HACETTEPE DAHİLİYE MEZUNLARI ALBÜMDE TOPLANDI

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda ihtisas yapmış tüm hekimlerin tam listesi ve iletişim bilgilerinin olduğu albüm yayınlandı.
 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Ömer Karadağ, Prof. Dr. Serhat Ünal ve Dr. Mustafa Arıcı tarafından oluşturulması planlanan Hacettepe Dahiliye Albümünde, Anabilim Dalının tarihçesi, önceki ve mevcut öğretim üyelerinin yanı sıra daha önce buradan uzmanlığını almış hekimlerin tam listesi ve fotoğrafları yer alıyor. Kurulduğu günden 2015 yılı başına kadar toplam 467 iç hastalıkları uzmanı ihtisasını tamamlamış ve gerek yurtiçi gerekse yurtdışı çeşitli kurumlarda uzman, öğretim üyesi, klinik şefi veya araştırmacı olarak çalışmalarına devam etmiş ve etmeye devam etmektedir.
 

 

 
Kitabın Editörü Doç. Dr. Ömer Karadağ, ‘Hacettepe Dahiliye Albümü’  hakkında şunları söyledi: “Önceleri öğrencisi, sonra asistanı bugün ise Öğretim Üyesi olma onur ve gururunu yaşadığım Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında ‘Dahiliye’ anlayışı ile yetişmenin hastalara yaklaşımda farklılığını hep hissettim. Üniversite, Tıp Fakültemiz ve Anabilim Dalımızın bu günlere gelişinde ve ‘Dahiliye Anlayışı’nın oluşmasında, başta Sayın Prof. Dr. İhsan Doğramacı ve Sayın Prof. Dr. Şeref Zileli olmak üzere birbirinden değerli ve özverili hocalarımız katkıda bulunmuş ve Hocabey’in ‘Daha ileriye en ileriye’ düsturu yol gösterici olmuştur. Meslek hayatım boyunca tıp eğitiminin sadece amfi veya servislerden ibaret olmadığı ve her türlü bilginin bazen farkında olmadan difüzyonla da öğrenildiği, belki de usta-çırak ilişkisinin başka başka normlarla yaşandığı bir süreç olduğunu düşündüm. Bu sürecin bizden sonraki nesillere aktarımı ve bizden sonraki arkadaşların bu meşaleyi daha ileriye taşıyabilmelerinde kısmen de olsa destek olabilmek için böyle bir albümü hazırlamayı amaçladık. Bu albüm kıdemli hocalarımızın anıları, fotoğrafları, Rektörlük, Dekanlık ve Anabilim Dalı arşivleri ile Mantar Dergilerinden yararlanılarak oluşturulmuştur. ”


