NİTELİKLİ GAZETECİLER TOPLUM İÇİN NEDEN GEREKLİDİR?

Toplum bilincinin artması, nitelikli gazetecilerin olmasıyla artış gösterir. Sade ve güvenilir bilgiler, gerçek uzmanlar tarafından halka ulaştırılır. Ulaştırmanın ötesinde görevleri olan araştırmacı gazetecilik mesleği bu nedenle en onurlu mesleklerdendir. Etik ilkelerin ışığında, insanların hayatını şekillendirir. 

Geleneksel medyanın cazibesi, gazetecileri yeni medyaya karşı bir tutumda davranmalarına neden olsa da çağın hızına uyum sağlayıp, yine başrolde yerlerini aldılar. Gazetecilere, her gün birçok haber akışı olur. Bunların içlerinden önemsiz, belirsiz olanları yani haber değeri taşımayanları elerler. 

Özel televizyonların olmadığı 1979 yıllarında Hans Heigert, Süddeutsche gazetesindeki yazısı günümüzdeki durumu da özetliyor, yazılı basındaki özensiz gazetecilik ve haber programlarında birbirinden kopuk düşüncelerin laf salatası gibi düzensiz şekilde iletilmesi durumundan yakınıp şunları söylüyor: “Bu seni önce sinirlendirir, sonra öfkendirir, daha sonra da etkisizleştirir ve nihayeti öyle vurdumduymazlaştırır ki, ne aktarılırsa aktarılsın her şeye razı olursun.” 

Gazetecinin görevlerinden biri günümüzde, bilgi selinin içinde süzgeç görevi görerek veri çöplüğünden arındırmasıdır. Nitelikli gazeteci, olayları değerlendirip, yorumlayıp açıklığa kavuşturur. 

Çalışma disiplinine sahip gazetecilerin, “bugün keyifsizim” deme lüksleri yoktur. İnsanları konuşturmak için özgüven sahibidirler. Çünkü, bilmedikleri yerlerde tanımadıkları insanları konuşturmak kolay iş değildir. 

Gazeteciler hızlı düşünür, hızlı iş yaparlar. Bir süre sonra neden aceleci davrandığımız sorulur çevremizden, çünkü bu bir yaşam şeklidir. 

Gazeteciler, öğrenme çılgınlarıdır. Öğrenmeyi severler, merak ederler, soru sormaktan bıkmazlar. Öğrenmek istedikleri bilgi için mücadeleci bir yapıları vardır. 

Gazetecinin seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok olur. Yani  nitelikli gazeteci, cahil diplomalılar, uzman gibi dolaşanlar, yalan haber yayanlar ve insanları kandıranların karşısında durmaktan çekinmez. Sadece hatayı sezebilen gazeteciler, gerçekleri keşfedebilir. 

İyi gazeteciliğin formülünü Wolf Schneider ve Paul-Josef Raue şöyle ifade ediyor:

İyi gazetecilik = yetenek + karakter + ansiklopedik bilgi  + mesleki bilgi 


Gazeteciler, haber alanlarına göre belli bir birikime sahip olmalıdır.  Mesela, kültür sanat alanında çalışıyorsa, temel düzeyde bu alanla ilgili bilgisi olmalı. Bilim  ve sağlık konularında yazıyorsa da, araştırma yöntemlerini, bilimsel yöntemlerle çalışmayı, bağlantılar kurabilmeyi ve öğrendiklerini yorumlayabilmeyi bilmelidir. 

Gazeteci aynı zamanda kitap kurdudur. Birçok farklı konuda kitap okur. Ayrıca gazetecilerin blogları olmalıdır. Sosyal medyayı kullanmakla kalmayıp, iyi şekilde yönetebilmelidir. Genel kültür bilgilerinin yüksek olması için, zaman zaman farklı etkinlikler ve çalıştaylar düzenlenmelidir. 

Öğrenmek, şüphe ile yaklaşmak ve bildiklerini paylaşarak, toplumda medya okuryazarlığı bilincini aşılayanlar nitelikli gazetecilerdir. Nitelikli gazetecilik, hayatın daha güzel olmasını sağlar. Gazeteci, süzgeç görevi görerek veri çöplüğünden bilgi arındırır.

Continue Reading

“DOĞAL” SAĞLIKLI MIDIR?

