LİYAKATİN OLMADIĞI YERDE CEHALET CESARET KAZANIR!

Bir gazetecinin araştırmaları sonucunda gizemli olayların çözülmesini konu alan Secret City dizisinin birinci sezon 1. bölümünde, gerçeklerin peşine düşen bir gazetecinin tüm engellere rağmen puzzle’ın parçalarını tamamlamasını konu alıyor. Bu süreçte de ne kadar engellenmeye çalışsa da hedefine ulaşmak için araştırmaya devam ediyor. Medyadaki bu güç, sağlık alanında da olmalı.

İşte bu noktada sağlık konusundaki kafa karışıklıklarının gün geçtikçe arttığı, liyakat sahibi hekim ve bilim insanlarının cezalandırılır gibi muamele görüp, medyada sık sık boy gösteren bazı isimlerin halkı nasıl kandırdığına şahit oluyoruz. Kanıta dayalı tıp ışığında, liyakat sahibi hekimler ve bilim insanları sağlık sistemini örnek olacak seviyeye yükseltebilir.

Medya dördüncü güç olma özelliğini kazandıkça ve uzman gazetecilerin yetişmesi için çalışmalar yapıldıkça sağlıkta atılacak adımlar ülkenin daha ileri seviyeye gitmesini sağlar. Bunlar oldukça, sağlıklı bir toplum olmak için sağlık okuryazarlığı konusunda bilinç düzeyi de yükselir.

Son dönemlerde maalesef sağlık okuryazarlığı konusunda da kirlilik olmaya başladı. Sağlıktan anlamayanlar sağlık konusunda konuşuyor, bu cesareti bulmalarını sağlayan da yine medyadaki boşluk oluyor. Biz gazeteciler, insanların ne yaptığını sorgulayabilmeliyiz. İnsanların hayatlarının söz konusu olduğu bir alanda, medyanın çok güçlü olması gerekiyor. Tabii bilimden, sağlıktan ve teknolojiden anlamayanlar her ne kadar “uzman” kelimesini kullansa da bu kişilere karşı gerçek gazetecilerin sesi daha gür çıkmalı. Uzman olmayan medya mensupları, piyon gibi reytingin götürdüğü yöne doğru savruluyorlar. Uzman gazeteci, gerektiğinde sağlık sistemindeki yanlışları dile getirebilmeli ki, çözüm üretilebilsin.

Sağlık okuryazarlığında ilk olarak hekimlerle iletişim kurma teknikleri öğretilmeli

Sağlık okuryazarlığında hedef, insanları erken yaşta eğitmeyi içeriyor. Daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmak için sağlık okuryazarlığı konusunda eğitim verilerek hem çocuklar hem de ebeveynler için programlara entegre edilmeli. Sağlık okuryazarlığında ilk olarak hekimlerle sağlıklı iletişim kurma yöntemleri öğretilmeli. Bireylerin sağlıklarına kavuşmaları için gidilen hekimle nasıl konuşacaklarını bilmeleri, sağlıkta şiddet gibi birçok sorunu da ortadan kaldırır. Sağlık çalışanlarına da aynı şekilde etkili iletişim teknikleri öğretilmeli.

Sağlık okuryazarlığı kapasitesine sahip olan bireyler, edindikleri bilgileri ve endişeleri hem anlamak hem de etkili bir şekilde iletmek için kullanırlar. Belli bir bilgi ve bilinç düzeyine ulaşan toplum, karar verme konusunda daha bilinçli adım atar. Sevk zinciri çalışmaya başlar. Bu beraberinde gereksiz acillere yığılma ya da üçüncü basamağa hemen başvurma oranlarını azaltır.

STK çöplüğünden kurtulmak şart!

Sivil Toplum Kuruluşu (STK) çöplüğüne dönen sistemde çözüm yine, liyakat sahibi olanların söz sahibi olmasıyla çözülebilir. Söz sahibi olmak için dernek, vakıf ya da platform kurulduğunda, kişiler uzman olmuyor. Nur topu gibi bir STK sahibi oluyorlar. Sistemdeki en büyük boşluklardan biri, her STK’yı ciddiye almak oluyor. Bu sorunu da çözmek gerekiyor.

Üniversiteler bilim üretilmesi için teşvik edilmeli

Üniversitelerde bilim üretilmeli. Akademik dünyada ilginç olaylar dönüyor. Geçtiğimiz günlerde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, akademik dünyada sıkça karşılaşılan para karşılığı yayın yapan “yağmacı, şaibeli” (predatory) dergilerin önlenmesi için çalışmalar başlattı. Dergilerin yanı sıra göstermelik kongreler için de benzer uygulamalar yapılacak. Gerçek bilimsel çalışma yapmak yerine, şark kurnazlığı peşine düşenleri, üniversitelerden temizlemek gerekiyor. Üniversiteler entrika çevirmek için ya da -mış gibi yayınlar yapmak için değil, gerçek bilim üretmek için var. Bir an önce bu konuda temizlik yapılmalı. Nitelikli bilimsel çalışma yapılması için teşvik edilmeli.

Bilmedikleri konularda konuşan sözde teknoloji uzmanlarından uzak durun

Teknoloji konusunda ülkemizde her alanda olduğu gibi kendini “uzman” ilan edenlerle karşılaşıyoruz. İşin en üzücü tarafı ise, bu kişileri üniversiteler, kamu kurumları ve birçok yer uzman olarak görüyor. Teknoloji üretenlerle konuştuğumda, hayal satan bu kişilerin insanları kandırdığını söylüyor. Yine aynı noktaya geliyoruz, gerçeklerin ortaya çıkması için uzman gazetecilere ihtiyaç var. Yanlışlar dile getirilmediğinde, doğrular gündeme gelemez. Doğruları daha çok dillendirmeliyiz ki, insanlar gerçek ile yalanların ayrımını yapabilsin.  

