SADELİK AKIMI OCCAM’IN USTURASI MI?

Geçtiğimiz günlerde dizi önerileri sorduğumda ısrarla Fringe
izlememi söyleyenler oldu. Uzun zamandır başlayıp tamamlayamadığım ilk bölüm
ile seriye başladım. Dizinin birinci sezon 3. bölümde şu replik ilgimi çekti:

Occam’ın Usturası, “Her şeyin eşit olduğu bir ortamda en
basit çözüm akla yatkın olandır.”

Devamında konuyu araştırmaya başladım. Bu
ara aklımın bir tarafında sürekli dolaşan bir konu ile ilgili parçalar
birleşmeye başladı. Bunun ne olduğunu sonra söyleyeceğim… 

Bilimsel düşüncede önemli yeri olduğu söylenen Occam’ın
Usturası, 14. yüzyıl filozofu Ockham’lı William tarafından ortaya atılmış.

En kısa haliyle tanımı, şartlar aynı olduğunda basit olan seçenek tercih ediliyor. 

Aslında habercilikte bizim çok sıklıkla kullandığımız
yöntemin bir başka şekilde dile getirilmesi. Ne kadar sade, anlaşılır ve kısa
haber yazarsanız o kadar iyi haber yazarsınız. 

Tabii eleştirel düşünce ve doğru
parçaların doğru yerde olması önemli. Kaynakların verimli kullanılıp, doğru
parçaları birleştirip nitelikli bir iş çıkartılması işin kalitesini artırıyor. Ustura kavramı da bundan
geliyor, fazla ve karışık olanları atmak gerekiyor.  

Eleştirel düşünce ve rasyonel bakış açısına örnek olarak
Dörtlerin İmzası’ında Sherlock Holmes’un  söylediği cümle işi özetliyor sanki:

“Olanaksız olanları saf dışı ettiğinizde, geriye kalan, ne
kadar olasılık dışı görünse de, gerçeğin ta kendisidir.”
Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN MEDYA İLE İMTİHANI NASIL SONUÇLANACAK?

Ülkemizde çocuk yetiştirilmesi konusunda çok farklı fikirlerle karşılaşıyoruz. Bebek , çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan alanda medyada konuşan, yazan ve reyting alan hep aynı isimler oluyor. Peki bu durum aslında nasıl olmalı?

Bebek, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojilerinin her biri ayrı uzmanlık gerektiriyor. Medyaya baktığımızda hep aynı yüzleri görüyoruz. Bu kişiler o kadar gelişmişler ki, kanaldan kanala koşarken uzmanlık alanları da o oranda genişliyor.

Öncelikle şunu lütfen bilin! İsminin önünde her Prof., Doç. ya da Dr. yazan kişi, bebeklikten yetişkinliğe uzanan geniş alanda her konuda konuşamaz.

Çocuk yetiştirme konusunda psikoloji kadar psikiyatri de önemli olduğu için, “Psikiyatri nedir?” sorusunun yanıtı Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sitesinden aldım:

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.” 

Bunun dışında sitede bazı soruların yanıtları da yer alsa da yeterli düzeyde bilgi içeren bir site değil.  Halka yönelik daha doyurucu ve görsel destekli şekilde yapılmalı.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’nin sitesinde temel düzeyde bilgilere ulaşmak bile mümkün değil.

Mesela; “Çocuk psikiyatrisi nedir? Çocuk psikiyatri uzmanı kime denir? Çocuk Psikiyatrisi Ne Yapar? Çocuk Psikiyatrisi Hangi Hastalıklara Bakar? Kaç Yaş Aralığındaki Çocuklarla İlgilenir?” gibi temel düzeydeki soruların yanıtları bile yer almıyor. Buna çocuk psikolojisi konusunu da ekleyelim.

Peki insanlar kime, nasıl güvenebilir?

Yol gösteren haritaları ellerinde yok. Medyada sürekli aynı isimler, beyinlerine kazınıyor. Buna dijital platformlar ve kitaplar da ekleniyor. Bu kaostan çıkış yok mu?

Tabii ki var. Hadi çözüm yoluna kısaca bakalım.

