“KENYA’DA KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILAMIYOR”

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından 9-13 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’ne Kenya’dan katılan Dr. Jamilia Ajema Rajab, “Kenya’da kök hücre nakli yani kemik iliği transplantasyonu yapılamıyor, dolayısıyla kök hücre nakline ihtiyacı olan her hastanın, bu işlemin yapılabildiği başka bir ülkeye gitmesi gerekiyor. Hastanın bunun için yeterli parası varsa başka bir ülkede nakil yapılıyor, parası yoksa ne yazık ki ölüyor” dedi.

 Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’ne, Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlar da dahil olmak üzere pek çok ülkeden bilim insanları katıldı. 

Kenya Nairobi Üniversitesi’nde Pediyatrik Hematolog-Onkolog olan Dr. Jamilia Ajema Rajab, “Türkiye ile Kenya arasında böyle bir bağlantı ve işbirliği olduğunu duyduğumuzda önce çok şaşırdık ve mutlu olduk elbette. Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından bu konferansa davet edildiğimiz için son derece memnun olduğumuzu vurgulamak istiyorum. Bizim açımızdan olağanüstü yararlı ve eğitici bir toplantı olduğunu söyleyebilirim. Bu kongrede, başta Türkler olmak üzere pek çok farklı ülkeden meslektaşlarımızla tanışma fırsatı bulduk. Açıkçası, Türkiye’de bu denli büyük bir hematoloji camiası ile karşılaşmak bizi oldukça şaşırttı, bu kadar kalabalık bir meslektaş grubu beklemiyorduk” dedi. 

“Maddi Kaynak, Altyapı ve Uzman Yetersiz”
Kenya’da hematoloji ve onkoloji uzmanı sayısının çok az olduğunu belirten Dr. Rajab, bu alanların yeni gelişmeye başladığını kaydetti. Dr. Rajab, Kenya’da hematoloji ve onkolojinin güncel durumu ile ilgili şunları söyledi: “Hematolojik ve onkolojik kanserlerde kullandığımız kemoterapi protokolleri, önemli oranda gelişmiş ülkelerde uygulanan protokellerle aynı. Tedavide kullanılan ilaçların da büyük bir kısmını bulabiliyoruz. Ancak, teşhis, takip ve tedavi etkinliğinin belirlenmesi için yapılması gereken laboratuvar testlerinin önemli bir kısmı yok; sadece sınırlı sayıda, basit test ve analizler yapılabiliyor. En önemli sorunumuz ise Kenya’da kök hücre naklinin yapılamıyor olması. Bu çok özel bir alan ve bunun için gerekli maddi kaynaklarımız mevcut değil, yeterli uzman yok ve nakil için kullanılacak ilaçların önemli bir kısmına ulaşamıyoruz. Dolayısıyla kök hücre nakli (kemik iliği nakli) endikasyonu olan her hasta mutlaka başka bir ülkeye gitmek zorunda. Bu şu anlama geliyor: Yeterli parası olan hasta kemik iliği nakli için yurtdışına gidiyor, parası olmayanlar ise ne yazık ki ölüyor.

Kenya’da, hükümetler ve Sağlık Bakanlığı bugüne kadar dikkatini hep enfeksiyon hastalıkları ve bunların yayılmasını engellemek üzerine yoğunlaştırdı. Dolayısıyla, ulusal bütçemizin çok önemli bir kısmı enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele amacıyla kullanıldı. Ayrıca, anne ve çocuk ölüm oranlarının, özellikle çocukluk çağı hastalıklarının azaltılması için çok mücadele edildi ve çok para harcandı. Kısacası bütçenin çok önemli kısmı bu temel sorunları gidermek için harcandı. Bunların sonucunda, artık enfeksiyon hastalıkları ülkemizde önemli ölçüde kontrol altına alındı. Bununla beraber, son yıllarda Kenya’da kanser sıklığı belirgin şekilde arttı ve önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi. Bu durum, en fazla 3-5 sene önce Sağlık Bakanlığımızın da dikkatini çekti ve artık kanser için özel bir bütçe ayrılmasını umuyoruz. Böylelikle ülkemizde, kök hücre nakli de dahil tüm kanser tedavilerinin yapılabileceği hastanelerin ve sağlık merkezlerinin kurulacağına inanıyorum.”


“Gerekli Bütçenin Ayrılmasını Sağlamak Konusunda Umutluyuz”
Nairobi Üniversitesi’nde Çocuk Hematoloji ve Onkoloji uzmanı olarak çalışan Dr. Jessie Nyokabi Githanga ise kongre ile ilgili şunları söyledi: “Burada bulunmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Türkiye’ye, hatta Antalya’ya ikinci gelişim; 2009 yılında, yine Antalya’da düzenlenen bir Onkoloji toplantısına katılmıştım ve Antalya’yı çok sevmiştim. Dolayısıyla, bu kongre aracılığıyla, güzel Antalya’yı yeniden görmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Her ne kadar oldukça az sayıda Türk iyi düzeyde İngilizce konuşabiliyor olsa da, son derece sıcak ve güzel insanlarla tanıştık bu toplantıda. Hemen her oturuma girdik ve şunu söylemeliyim ki, konuşmaların düzeyi çok yüksekti ve konuşmacıların hepsi çok başarılıydı. Bilimsel düzeyin bu denli yüksek olması bizi hem etkiledi hem de bizim açımızdan çok yararlı ve eğitici oldu. 
Son dönemlerde Kenya Sağlık Bakanlığı’nın ve toplumumuzun kanser tedavisine bakışının değişmekte olduğunu görüyoruz. Bu durum, özellikle hastanelerimizin altyapısının düzeltilmesi ve tedavi olanaklarının artması için gerekli bütçenin ayrılabileceği konusunda biz hematologlara umut veriyor. Sağlık Bakanlığımız altyapı, cihaz ve ekipman eksikliklerimizi giderebilirse, konuyla ilgili uzmanlığımızı ve uzman hekim sayısını arttırmak konusunda sorun yaşayacağımızı zannetmiyorum. Çünkü, örneğin bu kongrede de gördük, başta Türkiye olmak üzere diğer birçok ülkede hematoloji ve onkoloji uzmanlarıyla güçlü bağlantılarımız var. İhtiyaç duyduğumuz eğitimi, deneyimi ve desteği bu kişilerden alabileceğimize ve kısa zamanda eksikliklerimizi giderebileceğimize yürekten inanıyorum.”