Continue Reading

BU TOPLANTININ AMACI FARKLI

Bu yıl 17.’si yapılan Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursunun geliri tıp fakültesi öğrencilerinin okutulması için harcanıyor.
Türkiye’de ilk mezuniyet sonrası eğitimini başlatan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları, Kardiyoloji ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalları bu sene 17. Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursu’nu düzenledi. Kursu düzenleyen Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu üyeleri bu toplantıların asıl amacının, hekimleri mezuniyet sonrası yeni gelişmelerden haberdar etmek ve iç hastalıkları alanında bilgi eksikliğini tamamlamak; kursun bir diğer amacının ise kursun gelirini tıp fakültesi öğrencilerinin okutulması için harcamak olduğunu belirttiler. Halen 30’un üzerinde ihtiyacı olan tıp fakültesi öğrencisine aylık düzenli burs verildiğini ifade ettiler.
Kursun bilimsel sekretaryasını yürüten ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nilgün Sayınalp toplantı hakkında Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “İç Hastalıkları, Kardiyoloji ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinin konuşmacı olduğu17. Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursuna (MSEK) aile hekimleri, pratisyen hekimler ve iç hastalıkları uzmanları ile asistanları katıldı. Kursta interaktif toplantılara ağırlık verilerek iç hastalıkları alanındaki en güncel bilgiler çeşitli olgu örnekleri ile tartışıldı. Amacımız iç hastalıkları alanında sık karşılaşılan sağlık sorunlarına öncelikli olarak yer vermek, bu konulardaki yeni gelişmelerden katılımcıları haberdar etmek ve bunları, konusunda uzman konuşmacılarımızla detaylı olarak tartışarak ortak yaklaşım ve çözüm yolları önermek. Kursumuz 1995 yılından bugüne kadar düzenli olarak her yıl düzenlenmektedir. Bu alanda öncü olan kursumuz artık gelenekselleşmiş bir konumdadır. Türkiye’nin her yerinden yıllardır düzenli olarak gelen katılımcılarımız var. Bu yılki toplantı yaklaşık 250 katılımcı ile gerçekleştirildi. Gördüğümüz ilgi karşısında toplantının hedefine ulaştığını düşünüyor ve önümüzdeki yıllarda da devam etmek istiyoruz. Kurstan elde edilen gelirin tamamının tıp fakültesi öğrencilerine burs olarak verilmesi ve bu yolla öğrencilerin eğitimine katkıda bulunmamız bizim için en önemli motivasyon kaynağı oluyor.”
Uzun Yaşamın Sırları
Toplantı süresince alanında uzman konuşmacılar iç hastalıklarının değişik dallarında konferanslar verdiler. Geriatri Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Servet Arıoğul, “Uzun ve sağlıklı yaşamın sırları” konulu, ilgiyle izlenen bir konferans verdi. Kardiyoloji Anabilim dalından Prof. Dr. Giray Kabakçı kardiyovasküler hastalıklarda yeni ruhsatlanan pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar ile ilgili bilgileri aktardı. Prof. Dr. Murat Akova son bir yılda infeksiyon hastalıkları alanındaki gelişmeleri özetledi.
Prof.Dr. Miyase Bayraktar’ın başkanlık yaptığı panelde ülkemizde görülme sıklığı yüzde 10’u geçen bir hastalık olan Diabetes Mellitus’un bakım ve tedavisi, konunun uzmanları tarafından tartışıldı.
Anemide Yanlış İlaç Seçimi
Prof. Dr. Nilgün Sayınalp anemiye klinik ve laboratuvar yaklaşımı anlattı. Dr. Sayınalp aneminin özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu vurguladı, dünya nüfusunun yüzde 30’unun anemik olduğunun kabul edildiğini ve bunların çoğunluğunun demir eksikliğine bağlı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Sayınalp, sözlerine şöyle devam etti: ” Demir eksikliği anemisinin nedeni beslenme yetersizliği olabileceği gibi o ana kadar hiçbir belirti vermemiş kolon kanseri de olabilir. O nedenle demir eksikliği olan hastaların tanısının doğru konulması, demir eksikliği nedeninin araştırılması, uygun tedavi verilmesi ve iyi izlenmesi gerekir. Tedavide en sık karşılaşılan problemler yanlış ilaç seçimi veya hastanın ilacı yanlış ya da yetersiz kullanımıdır. Katılımcılar yoğun ilgilerini çeken bu konuda çok sayıda soru yönelttiler, konuyu detaylı olarak konuşma imkanı bulduk. “
Continue Reading

Dr. Nayır: “HBV VE HCV’Lİ HASTAYA YAKLAŞIMDA EKSİKLİKLER VAR”

Mersin’de çalışan 440 pratisyen hekime yapılan anket sonucunda Hepatit B ve Hepatit C hakkındaki bilgi düzeylerinde büyük eksiklik olduğu saptandı. Sonuca göre pratisyen hekimlerin HBV ve HCV infekte iğne battığında yapılması gerekenler hakkında, sırasıyla yüzde 36 ve yüzde 72’si yanlış bildiği ortaya çıktı.

Hepatit B virüsü (HBV) ve Hepatit C virüsü (HCV) infeksiyonları tüm dünyada yaygın görülen, morbidite ve mortalitesi yüksek, önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Hekimlerin viral hepatitlerden korunması, hizmet verdikleri kişileri bilinçlendirmesi ve viral hepatitli hastaların yönetimi için öncelikle bu konuda bilgilerinin yeterli olması gerekiyor. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bilim dalından Prof. Dr. Orhan Sezgin ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim dalından Uzman Dr. Erdinç Nayır, pratisyen hekimlerin hepatit bilgi düzeyini ölçen bir çalışma yaptı.
Bu çalışma hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Uzm. Dr. Nayır, Mersin’de çalışan pratisyen hekimlerin, HBV ve HCV infeksiyonlarının bulaş yolları, risk grupları ve korunma yolları ile ilgili bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve viral hepatitli hastaya yaklaşım biçimlerinin saptanmasını araştırdıklarını kaydetti.

