PARKİNSON’U KOKLAYARAK TEŞHİS EDİYOR

Fotoğraf: The Telegraph

Parkinson hastalığını kokladığını keşfeden Joy Milne, bilim
insanlarının ön tanı testi geliştirmesine yardımcı oluyor.

Parkinson hastalığı Türkiye’de 150 bin, dünya genelinde ise
7.5 milyon insanı etkiliyor. Birçok hasta hareket etme zorlukları, titreme,
depresyon, bilişsel sorunlar ve uyku bozuklukları ile mücadele ediyor. Parkinson
hastalığını koklayan İngiliz kadın, bilim insanlarının hastalık daha kendini
göstermeden tanı koyduracak testlerin geliştirilmesi için yardımcı olabilecek
10 ayrı molekülü keşfetmelerine yardımcı oldu. Bu araştırma dünyaca ünlü tıp
dergilerinden Lancet’te yayınlandı.

İskoçya’nın Perth şehrinde yaşayan Joy Milne, Parkinson
hastalığı teşhisi almadan altı yıl önce, kocası Les’in kokusunda bir değişiklik
bulduğunu iddia ettiğinde Manchester Üniversitesi’ndeki araştırmacılar hastalığın
belirgin bir kokuya sahip olabileceğini düşünmeye başladı.

67 yaşındaki Joy Milne, kocasının kokusunun, hastalık
belirti vermeden birkaç yıl önce değiştiğini ileri sürdü. Kocası Milne, 2015’te
Parkinson hastalığı nedeniyle 65 yaşında vefat etti.

Araştırmacılar Joy Milne ile yaptıkları testler sonucunda,
cilt bezlerini koklayarak Parkinsonlu kişileri diğerlerinden ayırabildiğini
tespit ettiler. Hiçbir belirtisi olmayan bir kişinin Parkinson hastası olduğunu
öngören Joy Milne, kocasının kokusunda tanıdan altı yıl önce duyduğu “odunsu,
misk kokusu”nu hastalarda da algıladı.  Misk erkek ceylan, keçi gibi çeşitli hayvanlarda bulunan ‘misk bezi’nin
çıkardığı güzel kokulu bir
maddedir.
Joy Milne, yapılan kontrollü bir deneyde Parkinson hastalığı
olan ve olmayan gönüllüler tarafından giyilen 12 tişört arasından Parkinson
hastalarına ait olanları doğru olarak tespit etti.

Dr Tilo Kunath ve ekibi Edinburgh Üniversitesi’nde
yaptıkları çalışmalar sonucunda Milne’nin Parkinson hastalığını yalnızca
kokudan algılama yeteneğini doğruladı.
Michael J Fox Vakfı ve Parkinson UK tarafından finanse
edilen ortak bir programda, Manchester Biyoteknoloji Enstitüsü’nden araştırmacılar,
sebumdan (ciltte bulunan yağlı bir madde) yeni bir küçük molekül tanımlamak
için araştırmalar yapıyorlar. Araştırmacılar, Parkinson hastalarının erken
safhalarında ince fakat benzersiz bir koku yaydıklarını tespit ettiler. Bilim
insanlarına göre moleküller doğru tanımlanırsa, kütle spektrometresi gibi
yöntemlerle hastalığın erken teşhisi sağlanabilir. Alternatif olarak koku alma
yeteneği keskin olan köpekler hastalığı koklamak için eğitilebilir.

Not: Haberi ileten ve hazırlanmasında destek olan Dr. Gürdal Şahin’e teşekkür ederim. 

Kaynaklar

Continue Reading

HABERLERİ “TEYİT” EDİN

Türkiye, haberi internet üzerinden alan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alıyor. İnternetin bilgi çöplüğüne dönüştüğü günümüzde okuduğunuz haberlerin doğruluğundan emin olmadan hayatınıza uygulamayın ve paylaşmayın. 

Gazeteci Mehmet Atakan Foça’nın öncülüğünde kurulan teyit.org sitesi, eleştirel düşünceyi yaymayı ve Türkiye’deki yalan haber sorununu çözmeye bir katkı sağlamayı hedefliyor. 

Öncelikli olarak yanlış haber yayılımını engelleyerek sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgiye erişimini sağlayan Teyit.org ekibi ile çalışmaları ve hedeflerini konuştuk.  

Teyit.org nedir?
Teyit.org, haber kaynağı olarak interneti kullanan kişilerin, doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için kurulmuş bir platform. Sosyal medyayı tarıyor ve şüpheli gördüğümüz haberlerin doğruluğunu, yanlışlığını tespit etmeye çalışıyoruz. Mehmet Atakan Foça kendi çabalarıyla iki senedir bu işi yapmaya çalışıyordu ve sonrasında bir ekip çalışmasıyla teyit.org ortaya çıktı. Yayın hayatına 26 Ekim’de başladı. Ama site için toplantılar daha öncesinde başlamıştı.

Neden kuruldu?
Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte, insanlar internet üzerinden haber alma alışkanlığı da edindi. Ama bundaki en önemli neden, insanların medya kuruluşlarına duyduğu güvenin azalması oldu. 

Türkiye, haberi internet üzerinden alan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alıyor. Medya kuruluşları sosyal medyanın hızına yetişmeye çalışırken okurların güvenini de yitiriyor. Ancak sosyal medyada herkes bir bilgi üretip bunu dolaşıma sokabiliyor. Bu yüzden de yanlış ya da yalan haber de çok fazla yayılabiliyor. Bunların bir kısmı bilinçli ve propaganda amaçlı olurken bazıları bilinçsiz bir şekilde yayılan haberler ve bilgiler oluyor. 


Medya kuruluşlarının ve sosyal medya kullanıcılarının bir yalanı ve yanlış bilgiyi daha fazla yaymasının önüne geçebilmek için kurulduk diyebiliriz özetle. Ama en önemlisi sosyal medya kullanıcılarının karşılarına çıkan her bilgiden şüphe etmelerini sağlamayı amaçlıyoruz. Eleştirel düşünceyi yaymak ve Türkiye’deki yalan haber sorununu çözmeye bir katkı sağlamak istiyoruz.

Haberlerin doğrulanması neyi sağlıyor?
Özellikle kriz anlarında insanlar duygusal hareket ederek haber paylaşabiliyorlar. Bu da yalanın daha çok yayılarak korku ve travmanın katlanarak artmasına neden oluyor. Bir yerde patlama yaşandığında sosyal medya kullanıcıları paylaşım yapmadan önce daha sakin kalmaları gerektiğini, bazı haberlerin yanlış olabileceğini görüyor. Bunun önemi de bir sonraki benzer kriz anında bir haberi paylaşırken yanlış olabileceğini düşünerek haberin doğrusuna ulaşmayı bekliyor diyebiliriz. 

Yanlış fotoğraf kullanımı nedeniyle masum insanların hedef gösterildiği durumlarda bu işi neden yapmamız gerektiğine olan inancımız artıyor. Ama en önemlisi yapmaya çalıştığımız iş, kutuplaşmış bir toplumda insanlara her gördüğü habere ve bilgiye inanmamasını sağlayıp bu kutuplaşmanın daha da derinleşmesini önlemeye yarıyor.

İnsanlar sizi neden takip etmeliler?
Herkesin takip ettiği, haberlerin doğruluğu için başvurduğu bir site olmak hedefimiz. Ama bizim öncelikli amacımız yanlış haber yayılımını engellemek. Sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgiye erişimini sağlamak. Ayrıca insanları eleştirel düşünmeye, aldıkları haberleri, bilgileri, ellerine geçen belgeleri sorgulamaya yöneltmek. Yalan haberin yayılmasına dair bir kaygı taşıyan herkes bizi takip etmeli. Sitemizde yer alan “doğrula” başlığı altında da elimizden geldiğince yalan haber sorununa ilişkin yazılar, makaleler yayınlamaya ve bunların çevirisini yapmaya çalışıyoruz. Yalan haberlerin yaygınlaşmasını istemeyen, gerçekleri okumak isteyen ve medya kuruluşlarının yaptığı yanlış haberlerin gazeteciliğe verdiği zarardan rahatsızlık duyanlar bizi takip edebilirler.

