ANTİBİYOTİK KULLANMANIZI BU TEST BELİRLEYECEK

Ankara’da düzenlenen Akılcı Antibiyotik Kullanımı Lansman Toplantısına katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ,  doktorların artık hastanın antibiyotik kullanıp kullanmayacağına 5 dakikada sonuç veren hızlı tanı testi ile karar vereceğini söyledi. Bakan Akdağ, “Aile hekimi, çocuk hekimi, kulak, burun, boğaz ve acil hekimlerine beta mikrobunu muayene sırasında tespit edecekleri test verilecek ve bu testle antibiyotik kullanılıp kullanılmayacağına karar verilecek” dedi.

Türkiye’nin antibiyotiklerin gereksiz kullanımı ve bakterilerin de antibiyotiklere dirençli olması açısından OECD ülkeleri içinde en kötü durumda olan ülke olduğunu belirten Bakan Akdağ, bakanlık olarak antibiyotiklere yılda 1 milyar lira ödendiğini açıkladı. 

Boğaz kültür testinin uzun sürdüğünü kaydeden Bakan Akdağ, hızlı beta testi ile hastanın boğazından alınan sürüntüde sadece beta çıkarsa antibiyotik kullanacağını kaydetti. 

Hastanın doktoru antibiyotik yazma konusunda zorlamaması gerektiğini ifade eden Bakan Akdağ, şöyle konuştu: “Yine vatandaşımız tarafındaki önemli bir husus da vatandaşlarımız doktorlarını antibiyotik yazma konusunda zorlamamalıdır. Antibiyotik, ateş düşürücü ya da ağrı kesici bir ilaç değildir, antibiyotiği mikropların bir kısmına karşı kullanıyoruz. Türkiye’de polikliniğe başvuran her 3 hastadan 1’i antibiyotik kullanıyor. Normalde bunun 6 reçetede bir olması beklenir, demek ki kullanılması gerekenin aşağı yukarı iki misli antibiyotik kullanılıyor. İnsanlar da hastalık yapan mikropları birkaç çeşide ayırıyoruz, sıklıkla gördüğümüz gruplardan biri bakteriler birisi de virüsler. Eğer hastalığımızı bir bakteri yapmışsa antibiyotik kullanıyoruz ama hastalığımızı bir virüs yapmışsa antibiyotik kullanmıyoruz çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkisiz ilaçlar. Günlük hayatımızda en sık karşılaştığımız genellikle antibiyotik almamıza da yol açan nezle ve grip acaba bakteriyel bir hastalık mı? Yoksa bunlar virüslerin sebep olduğu hastalıklar mı? Nezle ve grip virüslerin sebep olduğu hastalıklar dolayısıyla bunlara antibiyotiklerin hiçbir faydası yok.”

Antibiyotikler Virüslere Dolayısıyla Nezle ve Gribe Etkili İlaçlar Değildir
Vatandaşların nezle ve gripte antibiyotiğin daha hızlı iyileştirdiğini düşündüklerini belirten Bakan Akdağ, “Böyle bir durum yok, bu doğru bir bilgi değil. Çünkü antibiyotikler virüslere dolayısıyla nezle ve grip hastalıklarına etkili ilaçlar değildir. Tersine birçok yan etkiye maruz kalma riski de var gereksiz kullanılan antibiyotiklerde. Dolayısıyla nezle ve gripte kesinlikle antibiyotik kullanmamalıyız. Nezle ve grip olduğumuzda biz vatandaş olarak doktorlarımızı asla zorlamayacağız. Hekimlerimize kısa ama etkili kurslar verdik hem hangi durumlarda bu testi uygulayacaklarına dair hem de testi nasıl kullanacaklarına dair. Vatandaşlarımız açısından da bugünden başlayarak hem televizyon spotları dönecek hem bütün sağlık kuruluşlarımızda ve başka uygun yerlerde afişlerle, el ilanlarıyla, hastanelerimizde sağlık kuruluşlarımızdaki kapalı devre televizyonlarımızla vatandaşlarımıza da bilgi vereceğiz ve böylece iki taraflı olarak bu meseleyle mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.

Karne Net Değil 
Geçtiğimiz günlerde medyada yen alan; özel hastanelerin kamu doktorlarını artık bonservislerini ödeyerek transfer edebilecekleri ve Sağlık Bakanlığının, doktorların başarı durumlarını göstermek için karne dönemi başlattığına yönelik haberleri de değerlendiren Bakan Akdağ, doktor karnesi uygulamasının henüz netlik kazanmadığını, özel hastanelerin bonservislerini ödeyerek kamudan doktor transfer etme durumunun ise söz konusu olmadığını belirtti.
Continue Reading

SAĞLIKTA GELECEK VİZYONU ELE ALINDI

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “İlaç sanayisinde 2 buçuk milyar TL’lik ithal ettiğimiz ilaçları Türkiye’de üretebilecek alt yapının oluşmasını planlıyoruz” dedi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Sağlıkta Gelecek Vizyonu” toplantısında gazete, ajans ve televizyonların haber müdürleri ve sağlık muhabirleri ile Ankara’da bir araya geldi. Müezzinoğlu, programda sağlık alanındaki hedeflerini anlattı.  Sağlık ürünlerinde üretebilen bir ülke olmayı hedeflediklerini söyleyen Müezzinoğlu, tıbbı tüketim ürünleri ve tıbbi cihaz üretebilmeyi hedeflediklerini kaydetti. İlaç sanayisinde 2 buçuk milyar TL’lik ilaç ithal edildiğini ifade eden Müezzinoğlu, “Önümüzdeki yıllarda ithal ettiğimiz ilacın da Türkiye’de üretilebilir alt yapısının kurulmasının çalışmalarını başlattık. Stratejik tıbbi ürünler alanında protez, kalp pili gibi belirli kademedeki tükettiğimiz tıbbi ürünlerin Türkiye’de üretilmesi veya tıbbi cihazların üretilmesi ile ilgili alım garantili projelerin alt yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Türkiye’yi güçlü bir üretim yeri haline çevirmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

40 Bin Yatak Kapasiteli 230 Hastane Açılacak
40 bin yatak kapasiteli 230 hastanenin inşaatının devam ettiğini kaydeden Müezzinoğlu, hastanelerin bir kısmının bittiğini, bir kısmının da yapım aşamasında olduğunu belirtti.  Müezzinoğlu şunları söyledi: “Kamu-özel işbirliği ile şu anda inşaatları biten, yatırımları bizim açımızdan ihale süreci tamamlanmış 18 tane yaklaşık 30 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerimizin de inşaatları devam ediyor. Ankara’daki Bilkent, Mersin’deki Mersin Şehir Hastanesi gibi. Bütün bunlar 2017 yılı sonu itibari ile hizmete girmiş olacak. Mersin Şehir Hastanesi’ni bu yıl Haziran ayında hizmete sokmayı planlıyoruz. Bilkent’i de seneye yılsonu itibari ile hizmete almayı planlıyoruz.”

Uluslararası yatırımcıların, üretimi Türkiye’de yapmak kaydıyla radyoloji ve ameliyathane ürünlerinde alım garantili bakış açısıyla destekleneceğini vurgulayan Müezzinoğlu, “Bizim tıbbi cihazların ortalama ömrü 5 ile 7 yıl arasında. 7 yıl süresince o üründen her yıl bin adet alacaksak 7 yıl sonra bu yıl aldıklarımızı değiştirmek zorundayız. Ar-Ge’sini geliştiren, o ürünün daha iyisini yapabilecek vizyonla yatırım yapabilecek firmanın alım garantisi ile alacağız. Bunlarla ilgili süreçleri başlattık. Önümüzdeki aylarda önemli adımları da atacağız. Gerek kamu hastanelerimiz gerekse şehir hastanelerimiz Türkiye’nin ihtiyacı olan üçüncü başlığın da güçlü alt yapısını oluşturuyor” dedi.

Sağlıklı yaşam kültürünü desteklemeye ve bu kapsamda sağlıklı bireylerin yetişmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Müezzinoğlu, sağlıklı yaşam kültürünün 5 yaşından itibaren bütün çocuklara aşılanması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi kapsamında 2016 yılında da bisiklet dağıtımına devam edileceğine dikkati çeken Müezzinoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda 75 bin adet, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda 75 bin adet, haziran ayında da bisiklet yollarını yapan belediyelere de 100 bin adet bisiklet dağıtımı planladıklarını söyledi.

