“İLK KEZ KONGREDE ROBOTİK CERRAHİ KURSU VERİLDİ”

9. Türk-Alman Jinekoloji Kongresi’nde ilk kez robotik cerrahi kursu yapıldı . Robotik cerrahiyi başlatanlardan ABD Stanford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Camran Nezhat, robotik cerrahinin kullanımı ile ilgili görüşlerini paylaştı.

Antalya Belek’te Türk-Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) tarafından 4-8 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen 9. Türk-Alman Jinekoloji Kongresi yapıldı. Kongrede düzenlenen basın toplantısında konuşan TAJEV Başkanı Prof. Dr. Cihat Ünlü, TAJEV’in 18 yıldır Türkiye’nin en büyük jinekolojik kongreleri düzenlediğini söyledi. Prof. Dr. Ünlü, “Kongre kapsamında 6 kurs yapıldı, 3 günde 20 farklı ülkeden 50’ye yakın yabancı bilim adamı ile 145 Türk bilim adamı sunum yaptı. Kongreyi bin 500 doktor izledi. Kongre kapsamında Türkiye’de ilk kez yapılan robotik cerrahi kursuydu” dedi.

“Türkiye’de bu ameliyatı yapabilen 14 robot var”
Robotik cerrahinin günümüzde giderek uygulaması artan bir yöntem olduğu ve bu yöntemle pek çok ameliyat yapılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Ünlü, “Türkiye’de bu ameliyatı yapabilen 14 robot var. Pek çok hastanede robot eşliğinde ameliyat yapılabiliyor. Yapılamaz denilen birçok operasyon laparoskopik olarak uygulanmaya başlandı. Basit over kistleriyle başlayan spektrum, en zor kanser ameliyatlarına kadar genişledi. Bu gelişim sıralamasında artık sıra robotik cerrahiye mi geldi? İster bir kabus, ister bir vizyon olarak görülsün, bu sorunun cevabı nettir. Evet, robotik cerrahi bu evrimdeki gelinen son noktadır. Bundan sonraki basamak ikinci ve üçüncü jenerasyon robotların geliştirilmesi ve belki de insan kontrolü olmadan operasyon yapabilen robotların üretilmesi olacak. Robotik sistemde cerrah iki elini kullanır ve operasyonu en doğala yakın yapar, ayrıca sistemde tremor filtrasyonu sayesinde titreşimler enstrümana gönderilmeden elenir. Sadece enstrümana istenilen motor hareket sıfır titreşimle yaptırılır. Cerraha çok iyi ergonomik koşullar sağlayan robotik sistem 3 boyutlu görüntü ile operasyonun kalitesini arttırır” diye konuştu.

Or-Ready İnsiyatifi İle Yanlış Ameliyata Son
Kongrede ‘Or Ready’ ‘Ameliyathane Hazır mı?’ inisiyatifinin de görüşüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Ünlü şunları kaydetti: “Or Ready ameliyathane güvenliğini en üst seviyeye çıkaran bir proje. Dünyada yılda 250 milyon ameliyat yapılıyor ve bu ameliyatların yüzde 2 ya da 3’ü yanlış ameliyat. 6 milyon hastaya yanlış ameliyat yapılıyor. Ameliyathane Hazır – ‘OR READY’ İnsiyatifi, ameliyat öncesi alınması gereken önlemleri üç adımda tasarlamışlar ve eğer bu adımlar eksiksiz uygulanırsa hata oranlarının yüzde 40 azalacağını ve ameliyat sırasındaki ölümlerin ise yüzde 50 azalacağını hesaplamışlardır. Bu amaçla tüm ameliyathanesi olan hastanelerin üye olabilecekleri bir web sitesi hazırlanmış, burada tecrübelerin planlanmasının yanı sıra ‘ısınma’, ‘kontrol listesi’ ve ‘son kontrol’ olarak özetlenebilecek üç adımın 6 yılda tüm dünyada yaygınlaştırılması amaçlanmıştır.”

Robotik Cerrahinin Geleceği
Telerobotiğin gelişmesi ile odalar arası ve hatta ülkeler arası operasyon yapma sıklığının artacağını dile getiren Prof. Dr. Ünlü, “İletişim teknolojisindeki gelişmeler ve hızlı veri aktarımı sayesinde tele-robotik sistem ile ülkelerarası operasyon yapma, telementoring denilen uzaktan operasyonun sevk ve idaresini mümkün hale getirebilecek. Robotik cerrahi emeklemeye başladı. Laparoskopinin evrimi ile kıyaslandığında sistem daha başlangıç aşamasında. Gelişmeler bu hızla giderse 5-10 yıl sonra sistem daha ucuz, daha kullanışlı ve ulaşılabilir hale gelecek” diye konuştu.

“Pilotun Check List’i gibi Cerrah Operasyona Başlamadan Ameliyathaneyi Kontrol Etmeli”
Kongrenin Onursal Başkanı ABD Stanford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Camran Nezhat da, ‘Or Ready’ inisiyatifini “Nasıl bir uçakta pilotun check list’i vardır aynı şekilde cerrah operasyona başlamak önce tüm ameliyathaneyi kontrol edilmelidir. Örneğin güvenlik soruları vardır. Hastanın adı, hangi tarafının ameliyat edileceği sözel olarak söylemeli. ABD’de mesela birçok insanın adı Bob Smith ve bir hastanede bu isimde birçok hasta olduğunu düşünün. Or ready yanlışlığı önleyecek bir insiyatif. Mesela ameliyatta bir kanama başladı. Bu durumda kanamayı durduracak aletin çalışmaması kabul edilebilecek bir şey değildir. Her şey ameliyat öncesi kontrol edilmeli ve sonra ameliyata başlamalı. Uçak havalanmaya hazır komutunu verilmesi gibi” sözleriyle açıkladı.

Robotik Cerrahide Büyük Kesiler Yok
Dünyada tüm akademik merkezlerde majör kesikler olmadan ameliyat yapılmasının daha iyi bir yöntem olduğunu söylen Prof. Dr. Nezhat, “Kadın, erkek ve çocuklar için büyük kesilerdense çok ufak deliklerden girilerek ameliyat edilmesi çok daha iyi bir durum. Dünyada yüzde 70 abdominal ameliyatlar büyük kesilerle yapılıyor. ABD’de hala majör abdominal kesilerle ameliyat yapılıyor. Biz 20 yıldan daha fazla süre önce erkeklerde barsak kanseri ve kadınlarda farklı hastalıklarda küçük delikler açarak ameliyat yapmayı başardık. Ameliyatların büyük çoğunluğu açık ameliyat olarak yapılıyor ve bunun nedeni, bu yöntemi uygulayacak doktor sayısının azlığı ve yeterince teknik geliştirilmemesi. Videolar, robotlar bu yönde geliştirilmiş bazı enstrümanlar” şeklinde konuştu.

“Bana Robot Dokunmasın Siz Yapın Ameliyatımı”
ABD’de çoğu zaman hastaların kendisine geldiğinde “Bana robot dokunmasın siz yapın ameliyatımı” dediğini anlatan Prof. Dr. Nezhat, şunları söyledi: “Bu genel yanlış bir algılama. Ameliyatı yapan robot değil. Bu computer yardımlı bir cerrahi. Bu aslında iki boyutlu ekrandan çalışamayan cerrahlara üç boyutlu ortamda ellerini kullanarak hastanın karnı açıkgözleri ile görüyor gibi ameliyat yapması. Ayrıca bazı cerrahların elleri titriyor ve robot cerrahi kolaylık sağlıyor. Önümüzdeki 20 yıl ameliyatı yapan robotlar olmayacak. Cerrahlar yapacak. Ama ilerde robotlar cerrahların yerini alabilir”

Ulusal Kordon Kanı Bankası Oluşmalı
Prof. Dr. Ünlü, kordon kanının çok kıymetli olduğunu hatırlatarak, “TAJEV olarak diyoruz ki, devlete ait bir kordon kanı bankası olsun. Ve hastalığı olanlarda kullanılabilsin. İşte kordon kanı bankacılığında olması gereken nokta budur. Bunun bir ticari araç olarak değil, Ulusal Kordon Kanı Bankası oluşmalı” dedi.

