ÖRNEK HEMŞİRE HASTALARA ŞİFA DAĞITIYOR

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2015 yılı verilerine göre, Türkiye genelinde hemşire başına 515 kişi düşüyor. Yıllara göre kişi sayısı azalsa da sistemde yaşanan sorunlar çözüm bekliyor. Sağlık hizmetlerinde tedavi başarı oranlarında anahtar rol oynayan hemşireler, birçok hayata dokunuyor.  

Hastalara ve hasta yakınlarına yaklaşımı ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde sevilen ve örnek alınan Merve Hemşire, empati kurarak hastalara müdahale ettiğini söylüyor.   

Mesleğin toplum tarafından “doktor yardımcısı” algısının düzeltilmesi için yazılı ve görsel basında hemşirenin sağlık ekibinin bir üyesi olduğunun vurgulanması gerektiğini söyleyen Merve Arslan ile hemşirelerin mesleki sorumlulukları ve sorunlarını konuştuk. 

İdeal hemşire sizce nasıl olmalıdır?
Bence ideal hemşire; hasta ve hasta yakınlarıyla sağlıklı iletişim kurabilen, hastaların yaşam kalitesini arttırılmasında kendini hastanın tedavisine odaklayabilendir. Alanında kendini sürekli geliştirirken kazandığı bilgi ve deneyimlerini uygulamaya yansıtabilen, ekibiyle iş birliği içinde çözüm odaklı çalışabilen ve en önemlisi de daima güler yüzlü olması gereken bir sağlık çalışanı olmalıdır.

Hemşireler hasta ve hasta yakınlarıyla iletişimde nelere dikkat etmelidir?
Öncelikle bir hemşire hasta ve hasta yakınlarıyla iletişimde anahtar konumunda olmalıdır. Hastanın kendini rahat ifade edebileceği ortam koşullarını sağlamalıdır. Hasta ve hasta yakınlarına karşı empati kurmalı ve kullandığı ifadelerde anlaşılabilir olmaya dikkat etmelidir.

Hemşirelerin yaşadığı sorunlar nelerdir?
Her meslek hayatında çeşitli sorunlar olduğu gibi hemşirelik mesleğinde de bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. İş yükünün fazla olması, çalışma saatlerinin uzun olması, nöbet usulü çalışma sistemi, risk faktörünün yüksek düzeyde olduğu çalışma ortamı ve mesleğin toplum tarafından doğru algılanamaması gibi sorunlar baş göstermektedir. 

Sizce hemşirelik alanında neler geliştirilmeli?
Mesleki statünün güçlenmesi için toplumun kaliteli hemşirelik bakımını talep etmesi, bakım ihtiyaçlarını sadece hemşirelerden karşılayabileceğini bilmesi gerekir. Mesleğin toplum tarafından “doktor yardımcısı” algısını düzeltmek için yazılı ve görsel basında hemşirenin sağlık ekibinin bir üyesi olduğu vurgulanmalıdır.

Sağlıkta şiddet konusunda sizce ne gibi önlemler alınmalıdır?
Öncelikle bu gibi olumsuz durumlara karşı verilen yaptırımların caydırıcı olması gerekmektedir. Hasta ve hasta yakınlarının haklarının yanı sıra sağlık çalışanlarının da haklarının gözetilmesi gerekmektedir. Şiddete maruz kalan sağlık personelini korumaya yönelik acil durum planları yapılmalı ve personeller şiddet konusunda eğitime tabi tutulmalıdır. Ayrıca, bana göre en önemli alınması gereken tedbirden biri de şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarının hangi yönde ve hangi nedenlerden dolayı şiddet gördüğünün tespit edilmesi ve bununla ilgili çalışmalar yapılarak bir sonraki şiddet olaylarının önüne geçilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.
Continue Reading

HABERLERİ “TEYİT” EDİN

Türkiye, haberi internet üzerinden alan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alıyor. İnternetin bilgi çöplüğüne dönüştüğü günümüzde okuduğunuz haberlerin doğruluğundan emin olmadan hayatınıza uygulamayın ve paylaşmayın. 

Gazeteci Mehmet Atakan Foça’nın öncülüğünde kurulan teyit.org sitesi, eleştirel düşünceyi yaymayı ve Türkiye’deki yalan haber sorununu çözmeye bir katkı sağlamayı hedefliyor. 

Öncelikli olarak yanlış haber yayılımını engelleyerek sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgiye erişimini sağlayan Teyit.org ekibi ile çalışmaları ve hedeflerini konuştuk.  

Teyit.org nedir?
Teyit.org, haber kaynağı olarak interneti kullanan kişilerin, doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için kurulmuş bir platform. Sosyal medyayı tarıyor ve şüpheli gördüğümüz haberlerin doğruluğunu, yanlışlığını tespit etmeye çalışıyoruz. Mehmet Atakan Foça kendi çabalarıyla iki senedir bu işi yapmaya çalışıyordu ve sonrasında bir ekip çalışmasıyla teyit.org ortaya çıktı. Yayın hayatına 26 Ekim’de başladı. Ama site için toplantılar daha öncesinde başlamıştı.

Neden kuruldu?
Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte, insanlar internet üzerinden haber alma alışkanlığı da edindi. Ama bundaki en önemli neden, insanların medya kuruluşlarına duyduğu güvenin azalması oldu. 

Türkiye, haberi internet üzerinden alan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alıyor. Medya kuruluşları sosyal medyanın hızına yetişmeye çalışırken okurların güvenini de yitiriyor. Ancak sosyal medyada herkes bir bilgi üretip bunu dolaşıma sokabiliyor. Bu yüzden de yanlış ya da yalan haber de çok fazla yayılabiliyor. Bunların bir kısmı bilinçli ve propaganda amaçlı olurken bazıları bilinçsiz bir şekilde yayılan haberler ve bilgiler oluyor. 


Medya kuruluşlarının ve sosyal medya kullanıcılarının bir yalanı ve yanlış bilgiyi daha fazla yaymasının önüne geçebilmek için kurulduk diyebiliriz özetle. Ama en önemlisi sosyal medya kullanıcılarının karşılarına çıkan her bilgiden şüphe etmelerini sağlamayı amaçlıyoruz. Eleştirel düşünceyi yaymak ve Türkiye’deki yalan haber sorununu çözmeye bir katkı sağlamak istiyoruz.

Haberlerin doğrulanması neyi sağlıyor?
Özellikle kriz anlarında insanlar duygusal hareket ederek haber paylaşabiliyorlar. Bu da yalanın daha çok yayılarak korku ve travmanın katlanarak artmasına neden oluyor. Bir yerde patlama yaşandığında sosyal medya kullanıcıları paylaşım yapmadan önce daha sakin kalmaları gerektiğini, bazı haberlerin yanlış olabileceğini görüyor. Bunun önemi de bir sonraki benzer kriz anında bir haberi paylaşırken yanlış olabileceğini düşünerek haberin doğrusuna ulaşmayı bekliyor diyebiliriz. 

Yanlış fotoğraf kullanımı nedeniyle masum insanların hedef gösterildiği durumlarda bu işi neden yapmamız gerektiğine olan inancımız artıyor. Ama en önemlisi yapmaya çalıştığımız iş, kutuplaşmış bir toplumda insanlara her gördüğü habere ve bilgiye inanmamasını sağlayıp bu kutuplaşmanın daha da derinleşmesini önlemeye yarıyor.

İnsanlar sizi neden takip etmeliler?
Herkesin takip ettiği, haberlerin doğruluğu için başvurduğu bir site olmak hedefimiz. Ama bizim öncelikli amacımız yanlış haber yayılımını engellemek. Sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgiye erişimini sağlamak. Ayrıca insanları eleştirel düşünmeye, aldıkları haberleri, bilgileri, ellerine geçen belgeleri sorgulamaya yöneltmek. Yalan haberin yayılmasına dair bir kaygı taşıyan herkes bizi takip etmeli. Sitemizde yer alan “doğrula” başlığı altında da elimizden geldiğince yalan haber sorununa ilişkin yazılar, makaleler yayınlamaya ve bunların çevirisini yapmaya çalışıyoruz. Yalan haberlerin yaygınlaşmasını istemeyen, gerçekleri okumak isteyen ve medya kuruluşlarının yaptığı yanlış haberlerin gazeteciliğe verdiği zarardan rahatsızlık duyanlar bizi takip edebilirler.

Haberleri doğrularken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Gazeteler, internet siteleri ve sosyal medyada gündeme gelmiş konuları, haberlerin taramasını yapıyoruz. Aynı zamanda okurların gönderdiği şüpheli haberler ile yaygın olarak doğru bilinen yanlışlar ve şehir efsaneleri de bu taramanın kapsama alanı içerisinde. 

WhatsApp ihbar hattımız da bulunuyor. Virallik (yaygın olma), önem ve aciliyet diye üç kriterimiz var. Önümüze gelen şüpheli haberleri bu kriterlere göre sıralıyoruz. Şüpheli haber belirlendikten sonra ilk yaptığımız haberin kaynağına ulaşmaya çalışmak. Temel gazetecilik metotlarını kullanıyoruz. Bunun yanı sıra özellikle fotoğraf ve video doğrulaması yaparken dijital araçlardan ve yazılımımızdan faydalanıyoruz. 

Yaptığımız araştırma sonucunda somut verilerle bir analiz hazırlıyoruz. Analiz, verilerin gösterdiği kadarıyla iddiayı ne kadar doğrulayıp, ne kadar yanlışlayabildiğimizi anlatan bir metin. Bu metni mümkün olduğunca basit bir dilde, edindiğimiz tüm verileri ve olguları kapsayacak şeffaflıkta yazmaya özen gösteriyoruz.

