MEDYA OKURYAZARLIĞI İLE ÇOCUKLARINIZI MAVİ BALİNALARDAN KORUYUN

Son günlerde sık sık gündeme gelen bir oyun tehlike saçıyor.
Ailelerin bir an önce önlem alarak çocuklarını bu tehlikeli oyunlardan koruması
gerekiyor.

Mavi Balina isimli oyun iddialara göre;  50 bölümden oluşuyor ve son bölümünde
oyuncunun intihar etmesi isteniyor.  Oyunun
kurucusu 22 yaşındaki eski bir psikoloji öğrencisi olan Philipp Budeikin,   amacının hiçbir değeri olmadığını
düşünülenleri intihara iterek toplumu “temizlemek” olduğunu belirtiyor.  Philipp Budeikin, Rusya’da çıkarıldığı
mahkeme tarafından 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  

Bu zamana kadar, dünya çapında 130 kişinin intiharına neden
olan oyun ile ilgili ortada net deliller yok. Aileler, çocuklarının bu tür
durumlarla karşılaştığında dikkat etmesi gerekiyor. 

Çocuklar
bilgisayarları nasıl görüyor?
Çocukların, oyun seçiminde dikkatli olmaları gerektiği
öğretilmeli. Yapılan bir araştırma çocukların makinelere nasıl bir bakış
açısıyla yaklaştığını gösteriyor.  MIT
Medya Laboratuvarı’ndaki Kişisel Robotlar Grubu’ndan Jacqueline M. Kory
Westlund,  yaptığı bir araştırmada Dragon
Bot isimli iki oyuncak hakkında çocuklarla konuşuyor.

Çalışmada; bir robot olası tepkiler veriyor, konuşmalara
göre başını sallayıp gülümsüyor. Diğeri aynı derecede etkileyici olmasına
karşın, hareketleri şarta bağlı olmuyor. Konuşma bitmeden tepkiler veriyor.
Çocuklar, şartlı robota daha fazla özen gösteriyor.  

Robotların güvenilirliğini test etmek için çocuklara
“Hangi robota inanıyorsunuz?” sorusu yöneltiliyor.  Başlangıçta seçtikleri robot ne olursa olsun,
nerdeyse tüm çocuklar şartlı robota inanıyorlar.

Bütün çalışmaların sonunda, çocuklar robotun bir arkadaş
olduğunu iddia ediyor.
1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass tarafından
yayınlanan “Medya Denklemi” teorisine göre; bilgisayarlar, televizyon ve yeni
iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle aynı
olduğunu gösterdi.  Bulgularında,
insanların dijital aygıtlara kişilik tayin ettiği ve kibar davrandığı sonucuna
ulaşıldı. 

Kısaca bu araştırmalar gösteriyor ki,  insanlar makinelere toplumsal varlıklar gibi
davranıyor.

Teknolojiyi nasıl
faydalı şekilde kullanırız?
Oysa teknolojiyi, çocukların gelişimi için kullanabiliriz.
Duygusal pedagojik makineler ve akıllı öğretme sistemleri çocuklara yeni
alışkanlıklar edindirmeyi sağlayabilir.
Örneğin,  diyalogsal
ilişkiyi modelleyen bir dijital hikâye kitabına sanal bir karakter eklendiğinde,
ebeveynlerin sorunları öğrenmesine yardımcı olunabilir.  Oyunlarla, robotlarla kısaca teknoloji
yardımıyla çocuklarla ilişkilerin ve eğitimin geliştirilmesi sağlanabilir. 

Çözüm ne?
İşte bu noktada, medya okuryazarlığı konusunda bilinçli olmak
gerekiyor.  Medya okuryazarlığı ve siber vatandaşlık
bilincinin artması, bilgiyi daha iyi değerlendirmeyi ve işlemeyi sağlar.

Problem çözme, verileri kullanabilme, sorgulama ve ikna etme
gibi çeşitli yeterliliklerin belirlenmesinde önemli rol oynayan becerilerden
birisi de eleştirel düşünmedir. İnternetten öğrenilen bilgilerin hangilerinin
gerçek olduğu mutlaka sorgulanmalı.
Güvenli, faydalı ve eğlenceli medya kullanımı için şunları
uygulayın:

·       
Şüpheci olun, havalı web siteleri sizi
aldatmasın.
·       
Sitelerin sizi neye inandırmaya çalıştığına
bakın.
·       
Kaynağı araştırın.
·       
Resmi sayfalarla bilgileri teyit edin.
·       
Üç kuralını uygulayın. Yani en az üç kaynaktan
bilgiyi kontrol edin.
·   Kişisel bilgilerinizi, eğlenceli gibi gelen
testler için vermeyin. Başka tuzaklar hazırlayabilirler.
·       
E-posta zincirlerinden uzak durun.
·       
Yarışmalara katılmayın, bilgisayarınıza zarar
verebilirsiniz.
·       
Hakkınızdaki bilgileri vermeden önce siteleri
araştırın.
·       
Kredi kartı bilgilerinizi ya da kimlik
bilgilerinizi soran mail alırsanız, bunları tıklamayın.
·       
Tuzağa düştüğünüzü hissettiğinizde hemen
yetkililerle görüşün.
·       
Adınız, okulunuz, telefonunuzu paylaşmayın. Özel
bilgilerinizi kimseye vermeyin.
·       
İnternette zorba olmayın, zorbalara katlanmayın.
Engelleyin gerekirse, şikayet edin.
·       
Çocuklarınızın internet kullanımını izleyin.
·       
Çocuklarınızın hiç kimseden emir almaması
gerektiğini öğretin.
·       
Oyunları mutlaka birlikte belirleyin.
·       
İnternette geçirilen süreyi sınırlayın.
·       
Yabancılara karşı şüpheyle yaklaşın.
Continue Reading

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 


Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 
Continue Reading

ALKIŞLARLA DEĞİL LİKE’LARLA YAŞIYORUZ

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden bu yana görsellik ön plana çıktı. İnsanlar, gerçek ve sanal kimlikleri arasında gelgitler yaşasa da, bu ayrımı sadece en yakınları bilebiliyor. Aynen televizyona çıkıp, konuşan uzmanların verdikleri akılların gerçekte kendilerinin ne kadar uyguladığını biz gazetecilerin bildiği gibi… 

İnsanlar sanal kimlikleri ile, daha zengin, daha başarılı, daha zayıf kısaca, çok mutlu olduğunun ispatını yapmaya çalışıyorlar. 1985 yılında kullanılmaya başlanan ve İngilizce, “kendi aralarında bağlantılı ağlar” anlamına gelen Interconnected Networks teriminin kısaltması olan Internet, yaklaşık 25 yıldır hayatımızda gelişerek ve değişerek yer alıyor. Ancak asıl sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile medyanın ve iletişimin tanımı neredeyse baştan yazıldı. Kişilerarası iletişimden ve geleneksel medyadan uzaklaşılmaya başlandı.

Hatırlayanlar olursa, internetin ilk kullanıldığı yıllarda rumuzlarla kimlikler gizlenirdi. Şimdilerde ise, insanlar isimlerini ve özel hayatlarını insanların gözüne sokmak için uğraşıyorlar. Takipçi ve like için… 

Böyle bir ortamda da sanal kimlikler ortaya çıktı. Televizyonda aslında olmadıkları kişiyi oynayanlar ve  insanlara akıl verirken, kendi hayatlarını yönetemeyen sözüm ona uzmanların yaptığını sanal dünyada birçok kişi uyguluyor. 


Sanal kimliklerde de olduğundan farklı görünme telaşı sarıyor. Bunun içinde daha çok kişi tarafından takip edilmek ve beğeni almak için kendileriyle yarışa giriyor. -mış gibi hayatların ortaya çıkmasıyla da insanların farkında olmadan psikolojileri bozulabiliyor. Sanal kimliğin etkisine kapılıp, gerçek kimliği yaşarken değersizlik ve yetersizlik hisleri de oluşabiliyor. 


Diğer insanlarla rekabete girip, olmadığı biri ve yaşamadığı hayatın oyununu sahnelemeye çalışmak ise yoruyor. Sosyal medyada trend olan ürünleri alıp sergilemek, herkes tatilde diye çoğunluğa uyma psikolojisinden uzak durmak önemli. Bu durumun psikolojik bilançosu henüz bilinmiyor. 


Sosyal medyayı ne için kullandığınızı mutlaka düşünün! Bu bir iletişim aracı, hayat amacınız değil! 

Sanal mutlulukların ve like’lık heyecanların hayatınıza dönüşmeden önce aklınızda olması gerekenler:
  • Sosyal medyayı, hedefleriniz ve idealleriniz için kullanabilirsiniz. Bunda da özellikle, özel hayatınızın mahremiyetini korumanız çok önem taşıyor.
  • Özel hayat ile sanal hayatın ayrımında olun. 
  • Motive olmak istediğiniz konu ile ilgili paylaşımlarınızı artırın. İletişimin sanal hali de işe yarar. 
  • Hedeflediğiniz konuda yapılan çalışmaları blogunuzda yazın. İlerleyen zamanda bilgi birikimiz sizi bile şaşırtacak. 
  • Sosyal medya kullanımınızın iş hayatınızı da etkilediğini unutmayın. İş görüşmelerinden önce sosyal medya profilleriniz inceleniyor. 
  • Takip ettiğiniz sayfalar, sizin nasıl biri olduğunuzla ilgili ipuçları veriyor. 
  • Sanal dünyaya molalar verin. Takip ettiğiniz sayfalar arasında zamanınız kaybolmasın. 
  • Bu hayat sizin, eksi ve artıları ile hayatınıza sahip çıkın. Sanal dünyada hayatınızı yok etmeyin. Sanal kimlikler, gerçeklerine yakın olsun. 
  • Medya okuryazarlığı konusunda  bilginizi artırmak, hayat kalitenizi artıracaktır. 