“Doğum Sonrası Çöpten Toplanan Plasenta Çok Değerli”
Türk Alman Jinekoloji Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Kubilay Ertan da, doğum sonrası çöpte toplanan plasentanın çok değerli olduğunu, Almanya’da da kordon kanı bankası ile ilgili çalışmaların devam ettiğini belirtti. Doç.Dr. Ertan ayrıca Almanya’da 43 robotik merkez bulunduğunu kaydederek, pek çok hastanede robotik cerrahi kullanma yaklaşımı olmadığını söyledi.

“Sağlık Bakanlığı’nın Kordon Kanı Bankası ile İlgili Ciddi Bir Çalışması Var”
TAJEV Yönetim Kurulu Üyesi Operatör Dr. Şenol Kalyoncu ise Sağlık Bakanlığı’nın kordon kanı bankası ile ilgili ciddi bir çalışması bulunduğunu, proje aşamasında olan çalışmaya göre, doğan her bebeğin kordon kanının ailenin izni ile alınacağını bildirdi.

Continue Reading

”CERRAHİDEN SONRA HASTALARIN EN AZ YÜZDE 3’ÜNDE ENFEKSİYON GÖRÜLÜYOR”

Sağlık hizmetinin sunumunda kalite ile ilişkili temel sorunlar bulunduğunu söyleyen Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) Prof. Dr. Cansun Demir, bunların ilaçların aşırı, eksik ya da yanlış kullanımı şeklinde olabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Demir, “En iyi hastanelerde bile her yüz hastanın 6,7’sinde ciddi sonuçları olan ya da potansiyel ciddi sorunlara yol açabilecek ilaç hataları görülmektedir” dedi.

ABD’de yaklaşık her yıl 750 bin cerrahi alan enfeksiyonu olduğu ve yılda 10 bin kişinin bu nedenle yaşamını yitirdiğini belirten bilim adamları, cerrahi branşlarda yüzde 38 oranında en sık hastane enfeksiyonlarının görüldüğüne dikkat çekiyor. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) Prof. Dr. Cansun Demir, 9.Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne yaptığı açıklamada, kaliteli sağlık hizmetinin çok önemli olduğunu ve cerrahi alan enfeksiyonlarının hayati önem taşıdığını kaydetti. Prof. Dr. Demir, cerrahi operasyonlardan sonra ortalama yüzde 3 oranında cerrahi enfeksiyon görüldüğünü dile getirerek, bu enfeksiyonların tedaviyi güçleştirdiğini, maliyeti artırdığını ve yaşamı tehdit ettiğini vurguladı.

“Yan Etkilerin Önemli Bir Kısmı Tıbbi Hatalara Bağlı Gelişiyor”
Tüm hastane yatışlarının en az yüzde 3’ünde bir yan etki görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Demir, ”Cerrahi bir girişimden sonra hastaların en az yüzde 3’ünde bir cerrahi alan enfeksiyonu görülmektedir. Tıbbi uygulamalarda yan etkide, altta yatan hastalık değil, tıbbi tedavinin hastada yol açtığı zarardır. Yan etkilerin önemli bir kısmı tıbbi hatalara bağlı gelişiyor. Bu tür tıbbi hatalar önceden bilinen tedbirlerle önlenebilir. Tıbbi hatalar içinde ilaç kullanımı ve enfeksiyonlar yer alıyor” dedi.

”Kalite Tıbbi Sonuçlar, Hasta Ve Yakınları İle Toplumun Deneyimi, Etkililik ve Verimlilik Şeklinde Üç Açıdan Ele Alınmalı”
Tıbbi hataların önlenebilmesinde sağlıkta kalite standardının çok önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, sağlıkta kalite ile hastanın tam ya da önemli derecede iyileşmesinin hedeflendiğini söyledi. ”Ağrının giderilmesi gibi hedeflenen sonuçların elde etme olasılığında artma, hasta ve yakınlarının kaygılarına ‘insanca yaklaşım’ ile yanıt verilmesi ve harcanan paranın gerçek karşılığını elde etmesi sağlıkta kalitenin göstergesidir” diyen Prof. Dr. Demir, kalitenin tıbbi sonuçlar, hasta ve yakınları ile toplumun deneyimi, etkililik ve verimlilik şeklinde üç açıdan ele alınması gerektiğini vurguladı.

”En İyi Hastanelerde Bile Her Yüz Hastanın 6.7’sinde İlaç Hataları Görülmektedir”
Sağlık hizmetinin sunumunda kalite ile ilişkili temel sorunlar bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir, bunların ilaçların aşırı, eksik ya da yanlış kullanımı şeklinde olabildiğini dile getirdi. Prof. Dr. Demir, ”En iyi hastanelerde bile her yüz hastanın 6.7’sinde ciddi sonuçları olan ya da potansiyel ciddi sorunlara yol açabilecek ilaç hataları görülmektedir. Tıbbi hatalar sistemin kalitesi ya da kalitesizliğinin doğrudan bir göstergesi niteliğindedir. Bu nedenle, konunun üzerine eğilinmesi, önce ölçülüp sonra da azaltılması için yöntem geliştirilmesi ve uygulanması gerekiyor. Ancak unutulmamalı ki insanların hatasız çalışması mümkün değildir” şeklinde konuştu.

“Branşlarda Yüzde 38 Oranında En Sık Hastane Enfeksiyonlarının Görüldüğüne”
Cerrahi alan enfeksiyonlarının cilt, cilt altı dokusunu kapsayan yüzeysel alanlar, daha derindeki alanlar ve karın içi, rahim gibi tüm organ ve boşluklarda gelişen enfeksiyonlar diye sıralandığını kaydeden Prof. Dr. Demir, ”ABD’de yaklaşık her yıl 750 bin cerrahi alan enfeksiyonu olduğunun ve cerrahi alan enfeksiyonlarına bağlı yılda 10 bin kişinin yaşamını yitirdiğinin belirtildiğini” dile getirdi.

“Maliyeti Yaklaşık 2-3 Bin Dolar Yükseltiyor”
Cerrahi branşlarda yüzde 38 oranında en sık hastane enfeksiyonlarının görüldüğüne dikkati çeken Prof. Dr. Demir, ”Enfeksiyonlar, hastanın yaşamını tehdit ediyor, hastanede kalış süresini 7-10 gün uzatıyor. Maliyeti yaklaşık 2-3 bin dolar yükseltiyor. Yara iyileşmesinde gecikmeye ve ağrıya yol açıyor. Kötü görünümlü ve fonksiyonel bozukluğa neden olabiliyor” dedi.
Prof. Dr. Demir, bakteriyel kontaminasyonun azaltılabilmesi için doğru ilaç kullanımı, el hijyeni, kep-maske ve eldiven kullanımına özen gösterilmesi, cildin temizliği, steril alanın korunması ve antibakteriyel ürünler kullanılması gibi tedbirler alınabileceğini sözlerine ekledi.