Haberleri doğrularken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Gazeteler, internet siteleri ve sosyal medyada gündeme gelmiş konuları, haberlerin taramasını yapıyoruz. Aynı zamanda okurların gönderdiği şüpheli haberler ile yaygın olarak doğru bilinen yanlışlar ve şehir efsaneleri de bu taramanın kapsama alanı içerisinde. 

WhatsApp ihbar hattımız da bulunuyor. Virallik (yaygın olma), önem ve aciliyet diye üç kriterimiz var. Önümüze gelen şüpheli haberleri bu kriterlere göre sıralıyoruz. Şüpheli haber belirlendikten sonra ilk yaptığımız haberin kaynağına ulaşmaya çalışmak. Temel gazetecilik metotlarını kullanıyoruz. Bunun yanı sıra özellikle fotoğraf ve video doğrulaması yaparken dijital araçlardan ve yazılımımızdan faydalanıyoruz. 

Yaptığımız araştırma sonucunda somut verilerle bir analiz hazırlıyoruz. Analiz, verilerin gösterdiği kadarıyla iddiayı ne kadar doğrulayıp, ne kadar yanlışlayabildiğimizi anlatan bir metin. Bu metni mümkün olduğunca basit bir dilde, edindiğimiz tüm verileri ve olguları kapsayacak şeffaflıkta yazmaya özen gösteriyoruz.

Yalan haberlerin yapılmasının nedeni ve amacı nedir?
Ülkenin içerisinde bulunduğu kutuplaşma, yalan haberlerin yayılması için çok uygun. Aslında tüm dünyada yalan haber sorunu tartışılırken toplumların kutuplaştığı dönemler örnek gösterilebilir. 

Hakikat-sonrası dönem ve yalan haber sorunu öncelikle Brexit ve ardından Trump’ın kazandığı ABD Başkanlık seçimleriyle daha çok gündeme geldi. Bazı yanlış haberler bilinçli olarak yaygınlaştırılıyor. Buradaki amaç sosyal medya kullanıcılarının duygularını harekete geçirmek ve gerçeklerden uzaklaştırarak karar alma süreçlerine de etkide bulunabilmek.


Ancak bunu her sosyal medya kullanıcısı için söylemek doğru olmaz. Sosyal medya kullanan yurttaşlar bilmeden, o durumun heyecanıyla ya da kızgınlıkla bir bilginin doğru olup olmadığından emin olmadan da yalan haber paylaşabiliyor. Bunun önüne geçmek için bir paylaşım yapmadan önce sakin olmak, bilgiyi sorgulamak ve mümkünse başka kaynaklardan da teyit etmeye çalışmak gerekiyor.

Medya kuruluşları sizce doğru haber yapmak için nasıl bir yol izlemeli?
Gazeteciliğin en temel prensiplerinden biri olan kaynağa ulaşma konusuna biraz daha dikkat edildiğinde aslında yalan ve yanlış haber konusunun büyük oranda çözülebileceğini söylemek mümkün. Çünkü yanlış haberlerin çoğu büyük medya kuruluşları tarafından da paylaşılıyor. Bunun önüne geçebilmek öncelikli bir durum. İkincisi yanıltıcı başlıklar ve içerikler yayınlayarak sosyal medya kullanıcılarını yanlış yönlendirmemeleri gerekir.


Yabancı medya kuruluşları kendi bünyelerinde fact-checking yapan ayrı birimler kurdular belki yakın bir gelecekte olmasa da Türkiye’deki medya kuruluşları da böyle bir yöntem izleyebilir ve doğru bilginin yayılması konusunda harekete geçebilirler. Kısa vadede ise doğrulama konusunda bünyesinde çalışan muhabir ve gazetecilere eğitim vermeleri bir öneri olabilir.

Sizce gazeteciler medya okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi mi?
Büyük bir çoğunluğu iyi birer medya okuryazarı değil dersek yanlış olmaz sanıyorum ki. Bu konuda her gazetecinin ve her medya kuruluşunun eğitim alması gerekli. Belki de bu kadar yanlış bilgi yayılmasının nedenlerinden birisi de gazetecilerin iyi birer medya okuryazarı olamaması diyebiliriz.

Reyting uğruna yanlış haber yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yanıltıcı ve son dakika başlıklarıyla haberlerin içeriğinden bağımsız bir şekilde sunulması en büyük sorunlarımızdan birisi. Haberin devamını okumayan birisi çoğunlukla konuyu atılan başlığıyla birlikte hatırlıyor ve bilginin yanlış yayılmasına neden oluyor. Bunlara clickbait haber deniliyor. Türkiye’de tüm haber sitelerinin bunu bir kere bile olsa yapmış olduğunu görmek mümkün. Ama herkesin zamanla yarışarak yaşadığı ve bulabildiği sınırlı zamanda sosyal medya platformlarından haber almaya çalıştığı bir ortamda bu tür başlıklar kullanıcıları yanıltıyor.

Bazen insanların hayatını riske sokacak, onları korku ve paniğe sürükleyebilecek haberlerin reyting için yapılması gazetecilik anlamında çok önemli bir etik tartışma zaten. Bu etik sorun bir de yalan haber sorunuyla birleştiğinde ciddi sorunlara neden oluyor ve insanların haber alma hakkının önüne geçilmiş oluyor. Basın ise kendi denetleme görevini unutmuş oluyor. Denetlenmesi gereken bir şeye dönüşüyor. Gazeteciliğin en temel prensiplerine geri dönmesi şu an haber okuyan kişilerin medyadan en asgari beklentisi.

Continue Reading

SAĞLIKTA DİJİTALLEŞMENİN GELDİĞİ SON NOKTA: E-NABIZ

Sağlık ve bilişim profesyonellerinin bir araya geldiği Digital Health Summit Turkey’de bu yıl hasta odaklı, yenilikçi ve ilham verici oturumlar yapıldı. Toplantıda Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-Nabız kullanımı ile ilgili merak edilenleri anlattı. 


Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında Vodafone Altın Sponsorluğu’nda İstanbul’da Park Bosphorus Hotel’de gerçekleşti. Türkiye’nin ilk ve tek dijital sağlık zirvesi olma özelliğini taşıyan bu etkinlikte sağlık sektörünün tüm paydaşları sağlığın geleceğine ait çözümleri konuşarak, yeni dijital ve mobil çözüm önerilerini paylaştı.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, Sağlık Bakanlığının son zamanlarda en çok ses getiren projesi olan e-Nabız Sistemi’ni anlattı. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “Kişisel Sağlık Sistemleri, sağlık bilişiminde şu ana kadar gelinmiş en yeni nokta diyebiliriz. Teknoloji artık her alanda kişiye özel hizmetler geliştirirken biz de sağlık alanında bu talebi karşılamak adına e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi’ni hizmete aldık. Türkiye’deki tüm vatandaşların sağlık geçmişlerine her an her yerden erişebildiği e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi, henüz ilk senesinde 3 milyona yaklaşan kullanıcıya sahip” dedi.

e-Nabız Sistemi Kapsamı İtibariyle İlk
Birinci, e-Nabız Sistemi’nin kapsamı itibariyle ilk olma özelliği taşıdığını belirtti. e-Nabız Sistemi’nin detaylarını anlatan Birinci “e-Nabız, bir sağlık tesisi ziyaretiniz sırasındaki muayeneden, yaptırdığınız tetkiklere, konulan teşhisten yazılan reçete ya da geçirdiğiniz operasyonlara kadar tüm verilerinize gelecekte erişmenizi sağlıyor. Bununla birlikte birçok sağlık verinizi kayıt altında tutabiliyorsunuz. GSM operatörlerinin sağlık uygulamaları, giyilebilir sağlık cihazları gibi platformlardan nabız, şeker, tansiyon, kilo, adım, kalori gibi bilgilerinizi sisteme aktarabiliyorsunuz. Ve tüm bu sağlık verilerinizi istediğiniz an, istediğiniz hekim ya da kişiyle paylaşabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra sistemi kullanarak randevu alabiliyor, hizmet değerlendirmesi yapabiliyor, organ ya da kan bağışı bildiriminde bulunabiliyorsunuz. En önemli hizmetlerimizden biri olan 112 acil butonu ise acil sağlık verilerinizin ve konumunuzun sağlık ekiplerine ulaşmasını sağlıyor” şeklinde konuştu. Birinci,  e-Nabız Sistemi’nin sporcular, hacca giden vatandaşlar, hamileler ve okullar için yeni uygulamalarla geliştirileceğini söyledi. 