Continue Reading

SAHTE UZMAN MAĞDURU OLMAYIN

Gün geçmiyor ki, sahte uzmanların haberleriyle karşılaşmayalım. Medyada yer alan uzmanların, denetlenmemesi nedeniyle insanlar sağlığından olabiliyor. Göz rengini değiştirdiğini iddia eden bir “sahte” uzman, bir kadının kör olmasına neden oluyordu. Medyada yer alan bu sahte uzman, çalışmasının reklamını da yapmış. 

Geçtiğimiz aylarda da sahte estetik uzman mağduru bir hemşire, dudaklarına enjekte edilen madde nedeniyle sorunlar yaşadı. 

Sahte psikolog meselesi unutuldu, hatta sempatik bile bulunmaya başlandı. İnsanların kandırılıp, sağlıklarından olması ne oldu? 

Medya okuryazarlığı bilincinin oluşmasının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Uzmanların, söylediklerini teyit etmek, özellikle sağlık konusunda hayati önem taşıyor. 

Elektronik sistemlerin hem hayatı kolaylaştırdığı hem de sahte işlemlerin yapılmasının önleminin alınmasının zorlaştığı günümüzde, sahte uzmanların denetimi için yeni çalışmalar yapılmalı. Sahte doktorlar, psikologlar ve diyetisyenlere fırsat vermeyecek bir sistem kurulmalı. 

İnsanlar gittikleri kliniklerde çalışanların, sahte olup olmadığını kontrol edebilmeli. Psikolog ve diyetisyenlerin,  diplomalarının gerçek olduğunu ve hizmet verebileceklerini bir veri tabanından bakabilmeli. Medyada konuşanların gerçek uzman olduğuna dair denetimi, gazeteciler yapabilmeli. Sağlıklı bir toplum için, medya okuryazarlık bilinci geliştirilmeli. 

Continue Reading

ŞİDDETSİZ İLETİŞİMİN 5 YOLU

Yazıyı okumaya
başlamadan önce şu müziğin eşlik etmesi için linki tıklayabilirsiniz. 

Yeni bir kasabaya gelen genç bir kadın ve kızı çikolata
dükkanı açarlar. Kasaba halkı, çikolatayı daha önce bilmediği için temkinli ve
tepkili yaklaşır. Zamanla kasaba halkının bir kısmı, eğlencenin, neşenin, umudun ve çikolatanın olduğu yeni bir
hayat ile tanışır. Bu yenilikten memnun olmayanların tepkisi ise, bir süre sonra sözlü
ve sözsüz iletişim şiddetine dönüşür. Nefis çikolataların kokusu ve mutluluk
veren lezzeti ile kadın, kasabalılara sevgiyle yaklaşarak iletişim engelini aşar. Sonunda
çikolatanın kokusu tüm kasabayı sarar. Çikolata filminde izlediğimiz
şiddet örneklerine benzer sorunlarla, günlük hayatımızda da karşılaşabiliyoruz.


“Şiddetle hedefine ulaşılan zafer
anlık olduğu için yenilgiye eşittir.”
M Gandhi

Şiddet gün geçtikçe hayatımızın merkezine yerleşiyor. Medyada
şiddet ile ilgili haberlerin sayısı artıyor. Hatta şiddetin dozu da
yükselirken, dehşet içerisinde haberleri izliyoruz.
İnsanlar öfkeli şekilde hareket ediyor.  Şiddete meyil etmeden, sesler yükselmeden,
kaşlar çatılmadan ve yumruklar sıkılmadan önce durup, sakin ve derin bir nefes
almanın önemini hatırlamak gerekiyor.

Şiddetsiz iletişim denildiğinde akla gelen ilk isim Psikolog
Marshall B. Rosenberg, “Ortayı bulma peşinde değiliz. Anlaşmazlığı herkesin tam
anlamıyla tatmin olacağı biçimde çözme arayışındayız.” diyor.

Şiddetsiz iletişim için 4 temel davranış öneriyor:  Gözlem, duygu, ihtiyaç, istek.