Dr. Githanga, sözlerini şöyle noktaladı: “Kenya’lı Hemato-Onkologlar olarak şu anda yapmamız gereken, yönetimin ve Bakanlık yetkililerinin zaten var olan ilgisini ve dikkatini daha güçlü bir şekilde kanser hastalığına çekmek. Bunu başarabilirsek, kanser hastalarımıza kendi ülkemizde kemik iliği nakli olabilme şansını sunabiliriz. Kısa süre içerisinde kanser tedavisi konusunda gerekli bütçenin ayrılacağına inanıyoruz ve gelecekten çok umutluyuz.” 

“Yeni İş Birlikleri ve Ortak Çalışmaların Olmasını Umut Ediyorum”
Kenyatta Üniversitesi’nde Patoloji uzmanı olan ve şu anda Hematoloji ve Onkoloji ihtisasına devam eden Dr. Albert Giitwa Gachau, “Türkiye’ye ilk ziyaretim ve burada bulunmaktan dolayı büyük bir mutluluk duyuyorum.” dedi. 

Gachau, şunları söyledi: “Kongre, hem Hematoloji alanındaki pek çok yeniliklerden haberdar olma hem de farklı ülkelerden bir çok başarılı bilim insanı ile tanışma fırsatı sunduğu için benim açımdan son derece verimli geçti. Bu alanın gelişmelere ne kadar açık olduğunu gördüm, yapabileceğimiz çalışmaları düşünmek bana umut ve heyecan verdi. Bu tarz toplantıların, özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından, yeni iş birlikleri kurma ve ortak çalışmalar gerçekleştirme fırsatı yaratması bakımından ayrıca çok değerli ve önemli olduğuna inanıyorum”

Med-Index
Continue Reading

POLONYA İLE SAĞLIK TURİZMİNDE SOMUT ADIM ATILMALI

14 aydır görev yaptığı Polonya’dan her sene 500 bin turistin Türkiye’ye geldiğini belirten Varşova Büyükelçisi Yusuf Ziya Özcan, sağlık turizmi alanında somut adımların atılması gerektiğini söyledi.

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından 9-13 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’ne katılan  Varşova Büyükelçisi Yusuf Ziya Özcan, bu zamana kadar katıldığı hematoloji kongreleri içinde en başarılısı olduğunu belirterek, bu kongrenin başlamasında kendisinin küçük bir katkısının olduğunu söyledi. 

Kongrede dünyanın bu konuda en başarılı insanlarının katıldığını ve onlarla tanışmaktan duyduğu mutluluğu anlatan Özcan, “Bu, Türkiye için bulunmaz bir fırsat. Dünya çapındaki bilim adamlarının gelmesi ister istemez hem derneğin prestiji hem Türkiye’de bu konuda yapılan çalışmaların da tanınmasında etki sağlıyor. Onun için zaman zaman üniversitelere dünyanın en tanınmış insanları seminer vermeli” dedi. 

“Polonya’dan Her Sene 500 Bin Turist Türkiye’ye Geliyor”
14 aydır görev yaptığı Polonya’dan her sene 500 bin turistin Türkiye’ye geldiğini belirten Özcan, iki ülke arasında sağlık turizmi adına önemli adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Sağlık camiasından böyle bir talep geldiğini ancak henüz somut bir adım atılmadığını kaydeden Özcan, şunları söyledi: “Zaman zaman öğretim üyelerimizden mektuplar geliyor. İyi oldukları tedavilerden bahsederek Polonya’da nasıl hasta bulabileceklerini ve Polonyalıları bu konuda nasıl bilgilendireceklerini bize soruyorlar. Sağlık turizmini geliştirmek ve bundan pay almak isteyen hocalarımız gelip, Polonya’daki doktorlar ve hastanelerle görüşseler ve hastaların Türkiye’ye geldikleri takdirde neler kazanacaklarını anlatsalar başarılı olabilirler. Bu işte başarılı olmanın bir diğer yolu da bıkmadan usanmadan sağlık turizmi konusunda düzenlenen kongrelere katılmak ve bu tür kongreleri ülkemizde düzenlemektir. Aslında Hemotoloji Kongreleri bu amaca fevkalade hizmet etmektedir. Bu konuda Prof. Dr. Süleyman Dinçer Hocamızla sohbetlerimizde Hemotoloji Kongrelerinde sağlık turizminin özellikle vurgulanması konusunda ricacı olduğumu hatırlıyorum.”

Med-Index
Continue Reading

NORMAL HÜCRELERİN KANSER KÖK HÜCRESİNE ŞAŞIRTICI DÖNÜŞÜMÜ

Vücudumuzdaki bazı hücrelerin, henüz bilinmeyen nedenlerle kök hücrelere çok benzeyen özellikler kazanarak, hem kanser oluşumunda hem de kanserin vücuda yayılmasında (metastaz) rol oynadığını belirten Dr. Albert Donnenberg, bu araştırmaları klinikte uygulanabilir hale getirmeye çalıştıklarını ve kanser oluşumunda kök hücre transformasyonunu araştırmaya devam ettiklerini kaydetti.

Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından 9-13 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde; hematoloji, onkoloji ve kemik iliği nakli (kök hücre nakli) konusunda tüm yenilikler tartışıldı. 

Temel uzmanlık alanları hücresel tedaviler ve kök hücre biyolojisi olan Prof. Dr. Albert D. Donnenberg, kongreye katılarak kanser kök hücreleri üzerine çalışmaları ve deneyimleri hakkındabir sunum yaptı. Konuşmasından sonra gerçekleştirdiğimiz söyleşide Dr. Donnenberg, bilim insanlarının halen kök hücre ve kanser arasındaki bağlantıyı tam olarak anlamaya çalıştıklarını ve bu ilişkinin başlangıçta düşünüldüğünden çok daha karmaşık olabileceğini belirtti. 
Kök hücre olmayan bazı hücrelerin, çeşitli mekanizmalarla kök hücreye transforme olabildiklerine dair kanıtlar olduğunu kaydeden Dr. Donnenberg, “Bu önemli olabilir, çünkü vücutta çeşitli bölgelere seyahat edebilen bu hücreler daha sonra kök hücreden epitelyal kanserlere dönüşebilen ve metastaza neden olan hücreler olabilir” dedi.

