KIRIK VE ÇIKIKÇIYA GİDENLER VAR MI?

Çocukken,
mahallede düşüp bir yerleri kırık ya da çıkık olunca hemen hastaneye
götürülürdü. Ancak sonrasında geçmiş olsun diye gelen teyzelerden elinin çok
güçlü olduğu kırıkçı ve çıkıkçılar da tavsiye edilirdi. O zamanlar bu
söylenenlere anlam veremezdim. İnsan hastalanınca doktora giderdi. Ailede
doktor olan yakınlarım da olduğu için aklımıza takılan ne olsa hemen onlara
danışırdık.
Yıllar geçti,
durum değişti diye düşünürken, internette bir videoya rastladım. İnsanlara
ilginç uygulamalar yapan yaşlı bir amcanın, “iyileşeceksin” diye telkinleri
eşliğinde videoyu şaşkınlıkla izledim. Bunların hala yapılıyor olması çok
ilginçti. Derken kırık, çatlat ya da her hangi bir hasar olduktan sonra ilk
olarak kırıkçı ve çıkıkçılara daha sonra ortopedi ve travmatoloji polikliniğine
başvuran hastalarla ilgili araştırmadan haberim oldu.
Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji  Anabilim Dalı
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Umut Hatay Gölge, yaptığı bir araştırmadan söz
etti.  Gölge’nin söylediği ilginç ve ders
alınması gereken sonuçlar hakkında konuştuk.
Kırık
çıkıkçılara bu devirde giden olması çok şaşırtıcı bir durum, araştırmada kaç
hastanın gittiği belirlendi?
Çalışma bir
yıllık bir süreçte kırık, çatlak ya da farklı bir hasar sonrasında oluşan
tahribatın tedavisi sürecinde ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvuran 14
bin 80 hastadan kırık çıkıkçılar tarafından girişime maruz kalan 3 bin 422
hasta belirlendi.
Bir
yıl gibi bir sürede bu kadar çok hastanın gitmesi çok şaşırtıcı. Genelde kimler
gidiyor ve neden?
Kırıkçı ve
çıkıkçılara çoğunlukla genç yaş ve çocuk hasta grubu gitmektedir. Kırıkçı ve
çıkıkçılara çoğunlukla eğitim düzeyi düşük bireyler sosyal güvencesi olmasına
rağmen başvuruyor. Gitme nedenleri arasında ilk sıralarda doktor yerine
kırıkçıyı tercih etme ve hastanede sakat kalma korkusu olduğu görüldü.
Doktorlardan bu kadar çekinmelerine
sebep sizce ne olabilir? 
Peki, sonra nasıl hastaneye gelmişler?
Hastaneye
gelme nedenleri arasında ise ilk sırada kırıkçıda uygulanan tedavi sonrası istenmeyen
sonuçlar ortaya çıkınca ve hastanede konulan tanılar arasında büyük kemik
kırığı olduğu görüldü.
Kırıkçı ve çıkıkçılara gidenlerin kaçına
yeniden cerrahi müdahale uyguladınız?
Kırıkçıların
uygulamalarına bakıldığında çeşitli maddelerle sargının  yüzde 50 oranında olduğu görüldü. Tedavi
sonrası istenmeyen sonuçların oranı ise 
yarı yarıya  olması dikkat
çekiciydi. Kırıkçı müdahalesi sonrası cerrahi müdahale önerilen hasta oranı ise
azımsanmayacak düzeyde.
İnsanları doğru yönlendirmek için ne
yapılmalı?
Sağlık
hizmetlerine ulaşım ve yararlanmada belirgin mesafe kat edildiği, tıbbi
olanakların yeterli seviyeye doğru ilerlediği düşünülürse halkın sağlık
alanında eğitilmesi ve bu konuyla mücadele eylem planı oluşturulması
gerektiğini düşünüyoruz.
Yrd. Doç. Dr.
Umut Hatay Gölge kimdir?
2011 -2013 yılları  arasında Hakkari Yüksekova ilçesinde 15 ay görev
yaptı. Bu süre zarfında karşılaştığı en önemli problem halkın ortopedi
doktorlarından çok, halk arasında usta dedikleri kırıkçı -çıkıkçıları (Anadolu’daki
ismiyle de sınıkçılara ) tercih etmeleriydi. Bu  sosyal problemden dolayı
birçok masum çoçuk sakat kalmakta ve kaldı.
Bu çalışma Avrupa’da yayınlanan ?? dergisinde yer aldı.

Continue Reading

“KIKIRDAK VE MENİSKUS BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİ”

İnsanların kemik bağışı yapıldığını bilmediğini belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Binnet, “Avrupa’da yılda 250 transplantasyon yapılıyor. Ülkemizde 10’da biri olan rakamlarla uğraşıyoruz” dedi.
Kıkırdak, doku ve menİsküs bağışının, Türkiye’de yasal hale gelmesiyle birlikte Ankara Üniversitesi bünyesinde bağışlanan kıkırdak, doku ve menİsküslerin korunup saklanabileceği bir doku bankası kuruldu. Günümüzde giderek artan kıkırdak, doku ve menİsküs yaralanmalarının tedavisinde yapılan kıkırdak yenileme teknikleri ve menisküs transplantasyonları hayat kurtararak hareket sistemi hastalıklarına çözüm oluyor ve çok sayıda hastayı hayata bağlıyor. Doku bağışı ve doku nakli ile hareket sistemi hastalıklarının tedavi edilebileceğine dikkat çeken Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Binnet, hareket sistemi hastalıkları ile mücadele en önemli etkenin doku bağışı ve doku nakli olduğunu kaydetti.
İlk Menisküs Nakli
Ülkemizde ilk menisküs nakli 1991 yılında Prof. Dr. Mehmet Binnet tarafından yapıldı. Transplantasyonların rejeneratif tıbbın en önemli bölümü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Binnet, Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Aynı ölçüleri içeren bir kadavradan dokuyu alıp, gereksinimi olan insana naklediyorsunuz. Mevcut sistem içerisinde de en başarılı olduğumuz nakiller, hareket sistemi yani iskelet sistemi, kemik, kıkırdak, menisküs ve bağ doku. Vücudun kabul etmeme sorunu böbrek ve karaciğer gibi değil. Vücut bu konularda daha hoşgörülü, belli bir disiplinle de içine alıyor ve kendi parçası haline getiriyor. Bu yüzden transplantasyonlar önümüzdeki yıllarda özellikle hareket sisteminde Türkiye’de çok gündeme gelecek.
Avrupa’da Yılda 250 Transplantasyon
Bu zamana kadar Amerika’da menisküs transplantasyonu sayısı 5 bin vakayı buldu. Avrupa’da yılda 250 transplantasyon yapılıyor. Ülkemizde 10’da biri olan rakamlarla uğraşıyoruz.
Kemik Naklinin Önü Açılmalı
Kemik sorunu olanlara kadavradan kemik transplantasyonu yapılıyor. İnsanlar böyle bir organ bağışı olduğunu bilmiyor. Hareket sisteminin bağışını kimse istemiyor. Kemik tümörü ya da kanserde transplantasyon yapılıyor. Gerekli olduğunda yurt dışından getirtiliyor ancak kendi ülkelerinde kullandıkları için kalırsa Türkiye’ye geliyor. Türkiye’ye gönderirken de risk almamak için steril ediyorlar ve çok uzun mesafe geleceği için canlı gelmiyor. Taze kadavranın çok büyük avantajları var. Kemik naklinde uyum sorunu yaşanmıyor. Önemli olan boyutlarının uyması ondan sonrası nakil yapılıyor.”
Kıkırdak Nakli
Prof. Dr. Mehmet Binnet, kıkırdak tedavisinde kök hücrelerin kullanımının Türkiye’de daha eskiye dayandığını, yaklaşık 12 yıl önce kıkırdak tedavisini gerçekleştirdikleri hastanın şuan askerlik görevini yaptığını ve hiçbir sorun yaşamadığını söyledi. Binnet, “ Türkiye’de ilk kez bu tedavi 1994 yılında İsveç’ten gelen iki bilim adamı tarafından uygulandı. Kişiden kıkırdak dokusu alarak laboratuvarda 3 ila 4 bin hücreden milyonlarca hücre yaptılar. Sonrasında da problemli bölgenin üzerine yerleştirdiler. Bu bizdeki kıkırdak tedavileri için bir devrimdi.
1994’te ki bu gelişmeyi takiben biz ilk vakamıza uygulamayı yaptık. 13 yaşında bir çocuktu o zamanlar şuanda askerlik görevini yapıyor. Hiçbir sorunu yok ve artık bize kızıyor, artık beni kontrole çağırmayın ikide birde şeklinde. Bu delikanlıyı 12 yıla yakındır takip ediyoruz. 2000 yılında yaptığımız ikinci kişi şuanda mühendislik yapan genç bir arkadaşımız. O da şuanda güneydoğuda görevli ve normal yaşantısına devam ediyor Ondan sonraki yıllarda Türkiye’de laboratuvar alt yapısının olmamasından dolayı çalışmalara ara verildi. Bu süre içerisinde bizlerde üniversitemizde laboratuvar alt yapılarını hazırladık. 2004’de Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsünde bu çalışmalar başladı. 2006 ile 2008 arasında 20 hastaya bu tedaviyi uyguladık. Büyük oranda da başarılı sonuçlarını izledik. Daha sonrada bu yaygınlaşmaya başladı. Geçtiğimiz Ekim ayında hücresel tedavilerle ilgili mevzuat yayınlandı. Türkiye’de sistem belirli temellere kurallara bağlanmaya başlandı. Şuanda da bu tedavi yapılıyor.” diye konuştu.
Continue Reading