Gözlem
Sevgilinize mesaj attınız. Gördüğü halde yanıt vermedi.
Hemen ters bir tepki göstermeyin. Çok zor bir durum olduğunu biliyorum. Marshall
B. Rosenberg, bu tip durumlarda “yalancı gözlemler” yaşanabildiğini söylüyor.  Sevgilinizin mesajınıza yanıt vermemesi, size
saygı duymadığı düşüncesine kapılmanıza neden olabiliyor.

“Yanıt vermemesi neden beni bu kadar rahatsız ediyor?” sorusunu
kendinize sorup, sakin ve açık bir şekilde sevgilinizle konuşmalısınız. Karşınızdakini
suçlamadan ya da rencide etmeden, iletişime geçmelisiniz.

Yargılamadan gözlem yaptığınızda, etkiye tepkiniz farklılık
gösterir.  Tepkiniz, iç sesinizde şu
sinyalleri içermemeli:

•             “Haddini
bildirmem lazım.”
•             “Beni
dışladı.”
•             “Eyvah
çok yetersizim!”
Duygular
Öncelikle kendinizi tanıyın. Mesaja yanıt gelmediğinde
öfkelendiğinizde “Kendimle ilgili neyi geliştirmek istiyorum?” sorusunu sorun. Thomas
d’Ansembourg’un dediği gibi, “Kendinin farkında olmak, karşındakini tanımanın
ilk adımıdır.”

Duygularınızı dile getirin, “Mesajlarıma yanıt vermediğinde üzülüyorum.”
alacağınız yanıt belki de, “Telefon etmeye bile zaman bulamıyorum.” olabilir.

İhtiyaçlarınız karşılanırsa mutlu olurken, karşılanmazsa
alttan alta öfke oluşuyor.  Şunlara karşı
dikkat edin:

•             Yarış,
rekabet
•             Doğru/yanlış
•             Ceza/ödül
•             Yetersizlik
düşüncesi
•             Kültürel
koşullanmalar
•             Çatışma
•             Dahil
olamamanız
•             Ötekileştirme
•             Bencillik
İhtiyaçlar
İsteklerinizi ve beklentilerinizi ortaya koyun. Böylece karşınızdakinin
ihtiyaçlarını da görmeye başlarsınız. Korkularınızın ve gerçek ihtiyaçlarınızın
ayrımını belirleyin. İhtiyaçlarınızın farkına vardığınızda, duygularınızı
yönetmeniz kolaylaşacaktır. 

İstek
İsteklerinizin olması için ne yapmanız gerektiğini
düşünün.  Karşınızdakinden olumlu
cümleler kurarak, somut şeyler isteyin. Sorunu birlikte çözmek için neler
yapabileceğinizi ele alın.  Buna göre bir
dil geliştirin.

Bu dört aşama sırasında dinleme etkisini karşınızdakini
düşman olarak değil, dost olarak görmeniz gerektiğini ve “biz”  düşüncesini unutmayın. Ayrıca şu cümle
kalıplarından uzak durun:

  • ·        
    Galiba kendimi iyi ifade edemedim.
  • ·        
    İzin verin tekrar açıklayayım.
  • ·        
    Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum.
  • ·        
    Benim söylediklerimden ne anladığını dile
    getirmen çok hoş bir davranış.


Davranışlarınızı Etkisi
Altına Alan Medyayı Unutmayın
Hep unutulan medya etkisini de ekliyorum. Medya sizin şiddet
konusunda tepkilerinizi şekillendirir. Nasıl mı?

Filmler ve dizilerde izlediğiniz rol modelleri örnek alarak
tepkileriniz değişebilir. Reklamlarda gördüğünüz, haberlerde özellikle
vurgulananlar bakış açınızı etkiler. Haberleri izledikten sonra , “Of içim şişti
resmen” dediğiniz oldu mu? İşte şiddet haberlerini sürekli izlerseniz, sizin
için normalleşir ve bu da olaylara karşı sevgi dolu ve empati kurarak değil de,
öfke ve nefret dolu tepkiler vermenize neden olabilir. Hatta entrika eken
medya, felaket haberleri biçecektir.

“Haklı çıkmak mı yoksa hayatı daha güzel kılmak mı? Hangi
oyunu oynamayı tercih edersiniz?” diyen Marshall B. Rosenberg gibi,  önemli olan hayatı daha yaşanabilir ve güzel
kılmak. Medyanın etkisi, dört etkinin yönlendirilmesinde ve şekillenmesinde çok
büyük role sahip. Bu nedenle medya okuryazarlığı bilinci oluştukça, daha mutlu
ve huzurlu bir topluma dönüşeceğiz.