Çocuk psikiyatrisi ve psikolojisiyle ilgili bilgi veren kişilerin öncelikle bu alanda branşlaşmış uzmanlar olması gerekiyor.

Çocuk psikiyatristi ekibin lideri gibidir. Çünkü, hekimlerin yanında pedagog ve çocuk psikologları çalışır.

Birinci olarak, çocuğun bir sorunu olduğundan şüphelenince bir psikoloğa götürülür. Psikolog değerlendirir, davranış değişiklikleriyle, telkinle ve bazı yönlendirmelerle sorun çözülür mü diye bakar. Eğer çözemezse psikiyatriste yönlendirir.

İkinci aşamada da psikiyatristlerin istediği bazı testleri psikologlar gerçekleştirir. Değerlendirmeyi psikiyatrist yapar.

Lütfen sağlık okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı konusunda daha çok bilgi edinmeye çalışın. Daha sağlıklı yaşamak ve bilinçli birey olmak sizin elinizde…

Continue Reading

BİLİM İNSANLARI ZAMANI GERİYE ALDI MI?

Geçtiğimiz günlerde, “Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla yapılan deneyde ‘zamanı geriye aldı‘” başlıklı haberle birlikte herkesin hayali olan bir konu konuşulmaya başladı.

Bilimsel ve akademik bir dergi olan ‘Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmanın makalesi kaynak gösterildi.

Bilim haberciliğinde ilerleme var, artık insanlar makaleleri kaynak gösteriyor ne güzel diye düşünerek sevinmeye başlamıştım ki, mutluluğum kısa sürdü.

Tüm dünyada manşetler inanılmaz şekilde atıldı.

Peki aslında durum neydi?

Gerçekte olan ise, bilim insanları zamanı geriye almadılar, kuantum bilgisayarla zamanın tersine çevrilmesini simüle etmişlerdi!

Geleceğe Dönüş filminden hatırlarız, herkesin böyle bir hayali vardır.  Ancak gerçek öyle olmuyor.

Bu tür başlıklar insanların bilime olan bakışına zarar veriyor. Sansasyonel süsleme ile gerçek arasındaki uçurum arttıkça, bilim, sağlık ve teknoloji haberlerindeki bilgi kirliliği de artıyor. Lütfen okuduklarınıza inanmadan önce araştırın.

Continue Reading

THE POST FİLMİ GAZETECİLİĞİN KURALLARINI HATIRLATIYOR

Günümüz gazeteciliği gün geçtikçe yara alıyor. Gerek yeni medya ile herkesin kendini gazeteci sanması,  gerek uzman gazetecilerin kadrolarının azalması da buna tuz biber ekiyor. Ancak, bu süreç The New York Times gazetesinin yeni girişimleriyle değişmeye başladı. 

Geçmişte de gazetelerin ve gazetecilerin yaşadıkları hiç kolay olmadı. The Post filminde 1971’de Pentagon belgeleri etrafında dönen yasal süreç işleniyor. Film, Washington Post editörü Ben Bradlee  ve gazetenin sahibi Katharine Graham, ordu analisti Daniel Ellsberg tarafından yazılan ve sızdırılan Pentagon belgelerinin yayınlanmasındaki sancılı süreci konu alıyor. 


Belgeleri ilk yayınlayan The New York Times oluyor, o süreçte gazeteye yayın yasağı geliyor. Bu sırada belgeler Post ekibine de ulaşıyor, sonrasında yeni belgelerin ellerine geçmesiyle Post ekibi ikilemde kalıyor. 


Tabii gazetenin sahibinin kadın olması da erkeklerin hüküm sürdüğü bir alanda göze batıyor. 

Maddi zorluklar yaşayan gazetenin, bu süreçte destekleyicilerinin olmayacağı düşünülüyor. Gazetecilerin hapse girme riski gündeme geliyor.  Gazetecilerin gerçekleri söylemesi, en dikkat çeken hususlardan biri oluyor. Filmde gerçekler ve dürüstlük örneklerini sık sık görüyorsunuz. Korkularına yenik düşmeyen gazeteciler, halka gerçekleri yazmayı savunuyorlar. 

Sonunda haber yayınlanıyor. 

