatandaşın merkezde kolay ulaşabileceği bir hastane
üretmek zorundayız. Zorunlu şehir dışına çıkıyor şehir hastanesi ama merkezde
de vatandaşın ulaşabileceği bir hastane olmalı. Bunu araştırıyoruz. Açıkta
kalan yerlerin ise sahibi milli emlak. Bize tahsis edilmiş. Sağlık
Bakanlığından alacaklar.”


Üniversite
hastanelerinin de sorunları çözülecek
Üniversite hastanelerinin borçlarının ödenmesi için yeni bir
çalışma yaptıklarını ifade eden Demircan, “Üniversite hastanesinin içinde bir
eğitim kurumu var. Eğitim faaliyetleri yapıyor öbür taraftan da sağlık hizmeti
veriyor. O zaman yönetimden daha çok yönetişim ilişkisi geliştirilmesi
lazım.  İkili sistemin birbirine zorluk
çıkarmadan destekleyerek yürümesi lazım. Biz 
neresinde oluruz? Gelecek teklifler içinde bize düşen alan neyse biz
orada oluruz ama eğitim tarafında olmayız.” diye konuştu.

Sağlık turizmi için
yeni adımlar atılıyor
Türkiye’nin, sağlık elemanı yetiştirmede yüksek standartlı
eğitim veren bir ülke olduğunu kaydeden Demircan, “Yetişen elemanların
hepsi Türkiye’de kalmıyor, gidebilir. Dışardan da birileri gelip Türkiye’de
sağlık hizmeti verebilmeli. Bunu da açık hale getirmemiz lazım. Çünkü sağlık
turizmini ciddi olarak ele alacaksak, sadece sağlık turizminden istifade etmek
isteyen insanların önünü açmakla kalmamalıyız. Burada hizmet vermek isteyenleri
de devreye sokmalıyız. Yeni konsepte uygun yasal alt yapıyı da düzenlemek
zorundayız.” dedi.


Hekimlerin emekli
maaşları ve yıpranma paylarında düzenleme
Sağlık çalışanlarının yıpranma payına ilişkin de
açıklamalarda bulunan Bakan Demircan,  şunları
söyledi: ” Hekimlerin emeklilik ücretleri düşük. Bunda bir düzeltme için
çalışmalarımız var. Mali konular olduğu için bütçe süreci içinde bunu
çözeceğimize inanıyorum hem emeklilikteki artışın sağlanması hem de yıpranma
payı konusunda. Sağlığın da kendi içerisinde zorluk dereceleri var. Bu
konulardaki çalışmalarımız sürüyor. Bu müjdeyi vereceğiz ama olgunlaşmadığı
için şu an bir şey diyemiyorum. Ciddi bir düzeyde bu çalışmanın sürdüğünü
belirtmek isterim.”

Yurt dışındaki
hekimlere mecburi hizmet geçerli olmayacak
Eskiden birtakım engellerin söz konusu olduğunu anımsatarak,
mecburi hizmet yapılmadan sisteme girilemediğini ve şimdi bunun
değiştirilebileceğini kaydeden Demircan, “Neden mecburi hizmet görecek
burada? O bizim kaynaklarımızı kullanmamış ki yurt dışında kendi kaynaklarıyla
eğitimini görmüş ve burada çalışmak istiyor. Gelir, burada çalışma şartlarımıza
uyuyorsa çalışabilir. Bunun gibi daha geniş çerçeveden meseleye yaklaşmamız
lazım.” dedi.

  
Continue Reading

ANTİBİYOTİK KULLANMANIZI BU TEST BELİRLEYECEK

Ankara’da düzenlenen Akılcı Antibiyotik Kullanımı Lansman Toplantısına katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ,  doktorların artık hastanın antibiyotik kullanıp kullanmayacağına 5 dakikada sonuç veren hızlı tanı testi ile karar vereceğini söyledi. Bakan Akdağ, “Aile hekimi, çocuk hekimi, kulak, burun, boğaz ve acil hekimlerine beta mikrobunu muayene sırasında tespit edecekleri test verilecek ve bu testle antibiyotik kullanılıp kullanılmayacağına karar verilecek” dedi.

Türkiye’nin antibiyotiklerin gereksiz kullanımı ve bakterilerin de antibiyotiklere dirençli olması açısından OECD ülkeleri içinde en kötü durumda olan ülke olduğunu belirten Bakan Akdağ, bakanlık olarak antibiyotiklere yılda 1 milyar lira ödendiğini açıkladı. 

Boğaz kültür testinin uzun sürdüğünü kaydeden Bakan Akdağ, hızlı beta testi ile hastanın boğazından alınan sürüntüde sadece beta çıkarsa antibiyotik kullanacağını kaydetti. 

Hastanın doktoru antibiyotik yazma konusunda zorlamaması gerektiğini ifade eden Bakan Akdağ, şöyle konuştu: “Yine vatandaşımız tarafındaki önemli bir husus da vatandaşlarımız doktorlarını antibiyotik yazma konusunda zorlamamalıdır. Antibiyotik, ateş düşürücü ya da ağrı kesici bir ilaç değildir, antibiyotiği mikropların bir kısmına karşı kullanıyoruz. Türkiye’de polikliniğe başvuran her 3 hastadan 1’i antibiyotik kullanıyor. Normalde bunun 6 reçetede bir olması beklenir, demek ki kullanılması gerekenin aşağı yukarı iki misli antibiyotik kullanılıyor. İnsanlar da hastalık yapan mikropları birkaç çeşide ayırıyoruz, sıklıkla gördüğümüz gruplardan biri bakteriler birisi de virüsler. Eğer hastalığımızı bir bakteri yapmışsa antibiyotik kullanıyoruz ama hastalığımızı bir virüs yapmışsa antibiyotik kullanmıyoruz çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkisiz ilaçlar. Günlük hayatımızda en sık karşılaştığımız genellikle antibiyotik almamıza da yol açan nezle ve grip acaba bakteriyel bir hastalık mı? Yoksa bunlar virüslerin sebep olduğu hastalıklar mı? Nezle ve grip virüslerin sebep olduğu hastalıklar dolayısıyla bunlara antibiyotiklerin hiçbir faydası yok.”

Antibiyotikler Virüslere Dolayısıyla Nezle ve Gribe Etkili İlaçlar Değildir
Vatandaşların nezle ve gripte antibiyotiğin daha hızlı iyileştirdiğini düşündüklerini belirten Bakan Akdağ, “Böyle bir durum yok, bu doğru bir bilgi değil. Çünkü antibiyotikler virüslere dolayısıyla nezle ve grip hastalıklarına etkili ilaçlar değildir. Tersine birçok yan etkiye maruz kalma riski de var gereksiz kullanılan antibiyotiklerde. Dolayısıyla nezle ve gripte kesinlikle antibiyotik kullanmamalıyız. Nezle ve grip olduğumuzda biz vatandaş olarak doktorlarımızı asla zorlamayacağız. Hekimlerimize kısa ama etkili kurslar verdik hem hangi durumlarda bu testi uygulayacaklarına dair hem de testi nasıl kullanacaklarına dair. Vatandaşlarımız açısından da bugünden başlayarak hem televizyon spotları dönecek hem bütün sağlık kuruluşlarımızda ve başka uygun yerlerde afişlerle, el ilanlarıyla, hastanelerimizde sağlık kuruluşlarımızdaki kapalı devre televizyonlarımızla vatandaşlarımıza da bilgi vereceğiz ve böylece iki taraflı olarak bu meseleyle mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.