Continue Reading

MEDYA OKURYAZARLIĞI EĞİTİMİ ALAN ÇOCUKLAR DAHA SEÇİCİ

Medya okuryazarlığı konusunda yıllardır haberler yapıyorum. Bu konunun önemin dikkat çekmek için uzmanların uyarılarını gündeme getiriyorum. 

Medya okuryazarlığı alanındaki çalışmaları incelediğimde bir şeyi fark ettim. Medyanın içinde çalışan gazetecilere hiç söz hakkı verilmiyor. Sadece tek taraflı yapılan araştırmaların etkisinin olmayacağını, teorik ile pratik arasında kopukluk olacağını kimse sorgulamıyor. Yani iş, teorikte anlatıldığı gibi olmayabiliyor. Öyle örnekler çıkıyor ki, medya okuryazarlığı için uygulanacak adımlara uyuyor ancak bir noktada aslında hatalar gözden kaçabiliyor. Bu nedenle teorik ile pratik bir arada olmadıktan sonra yapılan çalışmaların anlamı yok. 

Medyadan uzak medya okuryazarlığı çalışmalarının işler olması mümkün değil. Bu işlerin düzenlenmesi için, gazetecilerin özlük haklarının düzeltilmesi ve uzmanlaşmaları için imkan tanınması gerekiyor. Şunu da unutmamak gerekir, birçok gazeteci medya okuryazarlığının ne olduğunu bilmiyor. 

Okullarda medya okuryazarlığı eğitimlerinin verilmesi güzel bir adım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü  Medya Okuryazarlığı Araştırması yapıldı. Çalışma, Türkiye genelinde 26 bölgede ve 37 il ve ilçe merkezinde Medya Okuryazarlığı Dersi alan 1273 ilköğretim öğrencisi ile gerçekleştirildi.

 Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin;

  •  %98’inin televizyon izlediği, televizyon izleme sürelerinin hafta içi ortalama 3 saat 34 dakika, hafta sonu ise 3 saat 59 dakika olduğu,
  •  Yaklaşık %57’sinin radyo dinlediği,
  •  %87’si için sahip olunan iletişim araçları arasında cep telefonunun kendileri için çok önemli veya önemli olduğu,
  •  %68’inin cep telefonun bulunduğu ve bunlardan %71’nin cep telefonundan internete erişim sağladığı sonucu çıkmış. 
Medya Okuryazarlığı Dersi alan öğrencilerin %52’sinin televizyon programlarında daha seçici davrandığı ve yaklaşık %61’nin bu dersin medya araçlarını eleştirel bir gözle incelemesini sağladığı yönünde görüş belirttikleri, tespit edilmiş.
  • Öğrencilerin önemli bir bölümü cep telefonu ve bilgisayarı vazgeçilmez olarak görmektedir.
  • Sosyal medya ağlarına bağlanma, öğrencilerin internet kullanımındaki öncelikli amacı ve en sık yaptığı aktivite konumundadır.
  • Öğrencilerin çoğunluğu Medya Okuryazarlık Dersini faydalı bulmakta ve ebeveynlerinin de medya okuryazarlığı eğitimi almalarını talep etmektedir.

Çocuklar seçerek yayınları takip ediyor. Bu işin öneminin farkında olmaları çok güzel. Çocuklara daha anlaşılır ve kullanabilecekleri şekilde konu anlatılırsa, etkisi daha da fazla olacaktır.  Bilinçli çocukların sunulan yayınları seçmesi, eleştirmesi ve ona göre tepki göstermesi için medya okuryazarlığını öğretmeliyiz. 

Continue Reading

MEDYA İLE İLGİLİ ÖĞRENDİĞİNİZDE HAYATINIZI DEĞİŞTİRECEK GERÇEKLER

Haberleri okurken ya da izlerken, “Söylenenler gerçek mi yoksa yalan mı?” diye düşünür müsünüz? Yalan olma ihtimalini düşünmeden hemen inanır mısınız?


Hayatımızın merkezinde olan ve yöneten medya hakkında belkide farkında olmadığınız bazı gerçekler var. Medyayı anladığınızı düşünürken bardağın boş tarafına bakmayı öneriyorum. Çünkü, bildiğimizi düşünmek, öğrenmemizi engelleyecektir. Belli bir noktaya kadar bilebiliriz, belli noktayı yukarı çıkartmak için bilgi eklemeye devam etmemiz gerekir. 

Kriptololji yani gizli şifreleri çözmek gibi, kelimelerin arkasında yatan gizli mesajı çözmektir medya okuryazarlığı. Gizli mesajı çözerek, medyanın bizi yönlendirmeye çalıştığı şeyi anlamış olacağız.         

