SAĞLIĞIMIZ GÜVENLİ ELLERE EMANET EDİLMELİ


Türkiye’de ilk defa, sağlık haberciliği alanında çalışan iletişim fakültesi akademisyenleri, sağlık muhabirleri ve bürokratlarla bu alanda yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerinin değerlendirildiği kitap “Sağlık Haberlerine Farklı Bakış” adıyla yayınlandı.

Türkiye’de ilk defa, sağlık haberciliği alanında çalışan iletişim fakültesi akademisyenleri, sağlık muhabirleri ve bürokratlarla bu alanda yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerinin değerlendirildiği kitap “Sağlık Haberlerine Farklı Bakış” adıyla yayınlandı. ” Kitapta 49 bürokrat, akademisyen ve gazeteci bir araya geldi, Sağlık Editörü ve Biyolog Esra Öz yazdı. Öz, dört yılı aşkın bir süredir, üzerinde çalıştığı “Sağlık Haberciliğine Yön Verenler” yazı dizisi ile Türkiye’de ilk defa bu alanda çalışan iletişim fakültesi akademisyenleri, sağlık muhabirleri ve bürokratlarla sorunları ve çözüm önerilerini içeren röportajlar yaptı. Bu çalışmayı, sağlık iletişimi ve sağlık haberciliğinin geliştirilerek, sağlık okuryazarlığı ve medyanın bilinçlendirilmesi için hazırlayan Öz, hayatımızın temel taşı olan sağlığın medyadaki yerini belirlemek için yaptığı bu çalışma ile temellerinin atılacağı sağlık haberciliğinin uzmanlaşmasında bir katkı sağlamayı hedefliyor.
 
Sağlık Haberciliğinde Uzmanlık Neden Gerekli?
“Sağlık haberciliği, gazetecilik mesleğine adım atar atmaz, haber yazmayı öğrenirken yapılacak bir iş değildir” diyen Öz, sağlık haberlerinin emin ellerde olması gerektiğini vurguluyor. 

Haberler, alanında uzman sağlık habercileri tarafından yapılmıyorsa “İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?”  sorusunun akla geldiğini belirten Öz, “Uzmanlaşma için gazetecilerin hakkını savunmak ve onların arkasında durulması gerekiyor. Akademik camianın çalışmaları eşliğinde sağlık habercilerinin tecrübelerini paylaşarak bir araya gelmesi ile güzel işlere imza atılacağına inanıyorum.  Doğru, etik ve güvenilir sağlık haberleri, sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmazdır. Sağlık Bakanı ve Meclis Sağlık Komisyon Başkanı da bu çalışmaya destek vererek bu alanda yapılacak çalışmaların öneminin üzerinde duruyorlar” dedi.
 
 
 
Sağlık Haberciliği Bir Uzmanlık Alanı Olarak Kabul Edilmeli!
Sağlık haberciliğinin uzmanlık alanı olması adına çabaları sonucu ortaya çıkan bu kitabın, ilk çalışmalarına yaklaşık 4 yıl önce başlayan Öz, şunları söyledi: “Sağlık haberciliği ve iletişimi üzerine çalışan hocalarımıza ulaşarak, bu alana emek vermiş meslektaşlarımla görüştüm. Bu kitap, sağlık haberciliğinde bir dönemin bakış açısını ortaya koymaktadır. Gazeteciler haber yaparken nelere dikkat ediyor, akademisyenler bu alanda yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyor, bilinçli bir adım atılması için öncülük edecek görüşler yer alıyor.”
 
 
Her Bilimsel Çalışmanın Haber Olmamalı
Sağlık haberciliğinde önemli olan noktanın bilimsel çalışmaların ışığında sade bir dille doğru bilgileri aktarmak olduğunu belirten Öz, “İşte bu noktada zamanla öğrenilen gerçeklerden birisi, her bilimsel çalışmanın haber olamayacağı, olmaması gerektiğidir. Bu ve bunun gibi birçok bilgi gazeteciler tarafından yaşanarak öğreniliyor. Bunların başta kuralı olsa ne güzel olur değil mi? Bu işi yapmak isteyen muhabire “Bunlara dikkat et.” demek, yol haritası sunarak, daha da kaliteli haberlere imza atmayı sağlamak mümkün” dedi.
 
Medya Kuruluşlarında Uzman Sağlık Muhabirlerine Yer Açılmalı Sağlık haberciliğinin kuralları oluşturulduğunda sağlık alanında çok fazla yanlış haber ile karşılaşılmayacağını kaydeden Öz, “Üzücü bir nokta da insanlar her haberi doğru olarak algılıyor. Mesela, doğal olana sevgi ve inanç insanları hata yapmaya daha fazla yaklaştırıyor. Her gün okuduğumuz sağlık haberlerindeki yanlışları gördükçe bu alandaki uzmanlaşmanın ne derece elzem olduğunu daha iyi anlıyorum.  Sağlık okuryazarlığının gelişmesi ve insanların bilinçlenmesi için öncelikle medya kuruluşlarında uzman sağlık muhabirlerine yer açılmalı ve sağlık muhabirlerine, ajans muhabirlerine, çeviri yapan ve istihbaratta yer alan gazetecilere de eğitim verilmeli. Çeviri haberlerinin yanlışlarla dolu aktarılması ve ajans muhabirlerinin yaptığı bazı haberler insanları boşuna umutlandırarak, büyük hayal kırıklığı yaşatması engellenebilir. Ayrıca gazetecilik gün geçtikçe kan kaybediyor ve güven sorunu yaşanıyor. Sağlık haberciliğinde ise bu çok daha fazla hissediliyor” diye konuştu.
 
 
Esra Öz Kimdir?
5 yıl süre ile Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştığı Sağlık Dergisi’nde yeniliklere açık, araştırmalarına devam etti. Daha önce yapılmamışı yapmak istediği için hayata gözlemleyerek bakıyor.  Hazırladığı “Tıbbın Duayenleri”, “Hayatı Keşfeden Biyologlar”, “Dünya’da Türk Hekimleri ve Başarı öyküleri” ve Nörobilim ile ilgili röportaj ve haber serileri sağlık camiası tarafından büyük ilgiyle takip ediliyor.  2012 yılında Sağlık Bakanlığı Sosyal Medya hesaplarının kurulumu ve yönetiminde danışmanlık yaptı.   2013 yılında Med-Index sitesinin kurucusu ve Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. 2014 yılı Nisan ayında Technical Assistance For Alignment İn Organ Donation Project (Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi) Senior Communication Expert (Kıdemli İletişim Uzmanı) olarak  organ bağışı haberlerinin işlenmesi üzerine medya çalıştayları düzenliyor. Aynı zamanda 2014 Ekim ayından itibaren Sağlık ve İnsan Dergisi Yayın Editörü olarak çalışmalarını sürdürüyor. Şubat 2015 tarihinden itibaren TRT Kent Radyo Ankara’da Sağlık Gündemi programını hazırlayıp sunuyor.
 Sağlık Bakanlığı ve Avrupa Birliği tarafından düzenlenen “Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi” kapsamında “AB Organ Bağışı 2. Medya Çalıştayı”nı organize etti ve toplantıda medyanın rolü ele alındı.
 
 “AB Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi” kapsamında “Ulan İstanbul”, “Arka Sokaklar”, “Kaçak”, “Hayat Yolunda” ve “Kocamın Ailesi” setlerinde Türkiye’deki organ bağışı ve nakillere ilişkin bilgi verilmesini organize etti.
 
“AB Organ Bağışı 3. Medya Çalıştayı”nı düzenleyerek Sağlık Bakanlığı ve AB yetkililerinin, organ bağışında farkındalığın artırılabilmesi için medya temsilcilerini ziyaret edilmesini organize etti. Show TV, CNN Türk, KANAL D, Star TV, NTV, Fox TV, TGRT Haber, Kanal 24 , Hürriyet Gazetesi, Star Gazetesi, Akşam Gazetesi ve Türkiye Gazetesi’nin yöneticileri ile görüşüldü.
 
Türkiye’de ilk defa “Kokuyla Keşfet” adıyla koku kitabı yayınladı. Kitapta, koku almanın bilimsel yönlerini eğlenceli bir dille işlerken, kokunun cinselliğe ve insan ilişkilerine etkisi, hastalıklar, parfümün gizemli dünyasını ve kokuyla ilgili daha birçok konuyu ele aldı.
 
Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu öncülüğünde Dr. Dyt. Alev Keser ve Yrd. Doç. Dr. Filiz Yıldırım editörlüğünde Ankara Üniversitesi Yayınlarından çıkan “Sağlık Okuryazarlığı” kitabında  “Sağlık Habercisi Gözünden Sağlık Okuryazarlığı” bölümünü yazdı.
Continue Reading

TBV’DEN SAĞLIK VE İNSAN DERGİSİ’NE ÖDÜL


Türk Böbrek Vakfı Medya ödülleri, İstanbul’da sahiplerini buldu. Sağlık ve İnsan Dergisi Yayın Editörü Esra Öz’e , Yazılı Basın Dergi Röportaj dalında ödül verildi.

“Türk Böbrek Vakfı 2. Medya Ödülleri” töreni,  Zorlu Center PSM’de gerçekleştirildi.  Türk Böbrek Vakfı, sağlık alanında toplumun bilinçlendirilmesine yönelik haberler yapan gazetecileri onurlandırdı.

Gecede sağlık alanında yaptıkları haberlerle ses getiren gazetecilere 11 dalda ödül verildi.
Törene, Türk Böbrek Vakfı kurucusu ve Başkanı Timur Erk, vakıf yönetimi, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal, şarkıcı Burak Kut’un da aralarında bulunduğu davetliler katıldı.

Timur Erk, törende, vakfın 30. kuruluş yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: “Eğer ortalama 18 gram olan tuz tüketimi, 3 gram azalarak 15 grama düşmüşse ve tetiklediği hastalıkların tedavisinin azalması nedeniyle bu şekilde yaklaşık 1,5 milyar dolar tasarruf sağlanmışsa, 10 binlerce çocuğa dokunup böbrek sağlıklarını korumak için sağlıklı beslenmeyle ilgili seminerler vermişsek, Türkiye’nin her tarafında yayımlanan kamu spotlarıyla halkı bilinçlendirmeyi kendimize misyon edinmişsek, günde 150 gram olan şeker tüketiminde azalma varsa, şeker pancarından elde edilmiş şekerin tüketilmesini sağlamışsak, Türk Böbrek Vakfı’nın bunlarda ciddi emeği vardır.”

Erk, 30 yıldır hiçbir gazetede ve görsel yayında vakıf aleyhinde yazı çıkmadığını vurgulayarak, ödül alan gazetecilere de “Bugün sizlere vefa duygusu içinde ödül vermeye ikinci kez geldik. Hepinizi içtenlikle kutluyorum” şeklinde seslendi.

İşte Ödül Alan İsimler
Törende daha sonra TBV Mütevelli Heyet Üyesi Dr. Osman Akalın başkanlığında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, televizyoncu Lütfiye Pekcan, TBV İstanbul Memorial Hizmet Hastanesi Direktörü Dr. Tarkan Dizdar, Memorial Şişli Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Nane, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Akıncı’nın yer aldığı jüri tarafından ödüle layık görülen isimlere ödülleri sunuldu.