Yalan haberlerin yapılmasının nedeni ve amacı nedir?
Ülkenin içerisinde bulunduğu kutuplaşma, yalan haberlerin yayılması için çok uygun. Aslında tüm dünyada yalan haber sorunu tartışılırken toplumların kutuplaştığı dönemler örnek gösterilebilir. 

Hakikat-sonrası dönem ve yalan haber sorunu öncelikle Brexit ve ardından Trump’ın kazandığı ABD Başkanlık seçimleriyle daha çok gündeme geldi. Bazı yanlış haberler bilinçli olarak yaygınlaştırılıyor. Buradaki amaç sosyal medya kullanıcılarının duygularını harekete geçirmek ve gerçeklerden uzaklaştırarak karar alma süreçlerine de etkide bulunabilmek.


Ancak bunu her sosyal medya kullanıcısı için söylemek doğru olmaz. Sosyal medya kullanan yurttaşlar bilmeden, o durumun heyecanıyla ya da kızgınlıkla bir bilginin doğru olup olmadığından emin olmadan da yalan haber paylaşabiliyor. Bunun önüne geçmek için bir paylaşım yapmadan önce sakin olmak, bilgiyi sorgulamak ve mümkünse başka kaynaklardan da teyit etmeye çalışmak gerekiyor.

Medya kuruluşları sizce doğru haber yapmak için nasıl bir yol izlemeli?
Gazeteciliğin en temel prensiplerinden biri olan kaynağa ulaşma konusuna biraz daha dikkat edildiğinde aslında yalan ve yanlış haber konusunun büyük oranda çözülebileceğini söylemek mümkün. Çünkü yanlış haberlerin çoğu büyük medya kuruluşları tarafından da paylaşılıyor. Bunun önüne geçebilmek öncelikli bir durum. İkincisi yanıltıcı başlıklar ve içerikler yayınlayarak sosyal medya kullanıcılarını yanlış yönlendirmemeleri gerekir.


Yabancı medya kuruluşları kendi bünyelerinde fact-checking yapan ayrı birimler kurdular belki yakın bir gelecekte olmasa da Türkiye’deki medya kuruluşları da böyle bir yöntem izleyebilir ve doğru bilginin yayılması konusunda harekete geçebilirler. Kısa vadede ise doğrulama konusunda bünyesinde çalışan muhabir ve gazetecilere eğitim vermeleri bir öneri olabilir.

Sizce gazeteciler medya okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi mi?
Büyük bir çoğunluğu iyi birer medya okuryazarı değil dersek yanlış olmaz sanıyorum ki. Bu konuda her gazetecinin ve her medya kuruluşunun eğitim alması gerekli. Belki de bu kadar yanlış bilgi yayılmasının nedenlerinden birisi de gazetecilerin iyi birer medya okuryazarı olamaması diyebiliriz.

Reyting uğruna yanlış haber yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yanıltıcı ve son dakika başlıklarıyla haberlerin içeriğinden bağımsız bir şekilde sunulması en büyük sorunlarımızdan birisi. Haberin devamını okumayan birisi çoğunlukla konuyu atılan başlığıyla birlikte hatırlıyor ve bilginin yanlış yayılmasına neden oluyor. Bunlara clickbait haber deniliyor. Türkiye’de tüm haber sitelerinin bunu bir kere bile olsa yapmış olduğunu görmek mümkün. Ama herkesin zamanla yarışarak yaşadığı ve bulabildiği sınırlı zamanda sosyal medya platformlarından haber almaya çalıştığı bir ortamda bu tür başlıklar kullanıcıları yanıltıyor.

Bazen insanların hayatını riske sokacak, onları korku ve paniğe sürükleyebilecek haberlerin reyting için yapılması gazetecilik anlamında çok önemli bir etik tartışma zaten. Bu etik sorun bir de yalan haber sorunuyla birleştiğinde ciddi sorunlara neden oluyor ve insanların haber alma hakkının önüne geçilmiş oluyor. Basın ise kendi denetleme görevini unutmuş oluyor. Denetlenmesi gereken bir şeye dönüşüyor. Gazeteciliğin en temel prensiplerine geri dönmesi şu an haber okuyan kişilerin medyadan en asgari beklentisi.

Continue Reading

KARDİYOLOGLARA VİDEOLU EĞİTİM SİTESİ

Mart 2015’ te kurulan kardiyopedi.com kardiyoloji bilimini içeren konularda eğitim alan tıp fakültesi öğrencilerinden, sağlık profesyonellerine kadar geniş yelpazedeki hekimlere internet olan her yerde istedikleri an faydalanabilecekleri öğrenim içeriklerini sunmayı amaçlıyor. 

Kardiyopedi.com ekibi görsel (video temelli) eğitimin son derece önemli olduğuna inanıyor. İzleyin, durdurun, tekrar tekrar izleyin, sorular sorun, bilgilerinizi paylaşın ama sonuç olarak öğrenin ve öğretin.

Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Uzman Doktorlarından Doç. Dr. Taylan Akgün ile www.kardiyopedi.com adresini konuştuk. Sağlık profesyonelleri için video içerikli site. TUS’a hazırlanan hekimler ve güncel kardiyoloji bilgileri almak isteyen sağlık profesyonellerinin ücretsiz üye olabileceği bir platform.
Doç. Dr. Taylan Akgün, “Kardiyopedi video arşivi hızla çoğalmakta, zaman içerisinde meydana gelebilecek karışıklıkları önlemek adına videoların başına kategorilere göre kod numaraları eklendi. Bu sayede nerede kaldığınızı, neleri izlediğinizi kolaylıkla öğrenebilirsiniz. Yine hazırlık aşamasında videoların kolay anlaşılabilir olması açısından uzunlukları ortalama 8-10 dakika ile sınırlı tutuldu. Her videonun altında soru ve yorum kısımları bulunuyor. Bu alanlarda bilgi paylaşımında bulunmanız bizi son derece mutlu edecektir” diye konuştu. 
Continue Reading

Kişisel gelişim mi psikoloji mi?

Her gün hayatı daha güzel yaşamak adına çok farklı önerilerle karşılaşıyoruz. Enerji gönderenler ya da motivasyon koçluğu yaptıklarını iddia eden kişisel gelişim uzmanlarını görüyoruz. 


Hayatı daha güzel yaşamak için eğitim veren ve kitap yazanların eğitimlerini incelendiniz mi? Kişisel gelişim adında verilen önerileri uygulayanların, belli bir süre sonra psikolojilerinde derin yaraların açılabileceğini hiç düşündünüz mü? Bu konuyu Uzm. Psikolog Tarık Solmuş ile konuştuğumuzda,  “Yıllarca sevgiden, sevmekten bahseden bir yazar intihar etti. Jüpiter’den enerji getirtip insanlara içsel keşif sunan başka bir kişi bir meslektaşımdan depresyon tedavisi gördü. Benim çok samimi ve net bir önerim var; tüm bu kişisel gelişimcilere birer kişilik ölçeği testi uygulayalım. Bakalım bu kendini eşsiz keşfetmiş insanların özellikle de çocukluk dönemlerinde ne tür yaşantıları var?” dedi. 

Kişisel gelişim için piyasada yayınlanan kitaplardan medet ummalı mı? Medyada yer alan bu önerileri hayatımıza uygulamalı mıyız? İşte yanıtları…

Kişisel gelişim nedir?
Öncelikle ne olmadığından bahsedelim isterseniz; tabi ki tıkalı çakraları açmak, kuantum tokuşturmak ya da bilinçaltını mantolamak değildir. Kişisel gelişim bir var oluş, bir farkındalık kazanma çabasıdır. Hayatı daha sağlıklı, güvenli ve mutlu yaşamanın yollarını aramaktır, böyle yaşamak için çabalamaktır. Bunun için de gerekirse eğer profesyonel destek almaktır. 

İnsanlar sorun yaşadıklarında kime gitmeliler?
Tabi ki yaşadığınız bir sorun nedeniyle yakın çevrenizden alacağınız destekle bir ruh sağlığı uzmanından mesleki yardım almak çok farklıdır. Bizim milletçe vazgeçemediğimiz bir takım alışkanlıklarımız var; bir ortopediste gitmek yerine kırık çıkıkçıya gitmek gibi. Oysa her zaman için en doğrusu, gerçekçi ve akılcı olanı bir uzmana gitmektir. Psikolojik sağlık açısından da bakarsak ihtiyacı olan her hangi bir insanın temel ruh sağlığı eğitimi almış 3 meslekten birine gitmesi gerekir. Yani psikologlardan, psikolojik danışmanlardan ya da psikiyatristlerden birini seçmelidir. 

Psikologlar saatle çalışırken, kişisel gelişim uzmanları daha çok zaman ayırdıkları için onları, insanlar kendilerine daha mı yakın buluyor?
Öncelikle şunu netleştirelim, bazı düşüncelerin, duyguların, sorunların değişmesi için bir zamana ihtiyaç vardır. Bu nedenle de genellikle psikolojik görüşmeler ortalama 45 dakika olmak üzere duruma göre haftada ya da ayda bir gerçekleştirilir. Mesela danışanınıza bir takım geribildirimler verir ve bunlar üzerinde düşünmesi için de bir süre geçmesi gerekir. 20 yıllık bir tutum 3-4 haftada değişmez. Dolayısıyla asıl sorun kimin ne kadar zaman ayırdığı değildir. Gayet basit aslında; psikologlar gerektiği taktirde danışanlarını yaşadıkları sorun hakkında yüzleştirirler. Elbette ki hiçbir yüzleşme de öyle mutlulukla olmayacaktır. Hepimiz insanız nihayetinde, hepimizin geçmişimize ait travmaları, acıları, kayıpları olabilir ve bunlarla yüzleşmek de kolay değildir. Bu kişisel gelişimciler şunu yapıyorlar; onlara başvuran kişi neyi duymak istiyorsa onu söylüyorlar. Yani onu onaylıyorlar ama bu onaylanma tabi ki olumsuz sonuçlar yaratıyor. Üstelik getirdikleri sözde çözüm önerileri de kısa süreli bir sosyal destek mahiyetinde, sadece o kadar. İyi de bu desteği kişi teyzesinden de alabilir, bunun için 300 Dolar ya da 500 Euro ödemek niye?