“Pratisyen Hekimlerin Yüzde 50’si İnaktif HBV Taşıyıcılığı Kavramını Doğru Bilmiyor”
HBV ve HCV’nin doğum sırasında bulaşabileceği yüzde 10-18’i tarafından bilinmiyor. Mersin’de görev yapan 440 pratisyen hekime 12 sorudan oluşan anket sorularını yönelttiklerini dile getiren Uzm. Dr. Nayır, anket sonuçları hakkında şu bilgileri verdi: “Bulaş yolları ve risk etkenleri genelde biliniyor. Ancak HBV ve HCV’nin doğum sırasında bulaşabileceği yüzde 10-18 oranında bilinmiyor. Çalışmaya katılanların yüzde 33’ü anne sütüyle bulaştığını, yüzde 42’si de annenin bebeği infekte etmemek için emzirmemesi gerektiğini söyledi. Ancak, bu sonuç doğrultusunda gereksiz anne sütü kesimine sebep olabileceği düşünüldü. Epidemiyolojik bir önemi olmamasına rağmen, hekimlerin yüzde 21’i sivrisinek ve tahtakurusunun bulaşta önemli olduğunu söyledi. Yapılan ankette bir diğer önemli tespit ise katılımcıların yüzde 50’si inaktif HBV taşıyıcılığı kavramını doğru bilmiyor.”

Hepatit D Virüsü ise Hayal Kırıklığı Yarattı
Hepatit D virüsü hakkındaki cevapların ise hayal kırıklığı yarattığını belirten Uzm. Dr. Nayır, “HBsAg pozitif olan hastalara delta antikoruna bakılmasıyla ilgili soruya, hekimlerin yüzde 34’ü HDV’ne bakmaya gerek yok derken, yüzde 36’sı HCV infeksiyonu olanlarda HDV’e bakmalı” dedi.

Hepatit C Virüsü’ne Karşı Korunmada Bilgi Açığı Var
Uzm. Dr. Nayır, “HBV ve HCV’nin yol açtığı patolojiler genelde biliniyor. HBV’den korunma yolu ve aşısı bilinirken, katılımcıların yüzde 12’si HCV’ne karşı korunmada HCV aşısı olduğunu söyledi. HBV ve HCV infekte iğne battığında yapılması gerekenleri ise yüzde 36 ve yüzde72 oranında yanlış biliyor” diye konuştu.

Anket Sonuçları HBV ve HCV Hakkında Eğitim Açığını Gözler Önüne Serdi
Çalışma sonucunda tüm sorular dikkate alındığında özellikle HCV ile ilgili bilgi düzeyinin HBV hakkındaki bilgi düzeylerine göre daha düşük olduğunu tespit ettiklerini dile getiren Uzm. Dr. Nayır, “HBV ve HCV’nin bulaşma yollarında, risk etkenlerinde, HBV ve HCV infeksiyonu mevcut olan hastaya yaklaşımda eksiklikler saptandı. Özellikle HCV’ne karşı korunmada ve HDV’e yaklaşımda pratisyen hekimlerin bilgi eksikliklerinin olduğu ortaya çıktı. Bu sonuçlar temel tıp eğitimi ve devamlı tıp eğitimi ile ilgili açıkların gözler önüne serilmesinde etkili olacak” şeklinde konuştu.

Continue Reading

BU YÜZYIL “KRONİK HASTALIKLAR” YÜZYILI

Ülkemizde yaklaşık 25 milyon, en az bir kronik hastaliği olan yetişkin bulunuyor. 25 milyon hastanin yarısının kronik hasta olduğunu bilmediğini belirten Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Başkanı Prof. Dr. Erdal Akalın, “Bu Yüzyıl ‘kronik hastalıklar’ yüzyılı olarak kabul ediliyor. Bugün, dünyanin en büyük sorunu ve bundan sonraki 50 yılın en büyük sorunu kronik hastalıklar” dedi.