Sağlık haberlerine baktığımızda hep, doğal kelimesini görürüz. Doğal, sağlıklı  demek değildir. Pazarlama taktiği olarak en sık kullanılan kelimelerden biri de yine, “doğal”dır. Peki doğal olunca bize iyi mi geliyor?

Doğal olup, insan hayatına mal olabilecek çok fazla ürün var. Toksinlerin de doğal olduğunu biliyor musunuz?

Biyolojik ve kimyasal silah olarak toksinler” başlıklı makaleden alıntı yaparak detaylandırayım: 

“Bitkiler, bakteriler, mantarlar, algler ve bazı hayvanların ürettiği, diğer canlı organizmalara zararlı etkisi bulunan maddelere Toksin adı verilmektedir.

Üretildikleri yer bakımından biyolojik, yapıları bakımından kimyasal olarak değerlendirilebilen Toksinler, etkileri keşfedildiğinden itibaren potansiyel bir silah adayı olmuşlardır. Geçmişe bakıldığında özellikle suikast amacıyla kullanımları yaygın olarak görülmektedir.

Geçmişe bakıldığında özellikle suikast amacıyla kullanımı yaygın olarak görülmektedir. Abrin ve Risin bitkisel, Botulinum toksinleri, Enterotoksin B ve Şiga toksin bakteriyel, Saksitoksin, Anatoksin ve Tetradotoksin deniz kökenli, Batrakotoksin hayvansal, T-2 en çok bilinen fungal toksinlerdir. Özellikle risin, abrin, botilinum toksin ve T-2düşük dozlarda bile ölümcül olabilmektedirler.

Ricinus communis tohumlarından elde edilen risinin medyan ölümcül dozu (LD50), inhalasyonda ve enjeksiyonda kilogram başına 22 μg (ortalama 1.78 mg). Abrus precatorius bitkisinden elde edilen abrin ise risinden çok daha toksik olan bir bitkisel toksindir. Kilogram başına 3.3 μg abrinin inhalasyonu insan için ölümcüldür. Bir protein ve nörotoksin olan botulinum toksin, Clostridium botulinum bakterisi tarafından üretilir.  

Özellikle bitkiler başta olmak üzere, bakteriler, mantarlar, algler ve bazı hayvanların ürettiği maddelerdir. Bu maddeler üretildikleri yer bakımından biyolojik, yapıları bakımından kimyasal olarak değerlendirilebilirler.”  * 

“Her madde zehirdir. Zehir olmayan madde yoktur; zehir ile ilacı ayıran dozdur.”   Modern toksikolojinin kurucusu Paracelsus’ un söylediği gibi, her doğal olan sağlıklı demek değildir. Kimi zaman doğal olsa da dozu ölümcül olabilir. 
Continue Reading

BU KEZ ELMAYI YEMEYİN!

Çocukken hep masallar anlatılırdı bize, içlerinde kötülerin türlü çeşitli oyunlar oynayıp, sonunda iyilerin kazandığı mutlu sonlarla biten. 

Kötüler, türlü çeşitli şekilde karşımıza çıkardı. Kimisinde Sindrella’nın üvey annesi ve kız kardeşleri gibi kendilerini belli eder, kimilerinde ise Pamuk Prenses’in  üvey annesi gibi kılık değiştiren türden. 

Pamuk Prenses’in kılık değiştiren üvey annesi, zehiri parlak, canlı ve kırmızı bir elma ile sunar. Elmanın ışıltısı, sepette duruşu, doğal ve sade oluşu Prensesi etkiler ve alır eline, bir ısırıkla derin uykuya dalardı. 

Kılık değiştirmek aslında aynen Kırmızı Başlıklı Kız masalından da hatırlayacağımız gibi, büyük annesi yerine geçen kurt, kötülerin şekil değiştirip sevimli bir hale bürünmesi ile yapılanları anlatır bizlere. 

Peki bu kostümlü kötülük aslında gözler önündeyken,  dünyayı nasıl iyilik kurtaracak?

Masallarda sunulan elma, günümüzde de sağlıkla ilgili bir simge gibi kullanılıyor. Yani sağlıklı yaşam adı altında kostüm giymiş cadıların sunduğu elmaları yiyor insanlar. 