Sağlıkta Dijitalleşme Verimliliği Artıracak
Alarko Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Alaton, dijitalleşmeyi yeni bir dil öğrenmek olarak tanımladığını kaydetti. “O lisan da benim için verimliliktir. Yani dijitalleşmeyle biz müthiş bir verimlilik sağlayacağız” diyen Alaton, bunun için çaba harcayanların ve sermaye ayıranların dijitalleşmenin iyi sonuçlarını çok kısa sürede göreceklerini söyledi.

Sağlık sektörünün çok ciddi eğitim gerektiren bir alan olduğuna dikkat çeken Alaton, “Bugün siz hasta bakıcının bile elini yıkayıp yıkamadığını dijital ortamda kontrol edebilirsiniz. Sadece hasta bakıcının elini yıkamasıyla enfeksiyonun önüne geçilmesi, beni şaşırtmış ve dehşete düşürmüştü. Bütün bunların kontrol edilebildiği bir ortamı ancak dijitalleşme sağlıyor. Dolayısıyla ben buna inananlardanım” dedi.

Dijitalleşme Çok Kısa Zamanda İnanılmaz Bir Verimlilik Sağlayacak
Bu konuda ayrılan her türlü sermayenin, kaynağın çok doğru bir yere gittiğini düşündüğünü dile getiren Alaton, şunları söyledi: “Ama bunun da yeni bir lisan olduğunu kabul etmeliyiz. Bugün burada olanlar bu lisanı konuşanlardır, olması gerektiğini yöneticilerine anlatmaya çalışan insanlardır. Bu insanların dijitalleşmenin çok kısa zamanda inanılmaz bir verimlilik sağlayacağını anlatabilmesi gerekecek. Ben doktorumun kontrol zamanım geldiğinde ofisinden aranmak istiyorum. Geçen sene mamografim nasıl çıkmıştı, bu verinin onların elinde olmasını istiyorum. Kendi sağlık dosyama bunu girip de bulmak istemiyorum. Ne ilaçlar almışım kontrol edilmek istiyorum ve bunu gayet doğal bir hasta hakkı olarak görüyorum. Bunlar benim çok şükür normal bir orta yaş kadın ihtiyaçlarım. Bir de ciddi hasta olup evden takip edilmesi gereken insanları düşünecek olursak inanılmaz bir ihtiyaç. Başka bir gelecekten ve ülke çapında bir durumdan bahsediyoruz.” 



Türkiye’de Dijital Sağlık Alanındaki Tüm Paydaşlar Toplanıyor
PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “ 2012 yılında beri büyük bir azim ve coşkuyla sürdürdüğümüz etkinliğimiz önümüzdeki yıldan itibaren uluslararası boyutta devam edecek. Digital Health Summit ile birlikte Türkiye’de dijital sağlık alanındaki tüm paydaşların bir araya geldiği önemli bir platform oluşturduk. Sağlık Bakanlığı her yıl içerik olarak etkinliğimizi destekledi, bizler de dijital sağlık alanında gerçekleştirilen ve ülke sağlığını ilgilendiren yenilikçi projelerin tüm detaylarıyla paylaşılmasına katkıda bulunduk. En başından itibaren üniversitelerle ve derneklerle işbirliği içerisinde çalıştık, ayrıca hasta deneyimlerine yer verdik. Etkinliğimizde her yıl daha önce konuşulmamış konular gündeme geldi. Örneğin bu yıl genomik ve büyük veri, kişiselleştirilmiş sağlık, engelliler için oluşturulan kullanıcı dostu mobil platformlar, hekimler için oluşturulan sosyal ağlar katılımcıların ilgisini çekti. Yıl içerisinde de küçük toplantılarla etkinliğimizi sürdüreceğiz.”



Bu yıl zirvenin en dikkat çekici oturumlarında biri de Intel Sağlık ve Yaşambilimleri Büyük Veri Analizleri Global Direktörü Afşar Akal’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Kişiselleştirilmiş Tıp ve Sağlıkta Genom Dönemi paneliydi. Panelde yer alan  Genetik Bilimci Dr. Birep Aygün “Genom çağında Sağlık Bilimleri bir daha asla eskisi gibi olmayacak” dedi. Dijital ve Geleneksel Medyada “Sağlıklı Habercilik Nasıl Yapılmalı?” sorusunu ise Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde Milliyet Gazetesi Sağlık Köşe Yazarı Esra Öz ve Show TV Spikeri Pınar Erbaş cevapladılar.
Continue Reading

DİJİTAL MECRALARI SAĞLIK KONUSUNDA NASIL KULLANMALIYIZ?

Sağlıklı yaşamak, her gün, güne enerji dolu, mutlu ve huzurlu uyanmak istiyoruz. 


Stresten uzak durmak için, neler yapabiliriz diye araştırıyoruz. Daha genç kalabilmek için formüllerin peşine düşüyoruz. Zayıflamanın sırları diye aktarılan yazıları bir solukta okuyoruz. 


Herkes mucizelerin ve sırların peşine düşüp, doğrunun ne olduğunu arıyor.  Ancak aranan doğru bilgiye ne kadar ulaşılabiliyor? Çok fazla bilginin yer aldığı internette, ulaşılan yazıların hangisinin doğru olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşanıyor. Aslında doğru bilgi için, kanıta dayalı tıbbı ve bu alanda çalışan “gerçek” uzmanları iyi tanımak gerekiyor. 

Özellikle her “uzmanım” diyene inanmamak çok önemli. Peki, her aklımıza takılan sorunun yanıtını aradığımız dijital mecraları sağlık konusunda nasıl kullanmalıyız? 

Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek.  Benimde konuşmacı olduğum  “Geleneksel ve Dijital Medyada “Sağlıklı” Habercilik” oturumu Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde yapılacak. Toplantıda dijital sağlık alanında son gelişmeler ele alınırken, bu alanların daha etkili nasıl kullanılması gerektiğinin yolları anlatılacak.   

Dijital Devrim ile Daha İyi Sağlık Hizmeti
Toplantıyı düzenleyen PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “Dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaşması ile beraber tüm dünyada, sağlık hizmetlerinde kalitenin,  tedaviye ulaşım hızının artması, tedavi masraflarının azalması ve sağlığın giderek kişiselleşmesi bekleniyor. Genetik teknolojilerindeki büyük gelişmeler ve dijital kanalların kullanımı ile toplumlarda sağlık konusundaki farkındalık düzeyi ve yaşam kalitesi artarken tıp alanında da önemli gelişmeler yaşanıyor.”