Continue Reading

DOĞAL BOŞLUKLARDAN KESİSİZ AMELİYATLAR BAŞLADI

Yeni Avrupa Cerrahi Akademisi tarafından ”Gelecekte tüm operasyonların karın açılarak değil, vücudun doğal boşluklarından girilerek yapılacağını” bildirildiğini dile getiren Prof. Dr. Cihat Ünlü, ”Doğal boşluk cerrahisiyle karında hiç iz ve yara olmadan vajina içinden karın boşluğuna girerek, yumurtalık kistleri ve miyomlar alınabilecek” diye konuştu.

Günümüzde sezaryen dışında hemen hemen tüm jinekolojik operasyonlar, kapalı ameliyat tekniği ile yapılabilirken ve gerektiğinde açık cerrahi uygulanırken, gelecekte tüm operasyonlar karın açılarak değil, vücudun doğal boşluklarından girilerek yapılabilecek. Türk-Alman Jinekoloji Derneği Başkanı (TAJEV) Prof. Dr. Cihat Ünlü, Antalya’da düzenlenen 9. Türk Alman Jinekoloji Kongresi’nde yaptığı açıklamada, ameliyatların açık cerrahiden ziyade minimal kesi yapılarak uygulanmasının hasta için çok avantajlı olduğunu söyledi. Tıpta bu tür ameliyatların yapılabilmesi için teknik yöntemlerin araştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Ünlü, uygulama alanlarının belirlenmesi gerektiğini dile getirdi. Hekimlerin bu alanda uzmanlaşması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünlü, ”doğal boşluk cerrahisinin” uygulamalarda çok önemli olduğunu kaydetti.

“Gelecekte Tüm Operasyonlar Doğal Boşluklarından Yapılacak”
Yeni Avrupa Cerrahi Akademisi (New European Surgical Academy NESA) Başkanı Prof. Dr. Michael Stark’ın ”gelecekte tüm operasyonların karın açılarak değil, vücudun doğal boşluklarından girilerek yapılacağını” bildirdiğini dile getiren Prof. Dr. Ünlü, ”Doğal boşluk cerrahisiyle karında hiç iz ve yara olmadan vajina içinden karın boşluğuna girerek, yumurtalık kistleri ve miyomlar alınabilecek” dedi.

”Doğal Boşluk Cerrahisi, 21. Yüzyılda Çığır Açacak”
Bir operasyonun başarısında ”cerrahi kesinin” önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ünlü şunları kaydetti: “Cerrah, vücudun derin bir bölgesindeki küçücük bir noktaya müdahale etmek için çok büyük bir kesi yapmak veya müdahale edilecek organa ulaşmak amacıyla birçok gereksiz tabaka veya dokuyu yaralamak zorunda kalmaktadır. Uzun zamandır açık cerrahi müdahaleler yapan cerrahlar bu problemi her gün yaşamış, bir yandan da cerrahi yaralanmayı azaltacak, daha az doku ve organı yaralayarak hedefe ulaştıracak girişim modellerini denemişlerdir. Doğal boşluk cerrahisi, 21. yüzyılda tıbbi açıdan çığır açacaktır.”

“Ağız Boşluğundan Girilerek Tiroid Operasyonları Yapılmaya Başlandı”
NESA’ın Türkiye’de ve birçok Avrupa ülkesinde eş zamanlı olarak başlattığı bu proje kapsamında, jinekoloji dahil birçok ameliyatın yapılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ünlü, ”Örneğin, miyom ameliyatları vajenden girilerek yapılabilirken, ağız boşluğundan girilerek tiroid operasyonları ya da yine vajen boşluğundan girilerek apandist ve safra kesesi ameliyatları yapılmaya başlandı” diye konuştu.

“Teknik Hekim Açısından Diğer Yöntemlere Göre Daha Zor”
Günümüzde sezaryen dışında artık hemen hemen tüm jinekolojik operasyonların kapalı ameliyat tekniği olan laparoskopik yöntemle yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Ünlü, doğal boşluk cerrahisinin hastaya çok önemli estetik avantaj sağladığını vurguladı. Prof. Dr. Ünlü, ”Doğal boşluk cerrahisi ile yapılan uygulamalarda kesi olmadığından vücutta iz kalmıyor, enfeksiyon riski ortadan kalkıyor. Bu operasyonların yapılabilmesi için hekimin rahat çalışabilmesini sağlamak amacıyla çok özel eğilip bükülebilen aletler geliştirildi. Teknik hekim açısından diğer yöntemlere göre daha zor. Ancak hastaya üstün bir konfor sağlıyor” şeklinde konuştu.

Continue Reading

ÇEVRESEL TERATOJENLERİN FETUSA ETKİSİ TARTIŞILDI

Türkiye Metarnal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği tarafından düzenlenen Çevresel Teratojenlerin Fetusa Etkileri konulu toplantıda hekimlerin bilmedikleri birçok konu hakkında bilgi verilerek, hastalarını yanlış yönlendiren doktorların yaptığı hatalar üzerinde duruldu.

Türkiye Metarnal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği tarafından düzenlenen Çevresel Teratojenlerin Fetusa Etkileri konulu toplantı, Ankara Atatürk eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans salonunda yapıldı. Teknolojinin hızla geliştiğini ancak bunun insan sağlığına, özelliklede fetus üzerindeki etkisi konusunda çok fazla bilgi sahibi olunmadığını söylen Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Şefi Prof. Dr. Filiz Avşar, hekimler olarak bu konuda birçok soruyla karşılaştıklarını dile getirdi. Teknolojinin hızla ilerlemesine bağlı olarak çok fazla imkan doğduğunu belirten Prof. Dr. Avşar, “Teknolojileri kullanıyoruz ama beraberinde bir sürü bilinmeyenle de karşı karşıya kalıyoruz. Gebelerin günlük hayatta yediğimiz içtiğimiz besinler, kullandığımız teknolojik aletler ile ilgili sordukları çok çeşitli sorular var. Bizlerin bu soruları cevaplarken kendilerine her zaman çok net bilgiler verebilmemiz mümkün olamaya biliyor. Çünkü teknoloji sürekli olarak değiştikçe, henüz vakıf olamadığımız bu bilgilerle ilgili sorularla karşılaşıyoruz. Bilim o kadar genişledi ki bizim elde ettiğimiz bilgiler, sadece kendi branşımızın alt dallarıyla ilgili. Ancak bunların yansılamaları nelerdir bunları bilmiyoruz” dedi.

Çevresel Teratojenlerin Fetusa Etkileri konulu toplantı da hekimlerinde tereddüt ettiği konular ele alındığını kaydeden Prof. Dr. Avşar şunları söyledi: “Anne karnındaki bebek bir sürü madde ile karşı karşıya kalıyor. Bu maddeler ya annenin yediği içtiği besinler ya kullandığı kozmetikler, saç boyaları ya da etrafındaki teknolojik aletlerin yaydığı radyasyon ancak kaynaklarda bu konuyla ilgili çok detaylı bilgiler düzenli, derli toplu olarak yok. Dolayısıyla bilim adamlarımızı biz buraya çağırdık ki, hastalarımızı bize sorduğu ama bizim net cevap veremediğimiz sorulara biraz daha net cevaplar verelim. Onları aydınlatabilelim. Eğer korumamız gereken bir şeyler varsa hastalarımızı bunlardan koruyalım istedik. Söz ettiğim bu nedenleri göz önünde bulundurarak toplantı programımızda farklı konuları bir araya getirdik. Toplantımız bu farklı konuların bir araya getirildiği, ilk toplantı özelliğini taşıdığını düşünüyoruz.”

