BİR CERRAHIN MEDYA-HEKİM İLİŞKİSİNE BAKIŞI

Medya ile hekimlerin arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı ortada oluşan bilgi kirliliğinden insanlar zarar görüyor. Bilim insanları medyadan uzak durarak yıllardır oluşturdukları ve ilmek ilmek dokudukları kariyerlerinin zarar görmesinden çekiniyorlar. 

Bilim insanları ve medya arasında oluşan uçurumdan da umut tacirleri faydalanıp insanların sağlığıyla oynuyorlar. Hekimlerin medyaya bakış açısını değerlendiren Prof. Dr. Tamer Akça ile sağlık haberciliğinin önemini konuştuk. 

Hekim bakış açısıyla sağlık haberciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Hekim-medya ilişkisinde daima bir sıkıntı var. Bilime inanmış hekimler söyleyeceklerinin medyada çarpıtılacağı konusunda çok endişeliler. “Ben zaten mesleğimi yapıyorum, neden bir de medyaya bulaşayım” diye düşünüyor hekim. 

Buna karşın medya çalışanları da hekimlerin teknik terimlerle insanların anlayamayacağı şekilde konuşmasından rahatsız. Bunu bir üstten bakış olarak yorumluyorlar. 

Bu karşılıklı gerilim hekimlerin medya çalışanlarından, medya çalışanlarının da hekimden uzak durmalarına neden oluyor. Böyle olunca da hastalar bundan zararlı çıkıyor. Çünkü gerçek bilim insanının boş bıraktığı bu alanı kelimenin tam anlamıyla “şarlatanlar ve umut tacirleri” dolduruyor. 

Sağlık haberlerindeki bilgi kirliliğinden kim zararlı çıkıyor?
Televizyon ve sosyal medya günümüzün gözde iletişim kanalları. Bu kanallardan akan kontrolsüz bilgi ciddi bir bilgi kirliliğine neden oluyor ve hastaların kafası karışıyor. 

Kişisel pratiğimde bir hastamdan “Televizyonda duydum, internette okudum, gazetede okudum.” sözlerini duymadığım bir gün bile geçmiyor. Böyle olunca hastanın sorununu bir kenara koyup, ona edindiği bilgilerin neden hatalı olduğunu anlatmaya çalışarak zamanımı ve enerjimi harcamak zorunda kalıyorum. 

Kaynağını bilmediğim birinden alınmış bilgiler karşısında kendi bilgi ve görgümü savunmak zorunda kalmak beni hem yoruyor, hem de incitiyor. Üstelik hastanın kafasının daha da fazla karışması olasılığı her zaman mevcut. Burada dediğim gibi zararlı çıkan hasta oluyor. Tanı ve tedavisi gecikiyor, şifa olasılığı düşüyor. 

Hekimlerin görevinin sadece hastalara şifa vermek olduğunu düşünmüyorum. Bir entelektüel olarak hekimin diğer görevi de kamuoyunu doğru, bilimsel ve anlaşılır bir dille bilgilendirmek. Aksi durumda yeri mutlaka umut tacirleri tarafından dolduruluyor. 

Hekimler medyayla nasıl bir iletişim halinde olmalı?
Hekim yazılı ve görsel basında, sosyal medyada kendi bilgi ve deneyimini mutlaka paylaşmalı. Bu hekimler kadar hekimlerin bağlı oldukları meslek kuruluşlarının da görevi. 
Ancak bunu yaparken öncelikle teknik terimlerden arındırılmış bir dil kullanmaları şart. Olabildiğince sade bir dil kullanarak, herkesin anlayacağı şekilde bilgilendirme yapmalı ve fazla dallandırıp budaklandırarak konunun ve vermek isteyeceği mesajın özünü kaçırmamaya dikkat etmeli. Vereceği son mesaj daima “hastalık yoktur, hasta vardır” geleneğine uygun olarak her bireyin her hastalığa vereceği tepkinin farklı olduğuna vurgu yapmalıdır. Aksi taktirde az evvel de belirttiğim gibi hasta, aynı hastalıktan şikayetçi başka hasta insanların deneyimlerinin kendisi için bir ölçüt olarak kabul ederek hekimi başkalarından aldığı bilgilerle, belki de kendisinde işe yaramayacak tanı ve tedavi yöntemlerine itmekte. 

Geleneksel veya sosyal medya aracılığı ile verilen sağlık bilgilerinin daima genel yaklaşımlar olması gerektiği daima akıl tutulmalı ve bu durum bilgilendirmede mutlaka vurgulanmalı. Hekim son cümlesini “siz yine de mutlaka ilgili bir hekime bizzat başvurmalısınız ki sizi dinlesin, muayene etsin, varsa elinizdeki tetkikleri de değerlendirerek gerekiyorsa başka tetkikler yaptırsın ve ona göre bir karara varsın” şeklinde kurmalı.

Hekimin bireysel bilgilendirmelerinin yanı sıra tıp derneklerinin kendileri tarafından halkın anlayacağı tarzda yapılandırılmış internet sayfaları da hastalar için değerli birer kaynak olacaktır. Bu amaçla hekimlerin bireysel olarak veya bağlı bulundukları derneklerce uzman sağlık habercilerine verdirecekleri seminer, konferans ve benzeri yollarla medya eğitimi almaları gerektiğine inanıyorum. Orta öğrenim seviyesinde doğru kurgulanarak verilecek “medya okur-yazarlığı” dersleri bu konuda iyi bir başlangıç olabilir. Benzer amaçla tıp fakültelerinde de bu tür derslerin müfredatta yer alması faydalı olacaktır.  

Türk Tabipleri Birliği’nin de medyada yer alan hekimlerin etik ve bilimsel değerlerin dışına çıkıp çıkmadıklarını kontrol edecek bir mekanizma kurması ve gerektiğinde yaptırım uygulaması gerekli.

Sağlık haberciliğinin diğer haberlerden farkı nedir?
Sağlık haberciliğinin diğer haber türlerinden farklı bir görevi ve dinamiği olduğu kabul edilmeli ve işe iletişim fakültelerinin eğitim programlarında sağlık haberciliği konusuna daha fazla yer verilerek başlanmalı diye düşünüyorum. Hatta belki de bu konular lisansüstü eğitim programlarında yer almalı. Medya etiği ve sağlık haberciliği etiğinin birbirinden ayrılarak, sağlık haberciliği konusunda bir takım etik kodların tanımlanmasının ve bunların daha öğrencilikten itibaren öğretilmesinin doğru olacağı düşüncesindeyim. 

Sağlık haberciliğinin ayrı bir uzmanlık dalı olması, bu yola girecek medya çalışanlarının ayrı bir eğitimden geçirilmesi ve bir denetleme mekanizmasının kurulması doğru olacak. 
Sizin şimdi yaptığınız bu haberin süreci medya-bilim insanı ilişkisine çok başarılı bir örnek bence. Sizinle bu konu üzerine konuştuk, daha sonra siz bu görüşmeyi bir haber haline getirdiniz. Ancak haberi vermeden önce metni son kez gözden geçirmem için bana gönderdiniz. Ben de okuduktan sonra son halini onayladım ve siz de haberi verdiniz. Bu bence ideal bir ilişki ve bu sayede size her zaman arzu ettiğiniz röportajları vermek konusunda hiçbir tereddüt yaşamıyorum. Bu vesileyle de etik habercilik anlayışınız için size çok teşekkür etmek isterim.

Geçtiğimiz Mayıs ayında düzenlenen 20. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde sağlık haberciliği ile ilgili oturumlar düzenlediniz. Sizi bu konu ile ilgili oturum yapma gereği hissettiren sebepler neydi?
Hekim ile sağlık habercisi arasında düzeyli ve etik değerlere sıkı sıkıya bağlı bir iletişim kurulması gerektiği fikrimde ısrarlıyım. Böylece iki taraf da birbirini anlayacak ve ortaya çıkacak haber bilimsel temelde, anlaşılır bir dile sahip olacaktır. Bundan kazançlı çıkacak olan ise sağlık konusunda doğru bilgiye ulaşabilen hastalar olacak. 

İşte tüm bu nedenlerle 20. Ulusal Cerrahi Kongresi programına bir medya bir de güncel olması nedeniyle sosyal medya ve hekim ilişkisini irdeleyen iki oturum koyduk. Oturumlarda davet ettiğimiz yetkin ve saygın sağlık habercisi konuşmacımız, cerrahlara hekim ve sağlık habercisinin aynı gemide olan yolcular olduğu yönünde bilgiler vererek bir farkındalık yarattı. Bunu da oldukça gergin geçen oturumlardan çıktıktan sonra katılımcıların davetli konuşmacımızla olan samimi ve içten sohbetlerinde gördük. 