Güçlendirilmiş Aile Sağlığı Merkezleri 7 Gün 12 Saat Hizmet Verecek
Bakan Müezzinoğlu, Aile hekimliklerini daha dinamik ve fonksiyonel hale getirmeyi planladıklarını belirterek, şunları kaydetti: “Güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinin fiziki mekanlarını oluşturacağız. Bununla ilgili bu yılın bütçesine ve gelecek yılın bütçelerine Başbakanımızın destekleri ile ilave bütçe alıyoruz. Burada güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinde haftanın 7 günü 12 saat aile sağlığı hekimlerimiz hizmet verecek. Buralarda aile diş hekimleri, psikolog ve diyetisyenler olacak. Güçlü 112 merkezleri oluşturacağız ve evde sağlık hizmetlerinin sunumunu güçlendireceğiz. Hastalarımızı ev koşullarında da ailesinden kopmadan tedavilerini devamını yapabilecek alt yapıyı genişletmeyi hedefliyoruz. 500 bin evde sağlık hizmeti sunduğumuz portföyümüz var. Bunu 1 milyon rakamına ulaştıracak projeksiyonun da alt yapısını oluşturuyoruz. Sağlıklı bireylerin hayatlarını sağlıklı sürdürebilecekleri bir alt yapıyı oluşturabilmek, bu kültüre güçlü destek verebilmek, hastalık konuştuğumuzdan daha çok bir süreci başarabilmeliyiz. Ama daha sağlıklı bir ömür, bunu bir kültüre dönüştürebilmeyi başarabilecek bir toplumuz.”

OECD Ülkelerinde Hekim Sayısı ile Türkiye Arasında Ciddi Fark Var
En temel sorunun yetişmiş insan kaynağı olduğunu vurgulayan Bakan Müezzinoğlu, OECD ülkelerinde 10 bin kişiye düşen hekim sayısı ile Türkiye’de 10 bin kişiye düşen hekim sayısı arasında ciddi fark bulunduğunu belirterek, Türkiye’de bu hizmetin 17 hekimle verildiğini bildirdi. Yardımcı sağlık elemanı konusunda da benzer bir tablo olduğuna değinen Müezzinoğlu, “Hemşire ve yardımcı sağlık elemanı konusunu daha hızlı çözebilecek bir süreçteyiz. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde bu anlamdaki sıkıntılarımız azalmış olacak” diye konuştu. 


Bisiklet Dağıtımına Devam Edilecek
Sağlıklı yaşam kültürünü desteklemeye ve bu kapsamda sağlıklı bireylerin yetişmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Müezzinoğlu, sağlıklı yaşam kültürünün 5 yaşından itibaren bütün çocuklara aşılanması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi kapsamında 2016 yılında da bisiklet dağıtımına devam edileceğine dikkati çeken Müezzinoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda 75 bin adet, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda 75 bin adet, haziran ayında da bisiklet yollarını yapan belediyelere de 100 bin adet bisiklet dağıtımı planladıklarını söyledi.

Sağlık Turizmi Ajansı Kurulacak
Bakan Müezzinoğlu, sağlık turizmi konusuna da değinerek, Türkiye’nin bu alanda da bölgenin güçlü bir merkezi ülke konumunda olduğunu söyledi. 2002 yılında Türkiye’den 120 bin kişinin her yıl yurt dışına tedavi amaçlı gittiğini hatırlatan Müezzinoğlu, şöyle devam etti: “Bugün geldiğimiz noktada 500 bini aşan bir rakamla sağlık turizminden hizmet alan yabancılar var. Onun için gelişmiş Avrupa ülkeleri var. Hollanda, Almanya, Fransa, Körfez ülkeleri, Türki Cumhuriyetler var. 3 milyar dolarlık sağlık turizminden geliri olan bir ülke konumundayız. Türkiye’nin potansiyeli bunu 2019 yılında 9-10 milyar dolarlara taşıyabilecek. 2023 yılında da 25 milyar dolarlara taşıyabilecek potansiyeli var. Önümüzdeki günlerde Sağlık Turizmi Ajansı gibi bir ajansın kurulması gündemimizde yer alıyor. Bunu Bakanlığın bürokrasisi ile değil gerek üniversitelerin, gerekse özel sektörün, gerekse kamunun bizim iddialı olarak belirlediğimiz alanları da belirleyerek bu anlamda sağlık turizminde güçlü bir organizasyonu yapabilecek bir yapısal kurumu yasalaştırmayı da hedefliyoruz.”


Sağlık Turizminde 29 Güçlü Bölge
Sağlık turizminde 29 bölge olduğunu anlatan Müezzinoğlu, buraların güçlü bölgeler haline getirileceğini söyledi. Küçük illerden sevklerin sağlık bölgesine olacağını belirten Müezzinoğlu, bu bağlamda açılışı yapılan İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Hastanesi’nin de önemine değindi. Müezzinoğlu,  “Bundan 10 yıl önce herkesin Ankara’ya, İstanbul’a geldiği bir yapı değil bölgesinde sağlık sorunlarını çözebildiği bir yapıyı güçlendiriyoruz. Sağlık turizminde ise burada bölgelere stratejik roller planlıyoruz. Gaziantep’in gerek tıbbi meslek birikimi alanında, talepler alanında hangi rolü üstlenecekse, rolün öncelikli olduğu ve o alanda marka değerinin oluşacağı bir strateji ile Gaziantep’i, Antalya’yı farklı bir strateji ile İzmir’i, Bursa’yı farklı sağlık turizmi stratejileri, kendi tabiatında olan zenginlikleri değerlendirerek yapacağız. Geçtiğimiz Cumartesi günü Malatya’da karaciğer nakliyle ilgili yenilenen ve genişletilen merkezin açılışı yapıldı. Karaciğer naklinde Malatya, Avrupa’da en iyi noktaya gelerek marka değer yakaladı. Bu marka değeri yakalayan yapımızı çok daha güçlü hale getirmek, yeni marka değeri yakalayabilen bölgeleri oluşturmak, bu bölgelerde özel sektör ve üniversitelerimiz ile birlikte hareket edeceğiz. Samsun’a hangi rolü, Balkanlar’a Edirne’ye hangi rolü Trabzon, Erzurum, Diyarbakır Batman’a hangi rolleri vereceğimizin stratejik çalışmalarını yapıyoruz. Türkiye’nin sağlık turizminde bölgenin en güçlü bölge merkezi olmasının alt yapısını kuruyoruz” şeklinde konuştu. 

Sağlık Turizminde 2019 İtibariyle 10 Milyar Dolar Hedefleniyor
Müezzinoğlu, sağlık turizminde 2019 itibariyle 10 milyar dolar, 2023 itibariyle 25 milyar dolarlık hedef koyduklarını bildirdi. Müezzinoğlu, tüm altyapı çalışmalarının Kalkınma, Ekonomi, Dışişleri Bakanlıkları ile birlikte değerlendirildiğini vurguladı. Müezzinoğlu “Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin sağlık endüstrisinde bir ayağı ilaç diğer ayağı tıbbı teknoloji diğeri sağlık turizmi bizim temel hedeflerimiz arasında” dedi.

Sezaryen Oranları Takip Edilecek
İlaçların akılcı yöntemlerle kullanılmadığını ve sezaryen oranlarında büyük artış yaşandığını vurgulayan Müezzinoğlu, şunları kaydetti: “Burada, bilimsel anlamda, mesleki etik anlamında izah edilebilecek alan neredeyse yok gibidir. Bunun alt yapısını oluşturuyoruz. Şuanda bir sonraki süreçte SGK ile de görüşerek sezaryen oranları tespit edecek bilimsel bilgilerin kabul edilebileceğinin üzerine de bir pay bırakarak bu payı aşan hastanelerimize bir, o oranının üzerini ödememek, iki bu öyle devam ederse bu meydanda sözleşme yenilememek gibi bir uygulamayı bu yıl için tasarlıyoruz.”

Continue Reading

SAĞLIKTA DİJİTALLEŞMENİN GELDİĞİ SON NOKTA: E-NABIZ

Sağlık ve bilişim profesyonellerinin bir araya geldiği Digital Health Summit Turkey’de bu yıl hasta odaklı, yenilikçi ve ilham verici oturumlar yapıldı. Toplantıda Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-Nabız kullanımı ile ilgili merak edilenleri anlattı. 


Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında Vodafone Altın Sponsorluğu’nda İstanbul’da Park Bosphorus Hotel’de gerçekleşti. Türkiye’nin ilk ve tek dijital sağlık zirvesi olma özelliğini taşıyan bu etkinlikte sağlık sektörünün tüm paydaşları sağlığın geleceğine ait çözümleri konuşarak, yeni dijital ve mobil çözüm önerilerini paylaştı.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, Sağlık Bakanlığının son zamanlarda en çok ses getiren projesi olan e-Nabız Sistemi’ni anlattı. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “Kişisel Sağlık Sistemleri, sağlık bilişiminde şu ana kadar gelinmiş en yeni nokta diyebiliriz. Teknoloji artık her alanda kişiye özel hizmetler geliştirirken biz de sağlık alanında bu talebi karşılamak adına e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi’ni hizmete aldık. Türkiye’deki tüm vatandaşların sağlık geçmişlerine her an her yerden erişebildiği e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi, henüz ilk senesinde 3 milyona yaklaşan kullanıcıya sahip” dedi.

e-Nabız Sistemi Kapsamı İtibariyle İlk
Birinci, e-Nabız Sistemi’nin kapsamı itibariyle ilk olma özelliği taşıdığını belirtti. e-Nabız Sistemi’nin detaylarını anlatan Birinci “e-Nabız, bir sağlık tesisi ziyaretiniz sırasındaki muayeneden, yaptırdığınız tetkiklere, konulan teşhisten yazılan reçete ya da geçirdiğiniz operasyonlara kadar tüm verilerinize gelecekte erişmenizi sağlıyor. Bununla birlikte birçok sağlık verinizi kayıt altında tutabiliyorsunuz. GSM operatörlerinin sağlık uygulamaları, giyilebilir sağlık cihazları gibi platformlardan nabız, şeker, tansiyon, kilo, adım, kalori gibi bilgilerinizi sisteme aktarabiliyorsunuz. Ve tüm bu sağlık verilerinizi istediğiniz an, istediğiniz hekim ya da kişiyle paylaşabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra sistemi kullanarak randevu alabiliyor, hizmet değerlendirmesi yapabiliyor, organ ya da kan bağışı bildiriminde bulunabiliyorsunuz. En önemli hizmetlerimizden biri olan 112 acil butonu ise acil sağlık verilerinizin ve konumunuzun sağlık ekiplerine ulaşmasını sağlıyor” şeklinde konuştu. Birinci,  e-Nabız Sistemi’nin sporcular, hacca giden vatandaşlar, hamileler ve okullar için yeni uygulamalarla geliştirileceğini söyledi. 


Sağlıkta Dijitalleşme Verimliliği Artıracak
Alarko Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Alaton, dijitalleşmeyi yeni bir dil öğrenmek olarak tanımladığını kaydetti. “O lisan da benim için verimliliktir. Yani dijitalleşmeyle biz müthiş bir verimlilik sağlayacağız” diyen Alaton, bunun için çaba harcayanların ve sermaye ayıranların dijitalleşmenin iyi sonuçlarını çok kısa sürede göreceklerini söyledi.

Sağlık sektörünün çok ciddi eğitim gerektiren bir alan olduğuna dikkat çeken Alaton, “Bugün siz hasta bakıcının bile elini yıkayıp yıkamadığını dijital ortamda kontrol edebilirsiniz. Sadece hasta bakıcının elini yıkamasıyla enfeksiyonun önüne geçilmesi, beni şaşırtmış ve dehşete düşürmüştü. Bütün bunların kontrol edilebildiği bir ortamı ancak dijitalleşme sağlıyor. Dolayısıyla ben buna inananlardanım” dedi.

Dijitalleşme Çok Kısa Zamanda İnanılmaz Bir Verimlilik Sağlayacak
Bu konuda ayrılan her türlü sermayenin, kaynağın çok doğru bir yere gittiğini düşündüğünü dile getiren Alaton, şunları söyledi: “Ama bunun da yeni bir lisan olduğunu kabul etmeliyiz. Bugün burada olanlar bu lisanı konuşanlardır, olması gerektiğini yöneticilerine anlatmaya çalışan insanlardır. Bu insanların dijitalleşmenin çok kısa zamanda inanılmaz bir verimlilik sağlayacağını anlatabilmesi gerekecek. Ben doktorumun kontrol zamanım geldiğinde ofisinden aranmak istiyorum. Geçen sene mamografim nasıl çıkmıştı, bu verinin onların elinde olmasını istiyorum. Kendi sağlık dosyama bunu girip de bulmak istemiyorum. Ne ilaçlar almışım kontrol edilmek istiyorum ve bunu gayet doğal bir hasta hakkı olarak görüyorum. Bunlar benim çok şükür normal bir orta yaş kadın ihtiyaçlarım. Bir de ciddi hasta olup evden takip edilmesi gereken insanları düşünecek olursak inanılmaz bir ihtiyaç. Başka bir gelecekten ve ülke çapında bir durumdan bahsediyoruz.” 



Türkiye’de Dijital Sağlık Alanındaki Tüm Paydaşlar Toplanıyor
PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “ 2012 yılında beri büyük bir azim ve coşkuyla sürdürdüğümüz etkinliğimiz önümüzdeki yıldan itibaren uluslararası boyutta devam edecek. Digital Health Summit ile birlikte Türkiye’de dijital sağlık alanındaki tüm paydaşların bir araya geldiği önemli bir platform oluşturduk. Sağlık Bakanlığı her yıl içerik olarak etkinliğimizi destekledi, bizler de dijital sağlık alanında gerçekleştirilen ve ülke sağlığını ilgilendiren yenilikçi projelerin tüm detaylarıyla paylaşılmasına katkıda bulunduk. En başından itibaren üniversitelerle ve derneklerle işbirliği içerisinde çalıştık, ayrıca hasta deneyimlerine yer verdik. Etkinliğimizde her yıl daha önce konuşulmamış konular gündeme geldi. Örneğin bu yıl genomik ve büyük veri, kişiselleştirilmiş sağlık, engelliler için oluşturulan kullanıcı dostu mobil platformlar, hekimler için oluşturulan sosyal ağlar katılımcıların ilgisini çekti. Yıl içerisinde de küçük toplantılarla etkinliğimizi sürdüreceğiz.”



Bu yıl zirvenin en dikkat çekici oturumlarında biri de Intel Sağlık ve Yaşambilimleri Büyük Veri Analizleri Global Direktörü Afşar Akal’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Kişiselleştirilmiş Tıp ve Sağlıkta Genom Dönemi paneliydi. Panelde yer alan  Genetik Bilimci Dr. Birep Aygün “Genom çağında Sağlık Bilimleri bir daha asla eskisi gibi olmayacak” dedi. Dijital ve Geleneksel Medyada “Sağlıklı Habercilik Nasıl Yapılmalı?” sorusunu ise Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde Milliyet Gazetesi Sağlık Köşe Yazarı Esra Öz ve Show TV Spikeri Pınar Erbaş cevapladılar.
Continue Reading

DİJİTAL MECRALARI SAĞLIK KONUSUNDA NASIL KULLANMALIYIZ?

Sağlıklı yaşamak, her gün, güne enerji dolu, mutlu ve huzurlu uyanmak istiyoruz. 


Stresten uzak durmak için, neler yapabiliriz diye araştırıyoruz. Daha genç kalabilmek için formüllerin peşine düşüyoruz. Zayıflamanın sırları diye aktarılan yazıları bir solukta okuyoruz. 


Herkes mucizelerin ve sırların peşine düşüp, doğrunun ne olduğunu arıyor.  Ancak aranan doğru bilgiye ne kadar ulaşılabiliyor? Çok fazla bilginin yer aldığı internette, ulaşılan yazıların hangisinin doğru olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşanıyor. Aslında doğru bilgi için, kanıta dayalı tıbbı ve bu alanda çalışan “gerçek” uzmanları iyi tanımak gerekiyor. 

Özellikle her “uzmanım” diyene inanmamak çok önemli. Peki, her aklımıza takılan sorunun yanıtını aradığımız dijital mecraları sağlık konusunda nasıl kullanmalıyız? 

Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek.  Benimde konuşmacı olduğum  “Geleneksel ve Dijital Medyada “Sağlıklı” Habercilik” oturumu Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde yapılacak. Toplantıda dijital sağlık alanında son gelişmeler ele alınırken, bu alanların daha etkili nasıl kullanılması gerektiğinin yolları anlatılacak.   

Dijital Devrim ile Daha İyi Sağlık Hizmeti
Toplantıyı düzenleyen PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “Dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaşması ile beraber tüm dünyada, sağlık hizmetlerinde kalitenin,  tedaviye ulaşım hızının artması, tedavi masraflarının azalması ve sağlığın giderek kişiselleşmesi bekleniyor. Genetik teknolojilerindeki büyük gelişmeler ve dijital kanalların kullanımı ile toplumlarda sağlık konusundaki farkındalık düzeyi ve yaşam kalitesi artarken tıp alanında da önemli gelişmeler yaşanıyor.”

Dijital Sağlık Türkiye İçin Önemi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşlanan nüfusla birlikte artan kronik hasta sayısının ülke ekonomisi açısından büyük bir yük yarattığına değinen Kayabalı,  “Sağlık birimlerindeki yığılmanın ve hasta yükünün azaltılması, gerekli durumlarda hastalara hızlı bir şekilde erişim imkanı olması çözülmesi gereken önemli konular. Dijital sağlık uygulamaları, sağlıkla ilgili büyük verinin etkili kullanımı, kronik hastalıkların uzaktan yönetimi, hastaneler ve sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü azaltırken, aynı zamanda koruyucu hekimlik, kişisel iyilik durumunun sürdürülmesi ve sağlığın kişiselleşmesi konularında da büyük katkı sağlayabilir. Bu nedenle son yıllarda Türkiye’nin hükümet politikalarında dijital sağlık teknolojilerinin yaygınlaştırılması önemli bir yer tutuyor” dedi.

e-Nabız Ele Alınacak
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-nabız ile ilgili detaylı bilgi verecek. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “2 milyon 700 bin kişi hesabını aktif hale getirdi. Türkiye’deki bütün insanların verileri buraya geliyor. İlgi giderek artıyor çünkü e-nabız’dan çok fazla şeye ulaşabiliyorlar, randevu alabiliyorlar. Türkiye’de ne kadar hastalık olduğunu biliyoruz, hangi bölgede daha yaygın geliştiğini görebiliyoruz. Ancak bu hastalıkların kimlere ait olduğunu bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme Bölümü Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD Başkanı Prof. Dr. Süphan Nasır , “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları” ile ilgili gerçekleştirdikleri bir çalışmanın sonuçlarını aktaracak. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim ABD Başkanı Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu da “Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak” konusunda katılımcılar ile önemli ipuçları paylaşacak.


Continue Reading

ORGAN NAKLİ VE BEYİN ÖLÜMÜNDE MERAK EDİLENLER

Organ bağışı ile ilgili şehir efsanelerinin önüne geçmek için yetkililer sürekli mücadele ediyorlar.  Son dönemlerde ise organ bağışı konusunda en sık gündeme gelen konu, “Beyin ölümü nedir?” oldu. 


“Beyin ölümü” kavramı, tüm beyin fonksiyonlarının tam ve geri dönüşümsüz olarak kaybı ile karakterize bir klinik tablodur. Sağlık Bakanlığı yetkilileri bu konuda bir açıklamada bulundular. Buna göre: “Beyin ölümü kavramı klinik ve kanıta dayalı bulgular eşliğinde tartışmasız olarak tüm dünya tarafından kabul edilen bir durumdur. Dolayısı ile tüm tıp dünyasının fikir birliği içinde olduğu bir konuda herhangi bir tıbbi dayanağı olmayan tıp dışındaki bireylerin böyle hassas bir konuda görüş beyan etmeleri ve bu konunun medyada yer alması son derece sakıncalı ve ülkemizdeki sağlık sistemine zarar verici bir durumdur.”
Ülkemizde organ nakli ilk olarak 1978 yılında kalp nakli ile başlamış. Devamında da böbrek nakilleri ile devam etmiştir. Hatta şaşırtıcı bir bilgi var ki, dünyada organ nakli alanındaki ilk yazılı kanunlardan birisi 1979 yılında Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. 

Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi
Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, tedavisi sadece organ ve doku nakli ile mümkün olan hastalıkların dünyada olduğu gibi, ülkemizde de önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söylüyor. Kapuağası, bu konuda şu bilgileri veriyor: “Böbrek ve Karaciğer nakillerinin canlı vericilerden de yapılabilmesine rağmen, kalp, kalp kapağı, akciğer, pankreas, ince barsak, kornea gibi birçok organ ve dokunun tek kaynağı kadavradır. Bu nedenle kadavradan organ bağışının artırılması Bakanlığımızın öncelikli hedefleri arasındadır.  Ülkemizde organ nakli çalışmalarının verimliliğini arttırmak amacıyla kurulan Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi (TODS) ile nakil yapılabilen tüm organlar bu sisteme entegre edilmiş ve organların bu sistem üzerinden dağıtımı sağlanmıştır.” 

Organ Nakli Alanında Dünya Tarafından Kalitesi Ve Geçerliliği Kabul Edilen Verilere Sahibiz
Sağlık Bakanlığı Organ Doku Nakli ve Diyaliz Hizmetleri Daire Başkanlığından Uz. Dr. Mehmet Ali Aydın ile konuştuğumda organ naklinin ne kadar önemli olduğunu daha da iyi anladım. Aydın diyor ki; “Organ nakline neden olan hastalıkların artması, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de organ yetersizliği sorununa neden oluyor. Bekleme listelerindeki hasta sayılarının günden güne artması nedeniyle, organ bağışının önemi de sürekli artıyor. Ülkemiz, anlık olarak istatistiksel verilerin elde edilebildiği ve dünyadaki emsallerinden eksiği olmayan bir bilgi sistemine de sahiptir. Özellikle organ nakli alanında dünya tarafından kalitesi ve geçerliliği kabul edilen verilere sahip olan ülkemizin nakil istatistikleri düzenli olarak Avrupa ve dünya ile paylaşılır hale gelmiştir.” 

Sağlık Bakanlığının desteklediği organ nakli çalışmalarına ek olarak herkese düşen görev, bu konuya duyarlı olmak. Unutmayın! Organ bağışı hayat kurtarır. 

Continue Reading

“DÜNYA’NIN EN BÜYÜK YATAK SAYISINA SAHİP HASTANE KAMPÜSLERİ OLUŞUYOR”

Şehir hastaneleri ile sağlık sektörünün yüzünün değiştireceğini, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapının oluştuğunu belirten Dr. Hasan Kuş, “Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; dünyanın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor” dedi. 

Uluslararası hastane yöneticileri, hukuk danışmanları, iletişim uzmanları ve hekimler 2. Annual Turkey Hospital Expansion Summit’te bir araya geldi. Hastane kampüsleri nasıl yönetilecek, nasıl bir yönetim modeli oluşturulacak? Hastane yönetiminde dijitalin etkisi, medya yönetiminin etkisi gibi konu başlıkları ele alındı. 

Son 10 yılda Türkiye’de sağlık hizmetleri açısından oldukça hareketli geçti. Esas olarak var olan hastane yataklarının yenilenmesi, bir miktar da yeni yatak yaratılmasını hedefleyen Şehir Hastaneleri ise adım adım hayata geçiyor. Hastane bina stoğunun yenilenmesinin dışında, tıbbi cihaz, ekipman ve diğer ürünlerle hizmetler açısından sektörün müthiş bir hareketlilik yaşayacağı net olarak görülüyor.  

Açılış konuşmalarını toplantının başkanlığını yapan Dr. Hasan Kuş ve Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci gerçekleştirdi.  