Karne Net Değil 
Geçtiğimiz günlerde medyada yen alan; özel hastanelerin kamu doktorlarını artık bonservislerini ödeyerek transfer edebilecekleri ve Sağlık Bakanlığının, doktorların başarı durumlarını göstermek için karne dönemi başlattığına yönelik haberleri de değerlendiren Bakan Akdağ, doktor karnesi uygulamasının henüz netlik kazanmadığını, özel hastanelerin bonservislerini ödeyerek kamudan doktor transfer etme durumunun ise söz konusu olmadığını belirtti.
Continue Reading

EN ÇOK ÖNEM VERDİĞİMİZ ALANLARDAN BİRİ “SAĞLIK OKURYAZARLIĞI”

Sağlık ile ilgili bir konu olduğunda herkes kendini rahatlıkla uzman sayabiliyor.  Bu karmaşanın giderilmesi için sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması gerekiyor. Çünkü bu değişim sağlık ekonomisini, sağlığın geliştirilmesini ve sağlıklı yaşam bilinci oluşmasını olumlu şekilde etkileyecektir. 

Medyada uzmanlaşma ve bilinç oluşması için, herkesin daha duyarlı yaklaşması gerekiyor.  TEDx Bahçeşehir ‘de sağlık okuryazarlığı ile ilgili yaptığım konuşmada sağlık haberlerini bir dedektif gibi mercek altına alarak incelemenin yol haritasını anlattım. 

Bu nedenle sağlıkla ilgili yapılan bir açıklama varsa hemen o kişinin eğitimine bakın! Edebiyat öğretmeni, fizik dersi hakkında televizyonda açıklama yapamayacağı gibi, bir genel cerrahi uzmanı da kalp sağlığını anlatmamalı. Manken, oyuncu ya da şarkıcı sağlıkla ilgili bilgi vermemeli. Sağlık liyakat işidir, aynı sağlık haberciliği gibi. 

Gazetecilik Bir Meslektir, Hobi Değil!
Gazeteciliği hobi amaçlı yapan çok fazla kişiyle karşılaşıyoruz. Bu da bilgi kirliliğine yol açtığı gibi medyayı çıkmaz sokağa götürüyor. İşte bu nokta da sağlık okuryazarlığı daha da önem kazanıyor. Haberleri okuduğunuzda ya da izlediğinizde mutlaka kimin haberi olduğuna bakın.  Gazetecileri tanımalısınız. “Hangi gazeteci nasıl haber yapar?” bilmelisiniz. O zaman haberlere bakış açınız da gelişecektir. Medya kuruluşuna geri bildirimlerde bulunursanız, çalışmaların da kalitesi o denli artacaktır. 

Sağlık Programları Reklam Aracı Olmamalı
Sağlık programları para ile konuk alır hale geldi. Parasını verenin uzmanlığı sorgulanmadan ekranlara çıkabiliyor. Bu programlar, reklam aracı gibi görülmemeli. Halk sağlığını korumak açısından bu anlamda çalışmalar yapılmalı. Uzman sağlık habercileri hazırlayıp sunmalı. 

Medyaya Büyük Görev Düşüyor
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ ile sağlık muhabirleri olarak kahvaltılı basın toplantısında bir araya geldik.  Türkiye’de 2005’li yıllarda kanserle ilgili yaptıkları bir çalışmayı anımsatan Akdağ, “Bu çalışmanın sonucunda insanların yüzde 70’den fazlasının bilgileri televizyondan öğrendiğini belirledik.  Bu konuda medyaya büyük görev düşüyor” dedi. 

Sağlık Bakanlığı olarak en çok önem verdikleri alanlardan ikisinin sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı yaşamı geliştirme olduğunu vurgulayan Akdağ, önümüzdeki dönemde çok yoğun olarak bu mecraları kullanacaklarını dile getirdi.  

Sağlık Okuryazarlığı ve Sağlıklı Yaşam Bilinci Gelişmeli
Aile hekimleri ve sağlık çalışanlarıyla, hastanelerde kullanılacak ekranlarla, el ilanlarıyla, okullardaki faaliyetlerle bilgilendirme çalışmaları yürüteceklerini belirten Bakan Akdağ, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile de ortak çalışmalar yürüteceklerini kaydetti.  

Akdağ, Türkiye’de önümüzdeki 10 yılda sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı yaşam bilincinin geliştirilememesi durumunda sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinin riske gireceğini vurguladı.

Sağlık Muhabirleri de Eğitim Almalı
Sağlık okuryazarlığı bilincinin oluşturulması için, öncelikle sağlık muhabirlerinin uzmanlaşması desteklenmeli.  Bu alanda çalıştığı halde hala birçok temel bilgiyi bilmeyen muhabirleri görmek hem şaşırtıcı hem de üzücü. Öncelikle belli aralıklarla toplantılar düzenlenmeli ve güncel bilgiler paylaşılmalı. 

Gazeteciler Uzman Ayrımı Yapabilmeli
Gazeteciler, uzmanlık alanı dışında konuşanları gördüklerinde buna öncelikle kendileri tepki gösterebilmelidir. Bu nedenle açıklamalarda bulunan kişinin hemen eğitimine bakılmalı. Haber kaynağının, konuştuğu konu hakkında bilimsel çalışma yapması da önemli noktalardan biri. Çünkü televizyonda ya da gazetede haberinin yayınlanması o kişinin, konuştuğu alanla ilgili uzman olduğunu kanıtlamaz.  Ayrıca manken, oyuncu, şarkıcı ya da ünlü olan isimlerin sağlıkla ilgili eğitim vermeye kalkması da ayrı bir konu. Sağlık alanında eğitimi olmayan bu kişilerin hukuki yaptırımlarla, eğitim vermesi, önerilerde bulunması ve toplum sağlığını kişisel menfaati için tehlikeye atması ile ilgili de yeni düzenlemeler getirilmeli. Sağlık sertifikalarla ya da kulaktan dolma bilgilerle anlatılmaz. 

Sağlığımız hayatımızın en değerli unsurudur. Doğru, güvenilir ve objektif haber almak için bu adımları izlemeliyiz. Sağlıklı bir gelecek için sağlık okuryazarlığı bilincinin gelişmesi dileğiyle.

Continue Reading

SAĞLIĞINIZIN NABZINI SİZ TUTUN!

Sağlığınızla ilgili bilgileriniz online bir sistem üzerinden takip edebiliyorsunuz. Bu sistem sayesinde yapılan tetkiklerden, gördüğünüz tedavilere kadar geniş bir yelpazede hizmet veriyor. Ayrıca sağlık bilgileriniz sizin istediğiniz şekilde gösterilebiliyor. Türkiye’nin kişisel sağlık sistemi e-Nabız, sağlıkta yeni bir dönem başlattı. e-Nabız hem kamudan vatandaşa sunulan hizmet uygulamalarında Türkiye’nin en iyisi seçildi, hem de Sağlık Bakanlığına “en iyi dijitalleşen kurum” ünvanını getirdi. 