Sonraki süreçte de belgelerin yayınlanabilmesi ve özgür basının korunabilmesi için gazete ile hükumet arasında büyük bir hukuk mücadelesi başlıyor. 



Yargıç Black şu kararı veriyor:   

Amerika’nın kurucuları özgür basına, demokrasimizdeki asıl görevlerini yerine getirmeleri için gereken korumayı sağlamıştır. Basının görevi halka hizmet etmektir, halkı yönetenlere değil. 

Medya rekabeti bu olayla dayanışmaya dönüşüyor. 

Filmin sonundaki söz de kulaklara küpe oluyor: 

Haberler tarihin ilk taslağıdır. 

Şimdi günümüze dönelim ve Channel 4 kanalının Cambridge Analytica’nın maskesini düşüren araştırmacı gazetecilik örneğini hatırlayalım. Facebook üzerinden insanların korkuları ve umutları öğrenildi. Sonra bu bilgiler de başkalarının kullanması ve insanları yönetmesi için satıldı. 


İşte bu noktada, siz bilinçli medya okuryazarı ve dijital medya okuryazarı olursanız bu sistematik sömürüden kurtulabilirsiniz. Medyayı da desteklemeyi unutmayın! 


Nitelikli gazeteci, gelişen toplum demektir. 

Continue Reading

NETWORK HIRSIZLARINA KARŞI DİKKAT EDİN

Sosyal medya kullanımı arttıkça, insanlarda farklı davranış
modelleri gelişmeye başladı. Doğru da olsa yanlış da olsa insanlarda çoğunluğa uyma
dürtüsü nedeniyle “herkes yapıyor” davranış modeli ile hareket ediliyor. Nedeni
bilinmeden paylaşılanlar, aslında deneme yanılma yöntemi ile sosyal medyayı ilk
kullananların yaptıklarıyla şekilleniyor. 

Paylaşımlar dikkat çekme odaklı olunca, hedef daha çok beğeni
ve yorum almak ile sınırlıyken zamanla iletim daha çok paylaşınsın yarışına
girildi. 

Beğeni ve yorum hırsının daha çok arkadaş ve
takipçi peşinde koşma hırsına geçmesiyle, bu kez sosyal medyada network
hırsızlıkları başladı. Nasıl mı?

Sizin arkadaşlarınız birden sayfanızdaki birçok kişinin
arkadaşı oluveriyor. Herkes tanımadığı, ancak listesindeki ortak isimlere
güvenerek eklemeye başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, birçok kişi ile inanılmaz
derecede çok ortak arkadaşlarınız olmuş. Ne ilginç değil mi?

Hatta birisiyle 375 ortak arkadaşım olduğunu gördüğümde işin
içinde yanlışlık olduğunu fark ettim. Sonra bu kişiyi takibe aldım, yeni paylaşımlarımdan
sonra ortak arkadaş sayımızın 
 artışında son paylaşımlardaki isimler olduğunu  fark ettiğimde bu kişiyi engelledim. Çünkü,
bu tek kelimeyle network hırsızlığına giriyordu. Sizin etiketlediğiniz herkesi
eklemesi, sizce ne anlama geliyor?

Sonrasında bu kişiyle karşılaştığımızda kendisini neden
engellediğimin hesabını da sordu.  İşte böyle durumlarla
karşılaştığınızda yapmanız gerekenler:

Network hırsızlığı yapanları takibe alın, baktınız ortak
arkadaş sayınız artıyor engelleyin ya da kısıtlı şekilde sizi görmesini sağlayın.
Tanımadığınız kişilerin arkadaşlık isteğini kabul etmeyin.
Ortak arkadaşınızın olması, o kişinin güvenilir biri
olduğunu göstermez.
Sizi başkasının hesabından ekleyen, sizin hesabınızdan kimleri
ekler?
Üstüne sizi referans gösterip, neler yapabilir?
Network hırsızlığı yapanlar, başka şeyler de yapabilir. Siz
bu kişilerden uzak durun.

