“GEBELİKTE BESLENME KILAVUZU” YAYINLANDI

Sağlıkla ilgili güvenilir bilgi ararken bilgi kirliliğinin içerisinde kayboluyoruz. Uzmanlık alanı dışında konuşan ve eğitim almadığı halde sağlıklı yaşam anlatanlar bu kirliğin artmasına neden oluyor.  Bu durumdan rahatsız olduğumuz için, güvenilir, objektif ve etik haber kaynaklarına ulaşmanın yollarını arıyoruz. Özellikle beslenmemizle ilgili kafa karıştıran açıklamalar yapıldığında neye inanacağımızı şaşırıyoruz.  

Medyada hamilelik dönemi ile ilgili farklı sağlık önerileri yer alıyor. Durum böyle olunca da anne adaylarının kafası karışıyor. Uzmanlık dernekleri, doğru bilgiyi verebilmek ve halkın bilincini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD)  tarafından Türkiye’de ilk defa anne adaylarına yönelik “Gebelikte Beslenme Kılavuzu” hazırlandı. 

Kılavuzda kadın hastalıklarıyla ilgili bilgi ve doğum uzmanlarının katkıları olduğunu belirten TJOD Başkanı Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir, şu bilgileri verdi:  “Kadınların gebelikteki beslenme önerilerine yoğun şekilde ihtiyaç duyduklarını fark ettik. Ne yazık ki bu konuda bilgi kirliliği çok fazla. Bazı şeylerin ne kadar doğru olduğunu hastalar bilemiyorlar. Ancak şu kesin ki artık hiç kimse tabelaya bakıp da doktora ya da hastaneye gitmiyor. İnternet çağı olduğu kesin. Beslenme kılavuzumuzun kadın doğum uzmanlarına yönelik olanını internet sitemizde yayınladık. Anne adaylarına yönelik olanı da çok yakın zamanda web sitemizde olacak.”

Omega 3 Özellikle Bebeğin Beyin ve Göz Gelişimi İçin Önemli
Bilinçli ve planlı annelik için beslenmenin önemli olduğunu kaydeden Demir, “Gebelikte özellikle 3. Trimester dediğimiz 2. ve 3 aylarda ihtiyaçlar artıyor ve bunların hepsini ne yazık ki dışarıdan almak çok kolay değil. Türkiye’de yüzde 50’nin üzerinde demir eksikliği anemisi var. Bu durumda, kadınların hamile kaldıklarında düşük, erken doğum ve diğer sıkıntılarla karşılaşma riski çok yükseliyor. O zaman mutlaka demir desteği gerekiyor. Omega 3 ihmal ediliyor ancak, özellikle bebeğin beyin ve göz gelişimi için önemli. Eksikliğinde annede erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskleri çıkabiliyor” dedi. 

Düzenli ve Dengeli Beslenmek Gerekli
Gebelikte düzenli ve dengeli beslenmek gerektiğini vurgulayan Demir, kılavuzda yer alan bazı noktalara dikkat çekerek şunları söyledi: “Her gıdadan aşırıya kaçmadan almak lazım. Özellikle hamilelikte alkol ve sigaradan kesinlikle uzak durulmalı. Ayrıca gazlı içecekleri de önermiyoruz. Bitki çaylarının bazıları düşüğe neden olabiliyor, o nedenle dikkatli olmak gerekiyor. Çiğ et ve balık önermiyoruz. Besinlerin iyi yıkanması gerekiyor. Günlük pastörize edilmiş sütler içilebilir.”


Hamilelikte, Şeker Yüklemesi Yapılmalı
Kılavuzda gebelik sürecindeki yanlış beslenmenin gebelik diyabeti veya tansiyon problemlerine yol açabileceğine dikkat çeken Demir, “Hamilelikte, şeker yüklemesi yapılması gerekiyor. Diyabetin fark edilememesi sonucunda anne ve bebek, doğum öncesi ve sonrası birtakım sorunlar yaşayabilir” diye konuştu. 

Her Anne Adayı Günde 2-2,5 Litre Su İçmeli
Emzirme döneminde de dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Demir, “Her anne adayının günde 2-2,5 litre su içmesi gerekiyor. Yine günde 2 bardak süt içmeli. Onun dışında üç ana üç ara öğün beslenilmesini öneriyoruz” şeklinde konuştu. 
Continue Reading

GEBELİK ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPILMALI MI?

Gestasyonel gebelik ile ilgili son dönemlerde tartışmalar yapılıyor. Peki, Amerika’da durum ne? Hangi durumlarda bu test yapılıyor? Amerika Mayo Clinic Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü öğretim üyesi Dr. Halis Kaan Aktürk, merak edilen soruları yanıtladı.

Son dönemlerde çok fazla tartışmaya yol açan bazı açıklamaların ardından, gebelerin yaşadığı kafa karışıklığını alanında uzmanlardan bilimsel açıklamalarla aydınlatacağız. Amerika Mayo Clinic Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü öğretim üyesi Dr. Halis Kaan Aktürk, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Gestasyonel Diyabet (Gebelik şekeri)  tanısı için dünya genelinde kabul edilen ortak bir görüş bulunmamaktadır. Bu konuda farklı ülkelerde uygulanan farklı ancak benzer testler bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ACOG, ADA, Endocrine Society ve Uluslararası Diyabet ve gebelik çalışma grubu ( IADPSG) farklı zamanlarda benzer kılavuzlar yayınlamış ve gebelik sürecindeki yüksek kan şekerinin anne ve bebek üzerindeki etkilerini araştırmıştır.

“Gebelikte Oluşan Her Diyabet, Gestasyonel Diyabet Olarak Adlandırılmaz”
Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorları Derneği (American College of Obstetricians and Gynecologists, ACOG),  ve Amerika Diyabet Derneği (American Diyabetes Association, ADA) gestasyonel diyabet için farklı testler ve tanı kriterleri önermektelerdir.

Diyabet tanısı için şu anda uluslararası kullanılmakta olan, ADA’nın tavsiyeleri:
1-HbA1c’nin yüzde 6.5 ya da daha fazla olması
2-Açlık kan şekerinin 125 mg/dl ya da daha fazla olması
3-Herhangi bir zamandaki kan şekerinin 200 mg/dl ya da daha fazla olması

Bu tanı kriterlerinden herhangi birinin en az 2 kere farklı zamanlarda pozitif olması yada bu kriterlerin birden fazlasının pozitif olması ile diyabet tanısı konulur. Bu kriterler tüm gebelik sürecinde de geçerlidir. Gebelikte oluşan her diyabet, gestasyonel diyabet olarak adlandırılmaz. Gestasyonel Diyabet tanısı önceden diyabet tanısı almamış hastalarda şeker yükleme testi sonucu, ölçü alınan kriterlere göre pozitif olan hastalar için kullanılır. Eğer gebelikteki herhangi bir zamanda bu tanı kriterlerine uyan hasta olursa gestasyonel diyabet değil, diyabet tanısı alır.

ADA, 24. ve 28. Haftalar Arasında Glikoz Yükleme Testini Öneriyor
Gestasyonel diyabet tanısı için 24. ve 28. haftalar arasında;
ADA 75 gram glukoz yükleme testini önermektedir.
Aşağıdaki tanı kriterlerinden herhangi birinin pozitif olması halinde tanı konulur.
1- Açlık kan şekerinin 92 mg/dl yada daha fazla olması
2. 1. saatte kan şekerinin 180 mg/dl yada daha fazla olması
3- 2. Saatte kan şekerinin 153 yada daha fazla olması
ADA tüm gebelere 24. ve 28. haftalar arasında 75 gram glikoz yükleme testini öneriyor.