“Yazılı Basın Dergi Röportaj Dalı”nda Sağlık ve İnsan dergisinden Esra Öz, “İnternet Röportaj Dalı”nda ntv.com.tr’den Tülay Karabağ, Yazılı Basın Haber Araştırma Dalı”nda Cumhuriyet gazetesinden Sibel Bahçetepe, “Yazılı Basın Haber Araştırma Dalı”nda mansiyon ödülünü Vatan gazetesinden İlker Akgüngör, “Yazılı Basın Yazı Dizisi-Konu Dalı”nda Türkiye gazetesinden Ziyneti Kocabıyık, “Yazılı Basın Vaka-İnceleme Dalı’nda” Hürriyet gazetesinden Mesude Erşan, “Televizyon-Haber Araştırma Dalı”nda TRT’den Fatma Demir Turgut, “Televizyon-Haber Araştırma Dalı”nda mansiyon ödülünü Habertürk’ten Arzu Çetik Tezeren, “Televizyon-Vaka-İnceleme Dalı”nda ATV’den Işıl Açıkel ve “İnternet Haber Araştırma Dalı”nda Hurriyet.com.tr’den Buse Özel ödül kazandı.

TBV Yönetim Kurulu tarafından “toplumda sağlık bilincinin gelişmesine yönelik” yaptıkları haberleri dolayısıyla Anadolu Ajansı’ndan Andaç Hongur’a, İhlas Haber Ajansı’ndan Ömer Kılıç’a, Doğan Haber Ajansı’ndan Uğur Demirkırdı’ya ve Cihan Haber Ajansı’ndan Orhan Fırat’a özel ödül verildi.
 
Ayrıca bu yıl ilk kez verilen TBV Timur Erk Özel Ödülü, sağlık konularına duyarlılığı nedeniyle televizyoncu ve yazar Özge Uzun’a sunuldu. Özge Uzun ödülünü, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’dan aldı
 
Continue Reading

MEDYA TEMSİLCİLERİNDEN ORGAN BAĞIŞINA DESTEK SÖZÜ

Türkiye’nin yazılı ve görsel medya kuruluşlarının temsilcileri, organ bağışının artırılabilmesi için farkındalık yaratılması amacıyla haber destek sözü verirken, toplumda olumlu algının geliştirilmesinde işbirliğine “evet” dedi.

Sağlık Bakanlığı ve AB yetkilileri, organ bağışında farkındalığın artırılabilmesi için medya temsilcilerini ziyaret etti. Sağlık Bakanlığı ve AB’nin ortaklaşa yürüttüğü “Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi” çerçevesinde, yazılı ve görsel basın temsilcileri, haber müdürleri, istihbarat şefleri ile organ bağışı ve nakillerine ait bilgiler paylaşıldı.

Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, organ bağışının artırılabilmesi için toplumsal farkındalığın mutlaka yükseltilmesi gerektiğini belirterek, bu algının oluşmasında medyaya büyük sorumluluk düştüğünü söyledi. Türkiye’nin canlıdan organ bağışında çok ileri düzeyde olduğunu, ancak kadavradan organ naklinde istenilen seviyenin yakalanamadığını vurgulayan Kapuağası, basında yer alacak her olumlu haberin, bağışların artmasına büyük katkı sağladığının altını çizdi.

Proje Koordinatörü ve Organ Nakli Birim Sorumlusu Mehmet Ali Aydın da “Yaşama şansı yakalayan ya da bunun için organa ihtiyacı olan bir kişinin duyguları, medya aracılığıyla birçok yerde duyulabilir. Bu yüzden medyanın desteğine ihtiyaç var” diye konuştu.


Medya temsilcilerinden tam destek
Show TV Genel Yayın Yönetmeni Ramazan Kurnaz, bu konuda medyanın üstüne düşeni yaptığını düşündüğünü belirterek, “Ancak haber bültenlerinde daha sık yer verilebilir. Bunun için de çeşitli insan hikayelerinin olması gerekiyor. Bakanlık ya da ilgili kişilerin, bürokratik engelleri kaldırması gerekiyor ki bunlar gazete ve televizyonlarda sıkça haber olsun” değerlendirmesinde bulundu.  Show TV Haber Müdürü Fırat Çatalbaş ve Sağlık Muhabiri Derya Bozdinç, organ bağışı konusunda haberler yaptıklarını, daha da hassas olacaklarını söylediler.


CNN Türk Haber Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav da medyanın kimi zaman bu konuda yanlış bilgi verebildiği eleştirisinde bulunarak, şunları kaydetti: “Dizilerde, filmlerde, haberlerde çok işleniyor. Dramatik bir konu. Buralarda yanlış bilgi ve izlenime aracı olmamaya çok dikkat etmek lazım.  Türkiye’de iyi çalışan bir sistem var. Bunun her aşamasında ne yapıldığı basın mensuplarının bilmesi ve o bilgi çerçevesinde hareket etmesi lazım. Sonu iyi biten öyküleri anlatmak lazım. Acı çeken birine ‘organ bağışında bulunur musunuz?’ demek çok zor. Onlara, bu tip örneklerle bunun yapılabildiğini ve sonucunun iyi olduğunu göstermek lazım.”
 
 
KANALD Yayın Yönetmeni Lale Eren, organ bağışı konusuna karşı duyarlı davrandıklarını ve bu konuda haber yapılması için Bakanlık ile sıkı irtibat içinde olmak istediklerini kaydetti.
 
 
NTV Genel Yayın Yönetmeni Nermin Yurteri de organ bağışının topluma doğru anlatılması konusunda medyaya önemli sorumluluklar düştüğünün altını çizerek, “Her organ bağışının bir insanın hayatta kalması demek olduğunu iyi anlatabilmemiz lazım. Toplumda bu konudaki ön yargıların giderilmesi için medya öncü olabilir” dedi. Yurteri, şöyle devam etti: “Bir gün ‘sizin de organa ihtiyacınız olabilir’ tezi işlenebilir; organ bağışlayan ve toplumda saygı gören sanatçı, sporcu ve aydınlarla bu konuda röportajlar yapılmalı, organ bağışını engelleyen inanç ve geleneklerle ilgili çalışmalara yer verilmeli, saygı gören din adamlarının görüşleri haber ve belgesellerde değerlendirilmeli. Medyanın organ bağışı kampanyaları düzenlemesi ya da düzenlenen kampanyalara destek vermesi sağlanmalı. Organ bağışında öncülük eden ülkelerin başarı öyküleri gündeme getirilmeli.” NTV Editörü Fergün Atalay, bu konuda daha sık haber yapacaklarını söyledi.


Fox TV İstanbul Haber Müdürü Orkun Öz, organ ihtiyacının bir gün herkesin başına gelebileceğinin altını çizerek, “Bizim arkadaşlarımız, bir cinayet haberine gittiğinde, öncelikle onların yakınlarına ulaşabilirsek onların aklına düşürmeye çalıyoruz. Bizim bir yönlendirmemiz söz konusu olamaz, kendi kararlarıdır ama bir farkındalık yaratabilirsek, o acının içinde başka hayatların kurtarılabilmesini sağlayabilirsek, bir kişi bir kişidir” diye konuştu.

Fox TV Haber Operasyon Müdürü Onur Kumbaracıbaşı ise yetkililerin, bağışçıların ve nakil yapılan kişilerin iyi dileklerini, doğru bir şekilde izleyiciye aktarmaya çalıştıklarını belirtti.
“Organ bağışına özendirilmeli”
 
 

TGRT Haber Müdürü Hasan Köseoğlu, medyanın sadece haber vermekle değil aynı zamanda toplumu bilinçlendirmekle de yükümlü olduğunu ifade ederek, “Bunu yaparken, daha çok mağdur kişilere destek olunmak amacıyla haber yapılması, organ bağışına özendirilmesi de medya kuruluşunun asli vazifelerinden birisi olmalıdır” dedi.

Köseoğlu, TGRT Haber olarak, organ nakillerini özendirici ve nakil gerçekleştirilen kişilerin hikayelerine yer verdiklerinin altını çizdi.


Kanal 24 Haber Müdürü Mehmet Yeşilkaya da organ bağışı konusunda çok duyarlı bir yayın kuruluşu olduklarını belirterek, böyle bir istihbarat geldiğinde mutlaka değerlendirdiklerini söyledi. Bu tür hikayelere ulaşılabilmesi için medya kuruluşlarında görev alan gazetecilerle ilgili kurumlar sıkı bir işbirliği içinde olmaları gerektiğini vurgulayan Yeşilkaya, “Sağlıklı, hızlı bir iletişim kurulmalı. Bilgiye anında ulaşmamız gerekiyor. Bu sağlandığında daha sağlıklı haber yapılabilir” diye konuştu.
 
 

“Vatandaşın dini açıdan kafasında soru işareti kalmaması lazım”
Hürriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Emre Oral, kendi gazetelerinin bu konuda farkındalık yaratmaya yönelik çaba harcadıklarını dile getirerek, Bakanlık yetkilerinin yaptıkları ziyaret sonrasında çok daha fazla bilgi edindiklerini bildirdi. Hayat hikayelerinin verilerden çok daha etkili olduğuna işaret eden Oral, organ mafyasına ilişkin şehir efsanelerinin bulunduğunu, bunların mutlaka ilgili yerlerden teyit edilmeden habere yansımaması gerektiğini vurgulayarak, bu konuda her olumsuzluğun algıda değişikliğe yol açabileceğine dikkati çekti.  Sağlık Editörü Mesude Erşan ile yapılan görüşmede, konunun önemi üzerinde durarak bu konuda farkındalık oluşturmak için haber serileri yaptığını söyledi.
 
 
Star Gazetesi Yayın Koordinatörü Yücel Koç, yaklaşık 25 yıldır gazeteci olduğunu ve ilk kez yetkilerin, organ bağışı ile ilgili ziyarette bulunarak bilgi aktardığını söyledi. Medyada çıkan olumsuz haberlerin, vatandaşları koruma içgüdüsüyle yapıldığı değerlendirmesinde bulunan Koç, şöyle devam etti: “Gelen bir duyum karşısında, gazeteci doğal bir refleks geliştiriyor, hem duyulsun hem de savcılığa ihbar yerine geçsin, mağduriyet varsa giderilsin. Doğru bilgilendirme yapıldığında, medyanın da katkısıyla vatandaşların bakışının değişeceğine inanıyorum. Bu sadece basına düşmez. Vatandaşın dini açıdan vatandaşın kafasında soru işareti kalmaması lazım. Bu konunun, sıkça konuşulması ve işlenmesi lazım.”


Türkiye Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mustafa Bilim de bu konuyu çok önemsediklerini ve her zaman destek olmaya hazır olduklarını söyledi. Türkiye Gazetesi Sağlık Editörü Ziyneti Kocabıyık, organ bağışına önem vererek bu alanda haber çalıştıklarını ve Bakanlığın bu konuda desteğini istediler.