Dr. Hasan Kuş, konuşmasında son 10-12 yılda sağlıkta çok yol kat edildiğini ve özel hastane sayısının da 40’ı uluslararası akreditasyonu olmak üzere 550’ye ulaştığını kaydetti ve Akreditasyon Enstitüsü’nün de kurulduğunu ekledi. Türkiye’de “Şehir hastaneleri ile artık her şey değişecek” diye konuşan Dr. Hasan Kuş, şunları dile getirdi: “Şehir hastaneleri ile başka bir önemli kavşağa geliyoruz. Türkiye’de ve bölgede sağlık hizmet sunumu önümüzdeki 30-40 yılı için bu projelerle değişecek. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dolayısıyla çok önemli boyutu var. Yaklaşık 10 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklükten bahsetmiyoruz sadece, daha fazlasını konuşuyoruz. 35 projenin 19’unun ihalesi yapılmış durumda. Yatak sayısı açısından ise 45 bin yatağın 30 binine denk geliyor bu durum. Yani yatak sayısı açısından üçte ikisinin ihalesi yapılmış durumda.

“Bir Stadyum Dolusu İnsan Sabah Gelecek, Akşam Çıkacak”
3 bin 500 yataklı bir hastanede yatak doluluğunu ortalama yüzde 80 ve ortalama yatış süresini 4,2 gün olarak alırsak; her gün 700 civarında yeni yatış olacak, en az 2 bin 800 yatan hasta, bir o kadar da refakatçi olacak. Yedi bin çalışanı da hesaba katınca büyük bir kasaba nüfusu gece gündüz yaşayacak. Bu hastanelerde 50 bin civarında poliklinik yapılacak her gün. Yani bir stadyum dolusu insan sabah gelecek, akşam çıkacak. Bütün bu sistemin akışı nasıl sağlanacak? Kampüslerde birçok hastane bir arada tasarlanmış. Hizmet sunumu açısından nasıl bir yönetim modeli olacak? Hastaneler arasındaki işbirliği ve uyumun nasıl hayata geçirileceği önemli bir başlık iken, bir başka önemli iş var karşımızda. Sağlık hizmeti kamu tarafından sağlanırken, diğer taraftan çok ciddi yatırım yapmış kar amaçlı bir yapı var. Tüm paydaşların odağında hasta olacak ama bu iş birliği nasıl sağlanacak? “

“Dünya’nın En Büyük Yatak Sayısına Sahip Hastane Kampüsleri Oluşuyor”
“Sağlık sektörünün yüzünü değiştirecek, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapı oluşuyor” diyen Kuş, “Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; Dünya’nın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor” şeklinde konuştu. 


Türkiye 2023’de 20 Milyar Dolar Sağlık Turizmi Geliri Hedefledi
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci konuşmasında şunları söyledi: “ Özel sağlık sektörünü kamuya destek olan en önemli paydaş olarak görmeye devam edeceğiz. Bu tarz yatırım modeliyle ülkenin gelecekte fırsatları sağlayacak sonuçlar üretmesini bekliyoruz. Sağlık çok paydaşlı ve  yönetimi zor bir sektör, burada PPP yapabiliyor olmak çok büyük bir başarı biz ilk basamaklarını zor da olsa başardık diyebiliriz. Gelecekte PPP Türkiye Modeli kavramının oluşacağını ve bunun ülkemize değer katacağını düşünüyorum. Bu ülkede hangi kaynaklarla neler yapıldığını bildiğimiz için büyük yatırımların ancak bu şekilde yapılabileceğini düşünüyorum. Türkiye 2023’de 20 milyar dolar sağlık turizmi geliri hedeflediği. Bu süreçte özel sektörün gelişiminin yanı sıra şehir hastaneleri de önem kazandı.” 

“İstanbul’a 2. Şehir Hastanesi Geliyor”
İstanbul’da Sancaktepe’ye içinde havalimanı bulunan 2. şehir hastanesinin planlandığını kaydeden Birinci, son 2002 den bu güne hekime başvuru sayısının 3 kattan fazla arttığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu süreçte özel sağlık sektörünün büyük katkısı oldu, nitekim sağlık hizmetinin yüzde 30’unu özel sektör gerçekleştiriyor. Bu gün sağlık hizmeti artık boyut değiştirdi. Dün hekime, sağlık tesisine kısacası sağlığa erişim temel sorundu ve dünyadaki en yüksek seviyelere erişti. Bu gün ise tedaviye erişim dolayısıyla klinik kalite en önemli hedef haline geldi. Artık hem tedaviyi hem de hasta memnuniyetini bütün unsurlarıyla ölçmek ve iyileştirmek temel hedef haline geldi. Burada hastayı sürece ortak etmek en önemli politika haline geldi. Bu kapsamda e-Nabız “Kişisel Sağlık Sistemi” projesini başlattık ve vatandaş sağlığıyla ilgili tüm ayrıntılara erişebilme imkanına erişti. Projenin ikinci faydaları ise saymakla bitmeyecek kadar fazla sağlıkta kapasite planlama süreçleri yönetme ve hatta memnuniyeti online değerlendirme seviyesine eriştik.  Örneğin kamu hastanelerinde hasta yoğunluğunun en yüksek olduğu saatler sabah saat 9-10 arası ve toplam günlük hasta sayısının %18 ine cevap veriyoruz halbuki özel sektörde aynı saatte başvuru toplam hastanın % 12’sine denk geliyor. Bu bizim randevu planlamasında daha etkin politika üretmemiz gerektiğini gösteriyor. Çünkü başvuru yoğunluğu ve bekleme süreleri memnuniyeti önemli düzeyde etkiliyor. Şu anda memnuniyetin en yüksek olduğu saat dilimi 8-9 arası, çünkü bekleme süresinin en düşük olduğu zaman dilimi. Özel hastane memnuniyeti, kamu hastanesi memnuniyetinden daha düşük. Bu daha kötü hizmet verildiği anlamına gelmiyor para ödeyince memnuniyet azalıyor. Büyük çaplı şehir hastanelerini düşündüğümüzde süreci yönetmek için e-Nabız’dan gelen anonim verilere daha çok ihtiyacımız var ve bu veriler Şehir hastanelerinin işletim senaryolarında işimizi çok kolaylaştıracak. Basit bir örnek verecek olursak günde 40-50 bin arasında ayaktan hastanın geleceği büyük ölçekli şehir hastanelerimizde sonradan engelli olanlarla beraber yüzde 11-12 engelli vatandaşımızın başvuracağını ve onlara erişim engeli yaşatmamak için çok iyi planlama yapmak gerektiğini biliyoruz ve çalışmalarımızı bu yönde yürütüyoruz.  Bütün bu yoğunluğu hasta yakınları ile birlikte düşündüğümüzde bu hastanelerin farklı ihtiyaçları önem kazanıyor.”
Continue Reading

ŞEHİR HASTANELERİNİN GELECEĞİ KONUŞULACAK

Uluslararası hastane yöneticileri, hukuk danışmanları, iletişim uzmanları ve hekimler 2. Annual Turkey Hospital Expansion Summit’te bir araya gelecek. Geleceğin konuşulacağı ve vizyon kazandıracak seçkin bir toplantı olduğunu kaydeden Dr. Hasan Kuş, vizyon kazandıracak oturumlar olduğunu söyledi. 

Hastane kampüsleri nasıl yönetilecek, nasıl bir yönetim modeli oluşturulacak? Hastane yönetiminde dijitalin etkisi, medya yönetiminin etkisi gibi konu başlıkları Turkey Hospital Expansion Summit’te ele alınacak. 22-23 Ekim tarihinde Ankara Crown Plaza Hotel’de gerçekleştirilecek toplantının başkanlığını Dr. Hasan Kuş yapacak. Toplantının önemine değinen Kuş, soruları yanıtladı.
 
Annual Turkey Hospital Expansion Summit nedir?
Son 10 yıl Türkiye’de sağlık hizmetleri açısından oldukça hareketli geçti. Esas olarak var olan hastane yataklarının yenilenmesi, bir miktar da yeni yatak yaratılmasını hedefleyen Şehir Hastaneleri ise adım adım hayata geçiyor. Hastane bina stoğunun yenilenmesinin dışında, tıbbi cihaz, ekipman ve diğer ürünlerle hizmetler açısından sektörün müthiş bir hareketlilik yaşayacağı net olarak görülüyor.  

Geçen yıl ilki yapılan zirvenin ikincisinde bu yıl, PPP projeleriyle ilgili bürokratlar, inşaat firmaları, yönetim şirketleri, hastane sahipleri ve hekimlerin katılımı bekleniyor. Danışmanlar, mimarlar, tıbbi ekipman ve hizmet sunan firmaların da katkılarıyla tarafların süreçle ilgili öngörüleri, ihtiyaçları, çözüm getirilmesi beklenen başlıklar, bugüne dek gündeme gelmeyen konular ya da sona yaklaştıkça önem kazananlar tartışılacak.


