İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk,
Sabah,
Milliyet
gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine
hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde
yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.
BBC’nin “Süperfetasyon
nedir?
” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon
Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır
sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865
yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara
rastlandı” dedi.
Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile
kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken
başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa
hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu
olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor.” dedi. 
Gebe iken tekrar gebe
kalmak mümkün müdür ?
Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon”
denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin
gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat
Dursun
, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum 
atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi
olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta
sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir. 
Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir”
dedi.
“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon
(yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma)
gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen
Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.
Hamile kalma
mekanizması nasıl gerçekleşir?
İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri
verdi:
“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve
plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin
kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez.
Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz.
İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir.
Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok
nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış
annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları –
Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir
ise, bu olayın
mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda
nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.
Bu durum nasıl
oluşuyor?
Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda
yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen
Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise
Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından
farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.
Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı
renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir .
Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür
gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme
olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme
geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye
konuştu.
Continue Reading

YUMURTALIK KANSERİNDE ERKEN TANI İÇİN NE YAPILMALI?

Kadın sağlığı hem narin hem de
önemlidir. Jinekolojik rahatsızlıklar yaşamamak için her sene düzenli olarak
kontrollerin yapılması sağlıklı bir yaşam sürmek için gereklidir. Yapılacak
bazı testler oluşabilecek hastalıkların ön belirti döneminde yakalanmasına
yardımcı olacaktır. Özellikle yumurtalık kanserinde bazı tetkikler hayat
kurtarıcı önem taşır.
Düzensiz yaşam, dengesiz beslenme ve
bazı kötü alışkanlıklar nedeniyle hayatınıza zarar vermeyin. Özellikle
kadınlarda jinekolojik muayene ileride yaşanabilecek risklerden korunmak için adım
atılmasını kolaylaştırıyor.
Yumurtalık kanseri
jinekolojik kanser ölümlerinin en sık sebebi olması nedeni ile jinekolojik
onkolojide çok önemli bir yer tutuyor.
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve
Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji bilim dalı öğretim üyesi Doç. Dr.
Polat Dursun ile yumurtalık kanseri ile ilgili merak edilenleri konuştuk.
Yumurtalık  (Over) kanseri nedir?
Yumurtalık kanseri, kadınların üreme
hücrelerinin geliştiği yumurtalıklarından köken alan bir kanser türüdür.  Genel olarak menopoz sonrası kadınlarda
görülür. Ortalama görülme yaşı 63’tür ama üreme çağındaki kadınlarda hatta genç
kızlarda bile görülebilmektedir.
En sık kadın
genital sistem kanserlerinde ikinci sıradadır
. 2015 yılı
rakamlarına göre ABD’de her yıl 21 bin 290 yeni yumurtalık kanseri vakası
tespit edilmekte ve bunların 14 bin 180’i her yıl ölmektedir. Yumurtalık
kanseri kadınlarda kansere bağlı ölümler içinde 5. sırada gelmektedir.
Hayat boyunca
bir kadının
yumurtalık kanseri geliştirme riski 1/70’dir (%1.5).
Kimlerde daha yaygın olarak görülüyor? Ülkemizde görülme sıklığı nedir?
İleri yaş, ilk adetin erken başlaması
(erken menarş ), menopoza geç girilmesi, sigara, yağdan zengin diyet, genital
talk pudrası kullanımı risk faktörleridir. Ailede meme ve
yumurtalık kanserli birinci ve ikinci derece
akrabaların olmasıda riski arttırmaktadır. Ailesel olarak bazı kalıtsal genetik
hasarların olması ( BRCA gen mutasyonları ) hem meme hem de yumurtalık kanseri
riskini arttırmaktadır. Bununla birlikte, doğum sayısının çok olması, emzirme,
doğum kontrol hapları ve kadın üreme kanalı olan tüplerin bağlanması(tüp
ligasyonu )
yumurtalık  kanseri  riskini azaltmaktadır.
Ülkemizde kaç vaka görüldüğüne dair
net bir veri olmamakla birlikte Sağlık Bakanlığı kanser savaş dairesi
verilerine göre ülkemizde en sık görülen 10 kadın kanseri içinde 7. sırada yer almaktadır.
Ön belirtileri nelerdir?
Yumurtalık kanserlerine spesifik bir bulgu
yoktur. Karın şişliği, karın ağrısı, kasık ağrısı, kabızlık, iştah kaybı, sık
idrara çıkma, nefes darlığı, adet düzensizliği, menapoz sonrası kanamalar ve makattan
kanama ön belirtileri olabilir. Daha ileri evrelerde bulantı kusmada
görülebilir.  Eğer bu bulgulardan birkaçı
varsa ve diğer bir sebeple açıklanamıyorsa mutlaka bir jinekoloğa muayene
olunmalıdır.  Hastalık geç dönemde bulgu
verdiği için genelde ileri evrede yakalanmaktadır. Hastaların yüzde 70-80’i ileri
evrelerde yakalanmaktadır. Yüzde 20-30 kadarı erken evrelerde yakalanmaktadır.
Yumurtalık kanseri tarama testleri nelerdir? Hiçbir şikayet olmasa da
hangi tarama testleri ne sıklıkla ve ne zaman yapılmalıdır?
Yumurtalık kanserlerinin taraması amacıyla
yıllık jinekolojik muayene, transvajinal ultrasonografi, kanda ca125 testi ve kanda
bazı yeni belirteçlerin bakılması, bunların bir veya birkaçının bir arada
yapılması ile tarama yapılabilir. 
Bununla birlikte bu testlerin her birinin yapılması maliyetli olacağı ve
gereksiz girişimlere yol açabileceği için ve yapılan araştırmalarda çoğu
hastayı erken olarak yakalamak her zaman mümkün olmadığı için bu testlerin hepsinin
birarada yapılması önerilmemektedir. Amerikan kadın hastalıkları ve doğum
doktorları koleji, tarama amaçlı yıllık jinekolojik muayeneyi önermektedir.
Yumurtalık kanseri tanısı konan hasta ne yapmalıdır? Nasıl bir yol
izlemelidir?
Yumurtalık kanseri tanısı alan bir hastada
temel tedavi yöntemi öncelikle cerrahi tedavidir. Ameliyat sonrası çıkacak
patoloji sonucuna ve hastalığın evresine bağlı olarak kemoterapide uygulanması
gerekmektedir.
Hastalığın ameliyatı özellikle ileri
evrelerde oldukça zor ve komplikasyon riski yüksek bir ameliyattır.  Bu sebeple
yumurtalık kanseri hastasının ameliyatı bu
konuda özelleşmiş kadın doğum uzmanları  (jinekolog onkolog)  tarafından yapılmalıdır. Yapılan araştırmalar
jinekolog onkologlar tarafından opere edilen
yumurtalık kanseri hastalarının yaşam
sürelerinin diğer cerrahlar tarafından opere edilenlere göre daha iyi olduğunu göstermiştir.
Bu sebeple
yumurtalık kanseri tanısı alan hastaların bu konuda deneyimli bir ekip tarafından
opere edilmesi ve takip edilmesi gereklidir.
Tedavi yöntemi nedir? Yeni tedavi seçenekleri var mı?
Ana tedavi yöntemi, cerrahi olarak
rahim ve yumurtalıkların alınması, hastalığın yayılma ihtimali olan lenf
dokularının çıkartılması ve yayılım oldu ise hastalığın yayıldığı organların
çıkartılmasıdır.  Ameliyat sonrasında
hastaların büyük bir kısmında damardan kemoterapi uygulaması gerekmektedir.
Yeni yapılan araştırmalarda karın içine kemoterapi uygulaması, ameliyat
sırasında ısıtılmış kemoterapi uygulanması, tümörlerde damar gelişimini önleyen
hedefe yönelik akıllı kemoterapi uygulamaları gibi yeni tedavi yöntemleri de
vardır.
Rahim kanseri ile yumurtalık kanseri birbiri ile karıştırılan kanserler, farkları nelerdir?
Rahim kanseri,  uterus dediğimiz organdan gelişirken
yumurtalık kanseri
yumurtalık dediğimiz organlardan
gelişmektedir.  Rahim kanseri de menapoz
sonrası kadınlarda görülmekle birlikte ana bulgusu menapoz sonrası kanamaların
olmasıdır. Yumurtalık kanserine göre daha iyi seyirlidir. Her ikisinin de temel
tedavisi cerrahidir.
Yumurtalık kanserinde ölüm oranı çok yüksek,  kadınlar daha bilinçli olmalı ve teşhisinde
ne yazık ki geç belirti verdiğinden de geç kalınıyor? En azından nelere dikkat
edilmeli?
Saydığımız bulguları olan kadınlar
mutlaka jinekolojik muayeneye gitmelidir.  Ülkemizde çok yaygın olmayan hastalık bulgusu
olmadan doktora gitme ve yıllık rutin jinekolojik muayene alışkanlığı
geliştirilmelidir. Çünkü ileri evre yakalanan kadınlarda ne yapılırsa ne kadar
iyi tedavi edilirse edilsin öldürücülük oranı bu kanserde çok yüksektir.
Menopoza girdikten 3-5 yıl sonra yumurtalıkların alınması yumurtalık kanserini önleme açısından öneriliyor. Bu yaklaşım ne kadar doğru?
Menopozdan önce veya sonra yumurtalıkların
alınması ailesel meme veya
yumurtalık kanseri olan kadınlarda önerilen bir
yaklaşımdır. Ailesinde ikinin üzerinde 1. derece meme kanseri olan, bir meme ve
bir
yumurtalık kanserli akrabası olan, erkek bireylerde meme kanseri olan veya erken
yaşlarda meme veya
yumurtalık kanseri olan, BRCA1 ve/veya BRCA2
gen mutasyonu olan kadınlar ailesel meme
yumurtalık kanseri üyesidirler. Bunların yaşam
boyu meme veya
yumurtalık kanseri geliştirme riski yüzde 70-80’lere
çıkmaktadır. Bu sebeple bu tür risk faktörü olan kadınlarda üreme
tamamlandıktan sonra kanser gelişmeden meme ve
yumurtalıkların alınması önerilmektedir. Ünlü
Holywood yıldızı Angelina Jolie böyle bir ailesel meme
yumurtalık kanseri ailesinin bireyi olduğu için
bu tip bir cerrahi uygulama ile meme ve
yumurtalık kanserine yakalanmamak için
memelerini ve yumurtalıklarını aldırmıştır.
Ailede yumurtalık kanseri olsun olmasın, yumurtalıklar aldırmalı mı aldırılmamalı
mı?
Ailesel risk faktörü olmayan ve
genetik mutasyonu olmayan kadınlarda yumurtalıkların alınması önerilmemektedir.
Talk pudrası yumurtalık kanserine neden oluyor deniliyor, doğru mu?
Eskiden kullanılan talk pudralarının
içinde kansere yol açtığı bilinen asbest tozları olduğu için genital kullanımı
ile
yumurtalık kanseri arasında ilişki olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte 1970’den
sonra pudralarda asbest kullanılması yasaklanmıştır.
Doç. Dr. Polat
Dursun
kimdir?