ACOG, 24. ve 28. Haftalar Arasında Glikoz Yükleme Testi Öneriyor
Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorları Derneği (ACOG) ise gestasyonel diyabet tanısı için 24. ve 28. haftalar arasında 100 gram glikoz yükleme testi önermektedir.
ACOG göre ise bu tanı kriterlerinden herhangi ikisinin pozitif olması halinde tanı konulur.
1- Açlık kan şekerinin 95 mg/dl yada daha fazla olması
2. 1. saatte kan şekerinin 180 mg/dl yada daha fazla olması
3- 2. saatte kan şekerinin 155  mg/dl yada daha fazla olması
4- 3. saatte kan şekerinin 140 mg/dl yada daha fazla olması

ACOG, eğer gebelerde şu şartların tümü varsa, bu testin gerekli olmadığını tavsiye etmektedir:
1- 25 yaşın altında olmak
2 -Gebelikten önce normal kiloda olmak
3 -Gestasyonel gebelik riskinin düşük olduğu bir etnik gruba dahil olmak
4 -Birinci derece akrabalarında diyabet bulunmamak
5 -Önceden anormal kan şekeri saptanmamış olmak
6 -Önceki gebeliklerinde sorun yaşamamış olmak
7 -Önceki gebeliklerinde yaşına göre büyük bebek doğurmamış olmak

Endocrine Society, ADA Kılavuzundaki Tavsiyeleri Destekliyor
Amerika’nın önde gelen Endokrin otoritesi olan, Endocrine Society ( Endokrin Derneği) 2013 yılında doktorlara yönelik tavsiye niteliğinde yayınladığı diyabet ve gebelik kılavuzunda gebelikte kan şekeri kontrolünün önemini vurgulamış, ADA kılavuzundaki tavsiyeleri desteklemiştir.

“Glikoz Yükleme Testinin Anneye ya da Bebeğe Zarar Verdiğine Dair En Ufak Bir Bilimsel Kanıt Bulunmamaktadır”
Gebelikte diyabet ve artan kan şekerinin anne ve bebek üzerindeki etkilerini araştıran en büyük bilimsel çalışma 25 binin üzerinde gebe kadın ile 9 ülkede yapılan HAPO (Hyperglycemia and Adverse Pregnancy Outcomes- Yüksek kan şekerinin gebelikteki olumsuz etkileri) çalışmasıdır. 2008 yılında en saygın tıp dergilerinden biri olan NEJM ( New England Journal of Medicine)’da yayınlanmıştır. Bu çalışmada kan şekerinin 92 mg/dl ya da daha fazla olduğu gebeliklerde gestasyonel yaşa göre, bebek büyüklüğünün (LGA) 1.75 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir.

75 gram ya da 100 gram glikoz yükleme testinin anneye ya da bebeğe zarar verdiğine dair en ufak bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Gestasyonel diyabet sezaryen doğum riskini, erken doğum riskini, gebelikte tehlikeli bir durum olan yüksek tansiyon ( preeclampsia) riskini artırmaktadır.”
Continue Reading

OVER REZERVİNİN AZALMASI DURUMUNDA NASIL BİR YOL İZLENMELİ?

Over (yumurtalık) rezervinin az olması durumunda ne gibi yollar izlenmesi gerektiği ile ilgili bilgi veren Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Cihan Kabukçu, bu konuda merak edilen soruları yanıtladı. 


Kız bebekler doğdukları anda yumurtalıklarında yaklaşık 2 milyon civarında yumurtaya sahiptirler. Ergenlik dönemine kadar kız çocukları hiç yumurta üretmese bile programlanmış hücre kaybı nedeniyle yumurta sayısı 400 bine kadar düşer. 


Ergenlik döneminin başlaması ile her ay yumurta üretilmeye başlanır.  Ergenlikten menopozal döneme kadar yaklaşık 400 ay boyunca her ay yumurta üretilir. Kaba bir hesapla, sadece bir yumurta üretebilmek için her ay yumurtalık havuzundan bin tane yumurtayı harcamaktayız.  Bu nedenle geçen zaman içerisinde yumurtalıkların sahip olduğu yumurta miktarı azalır. 

Over (yumurtalık) rezervi azalması durumunda karşılaşılan durumlarla ilgili Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Cihan Kabukçu, soruları yanıtladı. 

Over (yumurtalık) rezervi azlığında yeni ortaya atılan az doz ilaç ile tedavi şansı ne kadardır?
Günümüzde kadının çalışma hayatında daha çok rol alması,  geç evlilikler ve gebelik planlarının daha ileri yaşlara kayması,  doğal olarak,  anne olmak istenilen ileri yaşlarda kadının daha az yumurta rezervine sahip olmasına neden olmakta. İlerleyen yaşlarda, yumurtalıklarda yumurta rezervinin azalması beklenilen bir durumdur. Fakat bazı kadınlarda yumurta rezervi daha hızlı azalır.  Yoğun sigara kullanılması, genetik özellikler, bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklar, tiroid hastalıkları, geçirilmiş over cerrahisi rezervin azalmasına neden olan başlıca nedenlerdir.

Yardımcı üreme tekniklerinin uygulandığı tedavilerde elde edilecek yumurtaların kalitesinin iyi olması ve sayıca yeterli olması istenilen bir durumdur. Fakat yumurtalık rezervi az olan kadınlarda, yüksek dozda ilaç kullanmak çok sayıda yumurta üretimi sağlamamaktadır. Ayrıca, yüksek dozda ilaç kullanımı tedavi maliyetlerini artırmakta, her gün yapılan enjeksiyon sayınının fazla olması nedeniyle hastanın konforunu azalmakta ve hastanın stresini artırmaktadır. 

Rezervi az olan hastalarda düşük doz ilaç kullanımı ile daha ılımlı yumurta gelişimi sağlanmaktadır. Hastalar, hem maliyet hem de konfor açısından daha rahat tedavi edilebilmektedir. Gebelik oranları da yüksek doz ilaç kullanılanlarla kıyaslandığında benzer sonuçlar elde edilmektedir. 

AMH ( Anti müllerian hormon) düşüklüğü ne kadar ciddiye alınmalı?
AMH yumurtalıklardan salgılanan bir glikoproteindir. AMH yumurtalıklarda büyümeye hazır yumurta hücrelerinden salgılandığı için, AMH değerleri bize yumurtalıklardaki mevcut yumurta sayısı ile ilgili güvenilir bilgi verir. AMH değerinin 1ng/ml’nin altına düşmesi yumurtalık rezervinin azalmakta olduğunun habercisidir. Bu nedenle düşük AMH değerleri gebelik isteyen kadınlarda mutlaka ciddiye alınmalıdır. AMH testi menstruasyon gününden bağımsız her gün, aç veya tok yapılabilir.
Sık sık tüp bebek yapılması yumurtalık rezervinin erken tükenmesine neden olur mu?
Yumurtalıklar her ay bir tane yumurta üretir. Fakat bir tane yumurta üretebilmek için her ay yaklaşık bin adet yumurtayı harcar. Yumurta gelişim tedavisi uygulanan hastalarda kullandığımız ilaçlar, harcanması planlanan bin adet yumurtadan bir tane değil de daha fazla yumurta üretmeyi amaçlar. Başka bir değişle uygulanan ilaçlar ile bin tane yumurtanın içinden eşik değeri aşan yumurta sayısı artırılmaya çalışılır. Bu nedenle yumurta üretimini artıran ilaçlar erken rezerve azalmasına neden olmazlar.

Rezerv azlığında genel tedavi protokolleri nedir? Uzun tedavi protokolleri rezervi azalan kadınlarda uygun tedavi yöntemi midir?
Yumurtalık rezervi az olan kadınlarda daha özel ve özgün tedaviler kullanmak gerekir. Standart bir tedavi, her rezervi azalan kadına uygulanamaz. Kişinin özelliklerine göre ve ihtiyaçlarına göre tedavi protokolleri belirlenmelidir. Günümüzde yumurta gelişiminde kullanılan ilaçların çeşitleri arttığı için az sayıda yumurta gelişimi için tedavi uygularken, yumurtalıkları daha kolay kontrol edebiliyoruz. Rezervi az olan kadınlarda, tedavi öncesinde yumurtalıkları baskılayan uzun protokolleri kullanmayı tercih etmeyiz. Hastanın mevcut kendi hormonlarına destek olacak şekilde ovulasyon indüksiyonu planlanır. Bazı hastalarda ise kendi adet döngüsü içerisinde ilaçsız ürettiği yumurtalar elde edilerek tüp bebek uygulamaları yapılır.
Continue Reading

GEBELİK ŞEKER ÖLÇÜMÜ JİNEKOLOGLARIN ALANI KARDİYOLOGLARIN DEĞİL!