Temiz hava, temiz besin deniyor temiz network yaşam
kalitesini yükselten unsurlardan biri. Siz siz olun bu kişilerden uzak durun. 
Continue Reading

HER GÜNÜNÜZÜ DOLU DOLU YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

Ufak Tefek Cinayetler dizisini izliyor musunuz? Dizi, çeteleşmiş
kötülerin, iyileri öğüterek yok etmek için canla başla çalışmasını konu alıyor.
 
İyiler ise, iyilik saçmak için
uğraşıyorlar etraflarındaki çamurlara inat.


Dizide unutulmuş bir kelime vurgulanıyor: Erdem! Şu replik
ise çok şey anlatıyor aslında: “İyi hep iyi, kötü de hep kötüdür belki de.
Erdem sizi ilgilendiren bir şey mi ona bakmak lazım. Kötüler hiç etkilenmez
çünkü, erdemden. Bir tek menfaat dengesi vardır onlarda. Herhangi bir şeyin
kendilerine dokunduğu zaman değeri vardır sadece.”

Erdemli olmak nedir?
Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk,
yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük
gibi niteliklerin ortak adı olarak tanımlanıyor. Hani gün geçtikçe yitirilen
değerlerin yerini, hastalıklı bir kıskançlığın aldığı günümüzde iyiliklerle cezalandırın
kötülükleri.

Yolunuzu değiştirin, kötülerle irtibat kurmayın. Çünkü, onlar
sadece çalarlar, zarar verirler ve hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah
görürler.

Hayatımızı erdemli şekilde, dolu dolu yaşamak için neler
yapılabilir?
  •         Birbirimizle sohbet edelim, dinleyelim.
  •         Hayatımızı medyanın yönetmesinden çıkartıp,
    kendimiz seçim yapalım.
  •         Sosyal medyada hayat yarıştırmak yerine,
    kendimiz olup özelimizi saklayalım.
  •         Mahremiyet, unutulsa da günümüzde sakınalım kem
    gözlerden sevdiklerimizi.
  •   Mutluluğumuzu, acımızı, heyecanımızı paylaşalım gözlerinin
    içine bakarak sevdiklerimizin.
  •         Kitaplara ayıralım günün bir kısmını.
  •         Yürüyelim, sağlığımız el verdiğince.
  •        Gülümseyelim her şeye inat hayata.
  •          Koruyalım
    sevdiklerimizi tehlikelerden, uzak duralım kötü niyetlilerden.
  •         Bir çiçek yetiştirelim, kokusu sarsın evimizin dört
    bir yanını.
  •         Hediyeler alalım, sürprizlerle renklendirelim günlerimizi.
  •         Şakalaşmanın, gülüşlerle şenlenmesini
    sağlayalım.
  •         Bazen ağlayalım, içten gelince tutmayalım.
  •         Yaslarımızı, hedeflerimizle sınırlayalım. Heyecanlandıran
    bir amacımız olsun.
  •         Birilerinin hedefi için çalışırken, kendi
    amacımızdan şaşmayalım.
Sağlığınız yerinde mi? Sevdikleriniz yanınızda mı? İşiniz
var mı? O zaman bir durup düşünün. İyiliklerle günlerinizi doldurun. 
Continue Reading

KOCA KOCA ŞİRKETLER JUNİOR’LARIN ELİNDE NASIL OYUNCAK OLUYOR? HADİ BAKALIM!


Bu sabah mailime gelen basın bültenlerinden birisi dikkatimi çekti. Influencer Marketing o kadar büyümüş ki medyanın önemi kalmamış şeklinde servis edilmişti. Önce durup düşündüm, bunu neye dayanarak yapıyorlar acaba? Ellerinde güvenilir kanıtları var mı yoksa amaç algı yönetimi mi? 

Bir ajans çalışanının sözlerini, dünyada da böyle diyerek vermişler. Dünyadaki her koşul ülkemizde var mı ki, aynen alıp söylüyorsunuz. Orada bloggerlar bile niteliklerine göre sınıflara ayrılıyor. Hadi bunu da konuşalım. Ayrıca, bu hangi araştırmanın sonucu bu yok! Sonra TV ve gazete madem bu kadar izlenmiyor, okunmuyor neden bülten olarak gönderiyorsunuz. Geçin İnfluencer marketing yapanlara yayınlayıversinler. “Medyayla ne işiniz var?” diye sormazlar mı?