Bu tür oturumların her kongrede yer alması umudunu taşıyorum. Bu tür oturumlar sağlık habercisi ile bilim insanını karşı karşıya getirmekten çok, aynı amaçla yan yana çalıştıklarının farkına varmalarını sağlıyor. Her iki taraf da önce kendisi ile yüzleşiyor ve sonra da diğeri hakkındaki ön yargılarından arınıyor. 

İnsanın en büyük mücadelesi kendisine karşı olanıdır. Kendimizi eleştirmeyi başardığımızda ilerlemeye hazırız demektir.

Prof. Dr. Tamer Akça kimdir?
1989’da GATA Askeri Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Genel Cerrahi uzmanlık eğitimimi GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aldım. Halen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme ve Endokrin Cerrahisi Birimi’nde profesör kadrosunda çalışıyorum. 

2013’de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda sürdürdüğüm doktoramı bitirerek Tıp Tarihi ve Etik Bilim Doktoru unvanı aldım.
Mersin Üniversitesi Hastanesi’nin ve Tıp Fakültesi’nin tarihçesini anlatan “Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 15 Yılı” adlı bir kitabın editörlüğünü ve 60 dakikalık belgeselinin yönetmenliğini yaptım. 

2014’de Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Ön Lisans Programı’nı bitirdim.

2014-2015 Eğitim ve Öğretim Yılı’ndan başlayarak Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencilerine “Tıbbi Fotoğrafçılık” seçmeli dersi ve sertifika programı başlattım. 2015’de bu programdan Türkiye’nin ilk ve halen tek “Tıbbi Fotoğrafçılık” sertifikasına sahip yedi tıp fakültesi öğrencisi mezun oldu. Bu sene de ikinci grup öğrencilerimiz bu sertifikayı almaya hak kazandılar. Öğrencilerin yanı sıra Türkiye’nin farklı şehirlerinden, sadece hekimler değil ama farklı meslek sahipleri de bu sertifikayı almak için Mersin’e geliyor. Şu ana kadar 6 katılımcıya Mersin Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi aracılığı ile Tıbbi Fotoğrafçılık sertifikası vermiş bulunmaktayım. 
Zaman zaman bazı cerrahi kongrelerinde ve bazı fotoğraf eğitim merkezlerinde “Ameliyathanede Fotoğraf Çekimi ve Spesmen Fotoğraflama” kursları düzenlemekteyim.
Continue Reading

TÜRK CERRAHLARA AMERİKA’DAN BİR BİLİMSEL FİLM ÖDÜLÜ

Türk cerrahların farklı alanlarda başarılı çalışmalarını takip ediyorum. Geçtiğimiz günlerde Amerikan Kolon-Rektum Cerrahisi Derneği’nin “bilim alanındaki en iyi film” ödülü, Türk doktorların hazırladığı “kolon ve rektum ameliyatları” eğitim videosuna verildi. 

Amerikan Kolon-Rektum Cerrahisi Derneği,  tüm dünya ülkelerinden yaklaşık 2 bin doktorun katılımıyla Los Angeles’ta gerçekleştirildi. Kalın bağırsak hastalıkları bilimsel kongresinde en iyi film ödülünü, Türk doktorların hazırladığı eğitim videosu aldı.

Derneğin, 1899 yılından bu yana her yıl düzenlediği bilimsel kongrede, tıp dünyasının Oscar’ı olarak kabul edilen bu ödüle, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalından Prof. Dr. Mehmet Ayhan Kuzu, Anatomi Anabilim dalından Prof. Dr. Halil İbrahim Açar, Doç. Dr. Ayhan Çömert ve Dr. Mehmet Ali Güner tarafından hazırlanan eğitim videosu ikinci kez layık görüldü. 

Prof. Dr. Kuzu başkanlığındaki ekip, bu videoyu yaparken, özellikle, tüm cerrahlara, rektum kanseri ameliyatlarında “intersfinkterik rezeksiyon tekniği” ile makatı koruma yöntemlerini öğretmeyi amaçladıklarını belirtti. Prof. Dr. Kuzu, video ile ilgili şunları dile getirdi: “Bunun yanı sıra, dışkı tutamama ve dışkılama zorluğu çeken hastaların tedavisinde uygulanan ameliyatların temel prensiplerinin cerrahlara anlatılması da bu videonun bir diğer amacını oluşturuyor.”

Eğitim videosunun büyük bir beğeni kazandığını kaydeden Dr. Kuzu, yıllardır devam eden çalışmalarının meyvelerini toplamaktan çok memnun olduğunu ve bu kongrede ülkemizi ve Ankara Üniversitesi’ni 4 adet bilimsel sunum yaparak ve bir ödül alarak en iyi şekilde temsil ettiklerini düşündüğünü söyledi. 

2010 yılında da aynı ödülü ilk kez kazandıktan sonra aynı ekiple çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırdıklarını ifade eden Prof. Dr. Kuzu, bilim alanında kazanılan bu başarının, ülkemiz ve Ankara Üniversitesi adına tesadüf olmadığının önemli olduğunu vurguladı. 

Continue Reading

GENEL CERRAHİDE YENİ YAKLAŞIMLAR

20. Ulusal Cerrahi Kongresi ve 15. Cerrahi Hemşireliği Kongresi 13-17 Nisan 2016 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşti. Kurslar ile başlayan yoğun katılımın olduğunu bu kurslarda, bilimsel program hedeflerinde de olduğu gibi mezuniyet sonrası eğitime yönelik teorik ve pratik bilgiler paylaşıldı. 2 bin 300’e yakın katılımcı ve 9’u yabancı olmak üzere 347 konuşmacı ve oturum başkanıyla toplam 5 salonda 111 oturum gerçekleştirildi.

Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Yeşim Erbil, 20. Ulusal Cerrahi Kongresi Başkanı Prof. Dr. Tamer Akça ve 15. Cerrahi Hemşireliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Meryem Yavuz van Giersbergen’in açılış konuşmalarından sonra, 20. Ulusal Cerrahi Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ali İlker Filiz, bilimsel programın hazırlanış hikayesini, düzenleme kurulunun çalışmalarını ve kongre programında yer alan bilimsel ve sosyal programla ilgili bilgileri sundu. Kongreye çeşitli uluslardan katılan yabancı konuşmacılar da katıldılar. Florian Fitzal, Mark Kissin, Karl Miller, Michael Douek, Barney Harrison, Marjut Leidenius, Anders Bergenfelz, Hauke Lang ve Eren Berber akademik bilginin, yeniliklerin ve teoriğin birleşmesinden oluşan paylaşımlarda bulundu.

 “Video eşliğinde doğru cerrahi teknikler” oturumları özellikle genç cerrahlar olmak üzere tüm katılımcıların yoğun ilgisini çektiğini kaydeden 20. Ulusal Cerrahi Kongresi Başkanı Prof. Dr. Tamer Akça ile kongre hakkında konuştuk. 

Genel cerrahinin ilgilendiği hasta grubu nedir?
Genel cerrahi çok geniş ilgi alanına sahip bir dal. Yutak-mide-barsak kanalı; karaciğer-safra yolları-safra kesesi-pankreas hastalıkları; kalın barsak ve anüs hastalıkları; dalak hastalıkları gibi karın içi organlara ait sorunların yanı sıra, meme ve endokrin yani guatr, paratiroid, böbrek üstü bezleri; kasık ve yara yeri fıtıkları; kıl dönmesi gibi konuların tamamı genel cerrahi pratiğinin ilgi alanını oluşturmakta. 

Genel cerrahi alanındaki son gelişmeler nelerdir? 
Tıp teknolojinin gelişmesine paralel olarak gelişiyor. Bu nedenle de özelde cerrahlar genelde bütün hekimler teknolojiyi yakından takip etmek zorundalar. Üretilen yeni cerrahi aletler ameliyatların hem daha güvenli hem de daha hızlı yapılmasını sağlamakta. Örneğin laparoskopi yani açılan küçük deliklerden vücudun içine sokulan çeşitli aletlerle yapılan ameliyatlar, bir yandan çok daha iyi görüş alanı sağlayarak en ince ve küçük dokuların rahatlıkla fark edilmesini kolaylaştırıyor ve komplikasyonları azaltıyor, bir yandan da olabildiğince az doku hasarı sağlayarak iyileşmeyi hızlandırıyor. Bu da hastanın günlük hayatına konforlu bir şekilde daha çabuk dönmesini sağlayarak iş gücü kaybını azaltıyor. 