Tüm vatandaşlara kişisel sağlık kayıtlarını yönetebilme imkanı sunan ve kapsamının genişliği itibariyle dünyada ilk olma özelliği taşıyan e-Nabız Sistemi, bir yandan her geçen gün geliştirilirken, bir yandan da başarısıyla ödül topluyor. Kısa süre önce tüm dünyadaki en iyi mobil sağlık uygulamalarının seçildiği yarışmada finale kalarak başarısını uluslararası alanda gösteren e-Nabız, Nisan ayı başında, TÜSİAD ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) tarafından TBMM’de düzenlenen 13. eTürkiye (eTR) Ödülleri Töreni’nde Sağlık Bakanlığına ödüller getirdi. Sağlık Bakanlığı, e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi ile hem “Kamudan Vatandaşa En İyi Uygulama Ödülü”nü hem de “En İyi Dijitalleşen Kamu Kurumu Vodafone Özel Ödülü”nü almaya hak kazandı.  

Törene katılan Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, ödülleri TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Koç, TBV Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eczacıbaşı ve Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Gökhan Öğüt’ten aldı. 

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-Nabız ile ilgili sorularımı yanıtladı. 

e-Nabız nedir? 
Yaklaşık bir sene önce hizmete alınan e-Nabız, tüm vatandaşların sağlık kayıtlarına diledikleri her an, tüm bilgisayar ve mobil cihazlardan erişebildiği, izinleri doğrultusunda hekimleri ya da yakınları ile paylaşabildiği, yani sağlık kayıtlarını 7 gün 24 saat yanlarında taşıyabildikleri ve yönetebildikleri bir kişisel sağlık kaydı sistemi. Dünyada trend haline gelen kişisel sağlık kaydı sistemlerinden biri diyebiliriz. Ancak e-Nabız, kapsamının genişliği itibariyle benzerlerinden ayrılıyor ve bir ilk olma özelliği taşıyor. Çünkü e-Nabız ile bir hastaneye gittiğinizde orada yapılan işlemlerin tamamına ait detaylara erişebildiğiniz gibi mobil sağlık cihaz ve uygulamalarından sağladığınız günlük sağlık verilerinizi de kaydedebiliyorsunuz. 

112 acil butonu, ilaç hatırlatma özelliği, organ, kan, kemik iliği bağışı bildirimleri, yakında hizmete girecek olan sporcu sağlığı bilgi sistemi, bulaşıcı hastalık takibi gibi özellikleriyle de birçok ülkede ayrı ayrı kullanılan ya da üzerinde henüz çalışılmaya başlanılan uygulamaları bir araya topluyor ve sağlığa dair her şeyi içine alıyor. 

e-Nabız’da neler var?
Hekiminiz ile sadece o güne kadar ülkemizdeki özel ya da kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında size yapılmış tüm sağlık işlemlerini paylaşabildiğiniz gibi muayene sonrası aldığınız tedavinin sonuçlarını ihtiyaç halinde hekimin anlık olarak izlemesini de sağlayabilirsiniz. 

e-Nabız, hekiminizin, sisteme veri gönderebilen adım, kalori, ağırlık, tansiyon, şeker gibi mobil cihazların, giyilebilir araçların ve GSM operatörlerinin mobil sağlık uygulamalarının kaydettiği verileri izlemesini sağlayarak uzaktan hasta takibine imkan vermekte ve tedavi sürecini kontrol etmeyi kolaylaştırıyor. Hastanın geçirdiği müdahale veya yara bakım süreçlerinin mobil uygulama üzerinden çekilen fotoğraflar, hastanın izin verdiği doktoru tarafından izlenmesine imkan sunarak tedavinin etkinliğini izleme fırsatı sunuyor.

Örneğin, görsel açıdan anlamlı değişikliğe sebep olan bir sağlık problemi ile karşılaştınız. Doktorunuza gidene kadar o değişiklik farklılaşıyor veya kayboluyor ise,  tam o sırada e-Nabız uygulaması üzerinden fotoğrafını çekebilirsiniz. Hekiminize o anda veya muayeneye gittiğiniz zaman sistem üzerinden görmesini sağlayabilir ve tanı süreçlerini kolaylaştırabilirsiniz.

Tansiyon, şeker, nabız ve kalori gibi isterseniz manuel olarak kaydettiğiniz, isterseniz giyilebilir sağlık teknoloji  ürünleri ile e-Nabız sistemine otomatik olarak aktardığınız bilgileri de hekiminizin izlemesine izin vererek sağlığınıza dair daha detaylı bilgileri verebilirsiniz. Bu da tedavi süreçlerinin en önemli etkenlerinden biri olan hasta-hekim iletişimine büyük katkı sağlıyor. 
Hastanedeki tüm işlemlerin ardından yine e-Nabız’ı kullanarak, gittiğiniz sağlık tesisine dair tüm tedavi sürecini hizmet kalitesi açısından değerlendirebilir ve ilgili yorumunuzun sağlık tesisine iletilebilirsiniz. 

Hekimler e-Nabız’daki bilgilerimize nasıl erişiyor? 
Profil ayarlarınızdan tüm doktorların, sadece aile hekimlerinin ya da randevu aldığınız hekimin, bilgilerine sürekli olarak erişmesine izin verebilirsiniz. Bu izni vermemişseniz, muayene sırasında doktorunuz e-Nabız sistemindeki ilgili verilerinize erişmek istediğinde sisteme kayıtlı cep telefonunuza geçici erişim kodu gelir ve bu kodu hekiminize söylediğinizde kısa süreliğine ilgili veriler doktor tarafından erişilebilir hale gelir. Başka bir yolda e-Nabız mobil uygulamasında bulunan ve “offline” çalışan şifrematik üzerinden geçici şifre üreterek doktorunuza verebilir ve doktorunuzun ilgili verilere ulaşmasını sağlayabilirsiniz. 

Güvenlik konusunda nasıl bir yol izlendi?
e-Nabız’ın en büyük özelliği, sağlık verilerini yönetme yetkisinin sadece ve sadece vatandaşın kendisinde olmasıdır. Yani hangi bilgilerinizin sistemde yer alacağına, hangi veriyi, hangi hekimle ve ne kadar süreyle paylaşacağınıza bizzat siz karar veriyorsunuz. İstediğiniz verileri sistemden silebiliyor, hatta sisteme hiç kaydolmasını istemediğiniz bir sağlık işlemi gerçekleştirecekse sistemi süreli olarak veri almaya kapatabiliyorsunuz ve o tarihlerde gerçekleşmiş hiçbir sağlık hizmeti e-Nabız sayfanızda görüntülenmiyor. 

Sistemi hiç kullanmak istemiyorsanız komple kapatabiliyorsunuz. Öte yandan 15 yaşına kadar olan çocuklarınızın verilerinin izlenebilmesi ebeveynlerin birbirlerine onay vermesiyle mümkün kılındı. 