Medya Okuryazarlığı nedir?

Medya okuryazarlığının çok farklı tanımları var. Bir tanımda; “toplum içinde medyanın nasıl bir rolü olduğunu anlayabilmek” olduğu söylenir. (Messaris,1998)

Medya okuryazarı; medyada yeniden kurgulanan iletileri ayırt edebilen ve al­gılayabilen, onunla ilgili yorumlarda bulunabilmek için ayrı bir beceri, altyapı bilgisi ve eğitsel organizasyon gerektiren bir eğitim sürecinin sonucu olarak medya yetkini sıfatını hak eden kişiyi betimleyen bir terim olarak algılanabilir. Bir başka görüşe göre de medya okuryazarı; basılı ve elektro­nik medyayı çözmek, değerlendirmek, analiz etmek ve üretmek yetilerine sahiptir *.                                                                                                                                                                           
Medya Okuryazarı olunca ne yaparız?

Korku filimi izlerken, müziğin ritminin değişmesi korku dolu sahnenin yaklaştığını anlatır. Reklamlarda, herhangi bir ürün tanıtılırken, aslında bir yaşam tarzının sunulduğu algısı oluşturulduğunu fark ederiz. 

Medya okuryazarlığının kapsamı şu şekilde sıralanıyor: 
  1. Bilgiye erişim
  2. Çözümleme
  3. Değerlendirme
  4. Üretme
Başka yazılarımda detaylandıracağım maddelere ek olarak Silverblatt (1995) Medya Okur-yazarlığının yedi temel ilkesini şu şekilde sıralıyor: 
  1.  Bireylere medya tüketimi konusunda bağımsız karar verme gücü aşılama, 
  2.  Medya iletişimi ile ilgili konulara odaklanma,
  3.  Medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkisi konusunda farkındalık yaratma, 
  4. Medya mesajlarının analizi ve tartışılması için stratejiler geliştirme, 
  5. İnteraktif medya içeriğini bir metin olarak çağdaş kültürümüze kazandırma konusunda farkındalık geliştirme 
  6. Medya içeriğini anlama ve takdir etme becerisi kazandırma  
  7. İnteraktif medya iletişimcilerini etkili ve sorumluluk taşıyan medya mesajları üretmeye teşvik etme. 
Medyada gördüğümüz her şeyi hemen tüketip, sindirme aşamasına geçmeden önce neler yapılacağına dikkat etmek gerekiyor. TEDX Bahçeşehir Üniversitesi’nde medya okuryazarlığını, sağlık okuryazarlığı açısından ele alan bir konuşma yapmıştım. Dedektif olup, elimizdeki haritadan ipuçlarını toplayarak bir oyun oynamıştık. Medya okuryazarlığı için de geçerli olan oyunun, farklı versiyonlarını hazırlayacağım.                                                                                                                                                                                                    

Continue Reading

NİTELİKLİ GAZETECİLER TOPLUM İÇİN NEDEN GEREKLİDİR?

Toplum bilincinin artması, nitelikli gazetecilerin olmasıyla artış gösterir. Sade ve güvenilir bilgiler, gerçek uzmanlar tarafından halka ulaştırılır. Ulaştırmanın ötesinde görevleri olan araştırmacı gazetecilik mesleği bu nedenle en onurlu mesleklerdendir. Etik ilkelerin ışığında, insanların hayatını şekillendirir. 

Geleneksel medyanın cazibesi, gazetecileri yeni medyaya karşı bir tutumda davranmalarına neden olsa da çağın hızına uyum sağlayıp, yine başrolde yerlerini aldılar. Gazetecilere, her gün birçok haber akışı olur. Bunların içlerinden önemsiz, belirsiz olanları yani haber değeri taşımayanları elerler. 

Özel televizyonların olmadığı 1979 yıllarında Hans Heigert, Süddeutsche gazetesindeki yazısı günümüzdeki durumu da özetliyor, yazılı basındaki özensiz gazetecilik ve haber programlarında birbirinden kopuk düşüncelerin laf salatası gibi düzensiz şekilde iletilmesi durumundan yakınıp şunları söylüyor: “Bu seni önce sinirlendirir, sonra öfkendirir, daha sonra da etkisizleştirir ve nihayeti öyle vurdumduymazlaştırır ki, ne aktarılırsa aktarılsın her şeye razı olursun.” 

Gazetecinin görevlerinden biri günümüzde, bilgi selinin içinde süzgeç görevi görerek veri çöplüğünden arındırmasıdır. Nitelikli gazeteci, olayları değerlendirip, yorumlayıp açıklığa kavuşturur. 