Akşam Gazetesi Haber Müdürü Özkan Tamirak da organ bağışında farkındalığın artması haber desteği verdiklerini, bunu artırarak devam ettireceklerini bildirdi.  Akşam Gazetesi Sağlık Editörü Berda Özdiktaş, organ bağışında insanların verdiği tepkilere ve beyin ölümünün iyi anlatılması gerektiğini söyledi.
 

Star TV Program Müdürü Recep Balcı,  organ bağışı ile ilgili yapılan haberlerde özellikle aklına takılanları Bakanlık yetkilisine iletti ve konuda daha çok önem vereceklerini dile getirdi.
 
“Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi”  Kıdemli İletişim Uzmanı olarak bilgilendirme amacıyla bu içerik paylaşılmıştır. 
 
Continue Reading

“İNSANLAR HASTALIKLARINA İNTERNET ÜZERİNDEN ÇÖZÜM ARIYOR”

Anadolu Üniversitesi öğrencilerine Sosyal Medya Kulübü tarafından, sosyal medya kullanımı hakkında bilgi vermek amacıyla bir etkinlik gerçekleştirildi.

Sosyal Medya Kulübü (SMK) tarafından Anadolu Üniversitesi (AÜ) Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Sosyal Söyleşi” etkinliğinde alanında uzman kişilerle sosyal medya kullanımı hakkında konuşuldu. Google Eski Hukuk Danışmanı Burçak Ünsal ve Sosyal Medya Uzmanı Esra Öz’ün katıldığı ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte sosyal medya kullanımı, sosyal medya hakları ve sosyal medya haberciliği konuları üzerinde duruldu. sağlık haberciliği ve internetin sağlık üzerinde etkisi üzerine konuşan Sosyal Medya Uzmanı Esra Öz, sağlık haberciliğinin gelişmesi gerektiğini söyledi. Öz, “Sağlık haberciliği ülkemizde henüz uzmanlaşmamış ama uzmanlaşması için çalışmaların sürdüğü bir alan. Acemilik günlerinin gazeteciliği değil de, daha çok bu alana emek vermiş eğitimini alarak uzmanlaşmış gazetecilerin çalışması gerekiyor. Hatta bu alanda branşlaşmaya gidilmesi gerekiyor. Vatandaşlar sosyal medya ya da internette gördüğü sağlık haberlerine çok fazla güveniyor. Özellikle alternatif tıp ve bitkisel tedavi gibi haberlere ilgileri yoğun. Hatta sağlık uzmanları bu konudaki yanılgıyı yıkmak için uğraşıyorlar ama çokta başarılı olamıyorlar. Çünkü insanlar ilaç kullanmak yerine alnernatif tedaviyi daha çok tercih ediyor. Bitkisel tedavi ile hastalıklarını yenmeye çalışıyorlar. Bu anlamda yanlış algının değiştirilmesi ve zaten hedeflerden biri olan sağlık haberciliğinin yaygınlaştırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.


“İNSANLAR HASTALIKLARINA İNTERNET ÜZERİNDEN ÇÖZÜM ARAMA YOLUNA GİRİYOR”
İnsanların hastalandıkları zaman öncelikle internete başvurduklarını belirten Esra Öz, “İnsanlar hastalıklarına internet üzerinden çözüm arama yoluna giriyorlar. Ve genelde internette hastalıklar abartılı bir şekilde anlatılıyor. Yanlış bir bilgi varsa bilginin doğruluğu araştırılmadan, hemen ona inanılıyor. Bununla ilgili bir eksiklik var aslında. İngiltere’de tüm hastalıkların bütün bilgileriyle yazıldığı, insanın hastalandığı zaman girip tüm bilgilerini alabildiği bir sistem var. Hastayı korkutmadan bilgilendirme yapılıyor. İnsanlar internette okuduklarıyla korkarak, travmatik bir şekilde gidiyorlar doktora. Bu yüzden gerçekten doğru bilginin verildiği, hastaları korkutmadan ve doğru uzmana yönelmesini sağlayan sitelerin olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.



Etkinlikte konuşan Google Eski Hukuk Danışmanı Burçak Ünsal da, sosyal medyada ahlak ve sosyal değerler üzerine konuştu. Toplumun sadece sosyal medya haklarını değil genel olarak haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Ünsal, aklımızdaki bazı soruların peşine düşmediğimizi, bunların arkasında durmamız gerektiğini söyledi. Medyanın artık 4. kuvvet olarak adlandırılmaya başlandığını ifade eden Ünsal, “Yasama, yürütme ve yargıdan sonra medya 4. kuvvet oldu. Kabul edilen çok etkin, çok büyük bir güç. Artık bu güç dijital alanda kullanılıyor. Artık insanlar gitgide basılı medyada, televizyonda yani başkaları tarafından seçilerek sunulan şeylerden ziyade, kendi tercih ettikleri içeriğe ulaşmak açısından dijital medyayı takip ediyorlar ve interaksiyonda bulunuyorlar. Kendileri de o haberin ya da içeriğin oluşturulmasında katkıda bulunuyorlar. Bu yüzden bu dijital medyanın gücü ve avantajı oldukça fazla. Diğer bir avantajı bilgi ulaşımında eşitlik, fırsat eşitliği gibi bir takım imkanlar sağlıyor. Düşünün ki İstanbul’a yada Amerika’ya hiç gidememiş bir öğrenci, internetteki bilgilerden, sosyal medyadaki paylaşımlardan her türlü profesyonele ulaşabiliyor. Her türlü bilgi ve içeriğe ulaşabilmek gibi bir imkanı oluyor” dedi.


“HAYATLARIN BİR BÖLÜMÜ ARTIK SOSYAL MEDYA ÜZERİNDE YAŞANIYOR”
Sosyal medyanın artık kişiliğin bir parçası olduğuna dikkat çeken Google Eski Hukuk Danışmanı Ünsal, “Hayatların bir bölümü artık sosyal medyada yaşanıyor. İnsanların bir oldukları kimliği var, bir algılanan kimliği var bir de kendini göstermeye çalıştıkları kimliği var. Artık 10 yaşından itibaren herkesin elinde akıllı telefonlar, kameralar var. Her anımız bizim isteğimiz dışında kaydedilebilir. Teknoloji temyiz kuvveti gelişmemiş, iyiyi kötüden ayıramayacak olan çocukların elinde bile telefon, tablet var. Bu doğal bir şeydir, olacak ve olmaya devam edecek çünkü bunun önüne geçmek mümkün değil. Artık eğitim bile tablet dağıtımından geçiyor. Eskiden nasıl kara tahta ve tebeşir varsa bugün gelişen teknoloji ile olması gereken bunlar. Bu normal bir gidişat ben bunu iyi olarak görüyorum. Çünkü eğitimin etkinliğini, ulaşılabilecek olan birinin daha fazla olmasını ve buna erişim imkanını arttırarak bunu yorumlama imkanı veriyor. Şu anda dijitalize edilmiş tüm kütüphanelere ulaşabilirsiniz. Belki riski var ama mücadele etme yöntemi de var. Sağladığı fayda ve avantaj riskine göre çok daha fazladır. Zaten o yüzden normal ülkelerde kamu politikası olarak destekleniyor” diye konuştu.
Düzenlenen etkinlikten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Ünsal şunları söyledi:
“Etkinlik gerçekten çok başarılı geçti. Çok güzel sorular aldık. Alımızdakileri arkadaşlarımıza bütün açıklığıyla paylaşma imkanımız oldu. Gerçekten çok geniş bir çerçevede önemli konuları çok verimli bir biçimde ele almış olduk. Öğrencilerin katılımından, soruların güzelliğinden ve interaktif bir çalışma olduğu için çok memnunum. Bu fırsatı sağladığınız için hem kulübe hem de dinlemeye gelen arkadaşlara çok teşekkür ederim.”


Kadir Arslan’ın  yaptığı röportaj.
Continue Reading

DİZİ SETLERİNDEN ORGAN BAĞIŞINA TAM DESTEK!

Sağlık Bakanlığı ve AB’nin ortaklaşa yürüttüğü “Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi” kapsamında, “Ulan İstanbul”, “Arka Sokaklar”, “Kaçak”, “Hayat Yolunda” ve “Kocamın Ailesi” setlerinde Türkiye’deki organ bağışı ve nakillere ilişkin bilgi verilerek ziyaret edildi. 

Sağlık Bakanlığı ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ortaklaşa yürütülen “Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi” kapsamında dizi setlerine yapılan ziyaretlerde, yapımcı, yönetmen ve oyuncularla bir araya gelindi.

Avrupa Birliği (AB) Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi  Takım Lideri Dr. Lajos Kovacs,  Türkiye’de organ bağışının artırılmasını amaçladıklarını vurgulayarak, “Sağlık personelinin dışında bağış ve nakil konusunda toplumda da bilgi ve farkındalığın artırılması gerekiyor. Bu konuda sizlerden de destek bekliyoruz” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, yapımcı, yönetmen, oyuncu ve diğer teknik ekibe yaptığı açıklamada, Türkiye’de yaklaşık 25 bin kişinin organ nakli beklediğini, yeterli bağış olmadığı için yaklaşık her yıl 2 bin kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Organ bağışı konusundaki farkındalığın artırılmasının önemini vurgulayan Kapuağası, bu konuda kanaat önderlerine sorumluluk düştüğünü  dile getirdi. Kapuağası, sanatçıların da bu konuda yol gösterici olabileceğine dikkati çekerek, “Bakanlık yetkilileri olarak farkındalığın artırılması için çalışmalar yürütüyoruz ancak ne yaparsak yapalım biz her haneye giremiyoruz. Oysa, sizler, değerli sanatçılarımız, oyuncularımız, diziler ve filmler aracılığıyla bir anda milyonların evine girebiliyorsunuz. Bu nedenle sizlerin vereceği bir mesaj organ bağışında farkındalığın artırılabilmesi için çok çok önemli” dedi.

Dizi ve filmlerde organ bağışının işlenmesinin, bir kişinin bağışlanan organla tekrar yaşama döndüğünün gösterilmesinin önemli olduğunu belirten Kapuağası, bu konuda katkı sağlayan senarist, yapımcı ve oyunculara teşekkür etti.

Proje Koordinatörü ve Organ Nakli Birim Sorumlusu Mehmet Ali Aydın, duygusal bir yanı olan bu konuyu en iyi oyuncuların hissettirebileceğini vurguladı. Aydın, şöyle konuştu: “Organ bağışı hayattır. Ölümün ardından organların bir başka bedene can vermesine fırsat tanımaktır. Bu, kimi zaman bir anne, kimi zaman bir çocuk, kimi zaman genç bir delikanlı olabilir. Yaşama şansı isteyen bir kişinin duygularını en iyi sizler anlatabilirsiniz. Bu yüzden sizlere ihtiyacımız var.”


Arka Sokaklar Dizisinden Şevket Çoruh Tam Destek Verdi
Kimi bölümlerinde senaryo gereği organ mafyasını da işleyen diziler arasında yer alan Arka Sokaklar dizisinin başrol oyuncularından Şevket Çoruh, dikkatli bakıldığında herkesin çevresinde organ bağışına ihtiyacı olan kişilerin olduğunu görebileceğini söyledi.
Türkiye’de mutlaka bağışların artırılması gerektiğine inandığını söyleyen Çoruh, “Organlarımızı başkasına vermemiz, bir başkasına da yaşama şansı sağlayacak. O yüzden Türkiye’deki tüm insanları organ bağışına davet ediyoruz. Organ bağışı güzel bir şeydir” dedi.