Bilgi güvenliğinin nasıl garanti altına alındığına gelince; kişilerin e-Nabız’daki bilgileri, kendi onayı ve yetkisi ile paylaştığı kişiler dışında hiç kimseyle hiçbir sebepten ötürü paylaşılmıyor. Zaten kişi, izni doğrultusunda verilerini kim, ne zaman ve hangi IP üzerinden görmüş ise e-Nabız sayfasından takip edebiliyor.
Continue Reading

SAĞLIKTA GELECEK VİZYONU ELE ALINDI

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “İlaç sanayisinde 2 buçuk milyar TL’lik ithal ettiğimiz ilaçları Türkiye’de üretebilecek alt yapının oluşmasını planlıyoruz” dedi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Sağlıkta Gelecek Vizyonu” toplantısında gazete, ajans ve televizyonların haber müdürleri ve sağlık muhabirleri ile Ankara’da bir araya geldi. Müezzinoğlu, programda sağlık alanındaki hedeflerini anlattı.  Sağlık ürünlerinde üretebilen bir ülke olmayı hedeflediklerini söyleyen Müezzinoğlu, tıbbı tüketim ürünleri ve tıbbi cihaz üretebilmeyi hedeflediklerini kaydetti. İlaç sanayisinde 2 buçuk milyar TL’lik ilaç ithal edildiğini ifade eden Müezzinoğlu, “Önümüzdeki yıllarda ithal ettiğimiz ilacın da Türkiye’de üretilebilir alt yapısının kurulmasının çalışmalarını başlattık. Stratejik tıbbi ürünler alanında protez, kalp pili gibi belirli kademedeki tükettiğimiz tıbbi ürünlerin Türkiye’de üretilmesi veya tıbbi cihazların üretilmesi ile ilgili alım garantili projelerin alt yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Türkiye’yi güçlü bir üretim yeri haline çevirmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

40 Bin Yatak Kapasiteli 230 Hastane Açılacak
40 bin yatak kapasiteli 230 hastanenin inşaatının devam ettiğini kaydeden Müezzinoğlu, hastanelerin bir kısmının bittiğini, bir kısmının da yapım aşamasında olduğunu belirtti.  Müezzinoğlu şunları söyledi: “Kamu-özel işbirliği ile şu anda inşaatları biten, yatırımları bizim açımızdan ihale süreci tamamlanmış 18 tane yaklaşık 30 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerimizin de inşaatları devam ediyor. Ankara’daki Bilkent, Mersin’deki Mersin Şehir Hastanesi gibi. Bütün bunlar 2017 yılı sonu itibari ile hizmete girmiş olacak. Mersin Şehir Hastanesi’ni bu yıl Haziran ayında hizmete sokmayı planlıyoruz. Bilkent’i de seneye yılsonu itibari ile hizmete almayı planlıyoruz.”

Uluslararası yatırımcıların, üretimi Türkiye’de yapmak kaydıyla radyoloji ve ameliyathane ürünlerinde alım garantili bakış açısıyla destekleneceğini vurgulayan Müezzinoğlu, “Bizim tıbbi cihazların ortalama ömrü 5 ile 7 yıl arasında. 7 yıl süresince o üründen her yıl bin adet alacaksak 7 yıl sonra bu yıl aldıklarımızı değiştirmek zorundayız. Ar-Ge’sini geliştiren, o ürünün daha iyisini yapabilecek vizyonla yatırım yapabilecek firmanın alım garantisi ile alacağız. Bunlarla ilgili süreçleri başlattık. Önümüzdeki aylarda önemli adımları da atacağız. Gerek kamu hastanelerimiz gerekse şehir hastanelerimiz Türkiye’nin ihtiyacı olan üçüncü başlığın da güçlü alt yapısını oluşturuyor” dedi.

Sağlıklı yaşam kültürünü desteklemeye ve bu kapsamda sağlıklı bireylerin yetişmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Müezzinoğlu, sağlıklı yaşam kültürünün 5 yaşından itibaren bütün çocuklara aşılanması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi kapsamında 2016 yılında da bisiklet dağıtımına devam edileceğine dikkati çeken Müezzinoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda 75 bin adet, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda 75 bin adet, haziran ayında da bisiklet yollarını yapan belediyelere de 100 bin adet bisiklet dağıtımı planladıklarını söyledi.

Güçlendirilmiş Aile Sağlığı Merkezleri 7 Gün 12 Saat Hizmet Verecek
Bakan Müezzinoğlu, Aile hekimliklerini daha dinamik ve fonksiyonel hale getirmeyi planladıklarını belirterek, şunları kaydetti: “Güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinin fiziki mekanlarını oluşturacağız. Bununla ilgili bu yılın bütçesine ve gelecek yılın bütçelerine Başbakanımızın destekleri ile ilave bütçe alıyoruz. Burada güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinde haftanın 7 günü 12 saat aile sağlığı hekimlerimiz hizmet verecek. Buralarda aile diş hekimleri, psikolog ve diyetisyenler olacak. Güçlü 112 merkezleri oluşturacağız ve evde sağlık hizmetlerinin sunumunu güçlendireceğiz. Hastalarımızı ev koşullarında da ailesinden kopmadan tedavilerini devamını yapabilecek alt yapıyı genişletmeyi hedefliyoruz. 500 bin evde sağlık hizmeti sunduğumuz portföyümüz var. Bunu 1 milyon rakamına ulaştıracak projeksiyonun da alt yapısını oluşturuyoruz. Sağlıklı bireylerin hayatlarını sağlıklı sürdürebilecekleri bir alt yapıyı oluşturabilmek, bu kültüre güçlü destek verebilmek, hastalık konuştuğumuzdan daha çok bir süreci başarabilmeliyiz. Ama daha sağlıklı bir ömür, bunu bir kültüre dönüştürebilmeyi başarabilecek bir toplumuz.”

OECD Ülkelerinde Hekim Sayısı ile Türkiye Arasında Ciddi Fark Var
En temel sorunun yetişmiş insan kaynağı olduğunu vurgulayan Bakan Müezzinoğlu, OECD ülkelerinde 10 bin kişiye düşen hekim sayısı ile Türkiye’de 10 bin kişiye düşen hekim sayısı arasında ciddi fark bulunduğunu belirterek, Türkiye’de bu hizmetin 17 hekimle verildiğini bildirdi. Yardımcı sağlık elemanı konusunda da benzer bir tablo olduğuna değinen Müezzinoğlu, “Hemşire ve yardımcı sağlık elemanı konusunu daha hızlı çözebilecek bir süreçteyiz. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde bu anlamdaki sıkıntılarımız azalmış olacak” diye konuştu. 


Bisiklet Dağıtımına Devam Edilecek
Sağlıklı yaşam kültürünü desteklemeye ve bu kapsamda sağlıklı bireylerin yetişmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Müezzinoğlu, sağlıklı yaşam kültürünün 5 yaşından itibaren bütün çocuklara aşılanması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi kapsamında 2016 yılında da bisiklet dağıtımına devam edileceğine dikkati çeken Müezzinoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda 75 bin adet, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda 75 bin adet, haziran ayında da bisiklet yollarını yapan belediyelere de 100 bin adet bisiklet dağıtımı planladıklarını söyledi.

Sağlık Turizmi Ajansı Kurulacak
Bakan Müezzinoğlu, sağlık turizmi konusuna da değinerek, Türkiye’nin bu alanda da bölgenin güçlü bir merkezi ülke konumunda olduğunu söyledi. 2002 yılında Türkiye’den 120 bin kişinin her yıl yurt dışına tedavi amaçlı gittiğini hatırlatan Müezzinoğlu, şöyle devam etti: “Bugün geldiğimiz noktada 500 bini aşan bir rakamla sağlık turizminden hizmet alan yabancılar var. Onun için gelişmiş Avrupa ülkeleri var. Hollanda, Almanya, Fransa, Körfez ülkeleri, Türki Cumhuriyetler var. 3 milyar dolarlık sağlık turizminden geliri olan bir ülke konumundayız. Türkiye’nin potansiyeli bunu 2019 yılında 9-10 milyar dolarlara taşıyabilecek. 2023 yılında da 25 milyar dolarlara taşıyabilecek potansiyeli var. Önümüzdeki günlerde Sağlık Turizmi Ajansı gibi bir ajansın kurulması gündemimizde yer alıyor. Bunu Bakanlığın bürokrasisi ile değil gerek üniversitelerin, gerekse özel sektörün, gerekse kamunun bizim iddialı olarak belirlediğimiz alanları da belirleyerek bu anlamda sağlık turizminde güçlü bir organizasyonu yapabilecek bir yapısal kurumu yasalaştırmayı da hedefliyoruz.”