Enerji gönderme durumu oluyor mu? İnsanlar, “pozitif bakarsanız hayat daha olumlu cevap veriyor” diyorlar. Bu konuda doğru olan nedir?
Hiç kimse, hiç kimseye enerji, elektrik, telepati, empati ya da başka bir akım gönderemez. Bilim tarihinde asla ispatlanmamış saçmalıklardır bunlar. Ama dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanlar kötüye kullanılmaya, iknaya, aldatılmaya o kadar açıklar ki ne yazık ki bu da birilerinin ağzını sulandırıyor. 

Kişisel gelişim kitaplarında yazan ve ikili ilişkileri yönlendiren önerileri insanlar hayatlarında uyguluyorlar. Bu durumda aslında ne yapmalılar? Ne tür kitaplar okumalılar?
Benim ve tabi ki bir bilim insanı olan herkesin önerisi sanıyorum aynı olacaktır. İçinde tamamen bilimsel araştırma sonuçlarına dayanmayan hiçbir kitabı önemsemesinler lütfen. Şimdi bazı kişisel gelişimciler bana şunu söylüyorlar; “Ama deneyim de önemli değil mi?”. Hangi deneyim, neyin deneyimi? Yıllarca sevgiden, sevmekten bahseden bir yazar intihar etti. Jüpiter’den enerji getirtip insanlara içsel keşif sunan başka bir kişi bir meslektaşımdan depresyon tedavisi gördü. Benim çok samimi ve net bir önerim var; tüm bu kişisel gelişimcilere birer kişilik ölçeği testi uygulayalım, bakalım bu kendini eşsiz keşfetmiş insanların özellikle de çocukluk dönemlerinde ne tür yaşantıları var? 

Continue Reading

TEN RENGİ PARFÜM SEÇİMİNİ ETKİLER Mİ?

Bir ortama girdiğinizde etrafa nasıl koku yaydığınız önemlidir. Miss gibi çiçek kokusu ya da meyvelerin ferahlatıcı bahar havası ile yeni bir soluk kazandırabilirsiniz.
Kokular hayatımızda çok önemli yer tutar. Özellikle parfümünüz yıllarca aynı olursa insanların hafızalarına kazınırsınız. Sizin kokunuzu her duyduklarında akıllarına ilk gelen siz olursunuz. Parfüm seçimi insanların hafızalarında yer edinmenizi sağlarken, aslında önemli olan nokta sizin en sevdiğiniz parfümün etrafa yayılmasıdır.
Kokular Kitabı’nın yazarı Koku uzmanı ve Parfümör Vedat Ozan ile ikinci kitabı Parfümler hakkında konuştuk. Kokulara adanmış bir hayatın eseri olan bu kitap, parfümlerle ilgili çok farklı ve bilinmeyen bilgilerin kapısını aralamaya yardımcı olacak.
Parfüm nedir?
Koku duyudur, parfüm de duyuya yönelik ürün. Yani doğal halinin dışında koku vermek için planlanması yapılmış her ürün aslında parfümdür. İlla sürülebilir olması veya alkolde taşınması gerekmiyor.
Deodorant ile parfümün farkı nedir?
Deodorant, ter kokusunun önüne geçmek amacıyla üretilmiş ve çoğunlukla da parfümlendirilmiş bir ürün. Parfüm ise ter kokusundan bağımsız kokulu bir uygulama üzerinizde taşıdığınız.
İlkiyle sosyal ortama aktarılan kokuyu engellemek istiyorsunuz, ikincisiyle ise bilakis sosyal ortama kokulu mesaj aktarıyorsunuz.
Parfüm seçerken nelere dikkat etmek gerekir? Ten rengi parfüm seçimini etkiler mi?
Parfümün ten üzerindeki yaşamı boyunca deneme süresi ayırmaya dikkat etmek ilk şart. Yani öyle beş dakikada seçim yapmak hiç doğru değil. O parfüm eğer teninizde saatlerce yaşıyorsa, bütün bu yaşam süresini deneme zamanı olarak ayırmak lazım. Neden? Çünkü organik bir seyir izliyor parfümünüz. İlk sürdüğünüzdeki kokuyla iki saat sonraki arasında fark var. Dolayısıyla ilk izlenim asla bütün hakkında fikir vermiyor. Sonradan pişman olmamak için bu zamansal fedakarlığı yapmak şart.
Ten renginden ziyade cildin gözenek yapısına ki ten rengi kesin olmamakla beraber buna dair işaret verir. Ama ne olursa olsun, farklı tende aynı parfüm sandığınız kadar dramatik bir koku farkı yaratmaz. Ben bu iki seçenek arasında denemeye ayrılan sürenin daha önemli olduğuna inananlardanım.
Yaz kokusu ya da kış kokusu ayrımı var mıdır?
Sosyal beklentiler doğrultusunda, olabilir. Yaz, deniz, açık havayla ilintili bir parfüm, çevrenin beklentisini daha iyi karşılayabilir yaz mevsiminde. Ama esas önemli olan çevrenin değil sizin beklentiniz.
Doğal ya da sentetik koku ayrımında neye dikkat etmek gerekir?
Ne kadar karışık bir konudur bu. Aslında doğal bile doğal değil çünkü. Siz doğal malzemeyi alıp, çoğunlukla ısıl işleme tabi tutup hammadde haline getiriyorsunuz ki parfüm imalatında kullanabilesiniz. Bu anlamda ürün sonuçta belki doğal ama, doğasında olmayan bir yönünü siz öne çıkarıyorsunuz.
Şunu da unutmayalım ki bazı malzemeyi de doğal olarak kullanmanız yasak. Misk, civet gibi hayvansal malzemeyi kullanamazsınız çünkü hayvana zarar veriyor veya toptan telef ediyorsunuz kokulu bölgesine erişmek için. Bu durumda elinizdeki tek seçenek laboratuvarda sentezlenmiş ve doğalının kokusunu bir dereceye kadar taklit edebilen yapay molekülleri kullanmak oluyor.
Doğal veya yapay, esas olan aslında kullanım miktarı itibariyle sağlığa zararlı olmamalı ve sürdürülebilirlik kriterine uygun olmalı.  
Parfüm nasıl kullanılmalı? Tene mi kıyafete mi saça mı sürülmeli?
Kokuyu en uzun muhafaza eden doğal elyaftır. Saçı da bu bağlamda değerlendirebilir ve saça uygulamanın en verimli uygulama olduğunu söyleyebiliriz. Ama koku moleküllerini taşıyan ortamın, yani alkolün saçta yol açacağı zararları da göz ardı etmememiz gerek. Bunun yerine eğer çok hassas ve açık renk değilse doğal elyaftan kumaşlara da parfüm uygulayabiliriz. Zaten yüzyıllarca insanlar kumaş ve eldivenleri kokulandırdılar tenlerinden çok.
Pek farkında değiliz ama tene direkt uygulama aynı saçta olduğu gibi cildimize alkol uygulama anlamına da geliyor. Kuruluk, çatlama, kırışma gibi zaman içinde oluşabilecek sorunları da düşünerek cildimize uygulama yaparken abartmamakta elbette sayısız fayda var.
Orijinal parfümler ile imitasyon parfümler arasında ne fark var?
İmitasyon parfümü aldığınızda ilk yarım saat orijinali gibi kokuyor, sonrasında gittikçe orijinalinden uzaklaşmaya başlıyor. Tabi ki kesin kural değil bu, ama oldukça uygun bir genelleme.
Continue Reading

DERSİMİZ “TIBBİ FOTOĞRAFÇILIK”

Sağlık çalışanlarının özellikle vakaları ile ilgili görüntüleri arşivlemesinin çok önem taşıdığını dile getiren Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Fotoğrafçılık Sertifika Programı Yürütücüsü Prof. Dr. Tamer Akça, “Türkiye’deki ilk ve tek tıbbi fotoğrafçılık sertifikası eğitimi veriyoruz” dedi.
 
Fotoğraflar iletişimin görsel malzemeleridir. Özellikle sağlık alanında anlatılanların, görüntülenmesi ayrı bir önem taşır. Bu amaçla da tıbbi fotoğrafçılık, ülkemizde yeni yeni duyulmaya başlansa da, bu alanda Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öncülük ediyor. Tıbbi Fotoğrafçılık Sertifika Programı Yürütücüsü Prof. Dr. Tamer Akça, “Sayısal teknolojilerle bir cep telefonu ile bile fotoğrafı çekmek ve aynı anda internet üzerinden uzaktaki bir hekime göndererek görüş almak olasıdır. Bu konudaki en güncel örnek, acil serviste çalışan hekimlerin hasta geldiğinde, görüş almak için ilgili uzmana cep telefonu aracılığı ile gönderdiği fotoğraflardır” dedi.
 
Tıbbi fotoğrafçılık hakkında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme ve Endokrin Birimi Öğretim Üyesi ve Tıbbi Fotoğrafçılık Sertifika Programı Yürütücüsü Prof. Dr. Tamer Akça, soruları yanıtladı.

