ÇOCUK PSİKOLOJİSİNDEKİ BÜYÜK TEHLİKE NE?

Son yıllarda ülkemizde çocuk psikolojisi konusunda “uzman” patlaması yaşanıyor. İlgi çektiğini fark eden bazı kişiler, kendilerini bu alanda uzman ilan edebiliyor. Peki çocuk psikolojisindeki yanlış bilgilerden ve sözde uzmanlardan korunmak için aileler nasıl bir yol izlemeli?

Yanlış bilgiye maruz kalındığı ve aksinin ispat edildiği durumları düşünelim. Yanlış bilginin düzeltilmesinde bireysel özelliklerin ve mesaj özelliklerinin etkisiyle ilgili Psychological Science’ta bir meta-analiz çalışması yayınlandı. Bunun için sahte sosyal ve politik haberleri kullanan 20 çalışma ve yayınlandıkları 1994-2015 döneminde bu çalışmaların aktarıldığı 8 yayın incelendi.


Yanlış bilgiyi destekleyici yönde görüş geliştirerek kendi açıklamasını üreten insanların daha sonra bu ilk inançlarını sorgulayıp değiştirmelerinin zorlaştığı görüldü. Bu durumda, bilginin yanlış olduğuna ilişkin düzeltme mesajının da daha az etkili olduğu ortaya çıktı. İnsanların kendilerine sunulanla yetinmeyip nedensel alternatifler üretme ihtimali arttığında düzeltme mesajının daha etkili olduğu bulundu.


Mesajın içeriği yanlış bilgiyi haklı çıkaran zihinsel modelleri değiştirmeyi sağlayacak biçimdeyse, daha başarılı olduğu saptandı. İçeriğin yüzeysel kaldığı; yani sadece bilginin yanlış olduğunun bildirildiği durumlarda, düzeltme bilgisinin ayrıntılı sunulduğu duruma kıyasla etkisinin zayıfladığı görüldü. Ancak ilginç şekilde, daha ayrıntılı düzeltme bilgisi sunulmasının yanlış bilginin kalıcılığını azaltmayabileceği de ortaya çıktı.


Sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmalı
Araştırmacılar, medyanın ve karar vericilerin yanlış çıkarıma meyil vermeyecek şekilde bilgiyi raporlamasını, dikkatli inceleme ve sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmasını, düzeltme mesajının yeni ayrıntılı bilgiyle desteklenmesini öneriyorlar. Ne var ki yanlış bilgiyle ilk karşılaşıldığında nasıl algılandığını göz ardı etmemek gerek. Düzeltme mesajı kapsamlı olsa dahi, karşı tarafın ikna olacağını varsaymak hayal kırıklığı yaratabiliyor.


“Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önemli”
Meta-analiz çalışmasını hatırlatarak zihinlerden yanlış bilginin izini silmenin hiç kolay olmadığını söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önem kazanıyor: Birincisi, bilimsel bilgiyi anlaşılır biçimde topluma sunmak ve özgün bilgi üreterek toplumu geliştirmek. İkincisi, sahte uzmanların söylemleriyle yayılan yanlış bilgiyi düzelterek zihinleri doğrusuna ikna etmek. Paydaşlar olarak ikincisinin çoğu zaman daha zor olduğunu cesaretle kabullenip bu konuda sorumluluk üstlenmeliyiz. Bireylerin kendi zihinsel süreçleri veya yaşantılarıyla ilişkilendirebileceği şekilde doğru bilginin elçiliğini yapmak ve bunda ısrarcı olmak gerçek ilerlemenin yolunu açacak.”


“Uzman: Belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse”
Uzman kelimesinin anlam karşılığını hatırlamanın konuya yaklaşımımızı destekleyeceğini söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Türk Dil Kurumu uzmanı “belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse, mütehassıs, kompetan” olarak tanımlıyor. Demek ki; kişinin uzmanı olduğu konuda bilgi ve beceri sahibi olması, öğrendiklerinin süzgecinde görüş geliştirebilmesi ve tüm bu boyutlarda uzman olmayanlardan kendini ayıracak bir üstünlüğünün olması bekleniyor. Dikkat ederseniz “görüş”ü, “bilgi” ve “beceri”den sonra konumlandırdım. Nedenini öğrenme taksonomisiyle açıklayacağım” dedi.


“Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir”
Zihinsel beceri geliştirme açısından öğrenmenin, birbiri üzerine inşa edilen 6 düzeyde ele alındığını belirten Uşaklıgil, “Bloom taksonomisi adıyla bilinen bu düzeyler, daha sonra eski öğrencisi Anderson tarafından sırasıyla bilgiyi hatırlama, anlama, uygulama, analiz etme, değerlendirme ve üretme olarak güncellendi. Bu güncel sıralamaya göre; bir görüşü eleştirebilmek ya da savunabilmek için değerlendirme düzeyinde zihinsel beceriye, süregelen yaklaşımı iyileştirebilmek veya yenisi tasarlayabilmek için sentez ya da üretim düzeyinde akıl yürütmeye ihtiyaç var. Dolayısıyla, kişi ilgili alanda üst düzeylerde bir zihinsel öğrenme sürecini tamamlamış olmalı. Sahte uzmanlar çokça görüş bildirebilirler. Ancak olgular ile çıkarımlar yalnızca analiz düzeyinde birbirinden ayrışabilir. Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir. Beceri ise bilgiyi duruma uygun şekilde uygulamakla kazanılır. Veriye dayalı çıkarım yapabilmek ve büyük resmi yeni baştan inşa edebilmek alan bilgisini tanımlayabilmeyi, anladığını yeniden ifade edebilmeyi, bilgiyi hayata taşımayı ve onu çözümlemeyi şart koşar. Veriden ve kuramdan uzaklaştıkça, görüşler sezgisel varsayımlara yakınsar” şeklinde konuştu.