Çalışma disiplinine sahip gazetecilerin, “bugün keyifsizim” deme lüksleri yoktur. İnsanları konuşturmak için özgüven sahibidirler. Çünkü, bilmedikleri yerlerde tanımadıkları insanları konuşturmak kolay iş değildir. 

Gazeteciler hızlı düşünür, hızlı iş yaparlar. Bir süre sonra neden aceleci davrandığımız sorulur çevremizden, çünkü bu bir yaşam şeklidir. 

Gazeteciler, öğrenme çılgınlarıdır. Öğrenmeyi severler, merak ederler, soru sormaktan bıkmazlar. Öğrenmek istedikleri bilgi için mücadeleci bir yapıları vardır. 

Gazetecinin seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok olur. Yani  nitelikli gazeteci, cahil diplomalılar, uzman gibi dolaşanlar, yalan haber yayanlar ve insanları kandıranların karşısında durmaktan çekinmez. Sadece hatayı sezebilen gazeteciler, gerçekleri keşfedebilir. 

İyi gazeteciliğin formülünü Wolf Schneider ve Paul-Josef Raue şöyle ifade ediyor:

İyi gazetecilik = yetenek + karakter + ansiklopedik bilgi  + mesleki bilgi 


Gazeteciler, haber alanlarına göre belli bir birikime sahip olmalıdır.  Mesela, kültür sanat alanında çalışıyorsa, temel düzeyde bu alanla ilgili bilgisi olmalı. Bilim  ve sağlık konularında yazıyorsa da, araştırma yöntemlerini, bilimsel yöntemlerle çalışmayı, bağlantılar kurabilmeyi ve öğrendiklerini yorumlayabilmeyi bilmelidir. 

Gazeteci aynı zamanda kitap kurdudur. Birçok farklı konuda kitap okur. Ayrıca gazetecilerin blogları olmalıdır. Sosyal medyayı kullanmakla kalmayıp, iyi şekilde yönetebilmelidir. Genel kültür bilgilerinin yüksek olması için, zaman zaman farklı etkinlikler ve çalıştaylar düzenlenmelidir. 

Öğrenmek, şüphe ile yaklaşmak ve bildiklerini paylaşarak, toplumda medya okuryazarlığı bilincini aşılayanlar nitelikli gazetecilerdir. Nitelikli gazetecilik, hayatın daha güzel olmasını sağlar. Gazeteci, süzgeç görevi görerek veri çöplüğünden bilgi arındırır.

Continue Reading

İLETİŞİMİNİZİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN ÖNCE BUNLARI YAPIN!

Mutlu hayatın peşinde konuşuyoruz, bu süreçte de sosyal medyadan sürekli paylaşımlar yapıyoruz. Bu paylaşımları bir amaç için yapsanız hayatınız nasıl değişir? Hiç düşündünüz mü?

Her gün bir amaç için uyanmak, insanı hedefine kitlenmiş şekilde mutlu olarak güne başlama nedenlerinden biridir. Bu hedef içinizi heyecanlandıracak bir şey olmalı. Hedefinizi düşününce bile mutlu olabilmelisiniz. 

Son dönemlerde, “Yapılacak her şey yapılmış, bize ne kaldı?” diyenlere 1931 yılında Gazeteci Lincoln Steffens’ın bir yazısıyla yanıt veriyorum: 

“Hiçbir şey yapılmadı. Dünyada var olan ne varsa yapılıyor ya da yapılacak.
En güzel resim henüz yapılmadı, en büyük oyun yazılmadı, en görkemli şiir okunmadı.
Yeryüzünde ne mükemmel bir demiryolu var, ne kusursuz bir hükümet, ne de uygulanan yasalar.
Fizik, matematik ve en gelişmiş ve en doğru bilim, temelden değiştiriliyor. Kimyanın bilim sayılması o kadar yeni ki; psikoloji, ekonomi ve sosyoloji çalışmalarıyla,
Einstein’ın doğmasını sağlayacak bir Darwin bekliyorlar.
Okullarımızdaki parlak çocuklara, bütün bunlar anlatılabilse, belki hepsi futbol, parti ya da hak edilmemiş mevkilerin uzmanı olup çıkmayacak. Ama anlatılmıyor, buna karşılık; onlara sadece bilinenleri öğrenmeleri gerektiği söyleniyor.
Bu hiçbir şey değildir.”