Tıbbi görsel dokümantasyon nedir?
Kanıta dayalı tıbbın en önemli özelliği yapılan tedavi girişimlerinin bilim dünyasına sunulmasıdır. Bu nedenle tıbbi uygulamaların bütün unsurları ile kaydedilmesi gerekmektedir. Bu uygulamaların yayınlanmasında ise kayda geçirilen tüm verilerin eksiksiz, konu ile mantık bağlantısının sağlıklı ve anlaşılır olması gerekmektedir.
Bu verilerin arasında sadece hastanın anamnez, fizik muayene, laboratuvar, görüntüleme ve diğer sonuçları bulunmaz. Konu ile ilgili tüm görseller de bu verilerin önemli bir parçasını oluşturur. Yapılan tıbbi uygulamaların görsel olarak kayda geçirilmesi diğer tüm veriler gibi aynı özeni gerektirir. Görsel gereçler bilimsel bir makalenin kolaylıkla okunması ve anlaşılması için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu nedenle hekimler yaptıkları tıbbi uygulamaları vasatın üzerinde bir beceriyle görsel olarak kaydedebilmeli, işleyebilmeli ve sunabilmelidirler.

Bu amaca hizmet eden tıbbi görsel dokümantasyon sıklıkla sadece fotoğraf çekimi gibi algılansa da, konunun video, grafik, animasyon ve resimleme (illustrasyon) gibi olmazsa olmaz yapı taşları bulunmaktadır. 


Tanınmış tıbbi fotoğrafçılar kimlerdir?
Bu konuda çok fazla bilinen isim olmamakla birlikte, tıbbi fotoğraf konusunda yazılmış iki önemli referans kitabın yazarları olan Lawrence B. Stack, Alan B. Storrow, Michael A. Morris, Dan R. Patton ve Peter Hansell otörlükleri tartışılmaz isimler olarak kabul edilmektedirler.

Tıbbi fotoğrafçılığın önemi nedir?
Diğer kurumlar bir yana bırakılacak olursa sağlık kurumlarında, özellikle de akademik ortamlarda çalışan hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının tıbbi fotoğrafçılık konusunda vasatın üzerinde bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu gerekliliğin sebepleri arasında; hastalığın ya da lezyonun tanısında ve tedavisinde kullanma, adli veya tıbbi nedenlerle kişisel arşiv oluşturma, eğitim malzemesi oluşturma, akademik yayın için görüntüleme sayılabilir.

Tıbbi zorunluluk: Tıbbi fotoğraflar veya videolar bir hastalığın tanısını koymada yardımcı olabileceği gibi, tedavisinin takibinde de çok etkin olarak kullanılabilirler. Günümüz teknolojisi sayesinde; bir hastalığa ya da lezyona ait fotoğrafın birbirinden fiziksel olarak uzakta olan meslektaşlar arasında konsültasyon (görüş alışverişi) amacıyla kullanımı oldukça yaygındır. Sayısal teknolojilerle bir cep telefonu ile bile fotoğrafı çekmek ve aynı anda internet üzerinden uzaktaki bir hekime göndererek görüş almak olasıdır. Bu konudaki en güncel örnek, acil serviste çalışan hekimlerin hasta geldiğinde, görüş almak için ilgili uzmana cep telefonu aracılığı ile gönderdiği fotoğraflardır.

Adli zorunluluk: Komplikasyonlar ve kötü meslek uygulamaları bir yana, özellikle estetik cerrahi örneğinde olduğu gibi sadece hasta memnuniyetsizliği nedeniyle bile dayanaksız şikâyetlerle karşı karşıya kalabilmektedir. Durum böyle olunca her hekimin kendisini adli işlemlerden koruyacak bilgi ve donanıma sahip olması gerekmektedir. Bu donanımın başında da yaptıklarını ve yapmadıklarını kanıtlamak gelmektedir. Yazılı kanıtların yanı sıra ameliyat videoları, hastalığın gidişatını belgeleyen fotoğraflar, olay yeri veya otopsi işlemlerinin kayda alınması gibi görsel dokümantasyon önemli bir kanıt nesnesi durumundadır.

Kişisel arşiv oluşturma: Nadiren kullanılan bilgi ve beceriler ise tekrarlama olanağı az olduğu için unutulmaya mahkûmdur. Ancak insan hayatına doğrudan etki eden bir meslek olarak hekimlik hata yapmayı kaldırmaz. Bu nedenle hekimler nadiren karşılaştıkları durumlarda ne yapacaklarına dair bilgiyi bir şekilde hatırlamak zorundadırlar. Hatırlamanın en kolay ve doğru yolu ise bu bilgi ve becerilerin uygun bir şekilde kaydedilmesidir. Bu kayıtlar sadece nadir kullanılan bilgileri değil, öğrenilen her yeni bilgiyi, edinilen her yeni beceriyi de içermelidir. Kişisel arşiv sadece hekimler için değil ama adli tıp çalışanları, laboratuvar görevlileri gibi sağlık alanında çalışan bütün profesyoneller için önemli bir başvuru kaynağıdır.

Eğitim malzemesi oluşturma: Görsel iletişimin önem kazandığı çağdaş dünyada eğitimin de geleneksel yöntemlerle sürdürülmesi düşünülemez. Ancak unutulmamalıdır ki; bu tür görsel malzemeler, hastanın bizzat kendisini görerek edinilecek hareket, konuşma ve psikolojik durumu gibi faktörlere göre oldukça yetersiz olup, asıl olarak eğitimi destekleme amacıyla kullanılır.

Akademik zorunluluk: “Yayınla ya da yok ol” felsefesini benimseyen akademik dünyada ayakta kalabilmenin tek yolu çalışmaların bilim dünyasına sunulmasıdır. Çağdaş bilimin vazgeçilmez temeli olan kanıta dayalı tıp, tanıya ve tedaviye yönelik uygulamaların bütün unsurları ile kaydedilmesi ihtiyacını doğurmaktadır. Bu ihtiyacın karşılanmasında kayda geçirilen tüm verilerin eksiksiz, konu ile mantık bağlantısının sağlıklı ve anlaşılır olması gereklidir. Görsel gereçler bilimsel bir makalenin kolaylıkla okunması ve anlaşılması için vazgeçilmez unsurlardır.

Bir tıbbi fotoğrafçı için geleneksel görüntülerin yanı sıra kızılötesi, ultraviyole veya floresan görüntüleme; endoskopi ve floroskopi; polarize ışık; ağız içi fotoğraf; stereo görüntüleme ve fotogrametri; kontur haritalama ve fotomikrografi gibi çok özel teknikleri görüntülemek durumunda kalabilir. Ayrıca tıbbi dersler, posterler, sunumlar ve yayınlar için hazırlanan fotoğrafik metinlerin, grafiklerin, tabloların, çizelgelerin ve radyolojik görüntülerin de fotoğraflanması söz konusu olabilir. Sayısal görüntüleme işlemlerinin gelişmesi ile bu alandaki etkinlikler önemli ölçüde değişime uğramıştır. Bu tür düzenleme işlemleri ve masa üstü yayıncılık sıklıkla evlerde ve bürolarda tıbbi fotoğrafçılar tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle tıbbi fotoğrafçılar tıbbi konferanslar için görsel ve işitsel hizmetleri yönetmek için mikrofonların özellikleri, ses amfilikasyonu, ses kaydı, projeksiyon malzemeleri ve ekran gereksinimleri gibi konuların temel ilkelerini de özümsemelidir.


Çalışma alanları nelerdir?
Tıbbi fotoğrafçılar hastanelerde, araştırma merkezlerinde, acil servislerde, kliniklerde veya tıbbi yayıncılık kuruluşlarında hastalıkların çeşitli aşamalarını (yaralar, lekeler, vücut deformasyonları), yaralanmaları, otopsileri, makroskopik veya mikroskobik materyalleri, radyolojik görüntüleri ve cerrahi işlemlerin öncesi, aşamaları ve sonrası gibi durumları belgelerler. Bunların yanı sıra tıbbi aletlerin ve cihazların fotoğraflanması; bazı grafik ve sanat yorumları; yayınlar ve sunumlar için yapılmış çizimleri de görüntülemek gerekebilir. Eğer sağlık alanında çalışıyorlarsa kendilerinin, başka alanlarda çalışıyorlarsa sağlık profesyonellerinin tedavi ve eğitim çalışmalarını kayda geçirirler. Bu çalışmalar; dermatoloji, oftalmoloji, plastik cerrahi, adli tıp veya diş klinikleri gibi alanlarda olabileceği gibi ameliyathanelerde, kliniklerde, patoloji, mikrobiyoloji, biyokimya, tıbbi genetik, biyoloji laboratuvarlarında veya radyoloji, nükleer tıp birimlerinde de yapılabilir. Fotoğrafın yanı sıra hareketli görüntü elde etmek ve sunmak amacıyla video-konferans veya tele-medicine (uzaktan tıbbi konsültasyon) alanlarında çalışma olanakları bulunmaktadır. Elbette bir tıbbi fotoğrafçının tüm bu konular hakkında ayrıntılı bilgi ve beceri sahibi olması beklenemez. Ancak tatmin edici sonuçlar için kısmen de olsa bu konulara aşinalığı olmalıdır. Bazen iç organları fotoğraflamak için endoskopik görüntüler kaydedilebilir. Bir ışık kaynağı içeren bir tüp ve bir lens, bir fotoğraf makinesi gövdesine bağlanarak çekim alınabilir, böylece hastanın yutak, mide veya kalın barsakları görüntülenebilir. Bazen de tıbbi fotoğrafçı hastane için halkla ilişkiler fotoğrafları çekmek durumunda kalabilir. Bu kapsamda özellikle hastane için düzenlenen ödül törenleri veya ünlü bir ziyaretçinin fotoğrafları çekilebilir. Türkiye’de henüz çok gelişmeyen bir dal olan tıbbi resimleme (illüstrasyon, çizim) alanında tıbbi sanatçılar ve tıbbi görsel-işitsel teknisyenleri ile çalışma olanağı da olabilir.