Dizinin sevilen kahramanı Hüsnü komiser Özgür Ozan da herkesin bir gün organa ihtiyaç duyabileceğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Kimilerinde ‘acaba organlarımı bağışlamış olursam ölmeden alırlar mı’ şüphesi var. Öncelikle bu yanlış algının düzeltilmesi, insanların aydınlatılması gerekiyor. İnsanlar, böylesi bir cehalet içerisindeler. İnsanların kendilerine emanet edilen organlarına iyi bakarak, kendilerinden sonra da fayda sağlamaları gerekir.”
Kendisinin de 9 yaşında bir çocuğu olduğunu anlatan Ozan, organ bağışının konu alındığı bir rolün zor olabileceğini belirtti. Ozan, “Bir baba düşünün ki evladını kaybetmiş; bir baba düşünün ki oğlunun yaşaması için organa ihtiyacı var. Bir taraf acı içinde, diğer taraf evladına organ bulmanın sevinci içerisinde. İki zıt duygu. Ben ikisini de istemezdim ama organa ihtiyacı olan bir babayı sadece ve sadece oynamak isterdim” diye konuştu.



Ulan İstanbul Dizisinin Senaryosuna Bilinçlendirme Bölümleri Eklenecek
En sevilen aksiyon dizileri arasında yer alan Ulan İstanbul dizisinin yönetmeni Murat Onbul, dizilerde konunun genellikle organ mafyası şeklinde işlendiğini belirterek, bunun korkuya yol açabildiğine dikkati çekti. Onbul, “Suç gerektiğinde bunları kullanmak zorunda kalabiliyoruz. Oysa bunları yaparken de bu işin olması gereken tarafını da anlatabilirsek, eminim çok faydalı olacağız. Dizilerde organ bağışının işlenmesi için senaristlerimizle konuşarak, suç unsurunun yanı sıra aynı zamanda bilinçlendirme için de kısımlar bulmalıyız. Ulan İstanbul ekibi olarak, bu konuyla ilgili ciddi bir şeyler yapmaya çalışacağız, senaristimizle görüşeceğim. Ben de organlarımı bağışlamayı düşünüyorum, gerekli müracaatları yapacağım” dedi.

Başrol oyuncu Uğur Polat da organ bağışının çok fazla dizide işlendiğine şahit olmadığını belirterek, “Bunun bir kültür haline gelmesi, bunun için de konunun mutlaka dizilerde işlenmesi gerektiğini, herkesi bu konuda sorumluluğa davet ettiğini” bildirdi.
Kendisinin bugüne kadar organ bağışını içeren bir rol oynamadığını ifade eden Polat, “Organ bağışında bulunan ya da bağışlanan organla hayata dönen bir kişiyi seve seve oynardım” diye konuştu.



Başrol oyuncularından Şebnem Bozoklu da konunun, sevilen dizi, köşe yazıları ve program aracılığıyla aydınlatılması gerektiğini dile getirerek, “Organ bağışının sanatçılar, yazarlar gibi kanaat önderleri aracılığıyla halkın hücrelerine kadar yayılması çok önemli” dedi.
Kendisinin de organ bağışçısı olmayı istediğinin altını çizen Bozoklu, “Bunu en kısa zamanda yapacağım” diye konuştu.



Kaçak Dizisinden Haluk Bilginer: Ben, Bir Organ Bağışçısıyım
Kaçak dizisinin yönetmeni Serkan Birinci, kendisinin de organ bağışında bulunmayı düşündüğünü belirterek, bunun ne şekilde yapılacağının da tam olarak bilinmediği eleştirisinde bulundu.

Konunun, dizilerde işlenebilmesi için bir hikayeye dayandırılması gerektiğini, bu konuda da senaristlere görev düştüğünü ifade eden Birinci, “Eşim de senarist. O’na yazdığı senaryolarda bunu işlemesini rica edeceğim. Ayrıca kendim ve yapımcım adına, senaristimizle konuşma sözünü verebilirim” diye konuştu.



Usta oyuncu Haluk Bilginer, herkesin organlarını bağışlaması gerektiğini düşündüğünü ifade ederek, “Öleceğini bilen tek yaratık insan. Bir gün nasıl olsa öleceğiz. Öldükten sonra başkasının yaşamasına katkıda bulunmak için mutlaka organlarımızı bağışlamamız gerekiyor. Ben, bir organ bağışçısıyım mesela” diye konuştu. Bilginer, bu konuyu işleyen iyi yazılmış bir senaryoda her rolü oynayacağını söyledi.



Memati olarak ünlenen dizinin oyuncularından Gürkan Uygun da dizilerde bu tür bir yönlendirmenin yapılabileceğini ifade ederek, “Her şeyden önce bu bir oyuncunun değil vatandaşlık görevidir. Ancak popüler insanlar olan sanatçıların bağışçı olması olumlu etkiyi artıracaktır. Ancak, dizilerin içerisinde rol modellere bunu yaptırmak daha faydalı olacaktır” diye konuştu.

Uygun, dizilerdeki ana karakterlerin hikayelerinin bir köşesine bu konunun yerleştirilmesinin çok katkı sağlayacağını belirterek, “Bir ana karakter organlarını bağışlayabilir ya da organ bağışıyla hayatı kurtulabilir. Bu halkın üzerinde çok daha etkili olur” dedi.
Uygun, kendisinin de organ bağışında bulunacağını dile getirdi.
Dizi oyuncularından Burak Deniz, herkesin organlarını bağışlaması gerektiğini, kendisinin de bağışçı olacağını belirtti. Özellikle aksiyon dizilerinde sadece organ mafyalarının işlenmemesi gerektiğini ifade eden Deniz, “Bağışlanan organla bir kişinin hayatını kurtarması de konu içinde yer almalı. Bu senaristlerle alakalı bir durum. Örneğin, dizinin iyi kahramanlarından biri, bağışlanan bir organla hayata dönerse çok etkili olacaktır” dedi.



Hayat Yolunda Dizisinden Burak Yamantürk:  Ölümünün Ardından Başka Birine Can Verebilmenin Çok Değerli 
Hayat Yolunda dizisinin başrol oyuncularından İlker İnanoğlu, kendisinin daha önce “Hayat Ver” projesine katıldığını anımsatarak, her zaman organ bağışına ilişkin projelerde yer almayı arzu ettiğini söyledi.
Kendisinin de organlarını bağışladığını ve bunun en önemli vasiyeti olduğunu vurgulayan İnanoğlu, “Yurt dışında ehliyetimde de yazıyor. Bence dünyanın en güzel şeyi, ölürken, kim bilir kaç kişiye can vereceksiniz. Organ bağışı, bir kişinin yapabileceği en büyük sevaptır bence” dedi.

Hayat Yolunda dizisinin ünlü beyin cerrahı Selim Savaş karakterini canlandıran Burak Yamantürk de herkesin bir gün öleceğini, ancak ölümünün ardından başka birine can verebilmenin çok değerli olduğunu söyledi. Yamantürk, “Organ bağışı sayesinde bir hayat biterken, yeni bir hayat başlıyor. Bir insana hayat vermekten daha güzel bir şey olamaz” diye konuştu

Bu konuda olumlu mesaj verebilmenin kendisi için önemli olduğunu ifade eden Yamantürk, “Organlarınızı bağışlarsanız değil, bağışlamazsanız eksilirsiniz” diye konuştu.
Muhteşem Yüzyıl dizisinden Sarı Selim olarak tanınan ve bugünlerde başarılı doktor Cem Korcan karakterini canlandıran Engin Öztürk de organ bağışında üstünde durulması gereken tek konunun “insanı yaşatmak” olduğunu belirterek, “İnsanın yaşaması için varsa böyle bir imkanımız, neden kullanmayalım?”şeklinde konuştu. 

Bu konuda bilgili ve bilinçli kişilere sorumluluk düştüğü değerlendirmesinde bulunan Öztürk, “Özellikle bilinçli kişilerin, diğer kişileri organ bağışı için ikna etmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.

“Organ bağışı hayat kurtarır” diyen başrol oyuncularından İpek Karapınar da Hayat Yolunda dizinin bir bölümünde bu konuyu işlediklerini anımsatarak, bu şekilde vatandaşların bilinçlenmesi için mesaj vermeye çalıştıklarını dile getirdi.

Halkın gönlünde Mahidevran karakteri ile taht kuran Nur Fettahoğlu ise organ bağışının öneminin çok iyi kavranamadığını düşündüğünü aktararak, “Organ bağışının hayat kurtardığının artık farkına varmak lazım. Bu nedenle lütfen organlarımızı bağışlayalım” diye konuştu.



Kocamın Ailesi Dizisi Ekibi: “Lütfen Organlarınızı Bağışlayın”
Kocamın Ailesi dizisinin usta oyuncularından Ayşenil Şamlıoğlu, organ bağışında farkındalığın artırılabilmesi için oyuncuların her birinin katkı sağlaması gerektiğini ifade etti.
Yıllar önce kendisinin tüm organlarını bağışladığını dile getirdiğini anlatan Şamlıoğlu, “İnsan canı o kadar değerli ki ben gittikten sonra geride organımla bir can bırakabileceksem, bundan daha değerli bir şey düşünemiyorum” diye konuştu.

Şamlıoğlu, bu konuda insanların bir kısmında “günah” ya da “bağışladığında kendisinin erken öleceği” gibi endişelere kapıldığını öne sürerek, “Bu yanılgının giderilebilmesi için her alandan destek gerekiyor. Televizyon, herkesin evine girdiği için etkisi çok yüksek” dedi.



Ayşenil Şamlıoğlu, organ bağışının işlendiği bir senaryoda, organ nakli beklerken çektiği acıyı anlatan birini oynamayı istediğini anlattı.
Oyuncularından Füsun Kostak, organ bağışının artırılabilmesi için dizilerde bu konunun işlenmesi gerektiğine inandığını belirterek, kendi dizilerinde de böbrek naklinin ele alındığı hatırlattı.

Konunun, dizilerde de yeteri kadar yer aldığını düşünmediğini, ancak mutlaka konunun altının çizilmesi gerektiğini vurgulayan Kostak, “Özellikle çocukların önlerinde uzun yıllar var ve onların mutlaka nakile ihtiyacı bulunuyor. Bu nedenle organ bağışına katkıda bulunalım” çağrısında bulundu.

Genç oyunculardan Murat Okay, kendisinin organ bağışçısı olduğunu belirterek, geçmişte organ mafyasını işleyen bir rolü canlandırdığını söyledi. “Yapılan şeyin yanlış olduğunu görüp bunu içselleştirdiğinde insan kendini çok kötü hissediyor. Güzel mesaj veren doğru bir projenin her yerinde olmak isterim. Lütfen organlarınızı bağışlayın” dedi.