Sağlık Turizminde 29 Güçlü Bölge
Sağlık turizminde 29 bölge olduğunu anlatan Müezzinoğlu, buraların güçlü bölgeler haline getirileceğini söyledi. Küçük illerden sevklerin sağlık bölgesine olacağını belirten Müezzinoğlu, bu bağlamda açılışı yapılan İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Hastanesi’nin de önemine değindi. Müezzinoğlu,  “Bundan 10 yıl önce herkesin Ankara’ya, İstanbul’a geldiği bir yapı değil bölgesinde sağlık sorunlarını çözebildiği bir yapıyı güçlendiriyoruz. Sağlık turizminde ise burada bölgelere stratejik roller planlıyoruz. Gaziantep’in gerek tıbbi meslek birikimi alanında, talepler alanında hangi rolü üstlenecekse, rolün öncelikli olduğu ve o alanda marka değerinin oluşacağı bir strateji ile Gaziantep’i, Antalya’yı farklı bir strateji ile İzmir’i, Bursa’yı farklı sağlık turizmi stratejileri, kendi tabiatında olan zenginlikleri değerlendirerek yapacağız. Geçtiğimiz Cumartesi günü Malatya’da karaciğer nakliyle ilgili yenilenen ve genişletilen merkezin açılışı yapıldı. Karaciğer naklinde Malatya, Avrupa’da en iyi noktaya gelerek marka değer yakaladı. Bu marka değeri yakalayan yapımızı çok daha güçlü hale getirmek, yeni marka değeri yakalayabilen bölgeleri oluşturmak, bu bölgelerde özel sektör ve üniversitelerimiz ile birlikte hareket edeceğiz. Samsun’a hangi rolü, Balkanlar’a Edirne’ye hangi rolü Trabzon, Erzurum, Diyarbakır Batman’a hangi rolleri vereceğimizin stratejik çalışmalarını yapıyoruz. Türkiye’nin sağlık turizminde bölgenin en güçlü bölge merkezi olmasının alt yapısını kuruyoruz” şeklinde konuştu. 

Sağlık Turizminde 2019 İtibariyle 10 Milyar Dolar Hedefleniyor
Müezzinoğlu, sağlık turizminde 2019 itibariyle 10 milyar dolar, 2023 itibariyle 25 milyar dolarlık hedef koyduklarını bildirdi. Müezzinoğlu, tüm altyapı çalışmalarının Kalkınma, Ekonomi, Dışişleri Bakanlıkları ile birlikte değerlendirildiğini vurguladı. Müezzinoğlu “Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin sağlık endüstrisinde bir ayağı ilaç diğer ayağı tıbbı teknoloji diğeri sağlık turizmi bizim temel hedeflerimiz arasında” dedi.

Sezaryen Oranları Takip Edilecek
İlaçların akılcı yöntemlerle kullanılmadığını ve sezaryen oranlarında büyük artış yaşandığını vurgulayan Müezzinoğlu, şunları kaydetti: “Burada, bilimsel anlamda, mesleki etik anlamında izah edilebilecek alan neredeyse yok gibidir. Bunun alt yapısını oluşturuyoruz. Şuanda bir sonraki süreçte SGK ile de görüşerek sezaryen oranları tespit edecek bilimsel bilgilerin kabul edilebileceğinin üzerine de bir pay bırakarak bu payı aşan hastanelerimize bir, o oranının üzerini ödememek, iki bu öyle devam ederse bu meydanda sözleşme yenilememek gibi bir uygulamayı bu yıl için tasarlıyoruz.”

Continue Reading

UYUŞTURUCU İLE NASIL MÜCADELE EDİLİYOR?

Gelecek nesilleri şekillendirecek çocukların doğru şekilde eğitimlerinin yapılması ve sağlıklı olmaları için gerekli önemler alınıyor. Bu süreçte de birçok yerde sıkça karşılaşılan madde bağımlılığına yönelik koruyucu adımlar atılıyor. 

Geçtiğimiz yıl Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla “1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası” gerçekleştirildi. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün öncülüğünde yapılan çalışmalarda, farklı alanlarda çalıştaylar düzenlendi. Sonuç bildirgesinin açıklandığında, medyaya çok kadar büyük bir sorumluluk düştüğü vurgulandı. 

Uyuşturucu ile mücadele kapsamında oluşturulan Alo 191 hattını biliyor musunuz? Okullarda bu alanda ne gibi önlemler alınıyor? Çocukların korunması için öğretmenlere hangi eğitimler veriliyor? 
Sağlık alınan hazırlanan ve hayata geçirilen Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı kapsamında çalışmalar devam ediyor. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Çelik ile çalışmalar hakkında konuştuk. 

Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı hakkında bilgi verir misiniz?
Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında ülkemizdeki uyuşturucu kullanım oranı oldukça düşüktür. Ancak toplumun huzur ve güvenliğini derinden sarsan ve özellikle son dönemlerde gençler arasında yayılma eğilimi gösteren uyuşturucu maddeler,  tüm dünyayı tehdit ettiği gibi ülkemiz için de bir tehdit unsuru olarak gündeme gelmiştir. Bu tehdide yönelik mücadelede pek çok kurumun görev alanına giren önemli konular bulunmaktadır. Bu nedenle, bu önemli soruna hızla müdahale edilebilmesi amacıyla, üst düzeyde multidisipliner bir yaklaşım gereksinim duyulmuştur. Bu durum dikkate alınarak 14 Temmuz 2014 tarihinde konuyla ilgili 8 bakan Aile ve Sosyal Politikalar, Adalet, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor, İçişleri, Milli Eğitim, Gümrük ve Ticaret ve Sağlık Bakanları ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ile birlikte Uyuşturucu ile Mücadelede Acil Eylem Planı hazırlık çalışmalarına başlamıştır. 

Neden böyle bir kılavuz hazırlama ihtiyacı oldu?
İletişim stratejisinde kullanılacak dil, yöntem ve uygulamalara ilişkin kılavuz Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmış olup, tüm kurumlara ve il valiliklerine gönderilmiştir. Kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesinin önüne geçilmesi ve uyuşturucuyu cazip gösteren herhangi bir yayının olmaması amaçlanmıştır. Yapılan haberlerde başarı hikayelerinin de yer alması, tedavi sürecindeki ve umutsuzluk yaşayan vatandaşlar için oldukça önemlidir.

“Danışma ve Destek Hattı”nın faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz? 
Süreç hakkında yardım almaktan çekinen kişiler Alo 191 hattımızı gönül rahatlığıyla arayabilirler çünkü hiçbir şekilde kendileri istemedikçe kimlik bilgisi alınmamaktadır. Tedavi için randevu talep etmediyse kişi bilgilerini vermek zorunda değil. Biz bu vatandaşlarımıza tedavi hizmetini sağlıklı bir şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Danışma hattı önleme, tedavi ve rehabilitasyon mekanizmalarını destekleyerek güçlendirecek şekilde organize edilmiş olmakla birlikte temelde hem henüz maddeyle tanışmamış kitlelerin (özellikle gençler), hem de madde kullanımı olan ancak bağımlı hale gelmemiş bireylerin korunması birincil hedefidir. Danışma hattında çalışan personelimiz hedef kitleye ve karşılaşılması muhtemel her türlü duruma yönelik bilgi sahibi olabilmeleri ve doğru müdahale edebilmeleri amacıyla profesyonel bir eğitimden geçmiştir.