Aslına bakarsanız, birçok gazeteci ya da editör sormaz. Hatta bu bülteni kaç kişi ciddiye alır onu da bilmiyorum. Bildiğim önemli nokta şu; gazetecilerle çalışmanın zor olduğunu bilen ve gün geçtikçe çoğalan ajanslar iş yapabilmek için mecburen parasını ödeyip kullanabildikleri sosyal medya fenomenlerini işaret ediyor. Buna mecburlar! Çünkü, her gün çoğalan bu ajanslarla çalışacak kadar çok gazeteci yok! Gazeteciyi ikna etmek zor, toplantıya katılmasını sağlamak zor. Yazısını kontrol etmek zor. Yani, bunu yapacak ajans sayısı çok az olduğu için, onlarda iş yapabilmek için bu şekilde algı yönetimi yapıyorlar. Microinfuencer dediğimiz de blogger anneler gibi kişiler oluyor. Yani, işi gücü yok, anneliği meslek edinenler. 

Koca koca şirketlerin, ajanslarda çalışan junior olarak nitelendirilen ve işe yeni başlamış çalışanların elinde oyuncak olduğunu görmek çok kötü. Dev bütçelerle, işe yaramaz ve sonuç getirmeyen projeler çöplüğüne birini daha atarken, ajansların al gülüm ver gülüm diye iş yaptığı kişiler zengin oluyor. İşin en kötüsü de bu kişilerin çoğunun ne iş yaptığı da belli değil. 

Ajanslar, gazetecileri hedef alıyorsa, bir zahmet bülten göndermesinler. 
Siz siz olun, iş yapacak bilgisi ve donanımı olmayan niteliksiz ajanslarla iş yapmayın. Araştırma sonuçlarının birçoğu çok farklı sonuçlar gösteriyor, önemli olan güvenilir araştırma sonucu olması. Ve işlerine hangisi geliyorsa onu kullanmak da ayrı bir durum. Burada medyanın içi boşaltılmış programlar yapıp, hiçbir işe yaramayan ve toplumun psikolojisini bozmanın dışında bir görevi olmayan programlar yerine nitelikli işler yapması gerekiyor. Gazetelerde de nitelikli ve düzgün haberlerin olması, hem medyayı yükseltir hem de toplumu. Böyle boş bültenlerle iş yapmaya çalışanlar, çıkış sağ taraftan çünkü kaz gibi gördüğünüz şirketler elbet bu oyunları anlayacak. 
Continue Reading

SAĞLIK VE BİLİM HABERCİLİĞİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Sağlık ve bilim haberciliğinde önümüzdeki Aralık ayında 12. yılıma
gireceğim. Bu sene mesleki anlamda  “Ne gibi farkındalıklar oluşturdum?” diye
düşünmeye başladım. Yıllardır, habercilikte yenilikler yapmaya çalışarak, bilim
ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu alandaki boşluğun, bilmedikleri işin uzmanı gibi ortada dolaşanlara kalmasını istemiyorum. Çünkü, sağlık hiçbir şeye benzemez. İnsanların
zorlu günlerinde, yol göstermek ve yaralarına merhem olabilmek önemli olan.
Sağlık çalışanları ve bilim insanlarının yaşadıkları zorlukları dile getirip,
nitelikli ve üretenlerin sesini duyurarak gündeme getirmek bizim işimiz. Tabii ki,
sorunları yazıp kendi sorunlarında lal olan bir mesleğin mensubu olunca,
gazetecilerin yaşadığı sorunlara da çözüm üretmek şart.

Geçtiğimiz günlerde Sabri
Ülker Vakfı’nın desteğiyle  Avrupa Gıda
Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği
“Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem” başlıklı konferansına katıldım.

“Sağlık ve Bilim Haberciliği” mercek
altına alındı. Birçok konuda bilgi verildi. Uzman gazeteciliğin değeri
anlatıldı.  Bilimsel bilginin
iletişiminde ortaya çıkan engeller ve toplumun doğru bilgilendirilememesi
sonucu ortaya çıkan sorunlar üzerinde duruldu. Çözüm yolları arandı.

