“HEKİMLER YOĞUN BAKIM YAN DAL UZMANLIK EĞİTİMİ ALAMIYOR”

Yoğun bakımlarda hizmet kalitesinin artırılabilmesi için en kısa süre içinde uzmanlık eğitiminin önünün açılması gerektiğini belirten Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaya Yorgancı: “Tebliğde, yoğun bakım yan dal olarak yeni bir bilim dalı olarak belirlendi. Ancak içeriğinin hekimler ve ilgili uzmanlık dernekleri tarafından uygun görülmemesi üzerine başvurular sonucu yürütmeyi durdurma kararı alındı” dedi.

Sağlık Bakanlığı tarafından geçtiğimiz yıl içinde çıkarılan “Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Yönetmeliği” sonrasında, bazı itirazlar üzerine yürütmenin durdurulması sonrasında, Türkiye’de yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitimi verilemiyor. Uzmanlar, yoğun bakımlarda hizmet kalitesinin artırılabilmesi için en kısa süre içinde uzmanlık eğitiminin önünün açılması gerektiğini belirtiyor.
“Ülkemizde Yoğun Bakımcının Tanımı ve Eğitim Programı Oluşturulmadı”
Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaya Yorgancı, yoğun bakımın, Türkiye’de ve dünyada her geçen gün öneminin ve ihtiyaç alanının artan bir bilim dalı olduğunu söyledi. Eskiye oranla daha fazla yoğun bakım hastası olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yorgancı, bu oranın gelecekte de daha da artacağından, hem uzman, hem yatak, hem de teknik imkanların artırılması gerektiğini belirtti. Türkiye’de yoğun bakım bilim dalının henüz gelişme aşamasında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yorgancı, “Sağlık Bakanlığı tarafından ülkemizde yoğun bakımcının tanımı ve eğitim programı oluşturulmadı. Bu nedenle Türkiye’de ciddi bir yoğun bakımcı açığı bulunmaktadır” dedi.


“Türkiye’de Bu Alandaki En Büyük Sorun, Yoğun Bakım Uzmanı Sayısının Yetersizliğidir”
Fiziksel olanaklar açısından da Sağlık Bakanlığı’nın önemli çabaları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yorgancı, yoğun bakımın Bakanlığın da gündeminde yer aldığını söyledi. Bu konuda henüz yoğun bakımcının da, Türkiye’deki yoğun bakım imkanlarının da ve yoğun bakım ünitelerinde verilen hizmet kalitesinin de çok iyi olduğunun söylenemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Yorgancı, “Türkiye’de bu alandaki en büyük sorun, yoğun bakım uzmanı sayısının yetersizliğidir” şeklinde konuştu.

“Yoğun Bakım Uzmanı 3 Yıl Sürecek Bir Eğitimle Üst İhtisas Alacaktık”
Yoğun bakım uzmanlığının şu an mevcut olan yasa ile birlikte bir üst ihtisas olarak çıktığını belirten Prof. Dr. Yorgancı, ancak mahkemeye intikal ettiği için eğitimlerin verilemediğine dikkati çekerek, şunları söyledi: “Mahkeme süreci çözümlendiğinde yoğun bakım uzmanı yetiştirilecek ve Türkiye’nin her yerine yoğun bakım uzmanları gidecek, oradaki standartları sağlamış olacak. 18 Temmuz’da 2009’da Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Yönetmeliği yayımlandı. Orada, yoğun bakım, yan dal olarak yeni bir bilim dalı olarak belirlendi. Buna göre, iç hastalıkları, genel cerrahi, göğüs hastalıkları, anesteziyoloji, nöroloji, nöroşirurji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlığını bitiren uzmanlar, yan dal olarak da bunun eğitimi alarak yoğun bakım uzmanı olabileceklerdi. Bunu içeren tebliğ, Sağlık Bakanlığınca yayımlandı. Ancak tebliğde bazı uyumsuzlar bulunuyordu. Örneğin, Daha sonra, enfeksiyon hastalıkları uzmanlığının üzerine yoğun bakım eğitimi alınması dünyanın hiçbir yerinde yapılmadığından, biz dernek olarak buna itiraz ettik. Benzer şekilde nöroloji ve nöroşirurji uzmanlarının da genel yoğun bakım uzmanı olamayacağını belirttik ve bu konuda yürütmeyi durdurma kararı aldırdık. Türk Yoğun Bakım Derneği de farklı itirazlarda bulunarak yönetmeliğin yoğun bakımla ilgili yürütmesini tümden durdurma kararı aldırdı. Yasanın uygulanması halinde, şu anda yoğun bakım sorum uzmanı olarak görev yapan hekimler, bir kurula girecek ve buradan yoğun bakım uzmanı olacak, bu aşamadan sonra da 3 yıl sürecek bir eğitimle üst ihtisasla doktora alacaktık. Üç yıl sonra da yoğun bakım uzmanı yetiştirmeye başlayacaktık. Bu sayede, yoğun bakım uzman sayısı hızla artacak, bu ünitelerde görev yapan nitelikli insan gücü eksiği giderilecekti.”
Hukuk sürecinin şu anda devam ettiğini, ancak her geçen sürenin Türkiye’nin aleyhine çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Yorgancı, “Bakanlığın, bu konudaki savunması alındı. Şu anda sonuç bekleniyor” dedi.


“Yoğun Bakım Uzmanı Sayısı, 150’den 2 Bin Üzerine Çıkmalı”
Türkiye genelinde şu anda yaklaşık 150 yoğun bakım sorumlu uzmanı bulunduğunu, ancak bu sayının kesinlikle ihtiyacın çok çok altında olduğunu belirten Prof. Dr. Yorgancı, “Kaliteli bir sağlık hizmeti sunabilmek için yoğun bakım uzman sayısı 2 binin üzerine çıkmalı” diye konuştu.


“Türkiye’de Aktif Çalışan Yoğun Bakım Yatağının 4 Bin 183 Adet”
Türkiye’de aktif çalışan yoğun bakım yatağının 4 bin 183 adet olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yorgancı, “Tüm yoğun bakım yatak sayısı 7 bin 300. Olması gereken yatak sayısı ise 30 bin. Bu sayı, yoğun bakım gerektiren hasta sayısı göz önüne alınarak belirlenmiş. 3. basamak yoğun bakımların hemen tamamı üniversite ve eğitim hastanelerinde bulunuyor” şeklinde konuştu.