Hekimleri cezalandırmayın, ödüllendirin

Kimse gergin bir ortamda çalışmak istemez. Özellikle de kimse itibar görmediği işi yapmaz, bırakır. Cerrahi branşların tercih edilmekten kaçınıldığı bir ortamda, hekimlerin teşvik edilmesi gerekiyor. Bunun için daha geç olmadan adım atılması gerekiyor. T.C. Sağlık Bakanlığı yetkililerinin bu alandaki çalışmalarına yeni bir şekil vermesi gerekiyor. Yeni bir strateji belirleyerek, hekimlerin çalışma ortamları güvenli hale getirilmeli ve emeklerinin karşılığını alacakları şekilde yeniden düzenlenmeli. Liyakat sahibi olan ve tıp camiası tarafından bilinen hekimlerin gözetiminde, eğitim seferberliği başlatılmalı. Özellikle periferdeki hekimlerin, eğitimlerinin ve gelişimlerinin sağlanması şart. Etkili iletişim, dijital ve teknoloji alanında da hekimlerin ve sağlık çalışanlarının geliştirilmesi gerekiyor.

Tabii, işin uzmanı olan hekimler ve bilim insanları tarafından oluşturulacak kurulla, hasta bakma sayısı yerine tedavi başarı oranları gibi farklı kriterler de yeni düzenlemelerle getirilmeli.   

Eğitim seferberliği başlatılmalı

Hayatımızın ellerinde olduğu hekimlerin ve sağlık çalışanlarının eğitimi ve gelişimi hayati önem taşıyor. Cezalandırarak hiç kimseyi geliştiremezsiniz. Ancak, teşvik ederek gelişim ve üretim sağlayabilirsiniz. Önceki yıllarda cerrahi alanda büyük başarılara imza atan hekimler, hasta ile en az iletişim sağlayabilecekleri branşlara yöneliyorsa, bu durum acil şekilde revizyon yapılması gerektiğini gösteriyor.

Kimse saygı görmediği yerde olmak istemez. Özellikle de çalışmakla geçen tüm hayatlarını, başka insanların sağlığına kavuşması için emek veren değerli hekimlere bekledikleri değerin verilmesi şart. Daha sağlıklı bir toplum için, liyakat sahibi hekimlere ve kanıta dayalı tıbba ihtiyacımız var.

Uzman gazetecilere ihtiyaç var

Medyanın güçlü şekilde sesini çıkartması, aksaklıkları dile getirmesi ve çözüm önerilerinde bulunması şart. Bizler, her kesim ile sürekli iletişim halindeyiz. İnsanlar bize sorunlarını anlatıyorlar, çözüm olması için düşüncelerini iletiyorlar. Bizler bunları alıp, süzgeçten geçirdikten sonra dile getirdiğimizde halk sağlığını korumanın dışında sağlık ekonomisi açısından da büyük avantaj sağlanmasına destek oluyoruz.

Sağlık sisteminde ilerlemek için yapılması gerekenlerden bazıları:

  • Sözde uzmanlardan uzak durun
  • Liyakat sahibi hekimlerin eğitim vermesini sağlayın
  • Nitelikli eğitim, doğru teşhis ve tedavi için şart
  • Hekim-hasta iletişimini güçlendirin
  • Üniversitelerde daha iyi eğitim verilmesini destekleyin
  • Cerrahi branşlar başta olmak üzere hastayla iletişimde olan branşları teşvik edin
  • Güvenli çalışma ortamı, maddi tatmin sağlayın

Liyakat sahibi hekimlerin önderliğinde yeni stratejiler belirlenmeli. Bu nedenle hem medya hem toplum hem de sağlık camiası bu konuda en kısa zamanda somut adım atmak zorunda.  Sağlıklı nesiller için liyakat sahibi hekimlere ihtiyacımız var.

Continue Reading

DİJİTAL DÜNYADA NETWORK HIRSIZLIĞINA DİKKAT!

İnsanlarla iletişim kurarken farklı kanallar kullanıyoruz. Bunlardan biri de dijital iletişim kanalları. Hootsuite ve We Are Social tarafından hazırlanan Digital 2019 raporuna göre, dünya genelinde günde ortalama 6 saat 42 dakikayı internette geçiriyoruz. Türkiye’ye baktığımızda ise, günlük 7 saat 15 dakika ile dünya üzerinde internette en fazla zaman geçiren 14. ülkeyiz. Bu kadar çok zaman geçirdiğimizi düşünürsek, iletişim kazalarının da kaçınılmaz olduğunu görebiliriz.

Sosyal medya uygulamalarının yükselişiyle, dijital medya kültürü de hayatımızın önemli bir parçası haline geldi.  “Yeni medya, Networking ve Phatic Kültürü” başlıklı makalede, “bireyselleşme” ve “dijital sosyalleşme”nin çevrimiçi medya kültürüne yol açtığı dile getiriliyor.  Yani, sosyal medyada yeni kişiler ekleyerek çevresini genişletirken, bu kişilerle iletişim kurmama durumu olabiliyor. İletişim için iletişim kurulması durumuna Phatic kültür deniyor. Tabii bunu Haptic iletişimle karıştırmamak gerekiyor. Haptic iletişim, dokunsal iletişim olarak tanımlanabilir.