Jinekolojik hastalıkların ve kanserlerin cerrahi ve
laparoskopik tedavisi ile ilgilenmektedir. Avrupa genç jinekolog onkologlar
yönetim kurulu üyesidir. Jinekolojik kanserler konusunda yayınlanmış 100’den
fazla makalesine 1000’den fazla atıfı var. Yaptığı araştırmalar Avrupa’daki
birçok kanser araştırma kurumu tarafından ödüllendirilmiştir
.
Continue Reading

HPV HEM KADIN HEM DE ERKEKTE SİĞİL VE GENİTAL BÖLGE KANSERLERİNE YOL AÇABİLİR

Kadınların korkulu rüyası olan siğillere yol açan HPV virüsünün bunun yanında kadında rahim ağzı kanseri, dış dudak ve vajina kanserleri ve erkeklerde penis skrotum ve anorektal kanserlere de yol açabildiğini söyleyen Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji bilim dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Polat Dursun, cinsel yolla en sık bulaşan bu hastalık hakkında merak edilen soruları yanıtladı.

HPV ve serviks kanseri arasındaki ilişki etken ve kanser açısından bakıldığında en güçlü ilişkilerden birisidir. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki ilişkiden daha güçlü bir ilişki vardır ve onkolojik HPV enfeksiyonu geçiren kadınların rahim ağzı kanserine yakalanma riski yaklaşık 200 kat artmıştır.  HPV’nin hem kadın hem erkekte genital bölge kanserlerine yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Polat Dursun, “Bunların yanında HPV baş boyun kanserlerinin de gelişmesinde etkili olduğu bilinmektedir” dedi. 

Virüsün, erkeklerde penis ve skrotum kanserlerinden de sorunlu olabileceği ileri sürüldüğünü belirten Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Polat Dursun, HPV ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı. 

HPV nedir?
HPV , “Human Papilloma Virüs “denen bir virüsün kısa adıdır.  Cinsel yolla en sık bulaşan hastalıktır.  100’den fazla farklı tipi olduğu bilinmektedir. Değişik tiplerin vücudun değişik yerlerinde siğil (kondilom), hücre çoğalması ve kansere neden olabildiği düşünülmektedir.  Siğil ve düşük dereceli hücre çoğalması oluşturanlar “Düşük riskli HPV”, yüksek dereceli hücre çoğalması ve kanser oluşturanlar ise “Yüksek riskli HPV “ olarak isimlendirilmektedir. Dünyada enfeksiyöz bir ajanla oluşan kanserlerin yüzde 5’inin HPV virüsü ile oluştuğu hesaplanmıştır.

HPV genellikle alındıktan sonraki 2-3 ay içinde siğil oluşumuna yol açar. Siğiller en sık genital bölgede görülür ama vücudu her yerinde de görülebilir. ABD rakamlarına göre cinsel aktif kadınların %75’inin hayatlarının bir döneminde siğil geliştireceği tahmin edilmektedir. Sevindirici olarak, HPV vücuda alındıktan sonra yüzde 80-90’ı vücudun savunma hücreleri tarafından elimine edilmektedir.

Çok nadiren doğum kanalından bebeğe bulaşarak yeni doğan bebeğin solunum yollarında da oluşabilir. Çok az bir kısmı vücutta gizli olarak kalmakta ve immün supresyon durumlarında aktive olmakta ve siğil ile hücre çoğalmalarına yol açabilmektedir. HPV vücuda girdikten sonra kanser oluşma süreci 10-15 yıl gibi uzun bir süre almaktadır.

Bugün ağız kanserlerinin yüzde 99’unda HPV pozitif olduğu bilinmektedir. HPV ile rahim ağzı kanserleri arasındaki ilişkiyi bulan Alman bilim adamı Harald zur Hausen, 2008 yılında Nobel bilim ödülü ile ödüllendirilmiştir. Rahim ağzı kanserleri yanında vajina, dış genital anal kanserlerde de tespit edilmiştir. Baş boyun kanserlerinde de HPV risk artışı yapmaktadır. Erkeklerde penis kanserlerinin gelişiminden de sorumlu olabilmektedir.

Nasıl bulaşır?
HPV esas olarak cilt- cilde temas yolu ile bulaşır,  virüsün ana bulaşma yolu cinsel ilişki ile olur. Enfekte bir kişinin penis, skrotum (erkek yumurtalık torbası), vajina veya dış genital bölgesi ile temas sonucu bulaşır.  Oral yolla enfekte bir genital bölgeye temas edilmesi halinde de bulaşma olur. Prezervatif kullanmak bulaşmayı her zaman önlemez çünkü virüs prezervatifle kaplı olmayan bir genital alandan da bulaşabilir.

Korunmak için ne yapılmalıdır?
Çok eşlilik HPV bulaşması için en önemli risk faktörüdür. Çok eşlilikten kaçınmak korunmada önemli bir etkendir. Çok eşli olunmasa bile eşlerden birinin daha önce HPV ile karşılaşması da HPV bulaşmasına yol açabilir.

Her ne kadar prezervatif bulaşmayı yüzde 100 önlemese de prezervatif kullanmak bulaşmayı belirgin olarak azaltır.  

HPV korunmasında bugün için asıl etkili olan HPV aşılamasıdır. Bu gün HPV aşısı en çok kanser yaptığı bilinen etkenlere karşı antijen içecek şekilde geliştirilmiş ve ülkemizde dahil tüm dünyada kullanıma sunulmuştur. Aşılardan biri sadece kanser yapan tiplere (tip, 16 ve 18 ) karşı antijen içermekte iken diğer aşı hem kanser yapan tiplere (tip 16 ve 18 )  hem de en çok siğil yaptığı bilinen tiplere (tip 6 ve 11) karşıda antijen içermektedir. 

HPV aşıları HPV virüsü ile karşılaşmadan 9 yaş grubundan 27 yaş grubuna kadar 3 doz şeklinde yapılması önerilmektedir.

HPV olan hasta nasıl bir yol izlemelidir?
Mutlaka jinekolojik bir muayeneden geçmeli, siğil olup olmadığı kontrol edilmelidir.  Siğil varsa bunu doktorun uygun göreceği bir yöntemle, yakma dondurma ve kimyasal olarak yok etme  gibi tedavi etmelidir.  İhmal edilmemesi gereken bir noktada eş veya partnerde siğil var olup olmadığı araştırılmalı varsa bununda uygun tedavisi yapılmalıdır.
Normalde siğil yapan HPV tipleri kanser yapmasa da beraberinde birden çok HPV bulaşma ihtimali olabileceği için HPV tiplemesi yapılıp HPV’nin yüksek riskli mi düşük riskli mi olduğu belirlenmeli ve düzenli aralıklarla jinekolojik kontrol ve Smear kontrolü yapılmalıdır.