Usta oyunculardan Zuhal Yalçın da sanatçıların bu konuda önderlik yapması, ancak bu konuda sosyal medyanın da iyi kullanılması gerektiğini dile getirdi.
Twitter’dan her duyarlı vatandaşın organ bağışı çağrısında bulunarak, duyurulmasını sağlayabileceğini ifade eden Yalçın, “Sadece 140 karakterle sosyal medyadan organ bağışının duyulması sağlanabilir. Herkesi bunu yapmaya çağırıyorum” diye konuştu.

Sanatçıların bu konuda öncü olabilmesi için Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere yetkililerin bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık vermesi gerektiğini ifade eden Yalçın, “Ancak, bizler bilinçlendikten sonra elbette dizilerde ve tiyatrolarda bunu dile getiririz” diye konuştu.

Yalçın, yıllar önce babasının böbrek yetmezliğinden kaybettiğini anlatarak, duygularını şöyle ifade etti: “Ben zaten organ bekleyen evlattım zamanında. Çünkü, babam böbrek hastasıydı, diyalize bağlıydı. Biz, çok uzun süre böbrek bekledik ama gelmedi o böbrek. Beklemek zor, bekleyene de bekletene de çok zor… Oyuncu olarak bir senaryo da bekleyen ya da bağışlayan kişiyi de oynamak isterdim. Biri yaşadığım, biri düşündüğüm bir şey. Babacığım, aramızda yok… Ben en çok çocuklar için üzülüyorum. Çocuklar için organlarınızı lütfen bağışlayın.”

Oyunculardan Şehsuvar Akbaş da organ bağışı ile ilgili önyargıların artık son bulması gerektiğini belirterek, “Bizde geçmişten bu yana bu bir sorun, gelişmiş ülkelerde böyle bir şey söz konusu değil” dedi.

Kendisinin de organlarını bağışlayacağını dile getiren Akbaş, herkesi bağış yapmaya davet etti.

“Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi”  kapsamında dizi setlerindeki ziyaretlere eşlik eden AA Sağlık Muhabiri Yeşim Sert’e teşekkür ederiz. 


“Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi”  Kıdemli İletişim Uzmanı olarak bilgilendirme amacıyla bu içerik paylaşılmıştır. 

Continue Reading

HUKUK VE SAĞLIK HABERCİLİĞİ GERÇEĞİ

Bursa Barosu ‘Sağlık Haberciliği ve Etik’ ve ‘Medya ve Sağlık’ konulu Sağlık Hukuku Paneli düzenledi. Doğru habercilik kavramının ele alındığı panelde, medyaya olan güvensizlik gibi sorunlara da dikkat çekildi. 

Bursa Adliyesi Konferans Salonu’nda, Sağlık Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Okan Dursun’un yönetiminde gerçekleşen panele Sağlık Habercisi Esra Öz ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ceyhun İrgil konuşmacı olarak katıldı.

Panelin açılışında konuşan Bursa Barosu Başkanı Av. Ekrem Demiröz, sağlık haberciliğinin hukuksal yansımaları konusunu dile getirerek, “Zaman zaman medyada denk geldiğimiz ama işin arka planını bilmediğimiz birçok olay yaşanıyor. Kuşkusuz ki, bu durum hukukun giderek daha az değer taşıdığı ülkemizde çok ciddi sıkıntılara yol açıyor” dedi. 





Sağlık, tıp ve sağlık hukukunu tanımladıktan sonra “Hasta Hakları, Hekim Hakları ve Hekimlerin Defansif Tıp Uygulamaları ve Nedenleri” konulu bir sunum yapan Bursa Barosu Sağlık Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Okan Dursun da, “Medya, sözlü, yazılı ve diğer görsel metinlerle iletişime geçme halidir. Haber ve bilgi edinme hakkımızı medyadan kullanıyoruz. Bu durum kitlelerin çok uzaktaki konuları öğrenmesini sağlıyor. Ama olumlu yanlarının yanı sıra birçok olumsuz sonuçlara da yol açabiliyor” ifadelerini kullandı.


Öz: Ülkemizde sağlık haberciliğinde uzmanlaşmaya doğru gidiliyor
Sağlık haberi tanımının yeni oluşmaya başladığını ifade eden Sağlık Habercisi Esra Öz ise, bu sektörde uzmanlaşma alanının pek olmadığına vurgu yaparak, “Ülkemizde sağlık haberciliğinde uzmanlaşmaya doğru gidiliyor. Ben de şuan bunun mücadelesini veriyorum. Bu konuda sağlık hukukunun etik kurallarının iyi belirlenmesi gerekir. Sağlık haberlerine karşı yapılan tüm araştırmalarda güvensizlik var. Halkımız sağlık haberlerine güvenmiyor” şeklinde konuştu. 

Bir gazeteci açısından bu mesleğin neleri değiştirdiğine değinen Öz, “Öncelikle eğitim ve kültür düzeyi yüksek bilim insanları ile tanışıyorsunuz. Yeni bakış açısı ediniyorsunuz. Size, donanımlı olma ve her daim gelişme fırsatı sunuyor. Keşfetmek için bakmak gerekiyor. Kendinizi özgür bırakıp yapılmamışı yapıyorsunuz” dedi.



İrgil: Medyanın algısı ve yansıtması, haberin toplumdaki ilgi ve algısı ile doğrudan ilintilidir
‘Medya ne istiyorsa, onu görürsün’ diyerek konuşmasına başlayan Dr. Ceyhun İrgil de, sağlık medyasının dilinin; sermaye, bilgi, görgü, siyaset, reklam, çıkarlar, nefret ve sevgi gibi birçok değişkenin etkisi altında olduğunu söyledi. 

Medyanın imaj ve haber güvenirliliği sorunu için gerekli formülün akademik unvanlara sahip kişilerin haberci olmasından geçtiğine dikkat çeken İrgil, “Medyanın algısı ve yansıtması, haberin toplumdaki ilgi ve algısı ile doğrudan ilintilidir. Haberin yansıtılması ve yorumunda en önemli aşama dikkat çekmektir. Bu nedenle başlık, spot, fotoğraf ve haber ile ilgisiz sunum son yıllarda giderek artmaktadır. Medya, mali ve siyasi baskıların artması ile her geçen gün daha tehlikeli ve kuralsız hale gelmektedir. Olumlu veya olumsuz hedef gösterir. İzleyici hedefle ilgilenir ama amaçla ilgilenenler azınlıktadır” diye konuştu.

Panelin sonunda Bursa Barosu Başkanı Ekrem Demiröz tarafından Esra Öz, Dr. Ceyhun İrgil ve Av. Okan Dursun’a plaket takdim edildi.
Continue Reading

SAĞLIK HABERCİLİĞİNİN ETİK KURALLARI BELİRLENMELİ

Sağlık haberlerinin kanıta dayalı, etik ve objektif şekilde hazırlanması gerektiğini belirten Gazeteci Esra Öz, “Bu alan mesleğe ilk başlayanların, acemilik günlerinde haber yazmayı öğrenmesi için staj günlerinin dalı gibi görülüyor. Sağlık haberciliğinin bir branş olduğu ve kurallarının net şekilde belirlenerek, bu alanda çalışanlara yol gösterecek rehberler oluşturulmalı” diye konuştu. Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu, sağlık haberciliği ile ilgili olarak şunları söyledi: “TTB  Yönetim Kurulu Üyeliğim sırasında en deneyimsiz muhabirlerin sağlık ve eğitim alanına yönlendirildiklerini gördüm. Bu nedenle vahim etik sorunlar yaratan sağlık haberleriyle karşılaşıyoruz.”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu’nun Moderatörlüğünde  “Sağlık Haberciliği ve Etik” başlığı altında Gazeteci Esra Öz konuşma yaptı. 650 katılımcının dinlediği sunumda medya ve etik konusunda önemli noktalar vurgulanırken hekimlere yönelik davranış tüyoları da verildi. 

Prof. Dr. Nesrin Cobanoğlu, açılış konuşmasında şunları söyledi: “Evrensel bilgiye dayalı olan ve en uzun eğitimi alan ayrıca sorumlulukları çok fazla olan hekimlik mesleğinin mensuplarıyız. Mesleki kişisel bir kimlik olarak hekim kimliği, insanları iyileştirmeye yönelik bilgiler, beceriler ve değerlerle donanmış kişileri belirtir. Hekim kimliğinin oluşumunda mesleki bilgi birikimi ön koşuldur, bununla birlikte yeterli değildir; hekimin bilgisini uygularken ve sunarken benimsediği değer ve tutumlar belirleyicidir. Hekimler, aldıkları tıp etiği eğitimi ile etik sorunları ayırt etme, bu sorunlar üzerinde sistemli düşünme ve çözüm yolları üretme ve amacına en uygun davranışı seçme becerisine sahip olmalıdır. Öznesi ve nesnesi insan olan hekimliğin omuzlarında hasta ile ilgili bir konuda karar verme konusunda çok sorumluluk bulunmaktadır. Hekim seçeneklerinin arasında hasta ve bazen diğer bireyler için de en uygun olanı seçip karar vermek zorundadır. Aldığı kararlar her ne kadar hastanın da onayı ile de olsa hekimin bilgisi doğrultusunda olduğu için sonuçların sorumluluğunu genellikle tek başına taşımak zorundadır. Akademik bir alan olarak bilimsel uygulamalı bir etkinlik olan “Tıp” alanında, uygulamalar sırasında tıbbi etik ilkeler göz önünde bulundurulur. Hekimler, evrensel olarak geçerliliği olan dört temel tıbbi etik ilkeye uygun davranmalıdır. Hastalarımız toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Toplumla aramızda köprü işlevi gören medya ile ilişkilerimizde ve sağlıkla ilgili doğru bilgilerin aktarılması mesleğimizi doğrudan etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.  Alan hakkında bilgi ve gazetecilik mesleğinin birleşim kümesinde “Sağlık Haberciliği ” yer almaktadır. TTB  Yönetim Kurulu Üyeliğim sırasında en deneyimsiz muhabirlerin sağlık ve eğitim alanına yönlendirildiklerini gördüm. Bu nedenle vahim etik sorunlar yaratan sağlık haberleriyle karşılaşıyoruz. İleri uzmanlık gerektiren tıp alanının topluma yansımasında en etkili araç medyadır. Çoğu zaman alan hakkında yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan kişiler tarafından yanıltıcı etik dışı haberlerle karşılaşıyoruz.Topluma tarafsız ve doğru bilgi veren tıp etiğine uygun haberlerin yansıtılması için Sağlık Haberciliğinde uzman gazetecilere ihtiyaç vardır.  Sağlık Haberciliği alanında bilgi ve deneyimini etik sorumluluğu ile birleştiren başarılı bir muhabirden alana özgü etik dilemmaları ve çözüm önerilerini dinleyeceğiz “


“Sağlık Haberciliği ve Etik”  üzerine konuşma yapan Gazeteci Esra Öz sunumunda, sağlık haberlerinin insanların hayatını doğrudan etkilediğini belirterek, “Haberler, okuyucu kitlesi düşünülerek hazırlanmalı. Sağlık haberciliğinde uzun yılları geride bırakırken bu alandaki büyük eksiklikleri de daha net görebiliyorum. Sağlık haberlerinin kanıta dayalı, etik ve objektif iletilmesinin ne derece önemli olduğunu, yanlış haberleri gördükçe anlıyorum.  İnsanların sağlık haberlerine karşı güvensizliklerinin olmasına rağmen,  gazete ya da televizyonda konuşan herkesi o alandaki otorite kabul ediyorlar. Bu nedenle de yalan yanlış bilgilerin aktarılması sonucu, bilinç seviyesi gittikçe düşüyor” diye konuştu. 