Gerçek hayat ile sanal hayat karışımı

Son dönemlerde çok fazla kişinin başına gelen ise, network hırsızlığı! Sizi stalk yapan ya da takip eden birinin çevrenize girmeye çalışması ya da arkadaşlarınızı eklemesi diyebiliriz. Sizin çevrenizle tanışarak, sizin hayatınıza karışma çabasından oluşuyor. Kendini değersiz hisseden bu kişiler, önemli olduklarını hissetmek için bu tür etik olmayan davranışlar sergileyebiliyor. Bazen de sizin çevrenizle iletişime geçerek, cehaletlerini çok konuşup, üretmeden aynı çevrenizi çaldıkları gibi bilginizi de çalarak bir kariyer edinme durumuyla karşılaşılabiliyor.

Network hırsızlarının özellikleri nelerdir?

Sizin hedefleriniz vardır ve amaçlarınız doğrultusunda hareket edersiniz, sonra bir bakmışsınız bir kişi sizin yaptıklarınızı taklit etmekle kalmıyor, resmen çalıyor. Niteliksiz iş yapıp, amaçsız bir şekilde başkalarının hedeflerini, hayallerini ve hayatlarını çalma çabalarından oluşuyor.  

Kurtulmak için bunları yapın

Network hırsızları günlük hayatta konuşmadığınız kişilerin, dijital ortamda kendine sizin hayatınızda yer edinme çaba. Bu kişilerden korunmak için şunları yapabilirsiniz:

  • Karşınızdakinin değersizlik duygusu içinde olabileceğini aklınızda bulundurun
  • Bu kişilerin psikolojik sorunu olabilir
  • Sizin çevrenizdeki insanları çalmaya başladıklarında bu kişileri bilgilendirin
  • Hırsızlık yapan kişiyi engelleyin
  • Siz hayatınıza devam edin, bu kişileri yok sayın
  • Sorunları küçültün, hedefinizi büyütün

Bu durum ilerleyen yıllarda, siber zorbalık çeşitlerinin içerisinde yerini alacak. Çünkü, sahte bir kimliğe bürünen bu kişiler, etik dışı davrandıkları için bir yaptırımı olacak. Sonuç olarak her türlü hırsızlık suç olmalıdır. Çevrenizi çalmaya çalışanlar, hayatınızı çalmaya çalışarak aslında değersizlik duygularını açığa çıkartıyorlar.

Kaynaklar:

https://wearesocial.com/global-digital-report-2019

New Media, Networking and Phatic Culture

https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/1354856508094659

Media to Culture: The Rise of Phatic Communication

Haptic Communicationhttps://www.communicationtheory.org/haptic-communication/

Continue Reading

GÖRGÜ TANIKLARININ ANLATTIKLARI YA SAHTE ANI İSE!

Geçmişte yaşadığınız olayların gerçek olduğundan emin misiniz? Ya anılarınız sahte ise, kararlarınız gerçekten doğru diye düşünür müsünüz?

Sahte anıları ele alan Black Mirror dizisinin birinci sezon 3. bölümünde, teknolojinin gelişmesiyle birlikte anıların kaydedilmesi ve mahremiyet ihlallerinin nasıl işlediği konu alınıyor. İnsanların boynuna takılan çiplerle, anıların kaydedilip istenildiği zaman izlenebilmesi ise, geçmişte sürekli dolaşan ve şimdiyi yaşayamayan insanların hapsoluşuna da örnek oluyor. Geçmişe gidip her detayı incelerken, anılar yeniden biçimlenip yorumlanabiliyor.

İnsanların olayları, olmalarından farklı bir şekilde hatırladıkları veya hiç yaşanmamış olayları hatırladıkları duruma sahte anı deniyor. Bu alanda uzun yıllardır çalışan ve en tanınan isimlerden biri Elizabeth Loftus.

1974 yılında Elizabeth Loftus ve John Palmer, araba kazası deneyi (Reconstruction of automobile destruction) olarak bilinen ilginç bir deney düzenlerler.

Washington Üniversitesi’nden rastgele seçilen öğrencilere bir araba kazası videosu seyrettirilir. Beş gruba ayrılan öğrencilere aynı soru kalıbında sadece cümledeki fiili değiştirerek sorulur.

Soru şu şekilde olur: “Arabalar birbirine …. hangi hızla gidiyorlardı?” 

Boşluğa şu kelimeler yerleştirilir:

  • parçalanma
  • çarpışma
  • toslama
  • vurma
  • dokunma

Arabaların birbirlerine vurduklarında hangi hızla gitmekte oldukları sorulduğunda yapılan tahminler, arabaların çarpıştıklarında hangi hızla gitmekte olduklarını sorulduğunda yapılan tahminlerden farklıydı. “Çarpışma” sözcüğü kullanıldığında denekler, arabaların daha hızlı gittiklerini sanıyorlardı. Loftus, gizli imalar taşıyan soruların hafızayı bulandırabileceği sonucunu buldu.

Başka bir çalışmada ise, çok dikkat çekmeyecek şekilde, “Cam kırığı gördünüz mü?” sorusu sorulduğunda, deneye katılanların yüzde 14’ü olmayan kırıkları gördüğünü söyledi.

Aslında sorunun soruluş şekli, olayları hatırlama biçimimizi etkiler. Yönlendirici sorular sorduğunuzda kaydedilen bilgileri etkileyebilir.

Hadi bir oyun oynayalım!