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından Antalya Side Starlight Otel Kongre Merkezi’nde düzenlenen 12. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nde, iç hastalıkları uzmanlık dalına ilişkin konularda ve kronik hastalıklar hakkında basın toplantısı düzenlendi.

Bugün hiçbir ülkede ideal bir sağlık sistemi olduğunun iddia edilemeyeceğini kaydeden Prof. Dr. Akalın, sağlık harcamalarının giderek artması ile sağlıkta yeni politikaların geliştirildiğini söyledi. Türkiye’de de 7 yıldır Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulandığını belirten Prof. Dr. Akalın, programın hem olumlu hem de olumsuz yönlerinin olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akalın, sağlık hizmeti sunumunda en önemli konunun sağlık hizmeti kalitesi olduğunu dile getirerek, iç hastalıkları uzmanlık eğitiminde, standardizasyon, uzmanların çalışma koşulları, yan dal konusu ve sağlık uygulama talimatında ve performans sistemi gibi konularda ciddi sorunlar bulunduğunu belirtti.

“2000 Yılından İtibaren 50 Yıl, Dünyanın En Büyük Sorunu Kronik Hastalıklar”
Bu yılki kongrenin ana temasının kronik hastalıklar olduğunu belirten Prof. Dr. Akalın, şunları kaydetti: “1900’den bugüne kadar ki dönemi 50’şerlik devrelere ayırırsanız, 1900-1950 yılları arasındaki dönem infeksiyon dönemidir. 1950’den sonra çeşitli tedavilerle infeksiyon hastalıklarını kontrol altına almayı öğrendik, ama akut problemler ortaya çıktı. 2000 yılından itibaren ve 50 yıl sonrasının ise dünyanın en büyük sorunu kronik hastalıklardır. Tanısını erken koymak, tedavisini erken yapmak ve bu hastaları sağlıklı bir şekilde hayata devam ettirmek zorundasınız. Bu hastalıkların başında gelenlerde diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği, koranel kalp hastalığı, kronik akciğer hastalıkları, kroner karaciğer hastalıkları, kronik böbrek hastalıklarıdır. 2006 yılında Sağlık Bakanlığı Kronik Hastalıklar Daire Başkanlığı tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye’de bir veya birden fazla kronik hastalığı olan 22 milyon erişkin var. Bu 22 milyon erişkinin içinde de de en fazla kronik hastalık grubu da 15 milyon hipertansiyon hastası.”

“Türkiye’de 25 Milyon Civarında Ciddi Kronik Hastalığı Olan Kişi Var”
Prof. Dr. Akalın, 2009 yılında Türk Nefroloji Derneğinin yaptığı çalışmaya göre, kronik böbrek yetmezliği kronik böbrek yetmezliğinin herhangi bir evresinde olan 7,5 milyon kişi olduğu gösterdiğini, Türkiye’de 25 milyon civarında ciddi kronik hastalığı olan kişi bulunduğunu kaydetti.

“Kronik Hastalıklar Tüm Dünyadaki Ölümlerin Yüzde 60’ından Sorumlu”
Dünya Sağlık Örgütünün bir raporuna göre kronik hastalıkların tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 60’ından sorumlu olduğunu belirten Prof. Dr. Akalın, “Her yıl 36 milyon kişi Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre kronik hastalıklarından dolayı ölüyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve Başkent Üniversitesinin birlikte yaptığı hastalık yükü çalışmasına dayanarak 2002 yılında hazırladığı raporda; ölümlerin yüzde 79’u kronik hastalıklardan olmaktadır. Demek ki bu bütün dünyanın olduğu gibi bizim de çok büyük bir sorunumuz olarak karşımıza çıkıyor. Gecikmiş tedavilerin sabit harcamalara olan katkısı, negatif katkısı oluyor. Bu, sağlık harcamalarının yüzde 75’i kadardır” dedi.