‘Bir Yoğun Bakım Ünitesi Nasıl Olmalıdır?’
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Kaya da yoğun bakım konusundaki sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi için hem Bakanlığın hem de derneklerin ciddi hazırlıklar yaptığını, yoğun bakım ünitelerin standartlarının belirlenmesinde çalışmalar yürütüldüğünü dile getirdi. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nda yürütülen toplantılara dernek temcilerinin de katıldığını, fikir ve önerilerini sunduklarını belirten Doç. Dr. Kaya, “Bu toplantıda, ‘bir yoğun bakım ünitesi nasıl olmalıdır, burada hangi cihazlar bulunmalıdır ve hangi personel bulunmalıdır?’ gibi standartlar oluşturuluyor. Biz de katkıda bulunuyoruz” dedi.


“Yoğun Bakım 1., 2. ve 3. Olarak Derecelendiriliyor”
Yoğun bakım ünitelerinin hastanenin yatak kapasitesine göre belli bir oranda yoğun bakım yatağının bulunmasının zorunlu olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kaya, yoğun bakımın 1., 2. ve 3. olarak derecelendirildiğini dile getirdi. Doç. Dr. Kaya, şunları kaydetti: “En üst yoğun bakımın, her türlü teknik donanıma sahip olması gerekiyor. Örneğin, her yatakta mekanik ventilatör ve monitör bulunması isteniyor. Her türlü müdahaleye uygun teknik donanın mevcut olması gerekiyor. Oradaki yoğun bakım uzmanı ve sorumlu doktorun 24 saat bulunması zorunlu tutuluyor. Yatak ve hasta sayısına göre hemşire oranları bulunuyor. Hastanın sağlık durumuna göre iki ya da her yatak başına bir hemşire bulundurulması gibi standartlar aranıyor. Bu standartlar, şu ada da uygulanıyor, ancak yürütülen çalışma ile daha detayları planlanıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu da Sağlık Bakanlığınca şu anda mevcut tanımlara göre ödeme yapıyor. Şimdi, hem yoğun bakım standartları düzenlenerek standartların iyileştirilmesi için detaylar ele alınıyor, hem de SGK’nın ödeme planlamaları yapılıyor. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı, çok ağır bir hastanın üst düzey bir yoğun bakımı olan merkeze sevk edilebilmesine olanak verecek bir ağ üzerinde de çalışıyor. Böylece, hiçbir şekilde yoğun bakım hastası mağdur olmayacak.”
Doç. Dr. Kaya, her 100 yatak kapasitesine sahip olan bir hastanenin, yüzde 10 oranında yoğun bakım yatağına sahip olması gerektiğini sözlerine ekledi.
Continue Reading

“SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN ÜLKEMİZİN GELECEĞİ PARLAK”

Uzmanlar zaman ve mesafe parametreleri dışında bir hastanın kendi ülkesindeki tedavi maliyetinin 15 bin ila 20 binden daha yüksek olduğu durumlarda hastaların seyahat kararı almaya değer bulduğunu kaydediyorlar. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan konu ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de sadece 1 milyon 750 bin yabancı hastaya sağlık hizmeti sunarak 2007 yılında 23.3 milyon geleneksel turistten elde ettiği gelirin aynısını sağlık turizminden elde edilmesi mümkün.

Başkan Prof. Dr. Semih Baskan, turistin gittiği yerde hem tatil hem de uygun fiyatla tedavi olma imkanını da yakaladığını kaydetti. Özellikle Sağlık Turizmi son 10 yıl içerisinde çok hızlı bir büyüme ile dünya çapında bir endüstri haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Baskan, “Tüm dünyada insanlar başta göz, diş veya cerrahi tedavi olmak istiyor. Aynı zamanda turistler, gezmek görmek, gittikleri ülkelerin tüm etkinliklerini tanımak için diğer ülkelere seyahat ediyorlar. Bir başka değişte sağlık turizmini geliştiriyorlar. Sağlık turizmi denildiğinde Hindistan, Tayland, Singapur, Tayvan ve Türkiye ilk akla gelen ülkeler oluyor. Burada özellikle çarpıcı rakamlar dikkat çekiyor. Tedavi için 100 dolar ödeyen bir hasta için tedavi maliyeti, bu ülkelerde 7-8 dolara kadar düşebiliyor” diye konuştu. .

“ABD’de 40-60 Bin Dolarlık Kalça Ameliyatı, Türkiye’de 8-18 Bin Dolar”
Bu gelişmenin altında internetin kullanılmasıyla daha uygun ve ucuz merkezlerin aranması gibi bir takım olanakların artmasının da etkin rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Baskan şunları söyledi: ”Burada en başta Amerika sağlık turizmini uyguluyor. ABD’de tedavi çok pahalı, özellikle kozmetik ve diş tedavilerinin sağlık sigortası kapsamında olmaması veya pahalı olması nedeniyle insanlar daha çok güney ülkelerine seyahat ediyorlar. Tercihen ortopedi ve kardiyovasküler cerrahi, ABD’de bütün tedaviler çok pahalı bu nedenle örnek vermek gerekirse bir kalça ameliyatı ABD’de 40 bin ile 60 bin dolar civarında dolaşırken, sayılan bu ülkelerde bu işlemlerin 8 bin ila 18 bin dolar arasında değişiyor”

Sağlık Turizmi Tersine Göçü Arttırıyor
Sağlık turizminin faydaları arasında özellikle Güney Asya’daki bazı ülkelerdeki şehirlerin medikal turizmden elde ettikleri geliri bütün hastaneleri finanse etmek için kullandıklarını belirten Prof. Dr. Baskan, “Bir başka değişle iç alana bu parayı aktararak şehirde oturanlara da daha yüksek kalitede hizmet verme olanaklarını gelişiyor. Bu durumda Sağlık Turizminde evde iyi maaş imkanı, iyi eğitimli ve tıbbi bakım gerektiren profesyonellerin kendi ülkelerine dönmesine neden oluyor. Bu ülkelerden ABD başta olmak üzere pek çok ülkede bulunanlar gerisin geri kendi ülkelerine dönüyorlar. Dolayısıyla bu defa tersine göç başlıyor” dedi.