Kök hücre ile kanser ilişkisi üzerindeki araştırmaların yoğun bir şekilde sürdüğünü ve bu araştırmalardan elde edilen verilerin, kanser tedavisinde yeni yaklaşımların geliştirilmesinde kullanıldığını dile getiren Donnenberg, şu bilgileri verdi: “Bir hücre var ve bu hücre bazı mekanizmalarla kök hücreye benzeyen bir yapı ve özellikler kazanıyor, vücutta geziyor ve sonra bir şekilde tümörü başlatan bir hücreye dönüşerek kansere neden oluyor. İşte tam olarak, bu hücrenin önce kök hücreye sonra bir kanser hücresine transforme olmasına neden olan süreci anlamaya çalışıyoruz. Sürecin başlangıç aşamalarını tam olarak çözersek, ikinci adım olarak bu süreci bloke edebileceğimiz, yani müdahale edebileceğimiz bir nokta bulmak gerekiyor. Dolayısıyla burada tedaviden bahsediyoruz ve elbette bu tedavinin kesinlikle en az toksisite, yani hastaya en az zararla sonuçlanması gerekiyor.

Elimizdeki ipuçlarından bir taneside, bu süreçte enflamasyonun (yangı) rol oynadığına dair bilgiler. Bu konuda kesin bir kanıt henüzyok, sadece çeşitli araştırmalardan biriken bazı veriler var. Belki, enflamasyonu konrol altına alarak, epitel hücresininkök hücreye ve ardından kanseri başlatan hücreyedönüşümüne neden olan süreciengelleyebiliriz diye düşünüyorum.”

Zhou C ve ark. (Oral Oncol, 2012) ve Shigdar S ve ark.’nın (Cancer Lett, 2013) çalışmaları, bu konudaki güncel yayınlara örnek olarak verilebilir.


Kaynaklar:
1. Oral Oncol. 2012 Nov;48(11):1068-75. 
Inflammation linking EMT and cancer stem cells.
Zhou C, Liu J, Tang Y, Liang X.

State Key Laboratory of Oral Diseases, West China Hospital of Stomatology, Sichuan University, No 14, Sec 3, Renminnan Road, Chengdu Sichuan 610041, People’s Republic of China.

Abstract
Similar to actors changing costumes during a performance, cancer cells undergo many rapid changes during the process of tumor metastasis, including epithelial-mesenchymal transition (EMT), acquisition of cancer stem cells (CSCs) properties, and mesenchymal-epithelial transition (MET). Such changes allow the tumor to compete with the normal microenvironment to overcome anti-tumorigenic pressures. Then, once tissue homeostasis is lost, the altered microenvironment, like that accompanying inflammation, can itself become a potent tumor promoter. This review will discuss the changes that cancer cells undergo in converting from EMT to CSCs in an inflammation microenvironment, to understand the mechanisms behind invasion and metastasis and provide insights into prevention of metastasis.

2. Cancer Lett. 2013 Aug 11.
Inflammation and cancer stem cells.
Shigdar S, Li Y, Bhattacharya S, O’Connor M, Pu C, Lin J, Wang T, Xiang D, Kong L, Wei MQ, Zhu Y, Zhou S, Duan W.
School of Medicine, Deakin University, Pigdons Road, Waurn Ponds, Victoria 3217, Australia. Electronic address: sarah.shigdar@deakin.edu.au.

Abstract
Cancer stem cells are becoming recognised as being responsible for metastasis and treatment resistance. The complex cellular and molecular network that regulates cancer stem cells and the role that inflammation plays in cancer progression are slowly being elucidated. Cytokines, secreted by tumour associated immune cells, activate the necessary pathways required by cancer stem cells to facilitate cancer stem cells progressing through the epithelial-mesenchymal transition and migrating to distant sites. Once in situ, these cancer stem cells can secrete their own attractants, thus providing an environment whereby these cells can continue to propagate the tumour in a secondary niche.
Continue Reading

33 FARKLI ÜLKEDEN GELEN HEMATOLOGLAR YENİ TEDAVİLERİ TARTIŞIYOR

Hematoloji kongresi dünya çapında katılımla bu alanda ülkemizde tek olmayı sürdürüyor. 33 farklı ülkeden gelen hematolog ve onkologlar birbirleriyle konuşarak yeni tedavi modelitelerini tartışarak yeni çözümler üretiyorlar.

Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlarda Hematoloji alanında yaşanan yeniliklerin ve gelişmelerin ele alındığı 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi 9-13 Ekim tarihleri arasında Antalya Mardan Otel’de gerçekleştiriliyor. Hematolojik onkoloji ve kemik iliği nakilleri konusunda tüm yenilikler tartışılıyor. Yurt dışından gelen 200’ün üzerinde katılımcı ve 33 ülkeden gelen kongre katılımcısı da yeni tedavi modeliteleri ve yeni tedavilerin daha iyi hale getirilmesi için tartışılıyor. 

Bu kongrenin dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi olduğunu belirten Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Kongrede yeni tedavi şekilleri ve yeni ilaç denemeleri anlatılıyor. Böylece tedavideki başarı oranlarının artırılması hedefleniyor. Özellikle Amerika ve Avrupa’dan gelen konuşmacılar Türkiye’deki hekimlerle yeni tedavi şekillerini belirlemeye başladı. Orta Asya, Afrika’da ve Balkanlarda tedavileri yeniden şekillendiriyoruz” dedi. 
Prof. Dr. Dinçer, düzenledikleri kongrenin son yıllarda dünyada bilinen ve prestiji artan bir kongre haline geldiğini belirterek amaçlarının dost ve kardeş ülkelerde hematolojinin gelişmesini sağlamak olduğunu söyledi.