“Aşağı Yukarı Kronik Hastalığı Olanların Yarısı, Hastalıklarından Habersiz”
Kronik hastalıkların sinsi seyrettiğini, birçoğunun hiç bir belirti vermediğini anlatan Prof. Dr. Akalın, “Yine Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğinin yaptığı bir araştırmaya göre, hipertansiyon hastalarının yüzde 60’ı kan basınçlarının yüksek olduğunu bilmiyorlar. Yine Türk Endokronoloji ve Metabolizma Derneğinin 2002 yılında yaptığı çalışmaya göre, diyabetli hastaların yüzde 30’unun hastalıktan haberi olmadığını görüyoruz. Yani aşağı yukarı kronik hastalığı olanların yarısının hastalıklarından haberi olmadığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Risk Faktörleri Dikkatle Değerlendirmesi
Kronik hastalıklarla mücadele konusunda Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği çok önemli 4 konu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akalın, şunları söyledi: “Bunlardan biri farkındalığı artırmak. Hem toplumda, hem de sağlık çalışanlarında böyle bir sorunun olduğunu farkında hale getirmek. Eğer siz hipertansiyonun, diyabetin, inmenin, kalp hastalıklarının ne kadar önemli olduğunu topluma anlatabilirseniz, öncelikle toplum bunun farkına varacak. İkincisi, bunlarla ilgili toplumu önleyici koruyucu önlemler almak ve eğitmek gerekiyor. Üçüncü kanıta dayalı rehberliğe dayanarak, erken tanı ve tedavi. Bu hastalıklara ne kadar erken tanı koyarsanız, hastalıkların daha kötü dönemleri o kadar azalır. Mesela, hipertansiyonu olan bir hastanın kan basınını kontrol altında tutabilirseniz, kalp krizi geçirmez, inme geçirmez, kronik böbrek hastalığı geçirmez. Bu nedenle biz risk faktörleri değerlendirmesinin erken yaştan itibaren yapılmasını, 40-50-60 yaşlarından sonra belli periyodik kontrollerin yapılmasını istiyoruz. Dördüncüsü ise rehabilitasyon. Yani, hastanın yaşam kalitesini yükseltebileceğimiz hale getirmemiz lazım.”

“Kronik Hastalıklarda 3 Risk Faktörünün Azaltılması Çok Şey Değiştirir”
Kronik hastalıklarda 3 risk faktörünün azaltılması durumunda, çok şeyin değişebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Akalın, şöyle devam etti: “Bu üç risk faktöründen birincisi, sağlıklı beslenme, obezite, Türkiye’de toplumun sorunu aslında yüzde 15.9 kişi obez. İkincisi egzersiz. Fiziksel aktivitemizi mutlaka artırmamız lazım. Üçüncüsü de tütün kullanımı. Tütün kullanımı ile ilgili Türkiye’de çok güzel şeyler yapıldı. Sigara kullanımının hakikaten sadece kapalı yerlerde değil, kamu alanlarında değil, daha ileriye götürerek açık alanda bile, engellemek gerekiyor. Bu üçünü yaparsanız, kalp hastalıkları, tipik diyabeti ve inmeyi yüzde 80 önlüyorsunuz. Kanseri de yüzde 40’ı engellenmiş oluyor.”

“İç Hastalıkları Uzmanı ‘Erişkinlerin’ Doktoru”
Prof. Dr. Erdal Akalın, konuşmasında, kronik hastalıkların koordinatörlüğünün iç hastalıkları uzmanlarına verilmesinin gerekliği üzerinde durdu. Prof. Dr. Erdal Akalın, “İç hastalıkları uzmanı erişkinlerin doktorudur. Bizden başka bu işi iyi yapacak kimse yok. Mademki kronik hastalıkların en büyük sorunu koordinasyon eksikliğidir ve iç hastalıkları uzmanları kronik hastalıkların koordinatörüdür” şeklinde konuştu.

“Ülkemizde 5 bin 600 İç Hastalıkları Uzmanı Var”
Bir gazetecinin “Ülkemizde kaç tane iç hastalıkları uzmanı var?” sorusuna Prof. Dr. Erdal Akalın şu yanıtı verdi: “Bizim hesabımıza göre 6 bin civarında olmamız lazım. Yeni yayınlanan sağlıkta insan gücü kaynakları raporuna göre yan dalları da ilave ettiğinizde 5 bin 600 kişi civarında.”