Çeyrek yüzyıl önce emekleme döneminde olan bu yöntem bugün başta safra kesesi ameliyatları olmak üzere birçok ameliyatta altın standart olarak yerini almış durumda. Aynı şekilde damar mühürleme cihazları ile çok daha kolay, hızlı ve güvenli bir şekilde kanama kontrolü yapılmakta. 

Rutin kullanıma girmeye başlayan sinir monitörü gibi elektronik cihazlarla cerrahlar guatr ameliyatlarında çok kritik öneme sahip olan ses tellerini hareket ettiren siniri daha rahat bir şekilde fark edip, güvenli ameliyat yapabiliyorlar. Günümüzde yaygınlaşmaya başlayan robotik cerrahi aletler de bu gelişmenin son ürünleri diyebiliriz. Bunların yanı sıra PET ve benzeri görüntüleme yöntemleri de bazı hastalıkların çok daha önceden saptanarak erkenden önlem almayı kolaylaştırıyor. 

Nanoteknoloji ise sadece cerrahide değil bütün tıp uygulamalarında geleceğin teknolojisini yaratma gayretinde. Dolayısıyla teknolojinin cerrahiye verdiği destek sayesinde tarama, teşhis ve tedavi yöntemlerinde önemli gelişmeler olmakta. Yine güncel bir konu olan organ nakli ile ilgili gelişmeler de önemli gündem maddelerinden.

Kongrede özellikle hangi konulara yer verildi?
20. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde hem popüler yeni cerrahi aletlere yönelik hem de diğer gelişmelere yönelik birçok konuyu gündeme getirerek farkındalık yaratmayı amaçladık. Bu aletleri kullanan cerrahlar, meslektaşlarına deneyimlerini aktarma fırsatı buldular. Ancak kongrenin gündeminde sadece yenilikler yoktu. Cerrahinin ilgi alanında olup da halen popülerliğini koruyan birçok konu gündeme getirildi. 

Bunların yanı sıra son günlerde maalesef ülkemizin gündemine oturan terör olaylarının yanı sıra trafik kazaları, iş kazaları gibi konulara yönelik acil ve travma konuları yine kongremizde ayrıntıları ile ele alındı. Yine yoğun bakım uygulamaları, yaşlılarda cerrahi girişim ve bakım, cerrahi alan enfeksiyonları, yara bakımı gibi konular da kongrede tartışıldı. 

Son olarak meslek etiği, bilim etiği, medya, sosyal medya ve hekim ilişkileri, cerrahi eğitiminin geleceği gibi konular da kongrede konuşuldu.

Prof. Dr. Tamer Akça kimdir?
1989’da GATA Askeri Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Genel Cerrahi uzmanlık eğitimimi GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aldım. Halen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme ve Endokrin Cerrahisi Birimi’nde profesör kadrosunda çalışıyorum. 

2013’de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda sürdürdüğüm doktoramı bitirerek Tıp Tarihi ve Etik Bilim Doktoru unvanı aldım.
Mersin Üniversitesi Hastanesi’nin ve Tıp Fakültesi’nin tarihçesini anlatan “Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 15 Yılı” adlı bir kitabın editörlüğünü ve 60 dakikalık belgeselinin yönetmenliğini yaptım. 

2014’de Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Ön Lisans Programı’nı bitirdim.

2014-2015 Eğitim ve Öğretim Yılı’ndan başlayarak Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencilerine “Tıbbi Fotoğrafçılık” seçmeli dersi ve sertifika programı başlattım. 2015’de bu programdan Türkiye’nin ilk ve halen tek “Tıbbi Fotoğrafçılık” sertifikasına sahip yedi tıp fakültesi öğrencisi mezun oldu. Zaman zaman bazı cerrahi kongrelerinde ve bazı fotoğraf eğitim merkezlerinde “Ameliyathanede Fotoğraf Çekimi ve Spesmen Fotoğraflama” kursları düzenlemekteyim.

Continue Reading

KADIN CERRAHLAR BU İŞİ BAŞARIR!

Kadın cerrahlardan oluşan bir klinik olduklarını söyleyen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalışan Asistan Dr. Özlem Sert, “En çok zorlandığımız durumlar aslında kadın cerrahların bu işi başaramayacağı önyargısı” dedi.  


Kadın cerrahlardan oluşan bir klinik düşünün! Genelde erkeklerin tercih ettiği bir branşta, tüm asistanların kadın olması ve birbirleriyle dayanışma içinde çalışmaları örnek oluyor. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalışan Asistan Dr. Özlem Sert ile erkek egemen bir toplulukta kadın olmayı ve klinikteki çalışmaları hakkında konuştuk. 

Genel Cerrahi ihtisası yapmaya nasıl karar verdiniz? Sizi genel cerrahide ihtisas yapmaya yönelten gerçekten cerrah olmayı istemeniz miydi, yoksa Tıpta Uzmanlık Sınavının bir cilvesi miydi?
Aslında cerrahi branşlardan birini seçme konusunda kararlıydım, ama sizin de röportaj yapma gereği duyduğunuz üzere kadın cerrah olmakla ilgili negatif düşünceler başta biraz kafamı karıştırdı. Ancak oturup düşününce az olan bir şeyin daha kıymetli olması ihtimalini de göz önünde bulundurarak tercihimi bu yönde kullandım.

Ailenizin bu tercihinize tepkisi nasıl oldu? Sizi fikrinizden vazgeçirmeye çalıştılar mı? 
Doğrusunu söylemek gerekirse etrafımdaki pek çok kişi beni kararımdan döndürmeye çalıştı, özellikle işin içinde olup da şartların zorluğunu bilenler, beni bu konuda ciddi ciddi uyardı. Mesela babam tercihi bana bıraktı. Bir de TUS öncesi Hakkari’de mecburi hizmetteydim o nedenle buraya dönecek olmam genel cerrah olmamın önüne geçti.

Arkadaşlarınızın bu tercihinize tepkisi nasıl oldu? Sizi fikrinizden vazgeçirmeye çalıştılar mı? 
Dediğim gibi herkes zorlukları anlattı ki zaten ben de biliyordum. Ama kararımın kesin olduğunu anlayınca da yapabileceğime olan inançlarını dile getirdiler. “Sen üstesinden gelirsin” gibi söylemlerle yüreklendirdiler beni.

İhtisasa başlamadan önce hiç kadın bir cerrahla tanıştınız mı? Kadın cerrahlarla ilgili bir bilginiz var mıydı?
Tanıdığım kadın genel cerrah yoktu. Sadece biraz araştırınca Mersin’de bir kadın cerrah olduğunu öğrendim, bir de tabi Sayın Prof. Dr. Yeşim Erbil Hocamı biliyordum. Sonrasında kendisiyle tanışma ve hatta Asistan temsilciliğim dönemimde kendisiyle çalışma imkanım oldu. 


İhtisasınız boyunca başka kadın cerrahlarla tanıştınız mı? Onların sizin üzerinizde olumlu ya da olumsuz etkileri oldu mu? 
Prof. Dr. Yeşim Erbil ile tanıştım ve kendisiyle çalışma imkanım oldu. Tabi ki kendisine çok hayran oldum ve bende “o yapabiliyorsa ben de yapabilirim” duygusu uyandırdı. Çünkü kendisi bu meslekte halen Ulusal Cerrahi Derneği Başkanlığı da yapmakta olan öncü isimlerden biri.

İhtisasa başladığınızda ilk hissettikleriniz nelerdi? “Benim burada ne işim var” mı dediniz yoksa “işte tam bana göre bir yer” mi diye düşündünüz? 
Doğrusunu isterseniz ilk başta biraz korktuğumu itiraf etmeliyim. “Benim burada ne işim var” demedim ama “Ben bunca işin altından nasıl kalkacağım, ben nasıl ameliyat yapacağım” dedim. Ama başladıktan sonra “Ben gerçekten de bu işi seviyorum” dedim, hala da diyorum.