Bu eğitimi kimler almalı, neden?
Türkiye’de tamamen göz ardı edilen tıbbi fotoğrafçılık mevcut şartlarda bir meslek olarak algılanmamakta ve gerek resmi gerekse özel sağlık kurumlarında böyle bir kadro bulunmamaktadır. Bu durum profesyonel destek alma şansından uzak kalan sağlık çalışanlarının bizzat kendilerinin tıbbi fotoğrafçılık konusunda vasatın üzerinde bir yeterliliğe sahip olma zorunluluğunu getirmektedir. Tıbbi fotoğrafçılık sadece sağlık kuruluşlarında çalışanların değil, aynı zamanda otopsi ile iç içe olan adli kurumlarda (teknik personel, avukatlar, savcılar vb.) veya sağlık sigortası ile ilgilenen kurumlarda çalışanların da bilgi sahibi olması gereken bir konudur. Bu meslek gruplarında çalışanlar mesleklerini icra ederlerken gerekli olduğunda tıbbi görüntüleme işlemlerini profesyonel bir desteğe ihtiyaç duymadan yapabilmelidirler. Sağlık muhabirlerinin de bu konuda bilgi sahibi olmaları, kendileri tıbbi fotoğraf çekmeseler bile kullanacakları görsel malzemenin doğruluğunu ve özellikle de dürüstlüğünü kestirebilmeleri açısından son derece önemlidir.
İlgili kurumlarda bu bilgi ve beceri birikimine sahip çalışanların olmadığı durumlarda ise tıbbi fotoğraflama için kurum dışından destek aranması zorunlu olacak ve tıbbi fotoğrafçılığın inceliklerini ve hassasiyetlerini bilen profesyonellerle çalışmak gerekecektir.

Tıbbi görsel dokümantasyon eğitimini tıp doktorları, diş hekimleri ve veteriner hekimlerin yanı sıra tıp sektöründe çalışan hemşire, teknisyen gibi tüm sağlık profesyonelleri; savcılar, adli tıp teknisyenleri gibi hukuk profesyonelleri; sağlık sigortası çalışanları; tıbbi konularda yayın yapan dergi, gazete, sosyal medya çalışanları ve sağlık kuruluşlarının halkla ilişkiler birimlerinde çalışanlarının alması bu nedenle önemlidir.

Tüm bu meslek gruplarının yanı sıra bu tür kurumlara tıbbi görsel dokümantasyon ürünü satmak isteyen herkes bu eğitimi almalıdır. Esasen savcı, sağlık muhabiri, fotoğrafçılık bölümü mezunu, foto muhabiri veya fotoğraf sanatçısı gibi sağlık profesyoneli olmayan bir bireyin görsel tıbbi belgeleme yapabilmesi için temel fotoğrafçılık becerisinin yanı sıra tıbbi terminoloji, anatomi, fizyoloji gibi bazı temel tıp bilgileri ile beraber ve halkla ilişkiler bilgilerini de edinmesi gerekmektedir. Ayrıca hasta mahremiyeti ve telif haklarını düzenleyen yasalar konusunda da bilgi sahibi olmalıdır. Temel tıp bilgileri ile birlikte insanlara ve onların sorunlarına incelikle yaklaşma becerisini tıp fakültelerinde ve devamında meslek hayatlarında edinen hekimlere sadece temel fotoğrafçılık bilgilerinin verilmesi ve görsel tıbbi belgelemenin bazı inceliklerinin aktarılması yeterlidir.


Dersler nasıl işleniyor?
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde seçmeli ders olarak ikinci sınıfta okuyanlara yönelik olarak bütün eğitim öğretim yılı boyunca verilen tıbbi fotoğrafçılık dersleri toplam 60 saati bulmaktadır. Bu programda öncelikle fotoğraf ve hareketli görüntünün tarihi anlatılmakta ve fotoğraf ile sinema tarihinden ustalar verdikleri ürünlerle birlikte tanıtılmaktadır. Daha sonra güncel yönelime paralel olarak sayısal fotoğrafa ait teknik bilgiler verilmektedir. Bunlar arasında; sayısal fotoğraf makinesi tipleri, sayısal fotoğraf makinelerinin başlıca öğeleri, video kameraların başlıca öğeleri, ışık ve renk, yardımcı malzemeler, sayısal fotoğrafçılıktaki temel kavramlar gibi konular bulunmaktadır. Bu bilgileri takiben çekim teknikleri, video kurgulama için ipuçları ve görsel kompozisyon prensipleri ile ilgili dersler verilmektedir. Konunun etik ve yasal yanları üzerinde durulduktan sonra tıbbi fotoğrafçılıkla ilgili temel bilgilere geçilmektedir. Bu bilgiler arasında; beden (baş, yüz, gövde, kollar, bacaklar, eller, ayaklar ve parmaklar) fotoğraflama, lezyon fotoğraflama, ameliyathanede fotoğraf çekimi, çıkarılan ameliyat materyallerinin fotoğraflaması, mikroskoptan görüntü alma, videodan görüntü alma ve adli tıpta fotoğraflama konuları bulunmaktadır.

Her grup teorik bilginin bitiminde öğrencilere konu ile ilgili uygulamalar yaptırılmakta ve öğretilen konular pekiştirilmektedir. Uygulamalarda çekilen fotoğraflar sonraki oturumlarda perdeye yansıtılarak kritik yapılmaktadır. Böylece doğrular ve yanlışlar ortaya konmaktadır.

Tıbbi fotoğraf için verilen teorik derslerin ardından öğrenciler ikili gruplar halinde ve bir rotasyon dâhilinde Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi anatomi ve mikrobiyoloji laboratuvarlarında, yine Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ortopedi, dermatoloji, plastik ve rekonstrüktif cerrahi, adli tıp birimleri ile ameliyathanede pratik uygulamalar yapmaktadır. Temel fotoğraf eğitiminde olduğu gibi burada da çekilen fotoğraflar sonraki oturumlarda perdeye yansıtılarak doğru ve yanlışlar tartışılmaktadır.


Bu eğitimi almak isteyenler için bir seçenek sunuyor musunuz? 
Biz bu programa başladığımızda tıbbi fotoğrafçılık seçmeli dersi Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çağatay Barut tarafından zaten verilmekteydi. Ancak böylesine yoğun bir eğitimin sadece seçmeli ders kredisi ile karşılanmasının yeterli olmayacağı fikrinden hareketle, bu programa katılan öğrenciler yine Mersin Üniversitesi bünyesinde eğitim veren Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEM) tarafından ücretsiz olarak katılabildikleri bir sertifika programına dâhil edilmişlerdir. Tıbbi Fotoğrafçılık Sertifika Programı Türkiye’de bu konuda verilen tek kariyer programıdır. 2014-2015 eğitim ve öğretim yılında tıbbi fotoğrafçılık seçmeli dersini ve sertifika programını başarıyla tamamlayan ve Türkiye’nin tıbbi fotoğrafçılık konusundaki ilk ve tek sertifikasını almaya hak kazanan yedi öğrenciye belgeleri Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Çamsarı, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Gönül Aslan, MEÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Meltem Nass Duce ve MEÜ SEM Müdürü Prof. Dr. Ali Havare’nin katıldığı bir törenle verilmiştir.
2015-2016 Eğitim ve Öğretim Yılında bu program için açılan 12 kişilik kontenjan hemen dolmuş ve derslere başlamışlardır.

Yurt dışında böyle eğitimler veriliyor mu?
Bu konu henüz Türkiye’de ilgi görmüyor. Ancak yurt dışında dünyanın önemli üniversiteleri tıbbi fotoğrafçılığı bir akademik kariyer olanağı olarak sunmaktadır. Çarpıcı bir örnek olması açısından Westminster Üniversitesi’nin açtığı üç yıllık “Clinical Photography BSC Honours” programının 2014-2015 eğitim ve öğretim yılındaki ücretleri İngiltere’den başvurulara 9.000 pound, İngiltere dışından başvuranlara 11.750 pounddur. Sadece bu örnek bile konuya verilen önemi yeterince anlatmaktadır.

Eğitimi alanlar ne diyor?
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi tıbbi fotoğrafçılık sertifikasına sahip olan Ecem Kahraman, şunları söyledi: “Fotograf çekmenin akıl almaz zevkini çok önceden tatmış biri olarak bu programı ilk gördüğümde fazlasıyla ilgimi çekti ve işin içinde olmam gerektiğini düşünerek başvurdum. Başlangıçta ne çekeceğimiz hakkında bir bilgim yoktu. Tıbbi fotoğrafçılığın sanılanın aksine sadece kadavra fotoğrafı çekmek olmadığını anladım. Şu an doğru fotoğrafı ayırt edebiliyor olmak inanılmaz.  Tıbbi fotoğrafın tıp eğitimi için, hasta takibi için ne kadar önemli olduğunu, yanlış fotoğrafın ne gibi sorunlara yol açacağını bizzat görerek öğrenmemiz bizim ayrıcalığımız oldu. Ayrıca programın ikinci sınıfta olması nedeniyle hastane ortamını, poliklinikleri ve ameliyathaneyi tanımak, hocalarla ve diğer hastane ekibiyle tanışmak, onlarla iletişime geçmek bu programın bize katkılarından.”
 