Bu toplantı neden düzenlenmektedir?
Sağlık sektörünün yüzünü değiştirecek, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapı oluşuyor. Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; dünyanın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor.
Bu projelerin hem hayata geçirilmesi aşamasıyla ilgili, hem de hastanelerin operasyonuyla ilgili çok sayıda kritik başlığın tartışılması gerekiyor. Bir örnek olarak; bu hastane kampüsleri nasıl yönetilecek, nasıl bir yönetim modeli oluşturulacak? Tüm bu konu başlıkları için Turkey Hospital Expansion Summit’in bir platform olarak fonksiyon görmesi hedeflendi ve geçen yıl bu hedefe doğru güzel bir ilk adım oldu. Süreç bir taraftan mesafe aldığı için, bu yıl daha olgun tartışmalar bekliyorum, ayrıca tarafların birbirinin sesini duyması da sağlanmış olacak. Tüm paydaşların bir arada olacağı bir ortamın yılda bir kez de olsa sunulması önemli bir fırsat.

 


Hangi konular ele alınacak?
Program gün geçtikçe netleşiyor. Ana konular arasında; Sağlık Bakanlığımızın PPP projeleri hakkında güncel durum ve önümüzdeki dönem vizyonu hakkında bizleri bilgilendirmesiyle başlayacağız. Projelerle ilgili vaka tartışmaları; yatırımcıların üst düzey değerlendirmeleri; projelerin hayata geçmesini takiben başlayacak olan operasyon süreci; projelerin finansmanı konusundaki durum; klinik laboratuvarların projelerdeki pozisyonu; operasyon dönemi için kalite standartları ve maliyet yönetimi, insan kaynaklarının yönetimi ve gelişimi, yerel ve uluslararası yatırımcılar için riskler ve fırsatlar; sağlık iletişimi ve mobil sağlık konuları programda yer alıyor.  


Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Kendimi sağlık yöneticisi olarak tanımlayabilirim sanırım.
Tıp doktoruyum, genel cerrahi uzmanlık eğitimi aldım. Uzun yıllar cerrah ve yönetici olarak çalıştıktan sonra 1998’de İngiltere’ye gidip Leeds Üniversitesi’nde Hastane Yönetimi yüksek lisansı yaptım.
Amerikan Hastanesi’nde 2001 yılındaki bir proje ile özel sektöre geçtikten sonra, 2002 – 2007 arasında Acıbadem Sağlık Grubu’nda Kozyatağı Hastanesi Direktörlüğü ve Grup Tıbbi Direktör Yardımcılığı görevlerini yerine getirdim. 2007-2013 arasında çalıştığım Anadolu Grubu’nda, Johns Hopkins Medicine ile afiliye olan Anadolu Sağlık Merkezi Genel Müdürü (2007-2011), sonrasında Anadolu Grubu Sağlık Sektörü İş Geliştirme Başkanı ve Anadolu Sağlık Merkezi Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptım (2011-2013). 2013-2015 arasında ise Acıbadem Üniversitesi’nde Genel Sekter ve Acıbadem Sağlık Grubu’nda İcra Kurulu üyesi olarak çalıştım.
Halen, kurucusu ve ortağı olduğum ValueHealth’te sağlık sektörüne yatırım yapmayı hedefleyen yatırımcılara ve halen sektörde faaliyet gösteren kurumlara sağlık sektöründeki kapsamlı tecrübemizi sunuyoruz.
Sivil toplum kuruluşlarında da aktif olarak görev yapıyorum. DEİK Sağlık Turizmi İş Konseyi başkan vekili, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) yönetim kurulu başkan yardımcısı, Sağlıkta Kalite İyileştirme Derneği (SKİD)’in kurucu yönetim kurulu başkanı ve Akredite Hastaneler Derneği yönetim kurulu üyesiyim. 2009-2013 arasında OECD üyesi ülkelerin iş dünyasını temsil eden ve merkezi Paris’te bulunan BIAC’ın (Business and Industry Advisory Committee) Sağlık Politikaları Çalışma Grubu’nda Başkan Yardımcısı olarak görev yaptım. 2007-2012 tarihleri arasında ise Joint Commission International (JCI) için ABD dışından ilk tetkikçilerden biri olarak uluslararası hastane tetkiki yaptım, halen JCI Avrupa Danışma Konseyi üyesiyim.
 
 
Continue Reading

TKD “KALBİNİ DİNLE SEN” DİYOR

Türkiye’de ölümlerin yüzde 40’ının sebebi olan kardiyovasküler hastalıkların büyük bir kısmının kontrol altına alınabileceğine dair farkındalık oluşturmak için Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), bir site kurarak sağlıklı beslenmeden, egzersize  kadar farklı konular hakkında verecek. 
 
Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), Dünya Kalp Federasyonu (WHF) öncülüğünde kutlanan 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp ve damar hastalıklarına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen basın toplantısı düzenlendi. TKD Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, TKD Genel Sekreteri Prof. Dr. Adnan Abacı, TKD Yönetim Kurulu Üyeleri ve TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kronik Hastalıklar, Yaşlı Sağlığı ve Özürlüler Daire Başkanı Dr. Banu Ekinci’nin katılımıyla gerçekleşen toplantıda kalp sağlığıyla ilgili güncel bilgiler paylaşıldı.

Dünya genelinde her yıl 17,3 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları sebebiyle yaşamını yitirdiğini belirten TKD Başkanı Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, “Bu sayının 2030 yılında 23 milyona yükselmesi bekleniyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ise Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin 2013’te yüzde 39,6’dan, 2014 yılında yüzde 40,4’e yükseldiğini ortaya koyuyor. Durumun ciddiyetiyle harekete geçen Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, 2025 yılına kadar tüm dünyada kalp hastalıklarından erken ölümlerin yüzde 25 oranında azaltılması hedefini ortaya koymuş. Bu yaklaşım, TKD’nin aktif katılımıyla hazırlanıp geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nca yayınlanan “Türkiye Kalp ve Damar Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı 2015-2020 Eylem Planı”nın da temelini oluşturuyor. Eylem Planı’na göre, büyük ölçüde insanların sağlıksız yaşam tarzı seçimlerinden kaynaklanan kalp ve damar hastalıklarını önleyebilmek için bilinçlendirme çalışmalarına öncelik verilmesi gerekiyor” dedi.


Bu çerçevede TKD olarak her yıl 29 Eylül Dünya Kalp Günü’nde yoğunlaşan ve tüm yıla yayılan bilinçlendirme aktiviteleri yürüttüklerine dikkat çeken Tokgözoğlu, bu yıl planladıkları aktiviteler hakkında bilgi verdi. Dünya Kalp Federasyonunun her yıl belirlediği temalar çerçevesinde bütün ülke Derneklerinin aktiviteler düzenlediğini kaydeden Tokgözoğlu, “Bu yıl ana sloganımızı ‘Sağlıklı kalp seçenekleri; herkes için, her yerde!’ olarak belirledik. Bu ana mesajın altında şu konulara dikkat çekiyoruz:

Kalbin için sigarayı bırak: Sigarayı bırakmak ve sigara dumanlı ortamlardan (pasif içicilikten) uzaklaşmak, kalp hastalığı ve inme riskini azaltıyor.


Kalbin için dengeli beslen: Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, dünyada önde gelen 10 ölüm nedeninden 4’ü ile doğrudan bağlantılı. Meyve ve sebzeler açısından zengin olan kalp sağlığı dostu bir beslenme şekli, kalp hastalığı ve inmeden korunmaya yardımcı oluyor.

Kalbin için tuzu azalt: Türkiye sağlıklı tuz tüketim sınırının 3 katını her gün yalnızca ekmekten alıyor. Bu tüketim düzeyi başta kan basıncı olmak üzere sağlık üzerinde bir dizi olumsuz gelişmeye yol açıyor.


Kalbin için içkiyi ve şekerli, işlenmiş içecekleri azalt: Alkollü ya da alkolsüz, şekerli şişelenmiş, işlenmiş içecekler fazla kalori, fazla şeker içerir; bunlar kalp ve damar sağlığına düşmandır.