Erkekler sadece HPV taşıyıcısı mıdır? 
Erkekler sadece taşıyıcı değildir. HPV erkeklerde siğil yapabilir. Ayrıca nadiren de olsa penis kanserlerinin gelişmesi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yüksek riskli HPV’ler, homoseksüel erkeklerde anal ve rektal kanser öncüsü lezyonlar ve kanserlerin gelişiminden de sorumlu tutulmaktadır.

Tedavi sadece cerrahi midir? Başka tedavi seçenekleri var mıdır?
HPV bir virüs olduğu için etkili bir ilaç tedavisi yoktur.  HPV’nin yol açtığı lezyonların tedavisi yapılır. HPV genital bölgede ya hücre çoğalmasına, ya siğile bazen de kansere yol açar. 

Siğil tedavisinde cerrahi olarak eksizyon, koterizasyon veya dondurma yöntemleri uygulanabilir. Tıbbi olarak tedavisi de mümkündür bunlarda doktor veya hasta tarafından uygulanan krem veya solüsyon şeklinde uygulanan ilaçlardır.

Cerrahi müdahale olmayanlara ne olabilir?
Siğillerin bir kısmı tedavi edilmeden kendiliğinden geçebilir. Bir kısmı da müdahale edilmezse zamanla artabilir. Çok aşırı büyük siğiller gebe kadınlarda doğumun mekanik olarak engellenmesine yol açabilir. Bilinenin aksine siğillerden kanser gelişme riski çok düşüktür. Fakat aynı anda siğil yapan ve kanser yapan HPV tipleri hastada varsa siğil yanında kanser gelişim riski de artabilir.

Cerrahi müdahale yanında siğillere bazı ilaçlar kullanılarak da müdahale edilebilir. Bu ilaçların bazıları doktor tarafından siğillerin üzerine sürülerek kullanılır bazıları ise hasta tarafından siğillerin üzerine sürülür.

Cerrahi müdahale sonrası tekrar ederse ne yapılmalı?
Cerrahi müdahaleden sonra siğiller tekrarlarsa yaygınlık ve yerleşim yerine göre bazen cerrahi bazen de ilaçlar ile tedavi edilebilir.

Siğiller kendiliğinden geçer mi?
Siğillerin bir kısmı 1 yıl içinde kendiliğinden geçebilir.

Aşı korunmada ne kadar etkili? Kimlere ve ne zaman aşı yapılmalı?
HPV aşışı profilaktik yani korunma aşısı olarak kullanılmaktadır bu nedenle HPV virüsü ile karşılaşılmadan ve cinsel aktivite başlamadan yapılması önerilmektedir. Yaş grubu olarak 11- 28 yaş arası cinsel aktivitesi başlamamış kız çocuklarına 3 doz (0,2, ve 6. aylarda ) olarak yapılması önerilmektedir. Bazı ülkelerde erkek çocuklarında aşılanması önerilmektedir fakat bu tartışmalı bir konudur.

HPV olan kişi aşı olursa etkili olur mu?
Piyasada mevcut aşıların birisinin içinde 2  (hpv 16 ve 18 ) ve diğerinin içinde 4 tip (hpv 16,18,6,11)  HPV’ye karşı etkili antijeni vardır. Eğer kişi bu tiplerden birini geçiriyorsa aşı diğer tiplere karşı koruyabilir fakat bu HPV enfeksiyonu geçirmiş kişinin aşılanması konusu tartışmalı bir konudur.

HPV ne tür kanserlere yol açabilir?
HPV ve serviks kanseri arasındaki ilişki en güçlü ilişkidir. Bunun yanında HPV’nin vajina, dış dudak (vulva), ano-rektal kanserler ve baş boyun kanserlerinin de gelişmesinde etkili olduğu bilinmektedir. Erkeklerde penis ve skrotum kanserlerinden de sorunlu olabileceği ileri sürülmüştür.

HPV baş ve boyun kanserine neden yol açar?
HPV virüsü baş boyun kanserlerinin de gelişmesinden sorumlu olabileceği bildirilmektedir. HPV’nin baş boyun bölgesine oro-genital temasla yani oral seks ile bulaştığı düşünülmektedir. Ağız kanserlerinin yüzde 25’inin, boğaz kanserlerinin ise %35’inin HPV ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir.

Bu kanserlerin erken tanısı için ne yapılmalı?
Baş ve boyun kanserleri, genellikle geç aşamada belirti verirler. Ses telleri üzerinde gelişen kanserler ses kısıklığına neden olmaları nedeniyle erken tespit edilebilirler. Aksine, ses telleri üstünde veya altında yerleşen kanserler sıklıkla geç evrede  saptanırlar.
Uzun süredir devam eden boğaz hassasiyeti 
Kalıcı kulak ağrısı
Geçmeyen öksürük
Nefes almada güçlük veya ağrı
Yutma güçlüğü veya ağrı
Kilo kaybı
2 haftadan daha uzun süredir bulunan ses kısıklığı veya değişiklikleri
Boyunda kitle veya şişlik

Sinüzit veya griple karışabilir mi?
Karışabilir ama bu kanserlerde basit enfeksiyonların aksine bulgular düzelmez ve progresif olarak kötüleşir.

HPV Türkiye ve Dünya’da yayılımı ve tedavi seçeneğini karşılaştırabilir misiniz?
HPV ve yol açtığı lezyonların tanı ve tedavisinde dünyada uygulanana tüm tanısal ve tedavi edici işlemler Türkiye’deki jinekologlar tarafından başarı ile uygulanmaktadır. Dünyada yapılıp ülkemizde yapılmayan hiçbir tanısal veya tedavi edici işlem yoktur. Hatta tedavide Türkiye’de uygulanan ileri cerrahi yöntemler dünyadaki birçok ülkeden daha iyi ve başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

HPV olan erkekler ne yapmalı? 
Öncelikle HPV’den korunmak için ilişki sırasında mutlaka prezervatif kullanılmalıdır. Eğer bir erkekte HPV pozitif ise veya siğil oluştu ise mutlaka bir ürolog veya dermatolog tarafından görülmeli tedavisi yapılmalı ve takip edilmelidir.

Bu konuda yapılan son bilimsel çalışmalar nelerdir?
4’lü HPV aşısını çıkartan firma şu anda 9 tipe karşı etkili olan yeni bir koruyucu HPV aşısı çıkartmıştır ve bununla ilgili Amerika’daki ilaç ve eczacılık onay kurumu benzeri bir kurum olan FDA ‘den ilacın koruyucu amaçlı kullanımı ile ilgili onay almıştır.
Tedavi edici yani hastalık oluştuktan sonraki oluşan lezyonları ortadan kaldırmak için geliştirilen HPV aşıları ile ilgili preklinik çalışmalar halen devam etmektedir.
Continue Reading

GEBELİK ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPILMALI MI?

Gestasyonel gebelik ile ilgili son dönemlerde tartışmalar yapılıyor. Peki, Amerika’da durum ne? Hangi durumlarda bu test yapılıyor? Amerika Mayo Clinic Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü öğretim üyesi Dr. Halis Kaan Aktürk, merak edilen soruları yanıtladı.

Son dönemlerde çok fazla tartışmaya yol açan bazı açıklamaların ardından, gebelerin yaşadığı kafa karışıklığını alanında uzmanlardan bilimsel açıklamalarla aydınlatacağız. Amerika Mayo Clinic Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü öğretim üyesi Dr. Halis Kaan Aktürk, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Gestasyonel Diyabet (Gebelik şekeri)  tanısı için dünya genelinde kabul edilen ortak bir görüş bulunmamaktadır. Bu konuda farklı ülkelerde uygulanan farklı ancak benzer testler bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ACOG, ADA, Endocrine Society ve Uluslararası Diyabet ve gebelik çalışma grubu ( IADPSG) farklı zamanlarda benzer kılavuzlar yayınlamış ve gebelik sürecindeki yüksek kan şekerinin anne ve bebek üzerindeki etkilerini araştırmıştır.

“Gebelikte Oluşan Her Diyabet, Gestasyonel Diyabet Olarak Adlandırılmaz”
Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorları Derneği (American College of Obstetricians and Gynecologists, ACOG),  ve Amerika Diyabet Derneği (American Diyabetes Association, ADA) gestasyonel diyabet için farklı testler ve tanı kriterleri önermektelerdir.

Diyabet tanısı için şu anda uluslararası kullanılmakta olan, ADA’nın tavsiyeleri:
1-HbA1c’nin yüzde 6.5 ya da daha fazla olması
2-Açlık kan şekerinin 125 mg/dl ya da daha fazla olması
3-Herhangi bir zamandaki kan şekerinin 200 mg/dl ya da daha fazla olması

Bu tanı kriterlerinden herhangi birinin en az 2 kere farklı zamanlarda pozitif olması yada bu kriterlerin birden fazlasının pozitif olması ile diyabet tanısı konulur. Bu kriterler tüm gebelik sürecinde de geçerlidir. Gebelikte oluşan her diyabet, gestasyonel diyabet olarak adlandırılmaz. Gestasyonel Diyabet tanısı önceden diyabet tanısı almamış hastalarda şeker yükleme testi sonucu, ölçü alınan kriterlere göre pozitif olan hastalar için kullanılır. Eğer gebelikteki herhangi bir zamanda bu tanı kriterlerine uyan hasta olursa gestasyonel diyabet değil, diyabet tanısı alır.