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi tıbbi fotoğrafçılık sertifikasına sahip olan Bahri Polat ise şunları dile getirdi: “Tıbbi Fotoğrafçılık dersini ilk seçtiğim sırada fotoğrafçılıkla ilgili amatör seviyesinde dahi bir bilgim yoktu. Fotoğrafçılığa ilgi duyardım ve sadece hobi olarak kalmasındansa profesyonel bir amaç için çalışmayı istedim. Başta herkes gibi ben de kadavra fotoğrafı çekileceğini sanıyordum. Dersler işlendikçe önce temel fotoğraf tarihini, ardından da temel fotoğrafçılık bilgilerini öğrenerek hem teorik bilgi seviyesi hem de uygulama deneyimlerimle amatör fotoğrafçı seviyesine ulaştım. Sonrasında da aldığımız tıbbi fotoğrafçılık eğitimiyle tıbbi fotoğrafçının tüm çalışma alanlarını ve çalışma ilkelerini yine hem teorik hem de uygulamalı olarak öğrendim. Öğretilenlerin havada kalmaması adına önem taşıyan uygulamalarda edindiğim tıbbi bilgileri ve tıbbi fotoğrafa dair bilgileri günlük hayatımda, çalışmalarımda kullanıyorum. Cerrahlarımızın görüntülenmesini istedikleri nadir vaka ameliyatlarına yakından şahit olmak da ayrı bir güzelliği bu işin. Eğitimim devam ettikçe incelediğim dergilerde, yayınlarda, internet araştırmalarımda tıbbi görüntüleme açısından ne yazık ki çok hata buldum. Tıbbi fotoğrafçılık eğitiminin önemini zaman geçtikçe daha iyi anladım.”
 
WEB SİTESİ: http://tibbifotograf.wix.com/medikal-fotograf
TWITTER: MedicalPhotoMeU
INSTAGRAM: MedicalPhotograph
Continue Reading

“HEDEFİMİZ SAĞLIĞIN EN İYİSİ OLMAK”

 

Öğrencilerini ‘hem bilim insanı hem de çalıştığı yerde en iyi hizmeti verecek donanıma sahip sağlık profesyonelleri’ olarak yetiştirdiklerini belirten Acıbadem Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şahin, “Hedefimiz sağlık eğitiminde en iyisi olmak” diyor. 
 
Televizyon izlerken, Acıbadem Üniversitesi reklamlarını görüyorum. Merakımı tutamayıp, “Bu üniversiteyi gezmek istiyorum” diye sosyal medyadan ileti paylaşıyorum. Gönderimi yayınladıktan birkaç gün sonra iletişim biriminden aranarak üniversiteyi ziyaret etmem için davet ediliyorum. Sosyal medyayı bu derece etkili kullanan kaç üniversite var?
 
Üniversiteye geldiğimde, güler yüzlü içten bir ekip karşılıyor. Üniversitenin rektörü bölümleri gezerken eşlik ediyor, çalışmalarını içtenlikle anlatıyor. Klinik bölümlere olduğu kadar, temel bilimlere ve bilimsel araştırmalara da önem veriyorlar. ‘Daha iyi nasıl çalışmalar yaparız’ diye bakan bir ekip ile karşılaşmak umut veriyor. 
 
Bir üniversite düşünün, kapısından içeriye girer girmez, öğrenciye yönelik tasarımı ve yerleşimi ile kendinizi buraya ait hissediyorsunuz. Koridorlarında özel tasarlanmış musluklarından su içiyor, öğrenciler için yerleştirilmiş bilgisayarları kullanabiliyorsunuz. Öğrencilerin aradığı bilgiye rahatça ulaşmaları için tam donanımlı kütüphane imkanı sunarken, laboratuvarları da bütün branşları içine alacak şekilde araştırma yapma fırsatı sağlıyor.
 
 
 
Acıbadem Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şahin, üniversitenin kuruluşunu ve çalışmalarını anlattı.
 
Bu sene tıp fakültesinin ilk mezunlarını verdiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Şahin, sağlık üniversitesi olarak kurulan yapıda sağlam bir temel bilim kadrosu olması gerektiğini belirtti. Şahin, çalışmaları hakkında şunları söyledi: “İyi bir tıp eğitimi için fakültenin sağlam bir temel bilimler kadrosu olması gerekir, bu anlamda biz çok güçlü bir kadroya sahibiz. Ayrıca klinik kadromuzda da dünyada alanında isim yapmış akademisyenler yer alıyor. Tıp fakültemizde toplamda 250 öğretim üyesi eğitim veriyor. Acıbadem Üniversitesi Kerem Aydınlar Kampüsü’nde bu akademik yıl itibariyle 3000’i aşkın öğrenci eğitim görüyor.”
 
Tıp eğitiminde YÖK’ün tanımladığı eğitim standardına göre eğitim verdiklerini söyleyen Şahin, bununla birlikte klinik öncesi uygulamalı eğitimlerde kullanılan simülasyon laboratuvarı ile büyük fark yarattıklarını dile getirdi.
 
 
Bu Sene İlk 8 Bindeki Öğrenciler Geldi
Tıp fakültesinde verdikleri eğitimin öğrencilerin hem bilim insanı hem de tam donanımlı bir hekim yetiştirecek şekilde planlandığını söyleyen Şahin, “Türkiye’nin her yerinde her türlü şartta hasta muayenesi ve tedavisi yapabilecek yetkinlikte, geniş vizyona sahip, araştırmaya ve yeniliklere açık hekim yetiştirmek hedefimiz. Bilim insanı da olmalılar mantığıyla hareket ediyoruz. Bu yıl burs oranımızı artırdık. İlk 8 binde öğrenciler Tıp Fakültesi’ne yerleşti. Bu şekilde devam ederek hep iyi öğrencilerin bizi tercih etmesi en büyük arzumuz.”
 
 

TÜBİTAK Projeleri de Burada Yürütülüyor
Üniversite bünyesinde çok sayıda araştırma projesinin yürütüldüğünü söyleyen Şahin, “Projelerin birçoğu TÜBİTAK, Avrupa Birliği tarafından destekleniyor. Sanayi ve üniversite işbirliğine de önem veriyoruz, bu şekilde de yürütülen projelerimiz de mevcut.
Diş hekimliği ve eczacılık fakültelerimiz açıldı, önümüzdeki dönemde öğrenci alınması planlanıyor. Buna göre planlarımızı yapıyoruz” diye konuştu Sağlıkla ilgili tüm alanlardaki eğitimde Acıbadem isminin insanların ilk aklına gelmesi amacında olduklarını söyleyen Şahin, sağlık alanında en iyi olmayı ve dünya çapında başarılara imza atmayı hedeflediklerini belirtti. Yurt dışında yaşayan birçok Türk hekim ve bilim insanlarının Acıbadem bünyesinde çalışmak istediğini kaydeden Şahin, bu konuda da farklı çalışmalar planladıklarını dile getirdi.
 
 
Geleceğin Tıbbı için Dijital Araştırmalar da Yapıyoruz
Hastalıkların tedavisinde gelecekte “kişiye özgü” tedavilerin ön planda olacağını söyleyen Şahin “Bu konuda hem laboratuvar hem de klinik ortamda yoğun çalışıyoruz. Biyoenformatik üzerine araştırmalar yapan bilim insanlarını ekibimize ekleyerek, bu alandaki çalışmalarımız hız kazandı. Tıp fakültesindeki öğrencilerimizin de bu konuda farkındalığını artırıyoruz.”
 
 
Hedefimiz Sağlığın En İyisi Olmak
Üniversitenin tek hedefinin, güvenilirlik olduğunu söyleyen Şahin “Bu düşünce içinde çalışmalarımızda her şeyin en iyisini tercih ediyoruz. Hedefimiz öğrencilerimizin tam donanımlı olması ve alanlarında büyük başarılara imza atması” dedi.

Continue Reading

DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİ HAYAT KURTARIR!

İş sağlığı ve güvenliği alanında kuralların sürekli değişerek geliştiğini belirten Wellpoint CEO’su Dr. Özgür Turgay, bu alanda yapılan tüm çalışmaların temelinde bir davranış değişikliği oluşturmak ve öyle ilerlemek gerektiğini söyledi.


İş sağlığı ve güvenliği hizmeti yarı zamanlı bir iş gibi düşünülüyor. Ancak tüm dünyadaki analizlere baktığımızda aslında hayatımızın çok büyük bir kısmı işyerlerinde geçiyor. İşyerlerinde sağlık ve güvenlik tedbirini doğru almazsanız büyük sorunlarla karşı karşıya kalmanız mümkün. Çalışanınızın sağlık sorunu yaşaması iş gücü kaybına, bu da mali kayıplara neden oluyor. Sigorta primlerin de ciddi artışlara sebep oluyor. Çalışanın tanısı ve sonrasında tedavisi takip edilmediği için iyileşemiyor. Daha da önemlisi, şirketlerde koruyucu hekimlik, çalışan sağlığı güvenliği uygulamaları iyi yapılmadığı için devamlı beli ağrıyan ve bileği tutulan bir ekiple iş gücü kaybı kaçınılmaz oluyor, çalışanların verimleri düşüyor. 