Sahte anı, özellikle görgü tanıklarının olayları yanlış hatırlayabildiğini Prof. Franz von Liszt, dersinde oynadığı bir oyun ile öğrencilerine yaşattı. Dersinde iki öğrencinin tartışmasının sonucunda kendisinin vurulmasını kurguladı. Tabii öğrenciler panik halindeyken Liszt, bunun bir oyun olduğunu ve öğrencilerinin gördükleri olayı yazmasını istedi. Öğrencilerin yanıtlarında ise, hiç söylenmeyen sözlerin söylendiği dikkatini çekti. Ayrıca, kendine daha çok güvenenin anlattıklarında hata payının o kadar yüksek olduğu sonucunu çıkardı.  

Görgü tanıklarına göre yapılan haberler, ne kadar güvenilir?

Medyada yayınlanan ve görgü tanıklarının beyanlarına dayanarak yapılan haberlerin gerçekten doğru olup olmadığı sorusu akla geliyor.  Haberler çoğu zaman görgü tanıklarının yorumlarını alarak yapılır:

  • Olay yerinden geçenler
  • Olayı yaşayanlar
  • İkinci bir kaynaktan duyanlar

Görgü tanığı ya da kaynak olayı yanlış hatırlıyorsa, ne olur?

İletişim konusunda çalışanlar ellerindeki gücün farkında olduğu için bu toplumun yararına kullanmayı ister.  Ünlü reklamcı George Lois’in “Olağanüstü Tavsiyeler” kitabında, bir ilan ile suçsuz yere mahkum edilen siyahi boksör Rubin Hurricane Carter’ın yaşadıklarını anlatır.

Carter, yeterli delil olmamasına rağmen 1966’da New Jersey’de üç kişinin ölümünden sorumlu tutularak ömür boyu hapis cezasına çarptırılır.

Cezanın adaletsiz olduğunu düşünen George Lois, onu hapisten çıkartmak için New York Times’ın 2. sayfasına ilan verir. İlanda şöyle der:


“Bugünü de sayarsak, işlemediğim bir cinayetten ötürü 3135 gündür cezaevindeyim. Yeniden yargılanmazsam geçirecek 280 yılım daha var. Altı ay önce içinde 3 kişinin öldürüldüğü bir bardan çıktığım hakkında ifade veren “görgü tanıkları”, yalancı şahitlik yaptıklarını itiraf ettiler. Buna rağmen beni mahkum eden yargıç yeniden yargılanmama müsaade etmiyor. Sizce neden?”

Bu ilanı sonra tekrar yayınlatır ve önemli isimlerle görüşmeye başlar. Ömrünün 19 yılını cezaevinde geçiren Carter, daha sonra suçsuz olduğu kanıtlanarak 1985’te özgürlüğüne kavuşur

George Lois, bu başarısından sonra olayı şöyle yorumlar: Biz yaratıcı iletişimcilerin, neler başarabileceği, küçük bir ilanla masum bir adamı hapisten kurtarmak gibi gerçekten şaşırtıcı olabilir. Her zaman doğru olan şeyi yapın ki, öleceğiniz güne dek kendinizle gurur duyabilin.

Haberlerde görgü tanıklarının dışında somut kanıtlar olmalı

Medyada çıkan birçok haber görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak, net ve açık bir şekilde ortaya koymuş gibi görünse de olayın perde arkası bambaşka olabilir. Bu nedenle bilgi kirliliğinin artmaması için, somut kanıtlara dayanarak objektif verilerin kullanılmaya çalışılması büyük önem taşıyor. Habercilerin, gerçeğin ortaya çıkması için kanıtları bulmak ve görgü tanıklarının söylediklerine şüphe ile yaklaşması gerekiyor. Akılda tutulması gereken bir nokta ise, olay çok net ve sorunsuzsa işte orada bir gizem var demektir.

Kaynaklar:

http://www.holah.karoo.net/loftusstudy.htm

http://en.wikipedia.org/wiki/Franz_von_Liszt

Continue Reading

SAĞLIK OKURYAZARLIĞI BİLİNCİ OLUŞTURMAK SAĞLIK EKONOMİSİNİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK!

Dijital dünya tüm çalışma alanlarımızın içerisinde yerini aldı. Özellikle sağlıkla dijital içiçe geçerek, değişimi dönüşüme çeviriyor. Sağlıkla ilgili verilerin doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi için sağlık okuryazarlığı bilinci kazandırılması da gün geçtikçe önem kazanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı internet kullanım oranlarına göre; Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9’a ulaştı. Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma, hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda yüzde 58 oranında hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercih olsa da yüzde 43 ile Google gibi online arama motorları kullanıldığı görülüyor.

Sağlık okuryazarlığı verilerine baktığımızda ise, bu alandaki bilinç düzeyinin ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. 2014 yılında Türkiye’de erişkin nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyi ile yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarlığı prevalansının belirlenmesi amacı ile yapılan bir çalışmada toplumumuzun yüzde 64,6’sının “yetersiz” veya “sorunlu” sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili olarak 2011 yılında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İrlanda, İspanya, Polonya ve Yunanistan olmak üzere sekiz Avrupa ülkesinde, 15 yaş ve üzerindeki 8 bin kişide yapılan çalışma sonucunda Hollanda’da katılımcıların yüzde 23,7’si, Bulgaristan’da yüzde 53,7’si yetersiz ve sorunlu grupta yer aldı.

Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşma, anlama ve kullanmayı içeriyor

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusundaki bilişsel-sosyal beceriler ve motivasyon düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı, broşürleri okumak ve başarılı bir şekilde randevu almaktan daha fazlasını ifade ediyor. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bu bilgileri etkili bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Sağlıklı yaşam bilinci ve kalitesini artıran, sağlık profesyonelleri için iletişim ve klinik becerilerin kazanılmasını sağlıyor.  Ayrıca, sağlık hizmeti alanlar için karar mekanizmasına dâhil olmayı sağlayan sağlık okuryazarlığı, sağlığı geliştirme aktivitelerinin planlanmasında önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Sağlık okuryazarlığı temel sağlık bilgisi aktarmaktan ibaret değil

Dijitalin gün geçtikçe önem kazandığı günümüzde, bilgi yayılımının ötesine geçen ve etkileşim, katılım ve eleştirel analiz gerektiren yöntemler aracılığıyla bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu noktada sağlık okuryazarlığının sadece temel sağlık bilgi aktarımından daha fazlasını gerektirdiğini kabul etmek şart. İnsanların sağlıklarını korumak için doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, sonrasında emin olduktan sonra hareket etme becerilerini, bilgilerini ve etkinliğini nasıl geliştirebileceklerinin yol haritasını sunmak gerekiyor.

Sade dil kullanmak için bunları yapın

Sağlık profesyonelleri kullandıkları terimleri, hiçbir şey bilmediğini düşündüğü hasta ve hasta yakının anlayacağı şekilde sadeleştirmeli. Bu sayede hekim, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişim güçlenir.  Sade bir dil kullanmak için şunları yapabilirsiniz:

  • En önemli mesajları başta verin.
  • Karmaşık bilgileri anlaşılır şekilde olması için parçalara bölün.
  • Sade ve anlaşılır bir dil kullanın.
  • Konuların daha anlaşılır olması için liste ve tablo kullanın.
  • Metnin okunabilirliğini artırın.
  • Materyallerin kültürel uygunluğuna dikkat edin.
  • Görsellerin anlaşılır ve dikkat çekici olmasına özen gösterin.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), hasta eğitim materyallerinin 6.-7. sınıf okuma seviyesinden daha yüksek yazılmış olmamasını öneriyor.

Bireyler sağlıklı yaşam bilinci geliştirmek için yeterli bilgi, beceri ve güvene sahip olduğunda sağlıklı kalabiliyor.   Ayrıca sağlık okuryazarlığı konusunda yeterli düzeyde olunmamasının nedenlerinden biri, güvenilir bilgi ve kaynakların ayrımını yapacak bilinç oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu bilgi açığı, hem hastaların kendilerine sunulan bilgileri anlayamamalarından hem de hastanelerin bu okuryazarlık boşluklarını ele almak için yeterli çaba göstermemelerinden kaynaklanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bilincini artırmak sağlık ekonomisini değiştiriyor

Sağlık okuryazarlığı alanındaki düşük bilinç düzeyi, sağlık hizmetlerine yapılan harcamaları da etkiliyor. Sağlık okuryazarlığı bilincine sahip olmayan bireylerin genel sağlığı iyi olamayacağından bu durum finansal süreci de olumsuz etkiler.  

Sağlık okuryazarlığı bilinci kazanmak neleri değiştiriyor?

  • Bilimsel kavramları, içeriği ve sağlık araştırmasını anlama becerisi kazandırıyor.
  • Sözlü, yazılı ve çevrimiçi iletişim becerilerini kullanmayı geliştiriyor.
  • Kitle iletişim araçlarındaki yayınlara eleştirel yorum yapabilmeyi sağlıyor.
  • Karmaşık sağlık bakımı ve yönetişim sistemleri hakkında bilgi sahibi olunuyor.
  • Sağlık kararlarında kültürel ve yerli bilgiyi kullanma yeteneği gelişiyor.  
  • Geniş bir beceri yelpazesi ve insanların bilinçli seçimler yapmasını sağlıyor.
  • Sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak hedeflenir.

DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik şu yaklaşımlar öneriliyor:

1. Sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı.

2. Sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli.

3. Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmeli.

4. Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalı.

5. Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalı.

6. Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmeli.

Kaynakça

Continue Reading

SADELİK AKIMI OCCAM’IN USTURASI MI?

Geçtiğimiz günlerde dizi önerileri sorduğumda ısrarla Fringe
izlememi söyleyenler oldu. Uzun zamandır başlayıp tamamlayamadığım ilk bölüm
ile seriye başladım. Dizinin birinci sezon 3. bölümde şu replik ilgimi çekti:

Occam’ın Usturası, “Her şeyin eşit olduğu bir ortamda en
basit çözüm akla yatkın olandır.”

Devamında konuyu araştırmaya başladım. Bu
ara aklımın bir tarafında sürekli dolaşan bir konu ile ilgili parçalar
birleşmeye başladı. Bunun ne olduğunu sonra söyleyeceğim… 

Bilimsel düşüncede önemli yeri olduğu söylenen Occam’ın
Usturası, 14. yüzyıl filozofu Ockham’lı William tarafından ortaya atılmış.

En kısa haliyle tanımı, şartlar aynı olduğunda basit olan seçenek tercih ediliyor. 

Aslında habercilikte bizim çok sıklıkla kullandığımız
yöntemin bir başka şekilde dile getirilmesi. Ne kadar sade, anlaşılır ve kısa
haber yazarsanız o kadar iyi haber yazarsınız. 

Tabii eleştirel düşünce ve doğru
parçaların doğru yerde olması önemli. Kaynakların verimli kullanılıp, doğru
parçaları birleştirip nitelikli bir iş çıkartılması işin kalitesini artırıyor. Ustura kavramı da bundan
geliyor, fazla ve karışık olanları atmak gerekiyor.  

Eleştirel düşünce ve rasyonel bakış açısına örnek olarak
Dörtlerin İmzası’ında Sherlock Holmes’un  söylediği cümle işi özetliyor sanki:

“Olanaksız olanları saf dışı ettiğinizde, geriye kalan, ne
kadar olasılık dışı görünse de, gerçeğin ta kendisidir.”
Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN MEDYA İLE İMTİHANI NASIL SONUÇLANACAK?