“Sevk Zincirsiz Genel Sağlık Sigortasını Yürütmek Zor”
TÜHUD Yöntetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli ise şunları kaydetti: “Türkiye’de aile hekimliği uygulamasına geçildi. Bu uygulamaya geçildikten sonra iç hastalıkları uzmanlığıyla aile hekimlerinin çalışma koşullarının düzenlenmesi önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Uzun dönemde kronik hastalıkların takibinde aile hekimleri basitçe çözeceklerdir. Ancak kronik hastalıklar uzun süreli izlenmesi gereken hastalıklar, iç hastalıkları uzmanının kontrolü ve denetiminde olmalıdır.”

Kongre Içeriği
Düzenlenen kongreye Türkiye genelinde 3 bin iç hastalıkları doktoru katılırken, iç hastalıkları uzmanlarının klinik uygulamalarında yardımcı olacak yeni gelişmeler, hasta bakımında iyileştirme ve yeni gelişmelerin etkisi, dış faktörlerin iç hastalıkları uzmanlarının çalışma koşullarına olan etkileri konularında 140 konuşmacı ve oturum başkanı katıldı. 12. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, yoğun bilimsel programları ile dikkat çekti. ‘Kronik Hastalıkların Önemi’, ‘Sağlık Bakanlığı Gözüyle İç Hastalıkları Uzmanlık Alanı’, ‘Hipertansiyon Tedavisi’, ‘2000’den 2010’a Neler Değişti?’, ‘Sigara Bırakma Tedavisi’, ‘Kanserden Korunmada Tartışmalı Konular’, ‘Bir Halk Sağlığı Sorunu: Kronik Böbrek Hastalığı’, ‘Acil Vakalar, Kritik Kararlar’, ‘İnfeksiyon; Bir Tedavi Komplikasyonu’, ‘Diyabet Tedavisinde Tartışmalı Konular’ gibi pek çok güncel konuda oturumlar düzenlendi. Kongrede 5 paralel salonda 15 uydu sempozyum, 21 konferans ve 15 panel gerçekleştirildi.

Continue Reading

“1 HASTAYA 6 DAKİKA”

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği tarafından yapılan basın toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Balcı: “Sağlık Bakanlığı hastanelerinde hasta bakımı en iyisinde, bir hastay 6 dakika. Bu, 8 dakikaya çıkınca ‘Niye yavaş bakıyorsunuz?’ diye hesabını soruyorlar” dedi.

Yapılan bir nefroloji araştırması sonucuna göre böbrek yetmezliğinin Türkiye’de en önemli nedeninin diabetus mellitus olduğunu belirten Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Balcı, “Türkiye’de diyabet sıklığı artıyor, son rakamlar yüzde 7’lerden yüzde 12’lere geldiğimizi gösteriyor. Tedavi ajanları gelişmeye başladı, fakat bu ajanları kullanırken en önemli şey hasta güvenliğidir. Bu ajanlarda da Hipokrat Yemini’nde söylediğimiz gibi ‘öncelik hastayı tedavi etmek ona zarar vermemektir’. Biz verdiğimiz tedavi ajanlarının ne kadar zararlı veya ne kadar yararlı olduğunu çok yakından takip etmeye çalışıyoruz. Hastalarımızın her ilacı hekminin kontrolü olmadan kullanmaması, takiplerini düzenli olarak yaptırması gerekiyor. Özelliklede bizim gibi iç hastalıklarının uğraştığı, kronik hastalıklarda bunun çok daha önemli olduğunu düşünüyorum”