“İTHAL EDEN DEĞİL, İHRAÇ EDEN BİR ÜLKE OLMALIYIZ”

22. Türk Ulusal Ortopedi ve Travmatoloji Kongresi’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Dernek Başkanı Prof. Dr. Mahmut Nedim Doral, “Türkiye ortopedi cihazları konusunda ithal eden değil, ihraç eden bir ülke konumunda olmalı. Ancak Türkiye ortopedi endüstrisinde öz kaynaklarını yeterli biçimde kullanamıyor” dedi.
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Derneği (TOTBİD) tarafından 31 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında Antalya Belek’teki Maritim Pine Beach Resort Kongre Merkezi’nde düzenlenen 22. Ulusal Ortopedi ve Travmatoloji Kongresinde basın toplantısı düzenlendi. Düzenlenen basın toplantısına TOTBİD Başkanı Prof. Dr. Mahmut Nedim Doral, TOTBİD Sekreteri Prof. Dr. Önder Aydıngöz, Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Hakan Ömeroğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Ünal Kuzgun ile Kırgızistan Sağlık Bakanı Sayberk Jumamoekov katıldı.
Kongre Başkanı Prof. Dr. Mahmut Nedim Doral, 2 bin 700’e yakın bilim insanının yanı sıra, Tacikistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Batı Trakya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, 150’nin üzerinde de Türkçe konuşulan ülkelerden bilim insanının kongreye katıldığını söyledi.
Prof. Dr. Doral “Kongre boyunca çocuk hastalıkları, çocuk kırıkları, spor, yaşlılık sorunları, eklem cerrahisi, tümörler, ilk etapta aklıma gelen konular. Kongre programı çerçevesinde gerçekleştirilen oturumlarda hekime şiddet, Türk dilinin bilim dili olarak korunması, Türkçe konuşan toplulukların ortopedi ortak paydasında buluşmaları konularında da ortak çalışmalar yaptık. Dünyada bu alanda uygulanan en son yenilikleri yapan kişileri de kongremize davet ettik” dedi. .
“İthal Eden Değil, İhraç Eden Bir Ülke Olmalıyız”
Türkiye’nin ortopedi cihazları konusunda ithal eden değil, ihraç eden bir ülke konumunda olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Doral, “Ancak Türkiye ortopedi endüstrisinde öz kaynaklarını yeterli biçimde kullanamıyor. Dışarıdan bu kaynakları alıyoruz ve sorunlar başlıyor. Benim naçizane düşüncem, en iyi malzemeleri dışarıdan getirtelim, ama yerli kaynaklarımızı da en üst düzeyde kullanalım. Nasıl Amerika’dan ithal ediyorsak, biz de Orta Asya’ya ihraç edelim. 1930’lu yıllarda kendi uçağımızı yaptık. Eğer devam ediyor olsaydık, bugün protez ve implant endüstrimiz vardı. Çin’den bana malzeme getirmeyin. Annenize kullanmadığınız malzemeleri bana vermeyin. Tank yapan bir ülkenin çelik ve alaşım endüstrisi nasıl olmaz? Üretim ve denetim uyum sağladığı takdirde, ülkemiz vazgeçilmez bir başvuru merkezi olacaktır. Şüpheniz olasın” şeklinde konuştu.
“Dünya’da Her Yıl 25-30 Milyar Dolar Osteoporoz İlaçlarına Harcanıyor”
Dünya her yıl 25-30 milyar dolarlık bir bütçenin osteoporoz ilaçlarına ayrıldığını belirten Prof. Dr. Doral , “Yersiz kullanıldığında da kırıklıklar oluşmakta, osteoporozun en büyük tedavisi hareket. Bir günde 15 dakika hareket, basit zıplamak bile çok faydalı, önlemede önemli etkendir. İlaç ve hareket dikkate değer. Kontrollü spor osteoporozu engelleyebiliyor” dedi.

 
“İki Yıl İçerisinde 65 Ortopedist Şiddet Gördü”
Geçtiğimiz iki yıl içerisinde 65 ortopedist hekime gerek sözlü gerekse fiziki olarak hak etmedikleri şekilde şiddet uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Doral, “Hekime yönelik şiddetin önlenmesi hususunda yetkililerin gereken tüm önlemleri almalarını, bu tür olayları gerçekleştiren kişilerin en ağır şekilde cezalandırılmaları için tüm yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasını arzu ediyoruz. Bugün için göreceli olarak halkın hekime ve hastanelere ulaşması kolaylaşmış olarak görülebilir. Bunun yanında hekime de layık olduğu değer verilmeli. Neden hekime liyakat verilmiyor? Anlamak mümkün değil” diye konuştu.
“Üniversitelerde Hizmet Tıkanmaya Başladı, Hatta Durma Noktasına Geldi”
Üniversitelerde sunulan sağlık hizmetlerine de değinen Prof. Dr. Mahmut Nedim Doral, üniversitelerin özellikle geri ödeme sisteminden kaynaklanan sıkıntılarla karşı karşıya bulunduklarını söyledi. Üniversitelerin bir yandan sağlık hizmetlerini aralıksız ve kaliteden ödün vermeden yürütmeye çalıştıklarını, diğer yandan ise ekonomik sıkıntıları aşmak için çabaladıklarını söyleyen Prof. Dr. Doral, “Üniversiteler, yapılan ameliyatın, kullanılan malzemenin parasını çok uzun süre sonra, çoğu zaman da önemli kesintilere uğratılmış olarak firmalara geri ödenmekte. Üniversitelerde artık hizmet tıkanmaya başlamış, hatta durma noktasına gelmiştir” dedi. Üniversite ve eğitim hastelerindeki hekimlerin kazançları bahsedildiği gibi kesinlikle değil. Kimse bu değerleri abartmasın lütfen” dedi.