“Çocuk psikoloğu, bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanır”
Lisans eğitimi düzeyindeki temel birikimin üzerine eklenene yüksek lisans eğitimi, onu izleyen doktora ve doktora sonrası çalışmaların önemini vurgulayan Uşaklıgil, şunları söyledi: “Kuramsal bakış açısını derinleştirme, çeşitlendirme, eleştirel düşünceyi besleme, yeni yaklaşımları tasarlama ve test etme imkânı sağlar. Psikoloji biliminin çalışma alanı o kadar çeşitli ki, her biri farklı uzmanlık gerektiriyor. Buna rağmen, söz konusu alt dallar yeterince tanınmıyor. Psikoloji bilimini öğrenmeye heveslenen çoğu kişi için ruh hastalıklarının tedavisiyle sınırlı bir anlayış var. “Kişisel gelişim” çatısı altında da zihinler iyice bulandırılıyor. Klinik ve örgüt psikolojisi, uygulamalı psikoloji alanlarını temsil ediyor. Bunun dışında kültürel ve sosyal psikoloji, öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji ve psikobiyoloji gibi giderek biyoloji ayağına yaklaşan çalışma alanlarından söz ediyoruz. Konumuzla ilgili olarak, gelişim psikolojisi uzmanlarının çalışma alanı beşikten mezara diye tabir edebileceğimiz, insanın tüm yaşamı boyunca geçirdiği değişimi kapsıyor. Dolayısıyla bebeklik dönemi gibi, yaşlılık dönemi de bir gelişim psikoloğunun çalışma sahasında yer alabilir, farklı yaş gruplarını birbiriyle kıyaslayabilir. Çocuk psikoloğu ise bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanıyor. Örneğin bir klinik psikoloji uzmanı çocuk psikolojisi alanında çalışıyorsa, ilgili yaş döneminde yaşanan çok çeşitli ve birbiriyle ilişkili olabilecek sorunları ele alır, değerlendirme yapıp görüş bildirir ve çözüme yönelir.”


“Uzmanlık için adanmışlık şart”
Bir alanda uzmanlaşmanın, kişinin enerjisini o alana yöneltmesiyle birlikte, psikolojinin veya ilgili bilimin farklı alt dallarıyla ve diğer bilim dallarıyla seçtiği alanın etkileşimini yakından izlemesini gerektirdiğine dikkat çeken Uşaklıgil, bu yaklaşımın kişinin çalışmalarını zenginleştirmesini sağladığını kaydetti. Uşaklıgil, uzmanlık için adanmışlığın şart olduğunu vurguladı.


“Psikoloji alanında belirli kişiler, herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar”
Psikoloji oldukça geniş bir bilim dalı olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Elif Efsun Tatar, “Çocuk, ergen, yetişkin, yaşlı gibi yaş grupları dışında, birçok farklı yaklaşımı da içinde barındırır. Lisans eğitimi sırasında her yaş grubu konusunda eğitim alınsa da hepsinin tüm detaylarıyla incelenmesi ve hepsinde yetkin olunması mümkün değil. Yaklaşımlar konusunda da genel bir eğitim verilmekle birlikte, ancak bir ya da birkaç yaklaşıma dair detaylı eğitim verilebiliyor. Her alanda olduğu gibi psikoloji alanında da belirli kişiler herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar maalesef. Bunun yerine, kim hangi alanda daha çok çalışıyorsa, bilgiliyse, deneyimliyse, o alandaki bilgilerini paylaşması hem mesleki gelişim açısından hem de bilgi alan kişilerin en doğru bilgiye ulaşmaları açısından daha sağlıklı olur.” şeklinde konuştu.


Peki bir psikoloğun bazı konularda yetkin olması nasıl mümkün oluyor?
Çoğunlukla lisansüstü eğitim sırasında, psikologun bir alana ilgi duyduğunu ve o alanda daha detaylı bilgi sahibi olmaya çalıştığını kaydeden Tatar, şunları söyledi: “Bu alanda daha da detaylı bilgi ise çoğunlukla çalışma hayatında kazanılır. Yasal olarak her psikolog her yaş grubuyla çalışabilir, ancak genellikle bazı yaş gruplarına yönelip o alanda daha yeterli olurlar. Bir psikoloğun her yaş grubunda her türlü sorunu çalışması pek mantıklı değil. Çocuklarla çalışmayan bir psikoloğun çocuklarla ilgili detaylı bilgi ya da eğitim vermesinde yasal sıkıntı olmasa da etik sıkıntı olduğu kanaatindeyim.”


Medyada bir psikoloğun çocuklar hakkında konuştuğunu gördüğünüzde yapmanız gereken şunlar:

  1. Öncelikle o kişinin lisans eğitiminin psikoloji alanında olduğundan emin olmak gerekir. Maalesef bir şekilde çocuklarla çalışan bazı kişiler kendilerini çocuk psikoloğu olarak tanıtabiliyor.
  2. Başka bölümden mezun olup psikolojide yüksek lisans yaparak kendilerinin psikolog olduğunu iddia edenler de oluyor. Yasal olarak, psikolog unvanı, lisans eğitimi psikoloji olanlara verilir, yani lisansüstü eğitim ile bu unvan kazanılmaz.
  3. Eğer bilgi veren kişi gerçekten psikologsa, yani lisans eğitimi psikoloji alanında ise, o kişinin çalışma alanları hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. “Nerede çalışıyor?”, “Hangi yaş grupları ve hangi sorunlar üzerinde çalışıyor?”, “Hangi konularda bilgi sahibi?” bunları bilmek iyi olur.
  4. Çalışma alanları hakkında eğitimi nedir? Yani çocuklarla çalışıyorsa, bu konuda hangi eğitimleri almış bilmek gerekir.
  5. Bir de çok fazla kendi geliştirdikleri yöntemlerden söz edenler var, bu kişilere karşı da dikkatli olmak gerekir. Sonuçta bir yöntemin doğruluğu araştırmalarla kanıtlanır ve yeterli kanıt olmayan yöntemler ve yaklaşımlar bilimsel sayılamaz.
  6. Bazen aileler, çocuk psikolojisi hakkında bilgi veren kişinin kendi çocuğundan bahsetmesini güven verici bulurlar. Fakat psikoloji de diğer bilim dalları gibi, bizim bireysel tecrübelerimize değil, bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen objektif verilere dayanır. Yani çocuklarla ilgili bilgi veren bir psikoloğun çocuğunun olup olmaması, o kişinin daha iyi psikolog olmasına etki eden bir faktör değil. Tıpkı tüm jinekologların doğum yapmış olmamaları gibi.
    Sonuç olarak, birçok ailenin en hassas olduğu konu çocukları ve bu alanda bilgi edinirken, bu bilginin doğruluğundan emin olmak için çaba harcamaları gerekiyor.