Yeni fikirler bulmak, kendinizi geliştirmek bu süreçte de yaşadıklarınızı blogunuzda yazmak inanın size farklı kapılar açacaktır. Şimdi sosyal medyayı daha etkili kullanmak için ipuçları vereceğim:

Özel hayatınızı sosyal medyadan uzak tutun. 
Kendinize bir hedef belirleyin, sosyal medya sizin hayatınızı yönetmesin, hedefiniz için bir araç olsun.
Sosyal medyayı kendinizi geliştirmek için kullanın. 
Beğeni ya da yorum almak sizin için önemli olmasın. 
Medya okuryazarlığı konusunda bilinçlenmeye çalışın. 
Kitap okuyun, film izleyin, yeni hobiler edinin ve bunlardan kendiniz için notaları paylaşın. 
Kendi gelişiminizi artıracak blog yazıları yazın. 
Bağımlılıkların nedeni bizi geçici süre mutlu hissettirmesidir. Bu nedenle mutlu edecek sağlıklı alışkanlıklar edinmeyi deneyin. 
“Bir şey bitiyorsa daha iyisi olur” düşüncesini hep aklınızda tutun.  
Mahremiyet kelimede kalmasın, sosyal medyada hedefinize uygun paylaşımlarda bulunun. 
Niteliksiz kişilerin söylediklerine itimat etmeyin. Söyledikleri konu hakkında eğitimleri olup olmadığına bakın. 
Sevdiklerinize zaman ayırın. 


Sosyal medyada yaşamadan, anın tadını çıkartın. Sizi motive eden paylaşımlar, aynı zamanda gelişmenize de katkı sağlayacaktır. 


Continue Reading

TÜRK MEDYASININ YILLARDIR ÇÖZEMEDİĞİ SORUN: BESLENME

Medyada sürekli gördüğümüz haberlerden biri beslenmedir.
Çünkü, insanları manken gibi zayıf olunca mutlu olacaklarına ve kendilerine
güveneceklerine inandırmak için sürekli reklamlar döner. Bazen bir filmin ya da
dizinin içine yerleştirilen gizli reklam, kimi zaman da haberlerin ana konusu
olur. 



Günümüzde sağlık haberciliği, reklamla aynı görüldüğü içinde, parasını
veren haberini yaptırıyor. 
Hal böyle olunca gazeteci olmaya ne gerek var, “Siz bülteni
gönderin yayınlayalım” diyen medya çalışanlarına dönüşüyor. Her konuda yazıp,
hiçbir konuda uzmanlaşamayan medya çalışanları oluyor. Gazeteciliğin,
bültenlere imza atmak olmadığını bilen bir avuç kişi ise, kaybedecek kişiler
olarak görülüyor. Bültenlere imza atmayı gazetecilik sananlar kendi cehaletlerine bakmadan “habercilik” yaptığını sanıyor.

Beslenme konusuna geri dönecek olursak, bugün bazı sitelerde
ve gazetelerde gördüğümüz diyetisyen olmadığı ve eğitim almadığı halde
insanlara nasıl zayıflayacaklarını söyleyen ve yemek gönderen bir kişi
hakkındaydı. Reklamın iyisi kötüsü olmaz düşüncesindeki bazı  kişiler olacağı için isim söylemeyeceğim. Zaten isim
söylersem listem uzar. Oyuncular, sunucular, mankenler kendilerini sağlıklı
yaşam gurusu ilan edip, kendileri bilmediği halde insanlara yarım yamalak
akıl vermekten geri durmuyor.

İğneyi onlara batırdığıma göre, çuvaldızı medyaya
batırabilirim.

Bazı gazeteciler, “Beslenme anlatıyorum” diyen her kişinin eğitimini sorgulamadan hemen ekrana çıkartıyor. Böyle olunca da kendine
“uzmanlık” uyduranların diyarında, insanlara yanlış bilgiler sunuluyor. Sadece,
eğitimsiz kesim değil, tıp mezunu olmak da her konuda konuşma yetkisi vermez. Her
konuda konuşan sözüm ona profesörlerin,“Kaç bilimsel makalesi var?” diye de
sormaz benim pek reyting meraklısı medyacım.

Hal böyle olunca da medya şarlatanların cirit attığı,
cehaletin akıp bir türlü çözülemeyen beslenme sorunsalına döner. Kuzu misali dinleyen seyirci ise, “Koskoca doktor söyledi, beslenme gurusu söyledi.” ya da
“Koskoca profesör yalan söyleyecek değil!” gibi tepkiler verebilir.

Televizyonda sağlık alanında konuşan gördüklerinde beni arayıp, “Esra
şöyle biri konuşuyor, güvenilir mi?” diye soranlar oluyor. Cevabım “Sakın sakın, uzak
durun.” demekten ben yoruldum. Televizyonlar, aynı isimleri dönüp dolaştırıp
çıkartmaktan yorulmadı.

Sonuç olarak, medya okuryazarı olmayan medya çalışanlarının bilinçsizliği
sürdükçe, beslenme sorunu çözülmez. 
Continue Reading