“Performansa Değil, Bilime Saygı Duyun”
Prof. Dr. Doral şunları söyledi: “Milyonlarca lira para verilerek alınmış, ancak kullanılmayan malzemeler var, kullanamıyoruz. ‘Verin kullanalım’ diyoruz, ‘Kullanamayız, çünkü SGK parasını vermiyor’ deniyor. SGK da haklı, üniversite de haklı, insanlar da ‘Bu malzemeyi kullanıp benim hastamı bir an önce ayaklandıracaksın’ diyor, o da haklı. Şiddete uğrayan, hakarete uğrayan doktor, hapishaneye atılan doktor. Lütfen bırakın şu performansı. Performansa değil, bilime saygı duyun ve insan hayatını emanet ettiğiniz hekimi mağdur durumda bırakmayınız!”
Kırgız Sağlık Bakanı Prof. Dr. Sayberk Jumamoekov Türkiye ortopedisinin gelişmiş olduğunu belirterek “Kırgız Ortopedistler olarak Türk ortopedistlerle fikir alışverişinde bulunmak için geldim. ” dedi.
“Hiçbir Meslekte “Seçme” Diye Bir Özellik Yoktur”
Prof. Dr. Ünal Kuzgun ise genelde Türk hekimleri, özelde de ortopedistler olarak algıladıkları çok önemli iki sorun bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Kuzgun, “Bu sorunlardan bir tanesi mevcut politikalar ile hekim emeği ucuzlatılmak isteniyor. Diğeri ise hekimlik gibi bir meslek sıradan bir meslek haline getirilmek isteniyor. Bu iki konu, hayatını böyle bir branşa vermiş olan meslek mensupları için kabul edilebilecek hususlar değildir. Hiçbir meslekte de, işi yapacak olan kişiyi, resmi kurum açısından izah etmek istiyorum, seçme diye bir özellik yoktur. Ama bugün resmi bir kurum olarak, bir hastaneye gittiğinizde bu hak size otomatik olarak verilmekte. Ben bu mesleğin çok ayrı bir özelliği olduğunu ve hiçbir şekilde sıradanlaştırılamayacağını söylemek istiyorum. Bununla ilgili takdir elbette ki halkındır. Zaman içerisinde bunun anlaşılacağına inanıyorum. Ancak, mesleği bırakma durumuna gelmiş biri olarak, şu yaşananları görmekten duyduğum üzüntüyü de dile getirmek istiyorum.” dedi.
“Türkiye’de kullanılan tıbbi malzemeler ihale ile alınıyor bunda art niyet aranabilir” diyen Prof. Dr. Kuzgun sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsan üzerine kullanılan malzemelerde mutlaka ruhsatlandırma çalışmaları yapılmalı. Hekimler bunun dışında bırakılmalı. Bugün Türkiye’de ve dünyada en fazla ve pahalı malzeme ortopedide kullanılıyor.”
Continue Reading

OSTEOARTRİTTE CERRAHİ ÖNCESİ HYALÜRONİK ASİT ENJEKSİYONU

Osteoartrit hastalığında tedavide kullanılan enjeksiyon ya da cerrahi seçeneklerinin hiçbiri eklemlerde kireçlenmenin yarattığı hasarı geri döndürerek, eklemi normal haline getiremiyor. Ancak cerrahi müdahale öncesinde ‘hyalüronik asit’ enjeksiyonu ile hastaların şikayetlerinde azalma, yaşam kalitesinin artması ve operasyon öncesi zaman kazanılmasını olanaklı kılıyor.

Osteoartrit hastalığında, cerrahi müdahale öncesinde çeşitli enjeksiyon yöntemleri, hastaların şikayetlerinde azalma, yaşam kalitesinin artması ve operasyon öncesi zaman kazanılmasını olanaklı kılıyor. Uzmanlar eklem içi ‘hyalüronik asit’ enjeksiyonu ile şikayetlerde 6 ay-1 yıl süreyle rahatlama sağlandığı ve hastalığın erken dönemlerinde ağrı kesici ve ‘anti-inflamatuar’ ilaçlarla yaşam kaliteleri artırdığı kaydediliyor. Sağlık Dergisi

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Reha Tandoğan, ‘Glukozamin’ ve ‘kondoitin sülfat’ uzun süreli kullanımında şikayetlerin baskılanabildiğini kaydederek, eklem içi ‘kortizon enjeksiyonu’ çok şiş, ağrılı dizlerde alevlenmeyi azaltabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Tandoğan, “Kireçlenmede hastalığın seyri, hastanın yaşı ve söz konusu eklemin nerede olduğu göz önünde tutularak cerrahi ya da geçici rahatlama sağlayacak çeşitli enjeksiyon yöntemleri uygulanıyor” dedi.

“Tedavi İçin Uygun Hasta Profili Belirlenmeli”
Osteoartrit’in eklemlerde aşınma ve yıpranmaya neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tandoğan, karşılıklı kemik yüzeyleri üzerini kaplayan ve ağrısız ve kaygan hareketi sağlayan eklem kıkırdağının yıllar içinde aşındığını ve dökülerek altındaki kemiğin ortaya çıktığını belirtti. Prof. Dr. Tandoğan, bu sorunun en sık yük taşıyan diz, kalça, el parmakları ve omurgada görüldüğünü ifade etti. Tedavinin henüz istenilen seviyede olmadığını, koruyucu yöntemlerin ve tedavi için uygun hasta profilinin belirlenmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tandoğan, kireçlenmenin, zamanla ilerlediğini, birden fazla eklemin tutulabildiğini ve bulguların şiddetinin dalgalanmalar gösterdiğini, aktivite ile arttığını, dinlenme ve ilaçlarla bir süre azalabildiğini kaydetti. Ağırı ile ortaya çıkan kireçlenmenin, hastalık ilerlediğinde kalıcı hale geldiğine dikkati çeken Prof. Dr. Tandoğan, hastalıkla birlikte eklemlerde şişlik, kemik çıkıntıları ve şekil bozuklukları görüldüğünü, kemik yüzeylerin birbirine sürtünmesi sonucu “kıtırtı” şeklinde sesler duyulabildiğini ve eklemlerin hareket açıklığı azaldığı için tutulan eklemde işlev kaybı ortaya çıktığını belirtti.