Kaynakça:
• Bloom BS, Engelhart MD, Furst EJ, Hill WH, Krathwohl DRA. Taxonomy of educational objectives: the classification of educational goals. Handbook 1: Cognitive Domain. New York: David McKay; 1956.
• Anderson LW (Ed.), Krathwohl DR (Ed.), Airasian PW, Cruikshank KA, Mayer RE, Pintrich PR, Raths J, Wittrock MC. A taxonomy for learning, teaching, and assessing: a revision of Bloom’s taxonomy of educational objectives (complete edition). New York: Longman; 2001.
• Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü [İnternet]. [2 Nisan 2019 tarihinde erişildi]. Uygun erişim: https://psychology.boun.edu.tr/sites/psychology.boun.edu.tr/files/BU%20Psikoloji_Tanitim_060415.pdf
• Chan MS, Jones CR, Jamieson KH, Albarracin D. Debunking: a meta-analysis of the psychological efficacy of messages countering misinformation. Psychological Science 2017; 28(11): 1531-1546.

Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN MEDYA İLE İMTİHANI NASIL SONUÇLANACAK?

Ülkemizde çocuk yetiştirilmesi konusunda çok farklı fikirlerle karşılaşıyoruz. Bebek , çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan alanda medyada konuşan, yazan ve reyting alan hep aynı isimler oluyor. Peki bu durum aslında nasıl olmalı?

Bebek, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojilerinin her biri ayrı uzmanlık gerektiriyor. Medyaya baktığımızda hep aynı yüzleri görüyoruz. Bu kişiler o kadar gelişmişler ki, kanaldan kanala koşarken uzmanlık alanları da o oranda genişliyor.

Öncelikle şunu lütfen bilin! İsminin önünde her Prof., Doç. ya da Dr. yazan kişi, bebeklikten yetişkinliğe uzanan geniş alanda her konuda konuşamaz.

Çocuk yetiştirme konusunda psikoloji kadar psikiyatri de önemli olduğu için, “Psikiyatri nedir?” sorusunun yanıtı Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sitesinden aldım:

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.” 

Bunun dışında sitede bazı soruların yanıtları da yer alsa da yeterli düzeyde bilgi içeren bir site değil.  Halka yönelik daha doyurucu ve görsel destekli şekilde yapılmalı.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’nin sitesinde temel düzeyde bilgilere ulaşmak bile mümkün değil.

Mesela; “Çocuk psikiyatrisi nedir? Çocuk psikiyatri uzmanı kime denir? Çocuk Psikiyatrisi Ne Yapar? Çocuk Psikiyatrisi Hangi Hastalıklara Bakar? Kaç Yaş Aralığındaki Çocuklarla İlgilenir?” gibi temel düzeydeki soruların yanıtları bile yer almıyor. Buna çocuk psikolojisi konusunu da ekleyelim.

Peki insanlar kime, nasıl güvenebilir?

Yol gösteren haritaları ellerinde yok. Medyada sürekli aynı isimler, beyinlerine kazınıyor. Buna dijital platformlar ve kitaplar da ekleniyor. Bu kaostan çıkış yok mu?

Tabii ki var. Hadi çözüm yoluna kısaca bakalım.

Çocuk psikiyatrisi ve psikolojisiyle ilgili bilgi veren kişilerin öncelikle bu alanda branşlaşmış uzmanlar olması gerekiyor.

Çocuk psikiyatristi ekibin lideri gibidir. Çünkü, hekimlerin yanında pedagog ve çocuk psikologları çalışır.

Birinci olarak, çocuğun bir sorunu olduğundan şüphelenince bir psikoloğa götürülür. Psikolog değerlendirir, davranış değişiklikleriyle, telkinle ve bazı yönlendirmelerle sorun çözülür mü diye bakar. Eğer çözemezse psikiyatriste yönlendirir.

İkinci aşamada da psikiyatristlerin istediği bazı testleri psikologlar gerçekleştirir. Değerlendirmeyi psikiyatrist yapar.

Lütfen sağlık okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı konusunda daha çok bilgi edinmeye çalışın. Daha sağlıklı yaşamak ve bilinçli birey olmak sizin elinizde…

Continue Reading

BİLİM İNSANLARI ZAMANI GERİYE ALDI MI?

Geçtiğimiz günlerde, “Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla yapılan deneyde ‘zamanı geriye aldı‘” başlıklı haberle birlikte herkesin hayali olan bir konu konuşulmaya başladı.

Bilimsel ve akademik bir dergi olan ‘Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmanın makalesi kaynak gösterildi.

Bilim haberciliğinde ilerleme var, artık insanlar makaleleri kaynak gösteriyor ne güzel diye düşünerek sevinmeye başlamıştım ki, mutluluğum kısa sürdü.

Tüm dünyada manşetler inanılmaz şekilde atıldı.

Peki aslında durum neydi?