Bir kardiyoloğun gebelerde şeker ölçümü üzerine uzmanlık alanı dışında yaptığı konuşma sonrasında, gebelerde bu testi reddedenler olduğu  ve bu durumun büyük risk oluşturduğunu belirten TJOD Başkanı Prof. Dr. Demir, “Herkes her şeyi bilmez. Kardiyologların bu konuda beyanat vermesi hoş değil. Gebelik şekeri kadın doğumun alanıdır” dedi.

Uzmanlık alanı olmadığı halde, açıklamalarda bulunan bazı hekimler, uzmanlık alanı olanlar tarafından tepkiyle karşılanıyor. Bir kardiyoloji uzmanının gebelik kan şekeri üzerine televizyon programında yaptığı bir konuşma sonrası gebelerde kan şeker ölçümünde sorun yaşandığı ve bu durumun çok büyük bir risk oluşturduğunu belirten Türk Jinekoloji ve Obstetrik Dernek (TJOD) Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, gebelik şekerinin hem anne hem de bebek için riskli bir durum olduğunu söyleyerek “Herkes her şeyi bilmez” dedi. 

Gebelik şekerinin her 100 gebelikten 3-10’unda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Demir, “Gebeler arasında şeker ölçümünü reddedenler olmuş. Bunun çok sakıncalı olduğunu belirtmek istedik. Şeker yüklemesi yapılarak gebelik şekerinin olup olmadığı anlaşılmalı. Saptanmıyor olması gerek doğumda gerekse doğum sonrasında sıkıntıya yol açıyor. Herkes her şeyi bilmez. Kardiyologların bu konuda beyanat vermesi hoş değil. Gebelik şekeri kadın doğumun alanıdır” dedi.

Gestasyonel Diyabet Toplumda Yüzde 3-10 Sıklığında Görülür 
Gebelerde kan şekerinin normale göre düşük düzeyde olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, gebelik öncesi yeterli insülin salgılayabilen pankreas hücrelerinin gebeliğin ilerlemesiyle yeterli insülin salgılayamadığını ve bu nedenle daha önce diabet belirtisi olmadığı halde gebelik boyunca kan şekerinin yükselebildiğini anlattı. Bu duruma ‘Gestasyonel Diyabet’ veya gebelik şekeri denildiğini kaydeden Prof. Dr. Demir, “Bu tablo, gebelik bitiminde genellikle düzelir. Genellikle ailesinde çok sayıda diyabetik kişiler bulunan, 30 yaşın üzerinde, fazla kilolu hamileler, önceki gebeliklerinde diyabet olan, iri fetus doğuran kişiler diyabet açısından risk taşırlar. Toplumda yüzde 3-10 sıklığında görülür. Gestasyonel diabeti olan hastalar tedavi edilmezse çocuklarının iri olması, zor doğum, yeni doğanda hipoglisemi, sarılık ve hatta ölü doğum riski vardır. Genellikle diyetle kolayca regüle olur ama bazen antidiaabetik ilaçlar veya insulin de gerekebilir” dedi.

Gestasyonel Diyabet, Gebelik Bitiminde Genellikle Düzelir
Hastanın ilk geldiğinde bir açlık şekeri bakıldığını, risk yoksa 24-28. haftada tarama testi önerildiğini, riskli ise taramanın daha önce yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Demir, şunları kaydetti: Gebelerde kan şekeri normale göre düşük düzeydedir. Gebelik öncesi yeterli insülin salgılayabilen pankreas hücreleri gebeliğin ilerlemesiyle yeterli insülin salgılayamaz, bu nedenle daha önce diyabet belirtisi olmadığı halde gebelik boyunca kan şekeri yükselebilir. Gestasyonel Diyabet, gebelik bitiminde genellikle düzelir.”
Continue Reading

“FETAL DNA TESTİ İLE KROMOZOMAL ANOMALİLER TESPİT EDİLEBİLİYOR”

12. Ulusal Kadın Hastalıkları ve Doğum Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Cansun Demir, “Anne kanından yapılan ve kromozomal anomalileri tespit eden Fetal DNA Testi ise amniyosentez ve koryon villus biyopsisi ile kıyaslandığında hiçbir risk taşımıyor” dedi.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği tarafından 15-19 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen “12. Ulusal Kadın Hastalıkları ve Doğum Kongresi”, Antalya’nın Kemer ilçesinde Rixos Sungate Hotel’de devam ediyor. Kongreye 400 yerli, 20 yabancı bilim insanı katıldı. 

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, Türkiye’de 5 bin kadın doğum uzmanı bulunduğunu açıkladı.  Dernek olarak 3 bin 200 civarında üyeleri bulunduğunu belirten Prof. Dr. Demir, son yıllarda çeşitli sebeplerden mesleki saygınlığın azaldığını, erkek jinekologların iş bulmada sıkıntı yaşadığını söyledi. 

Ülkemizdeki Hamilelerin Yüzde 80-90’ında  Anemi Görülüyor
Prof. Dr. Cansun Demir, ülkemizdeki hamilelerin yüzde 80-90’ında kansızlık (anemi) görüldüğünü, bunun da erken doğum oranını yaklaşık 2 kat arttırdığını belirterek demir olmadan yeni kan hücresinin yapılamayacağını anımsattı.  Kansızlığın bebeğin gelişmesinde ve büyümesinde geriliğe ve erken doğuma yol açacağına da dikkat çeken Demir, tüm gebelik boyunca bir gebenin toplam demir ihtiyacı 1000 miligram. Bunun 300 miligramı bebek ve plasentaya aktarılır. 200 miligramı mide ve bağırsaktan normal olarak kaybolur. 500 miligramı ise artan kan hücresi ihtiyacını karşılamak için kullanılır. Gebelikteki günlük ihtiyaç 7 miligramdır” dedi. 
Çok az kadının gebelik öncesinden gelen demir depolarının bu ihtiyacı karşılayacak düzeyde olduğunu kaydeden Demir, “Bu nedenle gebelikte dışardan demir takviyesi adeta bir zorunluluk halini almaktadır. Gebelikte demir alımı ilk 16 hafta içinde var olan bulantı ve kusmayı bir miktar arttırabilir. Bu olursa, demir takviyesine ara verilerek ilk 16 haftadan sonra tekrar başlanabilir” diye konuştu.

Fetal DNA Testi ile Kromozomal Anomaliler Tespit Ediliyor
Konuşmasında özellikle ileri yaş hamileliklerde bebeğin sağlık durumu hakkında bilgi veren girişimsel tanı testi ‘amniyosentez’in pek çok hamile kadının korkulu rüyası olduğunu belirten Prof. Dr. Cansun Demir, “Anne kanından yapılan ve kromozomal anomalileri tespit eden Fetal DNA Testi ise amniyosentez ve koryon villus biyopsisi ile kıyaslandığında hiçbir riski taşımıyor” dedi.

Test hakkında bilgi veren Prof. Dr. Cansun Demir, “Kan özel bir tüpte saklanarak belli bir süreyi aşmaksızın laboratuvara iletiliyor. Anne kanındaki fetal DNA özel bir platformda çoğaltılarak eldeki sağlıklı veya belirlenmiş kromozomal hastalıkları içeren şablonla kıyaslanıyor. Söz konusu testin amniyosentez ve koryon villus biyopsisi ile kıyaslandığında hiçbir riski yoktur. Bu sayede kromozomal anomalisi olduğundan şüphelenilen sağlıklı fetuslar düşük riskine maruz kalmaz. Teknikle şu an standart olarak en sık görülen 3 değişik kromozomal anomali değerlendirilmektedir” diye konuştu. 