Eğitimi, bilgisi ve yeterliliği olmayan medyada görünen bazı kişiler sağlıklı yaşamı, beslenmeyi ve psikolojiyi anlatmaya kalkıyor. 

Maalesef insanlar da aynı masallarda olduğu gibi elmadan hiç düşünmeden kocaman bir ısırık alıveriyorlar. Ne olacak ki, doğal diyorlar içine zerk edilen zehiri düşünmeden, derin uykuya dalıyorlar. Ancak bu kez masalda değil, gerçek hayatta sağlıklarından olabiliyorlar. 

Masaldaki yedi cüceler, gelip prensesi kurtarıp uykudan uyandırması için prensi beklediği fanusa alsa da gerçek hayatta, hastanede tedavi sürecinde belki de sevdiklerimizin bizim başımızda nasıl hüzünlenebileceğini düşünmüyoruz. 

Artık bu kez  elmayı yemeyin. 

Sağlığınız için, sevdikleriniz için, bilinçli bir toplum için bu kılık değiştirmiş kurtların ve cadıların oyunlarına gelmeyin! 

Masallar çocukken, uyumak için  anlatılsa da, aslında uyandırmak içindir tüm çabalar. Hayatımızda asıl korunmamız gereken, aynı masallardaki gibi, bize sepette elma sunan kılık değiştirmiş çıkarcı insanlardır.

Sağlık her şeyden daha değerli, eğitimi olmayan, sertifikalarla ortada dolaşan bu sözde uzmanlardan uzak durmak çok önemli. 

Türlü çeşitli uydurulan diyetler, bilmedikleri karışımlar, spor yapıyoruz diye başkasından eğitim aldığı halde size eğitim satanlar, beslenmeden anlamayıp sağlıklı beslenmeyi anlatmaya kalkanlar, yani önce diplomalarına bakın, sonra da bilimsel çalışmalarına, daha da bitmedi araştırmaya ve şüphe etmeye devam edin. Çünkü, diplomada tek başına güven vermesin size, mutlaka şüphe ile yaklaşın. Branşı dışında bilgi verenlere karşı da ayrıca kendinizi koruyun. 

Sağlıklı yaşam bilinci oluşturmak için çocuklarınızdan başlayıp, bu farkındalığı oluşturmak için kendinizi ve sevdiklerinizi bu kötü niyetli kişilerden koruyun. 

Elmadan ısırık almadan önce bu işin birilerinin önerisi, reklamı ve çıkarı için olup olmadığını iyice araştırıp öyle karar verin. 

Siz geleceksiniz, sağlıklı gelecek için bu bilinci çevrenize de yayın. Gerçek elmayı sağlıklı şekilde ısırmak, sizin elinizde …

Continue Reading

SHERLOCK HOLMES ASLINDA BİR DOKTOR MUYDU?

Herkesin bir hikayesi vardır hayatta ve insanlar hikayelerden ilham alırlar. İşte bu hikayeler bazen hayatımızı öyle değiştirir ki, bir bakmışız hayatımızın merkezine oturuvermiş. 

TEDX Bahçeşehir University konuşmamda neden Sherlock Holmes kurgusu üzerinden gittiğim birkaç kez soruldu. Cevaba hazırsanız kemerlerinizi bağlayın zamanda yolculuk yapacağız. 

Sherlock Holmes’un yazarı Sir Arthur Conan Doyle’un Edinburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduğu 1881 yılına gidiyoruz.  

Mezun olduktan sonra bir gemide göz doktoru olarak çalışan Doyle, daha sonra Plymouth kentinde kendi muayenehanesini açtı. Ancak hasta gelmeyince öykü ve hikayeler yazmaya başladı. 

Doyle, efsane karakteri Sherlock Holmes’u oluştururken üniversitesindeki profesörlerinden Dr. Joseph Bell’den esinlendi. Bunun nedeni Dr. Bell’in dahiyane akıl yürütme becerisiydi. Hastalıkları teşhis ederken kullandığı yöntemler, bir dedektifin kullanabileceklerine oldukça yakındı.  

Profesör Bell, insanları öyle incelerdi ki, bir hastanın hikayesini bilmeden hem hastalığı hem geçmişiyle ilgili tespitlerde bulunabilirdi. 