Hekim, Hasta ve Üretici Köprüsü İyi Kurulmalı
Hekimlerin verdiği bilgilerin hastalar ve toplum içerisinde çok hızlı bir şekilde yayıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Avşar, “Hastalar ve bu işin ticaretini yapanlar bilinçlendirilmeli, çünkü biri üretici diğeri tüketici durumunda önemli bir rol üstleniyor. Çünkü siz neyi talep ederseniz, üretici de o doğrultuda hareket etmek zorunluluğu hissedecektir. Dolayısıyla toplantının bir ayağı hekim vasıtasıyla hastaya, hasta vasıtasıyla üreticiye ya da satıcıya gidecek bir mesaj olacak. Saçların boyanmaması, katkılı gıdaların kullanılmaması, plastik kaptan yoğurt yenmemesi gibi talepler bizim zaman içerisinde piyasadaki durumu düzeltmemize de yardımcı olacaktır” dedi.

“Hamilelerde Civalı Dolgu Maddedi Kullanılmamalı!”
Civanın diş dolgusunda amalgam olarak kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Avşar, “Yeni teknolojiler oldukça pahalı olduğu için civa tercih ediliyor. Civa arsenikten sonra en tehlikeli zehirdir. Civanın diş dolgusunda kullanılması zararlı olduğu, mümkün olduğunca kaçınılması gerektiği, diş gıcırdatan gebelerin bundan daha çok etkileneceği gebelik sırasında amalgamlı diş dolgusunun yapılmaması gerektiği belirtildi. Civanın diğer bir bulunduğu alan özellikle deniz diplerinde birikmiş olan atıklar. Bunlar çok fazla miktarda ve deniz kirliliği balıklar vasıtasıyla da tarafımızdan vücudumuza alınıyor. Buradanda en fazla etkilenecek olanlar da hızlı bir şekilde hücre bölünmesine sahip olan ve plasentanın da hızlı geçirgenliği dolayısıyla bebekler. Mümkün olduğunca dip balıklarının değil, yüzey balıklarının yenmesi gerektiği konusunda bilinçlenmenin olması gerektiği belirtildi” dedi.

“Hekim Hastanın Her İstediğinde Ultrason Çekmemeli”
Ultrason uygulamasının gerekmediği sürece uygulanmaması gerektiğini vurgulayarak, hekimleri bu konuda hastalarını bilinçlendirmeye çağıran Prof. Dr. Avşar, “Ultrason hasta her geldiğinde, ‘bebeğimi görmeye geldim’ dediğinde yapılmaması gereken bir işlem olduğunu, o işlemin sadece endikasyon varsa hekim tarafından gerekli gördüğünde yapılması gerektiğinin mesajının verilmiş olması son derece önemli. Doktorlar eğer burada fikir birliği içerisinde, aynı görüş içerisinde hareket ederler ve bunu da hastaya yansıtırlarsa bunun arkası zaten bilinçlenme olarak bize dönecektir” diye konuştu.

“Perinatal Tıp Çalışma Grubunun Düzenlediği Bu Toplantı Türkiye’de ilk kez yapıldı”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi, Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve toplantı düzenleme kurulu sözcüsü Doç. Dr. Aydan Biri ise, açıklamasında Metarnal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği sorumlulukları gereği hekimleri, gebeleri bilgilendirmesi, ülke çapında politikalar üretmesi gereken bir misyonu üstlendiğini ifade ederek, “Derneğin bünyesindeki guruplarından bir tanesi olan Perinatal Tıp Çalışma Grubu bu toplantıyı düzenledi ve gerçekten böyle bir toplantı Türkiye’de ilk kez planlanmış oldu. Toplantının içeriği itibariyle de hem hekimlere hem de doğrudan gebelere hitap edebilecek bir formatta hazırlandı. Toplantıda hekimler, konunun otoritesinden bilinmezleri ve henüz cevabı olmayan konuları duyma fırsatı buldu. Bizde kendi kendimize bazı şeyleri ortaya koymaya çalıştık. Kullandığımız gıdalarla ilgili, kozmetiklerle ilgili, kullanılan ve çevremizde sürekli maruz kaldığımız elektromanyetik alanların etkileri konusunda ne biliyoruz. Hekimlerinde bunu birbirinden, alanında profesyonel insanlardan öğrenmeye ihtiyaçları var. Çünkü hastalarımızdan her gün bunlarla ilgili birçok soruyla karşılaşıyoruz. Aslında henüz cevabı bilinmeyen çok sayıda konunun olduğu bir alanda uğraşıyoruz. Türkiye’de hekimi kontrol eden korkunç bir güç var. Bunların en başında da hastalar geliyor. Kaynağın neresi olduğu bilinmeden hata devam ediyor” dedi.

“Önce Hekimlerin Farkındalığı Artmalı”
Toplantının gerçekleştirilmesinde amacın biraz daha farkındalık yaratmak olduğunu sözlerine ekleyen Doç. Dr. Biri, “Bunu da başardığını düşünüyoruz. Bu toplantının bu konuda gerçekleştirilecek başka toplantılara da örnek olacağını umuyoruz. Öncelikli olarak hekim arkadaşlarımızın bu konularda bilinçlenmesi, bir farkındalık içerisinde olmaları çok önemli. Ancak bu tek başına yeterli değil. Çünkü bu tür toplantılar ancak belirli sayıda hekime ulaşabiliyor. Hekimler her zaman aynı dili koşuyor olmayabiliyor. Bilgi kaynakları, ilgi alanı ve yerler aynı olmayabiliyor. Onun için önce onların farkındalığının artması ve bu sayede hastalarını yönlendirmeleri önemli. Tabi topluma daha geniş kapsamlı olarak ulaşabilmek için basının da ilgisinin konuya çekilmesi ve doğru bilgiler sunmasını sağlamak ta büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.

Hamilelik ve Sonrasında Saç Boyanmaması Konusunda Hastalarınızı Uyarın
Toplantıda saç boyamasının gebelik başlamadan bir ay öncesinden emzirmenin sonuna kadar gerektiği üzerinde durulduğunu ileten Doç. Dr. Biri, “Bu keyfi bir durum ister organik olsun, ister olmasın içerisindeki maddelerin fetüse etkilerinin kesin bilinmediği bakımından kullanılması uygun değil” dedi.

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda Uyuşturucu-Narkotikler, Kurşun zehirlenmesi, Civa zehirlenmeleri- diş dolguları, Saç boyaları, Kozmetikler, Endüstriyel kirlilik, Elektro manyetik alanlar-cep telefonları- bilgisayarlar, Hormonlu gıdalar, Hipervitaminoz ve tedavi amaçlı kullanılan ilaç dışı organik maddelerin teratojenik etkileri, Pestisitler ve teratojonite, Alkol- enerji içecekleri ve daha birçok konu ele alındı.

Continue Reading

“İLK DEFA KÖK HÜCREDEN OOSİT ÜRETİLDİ”

ABD Harvard Üniversitesi’nde Prof. Dr. Jonathon Tilly ve ekibi tarafından dünya tarihinde ilk kez kök hücreden insan oositi (yumurta hücresi) üretildi. Çalışmaların hayvanlarda 3-4 yıldan fazla süredir yapıldığını belirten New York Medical College Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, yakında klinik araştırma aşamasına geçileceğini kaydetti.