Para karşılığında haber yaptırılmasının etik olmadığını ve halka reklam haberciliği sunulduğunu belirten Öz, “Alanında uzman olmayan, gazeteciliğe yeni başlamış kişiler sağlık muhabiri yapılıyor. Bilgiden çok magazinsel içerik veriliyor. Haberlerde bilgiler yetersiz kalıyor. Etik kurallara önem verilmiyor. Kaynak ve bilgi sorgulanmadan haber hazırlanıyor” dedi.


İnternette doğru ve güvenilir kaynak sıkıntısının yaşandığını vurgulayan Öz, “Genelde forum sayfalarında katılımcıların yazdıklarına göre hareket ediliyor. Yanlış ya da eksik haberler insan hayatını tehlikeye sokabiliyor, iyileşmeyecek ruhsal yaraların ya da korkuların oluşmasına neden olabiliyor” şeklinde konuştu. 


Sağlık haberciliğinde kuralların belirlenmesi gerekliliğinin üzerinde duran Öz, “Sağlık muhabiri haber tarzı ve çizgisini oluşturmalı böylece haber kaynakları etik dışı tutum izleyemez. Bilimsel çizgiden çıkmayacak tutum izlemeli, haberinde yer vermese bile mutlaka bir çalışmadan söz ediliyorsa kaynaklarını istemeli. Yenilikten söz ediyorsa, araştırmalı ve belgeleri istemelidir. Ayrıca ilk ve tek gibi içerikler her daim ilgi çekeceği için bu tip ifadeleri kullanmadan önce kanıtları istenmeli. Farklı görüşlere aynı haberde yer vererek objektif çizgisini korumalıdır.  Bu alan mesleğe ilk başlayanların, acemilik günlerinde haber yazmayı öğrenmesi için staj günlerinin dalı gibi görülüyor. Bu durumun değiştirilmesi için, bu alanda çalışanları bir araya getirmeye çalışıyorum.  Böylece etik kuralları sağlık habercileri ve akademisyenlerin belirlemesi ile kamu kurum, kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin birleşmesi ile yeniliklerin ve gerektiği değeri görmesini hedefliyorum.  Etik kuralların oluşması için, öncelikle sağlık haberciliğinin bir branş olduğu ve kurallarının net şekilde belirlenerek, bu alanda çalışanlara yol gösterecek rehberler oluşturmak bu işe yıllarını veren meslektaşlarımla oluşturmamız gereken bir sorumluluk. Devamında da etik olan ve olmayan her şeyi irdelememiz gerekiyor” diye konuştu.
Continue Reading

ORGAN BAĞIŞI HABERCİLİĞİ, BASIN MERCEĞİ ALTINDA

Sağlık Bakanlığı ve Avrupa Birliği  tarafından düzenlenen “Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi” kapsamında “AB Organ Bağışı 2. Medya Çalıştayı”nda medyanın rolü ele alındı. Türkiye’de ilk yüz naklini gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Estetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, Türkiye’de kadavradan organ bağışının yetersiz olduğunu söyleyerek, “Beyin ölümünden sonra kişi bir daha hayata dönemez. ‘Allah’tan ümit kesilmez’ cümlesi, maalesef beyin ölümünden sonra geçerli değildir. Organ bağışının artması için beyin ölümü tanılarının arttırılması gerekiyor, hem ekibin hem insanların buna inanması gerekiyor. Önceden vasiyetin teşvik edilmesi çok önemli. Günümüzde siz istediğiniz kadar organlarınızı bağışlayın öldükten sonra hiçbir anlamı yok. Yakınlarınızın buna onay vermesi gerekiyor. ” dedi.
Avrupa Birliği “Organ Bağışında Uyum İçin Teknik Yardım Projesi” kapsamında İstanbul’da AB Organ Bağışı 2. Medya Çalıştayı düzenlendi. AB müktesebatının kamu sağlığı alanında uyumluluğu ve uygulanmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenlenen çalıştaya Avrupa Birliği, Sağlık Bakanlığı yetkilileri, akademisyenler ve medya temsilcileri katıldı.

Proje takım lideri Dr. Lajos Kovacs, proje ile Türkiye’de özellikle kadavradan organ bağışının artırılmasına yoğunlaşarak, Avrupa Birliği müktesebatının kamu sağlığı alanında uyumluluğu ve uygulamasına katkıda bulunulmasının hedeflendiğini söyledi. Kovacs, AB ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edildiğini, eğitimlerin ve medya çalıştaylarının devam edeceğini belirtti.


Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının, kadavradan elde edilen organ sayısından çok daha fazla olduğunu vurgulayan Kovacs, AB ülkelerinde kadavradan organ bağışı oranının Türkiye’den kat kat fazla olduğuna dikkati çekti. Kovacs, Türkiye’de yoğun bakımların sayısının iyi durumda olduğunu, beyin ölümü bildirimlerinin arttığını, ancak hedeflenen bağış sayısına ulaşılamadığını dile getirdi.



 “Organ Bağışında Medyanın Rolü Çok Önemli”
Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası yaptığı konuşmada, organ bağışı konusunda olumlu ve olumsuz haberlerin kişileri anında etkilediğini ve çok hızlı geri dönüş aldıklarını belirterek, “medya mensupları ile beraber topluma organ bağışı ile ilgili en pozitif uyarıları nasıl verebiliriz, negatif uyarıları en iyi nasıl pozitif hale getirebiliriz, bunla ilgili karşılıklı görüş alışverişi yapmak için bir aradayız. Sizin verdiğiniz olumlu bir haber insanlara olumlu yansıyor. Olumsuz bir haberde ise birimimize organ bağışını iptal ettirmek için çok sayıda telefon geliyor. Toplumumuzda bir özellik var, manşete baktığı zaman alt tarafını maalesef okumuyor. Ondan sonra kararını veriyor, bizi arıyor ben bağışımdan vazgeçtim diyor. Halbuki içeriğine baktığı zaman manşetle içeriği çok farklı.” şeklinde konuştu.  

“Türkiye’de Nakil Bekleyen Hastaların Ancak Yüzde 16’sına Organ Bulunabiliyor”
Kapuağası, Türkiye Organ, Doku Bilgi Sistemine kayıtlı yaklaşık 25 bin hastanın organ nakli olabilmek için sıra beklediğini söyledi. Organ bulunamadığı için çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini dile getiren Kapuağası, 2013 yılında yaklaşık bin 800 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

“’Allah’tan Ümit Kesilmez’ Cümlesi  Beyin Ölümünde Geçerli Değildir”
Prof. Dr. Özkan, canlı donör sayısında dünyada ilk sıralarda yer alırken kadavradan organ bağışında yeterli düzede olmadığımızı belirterek beyin ölümü kavramının iyi anlaşılması gerektiğini söyledi. Özkan, “Beyin ölümünden sonra kişi bir daha hayata dönemez. ‘Allah’tan ümit kesilmez’ cümlesi, maalesef beyin ölümünden sonra geçerli değildir” dedi.


“Organ Bağışında Ahlaksal, Kültürel, Toplumsal Bilinci Henüz Oturtamadık”
Türkiye’de ilk yüz naklini gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Özkan, organ bağışında özellikle kadavradan bağış sorununun devam ettiğini belirterek, “Sayı artıyor ama istediğimiz ölçüde değil. Organ naklinin bir çok boyut var; tıbbi, felsefi, dini, ekonomik boyutları olan bir konu. Biz tıbbi boyutunu çoktan aştık. AB ile uyum müzakeresi yapıyoruz ama gururla söyleyebilirim ki bizi tıbbi olarak geride görebilecekleri hemen hemen hiçbir şey yoktur diye düşünüyorum. Hukuk boyutunu çoktan çözmüşüz, felsefe boyutunu sürekli konuşuyoruz zaten, dinsel boyutunda hakikaten bu işi bilen insanlar olumlu beyanlarda vermiş durumdalar. Ekonomik boyutunda az sıkıntı çekiyoruz. Ama bahsettiğimiz ahlaksal, kültürel, toplumsal bilinci henüz oturtamadık. Ben ümitliyim.” dedi. 

“Devlet Desteği Sonsuz”
Mevzuatta bir sıkıntı yaşamadıklarını birçok Avrupa ülkesinde bu mevzuatlar gizlenirken Türkiye’de internette herkesin ulaşabileceğini belirten Prof. Dr. Özkan, “Mevzuatta sıkıntı olmadığını düşünüyoruz ki bu mevzuatlar internette çok rahat görülebiliyor. Birçok Avrupa ülkesinde bu mevzuatlar gizleniyor. Belli merkezlerin kendi sayfalarında veya para karşılığında bulabilirsiniz. Bizim bu konudaki mevzuatlarımız herkese açık, hiç bir gizliliği olmayacak şekilde internette rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Devlet desteği gerçekten sonsuz. Ben bunu son 4-5 yıl içerisinde bizzat yaşadığım çok iyi biliyorum. Yeter ki sizin yapabildiğinize inansınlar, her türlü destek veriliyor. Toplum desteği de aslında çok fazla ama bizde maalesef sistem, kültür dediğimiz kavram tam oturmadığı için belli zamanlarda pikler yapıyoruz fakat sonra o baza yine iniyoruz. O baza inmememiz için çaba göstermemiz gerekiyor” diye konuştu. 


“Alt Yapı Kadar Bilimsel Çalışmalar da Önemli”
Organ nakli tedavisini uygulayabilmek için alt yapı, donör kaynağı, nakil merkezi ve sağlık personelinin olması gerektiğini fakat sürekliliğinin olabilmesi için o merkezlerin aynı zamanda bilim merkezi de olması gerektiğini söyleyerek, “Bugün nakiller çok başarılı yapılıyor diyoruz ama 2 bin yılından sonra nakiller çok başarılıydı çünkü yapılan bilimsel çalışmalar yeni ilaçlar daha az yan etkiler oluşturuyor daha kolay kullanabiliyoruz, teknik alt yapılar gelişti bir 5 sene sonra 10 sene sonra bugünkülerden çok daha iyileri yapılması gerekiyor. Kullandığımız ilaçların çok daha az yan etkilerinin olması gerekiyor. Dolayısıyla bir merkezin mutlaka bu nakli sahiplenebilmesi için alt yapı kadar bilimsel çalışmalara da yer vermesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.  