“Kronik Bir Hastalığa Ayrılan Sürenin 30- 45 Dakika Arası Olması Gerekiyor”
Prof. Dr. Balcı, hastaya ayrılan sürenin az olmasına işaret ederek, “Sağlık Bakanlığı hastanelerinde hasta bakımı en iyisinde 6 dakika. Bu, 8 dakikaya çıkınca ‘Niye yavaş bakıyorsunuz?’ diye hesabını soruyorlar. Kronik bir hastalığa ayrılan sürenin 30- 45 dakika arası olması gerekiyor. Bir iç hastalıkları uzmanı. ‘Diyabetim var, hipertansiyonum var’ diyen kişiye, ‘Şimdi diyabetine bakalım, sonra hipertansiyonuna bakalım’ diyemez. Bu şartlarda baktığınız anda bir diyabetik hastanın eğitim süresi 2 saattir. İlaçları nasıl kullanacak, beslenmeyi nasıl yapacak, ilaçlar arasındaki etkileşme nedir, bu süre içinde kim neyi anlatacak? Sayıya önem verdiğiniz sürece ve kaliteyi düşünmediğimiz sürece bunlarla hep karsılaşacağız” dedi.


“Kronik Hastalıklarda Koordinasyon Eksikliği Var”
Kronik hastalıkların yönetiminde koordinasyon eksikliği olduğunu belirten Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Başkanı Prof. Dr. Erdal Akalın koordinasyon yetkisinin kendilerine verilmesi gerektiğini açıkladı. Prof. Dr. Akalın, Türkiye’nin çoğu ilinde aile hekimliği uygulamasına geçildiğini hatırlatarak, iç hastalıkları uzmanlığı ve aile hekimlerinin çalışma koşullarının önemli bir sorun halinde çözüm beklediğini belirtti. Prof. Dr. Akalın, “Mademki kronik hastalıkların en büyük sorunu koordinasyon eksikliğidir, o zaman biz erişkinlerin doktoruyuz ve iç hastalıkları uzmanları kronik hastalıkların da koordinatörü olmalıdır. Şimdi bir hasta düşünün, bu hastanın şeker hastalığı var, tansiyonu yüksek, kalp yetmezliği var, kronik akciğer hastalığı var. Diyelim en az dört hastalığı var. Bugünkü sistem içinde bu hastanın demektir ki en az dört tane doktoru var. Ve bu dört doktorun birbirinden haberi yok. Hangi ilaçları veriyorsunuz? Hangi ilaç birbiriyle etkileşir mi, etkileşmez mi? Yan etkileri birbirini arttırır mı, arttırmaz mı? Şekeri kontrol altında mı, değil mi? Kalp hastalığı için yapılacak tetkikler böbrek hastalığını etkiler mi, etkilemez mi? Bir koordinasyon eksikliği var. Bu bizde değil sadece dünyanın en büyük sorun olarak gördüğü şey, kronik hastalıkların yönetiminde koordinasyon eksikliğidir.Mesela, diyabetin kontrolünde artık aile hekimliği sistemi olacak ki sistem Türkiye’nin çoğu yerinde hayata geçirildi. O zaman mutlaka aile hekimi, diyabet hemşiresi ve eczacı olacak. Fakat bunların hepsini kontrol edecek daha fazla bilgi sahibi, tecrübe sahibi birinin olması lazım. İşte o, iç hastalıkları uzmanıdır. Bu uzmanın öngördüğü şekilde hasta gerekirse romatoloğa gidecek, nefroloğa gidecek. Çünkü bunun multidisipliner bir yaklaşım olması lazım.” dedi.

“Her Ateşi Yükselen Hasta Ateş Düşürücü İlaç Yerine, Eczaneye Gidip Bir Antibiyotik Alıyor”
Hastaları eğitmenin, doktorları eğitmek kadar belki de daha önemli olduğunu kaydeden İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Semra Çalangu, bir reçeteye antibiyotik yazarken hastanın doktora “bunu bana niye yazıyorsun?” diye sorması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Çalangu şöyle devam etti: “Özellikle reçetesiz ilaç kullanımının neredeyse kural olduğu ülkemizde, her ateşi yükselen hastanın ateş düşürücü bir ilaç yerine eczaneye gidip bir antibiyotik almasının ne kadar sakıncalı olabileceğini düşünün.