“Diz Eklemindeki Aşınmaya Bağlı Olarak Şekil Bozukluğu Görülebiliyor”
Hastaların soğuk ve nemli havalarda şikayetlerinin daha çok arttığını dile getiren Prof. Dr. Tandoğan şunları kaydetti: “Hareket kısıtlılığı, eklem sıvısının artmasına bağlı şişme, eklem çevresi kasların incelmesi ve diz eklemindeki aşınmaya bağlı olarak şekil bozukluğu görülebiliyor. Zamanla diz deforme olarak, bacaklar içe doğru eğriliyor. Eklem içinde serbest gezen kıkırdak veya kemik parçalarına bağlı olarak dizde takılma ve kilitlenme gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Eklemlerde kireçlemede 65 yaş üstü olmak ile obezite, en önemli risk faktörleri olarak gösteriliyor. İleri düzeyde futbol ve tenis oynayanlar, uzun mesafe koşanlar diz eklemlerinden hiçbir yaralanma veya ameliyat geçirmemiş olsalar dahi hastalık açısından yüksek risk grubunu oluşturuyor. Eklemi ilgilendiren kırıklar, tedavi edilmemiş menüsküs ve bağ yaralanmaları, gut hastalığında eklemde ürik asit birikmesi, mikroplu ve mikropsuz iltihaplar, hemofili hastalığında tekrarlayan eklem içi kanamalar gibi birçok nedene bağlı olarak eklemde kireçlenmeye neden olabiliyor. Eklem sağlığını korumak için düzenli ve zorlayıcı olmayan egzersiz yapılması öneriliyor. Tedavi edilmemiş ön çapraz bağ yırtıkları da yıllar geçtikçe eklemde kireçlenme riskini artırıyor.

“Eklemlerde Kireçlenme Tanısı, Basit Bir Röntgen Grafisi ile Konuluyor”
Eklemlerde kireçlenme tanısı, basit bir röntgen grafisi ile konuluyor. Erken artroz durumlarında röntgen grafileri normal olabileceğinden MRG (manyetik rezonans görüntüleme) tavsiye ediliyor. Hastalığın erken dönemlerinde tıbbi tedavi ile hastalık bulguları kontrol altında tutulabiliyor. Ağrı kesici ve ‘anti-inflamatuar’ ilaçlar ile hastaların yaşam kaliteleri artırılabiliyor. Bu ilaçların uzun süreli kullanımında mide ve böbrek yan etkileri açısından dikkatli olunması gerekiyor.

‘Viskosuplemantasyon’ Tedavisi
Eklem içi ‘hyalüronik asit’ enjeksiyonu, hastanın şikayetlerinde 6 ay-1 yıl süreyle rahatlama sağlayabiliyor. ‘Viskosuplemantasyon’ tedavisi, eklem kayganlığını artırıp hareketi sağlarken, ağrıları da azaltabiliyor. Çok düşük oranda alerjik reaksiyon dışında ciddi bir yan etkisi bulunmuyor. ‘Glukozamin’ ve ‘Kondoitin sülfat’, eklem kıkırdağının yapı taşlarını oluşturuyor. Henüz ilaç olarak kabul edilemeyen bu maddeler, besin desteği olarak satılıyor. Çeşitli çalışmalarda birbiri ile çelişen sonuçlar elde edilmişse de genel kabul edilen görüş, uzun süreli kullanımda bu maddelerin şikayetleri baskılamada etkili olduğunu gösteriyor. Etkilerinin başlaması 2 ayı bulabiliyor, kan sulandırıcı ilaçlar ile birlikte kullanımında dikkatli olunması gerekiyor. Eklem içi ‘kortizon enjeksiyonu’ çok şiş, ağrılı dizlerde alevlenmeyi azaltabiliyor. Tekrarlayan enjeksiyonlarda uzun dönemde eklemdeki aşınmayı hızlandırabiliyor. Fizik tedavi yöntemleri ile kısa süreli de olsa rahatlama sağlanabiliyor.

Artroskopik Temizleme Cerrahi Yöntem Olarak Seçilmeli
Tıbbi tedavi yöntemleri fayda etmediği ya da zaman içinde etkisiz hale geldiğinde cerrahi söz konusu olabiliyor. Hastalığın erken dönemlerinde uygulanan Artroskopik temizleme ile kapalı ameliyat yöntemi ve küçük kesilerden bir kamera yardımı ile eklem içine girilerek, yıkama, saçaklanmış kıkırdakların temizlenmesi, serbest cisimlerin çıkartılması ve menüsküs yırtıklarının düzeltilmesi gibi işlemler yapılıyor. Hastaların şikayetlerinde 6 ay ila 5 yıl arasında süren bir rahatlama sağlanıyor. Operasyon, hastalığın doğal seyrini değiştirmiyor. Yöntem, ileri derecede hasarlı eklemlerde fayda sağlamıyor.

“Kemik Düzeltici Ameliyatlar Genç Hastalarda Tercih Edilmeli”
Kemik düzeltici ameliyatlar, orta derecede ilerlemiş yük taşıyan eklemlerde uygulanıyor. Eklemin aşınmış bölgesine binen aşırı yükü ortadan kaldırıp, yükü sağlam tarafa aktarmak amaçlanan yöntemde, kemik kesilerek düzeltiliyor ve uygun açıya getirilerek tespit ediliyor. Tespit için genellikle metal-plak vidalar kullanılıyor. Yöntem, protez yapılmasının uygun olmadığı genç hastalarda zaman kazanmak için tercih ediliyor ve 5-7 yıllık rahatlama olanağı sunuyor.

“Eklemlerin Dondurulması Hareket Kabiliyeti Olmayan Bölgelerde Tercih Edilmeli”
Eklemlerin dondurulması ise hareket kaybının çok önemli olmadığı ayak bileği, omurga ve elin küçük eklemlerine yapılıyor. Aşınmış olan eklem yüzleri çıkartılarak, iki kemiğin birbirine kaynaması sağlanıyor. Uygulama sonrasında ağrı tamamen geçiyor ama söz konusu eklemde şansı kalmıyor. Uygulama, hareket kabiliyetinin önemli olduğu kalça, diz, dirsek ve omuz eklemlerinde yapılamıyor.

“Eklem Protezleri 65 Yaş Üstünde Tercih Edilmeli”
Eklem protezleri ile aşınmış olan eklem yüzlerinin metal-plastik veya seramik maddeler ile kaplanarak yeni bir eklem oluşturuluyor. Diz, kalça ve omuz eklemlerinde uygulanıyor. Ameliyattan 2-3 ay sonra ağrılar kayboluyor ve kişi desteksiz olarak günlük yaşam aktivitelerine geri dönebiliyor. Protezlerin günümüz teknolojisi ile ömürleri 15-20 yıl arasında gösteriliyor ve daha sonrasında aşınma ve gevşeme sorunları nedeniyle değiştirilmeleri gerekiyor. Bu nedenle ideal hasta grubu 65 yaş üzerindekileri oluşturuyor.”

Continue Reading

“KIKIRDAK HÜCRESİ NAKLİNİ TÜRKİYE’DE SAYILI HEKİM YAPIYOR”

Kıkırdak Harabiyetlerinde uygulanan yöntemler hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Almanya Giessen Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Erhan Başad, yurt dışında uygulanan “kıkırdak hücresi nakli ya da tamiri” yönteminin Türkiye’de sayılı hekim tarafından yapıldığını belirtti.

Dizdeki kıkırdak harabiyetinin tedavisi, Almanya’da özel eğitim alan birkaç hekim tarafından Türkiye’de de uygulanıyor. Bu yöntemle hastanın vücudundan biyopsi ile doku alınıyor. O dokudaki hücreler laboratuvarda çoğaltıldıktan sonra hastaya naklediliyor. Uzmanlar, daha önceki tekniklere göre önemli avantajlar sağlayan yöntem sayesinde, hastaların yürüme sonrası dizde ağrı ve şişlik şikayetinin ortadan kalktığını ve belli bir aşamadan sonra ileride artrozun önlenerek dize protez ihtiyacı ihtimalinin azaldığını belirtiyor.