İngiltere’de yapılan bir araştırmada iş gücü kaybına neden olan hastalıkların yüzde 50’sinin önlem ve eğitimle kolayca çözülebilecek ergonomik nedenlerin oluşturduğunu belirten Wellpoint CEO’su Dr. Özgür Turgay, “Grup şirketlerimizden Platform OSGB ile Türkiye çapında 12 bölge müdürlüğüyle 64 kentte iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri sunuyoruz. Ciddi bir alt yapımız ve birikimimiz var. Tüm kurumsal sağlık verilerini bir sistem içerisinde kaydediyoruz ve işyeri doktoruna liste halinde sunuyoruz. Böylece hem yapılması gereken koruyucu müdahaleler, hem de aktüel veriler kayıt altında ve düzenli şekilde ilerliyor” dedi.

İş yeri hekiminden memnun olduğunu beyan eden kurumlarla ilgili önemli bir gözlemini de paylaşan Turgay, “doktordan memnunum” denilen durumda gerçekte neler olduğuna baktıklarını söyledi. Turgay konu hakkında şunları söyledi: “Doktorun iletişimi iyi ancak sevk oranları çok yüksek. Her 100 hastanın 60’ını sevk etmiş. Şirketin hem iş gücü kaybı hem de sağlık sigortasına bağlı masrafları çok yükselmiş. Sistemde şöyle bir değişiklik yapılıyor. Hekime durum anlatılarak, aslında herkesin memnun olduğunu düşündüğü yanlış sistem değiştiriliyor. Sonuç olarak, sevk oranları yüzde 12 oranına gerilerken, memnuniyet yüzde 20 artıyor. Grip olduğunuzda hastaneye gitmenize gerek yok, iş yeri hekimi de bunun için gerekli müdahaleleri yapabilir. Hekiminiz iyiyse, tıbbi olarak güven verebiliyorsa, karşınızdakini anlıyorsa bunu yapabilir.”

Önlemenin Maliyeti Ödemenin Maliyetinden Çok Daha Düşük
Tehlike sınıfına göre değişmekle beraber yaklaşık bin çalışanın olduğu bir iş yerine tam zamanlı bir iş yeri hekimi gerekiyor, 500 çalışanlı yerde haftada 5 yarım gün gelmesi yeterli. Çalıştıkları kurumlarda işi sözde değil özde yaptıklarını ve gerçek prosedürü uyguladıklarını söyleyen Turgay, “Örneğin, yüksekte çalışanların görme problemi varsa o kişinin görme kusuruna bağlı kazası olabilir. Bizim uygulamamızda göz muayenesini göz doktoru yapıyor, işyeri hekimi yapmıyor. Bu aslında bir maliyet değil, çünkü önlemenin maliyeti ödemenin maliyetinden çok daha düşük” diye konuştu. 
 
 

Lokal İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezleri Kuruyoruz
Sektöre lokal iş sağlığı ve güvenliği merkezleri kurarak bir farklılık getirdiklerini belirten Turgay, şunları ekledi: “Büyük iş merkezlerinde bir İSG birimi oluşturuyoruz, orada bulunan tüm şirketler bu hizmetten faydalanabiliyor. Günlük 1 saat doktor hizmeti alacaklarına her daim hizmet alacakları bir iş yeri hekimleri olmuş oluyor. Büyük iş merkezleri artık bu şekilde hizmet üretmeyi müşterilerine avantaj olarak sunuyor. Doktor ise farklı yerleri gezerek ve sadece 1 saat uğrayıp reçete yazacağına, sabit bir yerde daha etkili hizmet veriyor. Öte yandan iş yeri hekimi sadece odasında reçete yazmamalı, merkezdeki tüm işyerlerini gezip ergonomik ve termal konfor açısından değerlendirmeli ve etkilerini izlemeli. İş yerlerinde mola vermeyi bile öğretmek gerekiyor. Su içmeyi hatırlatmak için bile bilgilendirme yapıyoruz.”

Davranış Değişikliği Hayat Kurtarır
İş güvenliği açısından farklı eğitim modülleri geliştiren Turgay, “Şirketler iş kazası ile tanışınca hizmet almaya karar veriyorlar. Oysaki bunun kök nedenine bakıldığında davranış değişikliği yapılmadığı sürece kazalar devam ediyor. İşçiye baret tak demekle olmuyor, senin de takman gerekiyor. Anne, baba ve çocuk ilişkisi gibi düşünün. Ebeveynler, “televizyon izleme” derken elinde kumanda olursa, o çocuk denileni yapmaz. Davranış değişikliğini oluşturmak için bir akademi kurduk. İlk yardım, yangın gibi temel eğitim hizmetleri verirken, yeni spesifik eğitimler de geliştiriyoruz. Ayrıca yakında e-learning hizmeti de vereceğiz” şeklinde konuştu.
 
Maliyet Kaybı Olarak Görülmüyor, Verimlilik Olarak Yorumlanıyor
İşe bağlı hastalıkların iş gücü kaybı harcamalarının yüzde 60-70’ini oluşturduğunu belirten Turgay, konu ile ilgili araştırmalar hakkında bilgi verdi: “Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre; 1997 yılında kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıklarının endüstriye getirdiği doğrudan ve dolaylı maliyetler toplamının 13-14 milyar Dolar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Meslek hastalıklarının yüzde 42 gibi büyük bir oranını da kas-iskelet sistemi hastalıkları oluşturmuştur. İngiltere’de yapılan bir araştırmada bir milyon 20 bin kişinin KİS rahatsızlığından yakındığı ve kişilerin bu şikâyetlerine neden olarak işlerini belirttiği bildirilmiş. İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri, maliyet kaybı olarak görülmüyor, verimlilik olarak yorumlanıyor.”
 
 
Continue Reading

“TIP EĞİTİMİNDE İLETİŞİM TEKNİKLERİ İLE FARK YARATACAĞIZ”

Doktor, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişimi önemseyen Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, birinci sınıftan itibaren iletişim ve mesleki beceri eğitimi, bilimsel ve etik yaklaşım kazandıran programı ile fark yaratmayı hedefliyor.

Son yıllarda yaşanan iletişim sorunlarına çözüm aranıyor. Tıp fakültelerinde iletişim tekniklerinin teorik ve uygulamalı olarak derslerinin verilmesi durumu sık sık gündeme geliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde de iletişim teknikleri dersi birinci sınıftan itibaren müfredatta yer alıyor. Ayrıca hekimlerin, bilgi teknolojilerini iyi kullanabilmeleri ve uygulamalarına taşıyabilmeleri için bir programda yer alıyor.  Çekirdek eğitim programı uygulanıyor. Klinik simülasyon eğitimi, profesyonellik eğitimi, klinik beceri eğitimi, araştırmacı hekim rolü olarak bakıldığında en güçlü oldukları alanlardan bazıları…

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nadi Bakırcı, eğitim sistemleri ve yenilikleri hakkında sorularımı yanıtladı.
 


Tıp fakültesine kontenjanınız kaç ve burslu öğrenci var mı?
Bu yıl Tıp Fakültesine 70 öğrenci aldık, bunların 40’ı yüzde 100 burslu, 30’u yüzde 50 burslu idi. Bu sene burssuz öğrencimiz yok.

Tıp eğitiminde nelere dikkat ediyorsunuz?
Hem teorik bilgisi hem de pratik becerileri yüksek hekimler yetiştirmek istiyoruz. Mezunlarımızın bilimsel düşünen, kanıtları eleştirel değerlendirebilen, etik değerlere sahip, iyi iletişim kurabilen ve teknolojiyi uygun şekilde kullanabilen hekimler olması da bizim eğitim programını tasarlarken ve uygularken dikkate aldığımız konular oldu. Sağlığı bir hak olarak algılaması ve toplumun sağlık sorunlarını anlayıp çözüm üretmesi de önemli. Bu anlamda programda temel bilimler, klinik tıp, sosyal bilimleri entegre ettik.  Öğrenme ortamlarını da bu anlamda çeşitlendiriyoruz; uygulamaları sadece hastanelerde değil toplumda, birinci basamakta, klinik simülasyon merkezinde de ağırlıklı olarak öğrenme ortamları yaratmaya dikkat ediyoruz. Programımızı her aşamasında değerlendiriyoruz. Bu da bizim için çok önemli. Her yıl burada elde ettiğimiz veriler doğrultusunda programda iyileştirmeler yapıyoruz.


Klinik simülasyon merkeziniz çok farklı imkanlar sunuyor. Merkez hakkında bilgi verir misiniz?
Klinik ve mesleki beceriler için ilk yıllardan itibaren, gerçeğe yakın ortamlarda özellikle ilk yıllarda simüle ortamlarda çalışmaya başlıyoruz. Bir klinik simülasyon merkezimiz var. Bu merkez gerçek anlamda bize çok farklı ve geniş olanaklar sunuyor. Öğrenciler birinci yıldan itibaren burada eğitim almaya başlıyorlar. Hastalarla karşılaşmadan önce bunun simülasyonlarını yapıyoruz. Öğrenciler staj döneminde hastalarla karşılaştıkları zaman, becerilerini bir düzeye kadar getirmiş oluyorlar ve daha güvenli bir klinik uygulama şansına sahip oluyorlar.

İletişim becerileri eğitimi adında farklı bir program uyguluyorsunuz. Neden böyle bir eğitim hazırladınız?
İletişim becerileri alanında programımızda, hasta görüşmeleri simüle ediliyor. Temel ve ileri iletişim becerileri dersleri veriliyor. Mesela zor durumda hasta ile iletişim kurmak,  kötü haber vermek gibi zor ve karmaşık durumlarda iletişim kurulması için çalışmalar yapılıyor. Bunun hekimlik uygulamalarında çok önemli bir yeri var ve programda bunun için önemli bir yer ayırmış durumdayız.
 