Down Sendromu Taraması Neredeyse Rutin Olarak Yapılıyor
Serbest fetal DNA’nın gebelikte nadiren 5’inci haftaya (son adete göre)  kadar erken dönemde saptanabilse de genellikle 9’uncu haftadan sonra saptanabildiğini kaydeden Prof. Dr. Cansun Demir, şunları söyledi: “Fetal kan dolaşımı başlamadan önce anne kanında serbest DNA saptanması bunun trofoblastlar kaynaklı olduğunu düşündürmektedir. Anne kanında serbest fetal DNA’nın yarı ömrü dakikalarla ifade edilebilecek kadar kısa saptanmıştır. Bu nedenle doğumdan yaklaşık 2 saat sonra anne kanında saptanamadığı bildirilmiştir. Günümüzde gebelikte bebekte Down sendromu (trizomi 21) taraması neredeyse rutin olarak yapılmaktadır. Yapılan prenatal tarama testleri ile Down sendromlu bebeklerin yaklaşık yüzde 15-20’si saptanamamaktadır . Ayrıca yüksek risk nedeniyle amniyosentez uygulanan her 20 gebeden birinde Down sendromlu bebek saptanmaktadır. 19 gebe gereksiz invaziv girişime maruz kalmaktadır. Fetal DNA testi tüm bu avantajlarına rağmen rutin olarak uygulanabilecek bir test değildir. Maliyeti oldukça yüksek olan bu test, gerçekten gerekli olduğu durumlarda uygulandığı takdirde önemli avantajlar sağlamaktadır.”
Continue Reading

İLK RAHİM NAKLİ BİLDİRİ OLARAK SUNULDU

Kadavradan rahim nakli ameliyatını gerçekleştiren ekip, 10’uncu Ulusal Jinekolojik ve Obstetrik Kongresi’nde ilk kez bilimsel bildiri olarak sunumlarını yaptı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münire Erman Akar, ”Bir yıl dolduktan sonra tüp bebek yöntemiyle gebelik oluşturulması planlanıyor” dedi
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde 8 Ağustos 2011 tarihinde dünyada ilk olarak kadavradan rahim nakli ameliyatını gerçekleştiren ekip, 10’uncu Ulusal Jinekolojik ve Obstetrik Kongresi’nde ilk kez bilimsel bildiri olarak sunumlarını yaptı. TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Akdeniz Ülkeleri Obstetrik ve Jinekoloji Derneği (FGOM) Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir ve kongrenin yurtdışından gelen katılımcıları Rafet Gazvani, Mourad Seif, James Walker’ın katıldığı toplantıda Prof. Dr. Münire Erman Akar ve Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından bilimsel bildiri olarak sunulan Derya Sert’e yapılan nakil, farklı ülkelerden uzmanlar tarafından tartışıldı.
“Umarız Gebelik de Gerçekleşir, Bebeğimizle Birlikte Sunum Yaparız”
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münire Erman Akar, rahim naklinin en büyük amacının, hastanın bebek sahibi olabilmesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akar şunları söyledi: “İlk sunumu yapmak, bilimsel açıdan tartışmak, eleştirileri dinlemek, bunlardan da belki öngörülere varmak bizim için çok değerli. Umarız gebelik de gerçekleşir, bebeğimizle birlikte sunum yaparız.”
“Hastamız, Şimdiye Kadar En Uzun Yaşamış Rahime Sahip”
Akar,sözlerini şunları söyledi: ”Rahim naklinde en büyük amaç hastanın bebek sahibi olması. Hastamız bebek sahibi oluncaya kadar biz kendimizi başarılı olarak görmüyoruz. Ama hastamız, şimdiye kadar en uzun yaşamış rahime sahip. Daha önceki 2002’de sunulan canlıdan rahim nakli ancak 99 gün yaşayabilmişti. Bizim hastamıza yaptığımız naklin üzerinden 270 gün geçti, 9’uncu ayımız doldu. Şimdiye kadar ters giden bir şey olmadı. Hedefimiz bebeği elimize almak.”
Bir soru üzerine Akar, nakil öncesi hastadan alınan yumurta ile eşinden alınan spermin birleştirilmesiyle oluşturulan embriyonun dondurulduğunu belirterek, ”Bir yıl dolduktan sonra tüp bebek yöntemiyle gebelik oluşturulması planlanıyor” dedi.
“Dondurulan Embriyo İle Gebelik Oluşmasını İstiyoruz”
Dünyada kadavradan ilk rahim naklinin gerçekleştirildiği 21 yaşındaki Derya Sert’in ilk adetinin 20’nci gününde gördüğünü ve 2011’in Ekim ayından itibaren her ay düzenli adet görmeye devam ettiğini dile getiren Akar,”Hastamız normal adet görüyor. Hastanın normal bir cinsel yaşamı var ve buna üçüncü aydan sonra izin verdik Emriyo kalitesi de gerçekten iyi durumda. Embriyo çözülürken bir problem yaşanabilir ama bunun yaşanmaması için tedbirler aldık. Dondurulan embriyo ile gebelik oluşmasını istiyoruz. Bununla gebelik gerçekleşmese de hastanın mevcut yumurtalarıyla tüp bebek uygulanabilir. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanması hasta için bir risk olmakla birlikte, böbrek ve karaciğer nakli olan hastalara göre daha az riski bulunuyor. Bu hastamızda embriyo dondurduğumuz için avantajımız daha yüksek. 1993’den beri organ nakli yapılan hastalarda bildirilen gebelikler var” dedi.
“Menopoza Girmiş Olan Hastalar Şu An İçin Nakil Adayı Olamazlar”
Rahim nakli adaylarının sadece rahmi doğuştan olmayan hastalar olmadığını vurgulayan Akar, trafik kazası veya doğum sırasında kanama nedeniyle bazı hastaların rahim nakli adayı olabileceğinin kaydetti. Rahim naklinin en fazla 45 yaş için önerildiği ama yumurtalık rezervi iyi olmayan bir hastada asla nakil düşünmediğini belirten Akar,”Kendi yumurtalık rezervinin gebeliğe izin vermesi gerekiyor. Menopoza girmiş olan hastalar şu an için nakil adayı olamazlar. Yasalar buna izin vermiyor” diye konuştu.
“Nakledilen Rahim Doğumdan Sonra Alınacak”
Bir soru üzerine Akar, nakledilen rahmin doğumdan sonra alınacağını belirterek şunları söyledi: “Rahim nakli hayat kalitesini artıran bir nakil. Yaşamı devam ettirecek bir nakil değil. Rahmin görevini tamamladıktan sonra alınması gerekiyor. Bizim de hastaya önerimiz doğumdan sonra rahmin alınması. Belki bir gebeliğe daha izin verilir mi, bütün bu sorular zamanla cevaplanacak.”
“Hastanın Doğumunu Sezaryenle Planlıyoruz”
Hastanın normal yollardan gebe kalmasının mümkün olmadığının belirten Akar, “nakil hastasının dış gebelik riskine karşı tüpleri bağlandı. Cerrahi nedenlerle rahmi alınan hastalarda tüplerin bırakılmasının düşünülebilir. Ancak dış gebelik riskinin akılda tutulması gerekiyor. Bu hastalarda erken doğum yaşanabiliyor. Hastamızı riske atmak istemiyoruz. Hastanın doğumunu sezaryenle planlıyoruz” dedi.
“Rahim Nakli Talebiyle Yapılan Başvurular İnanılmaz Boyutta”
Dünyada kadavradan rahim nakli ameliyatının gerçekleştirildiği ilk hasta olan Derya Sert’in haftalık olarak kan kontrolünü yaptıklarını söyleyen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, aylık olarak biopsilerin yapıldığını kaydetti. Rahim nakli talebiyle yapılan başvuruların inanılmaz boyutta olduğunu dile getiren Özkan şunları söyledi: “Mevzuat olmadığı için resmi rakam veremeyiz ama inanılmaz. Bize yapılan başvuralar resmi olmayan, kişisel başvuralar. Hangi ülkelerden, nerelerden geldiklerine inanamazsınız.”
”Şimdi Dünya Türkiye’yi Takip Ediyor”
TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil ise, dünyada kadavradan yapılan ilk rahim naklinin çok başarılı olduğunu belirterek, dernek olarak vakayı inceleyeceklerini söyledi. Gebelik oluşması halinde bunun tıp tarihine geçeceğini belirten İtil, “Biz böyle şeyleri daha önce dünyadan takip ederdik, şimdi dünya Türkiye’yi takip ediyor” dedi. Sunulan bildiriyle damarların bağlanması ve diğer konularda bilgi sahibi olduklarını anlatan İtil, dernek olarak merkeze her türlü katkıyı vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Hekimin Malpraktis Korkusu”
Toplantıda Türkiye’deki sezaryen oranlarının yüksekliğine dikkati çeken İtil, sezaryen oranlarının tüm dünyada artış gösterdiğini ve 2009 OECD raporunda, OECD ülkeleri arasında ortalama oranın yüzde 25.7 olduğunu söyledi. Dünyada yüksek sezaryen oranlarının nedenlerinin araştırıldığını ifade eden İtil, “En önemli nedenler olarak, hekimin malpraktis korkusu, hastalarda normal doğumun riskli olduğu yönündeki inanç, ilk doğumunu yapacak olan annelerin görece olarak ileri yaşlarda olması, doğum korkusu, anne isteği gibi nedenler sayılmaktadır. Sezaryen oranlarını düşürmek için en iyi yöntemlerin, normal doğum ve sezaryen nedenlerinin klinikler bazında analizi, bilgilerin değerlendirilmesi, malpraktisle ilgili hekimi de gözeten düzenlemeler, ebe doğumlarının artırılması, doğum odalarının bireyselleştirilmesi ve hasta mahremiyetine özen gösterilmesi, ağrısız doğumun yaygınlaştırılması ve gebelerin eğitimi ve toplumu bilinçlendirme kampanyalarıdır” dedi.
Türkiye’de dünyaya benzer şekilde sezaryen oranlarında artış olduğunu hatırlatan İtil, “Bugün yüzde 45’ler civarında sezaryen oranlarından bahsediliyor. Nedenler de dünyada öne sürülen nedenlerle benzerlik gösteriyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı ile ortak bir aksiyon planı hazırlandı. Planın uygulanmasıyla ilgili özellikle toplum bilinçlendirilmesi, gebe eğitimi, malpraktis (Tıpta yanlış, özensiz, kötü tedavi) ile ilgili düzenlemeler, ağrısız doğumun yaygınlaştırılması konularında ilerlemelerin sağlanması gerekiyor, çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.
“Kadın Doğum Hekimliğinde Diğer Branşlara Göre Daha Fazla Soruşturma Açılmaktadır”
Hekimlerin en çok korktuğu davaların başında malpraktis geldiğine değinen İtil, “Kadın doğum hekimliğinde diğer branşlara göre daha fazla soruşturma açılmaktadır. 2 bin 407 kadın doğum hekiminin katıldığı bir ankette, doktorların yüzde 322’si malpraktis nedeniyle soruşturmaya uğradığını belirtmektedir. Yapılan çalışmalarda dava sonucunda kadın doğum hekiminin doğum nedeniyle ödediği tazminatlar diğer branşların çok üzerindedir. Hekimlerin yüzde 45’i malpraktis korkusunun sezaryen oranlarını artıran en önemli faktör olduğunu belirtmişlerdir. Kadın doğum hekimleri, doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen gelişmeler nedeniyle bile cezalandırılabildiği çetin bir ortamda çalışmalarını sürdürüyor” açıklamasını yaptı.
“Türkiye’de 1990’dan 2008’e Kadar Anne Ölüm Hızı 100 Binde 68’den 23’lere Gerilemiş Durumda”
TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir de kongrenin içeriği ve anne ölümleri hakkında bilgi verdi. Anne ölümlerinin dünyada hala önemli bir sorun olduğunu aktaran Demir, “Öyle ki 100 bin doğumdan 260’ı anne ölümüyle sonuçlanıyor. Bu yüzden Dünya Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 2012 Uluslararası Uzman Eğitim Programı’nın ana konusu da anne ölümleri. Gelişmemiş ülkelerde yılda 100 bin doğumdan 580’i, gelişmiş ülkelerde 15’i, Türkiye’de ise 23’ü anne ölümüyle son buluyor. Türkiye’de 1990’dan 2008’e kadar anne ölüm hızı 100 binde 68’den 23’lere gerilemiş durumda” diye konuştu.
Kongreye katılan ve basın toplantısında konuşan Royal College of Gynaecology üyeleri Rafet Gazvanı, Mourad Seıf, James Walker de başarılı sunumlar yapıldığının kaydetti.
Walker, anne sağlığı ve anne hayatının daha iyi yönde geliştirilmesi için çalışmalar yaptıklarını belirterek, TJOD ile de ortak bir çalışma içerisinde yer alacaklarını ifade etti.
Continue Reading