Dijital Sağlık Türkiye İçin Önemi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşlanan nüfusla birlikte artan kronik hasta sayısının ülke ekonomisi açısından büyük bir yük yarattığına değinen Kayabalı,  “Sağlık birimlerindeki yığılmanın ve hasta yükünün azaltılması, gerekli durumlarda hastalara hızlı bir şekilde erişim imkanı olması çözülmesi gereken önemli konular. Dijital sağlık uygulamaları, sağlıkla ilgili büyük verinin etkili kullanımı, kronik hastalıkların uzaktan yönetimi, hastaneler ve sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü azaltırken, aynı zamanda koruyucu hekimlik, kişisel iyilik durumunun sürdürülmesi ve sağlığın kişiselleşmesi konularında da büyük katkı sağlayabilir. Bu nedenle son yıllarda Türkiye’nin hükümet politikalarında dijital sağlık teknolojilerinin yaygınlaştırılması önemli bir yer tutuyor” dedi.

e-Nabız Ele Alınacak
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-nabız ile ilgili detaylı bilgi verecek. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “2 milyon 700 bin kişi hesabını aktif hale getirdi. Türkiye’deki bütün insanların verileri buraya geliyor. İlgi giderek artıyor çünkü e-nabız’dan çok fazla şeye ulaşabiliyorlar, randevu alabiliyorlar. Türkiye’de ne kadar hastalık olduğunu biliyoruz, hangi bölgede daha yaygın geliştiğini görebiliyoruz. Ancak bu hastalıkların kimlere ait olduğunu bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme Bölümü Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD Başkanı Prof. Dr. Süphan Nasır , “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları” ile ilgili gerçekleştirdikleri bir çalışmanın sonuçlarını aktaracak. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim ABD Başkanı Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu da “Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak” konusunda katılımcılar ile önemli ipuçları paylaşacak.


Continue Reading

ORGAN NAKLİ VE BEYİN ÖLÜMÜNDE MERAK EDİLENLER

Organ bağışı ile ilgili şehir efsanelerinin önüne geçmek için yetkililer sürekli mücadele ediyorlar.  Son dönemlerde ise organ bağışı konusunda en sık gündeme gelen konu, “Beyin ölümü nedir?” oldu. 


“Beyin ölümü” kavramı, tüm beyin fonksiyonlarının tam ve geri dönüşümsüz olarak kaybı ile karakterize bir klinik tablodur. Sağlık Bakanlığı yetkilileri bu konuda bir açıklamada bulundular. Buna göre: “Beyin ölümü kavramı klinik ve kanıta dayalı bulgular eşliğinde tartışmasız olarak tüm dünya tarafından kabul edilen bir durumdur. Dolayısı ile tüm tıp dünyasının fikir birliği içinde olduğu bir konuda herhangi bir tıbbi dayanağı olmayan tıp dışındaki bireylerin böyle hassas bir konuda görüş beyan etmeleri ve bu konunun medyada yer alması son derece sakıncalı ve ülkemizdeki sağlık sistemine zarar verici bir durumdur.”
Ülkemizde organ nakli ilk olarak 1978 yılında kalp nakli ile başlamış. Devamında da böbrek nakilleri ile devam etmiştir. Hatta şaşırtıcı bir bilgi var ki, dünyada organ nakli alanındaki ilk yazılı kanunlardan birisi 1979 yılında Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. 

Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi
Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, tedavisi sadece organ ve doku nakli ile mümkün olan hastalıkların dünyada olduğu gibi, ülkemizde de önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söylüyor. Kapuağası, bu konuda şu bilgileri veriyor: “Böbrek ve Karaciğer nakillerinin canlı vericilerden de yapılabilmesine rağmen, kalp, kalp kapağı, akciğer, pankreas, ince barsak, kornea gibi birçok organ ve dokunun tek kaynağı kadavradır. Bu nedenle kadavradan organ bağışının artırılması Bakanlığımızın öncelikli hedefleri arasındadır.  Ülkemizde organ nakli çalışmalarının verimliliğini arttırmak amacıyla kurulan Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi (TODS) ile nakil yapılabilen tüm organlar bu sisteme entegre edilmiş ve organların bu sistem üzerinden dağıtımı sağlanmıştır.” 

Organ Nakli Alanında Dünya Tarafından Kalitesi Ve Geçerliliği Kabul Edilen Verilere Sahibiz
Sağlık Bakanlığı Organ Doku Nakli ve Diyaliz Hizmetleri Daire Başkanlığından Uz. Dr. Mehmet Ali Aydın ile konuştuğumda organ naklinin ne kadar önemli olduğunu daha da iyi anladım. Aydın diyor ki; “Organ nakline neden olan hastalıkların artması, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de organ yetersizliği sorununa neden oluyor. Bekleme listelerindeki hasta sayılarının günden güne artması nedeniyle, organ bağışının önemi de sürekli artıyor. Ülkemiz, anlık olarak istatistiksel verilerin elde edilebildiği ve dünyadaki emsallerinden eksiği olmayan bir bilgi sistemine de sahiptir. Özellikle organ nakli alanında dünya tarafından kalitesi ve geçerliliği kabul edilen verilere sahip olan ülkemizin nakil istatistikleri düzenli olarak Avrupa ve dünya ile paylaşılır hale gelmiştir.” 

Sağlık Bakanlığının desteklediği organ nakli çalışmalarına ek olarak herkese düşen görev, bu konuya duyarlı olmak. Unutmayın! Organ bağışı hayat kurtarır. 

Continue Reading

“DÜNYA’NIN EN BÜYÜK YATAK SAYISINA SAHİP HASTANE KAMPÜSLERİ OLUŞUYOR”

Şehir hastaneleri ile sağlık sektörünün yüzünün değiştireceğini, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapının oluştuğunu belirten Dr. Hasan Kuş, “Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; dünyanın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor” dedi. 

Uluslararası hastane yöneticileri, hukuk danışmanları, iletişim uzmanları ve hekimler 2. Annual Turkey Hospital Expansion Summit’te bir araya geldi. Hastane kampüsleri nasıl yönetilecek, nasıl bir yönetim modeli oluşturulacak? Hastane yönetiminde dijitalin etkisi, medya yönetiminin etkisi gibi konu başlıkları ele alındı. 

Son 10 yılda Türkiye’de sağlık hizmetleri açısından oldukça hareketli geçti. Esas olarak var olan hastane yataklarının yenilenmesi, bir miktar da yeni yatak yaratılmasını hedefleyen Şehir Hastaneleri ise adım adım hayata geçiyor. Hastane bina stoğunun yenilenmesinin dışında, tıbbi cihaz, ekipman ve diğer ürünlerle hizmetler açısından sektörün müthiş bir hareketlilik yaşayacağı net olarak görülüyor.  

Açılış konuşmalarını toplantının başkanlığını yapan Dr. Hasan Kuş ve Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci gerçekleştirdi.  

Dr. Hasan Kuş, konuşmasında son 10-12 yılda sağlıkta çok yol kat edildiğini ve özel hastane sayısının da 40’ı uluslararası akreditasyonu olmak üzere 550’ye ulaştığını kaydetti ve Akreditasyon Enstitüsü’nün de kurulduğunu ekledi. Türkiye’de “Şehir hastaneleri ile artık her şey değişecek” diye konuşan Dr. Hasan Kuş, şunları dile getirdi: “Şehir hastaneleri ile başka bir önemli kavşağa geliyoruz. Türkiye’de ve bölgede sağlık hizmet sunumu önümüzdeki 30-40 yılı için bu projelerle değişecek. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dolayısıyla çok önemli boyutu var. Yaklaşık 10 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklükten bahsetmiyoruz sadece, daha fazlasını konuşuyoruz. 35 projenin 19’unun ihalesi yapılmış durumda. Yatak sayısı açısından ise 45 bin yatağın 30 binine denk geliyor bu durum. Yani yatak sayısı açısından üçte ikisinin ihalesi yapılmış durumda.