Danışma hattımızda 30 çözümleyici ile 100 çağrı personeli olmak üzere toplamda 130 kişi görev yapmaktadır. Hattımız 7/24 hizmete açıktır. Görev yapan personeller psikolog, çocuk gelişim uzmanı, sosyal çalışmacı, sosyolog, hemşire gibi sağlık profesyonelleri ile diğer fakülte mezunlarından oluşmaktadır. 

Alo 191 hattını arama nedenleri nelerdir?
Alo 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattına 8 Temmuz 2015 – 31 Aralık 2015 tarihleri arasında 34 bin 501 çağrı gelmiştir. Arama nedenleri şu başlıklarla incelenebilir,
1. Genel bilgi alma 
2. Tedavi talebi 
3. Tedavi hakkında bilgi alma 
4. Aşerme/yoksunluk hakkında bilgi alma 
5. Denetimli serbestlikle hakkında bilgi alma 
6. Madde hakkında bilgi alma 
7. Madde bağımlılığı nedeniyle araç kullanımı 
8. AMATEM/ÇEMATEM hakkında bilgi ve randevu alma 
9. Ebeveynlerin  (18 yaş altı çocukları için) madde kullanımıyla ilgili şüphe ya da tedavi talebi ile ilgili başvurular
10. İhbarlar (madde kaçakçılığı satışı veya kullanımı)
11. Madde bağımlılığı tedavisi sonrası talep (iş vs.)
12. Öğretmenler veya diğer vatandaşların gruplara öğrencilere vs. gibi eğitim talebi
13. Sağlıkla ilgili acil durum varlığı nedeniyle arama
14. Sosyal güvence/SGK/maddi durum yetersizliği
15. Şiddet durumu
16. Şikayet
17. Teşekkür 
18. Zorunlu tedavi

Bağımlılık danışmanlığı mesleği nedir? Kimler bu işi yapabilecek?  İletişim stratejisinde kullanılacak dil, yöntem ve uygulamalara ilişkin bir kılavuz hazırlandı mı?
Madde Bağımlılığı Danışmanı ve Madde Bağımlılığı Danışman Yardımcısı, İSG ile çevre koruma önlemlerini uygulayarak, kalite sistemleri çerçevesinde, madde kullanımı olanlara ve yakınlarına bilgilendirme ve bilinçlendirme yapan, tedavi motivasyonlarını arttıran, tedaviye yönlendiren, bağımlılık rehabilitasyon süreçlerinde ve tedavi sonrasında takip ve rehberlik süreçlerini yürüten ve mesleki gelişim faaliyetlerini yürüten nitelikli kişidir.

Bu çalışma ile vatandaşların standardize edilmiş çalışma prensipleriyle tedavi öncesini, sürecini ve sonrasını profesyonel bir yardımla atlatması hedeflenmiştir. Vatandaşların hizmete ulaşabilmesi ve profesyonellerce multidisipliner çalışma ortamında tedavi olması oldukça önemlidir. Bu mesleki tanım ile tedavi suiistimallerinin önüne geçilecektir. Oluşacak olan mesleki standart yürütülecek çalışmalara katkı sağlayacaktır ve bu konuda çalışmalarımız devam etmektedir.

Hedef kitlelere uygun olarak, iş, okul ve ev dışındaki üçüncü yaşam alanına ilişkin yöntem ve uygulamalar içerisinde neler geliştirilecek?
Üçüncül yaşam alanları koruma ve önleme kapsamında oldukça önemlidir. Gençlik Spor Bakanlığı ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ile çalışmalar yürütülmekte. Spor alanlarının artması gençleri ve çocukları sağlıklı bir hayat sürdürme konusunda destekleyeceği düşünülmektedir. Kişinin sistemde kalması hassas bir noktadır ve bu hassasiyet önce aile, sonra okulda devam etmektedir. Çocukların ve gençlerin okul dışındaki zamanlarını kaliteli geçirmesini gösterme konusunda kendi değerlerimizi kullanmamız gerekmektedir. Popüler kültür uygulamalarını kendimize göre uygulamamız gerekmektedir. Türkiye kültürel zenginlikler bakımından çok şanslı bir ülke. Bunu fırsata çevirmek gerekmektedir. Kültürümüzü ve değerlerimizi yaşattıkça birçok vatandaşımıza temiz bir yol yaratmış oluruz. 

Televizyon aracılığıyla kültürümüze giren ve kendi değerlerimizden uzaklaştıran birçok etmen var. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile proje çalışmaları, bunların önüne geçilmesi noktasında faydalı olacaktır.

Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezleri kuruluyor mu? Ne zaman faaliyete geçecekler? İnsanlar bu durumu saklayabiliyor. Bu durumda nasıl bir yol izleniyor?
Bu konuda eğitim çok önemlidir. Örneğin uyuşturucu konusunda verilen eğitimler üzerine yoğunlaşıldı ve Yeşilay ile Milli Eğitim Bakanlığı protokol imzaladı. 29 bin rehber öğretmen eğitildi. İllerde artık eğitimler MEB tarafından yürütülmektedir. Ayrıca madde bağımlılığı danışmanlığı meslek tanımı oluştuktan sonra yanlış bilgilendirme yapanlar ve bu anlamda çıkar sağlamaya çalışanlarında tamamen önüne geçmiş olacağız. Uyuşturucu kullanımı aynı zamanda bir sağlık sorundur ve profesyonelce müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Bir o kadarda suistimale açık bir konudur. Bu sebeple uyuşturucu kullanıcılarına standart bir yaklaşım ortaya koyarak öneri veya danışmanlık adı altında insanları yanlış yönlendiren veya dolandıranlardan da kurtulacağız.

Türkiye Uyuşturucu ile Mücadele Enstitüsü kurulması için hukuki süreç başladı mı?
Üniversitelerimizin bünyesinde Uygulama ve Araştırma Merkezi statüsünde üniversitenin birimi olarak kurulan Merkez ve Enstitüler bulunmaktadır. Bu Merkez ve Enstitüler ile Bakanlığımız ve ilgili bakanlıkların birçok projede işbirliği ve bilimsel destek alma süreçleri yürütülmektedir.

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Enstitüsü kurulması konusu ise zaman içerisinde netleştirilecek bir konudur. 

Bağımlılık Psikiyatrisi yan dal uzmanlığı oluşturulacak mı?  
Bağımlılık Psikiyatrisi yan dal uzmanlığının bugün için erken bir öneri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aksi taktirde sorunla mücadelede psikiyatri hekimlerimizin birikim ve katkılarından mahrum kalma riskimiz söz konusudur. 

Çalışmalarınızda uluslararası deneyimlerden yararlanıyor musunuz? STK’lar ve yerel yönetimler ile nasıl bir işbirliği içindesiniz?
Dünya Sağlık Örgütü ve uyuşturucu ile mücadelede rol alan Birleşmiş Milletler, AB kurumları ile yakın işbirliği ve içinde çalışıyoruz. Zaten uyuşturucu ile mücadele diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlar ile işbirliği içerisinde çalışılması zorunluluk olan konulardan birisi.  Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’deki son dönemde ortaya konulan mücadele yöntem ve uygulamaları ile sonuçlarını diğer ülkelere örnek olay (case study) olarak yayımlamaya karar verdi. Kitabın yakın sürede yayımlanmasını bekliyoruz.