Ön Plana Çıkan Konular ‘Kök Hücre’ ve ‘Genetik’
Kongrede daha çok kök hücre tedavilerindeki yeni gelişmelere ağırlık verildiğini belirten Dinçer, “Bu kongrede daha çok kök hücre tedavileri ön planda. Hematolojideki hastalıkların hepsi ölümcül hastalıklar olduğu için bütün konular bizim için önemli. Fakat kök hücre tedavileri konusunda yeni gelişmeler var, Türkiye kök hücre konusunda çok iyi durumda. Bu yıl biz biraz kök hücre tedavilerinde kullanılan hücrelerin çoğaltılması ve geliştirilmesi konusunda daha çok çalışacağız, genetik konusuna da ağırlık verdik, çünkü bu konuda çok fazla gelişme var” dedi. 
Med-Index
Continue Reading

“DÜNYANIN İKİNCİ BÜYÜK HEMATOLOJİ KONGRESİ ANTALYA’DA YAPILACAK”

4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi 09-13 Ekim tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. Bu kongrenin dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi olduğunu belirten Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Biz alternatif olmak istemiyoruz ama kendi bölgesinde Orta Asya’da, Balkanlar’da Avrupa bulunan doktorları bir araya getiren, eğitim anlamında, bilimsel anlamda birlikte çalışmayı yönlendiren, hematoloji alanında bilimsel bir kalkınmayı sağlayacak bir kongre düzenlemek” dedi.

 Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlarda Hematoloji alanında yaşanan yeniliklerin ve gelişmelerin ele alınacağı 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi 09-13 Ekim tarihleri arasında Antalya Mardan Otel’de düzenlenecek. Hematoloji Uzmanlık Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, düzenledikleri kongrenin son yıllarda dünyada bilinen ve prestiji artan bir kongre haline geldiğini belirterek amaçlarının dost ve kardeş ülkelerde hematolojinin gelişmesini sağlamak olduğunu söyledi. 

Kongrenin geniş katılımı ve hitap ettiği coğrafya itibarıyla dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi olduğunu belirten Dinçer, “Hematolojideki hastalıkların hepsi ölümcül hastalıklar olduğu için ele alınacak konuların hepsi de çok önemli. Yeni tedaviler ve kök hücre tedavileri Türkiye’de çok gelişti. Bu yıl biz kök hücre tedavilerinde kullanılan, hücrelerin çoğaltılması ve geliştirilmesi konularına daha çok ağırlık vereceğiz. Çünkü bu konuda çok fazla gelişme yaşanıyor” dedi. 

4’üncüsü düzenlenecek olan Avrasya Hematoloji Kongresi özellikle yurt dışından çok sayıda bilim adamını misafir edecek. Kongre hakkında bilgi veren Kongre ve Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, kongre için şuana kadar 600’den fazla kişinin kayıt yaptırdığını belirterek, “Bu 600’den fazla kişinin yaklaşık 400 kişisi yurt dışından, 18 ülkeden geliyor. Moğolistan’dan tutunda Arnavutluğa kadar, geniş bir coğrafyadan konuşmacılar ve katılımcılar var. Gerçek bir Orta Asya, Avrasya kongresi diyebiliriz. Ayrıca kongremizde Rusça, İngilizce, Türkçe ve Arapça dilleri için çeviri yapılacak” diye konuştu.

“Hematoloji Alanında Dünyada İkinci Büyük Kongre”
Kendileri için en önemli konunun kardeş ve dost ülkelerin özellikle Balkanlar, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu’daki hekimlerin hematoloji ve hematoloji onkoloji dallarında gelişmesini, eğitimini sağlamak olduğunu söyleyen Dinçer, şunları söyledi: “Dost ve kardeş toplumlarda ve ülkelerde hematolojinin, gerçek hematolojik tedavilerin yapılabilir olmasını sağlamak amacıyla bu kongreyi düzenliyoruz. Son yıllarda da bu kongre dünyada bilinen ve prestiji artan bir kongre oldu. Dünyada hematoloji alanında bir büyük kongre var, o da Amerika’da yapılıyor, bu kongre de ikincisi oluyor. Orta Asya, Balkanlar ve Avrupa’yı da içine alan bir kongre. Geniş katılımı itibarıyla dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi oldu. Geçen yıl Amerika’daki kongreye katılan bir profesör kongremizin Amerika’daki kongreye alternatif olduğunu söyledi. Biz alternatif olmak istemiyoruz ama kendi bölgesinde Orta Asya’da, Balkanlar’da Avrupa bulunan doktorları bir araya getiren, eğitim anlamında, bilimsel anlamda birlikte çalışmayı yönlendiren, hematoloji alanında bilimsel bir kalkınmayı sağlayacak bir kongre düzenlemek.”

Kongre sitesi: http://avrasyahematoloji2013.org/
Med-Index
Continue Reading

TÜRKİYE’NİN KANAYAN YARASI HEMATOLOJİ

Kemik iliği nakli için donör havuzlarının oluşturulması için ciddi yatırımlar yapılması gerektiği ancak Türkiye’de bu konu için yeteri kadar yatırım yapılmadığını söylen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Türkiye için bunun kanayan bir yara olduğunu düşünüyorum. Halen donör havuzunun yeterince oluşturulamaması ve yeterli yatırım yapılmaması bir hüsran diye düşünüyorum. Yıllardır bir türlü bu konu için yatırım yapılmadı” şeklinde konuştu.
Türkiye’de 200 civarında hematoloji uzmanı olduğunu söyleyen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Türkiye’de hematoloji ne yazık ki gelişmiyor çünkü yeterli personel ve doktor yok. 200 civarında hekimimiz var. Yeni hekim yetişmemesinin sebebi de hematoloji gibi zor bir branşın yeterince karşılığının olamaması ve her şeyin performansa bağlanması” dedi. 

“1 Ay Süre ile Yapılan Tedaviden Bahsediyoruz Birde Günde 10 Tane Yapabileceğiniz Bir Tedaviden”
Hematoloji için özellikle SGK ve Sağlık Bakanlığı’na çok iş düştüğünü belirten Dinçer şunları söyledi: “Şimdi bir miktar değişti ama bir zamanlar kemik iliği naklinin performans değeri 500 puandı, prostat ameliyatının 600, katarak ameliyatının ise 800’dü. Dengesiz bir performans ölçümü var. Şimdi çok fazla değişmedi, biraz arttırıldı ama 1 ay süre ile yapılan tedaviden bahsediyoruz birde günde 10 tane yapabileceğiniz bir tedaviden bahsediyoruz. Oranlarda ciddi farklılık vardı, biraz tersine dönmüş gibi oldu ama yeterli değil. Yapılan iş basit değil çok riskli iş.” 