“Bir Stadyum Dolusu İnsan Sabah Gelecek, Akşam Çıkacak”
3 bin 500 yataklı bir hastanede yatak doluluğunu ortalama yüzde 80 ve ortalama yatış süresini 4,2 gün olarak alırsak; her gün 700 civarında yeni yatış olacak, en az 2 bin 800 yatan hasta, bir o kadar da refakatçi olacak. Yedi bin çalışanı da hesaba katınca büyük bir kasaba nüfusu gece gündüz yaşayacak. Bu hastanelerde 50 bin civarında poliklinik yapılacak her gün. Yani bir stadyum dolusu insan sabah gelecek, akşam çıkacak. Bütün bu sistemin akışı nasıl sağlanacak? Kampüslerde birçok hastane bir arada tasarlanmış. Hizmet sunumu açısından nasıl bir yönetim modeli olacak? Hastaneler arasındaki işbirliği ve uyumun nasıl hayata geçirileceği önemli bir başlık iken, bir başka önemli iş var karşımızda. Sağlık hizmeti kamu tarafından sağlanırken, diğer taraftan çok ciddi yatırım yapmış kar amaçlı bir yapı var. Tüm paydaşların odağında hasta olacak ama bu iş birliği nasıl sağlanacak? “

“Dünya’nın En Büyük Yatak Sayısına Sahip Hastane Kampüsleri Oluşuyor”
“Sağlık sektörünün yüzünü değiştirecek, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapı oluşuyor” diyen Kuş, “Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; Dünya’nın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor” şeklinde konuştu. 


Türkiye 2023’de 20 Milyar Dolar Sağlık Turizmi Geliri Hedefledi
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci konuşmasında şunları söyledi: “ Özel sağlık sektörünü kamuya destek olan en önemli paydaş olarak görmeye devam edeceğiz. Bu tarz yatırım modeliyle ülkenin gelecekte fırsatları sağlayacak sonuçlar üretmesini bekliyoruz. Sağlık çok paydaşlı ve  yönetimi zor bir sektör, burada PPP yapabiliyor olmak çok büyük bir başarı biz ilk basamaklarını zor da olsa başardık diyebiliriz. Gelecekte PPP Türkiye Modeli kavramının oluşacağını ve bunun ülkemize değer katacağını düşünüyorum. Bu ülkede hangi kaynaklarla neler yapıldığını bildiğimiz için büyük yatırımların ancak bu şekilde yapılabileceğini düşünüyorum. Türkiye 2023’de 20 milyar dolar sağlık turizmi geliri hedeflediği. Bu süreçte özel sektörün gelişiminin yanı sıra şehir hastaneleri de önem kazandı.” 

“İstanbul’a 2. Şehir Hastanesi Geliyor”
İstanbul’da Sancaktepe’ye içinde havalimanı bulunan 2. şehir hastanesinin planlandığını kaydeden Birinci, son 2002 den bu güne hekime başvuru sayısının 3 kattan fazla arttığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu süreçte özel sağlık sektörünün büyük katkısı oldu, nitekim sağlık hizmetinin yüzde 30’unu özel sektör gerçekleştiriyor. Bu gün sağlık hizmeti artık boyut değiştirdi. Dün hekime, sağlık tesisine kısacası sağlığa erişim temel sorundu ve dünyadaki en yüksek seviyelere erişti. Bu gün ise tedaviye erişim dolayısıyla klinik kalite en önemli hedef haline geldi. Artık hem tedaviyi hem de hasta memnuniyetini bütün unsurlarıyla ölçmek ve iyileştirmek temel hedef haline geldi. Burada hastayı sürece ortak etmek en önemli politika haline geldi. Bu kapsamda e-Nabız “Kişisel Sağlık Sistemi” projesini başlattık ve vatandaş sağlığıyla ilgili tüm ayrıntılara erişebilme imkanına erişti. Projenin ikinci faydaları ise saymakla bitmeyecek kadar fazla sağlıkta kapasite planlama süreçleri yönetme ve hatta memnuniyeti online değerlendirme seviyesine eriştik.  Örneğin kamu hastanelerinde hasta yoğunluğunun en yüksek olduğu saatler sabah saat 9-10 arası ve toplam günlük hasta sayısının %18 ine cevap veriyoruz halbuki özel sektörde aynı saatte başvuru toplam hastanın % 12’sine denk geliyor. Bu bizim randevu planlamasında daha etkin politika üretmemiz gerektiğini gösteriyor. Çünkü başvuru yoğunluğu ve bekleme süreleri memnuniyeti önemli düzeyde etkiliyor. Şu anda memnuniyetin en yüksek olduğu saat dilimi 8-9 arası, çünkü bekleme süresinin en düşük olduğu zaman dilimi. Özel hastane memnuniyeti, kamu hastanesi memnuniyetinden daha düşük. Bu daha kötü hizmet verildiği anlamına gelmiyor para ödeyince memnuniyet azalıyor. Büyük çaplı şehir hastanelerini düşündüğümüzde süreci yönetmek için e-Nabız’dan gelen anonim verilere daha çok ihtiyacımız var ve bu veriler Şehir hastanelerinin işletim senaryolarında işimizi çok kolaylaştıracak. Basit bir örnek verecek olursak günde 40-50 bin arasında ayaktan hastanın geleceği büyük ölçekli şehir hastanelerimizde sonradan engelli olanlarla beraber yüzde 11-12 engelli vatandaşımızın başvuracağını ve onlara erişim engeli yaşatmamak için çok iyi planlama yapmak gerektiğini biliyoruz ve çalışmalarımızı bu yönde yürütüyoruz.  Bütün bu yoğunluğu hasta yakınları ile birlikte düşündüğümüzde bu hastanelerin farklı ihtiyaçları önem kazanıyor.”
Continue Reading

HASTALARIN KARAR VERME KAPASİTELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ÇOK ÖNEMLİ

Aydın’da gerçekleşen II. Adli Psikoloji Günleri’nde hastaların karar verme kapasitelerinin değerlendirilmesi konusunda bir konuşma yapan Amerika Birleşik Devletleri Mayo Klinik Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı, hastaların “karar verme kapasitesi” değerlendirilmesi işleminin çoğu zaman adli sonuçları olabilen ve tüm branş doktorlarının ilgilendiren çok önemli bir konu olduğunu ve ABD’de genel hastanelerde bu görevi psikiyatri içinde ayrı bir bölüm olarak yapılanan Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Servislerinin üstlendiğini belirtti. Dr. Çamsarı, ülkemizde de Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi, diğer adıyla Psikosomatik Tıp ile uğraşan çok sayıda akademisyenin bulunduğu ve yan dalının hızla gelişmekte olduğunu ancak yapılandırılmış yandal eğitiminin henüz verilemediğini söyledi.

 
İnsan davranışları ve zihinsel süreçleri ile birlikte bunların altında yatan nedenleri bilimsel olarak inceleyen bir çalışma alanı olarak tanımlanan psikolojinin bir alt alanı olan adli psikoloji, yasal konulara ve sorunlara psikolojinin temel ve etik ilkelerini uygulamak üzere hukuk ile psikoloji arasında kurulan ilişkiden ortaya çıkmıştır. Hüküm giymiş ya da gözaltında tutulan kişilerin davranışlarını değerlendirme, velayet, bir sanığın zihinsel kapasitesini mahkemede savunma yapmak için yeterli olup olmadığı, kişiyi suça iten etmenler, suçluluğa neden olan faktörlerin incelenmesi ve suçların azalması için gerekli önleme çalışmaları da adli psikoloji çalışma alanına girmektedir. Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü ve Adli Bilimciler Derneği Adli Psikoloji Komisyonu’nun düzenlediği, Gazi Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve Adnan Menderes Üniversitesi’nin destekleri ile İncirliova Belediye Başkanlığı’nın ev sahipliğinde II. Adli Psikoloji Sempozyumu gerçekleştirildi.