“Kıkırdak Harabiyetlerinde Kıkırdak Nakli ya da Tamiri Yapılıyor”
Kıkırdak hücresi nakli cerrahisi alanında başarılı operasyonlar gerçekleştiren Almanya Giessen Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Erhan Başad, kıkırdağın herhangi bir hasar ya da yaralanma olduğunda kendisini tamir etme veya yenileme özelliğine sahip olmadığını söyledi. Vücuttaki derinin çok ağır olmadığı sürece kendini yenileyebildiğini, kemik yoğunluğunun bazı tedavilerle artırılabildiğini, ancak kıkırdağın kendisini yenileyemediğini belirten Başad, bu nedenle kıkırdak harabiyetlerinde kıkırdak nakli ya da tamirine yönelik önemli çalışmalar yapıldığını kaydetti.
Bu alanda yaptığı araştırmalarla alanında dünyaca tanınan hekimler arasında yer alan Başad, kıkırdak nakli ve kıkırdak tamirinin, ortopedi dalı içinde henüz yeni işlenmeye başladığını dile getirdi.

“Yaralı Kıkırdak Bölgesi Eskidikçe, Kireçlenme veya Artroz Denilen Hastalığa Yol Açıyor”
Kıkırdak harabiyetinin en sık spor yaralanmaları sonrasında ortaya çıkan ve genellikle dizde görülen yaralanmalarda uygulandığını vurgulayan Başad, genellikle genç yaştaki sporcularda görülen menüsküs veya çapraz bağ yırtılmalarında, eklemdeki kıkırdak dokunun da zedelendiğini söyledi. Başad, bu gibi durumlarda kıkırdak dokusuna erken müdahale gerektiğini belirtti.
Yaralı kıkırdak bölgesinin eskidikçe, kireçlenme veya artroz denilen hastalığa yol açtığını dile getiren Başad, kireçlenme ile birlikte kıkırdaktaki harabiyetin daha da ilerlediğini ve bir süre sonra kişinin sorun yaşanılan bölgeyi kullanmakta zorlanabileceği uyarısında bulundu. Başad, bu tür vakalarda tamire teşvik, kıkırdak nakliyle tamir veya çoğaltılmış kıkırdak hücreleriyle rejenerasyon tekniklerinin uygulandığını söyledi.

Mikrokırık Yöntemi, Kıkırdak Dokusu Nakli ve Kıkırdak Hücresi Nakli
Başad şunları kaydetti: “Mikrokırık yöntemiyle, zedelenmiş kıkırdak temizlendikten sonra altındaki kemiğe küçük delikler açılıyor ve kanayan bölgeye kemikte bulunan kök hücreleri yerleşerek bir tamir dokusu oluşturuluyor. Bu yöntem özellikle küçük çaptaki defektler için yararlı oluyor. Kıkırdak dokusu naklinde ise kemik ve kıkırdaktan oluşan parçalar bir yerden alınarak sorunlu olan bölgeye naklediliyor. Teknik daha çok küçük çaptaki defektler için uygun oluyor. Tedavide üçüncü yöntem olan doku çoğaltılarak kıkırdak hücresi naklidir. İlk olarak hastanın vücudundan biyopsi ile insan vücudunda kendiliğinden çoğalmayan kıkırdak dokusundan, az bir miktar alınıyor ve o dokudaki hücreler özel bir laboratuvarda çoğaltılıyor. Ardından hastaneye geri gönderilerek hastaya naklediliyor. Büyük yaralanmalarda oldukça başarılı olan tedavinin ismi otolog (hastaya ait) kondrosit transplantasyonudur.”

“Eski Yöntemde Kıkırdağın Alındığı Yerde Defekt Denilen Bir Bozukluk Oluyordu”
Tekniklerin uygulanabilmesi için hastanın 45 yaşının altında olması gerektiğini belirten Başad, kıkırdaktaki yaralanmanın izole ve etrafının sağlıklı kıkırdak dokusuna sahip bulunması gerektiğini vurguladı. Bu teknolojiden önce hastalardan silindir seklinde kıkırdağın alınarak (osteokondral transplantatsyon) defektli yere mozaik (Mozaikplasti) gibi yerleştirildiğini kaydeden Başad şu bilgileri verdi: “Ancak, eski yöntemde kıkırdağın ve kemiğin birleşik bir şekilde alındığı yerde defekt denilen bir bozukluk oluyordu. Bu da hastada yine şikayetlere yol açıyordu. Yürüme sonrası dizde şişme ve ağrı görülüyordu. Kıkırdak dokusunun kendisinde acı hissi olmadığından bu şikayetler genellikle spor sonrası ortaya çıkıyordu. Otolog kıkırdak hücresi nakli sonrasında hastalarda bu şikayetler gözükmüyor. Hücreler bir kolajen dokusuna ekilip ikinci bir ameliyat ile defektin içine yerleştiriliyor. Bu hücreler yeni bir kıkırdak dokusunun oluşmasında yardımcı oluyor Daha önceki tekniklere göre önemli avantajlar sağlayan yöntemle, hastaların yürüme sonrası dizde ağrı ve şişlik şikayeti ortadan kalkıyor. Daha önce dizinden operasyon geçirmiş kişiler için de aranılan koşullar mevcut olması halinde bu bir şanstır. Eskiden kıkırdak zedelenmesi olduğunda atroskopik müdahale ile temizleniyordu. Stabil olmayan dejenere kıkırdak bölgeleri alınıyordu. Ancak bu durumda da orada bir krater oluşuyordu. Bunu asfalt bir yolda oluşan çukur gibi düşünebilirsiniz. Müdahale ne kadar geç kalınırsa o çukur gittikçe büyüyordu. Sonuçta hastada ilerleyen dönemde ileri derecede kireçlenme oluyor ve protez ihtiyacı doğuyordu. Hasta, yürümekte güçlük çekmiyor, şiddetli ağrı şikayetleri oluyor ve diz şişerek, sıkıntı yaratıyordu. Eklemleri metabolik olarak tahrip eden genel romatizmal hastalıkları olanlara, söz konusu eklemin şeklinin bozuk olması ya da ostroatrozu (ileri kireçlenme) bulunan hastalara tekniğin hiçbir koşulda uygulanması mümkün olmuyor.”

“Bu Yöntem Türkiye’de Çok Yeni ve Bu Alanda Kendini Yetiştiren Sayılı Hekim Var”
Kıkırdak nakli ya da tamiri yapılan hastaların, eski tekniklerinin uygulandığı hastalara göre önemli avantajlara sahip olduğunu belirten Başad, “Bunlar kesin olarak bilimsel anlamda henüz ispatlanmadı, ancak ispatlanan şu ki, genç yaşta kıkırdak zedelenmesi ve yaralanması geçiren insanlar daha erken yaşta artroz oluyor ve protez ihtiyacına gereksinim duyuyor. Bizim amacımız ise genç yaşta bunu önlemek. Teknik de bu imkanı sağlıyor. Bu yöntem Türkiye’de çok yeni, son iki yıldır bu alanda kendini yetiştiren sayılı hekim tarafından yapılıyor. Avrupa ve Amerika’da ise 10 yıldır başarılı bir şekilde uygulanıyor. Kıkırdak zedelenmesi dendiğinde, birçok insan başvuruda bulunuyor. Doğru endikasyonlar, doğru olguda kullanılmalı. Çünkü tedavi oldukça pahallı” dedi.