Doyle de hikayelerinde bir davanın sonundan başına bir yol çizmekle ünlü bir yazardı ve “Holmes yöntemi” adını verdiği metotla kendisi de cinayetleri çözmeye çalışıyordu. Hatta Oscar Slater davasını bu şekilde çözmüştü. 

En Ünlü Dedektif 
Arthur Conan Doyle, ilk Sherlock Holmes kitabı olan Kızıl İpucu’nu 1886’da yazdı. Pipo, avcı şapkası, büyüteç, pelerinli pardösüsü ile tanınan Sherlock Holmes’un evi İngiltere’de Baker Sokak 221B‘deydi. Çok dikkatli bir iz sürücü olan Holmes, el yazılarının kişiye özgü olduğunu biliyordu. Ayak izlerinde de uzmandı. İyi bir dövüşçüydü. Boks ve eskrim eğitimi almıştı. Bazen adaleti kendi sağlamayı seçerdi. Pek duygusal değildi. Ayrıca kâğıt, mürekkep, mühür ve pulların ayırıcı özelliklerini tanıyordu. Çok güzel keman çalıyor; operaya, baleye gidiyordu. 

Holmes, “İmkânsızları elediğinde elinde kalan ne kadar mümkün değil gibi gözükse de gerçek olmak zorundadır!” düşüncesini savunuyordu. 

Fazlasıyla pozitivistti. Neden-sonuç ilişkilerini mükemmel yorumlar ve bilimsel delillere dayalı sonuçlar çıkarırdı.  Aynı renk mürekkeple yazılanların, farklı zamanlarda kaleme alındığını saptamak veya bir harfin biçimine bakarak yazanın milliyetini saptamak onun için çok kolaydı.

Sherlock Holmes bilimsel verileri analiz ederek cinayetleri rasyonel bakış açısı ile çözüyordu. 

Çıkarım Bilimi 
Sherlock Holmes’un kullandığı “Tümdengelim” yönteminde, sorduğu soruların cevaplarının birbiriyle tutarlı bir bütün oluşturmasına dikkat eder; bunun yanı sıra kendi kendine yaptığı laboratuvar araştırmaları sonucunda elde ettiği bilgileri tekil olaylara uygular ve sonuca ulaşırdı. Elindeki ipuçlarından anlamlı bir bütüne ulaşmaya çalışırdı. “Tümdengelim” yöntemini ayrıca ele almayı planlıyorum. 

Kitap ve Çizgi Roman
“Sherlock Holmes El Kitabı” isimli kitabı okuduğunuzda anlattığım birçok bilginin detayına ulaşabilirsiniz. Dörtlerin İmzası, Kızıl Dosya ve  Korku Vadisi isimli çizgi romanları okumanızı tavsiye ederim. Bakış açınız ve olayları ele alış biçiniz değiştirecektir. 

Filmler ve Diziler
Sherlock Holmes sadece kitap değil aynı zamanda dizi ve filmlerde de hayatımıza girdi. Elemantry ve Sherlock dizileri kesin şekilde ele alırken, Dr. House dizisinin esin kaynağı olmuştu. Bir başka dedektif Monk da bunlardan biriydi. 

200 filmle rekor kıran Holmes, sinemaya defalarca uyarlandı veya esin kaynağı oldu. Sherlock Holmes, filmlerde en çok canlandırılan karakter olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Yaklaşık 75 oyuncu tarafından 200’ün üzerinde filmde canlandırıldı. 

Belgesel ve Müze
Sherlock Holmes ile ilgili birçok belgesel çekilirken onlardan biri de “Kentler ve Gölgeler”di.  Edinburgh – Sir Arthur Conan Doyle ismiyle yayınlanan belgesel izlemeye değer nitelikte. Hem Doyle hem de Holmes hakkında bilgiler edinirken, Edinburgh sokaklarında keyifli bir gezi imkanı sunuyor. 

Belgeseli çekilen Holmes, romanda Baker Sokak 221 B adresinde oturuyor. Londra’da bulunan Sherlock Holmes Müzesi çok büyük bir üne sahip. Ayrıca Edinburgh’ta bulunan Cerrahlar Birliği Müzesi ( The Royal College of Surgeons)’nde bir katı Sherlock Holmes’un anısına ayrılmış.  Burada Arthur Conan Doyle ve Dr. Joseph Bell arasındaki yazışmalar ve kullandıkları eşyalar sergileniyor. Hatta Doyle, Bell’e yazdığı bir mektupta şöyle söylüyor: “Eğer siz olmasaydınız, Sherlock Holmes karakteri olmazdı.” 