Gerçekte olan ise, bilim insanları zamanı geriye almadılar, kuantum bilgisayarla zamanın tersine çevrilmesini simüle etmişlerdi!

Geleceğe Dönüş filminden hatırlarız, herkesin böyle bir hayali vardır.  Ancak gerçek öyle olmuyor.

Bu tür başlıklar insanların bilime olan bakışına zarar veriyor. Sansasyonel süsleme ile gerçek arasındaki uçurum arttıkça, bilim, sağlık ve teknoloji haberlerindeki bilgi kirliliği de artıyor. Lütfen okuduklarınıza inanmadan önce araştırın.

Continue Reading

SAĞLIKLI BESLENMENİN GİZEMLİ İPUÇLARI

Türkiye’de ilk defa, uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilinci oluşturmak için kitap yayınlandı.  “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabını yazan Bilim ve Sağlık Habercisi Esra Öz, bilgi kirliliğinden kurtulmak için sorgulayan, eleştiren ve çözüm üreten toplum için bu kitabı hazırladı. Kitap, “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” başlığıyla raflardaki yerini aldı. 11 yaş ve üzeri çocuklar için yazılan Dedektif Duru, her kitapta başka bir sorunun çözümünü arayacak.     

Sağlıklı beslenmek ister misiniz? Peki bunu nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? Size bu konuda Dedektif Duru yardımcı olacak. Bu serüvende bilimsel ve eleştirel düşünce ile problemleri nasıl çözeceğinizi öğreneceksiniz. Medyadaki bilgi kirliliğinden kendinizi ve sevdiklerinizi korumanın eğlenceli yollarını labirentteki doğru yönleri seçerek bulacaksınız. Dedektif Duru, daha önce bilmediğiniz yerlere gidip ipuçlarını toplayacak ve ilk kez duyacağınız birçok konuyu mercek altına alacak. Duru ile gerçeğin peşinde koşmaya hazırsanız, kemerlerinizi bağlayın. Macera başlıyor… 

Türkiye’de çocuk kitapları alanında ilk olan, “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin birinci kitabı “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” yayınlandı. Uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilincini kazandırmak için hazırlanan kitapta, çocuklara eleştirel düşünce yöntemleri eğlenceli bir dille anlatılıyor. 



Bilinçli Çocuklar Yetiştirmek İsteyenlere Rehber
Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog Esra Öz, “Özellikle beslenme konusunda tartışmaların bitmediği, ailelerin kafasının sürekli karıştığı bir hal almaya başladı. Medyada oluşan bilgi kirliliği kitaplara da sıçrayınca, buna bir çözüm üretmem gerektiğini düşündüm.   Bu konuda çocuk kitaplarının önemini fark ettim ve karakterler kurgulayarak uzmanları gerçek hayattan seçtim. Yaşananlar hayal ürünü de olsa mesajların gerçek olduğu ve bilimsel temellere dayandığı bu çalışmayı hazırladım.” dedi. 
Bu kitabı, bilim ve sağlık iletişiminin geliştirilerek, medya okuryazarlığı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için hazırlayan Öz, hayatımızın temel taşı olan sağlığın medyadaki yerini belirlemek için yazdığını dile getirdi. Bilimsel ve eleştirel düşünce ile yaklaşarak problem çözen çocukların yetişmesinin önemini vurgulayan Öz, kitabı bilinçli ebeveyn ve toplumu doğru yönlendiren öğretmenler için hazırladığını söyledi. 


Dünyaca Ünlü Uzmanlar da Kitapta Yer Alıyor
Kitapta yer alan uzmanlar hakkında bilgi veren Öz, şunları söyledi: “Beslenme konusunda araştırmaları Nature gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde yayımlanan Harvard Üniversitesi’nden Dr. Semir Beyaz, çocukların dilinden konuşmam için en tepkili eleştirileri yaptı ve kitap onun önerileriyle şekillendi. Çocuk sağlığı ve diyabet konusunda çalışmalarıyla tanınan Yale Üniversitesi’nden Dr. Eda Cengiz, çocuklar için hassasiyetle yaklaşarak, gelecek nesillerin sağlıklı yaşaması ve obezite ile gelen hastalıklardan korunması için olması gerekenlere dikkat çekti. Sağlıklı beslenmenin bir ekip işi olduğunu sürekli vurgulayan Diyetisyen Dr. Banu Salman, kitaptaki tüm beslenme önerilerini ve detaylarını bilimsel çerçevede belirlememde destek oldu. Klinik Psikolog Efsun Tatar, çocuk psikolojisi açısından değerlendirdi.  Bilimsel düşünce ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konularında doğru yönlendirmek için her kelimeyi dikkatle okuyup seçmeme yardım eden Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, hem kurgu hem de psikolojik çerçeveden incelikle yaklaştı. Pupa Yayınları’ndan çıkan kitabın çizimlerini Almanya’dan Burcu Yıldız hazırladı.”

Esra Öz Hakkında…
12 yıldır bilim ve sağlık haberciliği yapan Esra Öz, Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarlarından biridir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji ve Anadolu Üniversitesi Radyo TV bölümlerini bitirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde yüksek lisans yapıyor. 

Farklı dergi ve sitelerde yayın yönetmenliği ve editörlük görevleri yürüttü. Sağlık Bakanlığı sosyal medya hesaplarının kurulumu ve yönetiminde danışmanlık yaptı. Farklı AB projelerinde kıdemli iletişim koordinatörü olarak görev aldı, medya çalıştayları düzenledi. Bu zamana kadar sekiz kez basın ödülü aldı. 