“Ülkemizde Termal Tesislerin 3’te Biri Kullanıma Açık”
Türkiye’nin sahip olduğu 1800 termal kaynak iyi planlandığı takdirde, 10 milyar dolar gelir elde etme potansiyeline sahip olunduğunu belirten Prof. Dr. Baskan, “Tüm termal kaynakların sadece 600’ü açık durumda bulunuyor. Sadece 3’te biri kullanıma açık bu kaynakların, tam kullanımı halinde 60 bin yatak kapasitesi gerekiyor. Şu anda termal tesislerin 15 bin yatak kapasitesi var. 15 bin yatağın sadece 1500 yatak kapasitesi nitelikli sayısı arttırılmalıdır. ABD’de Kasım 2008 yılında Başkan olan Obama’nın en önemli çabası 47 milyon civarındaki sosyal güvenceden yoksun insanların sigorta kapsamı içerisine alınmasıydı. Amerika’da akıl, vücut ve ruh sağlığı da bu sağlık turizmi içerisinde önemli olarak yer tutuyor. Dolayısıyla tüm dünyada 4 yıl içerisinde boyutlarının 100 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor. Bundan iyi bir pay alabilmemiz için, önemli adımlar atılmalı” şeklinde konuştu.

“Türkiye’ye Gelen Bir Tıp Turisti Ortalama 8 Bin Dolar Para Harcıyor”
Avrupa’da yaşlanan nüfus ve küçülen iş gücü sebebiyle emekli aylığı, yaşlıların bakımı gibi konularında, ekonomik güçlükle karşı karşıya kalındığını vurgulayan Prof. Dr. Baskan, özellikle bu konuda da yapılabilecek çok sayıda çalışmanın olduğunu ifade etti. İsveç’in bu konuda ön plana çıkmış çalışmaları olduğuna değinen Prof. Dr. Baskan, “Yaşlılara düşkünleşmeden veya yatalak olmadan, henüz 60-70 yaşlarında iken bakıma ve bilgilendirmeye değer bulunuyor. Bugün dünyada 600 milyondan fazla insan fiziki veya zihinsel engelle yaşamak zorunda kalıyor. Gelişmekte olan toplumlarda kendi ülkemizde bunun bir örneği; engellilerin durumunun gelişmiş toplumlara göre daha zor olduğunu biliyoruz. Toplumun içerisinde bulunan engelli insanların, yürümesi ve toplu taşıma araçlarına binmesinin sorun olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye, bu konuda hedef ülke olarak kendisine Avrupa, Ortadoğu Afrika ülkeleri, Orta Asya ve komşu ülkelerini seçebilir. Bizim bu 4 bölgeyi hedef almamız gerekiyor, buralardan bize turist gelebilmesi için. Yapılan araştırmalarda yabancı hastalara tedavi sunan hastanelerden elde edilen verilere göre Türkiye’ye gelen bir tıp turisti ortalama 8 bin dolar para harcıyor. Bu bağlamda sağlık turistinin sadece cerrahi müdahalesi ile geleneksel turistten 30 kat daha fazla KDV yaratması mümkün.

“Ülkemiz Dünyada 7. Avrupa’da 1.”
Termal kaynakları açısından ülkemizin Dünyada 7. Avrupa’da 1. sırada yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Baskan, ancak yapılacakların çok olduğunu kaydetti. Sağlık turizminin başkenti olarak İstanbul’u düşündüklerini, bu konuda önemli merkez olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baskan, “200’ü aşkın özel hastane 10’u aşkın üniversite bunların en az 50 tanesi çok lüks ve modern, uluslararası akreditasyon kurumlarından onaylanmış hastaneler. Dolayısıyla bu merkezlerde, sağlık turizmi hizmeti verilebilir. Bunun yanı sıra son 10 yıldır sadece İstanbul değil, Ankara ve İzmir’de de hastanelerin hem teknolojik alt yapısı hem de konfor ve kalitesi Avrupa’dakilerle eşit düzeye geldi. Bilgili ve yetenekli doktor ve personelinde sağlık hizmeti verebiliyor. Buna karşın 2007 yılının verilerine göre bir turist ortalama 600 dolar bırakıyor.”
Continue Reading

GENEL CERRAHİ KONGRESİNDE İLKLER YAŞANDI

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin bilimsel program zenginliği, katılımcılara yurt içi ve yurt dışından meslektaşları ile bilgilerini paylaşma, gelişmelerden haberdar olma ve sorunlarını tartışma imkanı sağlandı. İki yılda bir yapılan kongre hakkında TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulundu.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından düzenlenen 17. Ulusal Cerrahi Kongresi, Ankara’da gerçekleştirildi. Bir yıla yakın bir sürede hazırlık döneminin ardından kongre, 26-29 Mayıs 2010 tarihleri arasında yaklaşık 3 bin kişilik katılımla yapıldı. Bu kongrede ilk defa kongre Başkanı Türk cerrahi derneği başkanı olmadı. Düzenleme kurulu Dernek yönetiminden oluşmayan 17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin Başkanlığını ise İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Dursun Buğra üstlendi. Kongre konuları belirlenirken yapılan anket sonucunda oluşturulan program sonucunda yenilikler yapıldı. Özellikle ön plana çıkan konulara daha fazla yer verildi. 20’den fazla bilimsel kurul toplantısı yapılarak hazırlanan program. Bu zamana kadar yapılan kongreler içerisinde rekor sayılara ulaştıklarını kaydeden TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, toplantının 3 bin katılım, 86 stand ve 48 firma tarafından desteklediğini kaydetti. İki yılda bir gerçekleştirilen kongrede tüm genle cerrahi konularını kapsadığını dile getiren Prof. Dr. Terzi, cerrahların günlük hayatlarında en sık karşılaştıkları sorunlar, probleme dayalı çözüm yöntemi ile yani günümüzün çağdaş öğrenme yöntemlerini kullanarak olguların çeşitli bilim insanları tarafından tartışılması üzerine vurgulandı. Prof. Dr. Terzi, konferans yerine olgu üzerine tartışmalı paneller düzenlediklerini ifade etti.

“Sanal Akademi”den Azerbaycanlı Cerrahları Faydalanacak
17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde TCD’nin Türkiye’de ilk defa kullanıma açtığı elektronik öğrenme platformu “Sanal Akademi”den Azerbaycanlı cerrahların da faydalanabilmesi için TCD ile Azerbaycan Sağlık Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı.