Birçok hastalığın tedavi için yıllardır yürütülen kök hücre çalışmaları, yumurtalık sorunlarına bağlı kısırlıkta da hastalar için umut ışığı oldu. ABD’de Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jonathon Tilly ve ekibi tarafından dünya tarihinde ilk kez kök hücreden insan oositi (yumurta hücresi) üretildi. Prof. Dr. Tilly ve New York Medical College Kısırlık Tedavisi ve Üreme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay ile birlikte, yakında klinik araştırma aşamasına başlanacak.
Konuya ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Oktay, bir yıl düzenli cinsel ilişki sonrasında çocuk sahibi olamama durumunun “kısırlık” olarak tanımlandığını kaydederek, kısırlığın hem kadından hem de erkekten kaynaklanan sorunlara bağlı ortaya çıkabildiğini söyledi. Prof. Dr. Oktay, tüplerde tıkanıklık, yumurtlama sorunları, düşük rezerv, rahimde problemler, endometriosis, bilinmeyen ya da yaşlanmaya bağlı nedenlerin kısırlığa yol açabildiğini anlattı. Kısırlık tedavisi için yıllardır çok çeşitli bilimsel çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Oktay, kök hücre çalışmaları ile sorunun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyledi.

“Çalışmalar Hayvanlarda 3-4 Yıldan Fazla Süredir Yapılıyor”
Yumurta rezervi olmayan ya da yumurtalıkları alınmış kadınlar için kök hücre ile oosit elde edilmesine yönelik çalışmaların hayvanlarda 3-4 yıldan fazla süredir yapıldığını belirten Prof. Dr. Oktay, son bir yıl içinde de insan dokusunda çalışmaların yürütüldüğünü kaydetti. ABD’de Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jonathon Tilly ve ekibi tarafından dünyada ilk defa kök hücreden oosit üretimi yapıldığını belirten Prof. Dr. Oktay, “Bunu, orta vadede, kısırlık sorunu olanlara müjde şeklinde yorumlayabiliriz. Tabii ki bu, klinik çalışmalarda çıkacak sonuçlara bağlı” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Oktay, araştırmanın laboratuvar kısmının Prof. Dr. John Tilly tarafından Harvard Üniversitesi’nde yönetildiğini, klinik kısmının ise kendisi tarafından yapıldığını söyledi. Tilly ile birlikte araştırmanın tüm aşamalarından birlikte çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Oktay, kök hücreden insan oositi üretilmesine ilişkin klinik çalışmaların yakında başlayacağını ifade etti.

Kök Hücreden Oosite Dönüşüm Nasıl Oluyor?
Kök hücreden insan oositi elde edilmesindeki aşamaları Prof. Dr. Oktay şöyle anlattı: “İlk olarak laparoskopik ya da robotik cerrahi ile yumurtadan parçalar alınıyor. Laboratuvarda alınan dokudan kök hücreler izole ediliyor ve kültür ortamında çoğaltılıyor. Bu aşamadan sonra, söz konusu araştırma kapsamında, şu an ayrıntıları açıklanamayacak bir takım özel yöntemler uygulanıyor. Araştırma, tedavi amaçlı klinik araştırmalarda kullanılıyor.”

Uygulama, Şu Anda 35 Yaşın Altında Erken Menopoza Girmiş Vakalarla
İlk aşamada, denemelerin yumurta rezervi veya kalitesi düşük genç hastalara yapılacağını belirten Prof. Dr. Oktay, “Uygulama, şu anda 35 yaşın altında erken menopoza girmiş vakalarla ve erken menopoza girmiş vakalarda yaşı 45’in altında oosit üretebilen, fakat kalite düşüklüğüne bağlı gebelik elde edilemeyenlere gerçekleştirilecek. Uygulama 35 yaşın üstünde menopoza girmiş, genelde 45 yaşın üstünde her iki yumurtalığı çıkarılmış hastalarda çalışma kriterlerinin sağlanamayacağına” dedi.

“Yöntem Klinik Olarak Verimli Olursa, Çare Yok Denilen Düşük Rezerv ve Erken Menopoza Çözüm Olacak”
Yöntemin klinik çalışmalarından başarılı sonuçlar elde edilmesiyle birçok kişinin çocuk sahibi olabileceğini belirten Prof. Dr. Oktay, “Eğer yöntem klinik olarak verimli olursa, bugüne kadar çare yok denilen düşük rezerv ve erken menopoza çözüm olacak. Yeni yaklaşım özel araştırma protokolleri altında özenle yapılmalı. Uzun vadeli risklerin ne olduğu henüz bilinmiyor” diye konuştu.

Continue Reading

TÜP BEBEK İLE 5 MİLYON ÜZERİNDE ÇİFT ÇOCUK SAHİBİ OLDU

Nobel Ödüllü bilim insanı Dr. Edwards’ın kurucusu olduğu ESHRE derneğinin yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Gürgan: “Tüp bebek yönteminin mucidi olan Dr. Edwards olmasaydı, beş milyonun üzerinde çift tüp bebek ve benzeri yöntemlerle çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşayamayacaktı” dedi.

Avrupa İnsan Üremesi ve Embiryoloji Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, ”Tüp bebek yönteminin mucidi olan ve 2010 Nobel Tıp Ödülü’nü alan Dr. Robert Edwards olmasaydı, beş milyonun üzerinde çift, tüp bebek ve benzeri yöntemlerle çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşayamayacaktı” dedi.

2012 ESHRE İstanbul Kongresi Başkanlığı görevini de yürüten Prof. Dr. Gürgan, ”tüp bebek (IVF)” teknolojisinin mucidi olan İngiliz bilim insanı 85 yaşındaki Robert Edwards’ın 2010 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmesi ile ilgili olarak değerlendirmede bulundu. Derneğin üreme biyologu Edwards’ın Nobel Ödülü almasından büyük onur ve memnuniyet duyduklarını belirterek, ”Robert Edwards’ı bu ödül için ESHRE aday göstermişti” dedi.

Edwards’ın, ESHRE’nin kurucusu ve üyesi olduğunu anımsatan Prof. Dr. Gürgan, şunları söyledi: “Değerli bilim insanı Edwards, derneğinin 1985 tarihinde ilk başkanı olarak görev yaptı. 1986’da dernek, onun organizasyonunda ve editörlüğünde günümüzde insan üremesi, kısırlık, tüp bebek teknikleri, hormon bozuklukları, menopoz gibi konularla ilgili olarak lider konuda yayın yapan ‘Human Reproduction ‘adlı dergiyi yayınlamaya başladı. Edwards, bu görevini aralıksız 15 yıl sürdürdü. Edwards hayatını, insan üremesi ile ilgili bilinmeyen konuların aydınlatılmasına adadı. Araştırmacılara ve bilim adamlarına yol gösterdi. Bilimin özgürlüğü, tarafsızlığı ve milliyetsizliğine inandı. Bilimin sadece insanlığın faydasına olması gerektiğini vurguladı. Son yıllarda kök hücrelerin geliştirilmesi, çeşitli hastalıklarda kullanılmasının sağlanması üzerinde çalışmalarını sürdürüyordu. Önemli sağlık sorunlarından dolayı maalesef bu değerli bilim insanı, şu anda yaşam savaşını kazanmaya çalışıyor.”