“Beyin Ölümü Deklarasyonlarının Artması Gerekiyor”
Bakın beyin ölümü sayısı deklarasyonunun artması gerektiğini belirten Prof. Dr. Özkan, “İnsanların beyin ölümü oldu diye sevinmiyoruz biz. Bu insanlar zaten ölüyordu ama bunların beyin ölümü olarak deklare edilmesi çok önemli. Yani doğrudan ölmesi değil birkaç gün daha yaşatılması kavramından bahsediyoruz. Bu sayı artmış, daha çok artması gerekiyor. Biz bunlara çok para ve emek harcamışız ama bakın oradaki sayının artışı kadar organ bağışı artmamış. Buna da üzülmemiz gerekiyor. Nakillerin arttığına bakmayın çoğunluğu canlı dönerden. Onlarda çok değerli nakillerdir ama insan yakınına canlıyken veriyor ama öldükten sonra yakınına veya başka insan için bağışlamıyor, bu da biraz ilginç. Dünyada canlıdan organ naklinde çok öndeyiz ama yinede kadavradan bağışı bir türlü çözemiyoruz. Geçen yıl ki bağış sayımız 379 bizim. Eksiğimiz var mı, yine eksiğimiz organ bağışı olayı. Son kısımda maalesef takılıp kalıyoruz.” dedi.  

“Beyin Ölümü Gerçekleşen Bir İnsanın Yaşaması Mümkün Değil”
Beyin ölümü gerçekleştikten sonra bir insanın yaşamasının mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ömer Özkan, “Milyonda bir milyarda bir deseniz de imkanı yok; bu beyin ölümüdür en fazla 2-3 gün yaşacaktır yine ölecektir. Çok olumsuz etkiliyor, ‘Allahtan ümit kesilmez’ cümlesi beyin ölümünden sonra maalesef yok. Beyin ölümü ne zaman olur olduktan sonra geri döner mi? Yok öyle bir şey. Tanı konması o kadar zordur, konduktan sonrada kesindir. Kimsenin şüphesi olmaması gerekiyor. Öyle güzel kurallar konmuş ki çok net. Testlerden sonra bu beyin ölümü diyorsanız kesindir. Çok önemli belli bir sayıda uzmanı tarafından verilen rapordan sonra bu beyin ölümüdür maalesef o kişi için. Bunun altını çizmemiz gerekiyor. Organ bağışının artması için beyin ölümü tanılarının arttırılması gerekiyor, hem ekibin hem insanların buna inanması gerekiyor.” diye konuştu.  


“Önceden Vasiyetin Teşvik Edilmesi Gerekir”
Organ bağışı için önceden vasiyetin teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Önceden vasiyetin teşvik edilmesi çok önemli. Günümüzde siz istediğiniz kadar organlarınızı bağışlayın öldükten sonra hiçbir anlamı yok. Yakınlarınızın buna onay vermesi gerekiyor. Niye o zaman biz organ bağışı yapıyoruz kağıtları imzalıyoruz, bunlar sizin vasiyetiniz oluyor. İnsanlar karar verirken rahat ediyor. ‘Sağlığında böyle bir şey istemişti biz de onun vasiyetine uyduk’ diye düşünüyorlar. Hiçbir insanın yakınlarının onayı olmadan organlarının kullanılması günümüz şartlarında özellikle bizim ülkemizde çokta uygun olmayacaktır. Bu nedenle vasiyeti ve ailenin onayına ihtiyaç var diye düşünüyorum. O yoğun bakımda geçirdiği dönem içerisinde aileye bu imkanı vermek gerekiyor.” şeklinde konuştu.  

“Organ Naklinde Torpile Sistem Müsaade Etmez”
Ülkemizde nakil koordinasyon sisteminin çok geliştiğini belirten Prof. Dr. Özkan, “ülkemizde koordinasyon sistemi çok iyi kurulmuş durumda. Şunu çok iyi bilmeniz gerekiyor; sistemde torpil işlemesi mümkün değil. Herhangi bir kişinin bu iş için aracı olamayacağı en iyi sistem. Kadavradan bağış yapıldığında bir insanın dokuları başka bir insana, daha önemli bir kişiye daha önemsiz bir kişiye asla verilmeyeceği, insanların rahatlıkla organlarını bağışlayabileceği, bu organların hiçbir şekilde maddi bir nedenle başka birilerine götürülmeyeceği, bu iş için de maddi bir gerekçe olmayacağı, başka birinin organlar için ön sıraya geçemeyeceğine inanılması gerekiyor. Özellikle kadavradan yapılan bağışlarda böyle bir kavram yok ülkemizde. Sistem çok iyi kurulmuş durumda. Hastanın aciliyetine, dokularının uyumluluğuna, tıbbi gerekçelere bağlı olarak çok iyi işlenmiş durumda. Doku sunulduğunda koordinasyon merkezine hemen puanlamaya giriyorsunuz, zaten çok az sayıda tutuyor. 1500 hastaya bakıyorsunuz 3 tane hastaya uymuş. En uygun hastaya o nakil yapılıyor. Bununda insanlara bildirilmesi çok önemli.” dedi. 

“Olumsuz Örneklerin Cezai Yaptırımları Olmalı”
Bir televizyon kanalında ilahiyatçı bir yazarın organ nakli ile akıllara durgunluk veren anlatımını dinleten Prof. Dr. Özkan,  medyada olumsuz örnekler içeren durumlar için cezai yaptırımların uygulanması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Ömer Özkan, “Bu tür davranışların cezai yaptırımı olmalı. Çok dikkat etmek gerekiyor. Sonuçta inançlı bir toplumuz. Düşünün orta Anadolu’da bu programın izlendiğini. İnsanlara da hak vermek gerekiyor. Bunların maalesef cezai ehliyetinin olması gerektiğini düşünüyorum. Ben de bir şeyler yapıp insanları olumsuz yönde etkiliyorsam bana da ceza verilmesi gerekiyor. Bağışladığı organ alınırken canlandı gibi olumsuz örnekler de var.  Canlanmışsa demek ki o merkez iyi bir merkez değilmiş. Çünkü iyi bir merkez olsaydı hastanın beyin ölümü olmayacaktı. Dizilerde danışmana başvurmadan yazılan senaryolar çok gerçeği yansıtmıyor. Bu da insanları olumsuz etkiliyor.” şeklinde konuştu.



 “Merkezden Empoze Edilen Projeler Rağbet Görmüyor”
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka ise, organ bağışı konusunda yukarıdan empoze yerine özellikle dijital medya kullanıcılarının da katkısının olabileceği ve katılabileceği bir şekilde projeler üretmenin daha doğru olacağını ifade ederek, “Yeni medyada merkezden empoze edilen şeyler çok iyi niyetli de olsa alt tarafta kullanıcı tarafını çokta kabul görmüyor. Bir şekilde itirazla, çekince ile karşılaşıyor. Bu doğru ya da yanlış, çok iyi niyetle de olsa bazen özellikle yukarıdan gelen kamu spotu gibi şeylerin didaktiklik boyutu çok yüksek oluyor. Yeni, yoğun dijital kullanıcılar için korkunç bir tepki süreci başlıyor. Belki bu didaktiklik aslında her kategoride de sorun olabilir ama yeni medya kullanıcıları için bu daha da artıyor o yüzden öncelikle bu yeni medya diline uygun kampanyalar yürütmek lazım. Birazda çevreden, kullanıcı tabanlı, kullanıcıları teşvik edecek kampanya yürütebilmek lazım. Türkiye’de bu bakımdan çok şanslıyız; yeni medya kullanımı pasif değil aktif şekilde hızlı bir şekilde yükseliyor. Çok sayıda genç arkadaş yeni medya üretimi ile uğraşıyor. İçerisinde kutuplaşma alanları var ama böyle bir alanda bu kutuplaşmanın ötesinde beraberce üretim yapılabilir gibi.” dedi. 



“Bugünün İnsanının Zihnini Medya Besliyor”
Florence Nightingale Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ata Bozoklar, organ naklinin çok fazla hurafeleri ile bilinen bir konu olduğun söyleyerek, “Organ nakli aslında çok eski bir bilinç altına dayanıyor. İnsanoğlu çok eski çağlardan beri bunu kafasında kurgulamış. Daha iyisini, daha farklısını, daha güçlüsünü oluşturmak için zihninde bir çabaya girmiş. Yüzyıllar boyu bunu gerçekleştirme fırsatı bulamamış ama 20 yüzyıla gelindiğinde bir anda organ naklinin gerçekleşmesinde bütün fanteziler kafamızda yerleşmiş. Organ naklinin asıl popülaritesi ve tehlikesi buradan kaynaklanıyor. Ortalığa atılan küçücük bir şey biranda bizim tahminimizin ötesinde başka bir tarafa gidebiliyor. Bizler insanız, kafamızda bir sürü düşünce, kurgu ve birikim var. Biz zihnimizi neyle beslersek zihnimiz ona göre gelişiyor; bazen hurafe ve gerçeği birbirinden ayırmak kolay değil. Bugünün insanının zihnini ise medya besliyor. Medyayı suçlamak için söylemiyorum, medya o kadar ilginç bir kavram ki medya biziz aslında. Sadece medya mensubu ve onun profesyonel çalışanları değil. Televizyonda olumsuz bir haber gördüğüm zaman hemen doğruluğuna inanabiliyorum. Olumsuz habere olan inancım ve olumlu bir habere karşıda bir direncim var.” diye konuştu.  

“Tek Bir Cümle, Tek Bir Satır, Tek Bir Kelime Dahi Önemli”
Bozoklar, organ naklinde bağış yapılan ve bağışçı aile bireylerin içinde bulunduğu hassas psikolojik duruma işaret ederek, “Kadavradan organ bağışına özellikle basın mensubu arkadaşların dikkatini çekmek istiyorum. Bir tarafta müthiş bir üzüntü ve ölüm var, yakınlarını kaybetmiş insanların o anlarda dünya umurlarında değil. Öte tarafta ise yaşam sevinci var ve o gün onların bayramı. Organ nakli sevinç ve üzüntüyü aynı anda içeren bir çok çelişkinin aynı anda yaşandığı bir durum. Tek bir cümle, tek bir satır, tek bir kelime eğer ki insanları rencide ederse inanın organ bağışını ilerletme şansımız yok. Bir hayır cevabı o kadar komplike bir şey ki 4 kişiyi daha kaybediyoruz o kişiyi gömerken. Bir evet cevabıyla da aslında bu kadar insanı yaşama döndürme yansımız oluyor. Dolayısıyla organ nakli kavramları sadece bilimsel kavramlar değil içinde felsefeden sosyolojiye her şeye kadar çok önemli komponentler içeriyorlar. Her organ kutsal bir değer ve kutsal bir hazine. Onun için de Sağlık Bakanlığı ile iş bitmiyor. Bunun için de tek tek bireylere varana kadar belediyeler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, üyeleri hepsi ayrı ayrı önemli ve bu koskocaman bir zincir gibi. Bu zincirin halkalarından birisi koparsa bütün zincir darmadağın olabilir, istediğiniz kadar diğerleri tamam olsun. Medya bu zincirin beklide en önemli halkası. Bu zincirden bir gerdanlık yapacaksak en önemli fonksiyon medyaya ait.” dedi. 