Kokuyla Keşfet ve Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitapları ayrıca Sağlık Okuryazarlığı, Adli Koku, Çocukları Sanal Dünyada(N) Koruma Kılavuzu kitaplarında bölüm yazdı. CNNTÜRK.com, Digital Age ve Medikal News dergilerinde köşe yazıyor. Farklı eğitimler ve projelere imza atmaya devam ediyor. 
Continue Reading

SAĞLIK VE BİLİM HABERCİLİĞİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI

Sağlık ve bilim haberciliğinde önümüzdeki Aralık ayında 12. yılıma
gireceğim. Bu sene mesleki anlamda  “Ne gibi farkındalıklar oluşturdum?” diye
düşünmeye başladım. Yıllardır, habercilikte yenilikler yapmaya çalışarak, bilim
ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Bu alandaki boşluğun, bilmedikleri işin uzmanı gibi ortada dolaşanlara kalmasını istemiyorum. Çünkü, sağlık hiçbir şeye benzemez. İnsanların
zorlu günlerinde, yol göstermek ve yaralarına merhem olabilmek önemli olan.
Sağlık çalışanları ve bilim insanlarının yaşadıkları zorlukları dile getirip,
nitelikli ve üretenlerin sesini duyurarak gündeme getirmek bizim işimiz. Tabii ki,
sorunları yazıp kendi sorunlarında lal olan bir mesleğin mensubu olunca,
gazetecilerin yaşadığı sorunlara da çözüm üretmek şart.

Geçtiğimiz günlerde Sabri
Ülker Vakfı’nın desteğiyle  Avrupa Gıda
Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği
“Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem” başlıklı konferansına katıldım.

“Sağlık ve Bilim Haberciliği” mercek
altına alındı. Birçok konuda bilgi verildi. Uzman gazeteciliğin değeri
anlatıldı.  Bilimsel bilginin
iletişiminde ortaya çıkan engeller ve toplumun doğru bilgilendirilememesi
sonucu ortaya çıkan sorunlar üzerinde duruldu. Çözüm yolları arandı.

“Sağlık haberlerinde kaynak
değerlendirmesi” ( 2017) raporuna göre,  medyaya
yansıyan sağlık ve beslenme konulu haberlerin yüzde 40’ında kaynağın yer almadığı
açıklandı. Hatta bunun bir sıra ilerisine gittiğimizde, kaynak olanların da ne
kadar nitelikli olduğu sorgulanmalı. Çünkü sağlık haberlerini eleştirdiğimde,
sağlık ve bilim habercisinden öte bir konuma geçmiş oluyorsunuz. Burada da
akla, gazetecinin objektif olması gerektiği geliyor. “Sahte bilim
savunucuları karşısında gazeteci nasıl davranmalı?” sorusu da beliriyor.  Hatta sözde uzmanları haber yaparak, gazeteci
objektif mi davranmış oluyor? Yani  haber
kaynağı konusunda sağlık ve bilim alanında çok soru işareti var.



Bilgi Kirliliği İle Mücadelede
Şart
“Beslenme ve sağlık konularında bilimselliği kanıtlanmış, güvenilir
bilginin iletişiminin hayati öneminin farkındayız” diyen Sabri
Ülker Vakfı Projeler Müdürü
Selen Tokcan, Vakıf olarak bu konuda yürüttükleri
çalışmalara dikkat çekti.  

Türkiye’nin ilk uluslararası akredite beslenme ve sağlık iletişim eğitim
programını hayata geçirdiklerini ifade eden Tokcan, “Bilgi kirliliği ile
mücadelede iki tarafı ilk defa aynı masa etrafında buluşturduk. Bilim insanları
ve iletişimciler İstanbul’da düzenlenen “Beslenme ve Sağlıkta İletişim
Programı”nda 2 gün boyunca bilimsel bilginin iletişiminde esasları konuştular
ve ortak yol haritası belirlediler” dedi.

Sabri Ülker Vakfı’nın “Bilim Bunu
Konuşuyor” platformu ile beslenme alanındaki sıcak gündeme dair bilimsel
referanslardan derlediği makaleler ile binlerce kişiye ulaştığı ve farkındalık
yarattığı belirtildi.
Türkiye’de Sağlıklı Beslenmeye
Olan İlgi Çok Hızlı Artıyor
Türkiye’de de sağlık ve beslenme konularındaki haberlere kamuoyunun
ilgisi her geçen gün artıyor. Google arama motoru sonuçları da bu durumu bir
kez daha ispatlıyor. 2017 yılı Ağustos verilerine göre, Google’da “beslenme”
anahtar kelimesi aratıldığında 32 saniyede yaklaşık 24.5 milyon sonuç yansıyor.
2015 yılında 15 milyon olan bu rakamın iki yılda yüzde 63 oranında artış
göstermesi, toplumun beslenme ve sağlık alalarında bilgi edinmeye olan
merakının her geçen gün ne derece arttığını ortaya koyuyor.

Beslenme anahtar kelimesi altında
ise en fazla ziyaret edilen içeriklerde,  “sağlıklı beslenme”, “dengeli beslenme” ve
“gebelikte beslenme” konuları olarak öne çıkıyor.  Sonuçlar beslenme ve sağlık alanlarında bilgi
kirliliğiyle mücadelenin hayati önemine bir kez daha dikkat çekiyor.



İlgi Çok, Referans Yok
Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi İletişim Bölümü Öğretim
Görevlisi Prof. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen “Türk Medyasında Sağlık
Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi” (2017, Ağustos) araştırması çarpıcı sonuçlarıyla
öne çıkıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarında yer alan
sağlık ve beslenme içerikleri haberler incelenerek gerçekleştirilen
araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yayınlanıyor.
  • Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı yüzde 40.4.
  • Kaynak gösterilen haberlere bakıldığında; Haberlerde gösterilen kaynakların türlerine göre ulusal kaynaklar yüzde 31,9, uluslararası kaynaklar ise yüzde 15,8 olarak çıkıyor.
  • Sağlık ve beslenme haberlerinde fotoğraflardan oluşan slider haberlerin oranı ise %59,4
  • Ayrıca haberler değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da incendi ve yüzde 98’i farklı açılardan yoksun, sadece yüzde 2’sinin farklı açılara sahip olduğu belirlendi.