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı, Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü Adli Psikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı Doğan ile Gazi Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hatice Demirbaş’ın başkanlık ettiği sempozyumda adli psikoloji alanında çalışılan alkol-madde bağımlığı, alan uygulamaları, çocuk ihmal ve istismarı, suçlu profili ile sporda şiddet gibi konular geniş bir yelpazede tartışıldı.


Prof. Dr. Hamit Hancı’nın yaptığı açılış konuşmasında; temel görevi, otopsi yapmak, ölüm sebeplerini ve zamanını saptamak, adli bir olaya yönelik insan vücudu üzerindeki darp izlerini tespit etmek ve cinsel saldırılarda delil saptamak olan adli tıbbın; dışarıdan bakıldığında sadece otopsi yapılan ve adli rapor verilen bir bilim alanı olarak görülmesine karşın son yıllarda birçok bilim dalıyla ortaklaşa çalışır hale geldiğini belirtti. Hancı, adli biyolojiden adli sanata kadar 35’in üzerinde dalı bulunan adli bilimlerin ana unsurlarından biri olan adli psikolojinin önemine değindi.


Hastanedeki Tüm Hastaların ‘Karar Verme Kapasitesi’ Değerlendirmeleri Yapılmalı
Amerika Birleşik Devletleri Mayo Klinik Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi ve Mayo Klinik Waycross-Georgia Kampüsü Psikiyatri ve Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Ulaş Çamsarı “Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisinde Karar Verme Yeterliliği Değerlendirmesi” konulu konuşmasında, genel tıbbın tüm branşlarının psikiyatri ile kesiştiği akademik alan olarak tanımlanan Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi’nin ABD’de,  onkolojik psikiyatri, AIDS psikiyatrisi, trasplantasyon psikiyatrisi ve perinatal psikiyatri gibi daha da üst akademik alanlara ayrıldığı belirtti.  ABD’de genel hastanelerde psikiyatri departmanları içinde ayrı bir bölüm olarak yapılanan Konsültasyon- Liyezon Servislerinin hastanede yatan hastalar için gerektiğinde istenen ‘karar verme kapasitesi’ değerlendirmelerini yürüten servis servis olduğunu ekleyen Çamsarı, olgu sunumları ile interaktif bir sunum gerçekleştirdi.

Günümüzde Adli Bilimlerin Kesişmediği Bilim Dalı Sayısı Kesişenlere Göre Azınlıkta
Çamsarı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “Adli Psikoloji Günleri’nde psikiyatride mental kapasite değerlendirmesi konusunu işledim, konuyla ilgilenen psikiyatrist ve psikolog katılımcılarla tartışma fırsatı buldum. Konunun ABD’deki uygulamalarını vaka örnekleriyle detaylandırmaya çalıştım. Adli Tıp Kurumu Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı’nın da açılış konuşmasında belirttiği gibi günümüzde adli bilimlerin kesişmediği bilim dalı sayısı kesişenlere göre azınlıkta kalmış durumda. Bir psikiyatrist olarak diğer meslek gruplarından çok şey öğrendiğim bir toplantı oldu.”
 
 

Sağlık ve İnsan Dergisi Yayın Editörü Esra Öz “Sağlık Haberciliğinde Psikolojinin Yeri” konulu sunumunda sağlık haberciliğinde etik ilkelere uyulmasının birincil gereklilik olduğunu ve psikiyatrik rahatsızlıklar söz konusu olduğunda bu konuda daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini aktardı. Etik olmayan haber örneklerine yer veren Öz, sağlık haberciliğinin temel ilkelerinden de bahsetti.

Cezaevleri Bireylerde Umutsuzluk, Depresyon Gelişmesi Olasılığını Büyük Ölçüde Arttırıyor
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikoloji bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Emre Şenol Durak, “Tutuklu ve Hükümlülerde Depresyon ve Depresyona Psikolojik Müdahale: Özgürlük Kaybının Yasını Tutmak” konulu sunumunda şunlara değindi: “Bir suçun faili olup haklarında bir hüküm verilen ya da tutuklu bulunan kişilerin özgürlüklerinin ellerinden alındığı ve çeşitli yoksunluklarla karşı karşıya kaldıkları ortamlar olan cezaevleri bireylerde umutsuzluk, depresyon gelişmesi olasılığını büyük ölçüde arttırıyor. Kendine ait bir doğası olan cezaevi ortamında bireye sosyal destek sağlanmasına, umutsuzluk ve intihar düşüncelerinin olup olmadığının belirlenmesine ve sağlıklı baş etme yöntemleri geliştirilmesine yönelik psikolojik müdahale çalışmaları yapılmasının uygundur.”


Adli Psikologlar Popülist Olmaktan Uzak Olmalı
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mithat Durak’ın “Adli Psikoloji Sanatı” konulu sunumunda en genel tanımıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olan sanatın adli psikoloji alanında da hayat bulması gerektiğini ve bir suç olgusunun değerlendirilirken teorik bilginin yanı sıra alan deneyimi ile profesyonelliğin çok önemli olduğunu aktardı. Buna ek olarak Durak, adli psikoloji alanında yapılan uygulamalarda bir toplumun kültürel değerlerinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek, adli psikologların popülist olmaktan uzak olmaları gerektiğini vurguladı.

Suç olgularının önlenebilmesi amacıyla, adli psikoloji çalışma alanına giren konularda toplumsal farkındalığın arttırılması, disiplinler arası çalışma gerektiren adli psikoloji alanında ulusal düzeyde mutlak suretle gerek resmi kurumlar gerekse sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyonun sağlanması gerekliliği üzerinde duruldu.  Adli sistemde çalışan psikologların bilgi paylaşımı, özlük hakları ve mesleki dayanışma konularında birliktelik sağlamalarının önemi üzerinde duruldu.

Adli Psikolojisi Sonuç Bildirgesi
Toplantıdan sonra sonuç bildirgesinde şu maddeler yer aldı:
• Adli olgularda ortak dil birliği ile etik ilkelerin ivedilikle oluşturulması ve bu hususta akademisyenler ile alanda çalışan psikologların katılımıyla bir çalışma grubu oluşturulmalı.
• Hukuk fakültelerinde temel düzeyde psikoloji bilgisinin verilmesi hususunun ülke genelinde yaygınlaştırılması; Psikoloji bölümlerinde temel düzeyde hukuk bilgisinin verilmesi hususunun ülke genelinde yaygınlaştırılmalı.
• Okullarda “kişiye ve kişilik haklarına saygı” içerikli ders konulmasının sağlanmalı.
• Adli olgularda yaşanan problemleri çözebilecek nitelikli uzman psikologların yetiştirilmesi amacıyla adli psikoloji lisansüstü eğitim programlarının sayısının arttırılmalı.
• Aile, çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde çalışan uzmanların çalışma ortamlarının etik ilkelere uygun bir şekilde düzenlenmeli. Aktif olarak çalışan psikolog derneklerinin, komisyonlarının ve STK’ların işbirliği ilkesi çerçevesinde çalışmalı.
 
Continue Reading

GLOKOM ÖNLENEBİLİR KÖRLÜK NEDENLERİ ARASINDA İKİNCİ

Glokom dünya genelindeki önlenebilir körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığını belirten İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Glokom Bölümü Sorumlusu Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik,  “Hastalar Glokom olduklarını fark etmeden önce görme yetilerinin yüzde 40’ını kaybedebiliyorlar” dedi.

 
Halk arasında ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen glokom; optik sinirin ilerleyen nitelikte hasar görmesine yol açan bir göz hastalığıdır. Gözün aldığı bilgilerin beyne iletilmesinde optik sinir hayati öneme sahip olduğundan, tedavi edilmediğinde, glokom yavaş yavaş ve telafi edilemez biçimde görme kaybına ve nihayetinde körlüğe neden olabilir. Glokom hastalığının sebebi tam olarak bilinmemektedir.
 