SHAPE’TE “MALİYET VE AŞIRI UYARIM SENDROMU” ELE ALINDI

Dünyada uzman merkezlerce düzenlenen SHAPE toplantılarının ikincisi 1-2 Aralık tarihlerinde Ankara’da yapıldı. Türkiye’de ilk ve tek olarak seçilen Anatolia Tüp Bebek Merkezi’nin Avrupa Birliği dışında bu toplantıya ev sahipliği yapan ilk merkez olduğunu belirten Anatolia Tüp Bebek Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, “Avrupa Birliği’nde 6 merkeze ilaveten geçen yıl seçilen 4 yeni merkezden biri olmaktan gurur duymaktayız” dedi.
Dünyada uzman merkezlerce düzenlenen SHAPE toplantılarının ikincisi 1-2 Aralık tarihlerinde Ankara’da yapıldı. “Sharing best clinical experience and expertise” (SHAPE) en iyi klinik deneyim ve tecrübeyi paylaşmak anlamına gelen toplantıda tüp bebek ile ilgili yoğun klinik deneyim ve akademik birikime sahip merkezlerin himayesinde, yurt dışından dinleyici ve delegelerin katılımı ile gerçekleştirildi. Tedavide etkinlik azalmadan ve emniyetli uygulama şansı veren bu yeni tedavi sürecinde Türkiye referans merkez olmaya aday. Anatolia Tüp Bebek Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yaralı’nın ev sahipliği yaptığı toplantıya Kanada, Fransa, İran, Yunanistan ve Danimarka’nın da aralarında bulunduğu ülkelerden 10 delege katıldı.
AB Dışında İlk Kez Türkiye’de
Batı Avrupa ve Avustralya’da 10 merkezde yapılan toplantıyı organize etme görevi Avrupa Birliği dışında ilk defa Türkiye’de Anatolia Tüp Bebek Merkezi’ne verildi. Türkiye’de ilk ve tek olarak seçilen Anatolia Tüp Bebek Merkezi’nin Avrupa Birliği dışında bu toplantıya ev sahipliği yapan ilk merkez olduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Yaralı, “Anatolia Tüp Bebek Merkezi olarak Avrupa Birliği’nde 6 merkeze ilaveten geçen yıl seçilen 4 yeni merkezden biri olmaktan gurur duymaktayız” dedi.
“Türkiye’de Her 100 Çiftin Yüzde 15’i Çocuk Sahibi Olmakta Sıkıntı Yaşıyor”
Tüp bebek uygulamasında, “Hasta dostu tedavisi” ile ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Yaralı, “Tüp bebek uygulamasında hasta dostu tedavisi klasik uygulamaya göre bazı avantajlar sağlamaktadır. Bu uygulama ile amaç daha doğala yakını hedefliyor. Başka deyişle hasta-dostu bu protokol ile etkinlik yani eve canlı bebekle gitme korunur iken, emniyetlilik artmaktadır. Türkiye’de her 100 çiftten yüzde 15’i çocuk sahibi olmakta sıkıntı yaşıyor. Hasta dostu tedavilerin en önemli özelliği; bebek sahibi olacak kadınlara daha az ilaç uygulanması ve doğaya ve hastaya daha saygılı tedavi planlanması. Böylece anne adayları hem ilaçlara bağlı yan etkilerden korunmanın yanı sıra daha az maliyetle bebek sahibi olabiliyorlar” dedi.
Tüp Bebek Tedavisi ve Aşırı Uyarım Sendromu
Prof. Dr. Yaralı şu bilgileri verdi: “OHSS yani aşırı uyarım sendromu tüp bebek tedavisinin en önemli komplikasyonudur. Genellikle polikistik over sendromlu kadınlarda ortaya çıkan bu tablonun şiddetli formunun oluşma olasılığı yüzde 1-3 civarındadır. Yumurtalıkları uyarmak amacı ile kullanılan ilaçlara hastadan aşırı cevap alınması sendroma zemin hazırlar. Yumurtalıkların uyarılması sırasında kabul edilebilecek sayıda yumurta uyarılması ile aşırı uyarılma arasında ince bir çizgi vardır. Her zaman doz ayarlaması mümkün değildir. Aşırı uyarılma olduğu zaman yumurtalık uyarıcı ilaçların dozunun azaltılması ve gerektiğinde bir gün veya daha uzun bir süre ilaç verilmemesi sonucunda östrojenin aşırı yükselmesi engellenir. Bu iki unsur tüp bebek tedavisinin önünü tıkayan önemli sorun. Bu sorunları gidermeye aday yeni tedavi protokolü Antagonist ya da hasta dostu tedavi olarak adlandırılabilir, umut vaad ediyor.
Continue Reading