“Donör Konusu Kanayan Bir Yara”
Kemik iliği nakli için donör havuzlarının oluşturulmasının önemli olduğunu Türkiye’de ise bu konu için yeteri kadar yatırım yapılmadığını söylen Dinçer, “Donör bulma zorluğu halen devam ediyor. Çünkü donör bulma işi yatırım işidir. Asgari, bir dönor testinin de 80 Euro gibi bir maliyeti var, bu 80 Euro’luk maliyeti birisinin karşılaması lazım, donörden alacak değiliz. Bu maliyet karşılanacak ki ortalama milyon düzeyinde bir donör havuzumuz olacak o zaman yaptığınız taramalarla kazanç sağlar ve yeni testler yapabilir hale gelirsiniz. Türkiye için bunun kanayan bir yara olduğunu düşünüyorum. Halen donör havuzunun yeterince oluşturulamaması ve yeterli yatırım yapılmaması bir hüsran diye düşünüyorum. Yıllardır bir türlü bu konu için yatırım yapılmadı” şeklinde konuştu. 

“Performans Geldi Bilimsel Yayınlar Geriledi”
Performans Sistemi’nden sonra özellikle bilimsel çalışmalarda gerilemeler yaşandığını belirten Dinçer, “Performans işin içine girdikten sonra her şeyde gerileme yaşandı. İnsanlar okuldan mezun oldukları zaman ne amacı vardır?  Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra para kazanması için iki yöntem vardır, ya taşraya gidip muayenehane açacaklar ya da hoca olacaklar. 20 yıl bekleyecekler profesör olacaklar ve bir şekilde para kazanacaklar. Şimdi ikisi de kalktı. Taşraya giderlerse de bir şey kalmadı hoca olsalar da bir şey kalmadı. Üniversitede rahat çalışamaz oldular. Şimdi herkes duruyor. Özellikle İstanbul’da herkes oturdu hiçbir şey yapmıyor. Onun için de bilimsel yayınlarda da gerileme var” dedi. 


Med-Index
Continue Reading

“SİGARA HODGKİN LENFOMAYA NEDEN OLUYOR”

”37. Ulusal Hematoloji Kongresi’de düzenlenen basın toplantısında konuşan THD Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, “Bu yeni bir bilgi. Sigara içmenin Hodgkin Lenfoma’ya yol açtığı anlaşıldı” dedi.
Türk Hematoloji Derneği (THD) tarafından düzenlenen ”37. Ulusal Hematoloji Kongresi”nin basın toplantısı, Sheraton Otel’de düzenlendi. THD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, THD’nin 44. yılını kutladıklarını anımsatarak, derneğin çalışmaları hakkında bilgi verdi. Özcan, hematoloji alanında eğitim gören öğrencileri, aile hekimlerini ve hastalarını hedef kitle olarak aldıklarını ve bu yönde eğitimler verdiklerini anlattı.
Sigara Hodgkin Lenfoma’ya Neden Oluyor
Yeni bir bilgi olarak ”sigara içmenin lenfomaya neden olduğunun tespit edildiğini” bildiren Özcan, ”Sigaranın felaketlerine yeni birisi eklendi. Sigara içmenin Hodgkin Lenfoma’ya yol açtığı anlaşıldı. Bir insanın lenfoma olma riskini 1 olarak kabul ederseniz. İçilen her bir sigara ile bu risk artıyor. Yaşlı erkekler sigara tüketiyorlarsa lenfoma riski yüzde 80 kadar artıyor” diye konuştu.
Özcan, bu bilgiye ulaşmak için milyonlarca veri tabanının tarandığını ve meta analiz yapılarak bunun ortaya çıktığını kaydetti.
PET’in Etkinliğinin İspatlanması Durumunda Kemoterapideki Kür Sayısının Azaltılabilecek
ABD’de Mount Sinai Tıp Merkezi Radyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Lale Kostakoğlu ise, lenfoma tedavisi sırasında erken dönemde elde edilen Pozisyon Emisyon Tomografisi’nin (PET) kemoterapiye hassasiyeti ve uzun süreli yanıtı belirleyici olarak klinik uygulamalarda önemli bir yer alabileceğini anlattı.
Kostakoğlu, bu konuda onkologların tedaviye hassasiyetin erken dönemde yansıtılması konusunda çalışmalar yaptıklarını ifade ederek, PET’in etkinliğinin ispatlanması durumunda kemoterapideki kür sayısının azaltılabileceğini kaydetti.
Gebelikteki Kansızlık, Çocukta Astıma Neden
THD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Teoman Soysal, ABD’de yapılan bir çalışmaya değinerek, 597 aile üzerinde yapılan çalışmayla ailelerdeki doğumları; gebelik sırasında kansızlığı olan annelerin çocuklarının takip edildiğini söyledi.
Bu çocukların doğumdan sonraki ilk yıllarında yüzde 22 oranında astım ve benzeri belirtiler gösterdiklerinin belirlendiğini kaydeden Soysal, “6. yılda takip edildiklerinde ise bu oranın hala yüzde 17 düzeyinde kaldığı belirlenmiş. Bu da gebelikteki kansızlığın çocuklar üzerindeki etkilerine bir yenisi olarak ortaya çıkmış durumda. Kansızlık çok önemli bir problemdir. Dünya üzerinde kansızlık oranı yüzde 40 civarında. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye’de, yüzde 20-39 arasında kansızlık beklenen kuşakta yer alıyor” dedi. Folik asitin gebelik dönemindeki önemine dikkat çeken Soysal, folik asitin eksik olması durumunda çocuğun nörolojik gelişme bozukluklarının olabileceğini belirtti.
THD Genel Sekreteri Prof. Dr. Mutlu Arat, ameliyat olacak hastalarda kansızlığın önemine dikkat çeken bir konuşma yaptı. Arat, ameliyat olan hastalarda ameliyat öncesi kansızlık olması durumunda ölüm ve komplikasyon riskinin görülebileceğini belirterek, yapılan bir araştırmaya göre 225 bine yakın ameliyat olacak hastanın yüzde 30’unda kansızlığın olduğunun tespit edildiğini aktardı.
THD Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Muzaffer Demir ise, yaşlı kişilerin de kansızlık için hedef kitle olduğunu belirtti. Beslenmenin önemine değinen Demir, besinsel nedenlere bağlı olmayan kansızlığın da yaşlı insanlarda görülebileceğini kaydetti.
Demir Eksikliği Çocukta IQ Düşüklüğüne Neden Olabiliyor
Bir gazetecinin, ”Kansızlıkla mücadeleye” ilişkin sorusu üzerine, THD Yönetim Kurulu Üyesi Soysal, kansızlığın en büyük nedeninin demir eksikliğine bağlı olduğunu söyledi.
THD Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Muzaffer Demir ise, “Demir eksikliği olan bir kadının çocuklarının IQ’sunun, demir eksikliği olmayan bir kadının çocuklarının IQ’sundan düşük olduğu belirlendi. İki, üç doğumdan sonra yerine demiri koymazsanız, sizin büyümekte olan toplumunuzun IQ düzeyinini düşünün. Son derece önemli halk sağlığı sorunudur” diye konuştu.
Continue Reading