STK olarak Yeşilay en önemli paydaşımız. Bağımlılık ve zararlı alışkanlıklar ile mücadele konusunda sadece Türkiye’de değil, dünyaya da örnek bir STK. Diğer STK’ların da Eylem Planı ile uyumlu olarak rol alması konusunda yaklaşım sergiliyoruz.

Mücadelede yerel yönetimlerin rolü ise yadsınamaz. Gerek Türkiye Belediyeler Birliği, gerek Sağlıklı Kentler Birliği ve diğer belediyeler ile Eylem Planı çerçevesinde işbirliğimiz sürmektedir. 

İllerdeki süreci yönetmek üzere kurulan İl Uyuşturucu İle Mücadele Kurulu başkanı olan Valilerimiz, ilin tüm dinamiklerinin bu mücadelede etkin bir şekilde uygulamaya geçirmek için önemli roller almaktadır. Mücadelede emeği geçen tüm taraflara gönülden teşekkürü borç biliyoruz. Özelikle de bu mücadelede halkımıza doğru içerik ve yöntemle haber yapan ve duyarlılık gösteren siz basın mensuplarına. 
Continue Reading

AİLE HEKİMLERİNE UZAKTAN EĞİTİMLE UZMANLIK EĞİTİMİ İMKANI GELİYOR”

Kanun hükmünde kararname ile aile hekimlerine uzaktan eğitimle uzmanlık yapabilme hakkı verildiğini belirten Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Uzmanlığını alan aile hekimlerinin mecburi hizmetlerini aile hekimliği yaptıkları yerde yapmış kabul etme gibi bir düzenleme üzerinde çalışıyoruz.” dedi.

Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Engelli Bireyler için Hizmetlerin Geliştirilmesi Projesi’ kapsamında ‘Toplum Ruh Sağlığı Hizmeti: Sosyal İçermeye Giden Yol’ başlıklı uluslararası konferansın açılışı yapıldı. Konferansın açılışına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Dr Maria Cristina Profili, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jean-Maurice Ripert katıldı.


Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, açılış konuşmasından sonra basın mensuplarının sorularını cevapladı. 

Bir gazetecinin “Bazı basın yayın organlarında yeni bir düzenleme ile aile hekimlerin uzmanlaşma imkanı tanıyan bir çalışma ile ilgili haberler yer alıyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” şeklindeki sorusuna Müezzinoğlu, çoğunluğu pratisyen hekimlerden oluşan aile hekimlerinin uzmanlaşmalarının teşvik edilmesi amacıyla torba kanunda önemli bir düzenleme yaptıklarını açıkladı. Torba kanunun önümüzdeki hafta genel kurula gelmesini ümit ettiklerini belirten Müezzinoğlu, “Bu ayın içinde olmazsa bayram sonrası gelecek. Bu torba kanun içinde aile hekimleri ile ilgili yeni bir düzenleme yapmayı planlıyoruz. Şu an YÖK’le görüşüyoruz. Kanun hükmünde kararname ile aile hekimlerine uzaktan eğitimle uzmanlık yapabilme hakkı vermiştik. Önümüzdeki dönemde uzaktan eğitimle uzmanlık yapabilmeleri için biraz daha teşvik edici olabilmesi için mecburi hizmetle ilgili bir düzenleme planlıyoruz. Uzmanlığını alan aile hekimlerinin mecburi hizmetlerini aile hekimliği yaptıkları yerde yapmış kabul etme gibi bir düzenleme üzerinde çalışıyoruz” dedi. 
Continue Reading

TORBA YASA İLE ŞİDDETE KARŞI YENİ DÜZENLEME GELECEK

Torba Kanun içerisinde, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlara, tutuklama yetkisini hakimlerimize verileceğini belirten Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Şiddet bugün olup da tutuklanırsa 15 gün tutuklu kalırsa esas caydırılıcığı biz burada bekliyoruz. O nedenle tutukluluktaki faydayı cezanın artışından daha çok önemsiyorum” dedi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile Swissotel’de bir araya geldi.

Hekim, hemşire ve sağlık çalışanı gibi toplumu buluşturmadaki stratejik kararların, yönetim ile elde edilebilen önemli bir başarı ayağı olduğunu anlatan Müezzinoğlu, “Ama, asla yadsınamayacağımız, belki de en önemli başarı, hekimlerin, hemşirelerin ve diğer sağlık çalışanlarının bu mesleğe olan duyarlılıklarıdır. Sağlık hizmetlerine ilişkin memnuniyet oranı yüzde 75’in üstündedir. Bundaki en büyük pay sahibi sağlık çalışanlarıdır” dedi. 

“Hasta Eşine, Ailesine Söyleyemediğini En Yakını ile Paylaşamadığını Hekimi ve Hemşiresi ile Paylaşıyor”
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarını tepki ve üzüntü ile karşıladığını belirten Müezzinoğlu, şunları söyledi: “ ‘Acaba, evinde annesine, babasına, ailesine bu kadar şefkatle davranabiliyor mu’ diye düşünülen bu insanlara zaman zaman şiddet uygulanıyor olmasından rahatsızlık duyuyoruz. Bununla ilgili kamuoyu duyarlılığının artırılması gerekir. Kamuoyunun, sağlıkçıları sahiplenen, evladı gibi koruyan, kendisine gönülden hizmet eden bir yapı olarak görmesini istiyoruz. Bu nedenle kamuoyu duyarlılığı bizim için en önemli emniyet sibobu, en önemli güvenlik tedbirimizdir. Yoksa, hekim ile hasta arasına güvenlik güçlerini ya da kanunları koymak açıkcası çok mümkün değil, çok da doğru değil. Çünkü, hasta eşine, ailesine söyleyemediğini en yakını ile paylaşamadığını hekimi ve hemşiresi ile paylaşıyor. Buralara, üçüncü şahısların girmesini mesleğin saygınlığı ve devamlılığı açısından da çok arzu etmiyoruz. Meclis açılır açılmaz Torba Kanun içerisinde, bu anlamda sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlara, tutuklama yetkisini hakimlerimize vereceğiz.”

Günde bir milyon hastanın dahil olduğu bir sistemin söz konusu olduğunu söyleyen Müezzinoğlu, hastayla doktor arasında bir güvenlik duvarı bulunmasını doğru bulmadığını kaydetti. Hiç kimsenin hekime şiddet uygulamaya hakkı olmadığını vurgulayan . Müezzinoğlu, ailelerin hastayla ilgili bilgi edinme hakkı olduğunu ancak her hastayla ilgili bir muhatap bulunması gerektiğini dile getirdi.


“Bugün Olup da Tutuklanırsa 15 Gün Tutuklu Kalırsa Esas Caydırılıcığı Biz Burada Bekliyoruz”
Müezzinoğlu, şiddet konusunda şunları söyledi: “Mahkeme 6 ay-1 yıl sürmüş, 1 yıl yerine 5 yıl hapis cezası vermiş. Bir yıl sonra bunun caydırıcılığı noktasında, 1 yıl ya da 5 yıl olmasının bir anlamı yok. Ama olay bugün oldu ve tutuklandı. Bugün olup da tutuklanırsa 15 gün tutuklu kalırsa esas caydırılıcığı biz burada bekliyoruz. O nedenle tutukluluktaki faydayı cezanın artışından daha çok önemsiyorum.”
Son 1 yılda alınan kararlarla ilgili hakimlere teşekkür eden Müezzinoğlu, “Cezalarda üst sınırı ya da kanunu uygulamadaki cesaretleri dolayısıyla caydırıcılığı yakalamaya başladık” dedi.