“PROTEİNLERİ YOK EDEN RNA’LAR”

Endometriozis hastalığında tercih edilen en yeni tedavi yöntemleri hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi veren Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Emre Seli, “Endometrial dokunun yok edilmesi için immün sistem çalışırken ters etki yapıyor. Endometrial dokunun büyümesini önlemek için bu proteinleri yok eden RNA’lar bulmaya çalışıyoruz. Hayvan deneylerinde bunu başardık” dedi.

Endometriozis, kadınların rahim içi dokusunun karın boşluğuna yerleşmesi ile oluşuyor. Yale Üniversitesi’nde yaptığı başarılı çalışmalarla adından söz ettiren Doç. Dr. Emre Seli, Türk doktorlarının, endometriozis hastalığının anlaşılmasında çok büyük katkıları olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Seli, bu hastalığın mutlak tanısının ancak cerrahi yöntemlerle alınan örneklerin laboratuarda analizi ile konulabileceğini kaydetti. Endometriozisin en önemli iki klinik bulgusunun infertilite ve pelvik ağrı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Seli, hastanın endometriozisin klinik bulgularının tedavisinde kullanılabilecek çok yöntem olduğunu ve hastaya göre tedavi seçilmesi gerektiğini vurguladı.

1929 yılından bu yana endometriozisin meydana gelişinde en önemli sebep, adet sırasında endometrium adı verilen rahim içi dokunun tüplerden karın boşluğuna geçerek oraya yerleşmesi olarak açıklanıyor. Üreme çağındaki kadınlara tedavi seçenekleri arasında en etkin olanı GnRH benzeri ilaçlar geçici ve suni menopoz olduğu açıklanıyor. Diğer bazı hormonal yaklaşımlar gibi, GnRH’ler rahim içi dokusunun büyümesi azaltıyor ve adet ile ilgili kanamayı da azaltarak endometriozisin büyümesini engelliyor. Buna ek olarak, endometriozis de bu ilaçlar alındığı sürece geriliyor.
Kombine Oral Kontraseptifler Endometrial Dokuyu Suprese Ediyor

Hormonal yaklaşımların bu konudaki etkinliğinin kesinlik kazandığını dile getiren Doç. Dr. Seli, “Kadınların rahim dokusu ve östrojen, progesterona cevaben büyüdüğü için kadınların bu hormonları yapmasını önleyen yaklaşımlar ağrıyı azaltıyor. Bunları yapabilmek için aralıksız oral kontraseptifleri hastanın alması fayda sağlıyor. Kombine oral kontraseptiflerin duraksamadan kullanılmasında hem östrojen hem progesteron olduğu için progesteron etkisiyle endometrial doku suprese edilip ağrının azaldığı gösterildi. Hapların içerisindeki progesteron verilmesiyle endometrial kanser riski de azalmış oluyor” dedi.

Progesteron İçeren Rahim İçi Araçlar

Progesteron içeren rahim içi araçlarında tedavi seçeneklerinden biri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Seli, “Rahim içi dokunun büyümesini önlemek, o dokunun endometriozis yapmasını önlemeye yardımcı oluyor. Rahim içi araç “T” şeklinde olup, yerleştirildikten sonra 5 yıl ve daha uzun bir süre etkili oluyor. Bu durum rahim içi dokunun atrofiye uğramasına sebep oluyor. Kanama azalıyor hatta durabiliyor. Hem kanama azaldığı için rahimden, rahim dışına doku geçişi azalıyor ve buna paralel olarak ağrı da azalıyor. Özellikle Türk kadınları için çok iyi bir seçenek. Çünkü Türkiye’de cinsel yol ile bulaşan hastalıklar Avrupa ve Amerika’ya göre daha az görülüyor. Amerika’da çok partnerli kadınlarda rahim içinde araç varken enfeksiyon kapması çok sakıncalı oluyor; aynı durum tek partnerli bir bayan için çok daha nadir oluyor. Lokal ve yan etkisinin az olması, Türkiye’de tercih edilebilmesini arttırıyor. Amerika’da ve Avrupa’da endometriozis için spesifik kullanımı yeni başladı” diye konuştu.


GnRH Agonisti Suni Menapoza Sokan En Güçlü İlaç

3-6 aylığına kadınları suni menopoza sokan bir iğne olan GnRH agonistlerinin suni menopoza sokan en güçlü ilaç olduğunu belirten Doç. Dr. Seli şunları söyledi: “Bu ilaç tamamen hormon üretimini durduruyor ve endometriozis geriliyor. İlaç çok efektif olmasına rağmen 6 aydan fazla kullanılması halinde kadınlarda kemik erimesi görülebiliyor. Ancak ağrı eşiği çok yüksek olup hastanın dayanamayacağı noktaya geldiğinde veriyoruz. 6 ay sonra atak devresi ve seyir devresinde yanında östrojen ve progesteron hormon başlıyoruz.

Tedavi Kişiye Özel Seçilmeli

Tedavi seçenekleri karşılaştırıldığında bu derece sert bir ilaca gerek yok. Sürekli kullanılan doğum kontrol hapları veya rahim içi araçlar aynı derece etkili, bir bayan aşırı ağrıyla ve endometriozisli geldiğinde bu üç yaklaşım kabul edilebilir. Üçüncü yaklaşımın biraz daha fazla yan etkisi var. Tedaviyi seçerken hastaya göre davranılması gerekiyor. Hastanın isteklerine, sosyal statüsü ve cinsel hayatına göre karar veriliyor.
Endometriozis hastalarında infertilite olabiliyor. İnfertilitesi olanlarda karın boşluğundaki hastalık odaklarının kaldırılması ile ağrı azaltılabiliyor. Cerrahi sonrasında da bu üç tedavi yöntemden bir seçiliyor. Ancak genelde en sık en kolay olanı yani doğum kontrol hapları tercih ediliyor.”