İlk başladığınızda hocalarınızın tepkisi nasıldı? Size nasıl davrandılar? 
Aslında sanırım onlarda hem “Bu kız bunun altından nasıl kalkacak” tarzında bir endişe vardı, hem de içten içe bu klinikte bir kadın cerrah yetişecek olması onları gururlandırıyordu. Bilmiyorum belki başta onlar da mesafeli durdular ya da tedirgin oldular, onlara da sormak lazım bunu. Ama herkeste bırakıp gideceğim ile ilgili bir algı vardı ki hem Prof. Dr. Tamer Akça hocam hem de önceki Rektörümüz Prof. Dr. Süha Aydın hocam farklı zamanlarda muhtemelen birbirlerinden habersiz bir şekilde “Devam edecek misin, yoksa kaçıp gidecek misin?” diye sordular. İtiraf etmem gerekirse birkaç defa kaçıp gitmenin eşiğine de geldim. Ama bugüne gelecek olursak hem ben bitirmek üzere olduğum için mutluyum, hem de hocalarımın bana “Özlem her şartta her şeyin üstesinden gelir”, “Özlem’i bırak bataklığa orada bile hayatta kalır” dediklerini duymuş olmanın gurunu yaşıyorum.

Klinikteki hemşirelerin ilk tepkisi nasıl oldu? Aynı kliniğin çalışanı olmanın ötesinde aranızda bir kadın dayanışması oldu mu? 
O zaman çok fark etmemiştim ama şimdi düşünüyorum da başlangıçta hepsi bana acıyan gözlerle bakıyordu. Çok ağır nöbetlerim, uykusuz, dur durak bilmeyen gecelerim vardı. Başlangıçta belki de yaşımdan dolayı pek ciddiye almadılar bilmiyorum, belki bırakıp gideceğimi düşündüler, ama ben gayretli davrandıkça, zaman geçip de doğru zamanda doğru kararlar alıp doğru işler yaptıkça onların da bana karşı güveni arttı, ama her zaman destek oldular. Burada hem biz hem hemşire arkadaşlarım çok zor şartlarda çalışıyoruz. Bazen çok gergin anlarımız oluyor, o gergin zamanlarda birbirimizi idare ediyoruz. Cerrahi baştan sona bir ekip işi ve onlar da bu ekibin en değerli parçaları.  


Diğer personelin başlangıçtaki tepkisi nasıldı? Sizi kabullenmeleri kolay oldu mu? Yoksa örneğin personel verdiğiniz talimatları uygularken gönülsüz mü davrandı?
Dediğim gibi başlangıçta belki bir önyargı olmuştur bilemiyorum ama burası bir cerrahi kliniği, verilen talimatların uygulanmaması gibi bir keyfiyet olamaz. Herkes görevini yaptı, yapıyor. Belki başta içlerinden sorguladıkları olmuştur, ama şu an kadın olmamdan dolayı hiçbir farklı davranışa maruz değilim, çünkü ben de hiçbir zaman kadın olduğum için ne farklı davrandım ne de farklı bir davranış beklentisinde oldum. Biz profesyoneliz ve herkes kendi işini en iyi şekilde yapıyor. 

Kliniğinizin bütün asistanları neden sadece kadınlardan oluşuyor? 
Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı‘nda şu anda görev yapmakta olan üç genel cerrahi asistanı da kadındır. Mersin Üniversitesi Genel Cerrahi kliniğinde çalışmak üzere ilk olarak Mart 2011’de ben göreve başladım. Aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra Eylül 2013’te Dr. Alev Ünsal göreve başladı. Sonrasında da Eylül 2014’te Dr. Fulya Kasırga göreve başladı. Ayrıca yeni başlayacak tıpta uzmanlık öğrencisi Dr. Nihal Çınar Özcan’ın da kadın olması tamamen tesadüf oldu. Sanıyoruz iklimin ılıman olması ve Akdeniz insanı olmamız Mersin Üniversitesi’ni seçmemize sebep oldu. 

Sizden sonra gelen kadın asistanlara neler söylediniz? Onların ilk tepkileri nasıldı?
Onlara gerçeği söyledim, gerçek de genel cerrahi asistanı olmanın çok zor olduğuydu, ister kadın olun ister erkek fark etmez. Bir de onlara “Lütfen eğer bırakacaksanız hiç başlamayın” dedim. Çünkü bu klinik için en zor olan sınırlı sayıda asistan ile çalışıyor olmamız. Bir asistan TUS’u kazanıp geldiğinde biz klinik olarak o yılki talep ve kontenjan hakkımızı kullanmış oluyoruz. Gelen kişi eğer giderse bir sonraki TUS’a kadar asistan talebimiz olamıyor, yani bu da nereden baksanız 8-10 ay demek. O nedenle gerçekleri söyledim, onlar da kabul etti. Onların geçtiği dönemlerden ben de geçtiğim için daha fazla empati kurabiliyorum, hangi kıdemde olan ne hissediyordur biliyorum. Bir arkadaşımız gidenlerden oldu, ama geri kalan amazonlar olarak buradayız ve bu klinik bizden sorulur.


Kadın cerrahların dayanışması nasıl oluyor?
Aslında çok sık birbirimizi göremesek de sözlü ve yazılı iletişimimizin daha iyi olduğunu düşünüyoruz.  Üçümüz de işimizi severek yaptığımızdan sorunlarımızı çözmek de böylelikle kolaylaşıyor. Kadın olmamızdan dolayı daha duygusalız bu da birbirimizi daha iyi anlamamıza neden oluyor. Nöbetleri paylaşırken, işleri paylaşırken birbirimizin özel hayatlarını göz önünde bulundurarak düzenliyoruz.

Kadın olarak, cerrahide en zorlandığınız durumlar nelerdir? 
En çok zorlandığımız durumlar aslında kadın cerrahların bu işi başaramayacağı önyargısı. Önyargıları kırmak en zorlandığımız noktalardan biri. Ben bu klinikte asistan olarak ilk başladığımda üstümde 6 erkek kıdemli asistan vardı. Onların güvenini kazanmak biraz zaman aldı. 

Bir de cerrahi asistanlığı yapacaksanız kendinize, özel hayatınıza, eşinize, dostunuza ve akrabalarınıza beş yıllık uzun bir ara vermeyi göze almanız lazım. İnşallah bu satırları okurlar, benim birçok arkadaşım, akrabam bana kırgın, sebebi de onları arayıp soramıyor ve onlara zaman ayıramıyor olmam. Çünkü buradan İşlerinizi bitirip çıktığınızda da aslında yapmanız gerekenler bitmez, eve gidip ertesi günün ameliyatlarına çalışmanız gerekir. Ameliyathanede hocalarınızın sorma ihtimali olan sorulara hazırlıklı olmak gerekir. Zaten bitirmeniz gereken bir teziniz, başarılı olmanız gereken bir yeterlilik sınavınız, hazırlamanız gereken bir konseyiniz ve mutlaka çevirmeniz gereken bir makaleniz vardır. Bunlar da eve götürdüğünüz işlerdir.

O nedenle evliyseniz çok anlayışlı bir eşiniz, evli değilseniz sizden yardım beklemeyecek bir aileniz, durumu kabullenecek bir arkadaş çevreniz olmalıdır. Bir de çevrenizdeki herkes sizi her an her yerde uyuklarken bulmaya alışmalıdır. Benim şahsen bir TV’de bir kanaldan diğerine geçerken uyuya kalmışlığım var. 

Yalnızsanız da hayat o kadar kolay değil, yemek yapmak, ütü yapmak öyle vakit bulabileceğiniz aktiviteler değil, yemek yemeye vakit bulduysanız şanslısınız demektir.
Sonra bir de gece nöbetleri var, bu devasa hastanenin karanlık ve uzun koridorlarında tek başına acile yürümek, devamlı bir hata yapıp da bir insanın hayatına mal olma korkusu, bunlar çok yıpratıcı şeyler. Bu hastanede tabi şartlarımız önceki hastaneye kıyasla çok daha iyi. Önceki hastanede tüm cerrahi branş asistanları aynı tek bir odada kalıyorduk. Yani düşünün nöbetçisiniz, geceyi 10-12 erkek asistanla aynı odada geçiriyorsunuz, 6 tane ranza vardı, kim nereyi boş bulursa oraya yatardı ve yorgunluktan olsa gerek herkes horlardı. İlk nöbet tuttuğum gece ne kadar endişelendiğimi dün gibi hatırlıyorum. Şimdi fiziki şartlar çok daha iyi, ama bu kez de asistan sayısı çok düşük, yatak kapasitemiz eski hastanenin 3 katı, asistan sayımız da neredeyse yarısı. 

Cerrahi dışında kadın olmanın zorluklarını ayrıca yaşamaktayız. 