“Sağlık haberlerinde kaynak
değerlendirmesi” ( 2017) raporuna göre,  medyaya
yansıyan sağlık ve beslenme konulu haberlerin yüzde 40’ında kaynağın yer almadığı
açıklandı. Hatta bunun bir sıra ilerisine gittiğimizde, kaynak olanların da ne
kadar nitelikli olduğu sorgulanmalı. Çünkü sağlık haberlerini eleştirdiğimde,
sağlık ve bilim habercisinden öte bir konuma geçmiş oluyorsunuz. Burada da
akla, gazetecinin objektif olması gerektiği geliyor. “Sahte bilim
savunucuları karşısında gazeteci nasıl davranmalı?” sorusu da beliriyor.  Hatta sözde uzmanları haber yaparak, gazeteci
objektif mi davranmış oluyor? Yani  haber
kaynağı konusunda sağlık ve bilim alanında çok soru işareti var.



Bilgi Kirliliği İle Mücadelede
Şart
“Beslenme ve sağlık konularında bilimselliği kanıtlanmış, güvenilir
bilginin iletişiminin hayati öneminin farkındayız” diyen Sabri
Ülker Vakfı Projeler Müdürü
Selen Tokcan, Vakıf olarak bu konuda yürüttükleri
çalışmalara dikkat çekti.  

Türkiye’nin ilk uluslararası akredite beslenme ve sağlık iletişim eğitim
programını hayata geçirdiklerini ifade eden Tokcan, “Bilgi kirliliği ile
mücadelede iki tarafı ilk defa aynı masa etrafında buluşturduk. Bilim insanları
ve iletişimciler İstanbul’da düzenlenen “Beslenme ve Sağlıkta İletişim
Programı”nda 2 gün boyunca bilimsel bilginin iletişiminde esasları konuştular
ve ortak yol haritası belirlediler” dedi.

Sabri Ülker Vakfı’nın “Bilim Bunu
Konuşuyor” platformu ile beslenme alanındaki sıcak gündeme dair bilimsel
referanslardan derlediği makaleler ile binlerce kişiye ulaştığı ve farkındalık
yarattığı belirtildi.
Türkiye’de Sağlıklı Beslenmeye
Olan İlgi Çok Hızlı Artıyor
Türkiye’de de sağlık ve beslenme konularındaki haberlere kamuoyunun
ilgisi her geçen gün artıyor. Google arama motoru sonuçları da bu durumu bir
kez daha ispatlıyor. 2017 yılı Ağustos verilerine göre, Google’da “beslenme”
anahtar kelimesi aratıldığında 32 saniyede yaklaşık 24.5 milyon sonuç yansıyor.
2015 yılında 15 milyon olan bu rakamın iki yılda yüzde 63 oranında artış
göstermesi, toplumun beslenme ve sağlık alalarında bilgi edinmeye olan
merakının her geçen gün ne derece arttığını ortaya koyuyor.

Beslenme anahtar kelimesi altında
ise en fazla ziyaret edilen içeriklerde,  “sağlıklı beslenme”, “dengeli beslenme” ve
“gebelikte beslenme” konuları olarak öne çıkıyor.  Sonuçlar beslenme ve sağlık alanlarında bilgi
kirliliğiyle mücadelenin hayati önemine bir kez daha dikkat çekiyor.



İlgi Çok, Referans Yok
Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim
Görevlisi Prof. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen “Türk Medyasında Sağlık
Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi” (2017, Ağustos) araştırması çarpıcı sonuçlarıyla
öne çıkıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarında yer alan
sağlık ve beslenme içerikleri haberler incelenerek gerçekleştirilen
araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yayınlanıyor.
  • Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı yüzde 40.4.
  • Kaynak gösterilen haberlere bakıldığında; Haberlerde gösterilen kaynakların türlerine göre ulusal kaynaklar yüzde 31,9, uluslararası kaynaklar ise yüzde 15,8 olarak çıkıyor.
  • Sağlık ve beslenme haberlerinde fotoğraflardan oluşan slider haberlerin oranı ise %59,4
  • Ayrıca haberler değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da incendi ve yüzde 98’i farklı açılardan yoksun, sadece yüzde 2’sinin farklı açılara sahip olduğu belirlendi.