Kalbin için belini incelt: Bu sonuç sağlıklı ve dengeli beslenme ile düzenli egzersizin bileşkesidir.

Kalbin için stresten kurtul: Stresin tütün ve içki tüketimi, aşırı yeme gibi doğrudan risk faktörleriyle bağlantısı kesindir, kalp damar hastalıklarını da arttırdığını düşündüren çalışmalar vardır.

Sağlıklı kalp için oyun oyna, spor yap, dans et: Haftada beş kez 30 dakika süreyle yapılan orta zorlukta aktiviteler, kalp hastalığı ve inme riskini azaltıyor. Kaslarınızı ve eklemlerinizi her gün yeterince hareket ettirin. Çocuklarınızın televizyon, bilgisayar ya da telefon başında geçirdikleri süreyi sınırlayın; onları fiziksel oyunlara ve spora yönlendirin”  diye konuştu.
 
Tokgözoğlu, ‘Durma, Hareket Et, Kalbin İçin Pedalla’ aktivitesi ile de Türkiye genelinde oluşmasına öncülük ettikleri bisiklet grubu ile hareketi ve sporu bir yaşam biçimine dönüştürmeye çalıştıklarını dile getirdi.
 
 
Kalbini Dinle Sen!
TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ise şunları söyledi: “İskender Paydaş’ın aranjörlüğünde, İsra Gülümser’in sözleri ve şarkıcı Murat Dalkılıç’ın sesiyle hayat bulan “Kalbini Dinle Sen” isimli şarkı hazırlandı. Şarkıyla beraber aynı anda yayına giren ve kalp sağlığı hakkında önemli bilgiler içeren www.kalbinidinlesen.com isimli web sitesi ise herkesin kolaylıkla bilgiye erişebileceği bir sağlık portalı niteliği olma özelliği taşıyor.”
 
Continue Reading

KANSER HÜCRELERİNİ YERÇEKİMSİZ ORTAMDA “UÇURUP” BİRBİRİNDEN AYIRMAYI BAŞARDILAR

Başarılı çalışmalarıyla adlarından sıkça söz ettiren Stanford Üniversite’sindeki Türk bilim insanları Dr. Utkan Demirci ve Dr. Gözde Durmuş, kanser hücrelerini yerçekimsiz bir ortam yaratarak “uçurup” birbirinden ayırmayı başardı.


Stanford Üniversitesi’nce biyomühendis ve genetikçilerden oluşan bir ekip, mıknatıslar arasında tek bir canlı hücreyi yerçekimsiz ortamda “uçurabilen” ve yoğunluğunu çok hassas bir şekilde ölçebilen bir cihaz geliştirdi. Bu ölçümler, basit bir kan testiyle kanserli hücreleri ayırt etmek ve hücrelerin kanser ilaçlarına hassasiyetini tarayan çok hızlı teknikler kullanmak için kullanılıyor.  Stanford Üniversite’sindeki Türk bilim insanları Dr. Utkan Demirci ve Dr. Gözde Durmuş, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan çalışmalarıyla bilim dünyasında geniş yankı uyandırdı. Dünya’nın en iyi bilim dergilerinden Science ve New Scientist de bu çalışmayı kendi sitelerinden duyurdu.
Manyetizma 1- Yer Çekimi 0
Daha önce bilim insanlarının kurbağa gibi canlıları havaya kaldırmak için çalıştığını duymuştuk. Hatta bu uçan kurbağa deneyi kendi yazarına bir Ig Nobel Ödülü kazandırmıştı:  
İşte bu manyetik prensibi kullanarak yeni bir buluşa imza atıldı. 
 

 

 
Hücreleri yerçekimsiz bir ortam yaratarak “uçurup” birbirinden ayırmayı başaran
Stanford Üniversitesi’nden Türk bilim insanları Dr. Utkan Demirci ve Dr. Gözde Durmuş buluşlarını anlattı.

Meme Kanseri Hücreleri Diğer Kanser Türlerine Göre Daha Hafif
Doku mühendisliği için mıknatıslar kullanarak küçük doku parçalarını işlemek ve birleştirmek için yeni yollar aradıklarını ve sonucun başarılı olduğunu söyleyen Dr. Durmuş, bu buluşun geniş uygulamalarını şöyle anlatıyor: “Geliştirdiğimiz bu aletle her hücrenin kendine has bir manyetik özelliği olduğunu gösterdik. Kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, kanser hücresi, bakteri hücresi; hepsinin kendine özgü bir manyetik hassasiyeti var. Ayrıca, kanser hücreleri de kendi aralarında çok farklı özellikler gösteriyorlar. Örneğin, bu çalışmamızla meme kanseri hücrelerinin diğer kanser türlerine göre daha hafif ve daha az manyetik hassasiyeti olduğunu gösterdik. Ayrıca, değişik kolon kanseri hücrelerinde ilginç noktalar gözlemledik. Örneğin, kökenleri farklı olan kolon kanseri hücreleri (adenocarcinoma ve carcinoma), geliştirdiğimiz alette farklı yoğunluk ve manyetik hassasiyet gösterdi. Bu çalışmamızda diğer bir teknolojik atılım ise geliştirdiğimiz alet sayesinde ilaçların hücreler üzerindeki etkisini çok hızlı bir şekilde tarayabiliyoruz. Bu teknik ilaç tarama çalışmalarını da hızlandırabilir”

 

 

Kanserin Erken Teşhisi için Ucuz, Hızlı, Taşınabilir ve Cep Telefonuyla Uyumlu Test Geliyor
Dr. Gözde Durmuş, bu teknolojinin tıptaki uygulamalarını söyle anlattı: “Kandaki kanser hücrelerinin tespitinde ve diğer sağlıklı hücrelerin ayrıştırılmasında kullanılıyor. Örneğin, bu aleti kullanarak basit bir kan testiyle milyarlarca kan hücresi arasından çok nadir görülen kanserli hücreleri çok hızlı bir şekilde yani 20 dakikadan az bir sürede tespit edebiliyoruz. Aynı zamanda ayrıştırılan bu hücrelerin farklı ilaçlara karşı nasıl davrandıklarını da bu “sıvı biyopsi” teknolojisi sayesinde hızlıca tespit etmemiz mümkün oluyor. “Sıvı biyopsi” sıklıkla yapılabilir, gerektikçe tekrarlanabilen daha hızlı ve ağrısız bir yöntem. Böylelikle, hastaların ve hastalığının seyrinin sürekli takibini kolaylaştırıp; doğru ilaçla tedavi edilme şansını artıracağını düşünüyoruz. Geliştirdiğimiz bu teknolojinin, özellikle kanser tedavisinde hızla önem kazanan “kişiye özel tedavi (personalized medicine)” uygulamalarını daha da ileriye taşıyacak. Buluşumuzun diğer büyük bir avantajı da ucuz, kullanımı kolay ve taşınabilir olması. Böylelikle ister hastanedeki klinik laboratuvarlarda ister hastanın evinde kolayca kullanılabilen testler geliştirebiliyoruz.“

Bu tekniğin aynı zamanda daha güvenilir teşhis testlerine imkan vereceğinin altını çizen Dr. Demirci, şunları ekledi: “Kanser hücreleri çok çeşitli ve heterojen. Günümüzde tıp dünyasında kanser hücrelerini kandan ayırmaya çalışan tüm teknikler, bu hücreleri antikorla yakalamaya ve ayırmaya çalışıyor.  Fakat hücrelerin hepsinde aynı antikorlar bulunmayabilir. Bu sebeple kanser hücrelerinin kandan teşhisi ve ayrıştırılması zor bir konu.  Geliştirdiğimiz bu yeni teknik sayesinde antikorlara bağlı kalmadan da kanser hücrelerini kandan çok hızlı bir şekilde tespit edip ayırabileceğimizi gösterdik.  Cihazı hızlı ve taşınabilir tanı testi olarak cep telefonu kameraları ile birleştiriyoruz, bu sayede kanserin yanı sıra Akdeniz anemisi gibi hastalıkların da hızlı teşhisi ve hastalığın sürekli takibi üzerine yoğunlaşıyoruz.”
 
Continue Reading

18 PİLOT İLDE DAHA NARKOTİMLER GÖREVE BAŞLAYACAK

Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı (UMAEP) kapsamında 18 pilot ilde daha narkotimlerin göreve başlayacağı bildirildi.


Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı (UMAEP) Yıllık değerlendirme toplantısı, Uyuşturucu ile Mücadele Kurulu Başkanı Necdet Ünüvar’ın başkanlığında gerçekleştirildi. Ünüvar, Türkiye Halk Sağlığı Kurumunda düzenlenen toplantı öncesi gazetecilere UMAEP kapsamında yapılan ve devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi verdi. 


Türkiye Halk Sağlığı Kurumu toplantı salonunda yapılan toplantıda konuşan Ünüvar, uyuşturucunun sadece Türkiye’ de değil, dünya içinde büyük bir sorun olduğunu belirterek, “Türkiye nüfusu genç bir ülke, nüfusun yarısı 30 yaşın altında. Türkiye’de bu rakamlar Batıya kıyasla düşük olmasına rağmen bir takım tedbirlerin olması gerekiyordu” diye konuştu.

Ünüvar, Türkiye’deki uyuşturucu kullanım rakamlarının düşük olmasına karşın acil eylem planına neden ihtiyaç duyulduğuna ilişkin, “Türkiye iki açıdan risk altında birincisi Birleşmiş Milletler Suç Ofisinin resmi verilerine göre, yasa dışı afyon üretiminin yüzde 92.6’sı Afganistan’da üretiliyor ve bu afyonun önemli geçiş güzergahlarından birisi Türkiye. İkincisi de Türkiye genç bir ülke, nüfusunun yarısı 30 yaşın altında. Hem genç bir nüfus hem de geçiş güzergahında olması sebebiyle Türkiye’de bu rakamlar Batı’ya göre oldukça düşük olmasına rağmen birtakım tedbirlerin alınması gerekiyordu” diye konuştu.
 
 

Uyuşturucuyla mücadele acil eylem planı öncesindeki çalışmalar hakkında bilgi veren Ünüvar, 1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası’nın yapıldığını anımsattı. Eylem planı kapsamında yapılan mevzuat düzenlemeler konusunda kısa, orta ve uzun vadeli hedefler alındığına dikkati çeken Ünüvar, “Kısa vadeli hedef 2014’ün sonuna kadar, orta vadeli hedef 2015-2018 sonuna kadar, uzun vadeli hedef ise 2018-2023 arasını kapsıyor. Uzun vadeli hedef, 2023’e Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına ulaştığımız vakit uyuşturucu meselesinin marjinal, yani toplum tarafından konuşulmaya değer atfedilemeyecek bir problem zikredilecek bir boyuta getirilmesidir” şeklinde konuştu.

Sınır kapılarında uyuşturucu mücadelesi, Eylem planı kapsamında arz ile mücadele faaliyetlerinde önemli mesafeler alındığını, İçişleri Bakanlığının çeşitli birimleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı başta olmak üzere Adalet Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığının gümrük ve sınır kapılarında önemli mücadele içerisinde olduklarını belirten Ünüvar, “2006’dan bu yana sınır kapılarımızda yakalanan uyuşturucu miktarı bütün Avrupa Birliği ülkelerinin toplamından daha fazla. Hatta son 2 yılda Avrupa Birliği ülkelerinin toplamından 2 kat daha fazla diye biliyorum. Dolayısıyla sınır kapılarında uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili çok ciddi faaliyetlerde bulunuluyor” diye konuştu.
 

18 İle Daha Narkotim Geliyor
18 ile daha narkotim geliyor Sokaklardaki uyuşturucu maddelerin dolaşımıyla ilgili eleştiri aldıklarını anlatan Ünüvar, bu eleştiriyi gidermek adına İçişleri Bakanlığı tarafından narkotim projesinin hayata geçirildiğini söyledi.

Narkotimin, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Mersin, Antalya, Konya, Diyarbakır, Samsun ve Erzurum olmak üzere 11 pilot ilde, 11 Aralık 2014’te hayata geçirildiğini hatırlatan Ünüvar, şöyle konuştu: “Özel bir eğitim aldılar. Bunlar boyu posu, iletişim yeteneği yüksek polis memurlarından oluşuyor. Zamanla psikolog, sosyolog gibi sosyal alanda yetişmiş arkadaşlarımız da narkotimlere geçecek. Bunu özellikle Sayın Başbakanımız talimatlandırdı ve konuyla ilgili İçişleri Bakanlığımız çalışıyor. Bunun çok başarılı olduğunu çok net olarak ifade edebiliriz.”

Ünüvar, narkotimlerin 11 ilde yüksek başarı gösterdiklerini ifade ederek, “İkinci periyotta Gaziantep, Kocaeli, Aydın, Balıkesir, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Hatay, Kayseri, Malatya, Manisa, Osmaniye, Sakarya, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon, Van, Yozgat olmak üzere 18 ilde yakında ikinci etap narkotim faaliyetleri başlayacak” dedi. Narkotimlerin sahada “ciddi” ölçüde caydırıcı rol üstlendiğini kaydeden Ünüvar, “11 Aralık 2014’ten 24 Haziran 2015’e kadar olan rakamlarda gramaj olarak geçmişteki gramından daha az bir yakalama var ama delil anlamındaki adet olarak yüzde bin 234’lük bir artış var. Dolaşımlarda ilgili etkin ve aktif rol aldığını söyleyebilirim. Sokağa nüfuz etmiş durumda” şeklinde konuştu.

Sağlık Bakanlığı ve Yeşilay’ın talep ile mücadelede faaliyetlerini anımsatan Ünüvar, 10 adet yeni ANATEM ve ÇEMATEM kurulması için özel izin alındığını söyledi.

Bu yıl sonuna kadar planlanan ve yürütülen faaliyetleri aktaran Ünüvar, “Uyuşturucu ile mücadele eylem planı aktif bir şekilde uygulanması ve takibi yapılacak. Yüksek kurul yine toplanacak. 2015 yılında uyuşturucu ile mücadele de 2’nci şurasını yapacağız. Uyuşturucu ile ilgili mevzuat biraz dağınık. Bunları bütüncül bir şekilde ele alıp tarama çalışmasını hayata geçireceğiz. Hayata geçirilecek ve 2014 -2018 dönemi uyuşturucu ile mücadele eylem planı devam edecek, bu 3 yıllık olacak her yıl güncellenecek” diye konuştu.

Alo 191
191 Uyuşturucuyla Mücadele Danışma ve Destek Hattı Sağlık Bakanlığı tarafından “191 çağrı numaralı Uyuşturucuyla Mücadele Danışma ve Destek Hattı”nın kurulma çalışmalarının tamamlandığını da bildiren Ünüvar, şunları kaydetti: “1 Temmuz’da Uyuşturucuyla Mücadele Danışma ve Destek Hattı faaliyete geçecek ama insanların sadece bunu danışma amaçlı aramayacağını, adeta uyuşturucu madde kullanıcısı veya riski olan bireylerle, bu konuda yardımcı olacak kurumlar arasında bir köprü ve çözüm merkezi olacağını söyleyebilirim. Bu basit bir telefon hattının ötesinde diğer iletişim enstrümanlarının da aktif olarak kullanılacağı önemli bir proje. Temmuz ayı içerisinde başladığı zaman uyuşturucuyla mücadelede yepyeni bir boyut kazanmış olacak.”

Çağrı hattında görev alacakların özel eğitim almış kişilerden oluşacağını ifade eden Ünüvar, “Bunlar sağlık ağırlıklı arkadaşlardan oluşacak, zaman içinde kapsamı genişletilecek. Şu anda yüzde 50’si sosyolog ve psikologdan oluşuyor” ifadesini kullandı.  Hattı uyuşturucu kullanıcısı bireyler ve yakınlarının değişik sebeplerle arayabileceğini anlatan Ünüvar, “Sağlık hizmetleri almak veyahut uyuşturucu bağımlılığından kurtulmuş ama iş arayan, sıcak bir yuva arayan, toplumda kendine yer edinme derdine düşmüş madde bağımlısı bireyler de arayabilecektir. Birtakım kriminal amaçlı aramalar da olabilecektir onlar ilgili birimlere yönlendirilecektir. 191 danışma hattı bir köprü konumunda, hizmet isteyen ve hizmeti veren kurum arasında bir çözüm merkezi olacaktır” diye konuştu.

Continue Reading