PROTOMİK TARAMA İLE TÜM KANSERLER BELİRLENİYOR

“Her kanser insan vücudunda bir “kanserin kök hücresi” ile ortaya çıkıyor” diyen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer , “Protomik Tarama” yöntemi sayesinde bir damla kan ile kanser hücresinin moleküler boyuttayken tespit edilebildiğini söyledi.
Kanserde gelecekteki tedavileri ve erken tanıyı sağlayan “Protomik Tarama” yöntemi ile, kanser moleküler boyuttayken bir damla kan ile belirlenebilecek. Kanser türü ve hastalıklarının belirlenebileceği dile getiren Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Bununla ilgili özellikle Amerika, Japonya ve Çin’de çalışmaların devam ettiğini, 10 yıldır süren çalışmanın son aşamasına gelindiğini belirtti. Bugüne kadar insanlar üzerinde yapılan birçok çalışma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dinçer, ön sonuçların son derece başarılı olduğunu vurguladı.
Kanser Kök Hücresindeki Yenilikler Ele Alındı
Antalya’daki 2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde yurt içi ve yurt dışından çok sayıda hematolog bir araya geldi. Kanser kök hücresindeki yenilikler hakkında yeni bilgilerin ele alındığını belirten Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Her kanser insan vücudunda bir kanserin kök hücresi ile ortaya çıkıyor. Bir tane hücrenin kromozomal değişikliği oluyor ve bunlar kontrolsüz büyüyen bütün vücuda yayılan bir kanser dokusu ortaya çıkıyor. Bir tane hücre olmaz ise o kanser hücresi gelişmediği zaman kanser diye bir şey olmuyor” dedi.
“Kanser Kök Hücresine Ne Kadar Erken Tanı Koyarsanız Tedavi O Kadar Başarılı Olur”
İnsan vücudunun oluşumunda 23’ü spermden 23’ü yumurtadan olmak üzere toplam 46 kromozomdan oluştuğunu hatırlatan Prof. Dr. Dinçer, “46 kromozomlu hücre bütün dokulara dönüşebilir, kanser kök hücresinin özelliği de normalde bir karaciğer hücresini başka bir yere inokule edersen çok fazla yaşamaz. Ancak kendi dokusu içinde yaşar. Ama kanser kök hücresinin özelliği aynı çoğalma kabiliyeti kontrolsüz ve sınırsız olabilen bir hücredir. Kontrolsüz ve sınırsız büyüyebilen kök hücre sonuçta kanser hücresini oluşturuyor. Karaciğerde, akciğerde veya beyinde kitleler oluşturuyor. Bunların hepsi kanser kök hücresidir. Bu kanser kök hücresi ne kadar önce tanırsanız ve tedavi etmeye başlarsanız o kadar başarılı olursunuz” diye konuştu.
Bu Duruma En İyi Örnek Steve Jobs
Kanser kök hücrelerinin önceden tanımasının çok önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dinçeri şunları kaydetti: “ Kanser kök hücresi başındayken yakalarsan iş biter. Geç olduğunda yani metastaz olduğunda yapacak bir şey kalmaz. Bu duruma en iyi örnek Steve Jobs, pankreas kanseriydi ve 6 yıl yaşayabildi. Ancak bunu daha küçükken tümörken yakalarsanız problemi ortadan kaldırırsınız.
Bir Damla Kan ile Kanser Taraması
Protomik analiz denilen test ile insanın bir damla kanı ile bütün genetik yapısı ve bütün amino asit dizilimi ortaya çıkıyor. Bu amino asit dizilimindeki değişiklikler bazı ipucu veriyor. Bunun en büyük hedefi amino asit dizilimindeki bozulmanın çok yoğun olduğu bölgeler. Kanda baktığınız protomik analiz yaklaşık 40 GB’lik bilgi biriktiriyor. Bütün analizlarini yapıyorsun. Bir damla kan içindeki proteinlerin, bütün kromozomal yapısı kadar çözülüyor.
“Tek Hücre İken Tanısı Konulabilecek”
10 yıl önce bu testler milyon dolarlara mal oluyordu. Şu anda kişi başı bin dolara düştü. Önümüzdeki yıllarda bu daha da azalacak. Bu yöntem risk grubundaki kişiler için çok avantaj sağlayan bir tarama programı haline gelebilir. Erken tanı ya da tarama programı, mesela prostat kanseri olma ihtimali aşamasında önlemi alınacak. Moleküler düzeyde kitle oluşturmadan tek hücre iken tanısı konulabilecek.”
Continue Reading

“İLAÇ VE TIBBİ CİHAZDA YÜZDE 98 DIŞARI BAĞIMLIYIZ”

2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi -Kongreye 18 ülkeden 100’ün üzerinde yabancı bilim insanı katıldı. YÖK Başkanı Özcan, hizmette çok iyi işler yapılırken, araç gereçlerin, buna ilaçları, aşıları, serumları, MR’ları her şeyi dahil edebilirsiniz, yüzde 98 dışarı bağımlıyız” dedi.

Antalya’daki 2. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’nde yurt içi ve yurt dışından çok sayıda hematolog bir araya geldi. Antalya Mardan Palace Otel’de yapılan kongreye, 18 ülkeden 100’ün üzerinde yabancı bilim insanı katıldı. Estonya, Litvanya, Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan, Kazakistan, Bosna-Hersek, Tacikistan ve Kırgızistan gibi ülkelerden gelen bilim insanları, kongrede kemik iliği nakli, lösemi, lenfoma ve kök hücre gibi hematoloji alanında öne çıkan başlıkların yanı sıra yeni tanı ve tedavi yöntemleri ele aldı. Öte yandan, kongrede yan dal asistan eğitimi ve 100 üzerinde aile hekimine de hematoloji kursu verildi. Hematoloji hemşireliği eğitiminin de verildiği kongrede, yurt dışından gelen katılımcılara hematoloji eğitimi verildi.
Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, bilimsel çalışmaların yer aldığı kongreden çok başarılı sonuçlar elde edeceklerini belirtti. Tüm katılımcılara teşekkür eden Dinçer, kongrenin Türk ve dünya bilimine katkı sağlayacağını söyledi.