Toplumun Yarısından Fazlasının Kafası Karışık
Anadolu
Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin TÜBİTAK’ın desteğiyle
gerçekleştirdiği “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin
Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların
Analizi” (2013) araştırması da, alanının en kapsamlı araştırmalarından
biri olarak, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle
yaklaştığını ortaya koyuyor.
Türkiye’de
yayın yapan 1.781 basın organı, 52 televizyon kanalı ve 551 internet
portalından örneklem ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;
     

  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 21’i, medya profesyonellerinin ise yüzde 12’si iletişim kanallarındaki sağlıkla ilgili bilgilerden şüphe duyuyor.   
  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 38’i ve medya profesyonellerinin ise yüzde 24’ü kamuoyunda konuşulan sağlıkla ilgili bilgilerin denetlenmediğini düşünüyor.  
  • Vatandaşların ise yüzde 51’i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45’i televizyondaki, yüzde 48’i, internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor. 
  • Gazetelerdeki sağlık konulu haber ve yazıların sayısı “Az, yetersiz” bulanların oranı yüzde 41 iken, televizyonda bu oran yüzde 37, internette ise yüzde 22 oldu.

Sağlık ve
bilim haberciliğinde böyle farkındalık çalışmalarının yapılması mutluluk
verici. Bu alanda atılan her adım, nitelikli gazetecilerin yetişmesine ve kaliteli
haberlerin yapılmasına vesile olacak. Çünkü, niteliksiz gazeteci, cahil toplum
demektir. Gazetecilerin gelişmesi, toplumun gelişmesini sağlayacak. Bu
tür çalışmalara her daim destek verip, elimden geldiğince de yer almaktan mutluluk duyarım. İşimi çok seviyorum ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum.
Ülkemizin gelişmesi için, uzman ve nitelikli gazetecilere ihtiyacımız var. Aynı nitelikli ve üreten bilim insanlarına olduğu gibi… 

Continue Reading

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 


Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 
Continue Reading

SAĞLIK İLETİŞİMİNİN OLMAZSA OLMAZI

Televizyonun babası olarak anılan İskoç mucit John Logie
Baird, 1926 yılında televizyonu icat ederek, hayatımıza görsel medyanın yer
almasını sağladı. Türkiye’de ilk televizyon yayını, 1952 yılında İstanbul
Teknik Üniversitesi stüdyolarından yapılır. Bu yayın sırasında ülkemizde sadece
10 evde televizyon vardır. TRT’nin yayın hayatına başladığı 1968’de televizyon
haberlerini sunan ilk kişi Zafer Cilasun olur. 
Türkiye’nin ilk özel kanalı ise, 1990 yılında hayatımıza girer.

Televizyon İzlemede
Dünya Rekoru Bizde
Medya takip kuruluşu Ajans Press tarafından, televizyon
izleme alışkanlıklarıyla ilgili yapılan araştırma sonuçlarına göre; Türkiye, dünya genelinde günlük televizyon
izleme oranlarında 330 dakika ile dünya rekoru kırdı.

Televizyonlar artık dijital dünyanın içine taşınmaya başladı.
Dizileri, filmleri, haberleri yeni medyadan takip ediyor ve geri bildirimde
bulunabiliyoruz. Youtube, videoları çekmek bir iş alanı olurken, yakında
Facebook TV ile bu girişimler farklı boyutlar kazanacak.

Sağlık ile ilgili programlara ve haberlere baktığımızda ise,
bilgi kirliliği ortalığı sarmış durumda. İşin uzmanı olanlar medyadan uzak durup,
korkarken; bunun önemini anlayanlar kanal kanal geziyor. Televizyondan beslenen
bir toplum olarak, basın mensupları ile iyi iletişim kurmanın ipuçlarını
öğrenmek bilim insanları için, akademik dergilerde yayınlanan makaleleri çok
daha geniş kitlelere ulaştırabilir.    

Medya dünyası çok bilinmeyenli denklem gibi, şifreleri her
an değişse de temeli hep aynı işliyor. Gazeteciliği bu anlamda bilim olarak
görmek yanlış olmaz. Çünkü temeli psikolojiye, nörobilime, felsefeye ve
iletişim kuramlarına dayanıyor.