Continue Reading

ULUSLARARASI ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ SEMPOZYUMU

”Uluslararası Ortopedi ve Travmatolojideki Tartışmalı Güncel Konular Sempozyumu” 23-26 Eylül tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Hospital for Special Surgery ortak düzenlediği toplantıya, yurt dışından da ilgi büyük oldu.

Bakanlık Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile New York “Hospital for Special Surgery”nin birlikte düzenlediği “Uluslararası Ortopedi ve Travmatolojideki Tartışmalı Güncel Konular Sempozyumu” 23-26 Eylül tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Sempozyumun özel oturumunda, kıkırdak naklindeki uygulamalar ele alındı.
Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan ortopedi ve travmatoloji branşındaki hekimler ile birlikte anesteziyoloji ve reanimasyon, romatoloji, genel dâhiliye ve beyin cerrahisi branşlarındaki hekimler de toplantıya katıldı. Bilkent Otel’de yapılan sempozyumda, dünyada yeni uygulanan ”Kondrosit hücre kültürleri”, ”Kalça atroskopisi”, ”Yeni omuz atroskopi uygulamaları”, ”Dizde ileri atroskopi uygulamaları”, özellikle tartışmalı travma vakaları gibi ileri cerrahi ve laboratuvar teknikleri tartışıldı, bu konularla ilgili ameliyathaneden toplantı salonuna canlı yayınla cerrahi teknik uygulamaları aktarıldı.
Sempozyuma, 400 civarında katılımın olduğu ayrıca, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından davet edilen Afganistan, Etiyopya, Bosna-Hersek, Gürcistan, Suriye, Irak, Filistin, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Karadağ, Arnavutluk, Moldova ve Almanya’dan hekimler katıldı.
Sempozyumun, Onursal Başkanlığını Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, Başkanlığını Bakanlığın Sağlık Eğitimi Genel Müdürü Prof. Dr. Safa Kapıcıoğlu ve Genel Sekreterliğini ise Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Metin Doğan yapıyor.

Farklı Disiplinler Katıldı
Prof. Dr. Kapıcıoğlu, ortopedi travmatoloji ağırlıklı hekimlerden oluşan ekip tarafından hazırlanan sempozyumda, dahiliye, anestezi, reanimasyon, romatoloji ve diğer disiplinleri de ilgilendiren oturumların düzenleneceğini söyledi. Prof. Dr. Kapıcıoğlu, tüm bu disiplinlerin bir arada ele alınmasının sempozyumu, diğer ortopedi kongrelerinden ayıran bir özellik olduğunu vurguladı.

Dünyada Yeni Uygulanan Yöntemler Anlatıldı
Prof. Dr. Kapıcıoğlu ayrıca şu bilgileri verdi: “Sempozyumda, dünyada yeni uygulanan ‘Kondrosit Hücre Kültürleri, Kalça Artroskopisi, Yeni Omuz Artroskopisi Uygulamaları ve Dizde İleri Artroskopi Uygulamaları’, tartışmalı travma olguları gibi ileri cerrahi ve laboratuvar teknikleri tartışıldı, bu konularla ilgili ameliyathaneden toplantı salonuna canlı yayınla cerrahi teknik uygulamaları aktarıldı. Amerika’da son on yılın en iyi ortopedi hastanesi seçilen ‘Hospital for Special Surgery’in dünyaca ünlü doktorlarından David L. Helfet (Travma Cerrahisi), Frank P. Camissa (Omurga Cerrahisi), Thomas L. Wickiewitz (Spor Cerrahisi), Robert Bully (Eklem Cerrahisi), Brian T. Kelly (Kalça Artroskopisi), C. Ronald MacKenzie (Romatoloji) ile bu hastanede başarıyla görev yapan Türk hekimlerden Doruk Erkan (Romatoloji) ve Semih Güngör (Anesteziyoloji ve Ağrı Tedavisi) konuşmacı ve eğitmen olarak katıldı.”

“Bu Toplantı Çevre Ülkelerden de Yaklaşık 50 Hekime Ev Sahipliği Yaptı”
Kongre Sekreterliğini ise Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Metin Doğan sempozyum ile ilgili şu bilgileri verdi: “Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan “Sağlıkta Dönüşüm” ilkeleri uyarınca ülkemizde sağlık sisteminde köklü değişiklikler oldu. Artık, hastalar, kendi sorunu ile ilgili hekime hiçbir zorluk çekmeksizin ve ek herhangi bir gayret sarf etmeksizin ulaşabiliyor. Sadece hizmetin çabuk ve etkin olması değil, aynı zamanda kaliteli olması da bu süreçte en önemli hedef oldu. Bu çabaların en son ürünü olarak da, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkezli olarak Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Amerika’nın “Ortopedi ve Travmatoloji”de bir numaralı hastanesi olan “Hospital for Special Surgery” (HSS) ortak toplantı düzenlendi. Bu toplantı çevre ülkelerden de yaklaşık 50 hekime ev sahipliği yaptı. Toplantıyı ortak gerçekleştirdiğimiz hastane olan HSS, ortopedi alanında birçok yeni ameliyat tekniği ve cerrahi aletin ilk olarak geliştirilip dünyaya ulaştırıldığı bir hastane. Bu hastaneden dünyaca tanınan 8 doktor tarafından 2 günlük yoğun bir eğitim programı yaklaşık 500 katılımcıya sunuldu. Ortopedinin tartışılan güncel konuları Amerikalı ve Türk hekimler tarafından tartışılarak, tecrübeler karşılıklı olarak paylaşıldı. Ayrıca 3 canlı cerrahi uygulaması ile cerrahi eğitim için de önemli bir uygulama gerçekleştirildi. Amerikalı hekimler, bizimle olan sohbetlerinde Türkiye ve Türk sağlık sitemine olan hayranlıklarını sıklıkla dile getirdi. Yapılan bu toplantı, ileride yapılacak daha verimli toplantı ve eğitim aktivitelerinin de habercisi olup, sadece ülkemiz hekimleri değil, bizi önemseyen ve değer veren yakın ve hatta uzak coğrafyamız için de önemli bir dönüm noktası oldu.”

Continue Reading

SAĞLIK BAKANLIĞI’NA BAĞLI İLK EL CERRAHİSİ BİRİMİ

Sağlık Bakanlığı bünyesinde ilk kez El Cerrahi Birimi oluşturularak hizmet vermeye başlayan Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, El Cerrahisi eğitimleri ile hem hastalara hizmet veriyor hem de üst ihtisas yapmanın yolunu açıyor.

Sağlık bakanlığı tarafından el cerrahisi yan dal olarak uzmanlık verileceğini belirten Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Metin Akıncı, “Bu uygulama ilk kez Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi El Cerrahisi Birimi’nde gerçekleştirildi. Plastik Cerrahlar ve Ortopedistler üst ihtisas olarak el cerrahisi üzerine uzmanlaşabilecek. Yan dal olarak 2 sene üst ihtisas eğitimi verilecek. Mikrocerrahi ve el cerrahisi üzerine eğitim ve hizmetleri devlet hastanelerinde verilmeli ki hasta mağdur olmasın. Hastanede kliniği açtıklarından bu yana haftada 2 cerrahi günü ile 17-20 arasında vaka sayısına ulaştık” dedi.