ADA, 24. ve 28. Haftalar Arasında Glikoz Yükleme Testini Öneriyor
Gestasyonel diyabet tanısı için 24. ve 28. haftalar arasında;
ADA 75 gram glukoz yükleme testini önermektedir.
Aşağıdaki tanı kriterlerinden herhangi birinin pozitif olması halinde tanı konulur.
1- Açlık kan şekerinin 92 mg/dl yada daha fazla olması
2. 1. saatte kan şekerinin 180 mg/dl yada daha fazla olması
3- 2. Saatte kan şekerinin 153 yada daha fazla olması
ADA tüm gebelere 24. ve 28. haftalar arasında 75 gram glikoz yükleme testini öneriyor.

ACOG, 24. ve 28. Haftalar Arasında Glikoz Yükleme Testi Öneriyor
Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorları Derneği (ACOG) ise gestasyonel diyabet tanısı için 24. ve 28. haftalar arasında 100 gram glikoz yükleme testi önermektedir.
ACOG göre ise bu tanı kriterlerinden herhangi ikisinin pozitif olması halinde tanı konulur.
1- Açlık kan şekerinin 95 mg/dl yada daha fazla olması
2. 1. saatte kan şekerinin 180 mg/dl yada daha fazla olması
3- 2. saatte kan şekerinin 155  mg/dl yada daha fazla olması
4- 3. saatte kan şekerinin 140 mg/dl yada daha fazla olması

ACOG, eğer gebelerde şu şartların tümü varsa, bu testin gerekli olmadığını tavsiye etmektedir:
1- 25 yaşın altında olmak
2 -Gebelikten önce normal kiloda olmak
3 -Gestasyonel gebelik riskinin düşük olduğu bir etnik gruba dahil olmak
4 -Birinci derece akrabalarında diyabet bulunmamak
5 -Önceden anormal kan şekeri saptanmamış olmak
6 -Önceki gebeliklerinde sorun yaşamamış olmak
7 -Önceki gebeliklerinde yaşına göre büyük bebek doğurmamış olmak

Endocrine Society, ADA Kılavuzundaki Tavsiyeleri Destekliyor
Amerika’nın önde gelen Endokrin otoritesi olan, Endocrine Society ( Endokrin Derneği) 2013 yılında doktorlara yönelik tavsiye niteliğinde yayınladığı diyabet ve gebelik kılavuzunda gebelikte kan şekeri kontrolünün önemini vurgulamış, ADA kılavuzundaki tavsiyeleri desteklemiştir.

“Glikoz Yükleme Testinin Anneye ya da Bebeğe Zarar Verdiğine Dair En Ufak Bir Bilimsel Kanıt Bulunmamaktadır”
Gebelikte diyabet ve artan kan şekerinin anne ve bebek üzerindeki etkilerini araştıran en büyük bilimsel çalışma 25 binin üzerinde gebe kadın ile 9 ülkede yapılan HAPO (Hyperglycemia and Adverse Pregnancy Outcomes- Yüksek kan şekerinin gebelikteki olumsuz etkileri) çalışmasıdır. 2008 yılında en saygın tıp dergilerinden biri olan NEJM ( New England Journal of Medicine)’da yayınlanmıştır. Bu çalışmada kan şekerinin 92 mg/dl ya da daha fazla olduğu gebeliklerde gestasyonel yaşa göre, bebek büyüklüğünün (LGA) 1.75 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir.

75 gram ya da 100 gram glikoz yükleme testinin anneye ya da bebeğe zarar verdiğine dair en ufak bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Gestasyonel diyabet sezaryen doğum riskini, erken doğum riskini, gebelikte tehlikeli bir durum olan yüksek tansiyon ( preeclampsia) riskini artırmaktadır.”
Continue Reading

ÇOK EŞLİLİK TÜM DÜNYADA KADININ KORKULU RÜYASI

“Ülkemizde çok eşlilik kabul görmese de kırsal kesimde ve şehirde farklı isimler alarak kadınların başına geliyor” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, bu tip vakalarda neler yapılması gerektiğini anlattı.

Kadınların önemli sorunlarından biri, çok eşlilik. Hayatındaki erkeği başka bir kadınla paylaşan kadınlar, ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor ve çoğu zaman bunu gizlemeye çalışırken, daha da travmatik şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Birden fazla partneri olan bireylerin, çok eşlilik yani “Poligami” kapsamına girenlerinin sayılarının azımsanmayacak düzeyde olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Cinsel terapist olarak gördüğümüz vakalarda, kadınların önemli bir kısmı çok eşli bir kocası olduğunu fark etmiyor bile. Diğer kadından haberdarlar fakat bunun sosyolojik bir tanıma sahip önemli bir vaka olduğunu bilmiyorlar ve diğer kadınla savaşarak onun gitmesini bekliyor ya da küçük düşmemek için onu görmezden geliyorlar. Tek gecelik ilişki, ihanet gibi arada sorumluluk bağı barındırmayan ilişkiler çok eşlilik kavramı içine girmiyor. Kişinin çok eşli sayılabilmesi için birden fazla olan eşlerine karşı maddi ve manevi sorumluluk duygusuyla kendi içinde düzenli bir yaşam sunması ve kendisinin de bu yaşama dahil olması gerekir. Yani kumalık ve metreslik dediğimiz kavramlar tam anlamıyla çok eşlilik alanındalar. 

“Ülkemiz Medeni Hukukunda Hiçbir Geçerliliği Olmayan Bir Durum”
Erkek aynı zamanda sadece cinsel dürtülerini zengin tutmak ve birden çok kadınla daha fazla ve farklılıklar çerçevesinde tatmin olmak için de böyle bir seçim yapabiliyor. Cinsel terapistlerin üzerinde daha da yoğun biçimde durduğu bir durum. Çok eşlilik farklı kesimlerce kabul görmüş ve temellendirilmişse de ülkemiz medeni hukukunda hiçbir geçerliliği olmayan bir durumdur ve resmi olan nikah dışındaki eşin eşliği kabul edilmez. 

“Her Üç Kadından İkisinin Poligamik Yaşantısının Var Olduğu Ortaya Çıkmıştır”
Metres ya da kumalarından haberdar olan ama açık açık söylemeye utanan ya da bazı sebeplerden dolayı cesaret edemeyen kadınların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle elbette sağlıklı sonuç veren istatistikler bulmak zor. Fakat bazı sağlık kurumları tarafından ya da sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılan araştırmalar, anketler sonucunda her üç kadından ikisinin poligamik yaşantısının var olduğu ortaya çıkmıştır.

“İki Partneriyle Birlikte Gelen Erkekler”
Psikologumuzla birlikte gördüğümüz terapi vakalarda iki eşi yani daha doğru tabiriyle iki partneriyle birlikte gelen erkekler, ayrılmak istemediği için kocasına mutsuzluğunu asla belli etmeyen fakat intiharın eşiğine gelmiş kadınlar oluyor. Annesine kuma getirildiği için evlenmekten korkan genç kızlar ve birden çok kadına sahip olabileceğine inandırılarak büyütülmüş, bu nedenle tek eşli kalmakta güçlük çeken fakat ilişkisinin ya da evliliğinin sürmesi için bunu yapabilmeyi isteyen erkeklerle karşılaşıyoruz. Ve tabi çok eşli kadınlarla da!

Poligami Nedir?
Sosyolojik olarak çok eşlilik Poligami başlığı altında incelenir. Poligami iki biçimdedir: erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi Polijini (çok karılılık), bir kadının birden fazla erkekle evlenmesi Poliandri (çok kocalılık). Günümüzde çok kocalılık elbette çok nadir görülen bir durumdur ve modern toplumlarda farklı yansımaları vardır. Fakat çok karılılık çok eskiden beri süre gelen, dini temellere dayandırılan ya da eski uygarlıklardan geçerek güne ulaşan bir yaşam biçimidir. Osmanlı, Hint, Asur ve Mısır gibi medeniyetlerde de örnekleri ve bugüne sürümleri bilinir. 

“Bu Psikolojik Bir Hastalık” 
Fizyolojik bir hastalık olmadığı tam tersine psikolojik bir hastalık olduğunu söylemek mümkün. Ve ne yazık ki sadece poligami yaşantısı olan bireyin değil birlikteliğini sürdürdüğü her iki bireyi de en derinden etkiyen, depresyon gibi hastalıkları beraberinde getiriyor. Hatta kişiyi manik depresif yapıyor. Eğer çocuk varsa çocukların da şuan ki hayatı etkilendiği gibi ileri yaşlarda kuracakları aile yaşantısından umutsuz oldukları, hatalar yaptıkları görülebiliyor. Psikolojik bir hastalık olarak baş gösteren Poligamik yaşantı tedavi edilmediği zaman, çeşitli fizyolojik hastalıklara da neden olabiliyor. Psikolojik problemlerin altında yatan temel neden olan bu sorunun tedavisi mümkün.