“Cerrahlar İşsizlik Tehlikesi ile Karşı Karşıya”
Türkiye’de genel cerrahi alanında hazırlanan Türk Cerrahi Derneği (TCD) “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” kongrede, katılımcılara sunuldu. Çalışma ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Terzi, ilerleyen yıllarda Türkiye’de işsiz cerrah sayısının artacağı görüşünde. Yürütülen çalışma sonrasında oluşturulan raporun hızla artan cerrah oranını gözler önüne serdiğini söyleyen Prof. Dr. Terzi, “Artış bu hızla devam eder ve Sağlık Bakanlığı’nın istihdam politikaları değişmezse yakın bir gelecekte işsiz kalma sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz” dedi.
İlgili tespit konusunda gerekli mercileri uyardıklarını anlatan Terzi, “Sorunu Sağlık Bakanlığı ve ilgili genel müdürlükler ve müsteşara ilettik. Çalışmamız değerli bulundular ve önemle karşıladılar” bilgisini verdi. Türkiye’deki hekim dağılımı konusunda da önemli veriler içeren raporla ilgili Prof. Dr. Terzi, “Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde nüfusa bağlı değerler göz önünde bulundurulduğunda aşırı bir yığılma olduğunu tespit ettik. Bu yığılma mecburi hizmete rağmen var. Sorunun çözümü için ciddi önlemler alınması gerekiyor. Yetkilileri bu konuda da uyardık” diye konuştu. Prof. Dr. Terzi, raporun yüz sayfalık bir kitapta derlenerek yayınlandığını ve bu paylaşım sayesinde mesleğin geleceği ile ilgili kaygılarını meslektaşlarıyla paylaştıklarını sözlerine ekledi.

“İdeallerimize Ulaştık”
İki yıldır Türk Cerrahi Derneği (TCD)Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Terzi, “Ekibimizle birlikte daha önceden başlatılmış çalışmaları ileri noktalara taşımanın yanı sıra yeni alanlarda da çalışmalar yürüttük. Uyum içerisinde yoğun çalışmalar yürüten bir ekip olarak çok verimli iki yılı geride bıraktık diye düşünüyorum” dedi.


“Ankara’da Bilimsel İçerik Ağırlıktaydı”
Prof. Dr. Terzi, “TCD tarafından genellikle tatil yörelerinde düzenlenen Ulusal Cerrahi Kongresinin Ankara’da yapılması Yönetim Kurulunun en büyük hayallerinden biriydi ve bu yıl hayalimize ulaştık. TCD’nin ilk kongresi yıllar önce yine Başkent’te yapılmıştı. Kongreyi yeniden Ankara’ya almak konusunda çok kararlıydık. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu gördük” dedi.

“İlk sanal akademiye katılım 4 bin givi rekor sayıya ulaştı”
Yapılan çalışmalar ile ilgili de bilgi veren Terzi, yenilik anlamındaki en önemli çalışmalardan biri olan “Türk Cerrahi Derneği Sanal Akademisi” hakkında, “Bu bir elektronik öğrenme programı ve Türkiye’de bir ilk. Yaklaşık altı aydır web üzerinden sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim programı anlamında uzmanlara ve asistanlara yönelik bir eğitim programı başlattık. Katılım 4 bin gibi rekor bir sayıya ulaştı. Bizden sonra diğer uzmanlık dernekleri de bu alanla ilgilenmeye başladı” açıklamasında bulundu.

Cleveland Klinik’te Burs Müjdesi
TCD’ye ilk onursal üye olarak kabul edilen ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Dr. Feza Remzi, yurt dışındaki çalışmalarını Türk meslektaşları ile paylaştığı kongrede; TCD yönetiminin koyacağı kriterlerle belirlenecek olan bir hekime, Cleveland Kliniği bursu sağlayacaklarını bildirerek, “Dernek Yönetim Kurulunun koyacağı kriterler ile belirlenecek bir hekim meslektaşım, görev aldığım klinikte kendisine sağlanacak burs ile iki ay boyunca çalışmalar yürütme imkanı bulacak. Böylesi bir imkanı sağlayabilmekten ve ülkemin bana verdiklerine bir parça olsun cevap verebilmekten son derece mutluyum” dedi.
Kongreye, kanser cerrahisinde çığır açmış olan bir otör Balck Cady ve Amerika, İngiltere’den 12 konuşmacı katıldı.


“Etik Kurallar”
Kongrelerde uyulması gereken “Etik Kurallar” denilen ilkeleri yayınladıklarını kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Buna göre bütün konuşmacılar konuşmaya başlamadan önce ilaç firmalarıyla ya da biyomedikal endüstri firmalarıyla her hangi bir finansal ilişkisi olup olmadığını konuşmacılara duyurmak zorundalar. Bu bir etik kural olarak uzun yıllardır yurt dışında uygulanıyor, bizde de dinleyiciye şeffaf davranmış oluyoruz” dedi.

Asistan Komisyonu
Türk Cerrahi Derneğine bağlı bir asistan komisyonu kurduklarını ve bunun da bir ilk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Türkiye’deki bütün cerrahi kliniklerinden asistan temsilcileri seçtik. Onlar kendilerine bir çalışma yönergesi oluşturdular” dedi.

Asistanlar sorunlarını düzenlenen forumda paylaştı
Gerçekleştirilen kongrede TCD tarafından hazırlanan “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” katılımcılara sunuldu. Oturumda, “Ankara, İstanbul ve İzmir’de mecburi hizmete rağmen aşırı bir cerrah yığılması olduğu; gerekli önlemler alınmadığı takdirde işsiz cerrah sayısında artış yaşanacağı” uyarısında bulunuldu.

Genel Cerrahi Yeterlilik Sınavı
Yeterlilik sınavının 2000 yılında uygulama başlandığını söyleyen Prof. Dr. Terzi, derneğin sınavlarına girip yeterlilik sertifikası alan genel cerrahların, kamuoyunda güncel bilgilerle donatılmış olduğunu belgelerle sunabildiğini belirtti. Prof. Dr. Terzi, iki aşamalı yapılan sınava 112 cerrahın katıldığını ve içlerinde doçent olan cerrahların da yer aldığını kaydetti.

Hemşire Programı
Gerçekleştirilen kongre, hemşirelere de kendi sorunlarını ve çalışmalarını paylaşma imkanı sağladı. Cerrahi hemşireleri dört gün süren kongre boyunca, hazırladıkları bilimsel program kapsamında oturumlar düzenledi.

Continue Reading

ASİSTANLAR SORUNLARINA FORUMDA ÇÖZÜM ARADI

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Asistanı Dr. Fatih Mutlu; asistanların sorunlarının dile getirilmesi ve olası çözüm yollarının hep birlikte aranması açısından 17inci Ulusal Cerrahi Kongresi’nde Asistan Forumuna yer verilmesinin çok sevindirici olduğunu söyledi.