El Cerrahisi Eğitimini Kapsayan Cerrahi Alanlar
El cerrahisi eğitiminde yapılacakları Doç. Dr. Akıncı şöyle sıraladı:
Üst (ve Alt Ekstremitenin) Acil Yaralanmalarında; amputasyonlar, kısmi amputasyonlar, tendon-adele, sinir ve damar yaralanmaları, kompartman sendromları, doku defekti (eksikliği) ile birlikteki tüm yaralanma ve açık kırıklar, üst ekstremitenin tüm kırıkları, ateşli silahla yaralanmalar dahildir.
Üst (ve Alt ekstremitenin) Elektif Cerrahisinde; doku nakli gerektiren tüm doku-kemik eksiklikleri, Volkman kontraktürleri, yanık kontraktürleri, tendon-adele, damar ve sinir tamirleri, doğumsal veya sonradan ortaya çıkan felçler için tendon transferleri, Tendon-adele, Damar ve sinir tümörleri, sinir sıkışma sendromları, Dupuytren kontraktürü, tendinitler, Romatizmal el deformiteleri, Konjenital el ve ayak anomalileri, üst ekstremitede kısalık sorunları, kaynamayan kırıklar, el bilek çevresi kemiklerin dolaşım sorunları .
Mikrocerrahi Yöntemler; her tür replantasyon ve revaskülarizasyonlar, 50 yaşından genç hastada kalça osteonkrozunun protez dışı tedavisi (serbest damarlı kemik nakli), üst ve alt ekstremitelerde doku kayıplarında serbest flep, üst ve alt ekstremite amputasyonları, sinir ve damar tamirleri ve greftlemeleri, doğumsal ve travmatik brakial pleksus yaralanmalar, damar ve sinir tümörlerin eksizyon sonrası tamirleri, damar ve sinir çevresindeki tümörlerin eksizyonu, geniş tümöral eksizyon sonrası ekstremite kurtarıcı cerrahi işlemler, bazı konjenital anomalilerin tedavisi, ayaktan parmak nakilleri, Volkmann kontraktürlerinde serbest adele nakilleri.


“Cerrahide Pratik Yapmak Çok Önemli”
Doç. Dr. Akıncı, bugüne kadar Volkmann kontraktürleri için serbest adele nakilleri, üst ekstremite defektlerinde posterior interosseöz ada flepleri, serbest lateral kol flepleri, konjenital radial agenesis ve ayaktan ele parmak nakilleri ile ilgili büyük sayıda operasyonlar yaptığını söyledi. Pratik üzerine yapılan eğitimin çok önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Akıncı şunları söyledi: “İhtisas yapacak olan hekimlere mikroskop eğitimi verilerek mikrocerrahi üzerinde tecrübe kazandırılacak. Fizik tedavi rehabilitasyon birimi ile iletişim içerisinde olarak hastaya ameliyat sonrası fizik tedavi hizmet verilecek. Ayrıca Ortez protez atölyesinde gerekli tedavi anında uygulanabilecek.”


Ayaktan Parmak Nakli
Ayaktan parmak transferi olarak toplam 60 vaka yaptıklarını belirten Prof. Dr. Akıncı şu bilgileri verdi: “Damarlı vaskülerize flepler yapıyoruz. Trafik kazası sonucunda yanık veya ezilme olduğunda flepler yapıyoruz. Serbest flep,uygulaması, bir dokunun yağı ve damarıyla yerleştirildiği yere dikilerek canlandırma işlemi. Serbest fleplerde 300 gibi büyük serilerimiz var. Dünyada en çok ayak parmak nakilleri yapılan Çin, bu anlamda en başarılı replantasyon işleminin yapıldığı yerlerden bir tanesi. Japonya’da ise ayaktan vaskülarize tırnak nakilleri en çok yapılan yerdir.”

Kemik Nakli
Serbest büyük kemik nakilleri yaptıklarını dile getiren Doç. Dr. Akıncı, “Fibulayı (kaval kemiğini) kemik eksikliği olan yerlere damarı ile birlikte yerleştiriyoruz. Büyük defektler için üstünde besleyici damarı ile canlı kemik gerekiyor. Kemiği periyosundan soymadan vakülerize kemik olarak yerleştiriyoruz” dedi.


İnsandan İnsana Kol Nakli
Doç. Dr. Akıncı, “İnsandan insana kol nakli yapılan Christine M Kleinert Institute’ü ziyaret ettim. Dr. Breidenbach’ın yönettiği ekibin arasında bir de Türk var. Dr. Tuna Özyürekoğlu kol naklinde başarılı operasyonlar yapıyor. Burası Dünya’da en fazla kol nakli yapılan merkez olma unvanını da bulunduruyor, eminim yakında Türkiye’de de böyle merkezler oluşacak” diye konuştu.
Continue Reading

TRAVMATOLOJİ EKİBİ OLUŞTURMA VE EĞİTİMİ

Ülkemizde trafik kazalarında rastlanan yaralanmalar üzerine çalışmalar yapılıyor. Hastanın hastaneye taşınmasından ilk müdahaleye, cerrahi operasyonlardan, branşların multidisipliner olması üzerine eğitim veriliyor.

Günümüzde artan trafik kazaları dolayısıyla ortopedi ve travmatoloji alanı giderek önem kazanıyor. Acil vakalarda hasta veya yaralının hastaneye getirilme süresi çok önem arz ediyor. Bu açıdan ilk dakikaların ölüm kalım meselesi olduğunu hatırlatan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Durak, çoklu yaralanmalar, parçalı kırıklar ve batın yaralanmalarında travmatolojinin bir alt bölümü olan travmatolojinin önem kazandığını dile getirdi. Bu tip çoklu yaralanmaların beyin cerrahi, ortopedi ve genel cerrahi branşlarının ortak yaklaşımı ile tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Durak, bu tip travmalarda bir branşın çoklu yaralanmalarda ekip başı olması gerektiğini söyledi.

Travmatoloji Ekibi Oluşturulmalı
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı olarak, son 15 yıldır Ortopedik Travma konusunda çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Prof. Dr. Durak, “Hastalıklı ve fonksiyonlarını kaybetmiş bir eklemin cerrahi yolla yeniden şekillendirilmesi veya oluşturulmasıyla tekrar iş görebilir hale getirilmesi işlemi olan Artroplasti üzerine, ekip olarak müdahale edilmelidir. Multıple travmalarda, yani çoklu yaralanmalarda bir ekip başı olması gerekiyor ve ortopedinin travmatoloji kısmı bu görevi üstleniyor. Amacımız özellikle trafik kazalarının bu kadar yoğun olduğu ülkemizde, bu tür yaralanmaların bakımını çok iyi yapabilen ekiplerin yetiştirilmelerini sağlamak. Günümüzde acile gelen hastaların travma ve yaralanma olan hastaların ciddi olarak bakılması ve bu hekimlerin sayılarının arttırılması gerekiyor” dedi.