Sizler de Sağlığın Dedektifi Olmak İster misiniz?
Gerçek Sherlock Holmes’un, Dr. Bell olduğu birçok kaynakta karşımıza çıkıyor.  Arthur Conan Doyle’un öğretmeninden fazlasıyla etkilendiği 1892 tarihli bir mektupta şu satırlarla daha da belirginleşiyor: “Holmes’un analitik çalışmasının, sizin hasta servislerinde yaptıklarınızın abartılmadan aktarılması olduğunu düşünüyorum. Öğrettiğinizi duyduğum çatışma, sonuç çıkarma ve inceleme yöntemlerinin çevresinde, işleri gittiği yere kadar – bazen daha da fazla – zorlamaya çalışan bir adam bina etmeye çalıştım.”

Sağlık alanında özellikle Sherlock Holmes gibi, “Çıkarım Bilimi”ni uygulamakta fayda var. Bu şekilde gerçekleri öğrenip daha sağlıklı ve mutlu yaşamak mümkün.  

Continue Reading

TAKLİT ETMEYİN, ÖZGÜN OLUN!

Günümüz insanları düşünmek, gözlem yapmak, sorgulamak ve çözüm yolları aramak gibi üretmenin güzelliği yerine yapılan işleri taklit etmeyi seçiyor. 

Peki, taklit edince ne oluyor?

Öncelikle orijinal çantaların yerine kullanılan taklit çanta kadar değeri oluyor. Taklit edenin değeri yoktur. 

Bir şey orijinalse kıymetlidir. Ve ne kadar çok taklit edeni olursa o kadar eşsiz ve değerlidir. 

Neden taklit konusuna değindiğime gelecek olursam, bilim insanları geçmişte çok büyük başarılara imza atmış. Günümüzde çalışmalar son hızda devam ederken, gelecek ile ilgili inanılmaz projeler konuşuluyorken biz ne yapıyoruz? 

Hemen söyleyeyim, üretileni ürünleri en hızlı şekilde alıp, kullanma konusunda yarışıyoruz. 

Hatta öyle ki üretenden daha çok ürünü sahipleniyoruz. Firma sahibi edasıyla içimizdeki özgüven eksikliğinin etkisiyle sosyal medyada paylaşım rekorları kırıyoruz. 

Bilime, teknolojiye ve sanata basite indirgemek için bakıyoruz. 

Üretilen ürünler yerel kalmaktan öteye gidemiyor. Üretince tüm dünyayı ayağa kaldırmayı hedeflemiyoruz. Hatta kurulan hayaller paylaşılmışsa kesin demoralize edecek sözlerle duvarlar örenler oluyor. 

Birde birileri yükseliyorsa hemen ayağının altına muz kabuğunu yerleştiriyoruz. Üretip, çalışıp bir yerlere gelmesin diye uğraşıyoruz. 

Yardımlaşma, destek olma, saygı duyma, örnek almanın yerini;
Taş koyma, yolunu tıkama, kıskançlık, taklit etme aldı. 

Bu kafaların değişmesi şart! 

İnsanlar bulundukları ortamın psikolojisine alışır. Ancak, önemli olan nokta çalışmalarına engel olacak insanlarla arana duvarları örmektir. 

Sağır kurbağa hikayesini biliyor musunuz?

Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemiş. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış. 

Seyirciler yarışmacıların hiçbirinin kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: “Zavallılar! Hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. 

Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış.

Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ancak yarışmada kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadeleye devam ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. 
Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş: 
“Bu işi nasıl başardın?” diye. 

O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Kulaklarınızı ne zaman tıkamanız gerektiğini mutlaka hatırlayın. Sağlıklı iletişim için öncelikle çevremizle ilgili bakış açımızı iyi ayarlamalıyız. Yeni ufuklar açan ve destek olan insanlarla görüşmeliyiz. 

Üreten, düşünen ve başaran yarınları konuşmak dileğiyle…
Continue Reading