“Tedavisi Hem Aile Hem de Toplum Sağlığı için Gerekli”
Aslında poligamik yaşamın çeşitli eksiklikleri tamamlamak ya da çeşitli tatminleri sağlamak için tercih edilen bir yaşam biçimine dönüştüğünü söylersek yanlış olmaz. Tedavisinin yapılması bireylerin sağlığı hem de aile ve toplum sağlığı açısından son derece önemli. Bireylerle tek tek görüşerek kişinin duygu ve düşünceleri doğrultusunda terapiler yapabiliyor ya da tüm bireylerle aynı seansta görüşerek daha doğru ve herkesi etkileyen daha gerçek sonuçlar alabiliyoruz. Fakat tedaviye karar veren bireylerin içten, korkmadan, tüm gerçekliği ile hislerini ve düşüncelerini bizimle paylaşmaları gerekiyor.

“Erkeğin Eşi Dışında Başka Bir Kadını Arzulaması 20 Bin Yıl Öncesine Dayanıyor”
İtalyan bilim adamlarının yaptığı araştırmalar, 20 bin yıl önce erkeklerin birden çok eşi olduğunu ortaya koydu. Journal of Molecular Evolution dergisinde yayımlanan çalışmanın sonucunda, Paleolitik Çağ’da (MÖ. 600.000-10.000) çok az sayıda erkeğin genlerini gelecek kuşaklara aktardığı ortaya çıktı.

Yapılan araştırmalara bakarsak erkeğin eşi dışında başka bir kadını arzulaması 20 bin yıl öncesine dayanıyor. Erkeklerin evliyken bile gözlerinin dışarda olmasının nedenleri ile henüz kesinlik kazanmasa da, erkeklerin eşlerinin kendilerine ait olduğunu düşünüp dışarıya bakmasını çok eşliliğin nedenlerinden sayabiliriz.”
Continue Reading

KADININ BİYOLOJİK SAATİ DURMUYOR!

Menopoz sürecine giren kadınların biyolojik saatlerinin durduğu inancı oluştuğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, cinsel terapi için kendisine danışmak için gelen kadınların bu süreçte biyolojik saatleri ile yarışmaları gerektiğini söyledi.

Kadının biyolojik saatinin erkeğe nazaran daha erken yavaşladığı ve durduğu konuşulur. Kadın sağlığı açısından bakıldığında menopoz dönemini işaret eden bu söylem, cinsel yaşamda da söz konusu olursa evlilikler ve evliliğe dönüşmemiş ilişkiler için sıkıntılar doğurabilir. Kadınlar için psikolojik olarak da oldukça sıkıntılı geçen bu süreç yani menopoz, adetten kesilmek ve doğurganlığın sona ermesidir.

Son yıllarda dünyada menopozu geciktirici çok sayıda ilaçtan söz edildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, “Kulaktan dolma bilgilerle bitkisel formüller ve rastgele kullanılan ilaçlar nedeniyle ters reaksiyona maruz kalmış kadın hastalarımız azımsanmayacak kadar fazla. Sağlıklı bir yaşam şekli ve eğer verilmişse düzenli ilaç kullanımı ve genel sağlığa da dikkat ederek hastalıklara karşı korunaklı olma, menopoz yaşını ileriye atmaya yardımcı oluyor. Bununla birlikte hem bir jinekolog hem de bir cinsel terapist olarak bu sürecin yataktaki yansımaları da var” dedi. 

“Menopoz Sürecinde Kadınlık Bitmez”
Öncelikle menopoza girince kadınlığın da bittiği algısının yanlışlığını kadınlara fark ettirmek gerektiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: “Cinsel yaşam bazı etkilenmeler yaşasa da sürer ve kadın bu sürecin psikolojik etkileriyle ne kadar yorgun düşerse düşsün atlatabilir. İhtiyacı olan şey anlayışlı bir partner, eş ve hatta çocuklar, tıbbın sunduğu imkanlar, tabiatın sunduğu mucize ürünlerdir. Ve tabi istek ve inanç önemli.

“Annesi Menopoza Erken Giren Kadınların da Ortalama O Dönemlerde Menopoza Girmesi Beklenir”
Menopoza giriş yaşı seçilemez. İlk adet, gebelik, doğum, emzirme, korunma yöntemleri, eğitim gibi değişkenler bunu belirlemez. Sigaranın hızlandırdığı, alkolünse geciktirdiği bilinir. Annesi menopoza erken giren kadınların da ortalama o dönemlerde menopoza girmesi beklenir. Gebe kalmış ve doğum yapmış kadınların da menopoz yaşı diğerlerine nazaran daha geç gelir. Bu sürecin sıkıntılı geçtiğini kabul etmek gerekir ama hafifletmek konusunda yapabileceklerimiz var. Kadınlar için geçici bir dönem çeşitli fiziksel ve ruhsal değişimlerle kendini kötü hisseder ancak bu geçici bir süreç, sadece vücudun bu geçiş süresinde biraz bocaladığını kabullenerek hazırlanmalı.”

“Gelen Vakalarda da Sıklıkla Gördüğüm Bir şey Var ki, Kadınlar Önce Bocalıyor”
Beslenmede ve genel olarak hayat kalitesinin korunmasının önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Cinsel yaşamı sürdürmede özenli seçimler yapma konusunda ısrar edilmeli ve biyolojik saatle yarışılmalı. Partnerin anlayışının önemi kadın menopoza girmeden önce anlatmalı, açıkça konuşmak bu stresli süreci daha rahatlamış geçirmesini sağlayabilir. Gelen vakalarda da sıklıkla gördüğüm bir şey var ki, kadınlar önce bocalıyor, dünyanın dönmeyi bıraktığını düşünüyor sonra da kendisi için bir şeyler yapmaya başlıyor ve daha da sosyalleşiyor. 

“Biyolojik Saat Durmuyor, Sadece Yavaşlıyor”
İhaneti sıklıkla konuşuyoruz ilişkiler konusu açılınca. 40’ını aşmış adam daha genç heyecanlar peşinde koşuyor. Eğer kadın da menopoza girmişse bunu nerdeyse hoş görüyor ve ‘erkektir bende bulamadığını dışarda bulması normaldir’ diyor. Hayır değildir. Çünkü sizde bulamadığı şey yumurtalık olabilir, cinsellik değil. Siz ritminizi bozmazsanız, cinsel yaşamınız aynı kalmayı bırakın renklenebilir. Üstelik bu menopoza girmiş kadınlar için değil, girmesinin yaklaştığını düşünüp kendini salan kadınlar için de geçerli. Biyolojik saatiniz durmuyor, sadece yavaşlıyor. Siz menopozla gelen bu yavaşlamayı başka açılardan hızlanarak azaltabilirsiniz. Spor, beslenme, sosyal doyum, kendini tanıma, renkli cinsellik bunun birkaç önemli etkeni. Biyolojik saatin tamamen durduğu ölüm anına dek, erkekle yarışmamanız için hiçbir sebep yok” diye konuştu. 

Menopoz Nedir?
Menopoz, kadında yumurtalıktaki yumurtaların aktivitelerinin tamamen bitmesi sonucunda adet kanamalarının da bitmesidir. Bir kadına menopoza girdiğini söyleyebilmemiz için en az 1 yılı kanamasız geçirmesi gerekir. Son yıllara kadar menopoz yaşı 51-52 iken artık Türkiye’de ve dünyada bu yaş 50’nin altına düşmüş hatta artık 48-46 diyoruz. Bu da kulağa ürkütücü geliyor tabi. 

Menopoza giriş yani biyolojik saatin yavaşlaması sürecini anlatmadan önce bu sürecin saptanması aşamasından neler yapıldığını hatırlatmak istiyorum. Menopoz teşhisi sürecinde; Kan sayımı, idrar testi, kan yağları (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliserid), karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri (ALT, AST, üre, kreatinin), kandaki kalp belirteçleri (CRP, homosistein), TSH, st3 st4: Guatr testleri, smear testi, mamografi, ultrason ve kemik yoğunluk ölçümü yapılır. 

Normal menopoz döneminin dışında bir de beklenmeyen yaşlarda gelişen ve şüphelenildiğinde mutlaka bir uzmana başvurulması gereken ‘erken menopoz’ vardır ki kesinlikle tıbbı ve acil vakadır, dikkatinizi ister. 

Med-Index
Continue Reading

İLİŞKİLERİN TEMEL TAŞI SAĞLIKLI İLETİŞİM

İkili ilişkilerin kadın sağlığını önemli şekilde etkilediğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, bu konudaki önemli noktaları  anlattı.