Ameliyathanede durum nedir? Örneğin bütün gün ayakta kalmak, bedenen fazladan efor gerektiren ameliyatlara dayanmak zor olmuyor mu? Hiç ameliyattan çıkacak kadar kötüleştiğiniz oldu mu? 
Ameliyathane her şeyden önce çok soğuk bir mekandır ve soğuk olması gerekir. Siz uykunuzun en tatlı yerinde sıcak yatağınızdan kalktığınızda gittiğiniz yer o çok soğuk ameliyathanedir. Bütün gün olsa iyi eğer nöbetçi iseniz buna bazen bütün gece de eklenir. Gerçekten çok zordur, ayakta durmaktan varisleriniz oluşur, beliniz ağrır. Normal şartlarda çıkacak kadar kötü olmadım, ama tabi kendim de hastayken girdiğim bir ameliyattan çıkmak durumunda kalmıştım, hocam durumumu görüp çıkmama izin vermişti.


Ameliyat ortamındaki stres sizi nasıl etkiliyor? Nihayetinde bir hastanın hayatı ellerinizin altında ve zaman zaman sinirler geriliyor olmalı? O gerilimden siz de nasibinizi alıyor musunuz? 
Ben yapı olarak soğukkanlıyım ama gerçekten zaman zaman ameliyathanede çok gergin olduğumuz durumlar oluyor, ama ameliyatta vücudun salgıladığı adrenalin sizi ayakta ve dinç tutuyor.

Kadın olduğunuz için cerrahide size kolaylık sağlayan şeyler oluyor mu?
Yok sanmıyorum, dediğim gibi çalışma şartlarımız çok ağır, kimsenin kimseye kadın diye erkek diye farklı bir prosedür uygulayacak durumu yok. Zaten hocalarımız erkek, biz asistanlar olarak kadınız, herkes işini yapıyor. Belki hocalarımızı “Şimdi bu da bir kadının yanında söylenmez ki” demek zorunda bırakıyoruzdur, en fazla bu olabilir.

Hastaların tepkileri nasıl oluyor?
Hastaların bir kısmı çok sevinirken, takdir ve teşvik ederken, bir kısmı ise çok şaşırarak ve hatta inanamayarak tepkilerini gösteriyorlar. İlk başlarda yani bundan beş yıl önce, benim de hem yaşım hem görüntüm daha gençken polikliniğe girip “Doktor nerede” diye soranlar oluyordu, ben de “Doktor benim” deyince bir şaşkınlık durumu oluyordu tabi.

Hastalar neden kadın cerrahlara güvenmekte zorlanıyorlar?
Güvenmediklerini düşünmüyorum, özellikle kadın hastalar daha rahat ediyor.

Geriye dönüp baktığınızda ilk başladığınızdan bugüne beklentilerinizde ve duygularınızda değişiklik oldu mu? “İyi ki cerrah olmuşum” diyor musunuz? Erkek egemen bir toplulukta geçen beş yıl size neler kazandırdı, neler götürdü?
Oldu tabi, başlangıçtaki endişeli halim yok artık. “İyi ki cerrah olmuşum” diyorum, doğruyu söylemek gerekirse biz bu kliniği zamanla kadın egemen bir topluluğa çevirdik. Şaka bir yana çalışma arkadaşlarım, hocalarım bana bunu hiç hissettirmedi. Kadın cerrah olmakla ilgili hiçbir kaybım olmadı, tabi ki buradaki cerrah olarak geçirdiğim beş yıl hayatımın en zor beş yılı oldu. Ama bütün hayatım boyunca kazanacağım tecrübeden daha fazlasını da bu beş yılda kazandım diyebilirim.

Sizce cerrahi gerçekten “erkek” işi mi? Başka kadın hekimlere de cerrah olmayı önerir misiniz?
Cerrahi bir erkek işi değil, cerrahi bir ekip işi. Başka kadın hekimlere eğer severek yapacaklarsa öneririm. Her işte mutlaka böyledir ama cerrahide bu işi severek yapıyor olmak daha önemli.
Continue Reading

CERRAHİNİN “DÜNÜ BUGÜNÜ YARINI”

6.Cerrahi Araştırma Kongresi’nde “Bilimin Gelişimde Cerrahi Araştırmaların Rolü” isimli sunumu sadece Sağlık Dergisi izledi. Kongre Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kuzu, “Cerrahların araştırmacı ruhu sayesinde bilim ileri gidiyor” dedi.
Türk Cerrahi Derneği tarafından düzenlenen 6. Cerrahi Araştırma Kongresi 8-10 Aralık tarihinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirildi. Kongre Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kuzu “Bilimin Gelişimde Cerrahi Araştırmaların Rolü” isimli sunumunda şunları anlattı: “Bilimin gelişmesinde cerrahi araştırmalar her zaman öncülük etmiştir. Cerrahlar araştırmacıdır, her zaman bir sorunlu vaka ile karşılaşırlar. Sorunu çözmek için ellerinden gelen her türlü araştırmayı yapmaya gayret ederler. Geçmişte sorunlu vakalar ile karşılaşan cerrahlar bu hastaları daha iyi tedavi edebilmek için bir çok yöntemi denemek ve en iyi yolu bulmak için gayret etmişlerdir. başarılı bir cerrahi girişim için anatomik diseksiyonların yapılması, enfeksiyonların önlenmesinde ellerin yıkanması ve antiseptik cerrahinin uygulanmaya başlanması, doku iyileşmesini hızlandırmak için yara bakımının iyileştirilmesi, damar cerrahisinin gelişmesi ve ardından doku ve organ nakillerinin başlaması, organ nakilleri ile beraber doku uyum problemlerinin yaşanması ve immunoloji bilim dalının ortaya çıkması hep birbirini takip eden bilimsel gelişmelerdir.
“Ameliyatlar İmmünolojinin Doğumuna Neden Oldu”
Eskiden araştırmalarının insanlar üzerinde yapılmasına kimse izin vermiyordu. Hastaneler ve kilise buna şiddetle karşı çıkıyordu. Bu nedenle bilimsel çalışmalar önce denekler üzerinde yapılıyordu. Deneklerde başarı elde ettikten sonra ailelerin iznini alınarak, ilk kalp ameliyatı, ilk beyin ameliyatı ve ilk karın ameliyatları yapılmaya başlandı. Cerrahların araştırmacı ruhu sayesinde bilimde ileri gidiliyor.
Organ nakillerindeki gelişmede benzerdir. 19yy deneklerde organ nakilleri yapılmaya başlanmıştı. Cerrahlar deneklerden böbreği alıyorlar, başka bir hayvana takılıyorlardı. O deneklere taktıkları böbreğin bir süre sonra işlemediğini fark edince yaptıkları incelemelerde cerrahi teknik olarak her şeyin normal olduğunu fakat böbreğin çalışmadığını gözlemlediler. Bunun nedeni araştırılarak bilimi forse ettiler. Araştırmaların sonunda doku ve organ nakilleri kan ve doku uyuşmazlığın bunun nedeni. olduğunu ortaya çıkarttılar ve immünoloji böyle ortaya çıktı. Günümüzde organ ve doku nakillerinin başarı bir şeklide devam etmesinin altında geçmişte yapılan bu tip araştırmaların çok önemi vardır. Günümüzde nakil sonrası gelişen immünolojik olayları baskılamak için ilaç tedavisi kullanılmaktadır.
“Son 150 Yılda İnsan Ömrü 30 Yıl Uzadı
Dünya üzerindeki ilk atalarımızın ortalama yaşam süresi 25 yıldı. 1900’lü yılların başında ise ortalama insan ömrü 50 yıl kadardı. İlk insandan 19 . yüzyıla kadar 125 bin yıl geçmesine karşın insanoğlunun hayatı 25 yıl uzatılabilmiş. Bunu olmasının tek nedeni biraz hijyene dikkat edilmesi, içme suları ile kanalizasyonların ayrılması gibi basit önlemler. 19. yüzyılın başında insan ömrü 50 yıl iken bugün insan ömrü 80 yıl. 125.000 yılda ise insan ömrü 25 yıl uzamışken son 150 yılda insan ömrü 30 yıl uzadı. Yaşam süresinin uzamanın ana nedeni araştırmadır. Özellikle cerrahi araştırmanın önemi çok büyüktür. Karın cerrahisi, göğüs cerrahisi, kalp cerrahisi, kafa cerrahisi bunların hepsini yapan cerrahi motor güçtür. Dolayısıyla cerrahi araştırma son derece önemli.
Continue Reading

OKUMAYA DEĞER MAKALE NASIL SEÇİLİR?