Toplumun Yarısından Fazlasının Kafası Karışık
Anadolu
Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin TÜBİTAK’ın desteğiyle
gerçekleştirdiği “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin
Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların
Analizi” (2013) araştırması da, alanının en kapsamlı araştırmalarından
biri olarak, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle
yaklaştığını ortaya koyuyor.
Türkiye’de
yayın yapan 1.781 basın organı, 52 televizyon kanalı ve 551 internet
portalından örneklem ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre;
     

  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 21’i, medya profesyonellerinin ise yüzde 12’si iletişim kanallarındaki sağlıkla ilgili bilgilerden şüphe duyuyor.   
  • Sağlık profesyonellerinin yüzde 38’i ve medya profesyonellerinin ise yüzde 24’ü kamuoyunda konuşulan sağlıkla ilgili bilgilerin denetlenmediğini düşünüyor.  
  • Vatandaşların ise yüzde 51’i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45’i televizyondaki, yüzde 48’i, internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor. 
  • Gazetelerdeki sağlık konulu haber ve yazıların sayısı “Az, yetersiz” bulanların oranı yüzde 41 iken, televizyonda bu oran yüzde 37, internette ise yüzde 22 oldu.

Sağlık ve
bilim haberciliğinde böyle farkındalık çalışmalarının yapılması mutluluk
verici. Bu alanda atılan her adım, nitelikli gazetecilerin yetişmesine ve kaliteli
haberlerin yapılmasına vesile olacak. Çünkü, niteliksiz gazeteci, cahil toplum
demektir. Gazetecilerin gelişmesi, toplumun gelişmesini sağlayacak. Bu
tür çalışmalara her daim destek verip, elimden geldiğince de yer almaktan mutluluk duyarım. İşimi çok seviyorum ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum.
Ülkemizin gelişmesi için, uzman ve nitelikli gazetecilere ihtiyacımız var. Aynı nitelikli ve üreten bilim insanlarına olduğu gibi… 

Continue Reading

GELECEĞİN MEDYASI ROBOT GAZETECİLERİN Mİ?

Teknoloji geliştikçe yeni bir devrin başlangıcı oluyor.
Endüstri 4.0 nesnelerin interneti ya da siber-fiziksel sistemlerolarak
tanımlanıyor.

Devrimleri şu şekilde sıralayabiliriz:
•             ENDÜSTRİ
1.0 : Su ve Buhar Enerjili Mekanik Üretim Tesisleri
•             ENDÜSTRİ
2.0 : İş Bölümüne Dayalı Elektrik Enerjili Kitlesel Üretim
•             ENDÜSTRİ
3.0  : İmalatın Otomasyonunu İleriye
Taşımayı Başaran Elektronik ve Bilgi Teknolojileri
•             ENDÜSTRİ
4.0 : Siber Sistemlere Dayalı Üretim

Medya da bu değişimden etkileniyor ve toplumda robot
gazetecilerin haber yapması şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Robot gazetecilerin neler yaptığına bir bakalım.

Google DeepMind şirketi, Google’ın yapay zekâ ile ilgili çalışmalarını
yürüten bir alt şirketi. Burada, robotlara yeni anılar edinme ve bunları
hatırlayabilme özelliği kazandırıldı.  Ayrıca
robotların insan sesini taklit etme becerileri ve işbirliği yapma eğilimleri
üzerinde de çalışılıyor.

Google veri gazeteciliği ve haber teyit
projelerini fonlayacak
Google’dan fon alan projeler arasında, gazeteciler için
hazırlanmış, otomasyona dayalı bir  teyit
aracı olan FACTS (gerçekler) de var. FACTS, ilk tam otomatik teyit aracı
olacak.

“Habercilikte
fantastik adım”
Google tarafından finanse edilen ‘RADAR’ isimli projesinde
ise,  5 kişilik bir ekip ile gazeteci
robotun ayda 30 bin rutin haber üretmesi hedefleniyor.   Robot gazeteciler finans, gayrimenkul ve
spor haberleri gibi haberleri yazabiliyor.

Associated Press, New York Times ve Los Angeles Times gibi
gazeteler rutin haberler için robot kullanıyor. İnanması güç gibi gelse de
robot gazeteciler, son yıllarda bülten haberciliğe çevrilen medyaya yeni bir
soluk da getirebilir.

 İngiliz gazeteci Nick
Davies, “Flat Earth News” kitabında “churnalism” kavramını ortaya atıyor.
“Churn” İngilizce’de, “çalkalamak, köpürtmek” anlamına geliyor. Davies,
günümüzde PR ajansları ve reklam şirketleri tarafından hazırlanan “haber
görünümündeki” metinlerin, hiç müdahale edilmeden gazete sayfalarında yer
almasına gazeteciliğin prestij yitirmesinin nedenlerinden biri olarak görüyor.
Kısaca, bültenleri kopyalayıp yapıştırmak gazetecilik değildir! İşte robot
gazeteciler bu işi kolaylıkla yapabilir.

Robot gazeteciler, rutin haberleri ya da bültenleri sisteme
yüklerken, nitelikli gazeteciler araştırmacı gazetecilik yapabilir. Böylece
robot gazeteciler, medyada bir değişimi de başlatabilir. Yani gazetecilik
bitti, diyenlere inat nitelikli gazeteciler kalburüstünde kalacak.
Tabii yapay zekanın insanlık için en büyük tehlike olabileceğini
farklı platformlarda dile getiren girişimci Elon Musk’ı da burada hatırlamak
gerekiyor. Yapay zekayı insanların bilinçli şekilde kullanması için medya
okuryazarlığı düzeyinin artması hedeflenmeli.