Ülkemizde çocuk yetiştirilmesi konusunda çok farklı fikirlerle karşılaşıyoruz. Bebek , çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan alanda medyada konuşan, yazan ve reyting alan hep aynı isimler oluyor. Peki bu durum aslında nasıl olmalı?

Bebek, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojilerinin her biri ayrı uzmanlık gerektiriyor. Medyaya baktığımızda hep aynı yüzleri görüyoruz. Bu kişiler o kadar gelişmişler ki, kanaldan kanala koşarken uzmanlık alanları da o oranda genişliyor.

Öncelikle şunu lütfen bilin! İsminin önünde her Prof., Doç. ya da Dr. yazan kişi, bebeklikten yetişkinliğe uzanan geniş alanda her konuda konuşamaz.

Çocuk yetiştirme konusunda psikoloji kadar psikiyatri de önemli olduğu için, “Psikiyatri nedir?” sorusunun yanıtı Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sitesinden aldım:

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.” 

Bunun dışında sitede bazı soruların yanıtları da yer alsa da yeterli düzeyde bilgi içeren bir site değil.  Halka yönelik daha doyurucu ve görsel destekli şekilde yapılmalı.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’nin sitesinde temel düzeyde bilgilere ulaşmak bile mümkün değil.

Mesela; “Çocuk psikiyatrisi nedir? Çocuk psikiyatri uzmanı kime denir? Çocuk Psikiyatrisi Ne Yapar? Çocuk Psikiyatrisi Hangi Hastalıklara Bakar? Kaç Yaş Aralığındaki Çocuklarla İlgilenir?” gibi temel düzeydeki soruların yanıtları bile yer almıyor. Buna çocuk psikolojisi konusunu da ekleyelim.

Peki insanlar kime, nasıl güvenebilir?

Yol gösteren haritaları ellerinde yok. Medyada sürekli aynı isimler, beyinlerine kazınıyor. Buna dijital platformlar ve kitaplar da ekleniyor. Bu kaostan çıkış yok mu?

Tabii ki var. Hadi çözüm yoluna kısaca bakalım.

Çocuk psikiyatrisi ve psikolojisiyle ilgili bilgi veren kişilerin öncelikle bu alanda branşlaşmış uzmanlar olması gerekiyor.

Çocuk psikiyatristi ekibin lideri gibidir. Çünkü, hekimlerin yanında pedagog ve çocuk psikologları çalışır.

Birinci olarak, çocuğun bir sorunu olduğundan şüphelenince bir psikoloğa götürülür. Psikolog değerlendirir, davranış değişiklikleriyle, telkinle ve bazı yönlendirmelerle sorun çözülür mü diye bakar. Eğer çözemezse psikiyatriste yönlendirir.

İkinci aşamada da psikiyatristlerin istediği bazı testleri psikologlar gerçekleştirir. Değerlendirmeyi psikiyatrist yapar.

Lütfen sağlık okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı konusunda daha çok bilgi edinmeye çalışın. Daha sağlıklı yaşamak ve bilinçli birey olmak sizin elinizde…

Continue Reading

BİLİM İNSANLARI ZAMANI GERİYE ALDI MI?

Geçtiğimiz günlerde, “Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla yapılan deneyde ‘zamanı geriye aldı‘” başlıklı haberle birlikte herkesin hayali olan bir konu konuşulmaya başladı.

Bilimsel ve akademik bir dergi olan ‘Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmanın makalesi kaynak gösterildi.

Bilim haberciliğinde ilerleme var, artık insanlar makaleleri kaynak gösteriyor ne güzel diye düşünerek sevinmeye başlamıştım ki, mutluluğum kısa sürdü.

Tüm dünyada manşetler inanılmaz şekilde atıldı.

Peki aslında durum neydi?

Gerçekte olan ise, bilim insanları zamanı geriye almadılar, kuantum bilgisayarla zamanın tersine çevrilmesini simüle etmişlerdi!

Geleceğe Dönüş filminden hatırlarız, herkesin böyle bir hayali vardır.  Ancak gerçek öyle olmuyor.

Bu tür başlıklar insanların bilime olan bakışına zarar veriyor. Sansasyonel süsleme ile gerçek arasındaki uçurum arttıkça, bilim, sağlık ve teknoloji haberlerindeki bilgi kirliliği de artıyor. Lütfen okuduklarınıza inanmadan önce araştırın.

Continue Reading

ANILARINIZIN AYARLARIYLA OYNAYANLARA KARŞI DİKKAT EDİN

görsel kaynağı
İlginç çalışmalar yapan Psikolog Elizabeth Loftus ile tanışmaya hazır mısınız? Kendisi  doğru ve  yanlış anılar üzerine çalışıyor.  

Loftus insanların unuttukları konular üzerinde değil tam tersine, insanların hatırladıkları konular üzerinde çalışan Loftus, sahte anılar üzerinde çalışıyor.

Ne yazık ki, Steve Titus birinin sahte anısı yüzünden hapse giren tek kişi değil. Amerika’da bir projede, 300 masum kişiden bilgi toplandı. İşlemedikleri bir suç yüzünden hapis yatan 300 kişi Bu suçlar yüzünden 10,20,30 yıl boyunca hapiste yattılar ve şimdi DNA testi onların masum olduğunu kanıtladı. Bu davalar incelendiğinde, dörtte üçü görgü tanıklarının sahte anıları yüzünden kaynaklanıyordu.