“O Olmasaydı, Beş Milyonun Üzerinde Çift Çocuk Sahibi Olamayacaktı”
Bilim insanı Edwards sayesinde üreme bilimde 30 yıl içinde önemli gelişmeler elde edildiğini belirten Prof. Dr. Gürgan, ”O olmasaydı, beş milyonun üzerinde çift tüp bebek ve benzeri yöntemlerle çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşayamayacak ve bilime önemli katkı sağlayan ESHRE belki de olmayacaktı” diye konuştu.
Dünyada şu anda çocuk sahibi olunması konusunda insanlara yardım eden bilim insanları, tüp bebek merkezleri ve çalışanlarının, Dr. Edwards’ın büyük katkıda bulunduğu ESHRE ve onun bilimsel aktivitelerinden, yayınlarından faydalandığını vurgulayan Prof. Dr. Gürgan, ”Bugün, ESHRE’nin büyük mutluluk duyduğu ve onurlandığı bir gündür. Dr. Edwards’ın kişiliğinde insan üremesi konusunda çalışan, hizmet veren sayısız bilim adamı, doktor ve sağlık çalışanı insanlık için yaptıkları hizmetin karşılığını almışlardır. Milyonlarca aileye getirdikleri mutluluğu bugün çabalarına karşılık aldıkları ödülle yaşamaktadırlar” dedi.

“Türkiye’de de 35 Binin Üzerinde Uygulama Yapıldı”
Türk bilim insanları olarak kendilerinin de bu mutluluğu paylaştıklarını dile getireren Prof. Dr. Gürgan, Türkiye’de binin üzerinde meslektaşlarının 112 tüp bebek merkezinde kısırlık sorunu ile karşı karşıya olan aileye 35 binin üzerinde uygulama yaptığını ve binlerce aileyi hayallerine kavuşturduğunu söyledi. Sağlık Bakanlığının desteği ve organizasyonunda, ESHRE gibi bilimsel derneklerin destek ve katkılarıyla, Türkiye’nin de gerek uygulamalardaki başarılarla gerekse de dünya tıbbına katkıda bulunan araştırmalarla bilim dünyasında hak ettiği yeri aldığını söyleyen Prof. Dr. Gürgan, 2012 ESHRE Kongresi’nin İstanbul’a yapılması kararının da bunun bir göstergesi olduğunu bildirdi.

Gürgan, ” Biz, organizasyonda yer alacak meslektaşlarımla birlikte biz de Avrupa cemiyeti olan ESHRE’yi Orta Doğu ve Uzakdoğu’daki meslektaşlarımıza da açacağız. Kıtalararası köprü konumunda olan ülkemizde Dr. Edwards’ın ‘bilimin milliyeti yoktur/Bilim, sadece insanlığın faydası içindir’ ilkesine uygun olarak dünyanın her tarafında 10 binin üzerinde bilim adamını, bilimin ilerlemesine katkıda bulunmak üzere İstanbul’da toplayacağız” açıklamasında bulundu.

Derneğin Yönetim Kurulunda İlk Kez Bir Türk Hekim Yer Alıyor
ESHRE’nin üreme biliminde ve tıbbında dünyada lider profesyonel dernekleri arasında yer aldığını kaydeden Prof. Dr. Gürgan, derneğin dünya genelinde yaklaşık 6 bin üyesi bulunduğunu söyledi. Derneğin, her yıl ortalama 8 bin dolayında katılımcı ile Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yüksek prestije sahip yıllık toplantılar yaptığını anlatan Prof. Dr. Gürgan, şöyle devam etti: ”Bir Avrupa kuruluşu olan derneğin yüzü aşkın Türk üyesi bulunmaktadır. Derneğin 25 yıllık tarihinde ilk kez bir Türk, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır. Ben, 2007 yılında yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ve bu görevi halen sürdürmekteyim. Bu yıl Türkiye adına önemli bir gelişme yaşanmış ve 7 şehrin aday olduğu ESHRE’nin 27. Kongresinin İstanbul’da yapılmasına karar verildi. Kongreye, yaklaşık 10 binin üzerinde katılımcı bekleniyor. Kongrede, ülkemizdeki birçok kongre ve toplantıya katılan, dersler veren ve bilim adamlarımıza büyük destek olan Robert Edwards’ın adına özel toplantı yapılacak ve kendisi onurlandırılacak.”

Continue Reading

8. ULUSAL JİNEKOLOJİ VE OBSTETRİK KONGRESİ’NDE GÖRKEMLİ AÇILIŞ

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi açılış töreninde konuşan TJOD Başkanı İsmail Mete İtil: “Dün de bugün de yarın da aynı umut ve güvenle bir arada olacağız” dedi.

TJOD 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi, büyük bir törenle açılışını kutladı. Mesleki ve sosyal konuların gündeme getirildiği bir ortamda yapılan açılış töreninde, EBCOG Başkanı Peter Hornnes ve Prof. Dr. İlber Ortaylı konuşma yaptı.

Prof. Dr. İtil: “Yapılanlar kamu yararına değil”
TJOD Başkanı Prof. Dr. Mete İtil, açılış töreninde yaptığı konuşmada son dönemde sağlık sistemine yönelik düzenlemeleri özetledi ve “Yapılanlar kamu yararına değil” dedi. Prof. Dr. İtil, sağlık sisteminde özel sektör payının çok büyüdüğünü ve SGK kapsamındaki sağlık harcamalarının yıllık 25 milyar TL’ye yükseldiğini kaydetti. Sağlık sistemi içinde çıkarılan tam gün yasasının popülist bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İtil, TBMM gündeminde bulunan kamu hastane birlikleri sistemi getirilmesine yönelik kanun tasarısının da gelecek dönemde hastanelerin özelleştirilmesine yol açabilecek bir yapıyı bünyesinde barındırdığına dikkat çekerek, “TJOD, bu sağlık politikalarına karşı olduğunu, tam günün ne hekimlere ne de halka yararı olmadığını kuşkuya yer bırakmadan söylemiş ve Türkiye’deki tüm uzmanlık derneklerine liderlik yapmıştır” dedi.

“2002 Yılında Yüzde 21 Olan Sezaryen Oranı, 2009’da Yüzde 28’e Yükselme Nedenleri Sorgulanmalı”
Türkiye’deki sezaryen sorununa da değinen Prof. Dr. İtil, 2002 yılında yüzde 21 olan sezaryen oranının büyük bir artış kaydederek 2009’da yüzde 28’e yükselmesinin nedenlerinin sorgulanmasını istedi. Prof. Dr. İtil, “Değişen tek şey sağlık politikalarıdır. Performans sistemi adıyla güvencesiz ve belirsiz bir ücret anlayışı meslek etiği ve hasta güvenliğini tehdit eder boyuta gelmiştir. Bizler, kadın doğum hekimleriyiz, bizler yeni bir hayatın başlangıcına, gecenin en karanlığından umudun doğuşuna tanıklık eden, en zorlu disiplinlerin yoğurduğu insanlarız” diye konuştu.

Prof. Dr. Cansun Demir: “Kriz ortamında büyük ilgi gördük”
TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir ise konuşmasında, bütün branşların ana kongrelerinde yüzde 50’ye varan katılım azalması olurken, 2 bin kişiyle TJOD’un kongresine bir önceki yılla aynı seviyede katılım sağlandığını vurguladı. “Biz dedikodu değil iş üretiyoruz” diyen Prof. Dr. Demir, kongre kapsamında 4 salonda 68 oturumun, 23’ü yabancı 330 bilim insanı tarafından sunuş yapılacağını kaydederek, ilk kez kongre kapsamında uzmanların buluşması niteliğinde toplantı düzenlendiğini anlattı. Kongrede, TJOD’un artık gelenekselleşen ve bugüne kadar 29 hekimin yararlandığı yurtdışı eğitim burslarını kazananlara verileceğini hatırlatan Prof. Dr. Demir, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzman ve asistanları için bilgi yarışmasının da düzenlendiğini bildirdi.