“Türkiye, İlaç ve Tıbbi Cihazda Dışa Bağımlı”
Kongrenin açılışına katılan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, kendisinin bir tıp kongresinde bulunmasının yadırganmaması gerektiğini bunun haklı gerekçelere dayandığını ifade ederek, “Sağlık alanında hizmette çok iyi işler yapılırken, araç gereçlerin, buna ilaçları, aşıları, serumları, MR’ları her şeyi dahil edebilirsiniz, yüzde 98 dışarı bağımlıyız. Bu gerçekten, üzücü bir şey. Bunu derhal değiştirmemiz lazım” dedi.
Özcan, son zamanlarda YÖK ile Sağlık Bakanlığı arasındaki ilişkinin gündeme geldiğini anımsatarak, bu nedenle tamamen işin ortasında olduklarını bildirdi. Yüksek öğretimle ilgili bazı noktalara dikkat çekmek istediğini, dünyada yüksek öğretimin değişim gösterdiğini, Türkiye’de de yüksek öğretimi değişime zorladığını ifade eden Özcan, “Vizyon ve misyonumuzun da değişikliğe uğramasını gerektiren bazı makro rüzgarlar dediğimiz konular var” diye konuştu. Özcan, son zamanlarda dünyadaki bütün yüksek öğretim sistemlerinin ”belli güçlerin, belli rüzgarların etkisi altında” olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bunlardan en önemlisi, son yıllarda yüksek öğretime olan taleptir. Dünyanın her ülkesinde yüksek öğretime korkunç bir talep var. Bu klasik anlamın dışında tezahür ediyor. İnsanlar, ikinci üniversite diplomalarını almak istiyorlar, insanlar kendilerini eksik gördükleri konularda üniversite eğitimi almayı talep ediyorlar. Ayrıca, lisans tamamlama eğitimine başlamak istiyorlar. Farklı şekillerde de olsa tüm bu taleplerin muhatabı üniversiteler oluyor. Her seferinde bize geliyorlar. Türkiye de bunun istisnası değil. Ülkemizde de bu tür talepler gerçekten arttı. Özellikle ülkemizde iki yıllık okullardan mezun olan 600 binin üzerinde insanımız var. Hemşirelikten başlayarak bu 2-3 yıllık okulları 4 yıllığa tamamlamaya başladık. Birkaç üniversitemiz şimdi bu faaliyet içerisindeler. Bu tür faaliyetler ve taleplerin giderek artacağını düşünüyoruz. Üniversitelerimizin de bu tür talepleri karşılamak için hazır olduğunu biliyoruz. Bu da bizi gerçekten sevindiriyor.”

“Times Dergisinde Geçen Yıl 112. Ve 183. Sırada Olan İki Üniversitemiz, Maalesef Bu Yıl 200’lü Sıraların Arkasına Düştü”
Üniversitelerde üretilen makale sayısının önemli olduğunu vurgulayan Özcan şunları kaydetti: “Dünyanın neresinde ne oluyorsa takip edilmesi gerekir. Biz de gelişmeleri günü gününe takip etmeye çalışıyoruz. Maalesef, ülkemizdeki üniversiteler çok uzun zaman dünyadaki bu rekabetten uzak kaldılar, çünkü sistem kapalıydı. Sistemin böyle bir talebi de yoktu. Ama şimdi hem bilgi birikimimiz bakımında davetlere katılabilecek durumdayız hem de kendimizin ne olduğunu görmek gibi bir dileğimiz var. Açalım kapılarımızı bakalım, kaç öğretim üyesi, kaç öğrenci bizi tercih ediyor. Makaleler de ne kadar iyi durumdayız. Bunların kaçı önemli dergilerde yayımlanıyor, görmeliyiz. Times Dergisinde geçen yıl 112. ve 183. sırada olan iki üniversitemiz, maalesef bu yıl 200’lü sıraların arkasına düştü. Bu, Türk eğitim sistemine karşı yapılan bir oyundur. Gerçekten, hiçbir neden yokken sıraları oynatmak çok akıllıca bir iş değil. Olsun, bu bizi yıldıramayacak. Biz, tekrar hak ettiğimiz üstteki sıralara tırmanmaya devam edeceğiz.”

Türkiye, Yayın Sayısında İyi, Patentte Kötü
Özcan, yayınlarda gerçekten çok iyi durumda olunduğunu belirterek, “Son 30 yılın istatistiklerine bakıldığında Türkiye, indeksli dergilerdeki yayın hızında dünyada 3. sırada. Bizim önümüzde Çin ve İran var. Yayınlarımız çok iyi, fevkalade tatminkar bilgi birikimi var, ama patente geçişte herhalde dünyanın en kötü ülkelerinden birisiyiz.2008’de İsrail’de indeksli dergilerde basılan makale sayısı 9 bindi. Türkiye’nin de 18 bindi. Tam iki katıydı. Ama ABD patent müracaatlarına bakıldığında onların sayısı 556, bizim sayımız ise 85’dir” dedi.


Kongre Avrupa Ve Asya Hematologlarına Uygun
Kongrenin açılışında Özbekistan’dan katılan Prof. Dr. Saidcelal Bakramoc, toplantının bilimsel olarak Avrupa ve Asya hematologlarına uygun olarak hazırlandığını ifade etti. Özbekistan’da özellikle TİKA gibi kurumların ve Prof. Dr. Dinçer gibi bilim insanlarının desteği ile kemik iliği nakline başlandığını belirten Bakramoc, bundan dolayı Türkiye’ye teşekkür borçlu olduklarını anlattı.
Rusya’dan Yuri Chervonobab ise Türkiye’de hematoloji alanında yapılan çalışmaların dünyaya örnek bir nitelik taşıdığını ifade ederek, kongrenin iki ülke arasındaki dostluk ve bilim çalışmalarını geliştireceğini belirtti.
Kırgızistan’dan Abdülhalim Raimzhanov da Orta Asya’da ilk kez kemik iliği naklini gerçekleştiren ülke olduklarını bildirdi.
Continue Reading

ORTADOĞU ÜLKELERİ KEMİK İLİĞİ NAKLİNDE TÜRKİYE’Yİ TERCİH EDİYOR

İsrail ya da Ürdün de yapılan nakiller sonrasında hastaların bir süre sonra yaşamını yitirdikleri bilgisini veren Suriyeli yetkililer, kemik iliği naklinin başarı ile yapılması nedeniyleTürkiye’yi tercih ediyorlar.