Dünya genelinde yaklaşık 67 milyon kişi glokom hastalığıyla yaşıyor ve bunların neredeyse yarısı glokom olduklarını bilmiyorlar. Diğer bir deyişle, 30 milyondan fazla, yani Yunanistan ve Romanya’nın toplam nüfusundan daha fazla insan farkında bile olmadan görme yetilerini kaybediyor. Günümüzde, dünya genelinde bu hastalık yüzünden kör olmuş 4.5 milyon kişi bulunuyor.
 
Glokom dünya genelindeki önlenebilir körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer almasına rağmen, hakkında çok az şey bilinen bir göz rahatsızlığıdır. Novartis, glokom hastalığıyla yaşayanlara tedavi çözümleri sunan grup şirketi Alcon işbirliğinde, 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası kapsamında bu hastalığın potansiyel tehlikeleri ve görme yetisini koruyabilmek için düzenli göz muayenesine dikkat çekmek amacıyla bir toplantı düzenledi. 12 Mart’ta Ankara’da gerçekleşen toplantıda İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Glokom Bölümü Sorumlusu Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik erken teşhisin çok önemli olduğu bu hastalıkla ilgili bilgiler aktardı.
 
Artan Oküler Basınç, Glokomun En Önemli ve Düzeltilebilir Risk Faktörü
“Glokom, hastanın görüşü bozulana kadar sessizce ilerleyebilir ve yıllarca teşhis edilemeyebilir. Tedaviye başlayabilmek için bu göz rahatsızlığının yeterince erken tespit edilebilmesinin tek yolu düzenli göz kontrolleridir” diyen Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, şu anda glokomun kesin bir tedavisinin olmadığını ancak etkin tedavi yöntemleriyle ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu dikkat çekti. Tamçelik, artan oküler basıncın, glokomun en önemli ve düzeltilebilir risk faktörü olduğunu, yani göz tansiyonunun kontrol altında tutulmasının, glokom hastalarının görme yetilerini koruyabilmesinde yardımcı olduğunu belirtti.
 
Glokomun Teşhisinde Görme Alanı Testi Önemli
Glokomun teşhisinde kullanılan yöntemleri anlatan Tamçelik, “Göz tansiyonu ölçümü (Tonometri), Görme Siniri Hasarının Analizi, Görme Alanı Testi  ve Kornea Kalınlık Ölçümü (Pakimetri) ölçeklerine bakılması gerektiğini söyledi. Tamçelik, klinik bulgularda şunlara dikkat etmek gerektiğini vurguladı: “GİB (göz tansiyonu) 21 mmHg’dan daha yüksek ise optik sinir başında çukurlaşma olmuş ve görme alanı kaybı alanına dikkat edilmelidir.”

Glokom Tipine Göre Tedavi Seçeneği Değişir
Tamçelik, iki ana glokom tipi olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: “Primer veya açık açılı glokom ile akut veya kapalı açılı glokom. Tüm glokom vakalarının yaklaşık yüzde 90’ı açık açılı glokomdur. Bunlar genellikle semptomsuz gelişir ve iyice ilerleyene kadar tespit edilemez. Diğer taraftan, kapalı açılı glokoma daha nadiren rastlanır ama hemen tedaviye başlanması gerekir.  Kapalı açılı glokomun belirtileri arasında şiddetli ağrı, bulantı, gözde kızarma ve bulanık görme sayılabilir.”
 
Kimlerde Glokom Riski Yüksektir?
Glokomun kesin tedavisi olmadığını belirten Tamçelik,  “Görme kaybı telafi edilemez. Ancak tedavi neticesinde, görme yetisi olduğu gibi korunabilir. Glokom; göz damlaları, oral ilaçlar, lazer cerrahisi, geleneksel cerrahi ve bu yöntemlerin bir kombinasyonu ile tedavi edilebilir. Göz içi yüksek basınç gibi faktörlerin yanı sıra, şu kişilerde glokom riski yüksektir: Ailesinde glokom rahatsızlığı bulunanlar, 40 yaşın üzerindekiler, diyabeti, yüksek tansiyonu ve kalp rahatsızlığı bulunan kişiler, fiziksel göz hasarı bulunan kişiler ve uzun süre steroid kullanmış kişilerdir” dedi.

Continue Reading

“ORGAN NAKLİNİ ANKARA’DA DA YAPMAK İSTİYORUM”

Organ bağışının önemini vurgulayan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç, “Türkiye’de maalesef çok az bağış olduğu için organ nakli Türkiye’nin yarasıdır. Bizim de önümüzün açılması lazım. Bu işi Diyarbakır’da, Antalya’da ve Ankara’da yapmak istiyorum” dedi.
 
Ankara’nın en büyük özel hastanelerinden biri olan Memorial Ankara Hastanesi, 1’inci yaşını basın mensupları ile birlikte kutladı. Hilton Otel’de düzenlenen kahvaltıda basın mensupları ile bir araya gelen Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç ve Memorial Ankara Hastanesi Direktörü Dr. Levent Atay, 1 yıl içerisinde gerçekleştirilen çalışmaları ve yeni yatırımları paylaştı.

Memorial sağlık grubu olarak ülke genelinde 10 hastane, 3 tıp merkezi ile hizmet verdiklerini belirten Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç, “Geçen yıl 2 milyona yakın insana ayaktan sağlık hizmeti verdik. Yaklaşık 155 bin yatan hastamız oldu. Ankara’da birinci yılımızı doldurduk. İlk yıl sağlık kuruluşlarında zordur. Biz Memorial Ankara hastanesinin birinci yılından çok memnunuz beklediğimizden daha iyi bir ilgi ile karşılaştık.” dedi.

Etik hizmet anlayışı ve kaliteli hekim kadrosuna sahip olduklarını ifade eden Genç, “Memorial bir dünya markası. Dünyanın farklı ülkelerinden tercih ediliyoruz. Geçen yıl 92 farklı ülkeden 28 bin yabancıya hizmet verdik.”

“Organ Naklini Diyarbakır’da, Antalya’da ve Ankara’da Yapmak İstiyorum”
Organ bağışının önemine dikkat çeken Genç, “Türkiye’de önderlik ettiğimiz bazı alanlar var, karaciğer nakli, böbrek nakli, kemik iliği nakli ve tüp bebek konusunda Türkiye’de çok önemli sayılara sahibiz. Türkiye’de maalesef çok az bağış olduğu için organ nakli Türkiye’nin yarasıdır. Bizim de önümüzün açılması lazım. Karaciğer naklini hemen yapmazsanız o insanları ya hemen ya da belirli bir süre sonra kaybediyorsunuz. Bu iş çok ciddi emek istiyor. Büyük bir ekiple bu işi yapıyoruz. Ben bu işi Diyarbakır’da, Antalya’da ve Ankara’da yapmak istiyorum. Organ nakli ile ilgili 26 merkezde nakil yapılabiliyor. Bunların 6’sı yıllık 20’nin üzerinde nakil yaparken kalan 20’si yirminin altında nakil yapıyor bazılarının yaptığı nakil sayısı 1-2’dir. Bu bir yaradır. Devlet kendi üniversite ve devlet hastanelerinde nakil gelişsin istiyor. Ama bizim özel sektörün bu konuda önünün açılması gerekiyor. Böbrek ve karaciğer naklinde yeni ruhsat alamıyoruz. Başarılı olanların önü açılmalı. Örneğin 26 merkezden başarılı olan 6’sının önü açılsın, diğerleri ile ilgili farklı karar verebilirsiniz.” diye konuştu.
 