Bu durumdan
okuyucular nasıl etkilenecek?
Toplumda medya okuryazarlığı seviyesinin artması, bilgiyi
daha iyi değerlendirmelerine ve işlemelerine yardımcı olacak. Problem çözme,
verileri kullanabilme, sorgulama,  ikna
etme ve eleştirel düşünme yetenekleri gelişen toplum, dijital okuryazarlık
bilinci de kazanacak. Gerçek ve sanal ortamdaki verilere istenilen amaçta doğru
bir şekilde erişebilmek ve onu doğru yöntemle verimli bir şekilde kullanmayı
sağlayacak.

Robot gazeteciler, yapay zeka ve değişen medya ile toplumda
da yenilikler olacak. Bu yenilikleri takip etmek adına da bültenler yerine,
dünyada neler olduğuna bakmak önem taşıyor. Gelişmeleri takip edip, bunları
üreten bir topluma dönüşmek için medyanın yönlendirmesi, değişimdeki
başlangıçları sağlayacak. Sonuç olarak gelişen medya, üreten toplumu oluşturacak.
       
Continue Reading

FACEBOOK YALAN HABERLERE SAVAŞ AÇTI

Facebook’ta asılsız haberlerin yayılmasını durdurmak amacıyla ülkemizde de çalışmalara başladı.   Yalan haberlerin yayılmasını durdurmak için  bazı ipuçları paylaştı. 

Geçtiğimiz aylarda Amerika’daki seçimlerde yaşananlardan sonra eleştiriler karşısında Google ve Facebook, içerik politikalarında değişikliğe gitti ve yalan haber içeren sayfaları reklam ağından çıkaracağını duyurmuştu. 
Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ise sosyal paylaşım sitesinin ABD’de başkanlık seçimlerinin gidişatını etkilediği iddialarına şiddetle karşı çıkmıştı. Detaylar için buraya bakabilirsiniz. 

İşte Facebook tarafından sunulan  maddeler: 

1. Başlıklara şüpheyle yaklaşın. 
Çoğu zaman asılsız haberlerin, tamamı büyük harflerle yazılmış ve ünlem işareti eklenmiş dikkat çekici başlıkları vardır. Başlıktaki sarsıcı iddialar size inanılmaz geliyorsa, muhtemelen inanmamanız gerekir.

2. İnternet adresine (URL) yakından bakın. 
Sahte veya taklit bir internet adresi (URL), asılsız bir haberi işaret ediyor olabilir. Pek çok asılsız haber sitesi, internet adresinde (URL) küçük değişiklikler yaparak gerçek haber kaynaklarını taklit etmektedir. Siteye giderek internet adresini (URL) gerçek kaynaklarla karşılaştırabilirsiniz.

3. Kaynağı araştırın.
Haberin, doğruluk konusunda itibarlı, güvendiğiniz bir kaynak tarafından yazıldığından emin olun. Haber tanımadığınız bir kuruluştan geliyorsa, daha fazla bilgi almak için “Hakkında” kısmına bakın.

4. Yazı biçiminin olağandışı olup olmadığına dikkat edin. 
Pek çok asılsız haber sitesinde yazım hataları veya tuhaf sayfa düzenleri olur. Bunları görürseniz habere dikkat edin.

5. Fotoğraflara dikkat edin. 
Asılsız haberler çoğu zaman üzerinde oynanmış görüntüler veya videolar içerir. Bazen fotoğraf gerçek olduğu halde bağlam dışında kullanılmış olabilir. Nereden geldiğini doğrulamak için fotoğrafı veya görüntüyü internette aratabilirsiniz.

6. Tarihleri inceleyin. 
Asılsız haberlerdeki tarih ve saat çizgisi mantıksız olabilir veya olayların tarihleri değiştirilmiş olabilir.

7. Kanıtları kontrol edin. 
Yazarın kaynaklarını kontrol ederek doğru olduklarından emin olun. Kanıt olmaması veya adı belirtilmeyen uzmanlara güvenilmesi haberin asılsız olduğunu işaret edebilir.

8. Başka haber kaynaklarına bakın. 
Aynı haberi bildiren başka haber kaynağının olmaması, haberin asılsız olduğunu gösterebilir. Haber, güvendiğiniz birden fazla kaynak tarafından bildiriliyorsa, haberin doğru olma ihtimali daha yüksektir.

9. Haber bir şaka mı? 
Bazen asılsız haberler ile mizahı veya hicvi ayırt etmek zor olabilir. Haber kaynağının parodi konusunda tanınmış olup olmadığını kontrol edin ve haberin detaylarından ve tonundan sadece eğlence amaçlı olup olmadığını anlamaya çalışın.

10. Bazı haberler kasten yanlış bilgi içerir. 
Okuduğunuz haberler hakkında eleştirel bir yaklaşımla düşünün ve sadece güvenilir olduğunu bildiğiniz haberleri paylaşın.

Yeri gelmişken bu videoyu izlemelisiniz. 

Continue Reading

İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk,
Sabah,
Milliyet
gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine
hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde
yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.
BBC’nin “Süperfetasyon
nedir?
” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon
Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır
sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865
yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara
rastlandı” dedi.
Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile
kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken
başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa
hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu
olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor.” dedi. 
Gebe iken tekrar gebe
kalmak mümkün müdür ?
Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon”
denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin
gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat
Dursun
, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum 
atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi
olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta
sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir. 
Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir”
dedi.
“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon
(yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma)
gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen
Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.
Hamile kalma
mekanizması nasıl gerçekleşir?
İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri
verdi:
“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve
plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin
kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez.
Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz.
İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir.
Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok
nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış
annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları –
Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir
ise, bu olayın
mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda
nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.
Bu durum nasıl
oluşuyor?
Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda
yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen
Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise
Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından
farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.
Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı
renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir .
Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür
gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme
olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme
geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye
konuştu.
Continue Reading

MEDYA OKURYAZARLIĞI İLE ÇOCUKLARINIZI MAVİ BALİNALARDAN KORUYUN

Son günlerde sık sık gündeme gelen bir oyun tehlike saçıyor.
Ailelerin bir an önce önlem alarak çocuklarını bu tehlikeli oyunlardan koruması
gerekiyor.