Cerrahi araştırmaların ve cerrahi dergilerinde yayın kalitesini yükseltmeleri için 6. Cerrahi Araştırma Kongresi’nde ilk defa “Editörler Kursu” düzenlendi. Tüm Türkiye’den cerrahi alanda çıkan dergilerin editörlerinin katıldığı kursta Prof. Dr. Anna Marusic, “Okumaya Değer Makale Seçimi” hakkında bilgi verdi.
6. Cerrahi Araştırma Kongresi’nde ilk defa, Türkiye’de çıkan cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak için “Editörler Kursu” düzenlendi. Cerrahi araştırmaların ve cerrahi dergilerinde yayın kalitesini yükseltmeleri gerektiğini belirten Kongre Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kuzu, “Kaliteli dergiler kaliteli araştırmaları basarlar. Araştırma kalitemizi arttırmak istiyoruz. Onun içinde dergi editörlerini topladık. Tüm Türkiye’deki cerrahi alanda çıkan dergilerin editörlerini çağırdık. Prof. Dr. Anna Marusic, dergi editörlerine kurs vererek, standart kuralları anlattı. Buna ek olarak dergilerin yayın kalitelerini nasıl yükseltebilecekleri konusunda bilgi verdi. Yayın kalitesi için konulan çıtanın yükseltilmesinin önemli olduğunu ve çıta yükselirse araştırmacıların daha fazla çalışarak iyi araştırma yapmaları sağlanabileceğini vurguladı” dedi.  
“Standartlara Uyulduğunda İyi Bir Dergi Çıkartılabilir”
Kursta Hırvatistan Split Üniversitesi Anatomi Bölümünden Prof. Dr. Anna Marusic “Okumaya Değer Makale Seçimi” isimli sunumu hakkında, Sağlık Dergisi’ne şunları söyledi: “ Aslında ben küçük bir ülkeden geliyorum. Türk dergilerinin ölçeği kadar bir ölçeğe sahiptik. Ancak biz kendi ülkemizde “ Crotian Medical Journal” dergimizi geliştirmeyi başardık. Bilim toplumunun önünde gözle görünür hale getirdik. Uluslararası editörlük standartlarını ve yayın kalitesini artırmak en büyük amacımız. Meslektaşlarıma özelikle şunu söylemek istiyorum, standartlara uyulduğunda iyi bir dergi çıkartılabilir.”
“EQUATOR Network Ağında Araştırma Raporları İçin Gerekli Bilgiler Var”
EQUATOR Network ağında editörler ve yöntem geliştirme uzmanlarının bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Marusic , “Ağ içerisinde amaç araştırmaların yazılmasını ve raporlama tekniklerini iyileştirebilmek. Bu ağı herkes bir şekilde paylaşıyor. Bu ağdaki kişiler araştırmaların raporlanmasında kullanabilecekleri yayınlıyorlar. Ayrıca kılavuzlar içerisinde kurallar var. Özellikle sağlık alanında bir araştırma raporunda yer alması gereken veriler bilgiler neler ise onları kılavuzlara koyuyorlar. Bu kılavuzları kullanarak insanlar yaptıkları araştırmaları yazarken bunun kalitesini artırmış oluyorlar hem de yaptıkları bilimsel araştırmaların daha görünür olmasını sağlamış oluyorlar” dedi.
Genel Olarak Türkiye’de Dergi Çıkartmak İçin Nelere Dikkat Edilmeli?
Kursta farklı dergiler çıkartan editörlerin katıldığını söyleyen Prof. Dr. Marusic şunları söyledi: “Bu yayınlarda sağlık alanında dergi editörlerinin ayrıca bir sorumluluğu var. Dergilerde yayınlanan konular yayınlanan yazılar ya da makaleler insan sağlığını etkiliyor. O yüzden de bu dergilerin sıkı kurallara uyması gerekiyor. Yanlış bilgiler içeren bir makalenin yayınlanması sağlığı etkileyecek sonuçlar doğuracağı için ayrıca sorumlulukları da var. Bilimsel makalelerin en iyi şekilde sunulması ve sağlık hizmetleri üzerinde olumlu etkileri olabilsin diye bu kurallar uygulanıyor.
“Materyal ve Metod (Yöntem) Bölümü Makalenin Kalitesini Gösterir”
Tıp alanında çok fazla bilgi var. Bütün doktorlar klinik olarak çalışma hayatlarında bu bilgilerin hangisi işlerine yarayacak hangisi gerçekten işlerini kolaylaştıracak o kadar karışık bilgilerin içinde seçip çıkartmaları ayırt etmeleri çok zor. O yüzden de klinisyenlere yardımcı olmak için “kanıta dayalı tıp” diye bir kavram gelişmiş. Kanıta dayalı tıp ile klinikte doktorların hastaları için en doğru kararları verebilmesine yardımcı olmak mümkündür.
Doktorlar okudukları yayının kaliteli olduğunu anlayabilmesi için “o çalışmanın içinde yeterli detay var mı” bakmalı. Okuyucu nereye bakması gerektiğini bilmeli. Araştırmanın en önemli kısmı yöntem bölümüdür. Araştırma nerede yapılmış, doğru yöntem kullanılmış mı, yeterli analiz yapılmış mı, kurdukları hipotez doğru bir şeklide test edilmiş mi, bunların açıkça yazılması ve okuyucuya sunulması çok önemli. Bu nedenle okuyucuların yayın kalitesinin en iyi değerlendirebilecekleri yer makalenin yöntemlerin yazıldığı bölümü olduğunu hatırlatmak isterim” dedi.
Cerrahi Uygulamalar için Gözlem ve Vaka Serileri
Girişimsel uygulamalar için randomize kontrollü çalışmalar uygundur. Onun için kullanılan kılavuz ilkeler farklıdır. Ama cerrahi uygulamalar için ise gözlem ve vaka serileri söz konusu olabilir. O çalışmaların takip etmesi gereken ilkeler, her bir bilimsel çalışmanın türüne uygun olarak değişiklik gösteriyor. Klinisyenlerde araştırma sonuçlarını kendi klinik pratiklerinde uygulayabilecektir.
“Çıkar Çatışmasının Önüne Geçmek için Editörler İçin Önemli Kurallar Var”
Yanlı ve yanlış yayınların önüne geçebilmek için editörlere önemli görevler düşmektedir. Editörler olarak bunları bilmezsek bu makaleleri dergimizde yer verirken yanlış kararlar alabiliriz. Bütün bu kurallara kılavuz ilkelere uyarsa sonuçta ortaya çıkan şey kaliteli olacaktır. Editörlere yayınlanması için baskılar gelebiliyor, bu nedenle objektiflik için zorluk yaşanabilir. Çıkar çatışmasının önüne geçmek için editörler için önemli kurallar var.”
Continue Reading

“DEPREMDE BİNALARIN YIKILDIĞI GİBİ CERRAHLARIN YIKILMAMASI İÇİN”

8-10 Aralık 2011 tarihlerinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirilen 6.Cerrahi Araştırma Kongresi’nde bu sene tüm cerrahi branşların katılabileceği şekilde hazırlandı. “Depremde binaların yıkıldığı gibi cerrahların bilimsel alanda yıkılmaması için cerrahi araştırma metodolojilerini bilmeleri gerekiyor” diyen Prof. Dr. Ayhan Kuzu, bilimsel alt yapısı olmayan doktorların tıp literatüründeki yenilikleri, bilimsel gelişmeleri takipte sorun yaşayacaklarını ve ufak bir sarsıntıdan her an yıkılabileceklerini söyledi.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından 2 yılda bir düzenlenmekte olan,6. Cerrahi Araştırma Kongresi 8-10 Aralık tarihinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirildi. Kongre Başkanı Prof. Dr. M. Ayhan Kuzu, 560 hekimin katıldığını ve çoğunluğunu asistan hekim ve uzmanların oluşturduğunu belirtti. Bilimsel araştırma dilinin evrensel olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kuzu, “Cerrahi araştırma metotlarının her yerde evrensel dili kullanması nedeni ile bu kongrede farklı cerrahi branşlarda görev yapan genç meslektaşlarımız araştırma metotlarını öğretmeyi amaçladık. Doğru araştırma metodu kullanmadan planlanan çalışmalarda elde edilen sonuçlar bizleri yanlış sonuçlara yönlendirecektir. Dolayısıyla iyi bir bilim adamı olmak için iyi bir gözlemci olmamız ve doğru metotları kullanarak bilimsel çalışmaları yapmamız gerekiyor. Yaptığınız araştırmayı da dürüstçe rapor etmeniz bunun en önemli parçasıdır. Doğru metotları kullanmadan yapılan çalışmaların yanış sonuçları daha sonra yapılan diğer çalışmalar ile ortaya çıkar. Bilim camiası tarafından yaptığınız yanlış araştırma sonuçları yüzünüze vurulur. Bu nedenle araştırmalar titizlikle planlanmalıdır. Bu kongrede de ana amaç asistanlara ve uzmanlara bilimsel bir makalenin nasıl analiz edilmesi gerektiği üzerinde de duruldu. Mezun olan uzman hekimlerin tıbbı literatürü takip etmesi çok önemlidir. Böylece yeniliklerden haberdar olarak meslek yaşamlarını devam ettirebilirler ve güncel gelişmelerden geri kalmazlar. Bunun için bilimsel makalelerin kendi konularında yayınlanan tıp dergilerinden takip edilmesi çok önemlidir. Fakat bu dergilerde yayınlanan çok sayıda makaleden hangisi iyi bir makale hangisi yararlı bunu anlamak için makalenin okuyucu tarafından iyi bir şeklide analiz edilmesi gerekir. Dergilerde yayınlanan ve kongrelerde sunulan bilimsel çalışmaların doğru bir şekilde analiz edilmesi için bu kongrede genç meslektaşlarımız bilgi aktarımında bulunduk. Bilimsel dergide yazan araştırmalar iyi araştırma mı kötü araştırma mı? Bu yeniliklerden “yararlanabilir miyim, yaralanamaz mıyım?” Hekimlerin tıp dergilerini takip edebilmesi için araştırmayı bilmesi gerekiyor. Bilimsel çalışmaların anlatımını anlayabilmemiz için araştırmanın metodunu bilinmesi gerekir” dedi.