EBCOG Başkanı Peter Hornnes’ten övgü: “Türkiye varlığını görünür hale getirdi”
EBCOG Başkanı Peter Hornnes ise konuşmasında TJOD’un kaydettiği ilerlemenin kendisini etkilediğini vurgulayarak, çok sayıda bilim insanı ile çalışmaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. Türkiye’nin jinekoloji dünyasında ve EBCOG içinde kendi varlığını güçlü biçimde hissettirdiğine dikkat çeken Hornnes, EBCOG bünyesindeki akreditasyon çalışmaları çerçevesinde Türkiye’ye yaptıkları ziyaretlerin büyük oranda başarı sağladığını, bundan da büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Hornnes, kongrenin başarılı bir şekilde organize edildiğini kaydederek, TJOD’u tebrik etti.

İlber Ortaylı Büyüledi
Açılış töreninde kısa bir konferans veren Prof. Dr. İlber Ortaylı ise konuşmasında, Türkiye’de hekimler sayesinde kadınların sağlıklı ortamda doğum yapmasının sağlandığını ve anne ve bebeklerin sağlıklarının korunabildiğini kaydererek, “Bu meslek grubuna asılsız yakıştırmalarda bulunmak en büyük kötülüktür” dedi.
Hekimlerin çok zor bir görevi yerine getirerek, tek beklentilerinin emeklerinin takdir edilmesi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ortaylı, hekimlerin sanıldığının aksine Türkiye’de en fazla kazanan meslek grupları içinde bulunmadığını vurguladı. Prof. Dr. Ortaylı, Türkiye’de askerliğin gelişmiş olması nedeniyle, tıbbın her dönem büyük önem taşıdığını ve gelişmiş düzeyde uygulandığını kaydederek, gelecek dönemlerde de aynı olgunun süreceğini anlattı.

Stand Alanına Endüstriden Yoğun İlgi
Kongre kapsamında yer verilen stand alanına yoğun ilgi de dikkat çekti. Toplam 105 firma stand açarak ürünlerini ve hizmetlerini tanıtırken, ekonomik krize rağmen ilaç endüstrisinden 51 firmanın bunlar arasında yer alması dikkat çekti. Kongre katılımcıları, oturum aralarında firmaların standlarına ilgi gösterdiler.

TJOD Ödüllü Büyük Yarışması
TJOD tarafından düzenlenen Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin Ödüllü Büyük Yarışması sahiplerini buldu. HPV ve HPV aşılaması hakkındaki öneriler başlıklı yarışmada; birinciye Atalanta’da Nezhat Histeroskopi, Laproskopi, Robotik Cerrahiye Giriş Kursu, ikinciye Toronto’da yapılacak ICS and IUGA Dünya Ürojinekoloji Kongresi katılımı, üçüncüye Londra The Royal Collage of England Laparoskopik Cerrahi Kursu, dördüncü ve beşinciye Prag’da Uluslararası Jinekoloji Kanser Derneği Kongresi katılımı, altıncı, yedinci ve sekizinciye 2011’de yapılacak TJOD 9. Ulusal kongresine katılım ödülü verildi. Yarışmanın dokuzuncu ve onuncusu ise TJOD tarafından kitap ile ödüllendirildi.

TJOD 2010 yarışmasının sonuçları şöyle:
1-Dr. Sadullah Özkan Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi
2-Dr. Esra Özen Can Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi
3-Dr. Bülent Kahraman 25. Yıl Doğumevi
4-Dr. Işın Üreyen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
5-Dr. Yılmaz Seyyah Hatay, Samandağ
6-Dr. Birol Durukan İstanbul Göztepe Eğitim Hastanesi
7-Dr. Önder Koç Abanz İzzet Baysal Tıp Fakültesi
8-Dr. Erdem Başkent Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi
9-Dr. Yusuf Taner Kayador Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi
10-Dr. Sezcan Mümüşoğlu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Sunay Akın Gösteri Yaptı
Oyuncak müzesi, şairliği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen bağlantılarla ortaya koyduğu hikayeleriyle, günümüzün “çağdaş meddahı” olarak nitelenebilecek Sunay Akın, TJOD 8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi kapsamında bir gösteri yaptı. TJOD üyelerinin keyifle seyrettiği Sunay Akın, Bernard Shaw’ın öyküsüyle sözlerine başladı. Sunay Akın, üniversitede okuduğu bölümün son iki mezununun kendisi ve arkadaşı olduğunu belirterek, “Türkiye’nin son buzul topografyası uzmanına bakıyorsunuz. Mamut görmek gibi bir şey. Bir yanda mamut, bir yanda Sunay Akın” dedi.

Continue Reading

TJOD, BİLİRKİŞİ KURSU İLE HEKİMLERİ AYDINLATTI

TJOD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmail Dölen, ilk kez düzenlenen Bilirkişi Kursunu Sağlık Dergisi’ne anlattı.

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne konuşan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmail Dölen, ilk kez düzenlenen ve 17-18 Nisan günlerinde Ankara’da gerçekleşen bilirkişi kursunun başarıyla tamamlandığını, sonbahardan itibaren başka illerde düzenlenmesi için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

“Yanlış Kararlar Çıktığı Zaman Hekimler Defansif Tıbba Yöneliyorlar”
Kursun amacını; adaletin gerçekleşmesi, yargının vereceği kararların doğru olmasını sağlamak olarak özetleyen Doç. Dr. Dölen, yanlış kararların hekimlerin davranışlarını etkilediğini kaydederek, “Yanlış kararlar çıktığı zaman hekimler defansif tıbba yöneliyorlar, hastayla karşılaştığında önce kendisini düşünmeye başlıyor. Mahkemeler hekimleri haksız yere suçlarlarsa, ceza verirlerse, hekimlerin davranışları ve mesleki uygulamaları değişiyor. Bizim amacımız bu kursla, bilirkişilerin hekimlerle ilgili kararlarını bilimin gerçeklerine uygun olarak vermeleri ve bunlara dayanarak ortaya çıkan mahkeme kararlarında hekimleri incitmemeleri. Bir insan suçluysa cezasına razı olur ama hiçbir suçu olmayan insana ceza verirseniz, binlerce liralık tazminat davası açarsanız, kırılırlar, şevkleri kalmaz” dedi.

“Komplikasyon Hekimlerle İlgili Davalarda Çok Kullanılıyor”
“Komplikasyonlar hekimlere yönelik davalarda dikkat çekici bir konu, hukuken durum nedir” sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Dölen şunları söyledi: “Komplikasyon hekimlerle ilgili davalarda çok kullanılıyor. Hekimler olarak, belirli bir sayıda ameliyat yapılıyorsa, bir-ikisinde hastanın zarar görmesi olağandır diye bakılıyor. Ancak, hukuken durum böyle değil. Hukuken, ‘eğer bir hekim sorumlu olduğu hastada bir zararın ortaya çıkmasına neden oluyorsa o zaman hekim tazmin etmek zorundadır’ bakışı geçerli. Hukuken, hastada zarar ortaya çıkmışsa, hekimin kusurlu olmadığının ispatlanması gerekiyor. Hekimin, bilimin güncel gereklerine göre davranmış olması, gereken tüm dikkat ve özeni göstermesi, tedbirleri almış olması gerekiyor. Buna rağmen ortaya bir zarar çıkarsa hekimin kusuru yoktur. Eğer, hekim acele etmişse, tedbirleri gözden kaçırmışsa kusurludur, zararını karşılamalıdır deniliyor. Dolayısıyla bu bir komplikasyondur, benim kusurum yok demenin hukuken anlamı yok. Hukuken anlamlı olması için ‘ben doğru doktorluk yapmama rağmen zarar oluşmuştur’ denilmesi gerekir. Acele, özensiz, dikkatsiz işlem yapmışsınız, hakim size ceza verir.”