Proteinleri Yok Eden RNA’lar için Hayvan Deneyleri Yapıldı

Endometriozis ile ilgili yeni araştırmaları hakkında Doç. Dr. Seli şu bilgileri verdi: “İmmün sistemin asıl görevi korumaktır. Endometrium dediğimiz rahim içi dokusu karın boşluğuna gelince hastanın kendi immun hücreleri endometriuma saldırıyor ve ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu esnada immun hücreler bir takım maddeler salgılıyor. Salgılanan maddelerin amacı yeni akyuvarlar ve lökositleri yardıma çağırmak. Ne yazık ki bu durum endometriozis hastalığını yok edeceğine besliyor ve büyümesine yol açıyor. Endometrial doku kültür ortamında büyütüldüğünde ve salgılanan maddeleri eklediğinizde daha hızlı büyüme gözleniyor.

“Mutant Hücre Yaratılıyor”

Hücrelerde gen ekspresyonu yapılırken DNA’dan RNA’lar, sonra da RNA’lardan da proteinler üretiliyor. Bizim grubumuz, endometriozise sebep olan proteinlerin sentezlenmesini sağlayan RNA’lari hedef alan ve yıkımlarını sağlayan proteinleri kontrol ederek hastalığa alternatif bir tedavi getirmeyi amaçlıyor. Teoriyi ispatlamak için endometrium dokusunun içerisinde hedef RNA ve proteinlerin az veya çok üretmesini sağlayan genetik değişimler yapıyoruz. Lenti virüsler kültürdeki rahim dokusunun DNA’sına entegre olup bizim istediğimiz durumu endometrial dokuda yapıyor. Mutant hücre yaratılıyor. Bu yöntemlerle endometrial dokunun immun hücre ve molekülleri nasıl etkilediği başarıyla araştırıldı. Bir takım moleküllerin ki bunlar sitokinler ve büyüme faktörleri azaltılması başarıldı.”
Continue Reading

TJOD HEKİMLERİN YANINDA

9. Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde sağlık politikaları, mesleki bilinç, Gebelikte ”Omega-3 kullanımı, gebelikte ultrasonla takibin etkileri ve Obezitenin kısırlığa yol açabildiği masaya yatırıldı.

Sağlık Bakanlığı ve Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Derneği FİGO Tarafından Desteklenen 9’uncu Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi Antalya’da yapıldı. Bin 800 katılımcının yer aldığı kongrede, 56 oturum, 7 özel oturum, 12 yabancı, 330 yerli konuşmacı ve 90 stant ile hem bilimsel hem sosyal içeriği ile göz dolduran bir kongre olduğunu belirten TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil,kongrede bilimselliğin yanı sıra kadın-doğum hekimliğinin tüm yönleriyle ele alındığını, sağlık politikalarının değerlendirildiği, mesleki bilinç ve kaynaşmanın yükseldiği büyük bir çalıştay olduğunu kaydetti. Prof. Dr. İtil konuşmasında şunları söyledi: “Sağlıkta başarı, hastanın istediği eczane, istediği hastaneye gidip kapıdan karşılanması değildir. Sağlıkta başarı toplumun tümünün fiziksel ve ruhsal olarak iyi halde olmasının sağlanmasıdır. 2002 yılında 1,5 milyon olan ameliyat sayısı, 2009 da 4,5 milyona çıkmışsa, ilaç tüketimi 750 milyondan, 1,5 milyar kutuya çıkmışsa, hasta sayısı yüzde 81 artmışsa, bu toplum iyileşmiyor, ya hasta oluyor ya da hasta ediliyor demektir. Sistemin çok hızlı bir şekilde gözden geçirilmesine ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Eğer bu konuda TJOD ye bir görev düşerse, gerekli öneri ve katkılarımızı sunmakta tereddüt etmeyiz. Yalnızca ve yalnızca hukukun uygulanması sağlıkta birçok sorunu çözecektir.”

TJOD Jinekologların Hukuk Bilgisini Güçlendiriyor
Yargıtay üyeleri ve hukuk fakülteleri öğretim üyelerinin de katlımı ile düzenlenen oturumlarda jinekologların hukuksal sorunlarla karşılaştıklarında daha bilinçli ve doğru adımlar atmasın için bilgilenmelerini amaçladıklarını kaydeden Prof. Dr. İtil, “Türkiye’de malpraktis yönünden en sık dava açılan alan kadın doğumdur. Mediko-legal boşluklar sezaryen oranlarını etkiliyor. Doğumda karşılaşılabilecek anne ve bebeğe ait komplikasyonlardan kaçınmak ve normal doğuma bağlı sorunlardan uzak kalmak için doktorlar sezaryene yönelebiliyor” dedi.

“Hekimlere, Sezaryen ile İlgili Meslek İçi Eğitim Verilmeli”
Neredeyse iki doğumdan birinin sezaryenle yapıldığını belirten Prof. Dr. İtil, sezaryen oranlarının düşürülmesi için Sağlık Bakanlığı ile protokol imzalandığını dile getirdi. Prof. Dr. İtil, kongrede sezeryanla doğum oranlarının düşürülmesine yönelik çalışmaların da gündeme geldiğini söyleyerek, bu konuda kadınların bilinçlendirilmesinin, gebe okullarının yaygınlaştırılmasının ve okullarda cinsel eğitim derslerinin verilmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Bu kapsamda normal doğuma teşvik klipleri hazırlandığını ve önümüzdeki günlerde televizyonlarda gösterileceğini söyleyen Prof. Dr. İtil, şöyle konuştu: “Hekimlere, bununla ilgili meslek içi eğitim verilmeli. Ayrıca, alt yapı ve sağlık ekibinin güçlendirilmesi gerekli. Doğum salonları yerine, doğum odaları olmalı. Ağrıyla baş etmek için anestezi uzmanları görevlendirilmeli. Hatta anestezi teknisyenleri doğum sırasında ağrının azaltılması için daha fazla etkin olmalı. Anestezi uygulamasının mümkün olmadığı durumlarda ağrı kesiciler devreye sokulmalı. Ülkemizde artık ağrısız doğum daha fazla yapılıyor ama yeterli değil. Anestezi uzmanlarının sayısının artması, sezaryenle doğumların azalmasında etkili olur.”
Prof. Dr. İtil, ayrıca kongrede kadına yönelik şiddetin de ele alındığını, bu konuda jinekologların da bunun önlenmesinde diğer unsurlarla birlikte görev alabileceğini sözlerine ekledi.

“Omega-3, Zeka Gelişimini Artırıyor”
“Araştırmalar, gebelikte kullanılan omega-3 yağ asitlerinin anne ve bebek sağlığını olumlu etkilediğini gösteriyor” tespitinde bulunan ABD’deki Penn State Milto S. Hershey Medical Center Direktörü Prof. Dr. Serdar Ural, omega-3’ün bebeğin beyin gelişimini olumlu etkilediğini söyledi.
Prof. Ural, planlı hamileliklerde Omega-3’e gebelik öncesinde, planlı olmayanlarda ise hamilelikte başlanması ve emzirme döneminde de devam edilmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Ural, Omega 3’ün gebeliğin ilk 5 ayında 1 kapsül, daha sonraki aylarda da ise 2’şer kapsül içilmesinin uygun olduğunu söyleyerek, ABD’de yapılan çalışmalarda, gebelere verilen vitamin destekleri içinde Omega-3’ün de bulunmasının büyük yararlar sağladığı ve bebeğin zihinsel gelişimini olumlu yönde arttırdığının belirlendiğini vurguladı.

“Ultrason Kadın Doğumcuların Stetoskobu Haline Geldi”
Ultrasonun ses dalgası olduğunu ve gebelikteki olumsuz etkileriyle ilgili henüz bilimsel bir kanıt bulunmadığını belirten Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir, ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde anne karnındaki bebeğin ultrasonla takibinin sınırlı sayıda yapıldığına dikkat çekti.