Türkiye’de hizmet veren tüm cerrahi kliniklerinden seçilen asistanların katılımıyla Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu tarafından oluşturulan asistan komisyonu 17inci Ulusal Cerrahi Kongresi’nde, oluşturdukları gündem doğrultusunda çalışmalarını bir forumda değerlendirdiler. Komisyon üyeleri, asistanların özlük sorunları ve eğitimlerine ait sıkıntıları kapsayan anket çalışmasından elde ettikleri sonucu, düzenlenen Asistan Forumu’nda katılımcılarla paylaştı. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi veren TCD Asistan Komisyonu Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Fatih Mutlu, asistanların kendilerini ifade etmeleri ve sorunlarının çözümleri konusunda hem diğer asistanlarla hem de böylesi bir ortamda Hocalarıyla tartışma şansı bulmaları açısından Asistan Forumu’nun önemli olduğunu ve çok verimli geçtiğini aktardı. Dr. Mutlu, “Kongre kapsamında asistanlarla yapılan forumun sonucunda, eğitimlerini programlamaları için asistanlara da fırsat verilmesi gerektiği ortaya çıktı. Forumun en güzel sonucu bence bu oldu. Dernek Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi önderliğinde çok güzel bir girişim başlattık. Böyle bir platformda sosyal haklarımız ve eğitim planlamaları için konuşup tartışabiliyoruz, sorunlarımızı paylaşıp aktarabiliyoruz. Bunun devamı da artarak gelecektir. Unutmayalım ki kimse emeklemeden yürümez, yürümeden koşamaz” dedi.


Asistan Komisyonu Yürütme Kurulu Seçimleri
5inci Deneysel Araştırma Kongresi’nde komisyonun yürütme kurulu üyeleri seçimi yapıldı. Yürütme kurulu gerçekleştirdiği ilk toplantıda başkan, yardımcı ve genel sekreterini seçti. Komisyonun taslak yönergesi oylandı ve katılımcıların oy birliği ile kabul edildi.
Asistan Komisyon Yürütme Kurulu başkanlığına seçilen Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Asistanı Dr. Fatih Mutlu, “Asistan faaliyetlerinin legal bir sesi yok. Günümüz şartları değişiyor. Bu şartlarda iyi genel cerrah yetiştirilmelidir. Asgari müşterekler belirlenmelidir. Çekirdek eğitim programı ile tüm asistanların aynı eğitimi alması sağlanmalıdır. En basitinden farklı kurumlar arasındaki cerrahi asistanların sadece sahip olduğu eğitim imkânları değil, çalışma saatleri ile aldığı ücretler arasında da çok büyük bir ters orantı vardır. Üniversite ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde çalışan asistanlar aynı özlük haklarına sahip olmalıdır ” dedi.


Asistan Forumu
17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde bu yıl ilk kez düzenlenen Asistan forumu gerçekleştirildi. Forumda asistanların kongre öncesinde katıldığı anket sonuçları tartışıldı. Dr. Mutlu, akademik ve cerrahi yaptıkları çalışmalarla ilgili anket sonuçları ile ilgili şöyle konuştu: “Anket sonuçlarına göre yüzde 92 asistan arkadaşımız Genel Cerrahi’ye isteyerek başlıyor. Sonrasındaki ağır çalışma koşulları asistanları hem yoruyor hem de özel hayatı ile ilgili ciddi sorunlar yaşamasına sebep oluyor. Biz bu forumda asistanların çalışma koşullarının ne derece ağır olduğu üzerinde duracağız. 24 saat durmadan çalışmış ve hiç uyumamış bir cerrahi asistanı bundan sonraki çalışma saatlerinde ne kadar verimli olabilir ve ne öğrenebilir? Ayrıca yine aynı anket sonuçlarına göre asistanlık sırasında yapılan vaka sayılarının bir standardı yok. Katılımcıların yüzde86’sı eğiticinin kendisine ayırdığı süreden memnun olmadığını ifade ediyor ve yüzde47’si kliniklerinde eğitim toplantılarının yapılmadığını belirmektedirler. Toplantı yapılan kliniklerde ise bu toplantılar için ayrılan sürenin yeterli olmadığını yüzde77 asistan arkadaşımız belirtmektedir. Eğitim süresinin tamamını memnun olarak geçirdiğini belirten asistan oranı yüzde6’dır. Ve bu çok düşündürücüdür. Bir başka önemli sorun da Eğitim Araştırma Hastanelerinde bir klinikte başlayan asistanın eğitimini aynı klinikte tamamlamasıdır. Buna bağlı olarak ta diğer alanlardaki bilgi beceri deneyimi acil olgulara ve nöbetlere kalmasıdır. Bu da müfredata uygun eğitimi zorlaştırmaktadır. Her cerrahi kliniğinin çekirdek eğitim müfredatını hayata geçirecek biçimde cerrahi klinikler arasında rotasyonu gündemine alması gerekmektedir” dedi.


Asistanların Sorunları
Asistanlara sorunlarını aktarmak ve kendilerini ifade etmek açısından bu forumun çok önemli olduğuna değinen Dr. Mutlu, kongrelere katılım konusunda da asistanların yaşadığı sıkıntıları dile getirdi. Çoğu zaman asistanların kongre ücretleri, konaklama yerleri gibi konularda çok büyük zorluklar yaşadığını belirten Dr. Mutlu şunları söyledi: “Asistanlar kongrelere daha yoğun bir katılım sağlayabilirler ancak bizim birtakım sıkıntılarımız var. Asistanlar kongrelere maddi sorunları aşamadıkları için aktif olarak katılamıyorlar. Bir şekilde katılımlarını karşılasalar, bu kez de kongre otelinde ya da yakınlarda konaklayamıyorlar. Asistan Komisyonu Temsilcileri için son iki Ulusal Kongrede, Türk Cerrahi Derneğinin bu noktada çok büyük destek olduğunu kaydeden Mutlu çok yakın bir zamanda Türk Cerrahi Derneğinin düzenleyeceği kongrelerde bilimsel katkısı olan asistanlar için maddi destek verebileceğin inde altını çizdi.