“1 Yılda 53 Bin Ayakta, 9 Bin 200 Yatan Hastaya Sağlık Hizmeti Sunuldu”
Ankara hastanesini 3 Şubat 2014 tarihinde açıldığını, 43 bin metrekarelik alanı ile başkentin en büyük özel hastanesi olduğunu belirten Memorial Ankara Hastanesi Direktörü Dr. Levent Atay, “25 katlı binamızda 230 yatak kapasitemiz var. 11 çok modern ameliyathanemiz bulunuyor. Otopark sorununu 250 kapalı otopark sorunuyla aştık. 40 branşta hizmet veriyoruz. Önümüzdeki 1-2 ay içinde 3 branş daha açarak 43 branşta hizmet vereceğiz. 17’si profesör, 17’si doçent ve 30’u uzman, pratisyen olmak üzere 64 hekimimiz görev yapıyor. Bu yıl sonuna kadar bu sayının 75’e çıkarılması hedefleniyor.” şeklinde konuştu.
 
Memorial Ankara Hastanesi Direktörü Dr. Levent Atay, 1 yılda 53 bin ayakta, 9 bin 200 yatan hastaya sağlık hizmeti sunulduğu, 2 bin 50 ameliyat ve bin anjiyo işlemi gerçekleştirdiklerini belirterek, 2014 yılında Tüp Bebek Merkezi, Kemik İliği Nakli, Lazer Lipoliz, Karbondioksit Lazer ve Kardiyolojik Elektro Fizyolojik sistemlerinin hayata geçirildiğini kaydetti. Atay, Memorial Ankara Hastanesi olarak 2014 yılında 17 milyon TL yatırım yapıldığını söyleyerek, 2015 yılında yapılacak yatırımları şöyle sıraladı: “2015 yılı yatırımları 20 milyon TL civarında olacak. Kemik iliğini nakil ünitesini medikal alt yapısını yapıyoruz. Bir ay içerisinde açmayı planlıyoruz. Radyasyon Onkoloji alanı var. Dermatolojik lazer alt yapısını devam ettireceğiz. Toplam yatırım tutarımız açılışımızdan itibaren 65 milyon dolarlık bir yatırım olacak.”

“Ankara Sağlık Turizminde Bir Marka Olmaya Çalışıyor”
Açıklamaların ardından Genç ve Atay basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Yabancı hastalarınız genellikle hangi ülkelerden geliyor?” sorusuna Genç, “Ankara sağlık turizminde bir marka olmaya çalışıyor. İstanbul bir marka sağlık turizminde de bir marka. İnsanlar ülkeyi tanımadıkları için ülkenin en büyük şehrini tercih ediyor. Ağırlıklı olarak hastalarımız Irak’tan geliyor. Ardından Azerbaycan, Libya ve Rusya’dan geliyor hastalar. İlk 4 sırada bu ülkeler var. 75 kişilik bir ekibimiz var bu işle uğraşan. 20 tercümanımızla 15 dil konuşuyoruz.” cevabını verdi.
Continue Reading

KRONİK HASTALARA MOBİL DESTEK VERİLMELİ

Mobil sağlık hizmetlerinin kronik hastalıklarla mücadeledeki kullanımasının gerektiğini belirten İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Dr.Şuayip Birinci, “Türkiye’de diyabet hastalığının her yıl yüzde 100 artıyor. Hastaların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak gerekir. Bu ancak mobil sağlıkla olabilir” dedi.

Digital Health Summit Turkey 2013′te konuşan İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Dr.Şuayip Birinci, kurumların iş modellerinin nasıl geliştirileceği, sağlık iletişiminde yeni davranış biçimlerinin nasıl üretileceği ile ilgili soruların cevaplandığı oturumda konuşma yaptı. 

Hasta Olmanın Önüne Nasıl Geçilecek?
İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nde üç yıl çalışan Birinci konuşmasında, söz konusu sistemle hasta olmanın önüne nasıl geçileceği ve nasıl daha az harcayarak tedavi uygulanacağına yer verdi. Sistemin çok ciddi bir şekilde iletişime doğru gitmeye başladığını belirten Birinci “Ciddi anlamda başvuru sayısı çok arttı ve bu durumda sağlıklı insanları da muayene etmeye zorunda kalıyorsunuz. O zaman bu insanların sağlıklı olduklarına dair bilgiye erişmelerini sağlamak gerekiyor” dedi. 

İnsanların Sağlık Okuryazarlığını Arttırmak Gerekiyor
Birinci, bir süre önce eski Sağlık Bakanlığı Recep Akdağ’a, “Bugünkü bilgilerinizle Sağlık Bakanı olsaydınız öncelikle neyi sağlamaya çalışırdınız?”diye sorduğunda, “İnsanların sağlık okuryazarlığını arttırmaya çalışırdım” şeklinde cevap verdiğini belirtti. 

Hastalar Mobil Cihazlarla Yönlendirmeli
İnsanların kendi sağlığı ile ilgili bilgilerin hekim ya da sağlıkçı tarafından iletilmesi gerektiğini belirten Birinci, “Hastaların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak gerekir. Bu ancak mobil sağlıkla olabilir. Hastaya, günlük nelere dikkat etmesi gerektiği ile ilgili mobil cihazlardan yönlendirme yapılması gerekiyor” diye konuştu. 

Mobil Cihazlar Kronik Hastalıklarla Mücadelede Kullanılmalı
Konuşmasında mobil sağlık hizmetlerinin kronik hastalıklarla mücadeledeki kullanımı konusuna da yer veren Birinci, Türkiye’de diyabet hastalığının her yıl yüzde 100 arttığını, mobil sağlık çalışmalarından ilk olarak kronik hastalıkların ve obezite hatalıklarının datalarına ulaşmak için faydalanılması gerektiğini belirtti. Yurt dışında diyabetten dolayı ayak kesisinin sona erdiğini kaydeden Birinci, ancak ülkemizde inanılmaz sayıda komplikasyonlardan organ kayıpları yaşandığına dikkat çekti. 

Bilişim Olmadan Sağlığın Yönetilmesi İmkansız
Gelecekte hiç kimsenin ilaç kullanmak istemeyeceğini belirten Birinci, “Elinizdeki verileri bilmiyorsanız, tespit edip gerekli tedbirleri alamıyorsanız sistemi yönetemezsiniz. Bu süreci iyi yönetmenin en güzel yolunun sağlıkta bilişimden faydalanmak olduğunu düşünüyorum. Bilişim olmadan sağlığın yönetilmesi imkansız. Bir şeyi izlemiyorsanız onu yönetemezsiniz. ” dedi. 

“Avrupa’daki Dijital Okur Yazarlığa Yakın Seviyelerdeyiz”
Konuşmasında toplumdaki dijital yetkinliğin artışının sağlık sektörüne etkisine de yer veren Birinci, şunları söyledi: “Yüksek dijital okuryazarlık seviyesine sahip olan ve aileleriyle sağlık konusunda ilgilenen gençler sayesinde Avrupa’daki okur yazarlığa yakın seviyelerdeyiz. Bizim misyonumuz hastayı izleyip, doğru tedavi uygulayıp daha az harcayarak hastamızı sağlığına kavuşturmak. 10 yıllık bir süreçte sağlığa ulaşım çok kolaylaştı. İnsanlar artık süreçleri ellerindeki mobil cihazlardan takip etmeye başladı. Artık istemesek de mobil pencereden dünyaya bakmaya ve insanları görebilmeye başladık. İnsanların bu pencereden kurtulması imkansız. Sektörün de bu konuda önümüzü açmasını istiyoruz. Dünya’da 20 bin buluştan sadece bir tanesi kendi bütçesini ortaya koyabiliyor. Bu konuda kendimizi şanslı görüyoruz.” 

Med-Index
Continue Reading