Kadın erkek ilişkilerinde sürekli yeni noktalara dikkat çekilir. İkili ilişkilerde özellikle hastalarının sırdaşı gibi sürekli onların sorunlarını dinleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan, edindiği bilgileri Med-Index’e anlattı. 
Kadın Hastalıkları uzmanı olarak hastalarından gelen sorular hakkında ve cinsel hayatları ile ilgili danışmanlık hizmeti veren Erdoğan, ikili ilişkilerde özellikle yapılması gerekenler ile ilgili şunların anlattı: “İlişkimizde ‘ne durumdayız, bizden bir şey olur mu’ diye kafa yorduk. Neler yapılabileceğini, nelerden ümit kesmemiz gerektiğini ölçtük, biçtik. Size uzman tavsiyesi, ümidinizi kesmeyin. Sevdiğiniz adamdan ya da kadından ümidi kesmeniz için her şeyi yerli yerince yapmış olmanız ve buna rağmen ‘olduramamış’ olmanız gerekir. Peki ilişkiniz yolunda değilse yoluna sokmak, yolundaysa yolunda tutmak için neler yapmanız gerekir? 
İlişkinizin seyri 7 önemli anahtar ile şekillenir. Bunun dışında ilişki sizin o kapıyı açmayı ve her şey içerde kalmayı ne kadar istediğinizden geçiyor. Mutlu aşk vardır. 

“İletişimin Öneminin Farkında Olun”

Bir ilişkide temel olan iletişimdir. Ertelemeden söylemek, biriktirmeden aktarmak, paylaşmak, beklentileri usulünce iletmek, konuşmak, dinlemek, anlamaya çalışmak, hiç değilse buna çabaladığını hissettirmek. Her ne kadar klişe gibi geliyorsa da bu en gerçek ve büyük anahtar. Yatakta çok iyi anlaşıyor olabilirsiniz, birlikte harika zaman geçiriyor olabilirsiniz, maddi sıkıntılarınız olmayabilir ama iletişim eksikliğiniz varsa bir gün mutlaka patlak verecektir. Zemininiz daima iletişim olsun, sonrasını çorap söküğü gibi getirirsiniz. 

“Şefkati Eksik Etmeyin”

Kadın da erkek de ne kadar güçlü olursa olsun şefkate ihtiyaç duyar. Çünkü mutlaka zayıf anları vardır, ya da en güçlü anlarında dahi gerektiğinde şefkati kimde bulacağına bakar. Fark etmediğinde de bunu yapar, bilinçli olarak da. Küçücük temaslar, ben buradayım mesajları, sağlığına ilgi, minik jestler, sıcaklığın hissettirilmesi önemli. Hangi biçimde olacağını siz seçin ama şefkatinizi esirgemeyin. Bu aynı zamanda sizin kendinizi hatırlatma şeklinizdir.

“Seksin Gerekliliğini Atlamayın”

Cinsel hayatın ilişkilerin gidişatındaki rolünü kimse yadsıyamaz. Cinselliğin başladığı ilişkilerde sürdürülmesi şart. Cinsel ihmal maalesef bağları zayıflatıyor. İlişkide olduğunuz kişinin tenini unutmayın ve ona teninizi unutturmayın. ‘Ne de olsa artık benim’ diyerek daha az ilgi gösterdiğiniz partneriniz, gidip ‘başka kimler kendisinin olabilir’ diye bakmasın. Ayrıca pek çok ilişkide seks esnasında dertleşildiği ve konuşulduğu da bilinir. Fark etmeden birbirinize açıldığınız yerdir yatak odanız, salya sümük olmadan ve daha az sitem ederek. Çünkü birbirinizi en çok istediğiniz yerde daha ılımlı olmanız da mümkün olur. 

“Tartışmaktan Korkmayın”

Ertelenen her tartışma kavgaya dönüşüyor ve öylece ortaya çıkıyor. Çünkü duygularımızı beslemekte üstümüze yok. Hal böyleyse aşkı beslemek varken öfkeyi, kırgınlığı, kızgınlığı beslemenin anlamı yok. Onu en doğru biçimde ve zamanda ortaya dökelim, çözelim ki birikmesin ve taşmasın. Üstelik tartışmaların aşkı alevlendirdiği de daima söylenir. Korkmayın ve ertelemeyin. Yani her şekilde; İletişim şart!”

“İki Kişilik Dünyanızı Koruyun”

“Özellikle bizim toplumumuzda iki kişi evlenince aileler de evlenir” diyen Erdoğan, “Büyük aile olmayı da severiz, büyüklerimizin desteğini ve varlığını da önemseriz. Fakat tüm bu geniş alanda, iki kişilik dünyamızı korumayı bilmeliyiz. Çünkü özel zamanlarımız, kendimize saklamamız gereken anlarımız, bizi birbirimize bağlayan sırlarımız, iki kişilik özel bir hayatımız var. Buna fazla müdahale aramızdaki bağları yıpratabilir. Dengeleri korumak işte tam da bu nedenle bir ilişkinin en önemli noktalarından. Herkesin fikrini almak zorunda mıyız? Kimi ailelerde belki. Ama herkesin dediğini yapmak zorunda değiliz. Bu konuda kendimizi bilmeliyiz. İki kişi olduğunuzu ve dilediğinizde kendi kanınızla çoğalabileceğinizi unutmayın” dedi. 

“Geleceği Konuşmayı İhmal Etmeyin”

Anı yaşamak çok önemli ama siz yine de geleceğinizi ara ara ele alın diyen Erdoğan, “Birlikte hayal kurun, kurmaya teşvik edin. Bu sürekliliğinizi sağlamayı ve beklentilerinizi paylaşmayı da beraberinde getirecektir. Ortak hayaller sizi daha yakın kılacaktır. Hayalleriniz farklı mı, bunu da bilmeniz gerekecektir. Ya orta yol bulmada ya da kendi yolunuzu almada. Fakat ne olursa olsun geleceği konuşmak iyidir. 

“ Kendiniz Olun”

İlişkiler ister 3. gününde ister 33. yılında olsun küçük kırılmalarla büyük sarsıntılar geçirebilirler. Ve insanların uzaklaşmalarını en hızlı tetikleyen şeylerden biri de karşılarındaki kişinin tanıdıkları kişi olmadığını düşünmeleridir. Flört döneminde elbette karşımızdakini etkilemek için ya da henüz yeterince yakın olmadığımız için biraz daha şekilci davranışlarımız, dikkat ettiğimiz hususlar olabilir. Fakat kendimiz olmakta gecikmemeliyiz. Çünkü ancak o zaman gerçek olan isteklerimizi, hayallerimizi yansıtabiliriz” diye konuştu. 
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Continue Reading