“Depremde Binaların Yıkıldığı gibi Cerrahların Yıkılmaması İçin …”

“Depremde binaların yıkıldığı gibi cerrahların bilimsel anlamda yıkılmaması için araştırmaları bilmeleri gerekiyor” diyen Prof. Dr. Kuzu, alt yapısı olmayan doktorların ufak bir sarsıntıdan her an yıkılabileceklerini söyledi. Bu yıl ki Cerrahi Araştırma Kongresi’ne genel cerrahi asistanlarının yanı sıra 100’den fazla farklı branştan hekimlerin katıldığını dile getiren Prof. Dr. Kuzu, bu branşlar arasında anestezyoloji, kadın doğum, göz, çocuk cerrahisi, üroloji, kalp damar cerrahisi, kulak burun boğaz bilim dallarından da asistan ve uzmanların yer aldığını kaydetti.

Editörler Kursu

Prof. Dr. Kuzu şunları söyledi: “Bu kongrede ilk defa, Türkiye’de çıkan cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak için “Editörler Kursu” düzenlendi. Gerek Türk Cerrahi Derneği’nin çıkardığı Ulusal Cerrahi Dergisi gerekse diğer cerrahi branşlarda çıkan cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak büyük önem taşıyor. Böylelikle ülkemizde çıkan tüm cerrahi dergilerin bilimsel çıtasını daha da yükselterek genç araştırmacılarımıza daha iyi bir gelecek hazırlamayı hedefliyoruz.”

4 Ayrı Dalda Ödül Töreni Düzenlendi

Cerrahi alanında yapılan özgün klinik ve deneysel çalışmaların sayısını ve kalitesini arttırmak için bildiri sunumlarını özendirmek amacıyla Türk Cerrahi Derneği, klinik ve deneysel çalışmaları ödüllendirildi. . Bu ödüller şöyle;

1- Klinik Araştırma Sözlü Bildiri Ödülleri :

2- Deneysel Araştırma Sözlü Bildiri Ödülleri :

3- En İyi Poster Sunum Ödülü :

4- Yayımlanmış En İyi Makale Ödülü :


Continue Reading

CERRAHLAR “İNSAN GENOM PROJESİNİ” ELE ALACAK

8-10 Aralık 2011 tarihlerinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirilecek olan 6.Cerrahi Araştırma Kongresi’nde insan genom projesi ve sağlık çalışanlarını yakından ilgilendiren performans sistemi ve Tam Gün yasasının bilimsel çalışmalara etkisi ele alınacak.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından 2 yılda bir düzenlenmekte olan, 6.Cerrahi Araştırma Kongresi 8-10 Aralık 2011 tarihlerinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirilecek. Tüm cerrahi branşları kapsayacak olan kurslar asistan ve uzmanlar katılabilecek. Kongre sırasında tüm bilim adamlarını ilgilendiren iki konu ele alınacak. Kongre Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kuzu şunları söyledi: “İnsan genom projesi” ve bu projenin insan sağlığı üzerine etkileri detaylı bir şeklide konuşulacak. Bilimsel araştırmalarda insan genom projesinin yeri, koruyucu hekimlikteki önemi ve cerrahi araştırmalardaki boyutu konuşmacılar tarafından cerrahi bilim dünyasına aktarılacak.

Cerrahlar ile Bakanlık Yetkilileri Görüşecek
Kongrede ek olarak son günlerde sağlık çalışanlarını yakından ilgilendiren performans uygulamaları, Tam Gün yasası ve bilimsel çalışmalar üzerindeki etkileri detaylı olarak Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile bir forumda konuşulacak.
Ülkemizde genel cerrahi çatısı altında çalışan meslektaşlarımızı bilim dünyasındaki gelişmelerden haberdar etmek, bu yeniliklerin uygulama alanındaki yerlerini tartışmak ve bilimsel çalışmaların metodolojilerini öğretiliyor. Ayrıca araştırma metodolojileri, makale yazım teknikleri, etkili sunum yöntemleri, tez hazırlanmasında dikkat edilmesi gereken aşamalar, etik kurallar ve iyi klinik uygulamaları öğretilecek.

“Editörler Kursu”
Bu kongrede ilk defa, Türkiye’de çıkan cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak için “Editörler Kursu” düzenlenecek. Gerek TCD’nin çıkardığı Ulusal Cerrahi Dergisi gerekse sizlerin çıkardığı cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak büyük önem taşıyor. Böylelikle ülkemizde çıkan tüm cerrahi dergilerin bilimsel çıtasını daha da yükselterek genç araştırmacılarımıza daha iyi bir gelecek hazırlamayı hedefliyoruz.

Tüm cerrahi bilimler çatısı altında çalışan asistan, uzman ve genç araştırmacıların kongreden yararlanacaklarına inanmaktayız.”

Kongrenin web sitesi:

Continue Reading

TÜM CERRAHLAR BU KONGREDE

8-10 Aralık 2011 tarihlerinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirilecek olan 6.Cerrahi Araştırma Kongresi’nde bu sene tüm cerrahi branşların katılabileceği şekilde hazırlandı. Ayrıca Kongrede ilk defa, Türkiye’de çıkan cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak için “Editörler Kursu” düzenlenecek.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından 2 yılda bir düzenlenmekte olan, 6.Cerrahi Araştırma Kongresi 8-10 Aralık 2011 tarihlerinde Ankara Sheraton Otel’de gerçekleştirilecek. Tüm cerrahi branşları kapsayacak olan kurslar asistan ve uzmanlar katılabilecek.
Toplantının amacını açıklayan 6.Cerrahi Araştırma Kongresi Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kuzu şunları söyledi: “Bu toplantıda cerrahi alanındaki bilimsel gelişmelerin gerek araştırmacılar, gerekse konunun uzmanları tarafından sunuluyor. Ülkemizde genel cerrahi çatısı altında çalışan meslektaşlarımızı bilim dünyasındaki gelişmelerden haberdar etmek, bu yeniliklerin uygulama alanındaki yerlerini tartışmak ve bilimsel çalışmaların metodolojilerini öğretiliyor. Ayrıca araştırma metodolojileri, makale yazım teknikleri, etkili sunum yöntemleri, tez hazırlanmasında dikkat edilmesi gereken aşamalar, etik kurallar ve iyi klinik uygulamaları öğretilecek.

“Editörler Kursu”
Bu kongrede ilk defa, Türkiye’de çıkan cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak için “Editörler Kursu” düzenlenecek. Gerek TCD’nin çıkardığı Ulusal Cerrahi Dergisi gerekse sizlerin çıkardığı cerrahi dergilerin yayın kalitesini arttırmak büyük önem taşıyor. Böylelikle ülkemizde çıkan tüm cerrahi dergilerin bilimsel çıtasını daha da yükselterek genç araştırmacılarımıza daha iyi bir gelecek hazırlamayı hedefliyoruz.

Cerrahi Branşların Araştırma Kalitesi Yükselecek
Tüm cerrahi branşlara eğitim verilecek araştırma kalitesi yükseltilecek kongre düzenlenecek. Diğer kongrelerden farklı olarak bu sene genel cerrahi tüm cerrahi branşları içine alarak farklı bir kongre düzenliyor. Cerrahi branş asistanlarına verilecek olan eğitim sayesinde hekimler, teorik bilginin yanı sıra el becerilerini geliştirecekler. Kongre kapsamında ilk defa kliniklerde yapılan işlemler yerinde anlatılacak.