Kurgulayıcı bellek sürecini incelemeye 1970’lerde başlayan Loftus, yaptığı deneylerde insanlara kurgulanmış sahte suç ve kazalar göstererek onlara bu konuda neler hatırladıklarını sordu. Bir araştırmada insanlara kurgulanmış bir kaza gösterdi arabaların çarpıştığı esnada ne kadar hızlı gittiğini sordu. Bazı insanlara da arabaların birbirine girdiği anda ne kadar hızlı gittiğini sordu. Birbirine girdiği anda dediği zaman, görgü tanıkları arabaların daha hızlı gittiklerini söylediler, dahası, soruyu bu şekilde sormak kaza mahallinde kırık cam olmamasına rağmen insanları kırık cam gördüklerini söylemeye yöneltti. 

Psikolog Elizabeth Loftus, ilginç çalışmalar yapıyor ve şunu söylüyor: “Gerçek hayatta yanlış bilgilendirme her yerde. Yanlış bilgiyi sadece sadece bize imalı bir şekilde sorulduğunda değil, kasten veya bilinçsizce bize yalan yanlış bilgi veren diğer görgü tanıklarıyla konuştuğumuzda veya medyada daha önce yaşamış olabileceğimiz bir olayın yer aldığını gördüğümüzde de edinebiliriz. Bütün bunlar anılarımızın bozulmasına yol açar.” 

Kendisinin yayınlanmış birçok kitabı var. Henüz dilimize çevrilmemiş olsa da farklı kaynaklarda araştırmaları yer alıyor. Dönem dönem diğer çalışmalarına da değineceğim. Loftus, işini çok severek yapıyor, bu uğurda da büyük mücadeleler veriyor. 


Continue Reading

PSİKOPAT BEYNİNİ SEVGİYLE EĞİTEN NÖROBİLİMCİ

Bugün sizlere sevginin insanların beynini nasıl değiştirdiğini anlatacağım. California Üniversitesi’nde 35 yılı aşkın bir zamandır
davranış üzerinde çalışan nörobilimci profesör Jim Fallon, bir gün bir
meslektaşı psikopat katillere ait bir grup beyni incelemesini istedi.

2005 yılında seri katillerin beyin taramalarını inceleyerek
“Nasıl psikopat bir katile dönüşür?” sorusunun peşine düşen Fallon,
insan beyinlerinden yaklaşık 70 tanesine baktı ve birtakım verilerle
karşılaştı. 

Şizofreni, depresif insanlar, katillerin PET taramalarının
yanı sıra Alzheimer ile ilgili başka bir araştırma için ailesinin ve kendisinin
olduğu beyin görüntüleri masanın diğer tarafında duruyordu. Bir beyin
taramasına baktığında Fallon, empati, ahlak ve irade ile alakalı olan beyin
bölgelerinin faaliyetinin çok düşük olduğunu tespit etti. Görüntüden emin
olamadığı için ilk olarak PET makinesinde bir problem olduğunu düşündü.
Teknisyenle birlikte kontrol ettiğinde bir sorun olmadığını anladı. 

Devamında
ise bu görüntünün kime ait olduğunu anlamak için baktığında ise, hayatının
şokunu yaşadı. Psikopat beyin kendisine aitti!   

Bu süreçte hayatının şokunu yaşayan Fallon, bu durumu daha
da yakından araştırmaya başladı.
Beyin hasarı ve çevresel koşullar ile bunların nasıl
birbiriyle bağlantılı olduğuna bakarken, bir psikopat ve de bir katil haline
gelmek hasarın tam olarak ne zaman oluştuğuna bağlıdır. Farklı türden beyin
hasarları vardı. Burada önemli olan şey majör şiddet genleri, MAO-A geni olarak
bilinir.
Bu gen toplumda çeşitlilik gösterir. 

Aranızdan bazılarında
bu var ve bu cinsiyetle bağlantılı X kromozomunda yer alıyor ve bu yüzden bunu
yalnızca annenizden alabiliyorsunuz. Aslında muhtemelen psikopat katillerin
çoğunlukla erkeklerden oluşmasının ve oldukça agresif olmalarının sebebi bu.
Çünkü bir kız çocuğu hem babadan bir X kromozomu hem de anneden bir X kromozomu
alır, böylece nötrleşir. Ancak erkek çocuk yalnızca annesinden X kromozomunu
alır.

Böylece anneden oğula geçmiş olur. Bu gelişim sırasında
aşırı serotonin salınımı ile bağlantılıdır ki bu da oldukça ilginç çünkü
serotonin normalde sakinleştirip rahatlatmayı gerekir. Ancak eğer bu gene
sahipseniz, ana rahminde beyniniz bununla yıkanıyor. Böylece tüm beyniniz
serotonine karşı duyarsızlaşıyor. Bu yüzden daha sonraları bir işe yaramıyor.

Bu gene sahipseniz ve oldukça fazla şiddet görmüşseniz
belirli bir durumda, bu tam anlamıyla felakete davetiye çıkartabiliyor.

Fallon, bilimsel araştırmaların yanı sıra ailesinin soyağacı
New York’a ilk yerleşenlerden ünlü Cornell ailesine kadar uzandığını öğrendi. 1892
yılında anne ve babasını balta ile öldüren Lizzie Borden’da dahil olmak üzere
toplam yedi katil bulunduğunu annesi ile şu konuşmada öğrendi.

Annesi ona, “Etrafta psikopat katillerle ilgili
konuşmalar yaptığını duydum ve kendinden sanki normal bir ailedenmiş gibi
bahsediyormuşsun.” dedi.

Buna yanıt olarak, “Sen neden bahsediyorsun?”