“Hastalar Bana Daha Az Zaman Ayıran Bir Sisteme Karşıyım Diyebilir”
Aslında doktorlar hastalara az zaman ayırıyorlar. Ben buna yüzde yüz katılıyorum. Özellikle sağlık sistemimizdeki son gelişmeler maalesef doktorların hastalara daha da az zaman ayırması şeklinde uygulanıyor, bizi de zorluyor. Hastalara en fazla zaman ayırabildiğimiz muayenelerde önümüzdeki aylar, yıllar içinde kapatılacak ve herhalde artık hastalara hiç zaman ayrılamayacak.
“Hasta, Hekimin Yazdığı Antibiyotiği “Niçin Yazıyorsun” Diye Sormalı”
Bir doktor hastaya bir antibiyotik yazıyorsa eğer reçeteye, hasta hakkını aramalı ve ‘bu antibiyotiği bana niçin yazıyorsun’ diye sormalı. Dolayısıyla bu konuda da sağlıklı insanların sadece hastalar değil, sağlığını korumak isteyen insanların hakkını araması gerek. Bu hakkı sadece bizler, tabip odaları, dernekler aramamalıyız. Sağlıklı insanlar da hakkını aramalı. Hastalar ‘bana daha az zaman ayıran bir sisteme karşıyım’ diyebilmeliler. Antibiyotik kullanımının tabii ki şöyle bir önemi var. Yaşamına karşı olduğumuz bakteriler ama onu biz yuttuğumuz için ikinci canlı olarak biz etkileniyoruz. Dolayısı ile antibiyotik iki canlıya da müdahale ediyor. Unutmamak lazım ki antibiyotik sadece mikroba değil onu alan insanın bedenine de etki yapar.

“Her 7 Reçeteden Biri Antibiyotik”
Ülkemizde halen reçetesiz antibiyotik satılmaktadır. Maddi durumu elveren her vatandaşımız antibiyotikleri gidip eczanelerden alabiliyor. Her 7 reçeteden biri antibiyotiktir. Bu da nasıl yenilebilir. Kuşkusuz ki bu tür toplantılar dışında mezuniyet sonrası eğitim toplantıları mutlaka yapılmalı ve kredilendirilmelidir. Antibiyotik bilgisi sadece tıp fakültelerinde kısıtlı kalmamalı.”

“Ükemizde 50 Bin Civarında Diyaliz Hastası Var”
Kronik böbrek hastalığının, tüm dünyada giderek artan çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Tevfik Ecder, “Ülkemizde 16-17 yıl önce 5 bin civarında olan diyaliz hasta sayısı günümüzde 50 bin civarına gelmiş bulunuyor. Bundan 6-7 sene sonra ise bu rakamın 100 bini bulması bekleniyor.
“CREDIT Çalışması, Ülkemizde 23 Farklı İlde, 10 Bin Erişkin Kişiye Yapıldı”
Kronik böbrek hastalığının son dönemine ulaşmadan önceki erken dönemlerdeki hastalarımızın ülkemizdeki dağılımını görmek açısından Türk Nefroloji Derneği olarak “CREDIT” çalışması hazırlandı. Bu çalışma, ülkemizde 23 farklı ilde, 10 bin erişkin kişiye yapıldı. Bu çalışmanın sonunda çarpıcı sonuçlarla karşılaştık. Şu an 50 bin civarında diyaliz hastası var. Nakilli hastalarla birlikte değerlendirdiğimizde 60 bin civarında son aşamaya gelmiş olan hastalar var. Fakat bu bir buzdağının üzeri gibi, bugüne kadar altındaki grubu bilmiyorduk.

“Her 6-7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var”
Kronik böbrek hastalığını 5 evreye ayırıyoruz. Beşinci evreye gelmeden önce değişik aşamalarda hastalarımızın sıklığını merak ediyorduk. Ülkemizdeki normal popülasyonumuzun yüzde 15,7’sinde değişik evrelerde kronik tanım olarak böbrek hastalığı söz konusu. Eğer bunu normal popülasyona uyarlarsak 6-7 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı var. Kronik böbrek hastalarının yüzde 30’unda sebep diyabet. İkinci sırada yüzde 26-27 civarında hipertansiyon geliyor. Bu konunun önemli olmasının nedeni diyabet ve hipertansiyonun, hastanın kaderi olmaması. İyi bir takip ile, iyi bir kan şekeri kontrolü ile böbrek yetersizliği önlenebilir veya geciktirilebilir” diye konuştu.

Continue Reading