Sizde Çalışmanızla Katılın Ödül Alın
Cerrahi alanında yapılan özgün klinik ve deneysel çalışmaların sayısını ve kalitesini arttırmak için bildiri sunumlarını özendirmek amacıyla Türk Cerrahi Derneği, klinik ve deneysel çalışmaları ödüllendiriliyor. Bu ödüller şöyle;
1- Klinik Araştırma Sözlü Bildiri Ödülleri
2- Deneysel Araştırma Sözlü Bildiri Ödülleri
3- En İyi Poster Sunum Ödülü
4- Yayımlanmış En İyi Makale Ödülü ,2010-2011 yıllarında uluslararası dergilerde yayımlanmış makaleler değerlendirmeye alınacak.
Ödüller ile ilgili bilgi www.cerrahiarastirma2011.org adresinde yer alıyor.”.

Continue Reading

“TÜRKİYE’NİN MEME KANSERİ İLE İLGİLİ VERİ HARİTASINI RETROSPEKTİF ÇALIŞMALAR BELİRLEYECEK”

Meme ve endokrin hastalıkları alanında yapılan retrospektif (geriye doğru yapılmış) çalışmalar hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi veren Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme ve Endokrin Cerrahisi Ünitesi direktörü Prof. Dr. M. Bahadır Güllüoğlu, “Türkiye’nin meme kanseri ile ilgili veri haritasını retrospektif çalışmalar belirleyecek” dedi.

Meme ve endokrin cerrahisi üzerine bilgi veren Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme ve Endokrin Cerrahisi Ünitesi direktörü Prof. Dr. M. Bahadır Güllüoğlu, klinik olarak uğraşı gösterdiği iki branşta da eğitim, araştırma ve hizmet olmak üzere üç ayrı amaca yönelik çalıştıklarını kaydetti. Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu’nun, ‘Meme Kanseri için Ulusal Harita’ oluşturmaya çalıştığını belirten Prof. Dr. Güllüoğlu, 17 bin hastanın verilerinin hali hazırda Federasyonun veri tabanı içerisinde kayıtlı olduğunu ve 2-3 yıla kadar bu sayının 30 bine ulaşabileceğini söyledi. “Bu şekilde Türkiye’nin meme kanseri ile ilgili veri haritasını retrospektif çalışmalar belirleyecek” diyen Prof. Dr. Güllüoğlu, bu alanda yapılan çok sayıda çalışma olduğunu kaydetti.

70 yaş ve üzeri hastalarda standart dışı bölgesel tedavinin sağ kalıma etkisi
Prof. Dr. Güllüoğlu, meme ve endokrin cerrahisi alanında çok sayıda çalışmanın halen ülkemizde birçok merkezde yürütüldüğünü dile getirerek, “9 üniversite ve eğitim araştırma hastanesinin bir araya gelerek kendi kliniklerinde gerçekleştirmiş oldukları meme kanseri cerrahisi sonuçlarının analizi yapıldı. Bu retrospektif (geriye doğru yapılmış) bir çalışma olup, 350 hastanın verileri üzerinden gerçekleştirildi. Çalışmaya göre 70 yaş ve üstü erken evre meme kanserli hastalarda standart dışı bölgesel tedavinin sağ kalıma etkisi araştırıldı. YAMEKA 09SDLT kodlu Yaşlı Meme Kanseri Hastalarında Standart Dışı Lokal Tedavi başlıklı çalışmada 70 yaş üzerindeki yaşlı hastaların bir kısmında standart dışı agresif olmayan tedavi şekillerinin uygulanmasının hastalarda bir dezavantaj yaratmadığı sonucuna vardık. Eksik tedavi yapmak bu hasta grubunda genel olarak daha kötü sonuçlara yol açmıyor. Çünkü genellikle standart dışı tedavi verilen hastalar, ek hastalıkları olanlar ve standart tedavi uygulandığında bu ağır tedavilerin yan etkilerden dolayı hastada ciddi komplikasyon oluşabiliyor. Bu hastalarda mümkün olduğunca daha küçük ameliyatlar yaparak ya da bazı ekstra tedavileri vermeyerek olabildiğince zarar vermemeye dikkat ediliyor. Ancak bu çalışma çok dikkatli yorumlanmalı çünkü, retrospektif (geriye doğru yapılmış) bir çalışma. Yüksek kanıt seviyesine sahip bir çalışma değil. Bu elde ettiğimiz sonuçların prospektif (ileriye dönük) ve hastaların randomize (rastlantısal) olarak iki gruba ayırıldığı çalışmalar ile onaylanması gerekir” dedi.


“Nöbetçi Lenf Nodu Biyopsisi Yapılan Hastalarda Başka Lenf Nodlarına Sıçrama Yüzde 50 Oranında”
Koltuk altında bulunan Nöbetçi Lenf Nodu biyopsisi yapılan hastalarda eğer bir sıçrama saptandıysa bu hastalarda geride kalan koltuk altındaki çıkarılmayan lenf nodlarında sıçrama olup olmadığını tahmin ettirebilecek bir model üzerinde çalışma yürütüldüğünün bilgisini veren Prof. Dr. Güllüoğlu şunları kaydetti: “15 klinikte hastalar üzerinden retrospektif bir çalışma yürütüldü. Burada da net bir veri elde edemedik. Diğer lenf noduna sıçrama var mı diye bir ideal hesaplama yöntemi şu ana kadar ortaya konmadı. Çünkü ilk lenf nodu olan bekçi düğüme sıçraması olan kadınların yüzde 50’sinde diğer lenf nodlarında sıçrama saptanmıyor. Bu durumda acaba bu yüzde 50 oranındaki hasta gereksiz koltukaltı ameliyatından kurtarılabilir mi diye bu çalışma Türkiye’de ilk kez yürütüldü. Çalışmanın sonucunda bu durumu kullandığımız Türkiye’ye has modelle yüzde 50 isabetle tahmin edebildiğimizi gördük.”

Nodüler Guatrın Cerrahi Tedavisinde Tiroidin Sadece Tek Tarafını Çıkartmakla Bir Dezavantaj Yaratıyor muyuz?
300 hastada tiroid cerrahisi üzerinde yapılan bir araştırma hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Prof. Dr. Güllüoğlu şunları söyledi: “Çalışma ‘Nodüler Guatrın Cerrahi Tedavisinde Tiroidin Sadece Tek Tarafını Çıkartmakla Bir Dezavantaj Yaratıyor muyuz?’ üzerinde duruldu. 9 merkezde yapılan çalışma sonucunda yaklaşık olarak hastaların 3’te birinde bırakılan tiroid tarafında ya tekrar nodül ya da geride bırakılanlarda büyüme olduğunu saptandı. Ancak yüzde 33 oranında nükse rağmen bu hastaların sadece yüzde 2’sinde ikinci bir ameliyat ihtiyacı ortaya çıktığı görüldü. 2.5 yıllık sonuçlarını açıkladığımız bu çalışmanın takip süreci henüz devam ediyor. Uzun vadeli sonuçları bize daha fazla ışık tutacaktır.”

“Paratiroid Cerrahisi Konusundaki Çalışma Türkiye’de Bir İlk Olma Özelliği Taşıyor”
Uludağ Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültelerinin ortak bir projesi ile 25 merkezin hiperparatiroidi hastalıkları verilerinin toplandığını bildiren Prof. Dr. Güllüoğlu, “Çalışmada Türkiye’de hiperparatiroidinin tedavisi için yapılan cerrahinin tipi, yeterliliği, hastalığın klinik olarak görülme şekli ile ilgili bir anket çalışması gerçekleştirildi. Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan çalışmada tamamen tanımlayıcı bir sonuç elde etmek hedeflendi. Amaç 25 merkezden elde edilen sonuçları alıp Türkiye’de bu konuda bir veri tabanı oluşturabilmeyi başarmak. Bu hastalıkla ilgili mücadelede ya da tanı girişimlerinde yapılan cerrahide bir eksiklik var mı, dünyadaki görünümü ve şekli ile bizdeki arasında fark varsa biz farklı bir strateji izlemeli miyiz?, bunu görmek için bu çalışma yürütüldü. Çalışmada görüldü ki bizdeki hastalığın özellikleri gelişmiş Batı ülkelerine göre çok da farklı değil” şeklinde konuştu.

Continue Reading