“TJOD Öncülük Etti”
Bilirkişi Kursunu 2009 Kasım ayında TJOD Yönetim Kurulunda kararlaştırdıklarını kaydeden Doç. Dr. Dölen, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay Üyeleri, Yargıtay’ın 4. ve 9. Ceza, 4. ve 12. Hukuk Dairelerinden üyeler ve Tetkik Hakimlerinin kursta görev aldığını bunun yanında Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültelerinden öğretim üyeleri, bilirkişilik yapan kadın doğum uzmanları ve avukatların da kursa katkı verdiğini bildirdi.

“Kursa Katılanlar Uyuşmazlıklarda Mahkemelerimize De Yardımcı Olacaklar”
Doç. Dr. Dölen, katılımcıların 15 yılın üzerindeki kıdemli uzmanlar ile öğretim üyelerinden oluştuğunu, ortaya çıkan sonucun çok değerli olduğunu kaydederek, “Bu arkadaşlarımız önümüzdeki yıllarda tıbbi konulardaki uyuşmazlıklarda mahkemelerimize de yardımcı olacaklar. Sonuçta ortaya çıkan kararlar halk yararına olacaktır diye düşünüyorum” dedi.
Kursun, 114 kişinin katılımıyla başladığını, ardından iki grup halinde interaktif bir ortamda devam ettiğini belirten Doç. Dr. Dölen, TJOD’un dışarıdan katılımcıların ev sahipliğini yaptığını, kurs kitabının önceden hazırlandığını, kurs sırasındaki konuşmaların görüntülerinin ise CD olarak katılımcılara gönderilmesi yanında Yargıtay Üyeleri ile Tetkik Hakimlerinin konuşmalarının TJOD internet sitesinde yayınlanarak herkesin yararlanmasına açık hale getirileceğini bildirdi.

Continue Reading

GEBELERDE ÜÇLÜ TEST VE SONUÇLARI

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. İnci Davas: “Down sendromu olan bebeklerin yüzde 85’i üçlü test ve ultrasonografide tespit edilebilir” dedi.

8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde Sağlık Dergisi’ne konuşan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. İnci Davas, genel olarak üçlü test ile Down Sendromlu olan bebeklerin yüzde 60, üçlü test ve ultrasonografi ile anomali taramasında ise yüzde 85’inin yakalanabildiğini söyledi. Gebelerde üçlü tarama testinin duyarlılığı ve değerlendirme kriterlerini değerlendiren Op. Dr. Davas, gebeliğin 15. ve 22. hafta aralarında yapılabildiğini hatırlattı.

“Üçlü Test Gebelerde: AFP, b-hCG ve Unkonjuge Astradiol Ölçümlerine Dayanır”
Üçlü testin gebelerde, anne kanında Alfa Fetoprotein (AFP), b-hCG ve unkonjuge Astradiol ölçümlerine dayanarak yapılan bir risk hesaplaması olduğunu belirten Op. Dr. Davas, üçlü testin duyarlılığı hesaplarında yüzde 5’e kadar hatalı pozitif olasılığı bulunduğunu da kaydetti. Op. Dr. Davas, “Bu oranlar anne yaşı ile direkt olarak ilgilidir. Otuz beş yaşın altındaki kadınlarda hatalı pozitif oranı yüzde 4 iken, Down sendromunu yakalama oranı yüzde 50 civarındadır. Beklenen doğum tarihinde 35 yaşın üzerinde olan anne adaylarında ise yakalama oranı yüzde80 iken hatalı pozitif oranı yüzde 25’lere kadar çıkmaktadır. Bu sayılar kesin değerler olmayıp farklı çalışmalarda değişik sonuçlar bildirilmiştir Down sendromu için kabul edilen sınır 1:280’dir. Riskin daha yüksek çıkması durumunda örneğin, 1:100 ya da 1:40 ileri tetkik olan amniyosentez önerilir” değerlendirmesinde bulundu.

Üçlü Testin Değerlendirilmesi:

Down sendromu için kabul edilen sınır 1:280’dir. Riskin daha yüksek çıkması durumunda (örneğin 1:100 ya da 1:40) ileri tetkik olan amniyosentez önerilir.

Continue Reading

YOĞUN FİZİKSEL AKTİVİTE ÖSTROJENİ AZALTIYOR MU?

Yoğun fiziksel aktivitetenin kadın üreme sistemi üzerine olumsuz etkilerinin olduğunu kaydeden Celal Bayar Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faik Mümtaz Koyuncu, yoğun egzersiz, hipotalamusun yumurtalıkların çalışmasını düzenleyen GnRH pulsatil salınımında bozukluğa yol açtığını belirtti.

Son yıllarda kadınların fiziksel aktivitelerinde gözle görülür hızda bir artış oluyor. Fiziksel aktivitenin insan sağlığı üzerine azımsanmayacak yararları olduğunu hatırlatan Celal Bayar Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faik Mümtaz Koyuncu, “Bunun yanında yoğun egzersiz bayanlarda özellikle jinekolojik bir takım riskler ile ilişkilendiriliyor. Bunlardan en önemlisi kadınların yumurtalıklarının çalışmasını düzenleyen beyindeki Hipotalamus üzerinedir. Yoğun egzersiz, beyindeki bu merkezin yumurtalıkların çalışmasını düzenleyen GnRH pulsatil salınımında bozukluğa yol açtığı ve bunun sonucu olarak menarşta (ilk adet) geçikme ve menstürel siklusta düzensizliğe neden olduğu tespit edildi” dedi.

“Hipoöstrojenik, Kemik Yoğunluğundaki Düşüklük Nedeni”
Yoğun egzersize bağlı beyindeki yumurtalık çalışmasını düzenleyen merkeze baskı oluşmasındaki en önemli neden aşırı enerji boşalması ve bu harcanan enerjinin dietle alınan enerjiden daha fazla olmasından kaynaklandığını dile getiren Prof. Dr. Koyuncu, “Vücutta oluşan yağsızlık, yetersiz beslenme ise kadındaki östrojen azalmasında gözlenen diğer bir faktör. Bu kişilerde hiperandorojenizim denilen vücuttaki erkeksi hormonların salınımı ise östrojen azlığından daha fazla tespit edilen bir bulgu. Beyindeki bu baskılanmanın komplikasyonu olarak da, kadında kısırlık ve kemik yoğunluğundaki azalma ortaya çıkıyor. Hipoöstrojenik (östrojen azalması) atletlerdeki kemik yoğunluğundaki düşüklüğün birincil nedeni, beslenme bozukluğuna bağlı metabolik olaylar. Yeme bozuklukları bu açıdan iyi taranmalı ve menstürel düzensizliğin düzetilmesi, kemik gelişiminin sağlanması için yüksek enerji talebini dengelemek için artan kalori alımı ile yeterli geliyor” şeklinde konuştu.

Tedavide Östrojen Verilmesi
Hipoöstrojenik olan ve adet görmeyen yoğun egzersiz yapan kadınlarda, daha fazla kemik kaybını kontrol altına almak için bu kişilere östrojen verilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Koyuncu, ancak bunun kemik gelişimi için yeterli olmadığına dikkat çekti. Tedavideki amacın öncelikle metabolik bozukluğu düzeltmek olmadığını kaydeden Prof. Dr. Koyuncu, bunun östrojen yetmezliğini düzeltmekten daha etkili olduğunu dile getirdi.

Continue Reading