Kalça Kırıklarına Özel Madde Geliştiriyorlar
Kalça kırıklarında iki yaklaşım olduğunu söyleyen Prof. Dr. Durak, “Kırığın kaynamasını sağlayan implant ya da çivi gibi araçların doğru kullanılmasının çok önemli olduğunu vurguladı. İmplant tiplerini karşılaştırarak, çok küçük bir insizyonla (kesiyle) ameliyat yapmaya çalışıyoruz. Küçük kesi ile kalça kırığını tespit etmek mümkün. Kırık tedavisinde yeni bir madde kullanarak iyileştirmeyi hızlandırabilir miyiz diye araştırmalar yapılmalıdır. Bu konuda hayvan deneyleri halen devam etmektedir. Bundan sonraki aşamaları takip ediyoruz” şeklinde konuştu.

Continue Reading

ARTROPLASTİDE EĞİTİM MALİYETLERİ DÜŞÜRÜYOR

Total diz protezi veya kalça protezi maliyetinin 7-8 bin lira iken uygun olmayan operasyonlar sonucunda yapılan düzeltme (revizyon) ameliyatlarının bu maliyeti hemen hemen üçe katlandığını belirten Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen, artroplastide uzmanlık sonrası eğitimin, revizyon oranlarını düşüreceğini söyledi.

Ortopedi ve Travmatoloji asistanlık sürecinde alınan eğitim içerisinde artroplasti eğitiminin de yer aldığını belirten Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen, artroplasti uygulamalarının özellikli uygulamalar olduğunu ve uzmanlık sonrası eğitimin bu konuda devam etmesinin gerekli olduğuna dikkat çekti. Bu konunun önemini vurgulamak için eklemlere uygulanan implantların yani protezlerin ömrünün paketinden çıkartılmasından itibaren aynı kum saatini ters çevirmiş gibi eksilmeye başladığını ve bu konuda uzmanlaşmanın gerekliğini belirtti. Artroplasti uygulamalarının dışında ortopedi ve travmatoloji ameliyatlarında çoğunlukla kullanılan implantların tespit amaçlı olup birkaç yıl içerisinde işlevi bittikten sonra çıkarılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Bilgen, protez uygulamalarında kullanılan implantın çok uzun yıllar (en az 20 yıl) çalışması gerektiğine işaret etti. Uzmanlık döneminde alınan eğitimin, gelişen teknolojinin izlenmesindeki güçlük ve asistanlık dönemindeki zamanın yeterli olmaması nedeniyle istenilen düzeye ulaşmadığına değinen Prof. Dr. Bilgen, “Bu nedenle uzmanlık sonrası eğitimlere yeterli önemin verilmesi gerektiğini belirtti. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı olarak, TOTBİD Artroplasti şubesinin katkılarıyla artroplasti kış toplantıları düzenliyoruz. Bu yıl kış toplantısının sekizincisini yapıyoruz. Bu toplantılarda katılımcılara, ülkemizin önde gelen öğretim üyelerinin sunumları ve tecrübelerini paylaşma fırsatı bulmalarını sağlıyoruz” dedi.

Yılda En 30 Tane Protez Ameliyatı
Yapılan çalışmalara göre bu alanda başarılı olabilmek için yılda en 30 tane protez ameliyatı yapıyor olmak gerekliliğinin ortaya konduğunu kaydeden Dr. Bilgen, yapılan cerrahi işlemin hatalı yapılması revizyon oranlarının giderek artmasına neden olduğunu belirtti. Dr. Bilgen hangi hastaya ne tür bir cerrahi uygulamanın, ne zaman yapılması gerektiğinin iyi bilinmesinin başarılı sonuç alınmasında etkili olacağını söyledi.

“Revizyona Bir Yılda 18.5 Milyon TL Harcanıyor”
Her ayın ilk perşembe günü Bölgesel Artroplasti Toplantısı düzenlendiğini söyleyen Prof. Dr. Bilgen, “Dokuz yıldır aralıksız bu programı düzenliyoruz. 30-40 kişilik toplantılarda vaka tartışılıyor. Bursa ilinde tespit ettiğim rakamlara göre, bir yılda yapılan revizyon operasyonların yapılması için harcanan para 18.5 trilyondur. Normal total diz protezi veya kalça protezinin maliyeti 7-8 bin lira iken revizyonlarda bu maliyet 3’e katlanıyor. Hastanın uğradığı mağduriyet hem maddi hem de manevi oluyor” şeklinde konuştu.

Continue Reading

ORTOPEDİ GÜNLERİNDE REVİZYON TARTIŞILDI

Bu yıl ikincisi düzenlenen Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009, yeniliklerle bu yıl da katılımcıları bilgilendirdi.

Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009’ 1-3 Ekim tarihleri arasında Sheraton Hotel’de ikincisi gerçekleştirildi. 180 ortopedist ve 103 hemşirenin katıldığı toplantıda naklen yayın yapılan “Nasıl Yapıyoruz” bölümleri büyük ilgi gördü. Açılış konuşmasını yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Derya Dinçer, Avni Duraman Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji branşının kurucusu olduğuna dikkat çekti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Erdemli ise konuşmasında interaktif yapılan bu toplantıda günlük yapılan operasyonlarda karşılaşılan sorunlarda neler yapıldığını göstermek amacıyla düzenlendiğini belirtti.


“Katılımcılar Kendilerini Ameliyathanede Gibi Hissetti”
Yoğun ilgi gören toplantı hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Prof. Dr. Erdemli şöyle konuştu: “Sıklıkla karşılaşılan sorunlarda neler yapılacağı üzerinde duruldu. Tamamen interaktif bir toplantı, canlı ameliyatlar yapıldı, katılımcılar kendilerini ameliyathanede gibi hissetti. Ameliyatlar revizyon diz protezi, primer çimentosuz total kalça protezi, gelişimsel kalça çıkışı cerrahisi, otolog kondrosit implantasyonu, bening tümör cerrahisi, omurga cerrahisi ve radius alt uç korrektif osteotomi konuları işlendi. Sabah yapılan ameliyatların öğleden sonra teorik olarak anlatıldı.”


“Ameliyatlar İnternetten İzlenebilecek”
Bu yıl ki yapılan toplantının farklı bir özelliği olduğunu belirten Prof. Dr. Erdemli, “Canlı ameliyatlar internet ortamında deneme amacıyla canlı olarak yayınlandı. Gelecek yıl internetten belirlenecek adresten toplantıya ait tüm oturumlar izlenebilecek. Bu yıl artroplastide revizyon cerrahisine ağırlık verildi. Venöz trombo embolide proflaksi açısından yenilikler tartışıldı. Tümör vakalarında ekstremite koruyucu cerrahi video destekli tartışıldı. Travmada katılımcılar sadece video üzerinden asetabulum kırıklarında kullanılan cerrahi yaklaşımlarını, ameliyatta kullanılan anestezi yöntemlerini ve ağrıyla mücadele konusunda yeniliklerini dinleme fırsatı yakaladılar.” dedi.


“Hemşirelerden Yoğun İlgi”
Ankara başta olmak üzere birçok ilden katılan Ortopedi Ameliyathane Hemşireliği toplantısının da çok ilgi gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Erdemli, “Bu yıl ilk kez düzenlenmesine rağmen ilgi çok güzel ve geri bildirimlerde özellikle canlı ameliyatların çok faydalı olduğu söyleniyor. Toplantıda workshoplar ve 2 canlı ameliyat yapıldı. Hemşirelere ameliyat sırasında hekime nasıl yardımcı olacağı, sterilizasyonda yapılması gerekenler üzerinde duruldu. Ameliyatın seyri sırasında cerrahın istediği aletlerin nasıl kullanılacağı, ameliyatın işleyişi yönünden bilgi verildi.” şeklinde konuştu.

Continue Reading