“Hem iyi hem de kötü haberlerim var. Kuzenlerinden biri
Cornell Üniversitesi’nin kurucusu olan Ezra Cornell. Kötü haberse; Lizzi Borden
da kuzenlerinden biri.” diye yanıtladı annesi.

  “İyi, hoş bizim
de bir Lizzi’miz varmış. Ne olmuş?” dedi.

O da ” Hayır” dedi, “Daha kötü. Şu kitabı
oku.”

Bu kitap; “Tuhaf bir şekilde Öldü”, tarihi bir
kitaptı ve annesini öldüren ilk adam Fallon’ın
büyük-büyük-büyük-büyük-büyük-büyükbabasıydı. Bu ilk anne cinayeti vakasıydı ve
kitap oldukça ilginçti çünkü cadı avlarından ve insanların o zamanlar nasıl
eğitildiğinden bahsediyordu.

Ama burada bitmiyor tabi. Babasının tarafında 7 erkek daha
vardı, o zamandan itibaren, Cornell’ların hepsi katil olmuşlardı. Babasının
kendisi ve üç kardeşi II. Dünya Savaşı’nda savaşa katılmaya karşıydılar.

Mutlu ve sevgi dolu bir çocukluk dönemi yaşayan Fallon,  psikopat olmak yerine kendisini geliştirmişti.
Yaşadıklarını saklamak yerine her yerde anlatan Fallon, “İçimdeki Psikopat”
(The Psychopath Inside) isimli bir de kitap yazdı.
Continue Reading

BEYİN ARAŞTIRMACISININ BAŞINA GELEN İLGİNÇ OLAY NEYDİ?

Görsel kaynağı 

Bugün
sizlere çok farklı bir hikaye anlatacağım. Şizofreni hastası olan kardeşi
nedeniyle beyin araştırmacısı olan nöroanatomist
Dr. Jill Bolte Taylor, beyin
ile ilgili akademik çalışmaları yapıyordu. 

10
Aralık 1996 sabahı uyandığında kendine ait bir beyin hastalığı olduğunu
keşfetti. Beyninin sol yarısındaki bir kan damarı patlamıştı. Ve
takip eden dört saat içinde beyninin bilgi işleme yeteneğinin bütünüyle
tükenmesini izledi. Kanama sabahı yürüyemiyor,
konuşamıyor, okuyamıyor, yazamıyor, hayatına dair hiçbir şey
hatırlayamıyordu. 

İnme
sabahı, sol gözünün arkasında zonklayan bir sancıyla uyandı. Bu delici bir
sancıydı. Hani dondurmayı ısırdığınızda saplanan o sancı gibi.

Böylece
kalktı ve kardiyo makinasına, tüm bedeni çalıştıran egzersiz aletine
oturdu. Ve onun üzerinde yürürken baktı ki barı tutan elleri gözüne
ilkel pençeler gibi görünüyorlar. 
“Çok
acayip,” dedi kendi kendine. Sonra aşağıya, bedenine baktı ve
“Haydaa, amma garip görünüşlü bir şeyim ben böyle,” diye düşündü. 

Sanki
bilinci, egzersiz aletinin ve üstündeki bulunduğu normal gerçeklikten
ayrılmış, kendini egzersiz yaparken izlediği bir başka gizemli aleme
geçmiş gibi hissediyordu.
Bütün
bunlar çok garipti ve başının ağrısı da giderek kötüleşiyordu. O yüzden
makinadan kalktı ve oturma odasında yürürken bedeninin içindeki her
şeyin, çok ama çok yavaşladığını fark etti. 

Ve
kendine sordu, “Neyim var benim? Neler oluyor böyle?”

Tam o anda sağ kolun yan tarafında tamamen felç oldu. O zaman fark etti: “Aman
yarabbi! İnme geçiriyorum! İnme geçiriyorum!”

Ve
hemen ardından beyni şöyle diyordu: “Vaaay! Bu harika bir şey! Bu
harika bir şey! Kaç tane beyin araştırmacısının kendi
beyinlerini böyle içten dışa inceleme fırsatı olmuştur ki?” 

Sonra
birden aklına geliyordu: “Ama ben çok meşgul bir kadınım! İnmeye zamanım
yok benim!”

Sonra
kendi kedine “Tamam!” diyordum, “İnme inişini durduramam, o
halde bir iki hafta bununla uğraşırım ve sonra eski düzenime geri dönerim.
Tamam. Öyleyse yardım çağırmalıyım. İşi aramalıyım.” 

Sonunda
telefon etmek için büyük çaba harcayarak başarır ve sesi dinlemeye başladı; iş
arkadaşı telefonu açtı ve ona şöyle dedi: “Voo voo voo voo”

Şöyle
düşündü kendi kendine: “Allah Allah, aynen bir Golden Retriever köpek
gibi çıkıyor sesi!”

Arkadaşı
yardıma ihtiyacı olduğunu anladı ve ona yardım sağladı.

Kısa
bir süre sonra, bir ambulansın içinde Boston’daki bir
hastaneden Massachusetts Genel Hastanesine doğru gidiyordu. 
O
öğleden sonra geç vakit kendine geldiğimde, hâlâ hayatta olduğunu
keşfetmek onu şoke etti.   

Kanamadan
iki buçuk hafta sonra, cerrahlar müdahale edip beynindeki konuşma
merkezlerine baskı yapan golf topu büyüklüğünde bir pıhtı
çıkardılar. 

Annesi
ona destek oldu ve tam olarak iyileşmek sekiz yılını aldı.

My Stroke of Insight
kitabında yaşam felsefesini anlatıyor, henüz Türkçe’ye çevrilmiş değil. Keşke çevrilse
de okuyabilsek…
  
Continue Reading