Türkiye’de gebelik döneminde ultrasonla, bebeğin gelişiminin her evresinin izlendiğini dile getiren Prof. Dr. Demir, ABD’de sadece gebelik döneminde üç kez ultrasonla yapılan muayenenin ödendiğini bildirdi. Bu ülkede 11-14. haftada ense kalınlığına, 18-22. haftada anatomik gelişime ve gebeliğin son döneminde de bebeğin ters gelip gelmediğine bakıldığını anlatan Prof. Dr. Demir, şunları kaydetti: “Hastalarımız, bizlere bu kadar sık ultrasona girmenin bir zararı olup olmadığını soruyor. ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde anne karnındaki bebeğin ultrasonla takibi sınırlı sayıda yapılıyor. Ultrasonun gebelikte olumsuz etkileri olduğuna dair bir bilimsel kanıt bulunmamakla birlikte, Türkiye’de ise ultrasonla yapılan kontrollerin sayısı dünya standartlarının üzerinde. Ultrason kadın doğumcuların stetoskobu haline geldi. Her gebeyi, her geldiğinde ultrasonla muayene ediyoruz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta; fetal inceleme sırasındaki ısı artışıdır. Ultrason incelemesi sırasındaki ısı artışının hangi dönemlerde hangi biyolojik etkilere neden olabileceği konusu ise kesin değil. Domuzlarda yapılan bir çalışmada iki dakikadan uzun süreli bir uygulamanın olumsuz etkileri olabileceği görülmüştür. Genel yaklaşım, 1.5 derecelik ısı artışının, zararı olmayacağı yönündedir. Beş dakika süreyle 4 derece artıştan fazlasının zararlı olabileceği bildirilmiştir.”
Prof. Dr. Demir, ultrason ile takibin uzun süreli bir inceleme yapılmadan gerçekleştirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

“Polikistik Over Sendromu (PCOS) 5 Kadından Birinde Görülüyor”
TJOD 2. Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş ise Polikistik Over Sendromu ile hormonal bozuklukların kadın sağlığını tehdit eden önemli sorunlar olduğunu belirtti. Kadınların menopoz döneminden sonra kilo alma eğiliminde olduğunu ve kalp hastalıkları riskinin neredeyse erkeklerle aynı düzeye ulaştığını söylen Prof. Tıraş, bu dönemdeki kadınlarda diyete direncin çok yüksek olduğunu söyledi ve kilo kontrolü için uygun hormon tedavisi önerisinde bulundu.

“Türk Kadınlarının Yüzde 20-25’inde Bu Hastalık Görülüyor”
Prof. Dr. Tıraş, “Genç yaştaki kadınlarda kilo vermeyi ve çocuk sahibi olmayı engelleyen Polikistik Over Sendromu (PCOS) 5 kadından birinde görülüyor. Nedeni tam olarak bilinmiyor, tedavisi de ancak şişmanlık, tüylenme, saç dökülmesi, kısırlık gibi sonuçlara yönelik yapılıyor. Nedeni tam olarak bilinmiyor. Tedavi ise belirtilere yönelik olarak planlanıyor. “Bu sorunun, şişmanlığa mı, yoksa şişmanlığın mı bu soruna yol açtığı” tartışmaları yapılıyor. Bu hastalık, hem dünyada ve hem de Türkiye’de artıyor. Türk kadınlarının yüzde 20-25’inde bu hastalık görülüyor. Böyle olunca da şişmanlık ya da bunun neden olduğu üreme sorunları, fazla kilo, elma tipi şişmanlık gibi sorunlar da ortaya çıkıyor” diye konuştu.

“Tedavide Daha Çok İnsülin Direncini Düşüren İlaçlar Üzerinde Duruluyor”
Polikistik over sendromunun hipertansiyon, endometrium kanseri, insülin direnci ve buna bağlı olarak gelişen diyabete yol açması nedeniyle ciddi bir sorun olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tıraş, tedavide daha çok insülin direncini düşüren ilaçlar üzerinde durulduğunu söyledi. Prof. Dr. Tıraş, yumurtlama bozukluğunun, adet görememe ya da geç adet görme gibi sorunları da beraberinde getirdiğini vurguladı.

Continue Reading

TÜP BEBEK BAŞARI ORANI “DESTEK” İLE ARTIYOR

Tüp bebek tedavilerinin başarı oranını artıran “psikolojik danışmanlık” hizmeti sayesinde hekim ile hastanın arasında köprü vazifesi görüyor. Ayrıca terapi sayesinde, çiftlerin yaşadığı sorunların çözümü gebe kalma oranlarını artırıyor.

Bilim adamları tarafından, infertil çiftlerde psikolojik etkenlerin gebelik oranlarını etkilediği üzerine yapılan çalışmalarda, sağlıklı fertil kadınlarda yüksek kronik anksiyete düzeyi ile düşük gebelik oranının ilişkisi bulunduğunu dile getiriliyor. Aynı araştırmada, IVF tedavisi gören infertil kadınlarda depresif belirtilerin düşük gebe kalma oranı ile ilişkili olduğu da saptadı.

“Psikolojik Destek Tüp Bebekte Başarı Oranını Yüzde 30 Arttırıyor”
Ankara’da HŞ Kadın Sağlığı Doğum ve Tüp Bebek Merkezinde hizmet veren psikolojik danışman Psikolojik Danışman Dolunay Kadıoğlu, “Kadın doğum hekimlerinin tüp bebek tedavisinde çiftlerin stresinden kurtulmak ve tedavi başarı oranlarını yükseltmek için psikolojik danışmana ihtiyacı var. Hastaların yaşadığı sorunları rahat bir şekilde paylaştıktan sonra hekimlerinde işleri kolaylaşıyor. Bu yöntem, çiftlerin 3. veya 4. tüp bebek tedavilerinde yaşadıkları hayal kırıklıklarını ve doktora karşı kuşku duymasını da önlüyor. Bir saat kadar çiftlerin sorunları üzerinde duruyoruz. Güçlü ve zayıf yanlarını çalışıyoruz. Tüp bebek tedavisi stresi yüksek ailelerin çocuklarının olmaması, kullanılan ilaçlar her ne kadar dozu ayarlansa da stres hormonu etkileşimleri olumsuz sonuçlara yol açıyor. Stresi kontrol edebilmek bedeni ve ruhu rahatlatıyor. Yine dünya da yapılan araştırmalar sonunda ortaya çıkan verilere göre tüp bebek tedavisi sürecinde psikolojik destek alanlarla almayanlar karşılaştırıldığında, destek alan hastalarda başarı oranının yüzde 30 oranında yüksek olduğu ortaya çıktı.”

“17 İnfertil Çiftte Altı Aylık Bilişsel-Davranışçı Terapi Tedavi Oranını Yükseltiyor”
“Almanya da 17 infertil çift üzerinde yapılan bir çalışmada altı aylık bilişsel-davranışçı terapi sonrasında sperm konsantrasyonunda düzelme, çaresizlik duygusu ve ilişkide çatışmada azalma ve canlı doğum oranında artış saptanmıştır. Başka bir çalışmada ilk IVF denemesinde psikolojik danışmanlık alan çiftlerin yardım almış olmaktan duydukları memnuniyeti ortaya koyuyor” dedi.
“Mutlu Evlilik Tüp Bebek de Başarıyı Arttırıyor”
İngiltere de 818 çiftte yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre evlilik ilişkisi bozuldukça tedavide başarı oranının düştüğü saptandığını dile getiren Kadıoğlu, “Ülkemizde her 2 evlilikten 1’inin boşanmayla sonuçlandığını ancak tüp bebek tedavisi gören çiftlerde boşanmaya pek şahit olmadığını” kaydetti. Tedavi sırasında kadınların yalnız kaldıklarını ve sanki çocuk sahibi olmak sadece kadının sorumluluğundaymış gibi kabul edildiğini ekleyen Kadıoğlu, çiftlere birbirlerine destek olmalarını, sevgi ve saygılarını koruyarak, iletişimlerini güçlü tutarak tüp tedavilerine devam etmelerini önerdi.

Continue Reading
1 2 3 5