Suriye’deki Askeri Teşhir Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan işbirliği protokolü kapsamında Türkiye’ye tedavi görmek için gelen 15 yaşındaki lösemi hastası D.M’aya kemik iliği nakli gerçekleştirildi. Yurt dışında başarılara imza atan Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı ve Bayındır Hastaneleri Hematoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Ortadoğuda kemik iliği naklinin Katar ve Ürdün gibi ülkelerde yapıldığı kaydetti. Bu ülkelerde yapılan nakil koşullarının Türkiye’de daha iyi olmasından dolayı ülkemizin tercih edildiğini söyleyen Prof. Dr. Dinçer, “Kemik iliği nakli İsrail’de 150 bin Avro’ya, Ürdün’de 100 bin dolara yapılıyor. Türkiye’de ise hem daha kaliteli, hem daha iyi şartlarda hem de yaklaşık 75 bin dolara yapılıyor” dedi.

“İsrail ya da Ürdün de Yapılan Nakiller Sonrasında Hastaların Bir Süre Sonra Yaşamını Yitiriyor”
Suriyeli bir hastaya Türkiye’de ilk kez kemik iliği nakli yapıldığını belirten Prof. Dr. Dinçer, “Operasyon, Suriye’de çok ses getirdi. Çünkü Suriye’deki yetkililer, ‘İsrail ya da Ürdün de yapılan nakiller sonrasında hastaların bir süre sonra yaşamını yitirdikleri’ bilgisini verdiler. Naklin başarı ile yapılması Türkiye’de hem sağlık turizmi hem de Türk hekimlerinin başarısına iyi bir örnek teşkil etmesi açısından çok önemli. Türkiye’nin bu alanda çok ileri durumda” diye konuştu.

Suriye’den Gelen ve Türkiye’de Kemik İliği Yapılan İlk Hasta
Prof. Dr. Dinçer konu ile ilgili şunları kaydetti: “Suriye’deki Askeri Teşrin Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan protokol sonrasında 15 yaşındaki lösemi hastası D.M’un tedavisi için Türkiye’de hazırlıklara başlandı. Suriye’de yaklaşık bir yıldan bu yana lösemi tedavisi gören D.M, Temmuz ayında Türkiye’ye geldi ve tedavisi planlandı. Yaklaşık 2 ay Türkiye’de lösemi tedavisi gördü. Ardından kuzeninden kemik iliği nakli gerçekleştirildi. D.M, Suriye’den gelen ve Türkiye’de kemik iliği yapılan ilk hasta unvanını taşıyor. Başarılı geçen nakil sonrasında, geçtiğimiz hafta içinde kontrol için Türkiye’ye gelen D.M, sağlıklı bir şekilde günlük yaşantısına döndü. Tüm tedavisi 3-4 ay süren ve hepsi Türkiye’de gerçekleştirilen D.M’nin genel sağlık durumu gayet iyi.”

D.M: “Kendisini Türk Hekimlere Emanet Ettiği İçin Çok Şanslıyım”
Suriye’den Türkiye’ye lösemi tedavisi için gelen ilk hasta unvanını taşıyan ve 12 Temmuz 2010 tarihinden bu yana Bayındır Hastanesi Söğütözü Kemik İliği Nakli Ünitesi’nde tedavi gören D.M, geçtiğimiz hafta içinde taburcu oldu.

Türkiye’den ayrılmadan önce kendisini Türk hekimlere emanet ettiği için çok şanslı ve sağlığına kavuşmanın heyecanı içinde olduğunu ifade eden D.M doktorlarına duygu dolu bir mektup bıraktı. D.M’nin doktorlarına yazdığı mektup şöyle:
”Ben D.M. Arap Suriye Cumhuriyeti’ndenim.
2010 Şubat ayı sonunda hastalandım. Suriye’de bulunan Teshrin Hastanesi’nde kemoterapi tedavisi aldım ve Kemik İliği Nakli’ne ihtiyacım olduğunu öğrendim. Ancak böyle bir tedavi ülkemizde yoktu. Askeri Teshrin Hastanesi’nden Dr. Hala Hadish ve Dr. Muhammed Barr Ali ile Suriye Tıbbi Yardımlaşma Örgütü Başkanı Dr. Khaled Ataya’nın yardımları ile Türkiye’ye tedavimin gerçekleşmesi için gönderildim.
Bayındır Hastanesi’ne 12 Temmuz 2010 tarihinde ulaştım. Ancak hastaneye gelirken çok korkuyordum. Hastalığım ve tedavisi için çok endişelerim vardı. Kullanacağım ilaçlar, acı çekmek ve dil konusunda yaşayacağımı düşündüğüm sıkıntılarım mevcuttu. Herkes güleryüzlü ve yardımcıydı. Böylece kendimi hastanede değil de evimde gibi hissettim.
Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Uzman Dr. Cafer Aksoy, Dr. Ahmet Oymak ve Dr. Buket Çiçek bir insan olarak değil de sanki gökyüzünden inmiş birer melek gibilerdi. Benim için aynen annem gibi sevdiğim Dr. Hadish gibi oldular. Gelişimden bu yana her zaman bir ihtiyacım olup olmadığını sordular ve her türlü sorunumu çözmeye çalıştılar. Şimdi Allah’ın izni ile Suriye’ye evime dönüyorum. Benimle ilgilenen herkese çok teşekkür ediyoruz.
Teşekkürler.
D.M.”

Türk Doktorlar Suriyeli Hekimlere Eğitim Veriyor
Askeri Teşrin Hastanesi ile Bayındır Hastaneleri arasında yapılan protokol gereği, Suriyeli hekimler Türkiye’de bir süre eğitim aldı. Protokol uyarınca iki ülke arasında hasta değişimleri yapılacak. Türk hekimler tarafından, Suriye’de Talesemi ve kök hücre toplantıları düzenlenecek.

Continue Reading