İLK RAHİM NAKLİ BİLDİRİ OLARAK SUNULDU

Kadavradan rahim nakli ameliyatını gerçekleştiren ekip, 10’uncu Ulusal Jinekolojik ve Obstetrik Kongresi’nde ilk kez bilimsel bildiri olarak sunumlarını yaptı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münire Erman Akar, ”Bir yıl dolduktan sonra tüp bebek yöntemiyle gebelik oluşturulması planlanıyor” dedi
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde 8 Ağustos 2011 tarihinde dünyada ilk olarak kadavradan rahim nakli ameliyatını gerçekleştiren ekip, 10’uncu Ulusal Jinekolojik ve Obstetrik Kongresi’nde ilk kez bilimsel bildiri olarak sunumlarını yaptı. TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Akdeniz Ülkeleri Obstetrik ve Jinekoloji Derneği (FGOM) Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir ve kongrenin yurtdışından gelen katılımcıları Rafet Gazvani, Mourad Seif, James Walker’ın katıldığı toplantıda Prof. Dr. Münire Erman Akar ve Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından bilimsel bildiri olarak sunulan Derya Sert’e yapılan nakil, farklı ülkelerden uzmanlar tarafından tartışıldı.
“Umarız Gebelik de Gerçekleşir, Bebeğimizle Birlikte Sunum Yaparız”
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münire Erman Akar, rahim naklinin en büyük amacının, hastanın bebek sahibi olabilmesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akar şunları söyledi: “İlk sunumu yapmak, bilimsel açıdan tartışmak, eleştirileri dinlemek, bunlardan da belki öngörülere varmak bizim için çok değerli. Umarız gebelik de gerçekleşir, bebeğimizle birlikte sunum yaparız.”
“Hastamız, Şimdiye Kadar En Uzun Yaşamış Rahime Sahip”
Akar,sözlerini şunları söyledi: ”Rahim naklinde en büyük amaç hastanın bebek sahibi olması. Hastamız bebek sahibi oluncaya kadar biz kendimizi başarılı olarak görmüyoruz. Ama hastamız, şimdiye kadar en uzun yaşamış rahime sahip. Daha önceki 2002’de sunulan canlıdan rahim nakli ancak 99 gün yaşayabilmişti. Bizim hastamıza yaptığımız naklin üzerinden 270 gün geçti, 9’uncu ayımız doldu. Şimdiye kadar ters giden bir şey olmadı. Hedefimiz bebeği elimize almak.”
Bir soru üzerine Akar, nakil öncesi hastadan alınan yumurta ile eşinden alınan spermin birleştirilmesiyle oluşturulan embriyonun dondurulduğunu belirterek, ”Bir yıl dolduktan sonra tüp bebek yöntemiyle gebelik oluşturulması planlanıyor” dedi.
“Dondurulan Embriyo İle Gebelik Oluşmasını İstiyoruz”
Dünyada kadavradan ilk rahim naklinin gerçekleştirildiği 21 yaşındaki Derya Sert’in ilk adetinin 20’nci gününde gördüğünü ve 2011’in Ekim ayından itibaren her ay düzenli adet görmeye devam ettiğini dile getiren Akar,”Hastamız normal adet görüyor. Hastanın normal bir cinsel yaşamı var ve buna üçüncü aydan sonra izin verdik Emriyo kalitesi de gerçekten iyi durumda. Embriyo çözülürken bir problem yaşanabilir ama bunun yaşanmaması için tedbirler aldık. Dondurulan embriyo ile gebelik oluşmasını istiyoruz. Bununla gebelik gerçekleşmese de hastanın mevcut yumurtalarıyla tüp bebek uygulanabilir. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanması hasta için bir risk olmakla birlikte, böbrek ve karaciğer nakli olan hastalara göre daha az riski bulunuyor. Bu hastamızda embriyo dondurduğumuz için avantajımız daha yüksek. 1993’den beri organ nakli yapılan hastalarda bildirilen gebelikler var” dedi.
“Menopoza Girmiş Olan Hastalar Şu An İçin Nakil Adayı Olamazlar”
Rahim nakli adaylarının sadece rahmi doğuştan olmayan hastalar olmadığını vurgulayan Akar, trafik kazası veya doğum sırasında kanama nedeniyle bazı hastaların rahim nakli adayı olabileceğinin kaydetti. Rahim naklinin en fazla 45 yaş için önerildiği ama yumurtalık rezervi iyi olmayan bir hastada asla nakil düşünmediğini belirten Akar,”Kendi yumurtalık rezervinin gebeliğe izin vermesi gerekiyor. Menopoza girmiş olan hastalar şu an için nakil adayı olamazlar. Yasalar buna izin vermiyor” diye konuştu.
“Nakledilen Rahim Doğumdan Sonra Alınacak”
Bir soru üzerine Akar, nakledilen rahmin doğumdan sonra alınacağını belirterek şunları söyledi: “Rahim nakli hayat kalitesini artıran bir nakil. Yaşamı devam ettirecek bir nakil değil. Rahmin görevini tamamladıktan sonra alınması gerekiyor. Bizim de hastaya önerimiz doğumdan sonra rahmin alınması. Belki bir gebeliğe daha izin verilir mi, bütün bu sorular zamanla cevaplanacak.”
“Hastanın Doğumunu Sezaryenle Planlıyoruz”
Hastanın normal yollardan gebe kalmasının mümkün olmadığının belirten Akar, “nakil hastasının dış gebelik riskine karşı tüpleri bağlandı. Cerrahi nedenlerle rahmi alınan hastalarda tüplerin bırakılmasının düşünülebilir. Ancak dış gebelik riskinin akılda tutulması gerekiyor. Bu hastalarda erken doğum yaşanabiliyor. Hastamızı riske atmak istemiyoruz. Hastanın doğumunu sezaryenle planlıyoruz” dedi.
“Rahim Nakli Talebiyle Yapılan Başvurular İnanılmaz Boyutta”
Dünyada kadavradan rahim nakli ameliyatının gerçekleştirildiği ilk hasta olan Derya Sert’in haftalık olarak kan kontrolünü yaptıklarını söyleyen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, aylık olarak biopsilerin yapıldığını kaydetti. Rahim nakli talebiyle yapılan başvuruların inanılmaz boyutta olduğunu dile getiren Özkan şunları söyledi: “Mevzuat olmadığı için resmi rakam veremeyiz ama inanılmaz. Bize yapılan başvuralar resmi olmayan, kişisel başvuralar. Hangi ülkelerden, nerelerden geldiklerine inanamazsınız.”
”Şimdi Dünya Türkiye’yi Takip Ediyor”
TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil ise, dünyada kadavradan yapılan ilk rahim naklinin çok başarılı olduğunu belirterek, dernek olarak vakayı inceleyeceklerini söyledi. Gebelik oluşması halinde bunun tıp tarihine geçeceğini belirten İtil, “Biz böyle şeyleri daha önce dünyadan takip ederdik, şimdi dünya Türkiye’yi takip ediyor” dedi. Sunulan bildiriyle damarların bağlanması ve diğer konularda bilgi sahibi olduklarını anlatan İtil, dernek olarak merkeze her türlü katkıyı vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Hekimin Malpraktis Korkusu”
Toplantıda Türkiye’deki sezaryen oranlarının yüksekliğine dikkati çeken İtil, sezaryen oranlarının tüm dünyada artış gösterdiğini ve 2009 OECD raporunda, OECD ülkeleri arasında ortalama oranın yüzde 25.7 olduğunu söyledi. Dünyada yüksek sezaryen oranlarının nedenlerinin araştırıldığını ifade eden İtil, “En önemli nedenler olarak, hekimin malpraktis korkusu, hastalarda normal doğumun riskli olduğu yönündeki inanç, ilk doğumunu yapacak olan annelerin görece olarak ileri yaşlarda olması, doğum korkusu, anne isteği gibi nedenler sayılmaktadır. Sezaryen oranlarını düşürmek için en iyi yöntemlerin, normal doğum ve sezaryen nedenlerinin klinikler bazında analizi, bilgilerin değerlendirilmesi, malpraktisle ilgili hekimi de gözeten düzenlemeler, ebe doğumlarının artırılması, doğum odalarının bireyselleştirilmesi ve hasta mahremiyetine özen gösterilmesi, ağrısız doğumun yaygınlaştırılması ve gebelerin eğitimi ve toplumu bilinçlendirme kampanyalarıdır” dedi.
Türkiye’de dünyaya benzer şekilde sezaryen oranlarında artış olduğunu hatırlatan İtil, “Bugün yüzde 45’ler civarında sezaryen oranlarından bahsediliyor. Nedenler de dünyada öne sürülen nedenlerle benzerlik gösteriyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı ile ortak bir aksiyon planı hazırlandı. Planın uygulanmasıyla ilgili özellikle toplum bilinçlendirilmesi, gebe eğitimi, malpraktis (Tıpta yanlış, özensiz, kötü tedavi) ile ilgili düzenlemeler, ağrısız doğumun yaygınlaştırılması konularında ilerlemelerin sağlanması gerekiyor, çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.
“Kadın Doğum Hekimliğinde Diğer Branşlara Göre Daha Fazla Soruşturma Açılmaktadır”
Hekimlerin en çok korktuğu davaların başında malpraktis geldiğine değinen İtil, “Kadın doğum hekimliğinde diğer branşlara göre daha fazla soruşturma açılmaktadır. 2 bin 407 kadın doğum hekiminin katıldığı bir ankette, doktorların yüzde 322’si malpraktis nedeniyle soruşturmaya uğradığını belirtmektedir. Yapılan çalışmalarda dava sonucunda kadın doğum hekiminin doğum nedeniyle ödediği tazminatlar diğer branşların çok üzerindedir. Hekimlerin yüzde 45’i malpraktis korkusunun sezaryen oranlarını artıran en önemli faktör olduğunu belirtmişlerdir. Kadın doğum hekimleri, doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen gelişmeler nedeniyle bile cezalandırılabildiği çetin bir ortamda çalışmalarını sürdürüyor” açıklamasını yaptı.
“Türkiye’de 1990’dan 2008’e Kadar Anne Ölüm Hızı 100 Binde 68’den 23’lere Gerilemiş Durumda”
TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir de kongrenin içeriği ve anne ölümleri hakkında bilgi verdi. Anne ölümlerinin dünyada hala önemli bir sorun olduğunu aktaran Demir, “Öyle ki 100 bin doğumdan 260’ı anne ölümüyle sonuçlanıyor. Bu yüzden Dünya Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 2012 Uluslararası Uzman Eğitim Programı’nın ana konusu da anne ölümleri. Gelişmemiş ülkelerde yılda 100 bin doğumdan 580’i, gelişmiş ülkelerde 15’i, Türkiye’de ise 23’ü anne ölümüyle son buluyor. Türkiye’de 1990’dan 2008’e kadar anne ölüm hızı 100 binde 68’den 23’lere gerilemiş durumda” diye konuştu.
Kongreye katılan ve basın toplantısında konuşan Royal College of Gynaecology üyeleri Rafet Gazvanı, Mourad Seıf, James Walker de başarılı sunumlar yapıldığının kaydetti.
Walker, anne sağlığı ve anne hayatının daha iyi yönde geliştirilmesi için çalışmalar yaptıklarını belirterek, TJOD ile de ortak bir çalışma içerisinde yer alacaklarını ifade etti.
Continue Reading

ANKARA TIP KADIN DOĞUM YENİLENDİ



Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının, birçok birimi yenilendi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının Doğum Katı tamamen yenilendi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Binası girişinde düzenlenen törene Üniversite Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç ve Fakülteden çok sayıda öğretim üyesi katıldı.