Medya ile İlişkiniz
Ne Durumda?
Medyanın önemine değinmişken, Richard Hayes ve Daniel Grossman’ın
yazdığı Bilim İnsanının Medya Rehberi kitabından eğlenceli bir örnek vermek
istiyorum.

Evliliklerini kurtarmaya çalışan hayali bir çift, bir odada
tartışıyor olsun:
Adam: “Sana bir türlü ulaşamıyorum”
Kadın: “Deniyorum ama beni anlamıyor gibisin”
Adam: “Bir de anlaşılır bir dilde konuşsan”
Kadın: “Her şeyi en basite indirgememi bekliyorsun.”
Şimdi, zihninizde “adam”ı bir gazeteci,
“kadın”ı bir bilim insanı yapın.

“Gençler, biriyle çıkmaya başlamadan önce, nasıl flört
edileceğini öğrenmek gerektiğini bilirler. Aynı şekilde, gazetecilerle
konuşmadan önce de onların ilgisini nasıl çekeceğinizi bilmelisiniz” diyen
Richard Hayes ve Daniel Grossman, gazeteciler ve bilim insanlarının ilişkisinin
bundan farklı olmadığını söylüyor.

Bu noktada bilim insanlarından verimli ve akıcı bilim
haberleri almak isteyen biz gazetecilerin kullandığı yöntemlerin eğitimini
almak hayati önem taşıyor.

Sağlık Medya Lab
Neden Önemli?
Bilim insanları ile medya arasında köprü olan “Sağlık Medya
Lab”, mesajlarınızın farkındalık oluşturması ve güncel konular içerisinde
farklılık yaratmasını sağlıyor. Haber değeri taşıyan içeriklerle medyada doğru
zamanda doğru mecrada yer almak için, iletişim stratejisi oluşturmak gerekiyor.
 

Sadece yaptıklarınızın ya da görüşlerinizin medyada yer alma
olasılığını yükseltmekle kalmayıp, aynı zamanda bu haberlerin içerik ve verdiği
bilgiler açısından da doğru olmaları şansını artıracak kararlar almanız
önemlidir. Bilim insanlarının vermek istedikleri mesajları, topluma en yalın ve
daha da önemlisi en doğru nasıl aktarabileceklerini sade dille anlatmaları
gerekiyor.

Bilimsel Çalışmaları
Habere Dönüştürürken
Güçlü içerikle, etkili bir medya planı hazırlama süreçleri,
içeriğin doğru mecrada yer alması stratejik plan ile yapılabilir. Sağlıkla ilgili
bilgileri gazetecilere anlatırken, dikkat edilecek önemli noktalar:

  •        Medya kuruluşunun hedef kitlesini öğrenin.
  •       Düşüncelerinizi sıraya koyun
  •       Soruları sınıflandırın.
  •        Sorular için iki dakika zaman olduğunu düşünün.
  •       Konu hakkında ne bilmek istendiğini anlayın.
  •       Okuyucuları ilgilendiren konulara değinin.
  •       Önem sırasına göre bilgi verin.
  •       Okuyuculara neyi mutlaka iletmek istediğinizi
    iyi belirleyin.


Günümüzde televizyon kanallarında bilinçsizce işlenen sağlık
konuları ve konukları nedeniyle,  uzmanlara
duyulan güven azaldı. Eğitimi olmadığı halde sağlık programlarında yer alan
sözde uzmanlar yerine, sağlık habercileri ve gerçek uzmanlar olmalı. Çünkü sağlık
haberlerinde yapılan bir hata birçok hasta ve hasta yakınının hayatını
etkileyebilir.

Bir bilimsel çalışma ya da bir konu hakkında, gazetecinin
bilim insanlarından kısa, net ve anlaşılır bir dille öğrenmesi gerekir. Bunun
içinde bilim insanları ve uzmanlar, medyayı korkulu rüya olarak değil de,
toplumun ve bilimin faydasına bir araç olarak görmesi önemlidir. Sağlık
iletişiminin olmazsa olmazlarından en önemli yanı medyadır. 
Continue Reading
1 2 3 5