Tam Güne Yeni Düzenleme
Tam Gün Yasası ile ilgili Müezzinoğlu, “Ekim ayında, bayramdan önce çıkmasını bekliyoruz. Hiçbir konuda beklentileri yüzde yüz karşılamayacak ancak düzenlemenin yüzde 70-80 oranında beklentilere cevap vermesi bekliyoruz. Sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir sistem kurulacak” dedi. 

Med-Index
Continue Reading

SÜT KARDEŞLİĞİ 2 AYA NETLEŞECEK

Süt kardeşliği ile ilgili çalışma hakkında Bakanlar Kurulu’na sunum yaptığını değerlendirmeler üzerinde çalışıldığını anlatan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Süt kardeşliği ile ilgili 1-2 ay içinde yasal düzenlemeyi yapacağız” dedi.


Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Toplum Ruh Sağlığı Derneği’nin ortaklaşa düzenlenen ‘Ulusal Toplum Ruh Sağlığı Sempozyumuna’ katılan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, sempozyum çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Süt kardeşliği ile ilgili çalışma hakkında Bakanlar Kurulu’na sunum yaptığını değerlendirmeler üzerinde çalışıldığını anlatan Müezzinoğlu, “Bakanlar Kurulumuzdan ve Başbakanımızdan bu konu ile ilgili yasal çalışmaları başlatmamız yönünde bakış açısını aldık. Önümüzdeki 1-2 ay içinde yasal çalışmayı yapacağız” dedi. 


Bir başka soru üzerine ilk etapta hukukçularla toplanarak mutfak çalışması yapacaklarını belirten Müezzinoğlu, 1-1,5 ay sonra mutfaktan çıkanları kamuoyu ile paylaşacaklarını söyledi.

Süt Anne Merkezleri

Süt kardeşliği projesinin adının değiştirildiğini bu çalışmaya ‘Süt Anne Merkezleri’ denileceğini belirten Müezzinoğlu, “Bizde süt anneliği toplumsal bir cümle. Süt anne merkezlerini kurarak süt kardeşliği projesini güçlü hale getireceğiz. Kuracağımız hastanelerimizin bebek yoğun bakım servislerinde veya kadın doğum servislerinde ‘Süt Anne Merkezleri’ni kuracağız ve süt kardeşliği projesini güçlü hale getireceğiz.” dedi. 


“Anne Sütü Endüstriyel Bir Ürün Değil”

Bir gazetecinin, ‘Süt Kardeşliği’ projesi ile ilgili bakış açısını sorması üzerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin şunları söyledi: “Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi olarak biz görüşlerimizi bildirdik. Uygulamada toplumun kafa karışıklığının giderileceği, soy ağacının devam etmesi özellikle inançlarımıza göre süt kardeşliğinin haram dairesi içerisinde karıştırılmaması gerekiyor. Bunu karıştırmayacak tedbirleri alacak yasal alt yapının oluşması çok önemli. Oluştuğu zaman prematüre doğan veya birçoğu ölen çocuklarımızın hayatını kurtarmış olacağız. Toplumdaki kafa karışıklığını giderecek temel altyapı hem hukuki hem de uygulama boyutundaki takip sistemini izleme ve değerlendirme sistemini iyi oluşturduğumuz zaman adına da ‘banka’ demeyeceğiz. Süt Anne Merkezleri olacak. Anne sütü endüstriyel bir ürün değil. Çok önemli bir işlevi var anne sütü bizim inançlarımıza göre çok farklı mukaddes bir tarafı var. Tanımlamalar ve kelimeler bu bakımdan önemli.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Continue Reading

“SAĞLIKLI NESİLLER YETİŞTİRİLMESİ ÇALIŞMALARINA AĞIRLIK VERİLECEK”

Ulusal Toplum Ruh Sağlığı Sempozyumunda sağlığın önemine dikkat çeken Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Sağlıklı nesiller yetiştirilmesi çalışmalarına ağırlık verilecek” dedi.

Ulusal Toplum Ruh Sağlığı Sempozyumuna katılan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, yaptığı konuşmada, sağlığın bedenen ve ruhen iyilik hali olduğunu, bunun kavranmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Müezzinoğlu, “Sağlıklı aileler, sağlıklı bireyler, sağlıklı toplum üzerinde duyarlılığımız bir kademe daha ileriye taşıyamazsak daha çok teşhis, daha çok tedavi, daha çok ilaç, daha çok teknoloji ve daha çok sorun çözmekle karşı karşıya kalırız. Sağlıklı nesiller yetiştirilmesi çalışmalarına ağırlık verilecek. Her yaş grubunda 1 milyon çocuk bulunuyor, bu ülke için çok büyük zenginlik Bu çocuklar hayata sağlıklı bir bakış açısıyla kazandırılması halinde yer altı zenginliğine ihtiyaç yok” dedi. 

“Bu Sokakta Hayat Var”
Bazı şehirlerde “Bu sokakta hayat var” yazıları gördüğünü dile getiren Müezzinoğlu, buralarda gençlere yönelik cazibe merkeze gibi kafeteryalar bulunduğunu anlattı. Müezzinoğlu, konuyla ilgili şunları söyledi: “Ama oralara gittiğinizde bir bakıyorsunuz 15-16 yaşındaki gençlerin elinde bir bira bardağı diğer elinde sigara, karşılıklı oturmuşlar muhabbet ediyorlar. Ama o sokakta onlar için hayat yok. Esasında o sokaklarda bir anlık nefsi bir hayat, bir anlık mutluluk var. Esasında gençlerimize bir anlık mutluluklar yerine huzuru ve güveni, ne anlama geldiğini örnekleyebilirsek onlara gelecekleriyle, ‘bu sokakta hayat var değil’, sen anlamlı bir hayatın sorumlususun hissini ve bakış açısını verirsek, hayatı anlamlandırarak ancak geleceğe güvenle ve engelsiz bakabileceğini, çocukluk, gençlik yaşlarında eğitimle sosyal yaşamımızda verebilirsek o çocuğun gelecekteki yaşamı anlamlı bir hayat, huzurlu bir hayat, güvenli bir hayata dönüşür. Ama ‘Genç hele bir hayatını yaşasın bu hayatı bugün yaşarsa yaşar yarın zaten öyle bir fırsatı olmaz’ gibi nefsine hitap eden, anlık nefsi ihtiyaçlarına, cazibelere onları mahkum edersek sağlıklı bir ruh halinden, çocuklarımızı sağlıksız bir ruh haline ve anlık nefsi talepleri için bir süre sonra o bardaktaki ona yetmeyecektir.”

“Paylaşarak Ruh Sağlığı Gelişmiş Bir Toplumu, Bir Hayatı Milletçe Yaşatabilmek ve Yaşayabilmektir”
Sosyal zekanın çocuğa her istediğini vermek ya da daha iyi okul sağlamaktan geçmediğini vurgulayan Müezzinoğlu, toplumsal dayanışma, komşuluk, sevgi, merhamet ve sabır gibi kavramların önemine işaret etti. Müezzinoğlu , “Toplum ruh sağlığı merkezlerinde esasında hedeflediğimiz insanlarımızın her kesimini bir arada, birbirine sahip çıkarak destek vererek bende olan zenginlikleri ona hissettirebilme onda olan zenginlikleri benim hissedebilmem, paylaşarak ruh sağlığı gelişmiş bir toplumu, bir hayatı milletçe yaşatabilmek ve yaşayabilmektir” diye konuştu.
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!
Continue Reading