Merkezi Havalandırma Sistemi Kuruldu

Yenilenen Doğum Katı ile ilgili olarak bilgiler veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç, katın tamamının yenilenerek hizmete açıldığını söyledi. Prof. Dr. Aytaç şunları kaydetti: “Yenilenen “Doğum Katında”, hasta odaları, doğum salonları, ameliyathaneler, yüksek riskli gebelerin takip ve tedavisinin yapıldığı ünite (perinatoloji), yeni doğan canlandırma ünitesi ve diğer tüm çalışma alanları yenilendi. Ayrıca Merkezi havalandırma sistemi kuruldu.”

Yenileme çalışmaları ile eskiye oranla hizmet kalitesinin de yükseleceğini belirten Prof. Dr. Aytaç, “Teknik donanım ve tıbbi ekipman açısından en üst seviyeye ulaşılacak. Toplam iş hacminin eskiye nazaran birkaç kat artmasını bekliyoruz. Bu da daha çok hastaya modern koşullarda hizmet sunulması anlamına geliyor” dedi.



Zemin ve Duvarlar Özel Bir Antibakteriyel Madde ile Kaplandı

Yapılan bu yenileme çalışmaları kapsamında Doğum Katındaki tüm hasta odalarının yenilendiğini belirten Prof. Dr. Aytaç, “Doğum katındaki ameliyathane de günümüz koşullarında son teknoloji ile yapılandırıldı. Ameliyathenenin zemin ve duvarları çok özel bir antibakteriyel malzemeyle kaplandı. Bu malzeme Ankara’da sayılı hastanelerde kullanılıyor” diye konuştu.

Continue Reading

“PROTEİNLERİ YOK EDEN RNA’LAR”

Endometriozis hastalığında tercih edilen en yeni tedavi yöntemleri hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi veren Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Emre Seli, “Endometrial dokunun yok edilmesi için immün sistem çalışırken ters etki yapıyor. Endometrial dokunun büyümesini önlemek için bu proteinleri yok eden RNA’lar bulmaya çalışıyoruz. Hayvan deneylerinde bunu başardık” dedi.

Endometriozis, kadınların rahim içi dokusunun karın boşluğuna yerleşmesi ile oluşuyor. Yale Üniversitesi’nde yaptığı başarılı çalışmalarla adından söz ettiren Doç. Dr. Emre Seli, Türk doktorlarının, endometriozis hastalığının anlaşılmasında çok büyük katkıları olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Seli, bu hastalığın mutlak tanısının ancak cerrahi yöntemlerle alınan örneklerin laboratuarda analizi ile konulabileceğini kaydetti. Endometriozisin en önemli iki klinik bulgusunun infertilite ve pelvik ağrı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Seli, hastanın endometriozisin klinik bulgularının tedavisinde kullanılabilecek çok yöntem olduğunu ve hastaya göre tedavi seçilmesi gerektiğini vurguladı.

1929 yılından bu yana endometriozisin meydana gelişinde en önemli sebep, adet sırasında endometrium adı verilen rahim içi dokunun tüplerden karın boşluğuna geçerek oraya yerleşmesi olarak açıklanıyor. Üreme çağındaki kadınlara tedavi seçenekleri arasında en etkin olanı GnRH benzeri ilaçlar geçici ve suni menopoz olduğu açıklanıyor. Diğer bazı hormonal yaklaşımlar gibi, GnRH’ler rahim içi dokusunun büyümesi azaltıyor ve adet ile ilgili kanamayı da azaltarak endometriozisin büyümesini engelliyor. Buna ek olarak, endometriozis de bu ilaçlar alındığı sürece geriliyor.
Kombine Oral Kontraseptifler Endometrial Dokuyu Suprese Ediyor

Hormonal yaklaşımların bu konudaki etkinliğinin kesinlik kazandığını dile getiren Doç. Dr. Seli, “Kadınların rahim dokusu ve östrojen, progesterona cevaben büyüdüğü için kadınların bu hormonları yapmasını önleyen yaklaşımlar ağrıyı azaltıyor. Bunları yapabilmek için aralıksız oral kontraseptifleri hastanın alması fayda sağlıyor. Kombine oral kontraseptiflerin duraksamadan kullanılmasında hem östrojen hem progesteron olduğu için progesteron etkisiyle endometrial doku suprese edilip ağrının azaldığı gösterildi. Hapların içerisindeki progesteron verilmesiyle endometrial kanser riski de azalmış oluyor” dedi.

Progesteron İçeren Rahim İçi Araçlar

Progesteron içeren rahim içi araçlarında tedavi seçeneklerinden biri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Seli, “Rahim içi dokunun büyümesini önlemek, o dokunun endometriozis yapmasını önlemeye yardımcı oluyor. Rahim içi araç “T” şeklinde olup, yerleştirildikten sonra 5 yıl ve daha uzun bir süre etkili oluyor. Bu durum rahim içi dokunun atrofiye uğramasına sebep oluyor. Kanama azalıyor hatta durabiliyor. Hem kanama azaldığı için rahimden, rahim dışına doku geçişi azalıyor ve buna paralel olarak ağrı da azalıyor. Özellikle Türk kadınları için çok iyi bir seçenek. Çünkü Türkiye’de cinsel yol ile bulaşan hastalıklar Avrupa ve Amerika’ya göre daha az görülüyor. Amerika’da çok partnerli kadınlarda rahim içinde araç varken enfeksiyon kapması çok sakıncalı oluyor; aynı durum tek partnerli bir bayan için çok daha nadir oluyor. Lokal ve yan etkisinin az olması, Türkiye’de tercih edilebilmesini arttırıyor. Amerika’da ve Avrupa’da endometriozis için spesifik kullanımı yeni başladı” diye konuştu.


GnRH Agonisti Suni Menapoza Sokan En Güçlü İlaç

3-6 aylığına kadınları suni menopoza sokan bir iğne olan GnRH agonistlerinin suni menopoza sokan en güçlü ilaç olduğunu belirten Doç. Dr. Seli şunları söyledi: “Bu ilaç tamamen hormon üretimini durduruyor ve endometriozis geriliyor. İlaç çok efektif olmasına rağmen 6 aydan fazla kullanılması halinde kadınlarda kemik erimesi görülebiliyor. Ancak ağrı eşiği çok yüksek olup hastanın dayanamayacağı noktaya geldiğinde veriyoruz. 6 ay sonra atak devresi ve seyir devresinde yanında östrojen ve progesteron hormon başlıyoruz.

Tedavi Kişiye Özel Seçilmeli

Tedavi seçenekleri karşılaştırıldığında bu derece sert bir ilaca gerek yok. Sürekli kullanılan doğum kontrol hapları veya rahim içi araçlar aynı derece etkili, bir bayan aşırı ağrıyla ve endometriozisli geldiğinde bu üç yaklaşım kabul edilebilir. Üçüncü yaklaşımın biraz daha fazla yan etkisi var. Tedaviyi seçerken hastaya göre davranılması gerekiyor. Hastanın isteklerine, sosyal statüsü ve cinsel hayatına göre karar veriliyor.
Endometriozis hastalarında infertilite olabiliyor. İnfertilitesi olanlarda karın boşluğundaki hastalık odaklarının kaldırılması ile ağrı azaltılabiliyor. Cerrahi sonrasında da bu üç tedavi yöntemden bir seçiliyor. Ancak genelde en sık en kolay olanı yani doğum kontrol hapları tercih ediliyor.”

Proteinleri Yok Eden RNA’lar için Hayvan Deneyleri Yapıldı

Endometriozis ile ilgili yeni araştırmaları hakkında Doç. Dr. Seli şu bilgileri verdi: “İmmün sistemin asıl görevi korumaktır. Endometrium dediğimiz rahim içi dokusu karın boşluğuna gelince hastanın kendi immun hücreleri endometriuma saldırıyor ve ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu esnada immun hücreler bir takım maddeler salgılıyor. Salgılanan maddelerin amacı yeni akyuvarlar ve lökositleri yardıma çağırmak. Ne yazık ki bu durum endometriozis hastalığını yok edeceğine besliyor ve büyümesine yol açıyor. Endometrial doku kültür ortamında büyütüldüğünde ve salgılanan maddeleri eklediğinizde daha hızlı büyüme gözleniyor.

“Mutant Hücre Yaratılıyor”

Hücrelerde gen ekspresyonu yapılırken DNA’dan RNA’lar, sonra da RNA’lardan da proteinler üretiliyor. Bizim grubumuz, endometriozise sebep olan proteinlerin sentezlenmesini sağlayan RNA’lari hedef alan ve yıkımlarını sağlayan proteinleri kontrol ederek hastalığa alternatif bir tedavi getirmeyi amaçlıyor. Teoriyi ispatlamak için endometrium dokusunun içerisinde hedef RNA ve proteinlerin az veya çok üretmesini sağlayan genetik değişimler yapıyoruz. Lenti virüsler kültürdeki rahim dokusunun DNA’sına entegre olup bizim istediğimiz durumu endometrial dokuda yapıyor. Mutant hücre yaratılıyor. Bu yöntemlerle endometrial dokunun immun hücre ve molekülleri nasıl etkilediği başarıyla araştırıldı. Bir takım moleküllerin ki bunlar sitokinler ve büyüme faktörleri azaltılması başarıldı.”
Continue Reading
1 2 3 5