Continue Reading

GENÇ DOKTORUN CERRAHİ EKARTÖR İCADI

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde kendi keşfi olan Özberk Ekartör Sistemi’ni tanıtan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında Çalışan Dr. Kadir Dicle, keşfi olan ekartör hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde kendi keşfi olan Özberk Ekartör Sistemi’ni tanıtan Dr. Kadir Dicle, ekartörün üst, orta ve alt karın ameliyatlarında ekartasyonu sağlayan yardımcı ekipmanın görevini üstlendiğini ve bu konuda büyük kolaylık sağladığını belirtti.
Ekartörler, cerrahi işlem sırasında, operasyon alanının yeterli olması için karın duvarının optimum ekartasyonunu sağlamak ve operatörü engellememesi açısından önem arz ettiğini kaydeden Dr. Dicle, ekartörün kullanımının son derece kolay olduğunu belirtti. Şu ana kadar karın ameliyatlarında kullanılan ekartörlerin ya yeterli ekartasyonu sağlamadığı ya operatörü engellediği ya da kurulumunun karmaşıklığından dolayı kullanımının zor olduğunun dile getiren Dr. Dicle Bu boşluğun kendi tasarımıyla doldurulabileceğini bildirdi.

“Operatörün Yardımcı Tıbbi Personele Olan İhtiyacını Ortadan Kaldırır”
Özel bir tasarım olan Özberk ekartörünün kurulum ve kullanımını Dr. Dicle şu şekilde anlattı: “Yapılacak ameliyata uygun insizyon açıldıktan sonra ekartör ayağı hasta prone pozisyonunda üst abdomen cerrahilerinde sol üst tarafa, Alt abdomen cerrahilerinde veya semi litotomi pozisyonunda masanın sağ alt tarafına monte edilir. Yükseklik ayar kılavuzu ile ekartörün yükseklik seviyesi belirlenir. Ayrı bir yerde ekartör C kolları ve ekartörün sapı monte edilir. C kollarının tahmini açıları ayarlanır. Ardından ekartör gövdesi masaya kurulmuş olan ayağına monte edilir. Sabit C kolunun insizyona uzaklığı ayarlanır ve ekartör ara bağlantı aparatı sıkılır. Hareketli C kolunun insizyona uzaklığı kremayer dişli üzerindeki dişli kayıcı mekanizma ile ayarlanır. Ardından ana ve yardımcı C kollarına richardsonlar takılarak batın duvarına yerleştirilir ve gerdirilir. İnsizyonun üst uç noktasında batın duvarının yukarı ve üste çekilmesi gerektiğinde veya pelvik bölgede uterus ve mesanenin ekartasyonunun gerekli olduğu durumda kremayer dişli, üzerindeki tek yönlü dönen dişli mekanizmaya deaver veya richardson takılarak organ ekartasyonu ya da karın duvarı ekartasyonu yapılabilir. Bundan sonra cerrahi işlem yapılır. Ameliyat bittikten sonra richardsonlar boşa alınarak ekartör sökülür ve ekartasyon işlemi sonlandırılmış olur. Elde edilen ekartasyon sabit ve dengelidir. Böylelikle cerrahi müdahalede bulunan operatörün yardımcı tıbbi personele olan ihtiyacını ortadan kaldırır. Bunun doğal sonucu olarak insan hatası faktörü asgari düzeye indirilmiş olur” dedi.


Ekartasyon ile İhtiyaçlar Karşılanacak
Dr. Dicle, Özberk Ekartör Sistemi adı verilen bu ekartör sistemi kurulum şekli, yönü ve üzerindeki enstrümanlarının değiştirilmesi sayesinde bu ana kadar üretilen tüm ekartörlerin işlevini yerine getirebildiğini ve kullanımının son derece kolay olduğunu kaydetti. Dr. Dicle, bu özel tasarımın karın ameliyatlarında ekartasyon ihtiyacını karşılayabileceğini söyledi.

Continue Reading

CLEVELAND KLİNİK’DEKİ BAŞARILI TÜRK CERRAH

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’ne katılarak birçok konuda sunum yapan ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, ülkemizdeki meslektaşları ile ilgili düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’ne katılan ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, toplantıda birçok konuda sunum yaptı. Prof. Dr. Remzi, sunumları arasında ameliyat sonrası yapışıklıkların cerrahi tedavisi, divertükülüt ve tek porttan ameliyat yer aldı.

“Dünya’da İlk Kez Tek Porttan Ameliyat”
Tek porttan ameliyat hakkında yaptığı sunumu ilgi ile izlenen Prof. Dr. Remzi konu hakkında şunları söyledi: “Dünyada ilk kez tek porttan ameliyatı yapan departman bizim hastanemizdir. Konvensiyonel yolla yapılan laparoskopiler yerine sadece bir noktadan yapılan ameliyat teknikleri ve hastaya laparoskopik olarak farklı insizyon olacağına, sadece 2-3 cm ile bütün ameliyatın yapıldığı bir teknik. Bu işlemlere sağ kolondan başladık artık bunlara total proktektomi C. por yani bu alanda en zor ameliyatları bile yapabiliyoruz. Bunlar genelde bening hastalıklarda, erken ya da geç kolon kanserlerinde, inflamatuar hastalıklardan özellikle ülseratif kolitte ve değişik indikasyonlarda kullanılabiliyor. Bu yönteme minival invaziv tekniğinin daha üst seviyesi diyebiliriz. İlk başlarda öğrenme safhasındaydık, şimdi yöntemi geliştiriyoruz. Sunumda ilk 60 vakadan söz edeceğim, şu zamana kadar 80 vaka gerçekleştirdik.”
Sağlık sektöründe fikirleri hekimlerin oluşturduğunu, cihazları endüstrinin yaptığını dile getiren Prof. Dr. Remzi, sektör ile hekim ilişkisinin son derece önemli olduğunu kaydetti.

Cerrahi Yapışıklık Operasyonları
Cerrahi yapışıklık operasyonlarında karına cerrahi olarak girmenin zor bir olay olmadığını ancak operasyonun tekrarlanmasının zor bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Remzi, “Bu durum hastaya çok ciddi şekilde zarar verebiliyor. Giriş ve çıkış stratejisini yapıp, proses oriyantini düşünüp hastaya yaklaşabilmek son derece önemli. Hekim, hastaya ne zaman müdahale edilmesi gerektiğini bilmeli. Yapışıklık çok zor bir olay ve evreleri var. Ameliyat yapıldıktan 10-12 gün sonra hastanın yapışıklığı, pulun zarfa yapışması gibi bir durumla ortaya çıkıyor. Yarada dokuların reaksiyonunun getirdiği yapışıklıklar oluyor. Yaranın iyileşmesindeki ilk reaksiyon, yapışıklık oluyor. Ciddi bağırsak yaralanması ve zedelenmesi sonucunda hastaya yıllarca uğraşacağı komplikasyon olabiliyor. Bunların başında fistül denilen bağırsağın dışa akması gibi komplikasyonlarla ile karşılaşılabiliyor” diye konuştu.