 
Her hekim bilim insanı olarak yetişmeli mi?
Her hekim adayını bilim insanı olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz. Araştırma konusuna çok önem veriyoruz. Öğrenciler bir araştırmayı başından sonuna kadar ilk yıllardan itibaren, planlayıp, uygulayıp, sonuçlarını paylaşabilecek duruma geliyorlar. Kanıta dayalı tıp eğitimine önem veriyoruz. Yayınları eleştirel okuma becerileri ediniyorlar. Programı başarıyla tamamlayan öğrencilerimiz için bilimsel araştırmalardaki hata kaynaklarını anlamak, bu gözle bir bilimsel araştırmayı eleştirel değerlendirmek sorun değil
.

Toplum sağlığı konusunda eğitimlerinizde ne gibi farklılıklar var?
Hastalık ve sağlığın toplumsal boyutlarını kavrama ve açıklayabilme becerileri ediniyorlar. Toplumun sağlık sorunlarını yakından inceleme ve çözüm üretme için çalışmalar yapıyorlar ve birinci basamakta hekimlik uygulamalarına katılma olanağı buluyorlar özellikle eğitimlerinin ileri aşamalarında. İlk yıllarda da toplumdaki sağlık hizmetlerini görme ve değerlendirme olanakları var. Halk Sağlığı Müdürlüğü ile yaptığımız bir protokol kapsamında Gaziosmanpaşa ve Ümraniye bölgeleri bizim eğitim ve araştırma bölgelerimiz oldu. Öğrencilerimiz buralarda hem birinci basamakta hem de halk sağlığı uygulamalarında eğitim alıyorlar.

Tıbbi etik konusuna önem veriyoruz. İnsan haklarından başlayarak, insan onuru ve tıp etiğinin özellikli konularına uzanan bir koridorumuz var. Yani birinci sınıfta başlayan eğitim, ileri sınıflarda bu alanda daha karmaşık durumlarla ilişkilenerek devam ediyor. Örneğin araştırma etiği, ötenazi gibi konuların dışında tıbbi teknolojinin kullanımı gibi konular da yer alıyor.

Continue Reading

GENÇ TÜRK BİLİM KADINININ GURUR VEREN BAŞARISI

Başarılı çalışmalarıyla adından sıkça söz ettiren Stanford Üniversitesi’nde araştırmacı olarak çalışan Gözde Durmuş, MIT Technology Review dergisinin “35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi (Innovators Under 35, TR35)’ne seçildi. 
 
MİT Technology Review dergisi editörleri, 1999 yılından beri her yıl tüm dünyadan “öncü”, “vizyon sahibi”, “girişimci”, “yenilikçi” ve “insanlara fayda sağlamayı amaçlayan” kategorilerinde en yetenekli gençleri seçiyor. Çalışmalarıyla bilim dünyasında adından söz ettiren Dr. Gözde Durmuş, “öncü” kategorisinde “tıpta ve biyolojide çığır açan liderlerden birisi” olarak “35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi’nde” yer aldı. 
 
MIT Technology Review Dergisi, dünyayı değiştirecek liderlerin tespit edilmesinde bir dünya lideri konumunda. Listenin önceki kazananları arasında Google’un kurucuları Sergey Brin ve Larry Page, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, Apple’ın baş tasarımcısı Jonathan Ive bulunuyor.
 
Daha önce bu ödüle seçilmiş insanların ortak noktası, ilerleyen yıllarda da kariyerlerinde büyük başarılara imza atmış olmaları. Google’ın ve Facebook’un kurucularıyla aynı listede yer alan Dr. Durmuş, bu ödüle yıllar boyunca layık görülmüş olan ve Türkiye’den seçilmiş çok az sayıdaki başarılı isimden birisi.
 
“Hücrelerin Ayağını Yerden Kesti”
Gözde Durmuş  2007 yılında ODTU Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü bitirdikten sonra Fulbright bursunu kazanarak yüksek öğrenimi için Amerika’ya gitti. 2013 yılında Brown Üniversitesi’nde biyomedikal mühendisliği doktorasını bitirdikten sonra Stanford’da doktora sonrası çalışmalarına başladı. Dr. Gözde Durmuş bu listeye seçilmesini sağlayan çalışmasını şöyle özetliyor: “Hücreler herhangi bir biyolojik değişime girdiğinde; kanserli hücreler çoğalırken, ölürken ya da ilaçlara yanıt verirken, fiziksel değişikliklere de uğrarlar. Örneğin, kanser hücreleri yumuşar ya da yoğunlukları değişerek hafif ya da daha ağır hale gelirler. Bu değişikleri çok hızlı, basit ve düşük maliyetli şekilde tespit etmek için, mıknatıslar arasında tek bir canlı hücreyi yerçekimsiz ortamda “uçurabilen” ve yoğunluğunu çok hassas şekilde ölçebilen bir teknoloji geliştirdik. Bu aletle her hücrenin kendine has bir manyetik özelliği olduğunu gösterdik. Kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, kanser hücresi ve bakteri hücresi; hepsinin kendine özgü bir manyetik hassasiyeti var. Çok ucuz ve kullanımı çok basit teknoloji, biyoloji ve tıp dünyasında farklı birçok alanda kullanım potansiyeline sahip.”
 
 
“Antibiyotik Direnciyle Savaşmak için Çok Hızlı ve Ucuz Antibiyotik Duyarlılık Testi”
Bu teknolojinin en heyecan verici kullanım alanı, antibiyotik duyarlılık testinin süresini birkaç günden bir saate düşürmesi. Başka bir deyişle, hasta olup doktora gittiğimizde, doktor önce hastanın şikayetlerini hafifletir ve ne tür bir antibiyotiğe ihtiyacı olduğunu anlamak için idrar veya kan örneği alır ve laboratuvara gönderir. Birkaç gün süren bu laboratuvar taramaları sonucunda, enfeksiyona sebebiyet veren bakteri bulunup antibiyotik duyarlılığı ölçülür ve hastanın kullanması gereken antibiyotik tespit edilir. Hastanelerde geleneksel tekniklerle doğru antibiyotiğin bulunması birkaç gün sürüyor, bu süre zarfında da hastalar geniş spektrumlu antibiyotiklerle tedavi ediliyor. Ancak, literatüre göre bu antibiyotiklerin yanlış ve de gereksiz olma riski ya da ihtimali ise yüzde 50. Bu durum ne yazık ki son yıllarda herkesin korkulu rüyası haline gelen antibiyotik direncinin ve tedavi edilmez hastalıkların yayılmasında en büyük etkenlerden biri.
 
Enfeksiyon Tedavisi için En Doğru Antibiyotiği En Kısa Zamanda Bulabilme İmkanı Sunulacak
Enfeksiyonların tedavisi için en doğru antibiyotiği en kısa zamanda bulabilmek için, Dr. Durmuş yeni bir teknik geliştirdi. Beyaz kan hücreleri, kırmızı kan hücreleri, kanser hücreleri gibi, bakteri hücrelerinin de yerçekimsiz ortama koyulduğunda farklı bir yüksekliğe “uçtuğunu” gösterdi. Aynı bakteri hücreleri belli bir antibiyotiğe tabi tutulduğunda ise hücrelerin çok hızlı yoğunluk değişiminden dolayı aynı yüksekliğe çıkamadığını gözlemledi. Bu değişimler, 1 saatten kısa bir sürede tespit edilebiliyor. Bu sayede, enfeksiyonun tedavisi için en doğru antibiyotik günler süren laboratuvar tekniklerini kullanmaksızın yaklaşık bir saat içinde hızlıca bulunabiliyor.
 
 
Kanserin Erken Teşhisi için Ucuz, Hızlı, Taşınabilir ve Cep Telefonuyla Uyumlu Test 
Bu ölçümler ayrıca basit bir kan testiyle çok nadir olan kanser hücrelerinin tespitinde ve diğer sağlıklı hücrelerin ayrıştırılmasında kullanılıyor. Milyarlarca kan hücresi arasından çok nadir görülen kanserli hücreleri çok hızlı bir şekilde (20 dakikadan az bir sürede) tespit edebiliyor. Gözde Durmuş, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan en son çalışmasında kandan ayrıştırılan hücrelerin farklı ilaçlara karşı nasıl davrandıklarını da bu “sıvı biyopsi” teknolojisi sayesinde hızlıca tespitinin mümkün olduğunu göstermişti. “Sıvı biyopsi” sıklıkla yapılabilir, gerektikçe tekrarlanabilen daha hızlı ve ağrısız bir yöntem. Durmuş, böylelikle, hastaların ve hastalığının seyrinin sürekli takibini kolaylaştırıp; doğru ilaçla tedavi edilme sansını arttıracağını düşünüyor. Geliştirdiği bu teknolojinin, özellikle kanser tedavisinde hızla önem kazanan “kişiye özel tedavi (precision medicine)” uygulamalarını daha da ileriye taşıyacağını belirtiyor. Dr. Durmuş, “Buluşumuzun diğer büyük bir avantajı da ucuz, kullanımı kolay ve taşınabilir olması. Böylelikle ister hastanedeki klinik laboratuvarlarda ister hastanın evinde de kolayca kullanılabilen testler geliştirebiliyoruz“ diyor.
 
Bu Uygulamalar Amerika’da Rutinde de kullanılabiliyor mu ?
Bu uygulamalar şu anda Stanford Tıp Fakültesi hastaneleriyle ortaklaşa klinik çalışmalarla deneniyor.  Kanser hastalarından alınan örneklerden kanda dolaşan kanserli hücre sayısı tespit ediliyor. 
 
Gözde Durmuş ödülünü Kasım ayında Boston’da düzenlenecek özel bir ödül töreniyle alacak.
Continue Reading