“Organ Naklinde Dünyanın En Şeffaf Sistemine Sahibiz”
Organ nakli konusunda dünyanın en şeffaf sistemine sahip olduğumuzu söyleyen Bozoklar, “Bugün ülkemizde dünyanın en şeffaf sisteme sahibiz. Kim nerede hangi organı naklediyorsa ben bilgisayarda görüyorum. Hiç kimsenin benden habersiz bir şey yapmasına imkan yok, benimde başkasından habersiz bir şey yapmama imkan yok. Bu sistem için teşekkür ediyorum. İnsanı insan yapan en önemli şey toplumdur. Başkasının önünde her şeyi yapamazsınız. O nedenle şeffaflık çok önemlidir. Bir sistem şeffafsa güvenirlilik için ilk adım atılmış demektir ve devlet bunu başardı. Bu birinci adım. Hiç kimsenin organının endikasyonu dışında bir yere gitme şansı yok. Bizzat herkes bunu bilgisayardan takip edebilir.” diye konuştu.  

“Beyin Ölümü Ölümdür Başka Bir Ölüm Yoktur”
Beyin ölümünden sonra bir insanın hayta döndürülme şansının olmadığını söyleyen Bozoklar, “Beyin ölümü ölümdür başka bir ölüm yoktur. Bir tane ölüm vardır. Kalp durması ölüm değildir. Kalbi duran bir insan ölmez, kalbi duran insan yere düştükten sonra bir 6-7 dk içinde beynine kan gitmediği için beyin sapı ölünce ölür. Yani son nefesini vererek ölür. Beyin sapının ölüm anı son nefes anıdır. Kadim bilgilerde bu böyledir. Son kalp atım anı diye bir şey yoktur. Biz by-pass ameliyatlarında kalbi saatlerce durdururuz, kalp emme basma tulumbadır, o kadar. Beyin sapı fonksiyonları gitmiş ölmüş tekrar soluk almış tek bir insan yoktur. Hani görüyoruz ya, kalktı, o uyandı, tam organını alıyorlardı zıpladı… Böyle bir şey olamaz. Bunu tespit eden adama Nobel verirler. Bu demektir ki sen ölüyü yaşattın. Bunu tespit edip de ortada bunu söylemeyecek hiçbir insan olamaz. Bir doçent olayım diye makale peşinde koşuyor ya herkes, böyle bir makale yazan birisi olursa bırakın doçentliği Nobel ödülü alır. Dünyanın bütün sistemi içerisinde hiçbir şekilde böyle bir olay gerçek anlamıyla olmamıştır. Ölüm ölümdür, beyin ölümüdür ve ölmüş insanın fişi çekti çekmedi diye bir problem yoktur. Ölmüş insan makineden ayrılır, fiş daha önceki bir hadise. Hatta bırakın organ naklini ölmüş insanı makineden ayırmak gerekir ki yaşayan insan makine bulabilsin. Bugün insanlarımız yoğun bakımda ventilatöre solunum cihazına ulaşamadıkları için ölüyorlar. Ölülere hava basıldığı için. Ölmüş insan cihazda tutulmaz. Batı dünyasının, gelişmiş ülkelerinin hiçbirinde böyle bir şey yoktur. Bizde korkudan doğru olan bir şey ne yazık ki yapılamamaktadır” şeklinde konuştu. 



“Film Senaryolarında Hekimlerden Danışmanlık Alınmalı”
Best FM’de yayımlanan Gazoz Ağacı Programının Yapımcı ve Sunucusu Cem Arslan da farkındalığın artırılması amacıyla radyo yayınlarında bu konuya çok fazla yer ayırdıklarını belirterek, organ naklinde toplumda ilk olarak dini boyutun akla geldiğini söyledi. Özellikle bu konunun üzerinde durulması gerektiğini dile getiren Arslan, film senaryolarında konu seçimlerine dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Dizilerde yanlış anlatılan senaryoları telafi etmenin çok zor olduğunu belirten Arslan, hekimlerin mutlaka senaryo aşamasında danışmanlık yapması gerektiğini dile getirdi.



“İnsanlar Filmlerde ve Dizilerde Gördüklerini Gerçekmiş gibi Algılıyor”
CNN Türk Haber Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav ise, film ve dizilerde olumsuz örnekler oluşturacak organ kaçakçılığı temasının işlendiğini ve bunun devam ettiğini belirterek, “Organ kaçakçılığı medya tarafından kullanılmaya çok müsait bir olay ve bunun en çok kullanıldığı yerde maalesef organ bağışı konusunda en göz ardı edilen yer filmler ve diziler. Bu dizilerde organ ticareti teması var ve bitmedi bu tema hala bir dizide sürüyor. Bunu daha öncede söyledim haberlerde organ bağışı ile ilgili organ nakli ile ilgili sorunlar aslında önemli ölçüde çözümlendi. Esas sorun devam ettiği yer film ve diziler. Şunu unutmayın; maalesef bugün gelinen yerde insanlar artık haberlerle kurgu arasında çok ayrım yapamıyorlar. Burada gördüklerini gerçek gibi algılama şansları ihtimalleri çok yüksek. Dolayısıyla bununla ilgili bir şeyler yapılması lazım.” dedi. 
   
Boratav, bağış oranlarının artırılmasında iletişimin çok güçlü bir araç olduğunun altını çizerek, düzenlenen kampanyalarda kullanılan dilin, spotun, verilecek mesajın ve logonun önem taşıdığını söyledi. 

Organ bağışında bulunan ailelerin de mutlaka çeşitli etkinliklerde onurlandırılması gerektiğini belirten Boratav, yurt dışında bunun uygulamalarının olduğunu, Türkiye’de bunun hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.



TRT Sağlık Muhabiri Fatma Demir Turgut ise organ nakli için sıra bekleyen kişiler duygularını paylaştığı röportajını paylaştı. Gazetecilerin, hastaların hikayelerini etkili bir şeklide haberleştirmesi gerektiğini dile getiren Turgut, kamu yayıncılığı yapan kurum olarak bu konuda yapılan haberlere özen gösterdiklerini bildirdi. Turgut, bu alana ilişkin yapılan her haberin en az bir bağış anlamına geldiğini aktardı. 



Hürriyet gazetesinden Mesude Erşan, organ nakli ile ilgili meslek örgütleri ve derneklerle sosyal sorumluluk projelerinde işbirliği yapılması gerektiğini, gazetecilerle bilgi paylaşımında bulunulması gerektiğini dile getirdi. Haberlerde canlıdan yapılan nakillerden ziyade kadavradan yapılan nakillere ağırlık verilmesi gerektiğini ifade eden Erşan, bu şekilde kadavradan yapılan nakillerin sayısının artacağını söyledi.

Bağışcı ailelerden Nuran Kamaz, yeğenini organlarını bağışladıklarını, kendisinin de organlarını bağışladığını ve çocuklarına vasiyetini ilettiğini söyledi.



Doğum Gününü, Nakil Yapılan Tarihte Kutluyor
Organ alıcısı Sabah gazetesi sağlık muhabiri 29 yaşındaki Didem Seymen de doğuştan böbrek hastası olduğunu ve 21 yaşında böbrek nakli ile ikinci bir yaşam şansı yakaladığını anlattı. Seymen, 19 yaşında hayatını kaybeden bir vericinin böbreğiyle hayata döndüğünü belirterek, “Hayatın ne olduğunu 21 yaşında anladım. Nakil yapılan 21 Mart tarihinde doğum günümü kutluyorum” şeklinde duygularını ifade etti.


Konuşmaların ardından bu alanda neler yapılabileceğine ilişkin açık oturum düzenlendi.

Continue Reading

TÜRK BÖBREK VAKFI’NDAN EN İYİ SAĞLIK BLOG YAZARI ÖDÜLÜ

Türk Böbrek Vakfı tarafından düzenlenen TBV 1. Medya Ödülleri Zorlu Center’da gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu. Sağlık Alanında En İyi Blog Yazarı kategorisinde Esra Öz ödüle layık görüldü. 

Sağlık alanında halkın bilinçlendirilmesine ve önemli konularda farkındalık yaratılmasına yönelik haberler yapan medya mensuplarının ödüllendirildiği gecede medya, internet ve sanat dünyasından birçok kişi ve programa ödül verildi. Törenin açılış konuşmasını yapan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk bu gece farklı bir etkinlik yaptıklarını söyleyerek, ”Hep medya bizi çeker, haber yapardı. Şimdi biz onları çekeceğiz, onlara ödül vereceğiz. Eğer 29 seneden beri Böbrek Vakfı bir yerlere geldiyse bugün bu ödülleri alacak medya mensupları sayesindedir” diyerek, medyaya teşekkür etti.


TBV Başkanı Timur Erk, Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, Prof. Dr. Bingür Sönmez, Prof. Dr. İsmet Nane, Prof. Dr. Dursun Buğra, Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever, Prof. Dr. Koray Acarlı ve TBV Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından ödüle layık görülen isimler şöyle:



Sağlık Konulu En İyi Radyo Programı; Alem FM Dr. Nafiz’le Alemin Sağlığı, Dr. Nafiz Karagözoğlu
Sağlık Alanında En İyi Köşe Yazarı; Hürriyet Gazetesi, Mesude Erşan
Sağlık Alanında En İyi Blog Yazarı; Fesraoz.blogspot.com, Esra Öz
Yılın En Etkin TV Sağlık Haberi; TGRT Haber, Merve Yakan
Sağlık Alanında En Duyarlı TV Sabah Haber Kuşağı; Karal D İrfan Değirmenci ile Günaydın
Sağlık Konusunda En Duyarlı Dizi Film; KANAL D Çalıkuşu
Sağlık Konusunda En İyi TV Programı; KANAL D Doktorum
Sosyal Medyayı En Aktif Kullanan Sağlık Yayını; Medimagazin
Toplum Sağlığı Konusuna En Duyarlı İsim; Ceyhun Yılmaz
Sağlık ve Sosyal Güvenlik konusundaki yazılarıyla toplum bilincini arttıran : Ali Tezel
Spor Basınında sağlık konularına dikkat çeken isim: DHA, Faik Gürses
Organ Bağışı Konusunda Kamuoyu Oluşturan Haberleriyle; Sabah Gazetesi, Didem Seymen
Toplumda Sağlık Bilincinin Gelişmesine Yönelik Yaptıkları Haberlerle Jüri Özel Ödülleri
Yenişafak; Begüm Çelikkol Altuntaş, Fox TV; Şule Öztürk, Cumhuriyet Gazetesi; Sibel Bahçetepe, Star Gazetesi; Özlem Yurtçu Karabulut, TRT Haber; Fatma Demir Turgut, Akşam Gazetesi; Türkan Balaban, Kanal D; Özay Erad, Habertürk Gazetesi; Ceyda Erenoğlu, NTV; Melike Şahin, Star TV; Dilşad Dede Taşkın, Kanaltürk TV; Elif Nur Güder, Hürriyet.com.tr; Buse Özel
Jüri Özel Ödülü Türk Böbrek Vakfı’nın ‘Beni Bağışlayın’ Organ Bağışı Kampanyasının Kamu Spotunun Gönüllü Oyuncuları; Esra Dermancıoğlu, Sedef Avcı, Mete Horozoğlu ve Seslendirme Sanatçısı Metin Belgin


Continue Reading