Divertikülit
Divertikülit’ün, sol kolonda oluşan keseleşme olayına neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Remzi şu bilgileri verdi: “Lifli gıdalardan az yeme durumunda gaita sol kolonda birikiyor. Orada baskı yaparak keseleri patlatıyor, divertükülit denilen keselerin infekte olması durumuna neden oluyor. Bu durum et ağırlıklı beslenen bireylerden ziyade, gelişmemiş ülkelerde yaşayan bireylerde daha sık rastlanıyor. Presentasyonuna bağlı olarak morbidiltesi ve mortalitesi yüksek bir hastalık.”

Türkiye’deki Genel Cerrahlar
Cerrahlar olarak üniter davranılırsa aşılamayacak sorun olmadığını söyleyen Prof. Dr. Remzi ülkemizdeki meslektaşları ile ilgili şunları söyledi: “Hekimler sağlık politikasından uzak kalmamalı. Politikacılarla sorunları beraber çözmek zorundalar. Bu sadece ülkemiz için değil ABD’de aynı sorunlar var. Başkan Obama’nın getirdiği yenilikler bugünlerde tartışılıyor. Sistemin değişmesine bağlı yeni bir durum gerçekleşti. Politik sebeplerden dolayı ne kadar cerrah yetiştireceğimize siyasetçilerin karışmamalıdır. Sadece 4-5 yıl yetişmiş cerrahın kalifiye bir hastaneye gitmesi gerekir yoksa o cerrahtan hiçbir verim alınamaz. Ulusal Cerrahi Derneği’nin Sağlık Bakanlığı bir araya gelerek yenilikler planlanmalı. Hekimler sağlık politikasından uzak kalamayız. Çözümünde bunun parçası olmalıyız. Sadece ülkemizde değil, ABD’de de bununla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ulusal Cerrahi Derneği inanılmaz çağ atlayarak ve liderlik ilkesi ile adım atıyor. Katıldığım toplantılar içerisinde akademik olarak en kaliteli olanlardan biri.”

Continue Reading

ABD VE TÜRKİYE SAĞLIKTA NEREDE?

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sağlık uygulamaları ve yenilikler üzerine düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlatan Cleveland Clinic Genel Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, Amerika’daki sağlık hizmetlerini Türkiye ile karşılaştırarak, yapılması gerekenleri söyledi.

Tüm dünyada birçok alanda örnek alınan ABD, sağlık alanında ise eleştiriliyor. Bu eleştirilerin gerçekliği üzerine bilgi veren Cleveland Clinic Genel Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, uygulamalardaki eksik ve yanlışları anlattı. Türkiye’de sağlık alanında yapılan yenilikleri olumlu bulduğunu belirten Prof. Dr. Remzi, Cleveland Clinic’ten örnekler vererek yorumlarını anlattı.

Esra Öz: Hastanenizin çalışma sistemini anlatır mısınız?
Prof. Dr. Feza Remzi:
Cleveland Clinic, ABD’de başarılı hastaneler içerisinde yer alıyor. Bu durum ABD’de Başkan Barak Obama’nın büyük ilgisini çekti ve hastanemizi, son 2 yılda 2-3 kez ziyaret etti. Hastanemize gelen hastanın tedavisi hem tedavisi kaliteli yapılıyor hem de sisteme olan mali yükü diğer yerlere göre daha az oluyor.

“Kişisel Başarı Maç Kazandırır, Ama Takım Birliği Ve Üniter Yaklaşım Şampiyonluk Kazandırır”
Hastanemizin bu derece takdir görmesindeki nedenlerin başında, kişisel başarıdan daha fazla kurumsallaşmanın önemi geliyor. Bu başarı, hem kendimize hem sonraki kuşaklara hem de ülkemize hayırlı olacak. Michael Jordan’ın dediği gibi “Kişisel başarı maç kazandırır, ama takım birliği ve üniter yaklaşım şampiyonluk kazandırır”. Ben demek yerine, kurumsal olarak beraber ne yapılacağı sorgulanmalıdır. Bunun en güzel örneğini Cleveland Clinic Hastanesi olarak bunu gösteriyoruz. Herkes full-time çalışıyor, performansınıza göre maaşınız alıyoruz. Herkesin aynı seviyede parayı alması gibi bir durum söz konusu değil

Performans Kriterleri
Sadece olay performans ya da ne kadar hasta gördüm olayı değil. Hasta görmede ne kadar kaliteli muayene ettiğin de önem arz ediyor. Hekimin, hastaya bakmasının yanında sonuçların ne olduğu da, bu değerlendirmeler içerisinde yer alıyor. Bunun yanı sıra, akademik olarak ne kadar proaktivitsiniz, asistan ve tıp fakültesi talebelerinin eğitimine ne kadar katıldığız da değerlendirme içerisinde yer alıyor.

“Lokal Çalıştığınız Mahalleye Ne Tür Katkılarda Bulunuyorsunuz”
Yıllık sistemimizde “APR” denilen performans değerlendirme işleminde 5 kategoriden Bölüm Başkanı değerlendirme yapıyor. Bunlar; kalite, performans, eğitim, araştırma ve innovasyon. Ayrıca kendinizi geliştirmek için ne tür kongrelere katıldınız? Bunların dışında lokal çalıştığınız mahalleye ne tür katkılarda bulunuyorsunuz? Yani olay sadece sayı olarak hasta bakılmasına bağlı değil.

“Doktorun Egosu Olmadan Kurumsal Başarı Önde Tutuluyor”
Yıllık sonuçlara göre hekimlerde maaş artışı oluyor veya olmuyor, nadir olarak da uyarı veriliyor. Bu son derece katı ancak, son derece yararlı bir sistemdir. Doktorun egosu olmadan kurumsal başarı önde tutuluyor. Böylece, kurumsal olarak diğer kurumlarla ilişkiler daha rahat olabiliyor.