Mavi Balina isimli oyun iddialara göre;  50 bölümden oluşuyor ve son bölümünde
oyuncunun intihar etmesi isteniyor.  Oyunun
kurucusu 22 yaşındaki eski bir psikoloji öğrencisi olan Philipp Budeikin,   amacının hiçbir değeri olmadığını
düşünülenleri intihara iterek toplumu “temizlemek” olduğunu belirtiyor.  Philipp Budeikin, Rusya’da çıkarıldığı
mahkeme tarafından 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  

Bu zamana kadar, dünya çapında 130 kişinin intiharına neden
olan oyun ile ilgili ortada net deliller yok. Aileler, çocuklarının bu tür
durumlarla karşılaştığında dikkat etmesi gerekiyor. 

Çocuklar
bilgisayarları nasıl görüyor?
Çocukların, oyun seçiminde dikkatli olmaları gerektiği
öğretilmeli. Yapılan bir araştırma çocukların makinelere nasıl bir bakış
açısıyla yaklaştığını gösteriyor.  MIT
Medya Laboratuvarı’ndaki Kişisel Robotlar Grubu’ndan Jacqueline M. Kory
Westlund,  yaptığı bir araştırmada Dragon
Bot isimli iki oyuncak hakkında çocuklarla konuşuyor.

Çalışmada; bir robot olası tepkiler veriyor, konuşmalara
göre başını sallayıp gülümsüyor. Diğeri aynı derecede etkileyici olmasına
karşın, hareketleri şarta bağlı olmuyor. Konuşma bitmeden tepkiler veriyor.
Çocuklar, şartlı robota daha fazla özen gösteriyor.  

Robotların güvenilirliğini test etmek için çocuklara
“Hangi robota inanıyorsunuz?” sorusu yöneltiliyor.  Başlangıçta seçtikleri robot ne olursa olsun,
nerdeyse tüm çocuklar şartlı robota inanıyorlar.

Bütün çalışmaların sonunda, çocuklar robotun bir arkadaş
olduğunu iddia ediyor.
1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass tarafından
yayınlanan “Medya Denklemi” teorisine göre; bilgisayarlar, televizyon ve yeni
iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle aynı
olduğunu gösterdi.  Bulgularında,
insanların dijital aygıtlara kişilik tayin ettiği ve kibar davrandığı sonucuna
ulaşıldı. 

Kısaca bu araştırmalar gösteriyor ki,  insanlar makinelere toplumsal varlıklar gibi
davranıyor.

Teknolojiyi nasıl
faydalı şekilde kullanırız?
Oysa teknolojiyi, çocukların gelişimi için kullanabiliriz.
Duygusal pedagojik makineler ve akıllı öğretme sistemleri çocuklara yeni
alışkanlıklar edindirmeyi sağlayabilir.
Örneğin,  diyalogsal
ilişkiyi modelleyen bir dijital hikâye kitabına sanal bir karakter eklendiğinde,
ebeveynlerin sorunları öğrenmesine yardımcı olunabilir.  Oyunlarla, robotlarla kısaca teknoloji
yardımıyla çocuklarla ilişkilerin ve eğitimin geliştirilmesi sağlanabilir. 

Çözüm ne?
İşte bu noktada, medya okuryazarlığı konusunda bilinçli olmak
gerekiyor.  Medya okuryazarlığı ve siber vatandaşlık
bilincinin artması, bilgiyi daha iyi değerlendirmeyi ve işlemeyi sağlar.

Problem çözme, verileri kullanabilme, sorgulama ve ikna etme
gibi çeşitli yeterliliklerin belirlenmesinde önemli rol oynayan becerilerden
birisi de eleştirel düşünmedir. İnternetten öğrenilen bilgilerin hangilerinin
gerçek olduğu mutlaka sorgulanmalı.
Güvenli, faydalı ve eğlenceli medya kullanımı için şunları
uygulayın:

·       
Şüpheci olun, havalı web siteleri sizi
aldatmasın.
·       
Sitelerin sizi neye inandırmaya çalıştığına
bakın.
·       
Kaynağı araştırın.
·       
Resmi sayfalarla bilgileri teyit edin.
·       
Üç kuralını uygulayın. Yani en az üç kaynaktan
bilgiyi kontrol edin.
·   Kişisel bilgilerinizi, eğlenceli gibi gelen
testler için vermeyin. Başka tuzaklar hazırlayabilirler.
·       
E-posta zincirlerinden uzak durun.
·       
Yarışmalara katılmayın, bilgisayarınıza zarar
verebilirsiniz.
·       
Hakkınızdaki bilgileri vermeden önce siteleri
araştırın.
·       
Kredi kartı bilgilerinizi ya da kimlik
bilgilerinizi soran mail alırsanız, bunları tıklamayın.
·       
Tuzağa düştüğünüzü hissettiğinizde hemen
yetkililerle görüşün.
·       
Adınız, okulunuz, telefonunuzu paylaşmayın. Özel
bilgilerinizi kimseye vermeyin.
·       
İnternette zorba olmayın, zorbalara katlanmayın.
Engelleyin gerekirse, şikayet edin.
·       
Çocuklarınızın internet kullanımını izleyin.
·       
Çocuklarınızın hiç kimseden emir almaması
gerektiğini öğretin.
·       
Oyunları mutlaka birlikte belirleyin.
·       
İnternette geçirilen süreyi sınırlayın.
·       
Yabancılara karşı şüpheyle yaklaşın.
Continue Reading

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 


Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 
Continue Reading