“Başka Yerde Maliyeti 10 Bin Olan Operasyon Bizde Bin Dolara Yapılabiliyor”
Eskiden ABD’de bir hekim hastalarını hastaneye getirebilmesi için, her dediği kabul ediliyordu. İstediği ürünün fiyatına bakılmaksızın kabul ediliyordu. Bu durum hastaya olan maliyeti artırıyordu. Fakat bizim sistemimizde, hep beraber bir araya gelelim karar verelim ve ürün fiyatında pazarlık yapalım, sürümden kazanalım kararı aldık. Başka yerde maliyeti 10 bin olan operasyon bizde bin dolara yapılabiliyor. Hem kalitesi iyi oluyor hem de sistem kazanıyor. Sistemi çalıştırabilmek için hastane para kazanıyor. Sosyalleştirilmiş sağlık sistemi son derece önemli. Sağlık hizmetlerine herkesin, ulaşabilmesi gerekiyor. Hizmet sadece sosyalleştirmek olarak yapılırsa ve buradan o çarkı döndürebilecek fiskal çözümü çıkartabilirsek, çok ciddi şekilde yanılırız. Yanıldığımız gibi vatandaşlarımız da zarar görür.

ABD’de sistem değişirken zorlama veya dayatma ile yapılmadı. Sistem yavaş yavaş değiştirilerek, doktorları o bünye altında toplama yoluna doğru yöneltildi. İnanıyorum ki ülkemizde de sağlık politikası ile ilgili yapılması gerekenler var. Bu değişiklikler taraflarla bir araya gelerek, karşılıklı anlaşma ile yapılmalı.

Türkiye’de alımlar hastane müdürleri ve başhekim tarafından yapılıyor. Hekim seçimine bazı hastanelerde izin verirken, bazı hastanelerde doktor tercihini ekarte etti. Ürünlerin ödemelerinde yaşanan güçlüklerden dolayı farklı yollar izleniyor. Sizin hastanenizde alımlar nasıl yapılıyor?
Kombinasyon şeklinde oluyor. Hastanenin işletmecilerinin yanında, kurumlarla çıkar ilişkisi olmayan doktorlar bir araya gelip, karar verdiği bir komite var. Bu komite herkesin görüşünü alıyor. Görüşlerden yararlanarak, firmalardan fiyat isteniyor ve pazarlık yapılabiliyor.

Hekimlerin başında kim var? Başhekim mi, işletme mezunu yönetici mi?
Bizim hastanemizde en büyük patron her zaman doktor olmak zorunda. Ceo denilen yönetim kurulu başkanı bunu rektör olarak düşünebilirsiniz, onun alt kademesinde de başhekim oluyor.

Kamu Hastane Birlikleri ile yeni yönetim şekline geçilmesi planlanıyor. Buna göre hastanelerin idaresinde birçok alandan seçilen yöneticiler söz sahibi olacak. Bu uygulamaya nasıl bakıyorsunuz?
Bizim hastanemizde önemli başarılarından birisi, doktor liderliğinden vazgeçilmemesidir. Son sözü söyleyecek kişi her zaman doktor olmuştur. İşletmeci arkadaşlarımız ile birlikte çalışılma çok önemli tabii. Doktor olmasının gerekliliğini egosentrik açıdan da söylemiyorum. Fakat o konuma gelmiş bir kişinin, asistanlığı sırasında gece saat 2’de olacak olayın ne olduğunu bilmesi lazım. Saat 5:30’dan sonra hangi ameliyatın, neden, ne şekilde yapıldığını yaşaması lazım. Hastanın ne zaman, ne şekilde sorununun olduğunu asistanlığından ve kariyerinde yaşaması gerekli ki, bunları değiştirebilecek tecrübeye sahibi olabilsin. Yani çekirdekten yetişmiş bir doktor olması en doğru olan tercih. Hastane yönetiminde işletme kadrosundakilerin yardımı son derce gerekli. Bizim sistemimizde, buna mütevelli heyeti deniliyor.

ABD’de sağlık sisteminin çöktüğüne dair görüşler var. Bir kişi sokakta düşüp kalsa ambulans gelip almaz. Hastaneye gitse özel sigortası yoksa hiç kimse bakmaz gibi görüşler dile getiriliyor. Bu konuda siz neler söyleyeceksiniz?
Bu söylenen olaylar yanlış yansıtılıyor. Trafik kazası olduğunda, bir kişi yaralandığında her hangi bir şekilde alınmaması ve hastaneye götürülmemesi gibi bir durum olamaz. Hükümetin bir sağlık sistemi var.
ABD’nin nüfusunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Kompleks ve karışık bir sistemi var. Acil hastaya, travma hastanelerinde bakılıyor. Parasız ve sigortasız hastayı devlet karşılıyor. Medicare denilen olay, hastanın bakılmama durumu söz konusu olmaz.

İşsizlik Sigortası
Sorun şu, bir kişi çalışıyor ve belli bir maaşı var. Sağlık sigortası için gerekli parası yok, bu kişiler sağlık sigortasız duruma geliyor. O zaman devletin bakması gereken kategoriye girmiyor. Halk bu defa hastalandığında borca giriyor. Bu grup çok büyük sorun teşkil ediyor. Hasta olunca borcu oluyor ve işi bırakınca da işsizlik sigortasından faydalanabiliyor. Başkanın getireceği yeni sistemde ise çalışma teşvik edilecek.

“Hasta Aynı Güne Randevu Alabiliyor”
Özel sigortacılıkta kronik veya genetik rahatsızlıklarda sigorta yapmıyorlar. Bu da çok yanlış bir tutum, bu defa kişi çalışmadan işsizlik sigortasından faydalanıyor. Hastanede belli kriterlere girmiyorsa, devletin imkan verdiği hastaneye yönlendiriliyor.
Hastanelerimizin en önemli yanlarından biri, kaliteli hizmet veriliyor. Hasta, bir doktoru aradığınızda 2-3 ay beklemiyor. Bir hastaya istediği gün randevu verilmek zorundadır. Bu durum, başka sistemle ayarlanamaz. Bunun içinde özel sağlık sisteminden de çıkamayız.

Sağlık turizmi ile ilgili Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık turizminin potansiyeli çok yüksek ve bundan ülkemiz de payını almalı. Dinamik yapısı olarak büyük bir potansiyelimiz var. Farklılıklarımızı bir kenara koyup, ortak yön bulup bundan yaralanılmalı. Sağlık turizminde ibre artık doğuay doğru yöneliyor, coğrafi konumdan faydalanma potansiyeline sahibiz. Ülkemizde insanlara yaklaşım, misafirperverlik hiçbir yerde yok. Ülkelerin iyi ve kötü yanları var ancak bizim ülkemizin de çok fazla sayıda iyi yönleri var.

Continue Reading