SAĞLIK OKURYAZARLIĞI BİLİNCİ OLUŞTURMAK SAĞLIK EKONOMİSİNİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK!

Dijital dünya tüm çalışma alanlarımızın içerisinde yerini aldı. Özellikle sağlıkla dijital içiçe geçerek, değişimi dönüşüme çeviriyor. Sağlıkla ilgili verilerin doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi için sağlık okuryazarlığı bilinci kazandırılması da gün geçtikçe önem kazanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı internet kullanım oranlarına göre; Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9’a ulaştı. Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma, hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda yüzde 58 oranında hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercih olsa da yüzde 43 ile Google gibi online arama motorları kullanıldığı görülüyor.

Sağlık okuryazarlığı verilerine baktığımızda ise, bu alandaki bilinç düzeyinin ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. 2014 yılında Türkiye’de erişkin nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyi ile yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarlığı prevalansının belirlenmesi amacı ile yapılan bir çalışmada toplumumuzun yüzde 64,6’sının “yetersiz” veya “sorunlu” sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili olarak 2011 yılında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İrlanda, İspanya, Polonya ve Yunanistan olmak üzere sekiz Avrupa ülkesinde, 15 yaş ve üzerindeki 8 bin kişide yapılan çalışma sonucunda Hollanda’da katılımcıların yüzde 23,7’si, Bulgaristan’da yüzde 53,7’si yetersiz ve sorunlu grupta yer aldı.

Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşma, anlama ve kullanmayı içeriyor

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusundaki bilişsel-sosyal beceriler ve motivasyon düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı, broşürleri okumak ve başarılı bir şekilde randevu almaktan daha fazlasını ifade ediyor. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bu bilgileri etkili bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Sağlıklı yaşam bilinci ve kalitesini artıran, sağlık profesyonelleri için iletişim ve klinik becerilerin kazanılmasını sağlıyor.  Ayrıca, sağlık hizmeti alanlar için karar mekanizmasına dâhil olmayı sağlayan sağlık okuryazarlığı, sağlığı geliştirme aktivitelerinin planlanmasında önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Sağlık okuryazarlığı temel sağlık bilgisi aktarmaktan ibaret değil

Dijitalin gün geçtikçe önem kazandığı günümüzde, bilgi yayılımının ötesine geçen ve etkileşim, katılım ve eleştirel analiz gerektiren yöntemler aracılığıyla bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu noktada sağlık okuryazarlığının sadece temel sağlık bilgi aktarımından daha fazlasını gerektirdiğini kabul etmek şart. İnsanların sağlıklarını korumak için doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, sonrasında emin olduktan sonra hareket etme becerilerini, bilgilerini ve etkinliğini nasıl geliştirebileceklerinin yol haritasını sunmak gerekiyor.

Sade dil kullanmak için bunları yapın

Sağlık profesyonelleri kullandıkları terimleri, hiçbir şey bilmediğini düşündüğü hasta ve hasta yakının anlayacağı şekilde sadeleştirmeli. Bu sayede hekim, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişim güçlenir.  Sade bir dil kullanmak için şunları yapabilirsiniz:

  • En önemli mesajları başta verin.
  • Karmaşık bilgileri anlaşılır şekilde olması için parçalara bölün.
  • Sade ve anlaşılır bir dil kullanın.
  • Konuların daha anlaşılır olması için liste ve tablo kullanın.
  • Metnin okunabilirliğini artırın.
  • Materyallerin kültürel uygunluğuna dikkat edin.
  • Görsellerin anlaşılır ve dikkat çekici olmasına özen gösterin.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), hasta eğitim materyallerinin 6.-7. sınıf okuma seviyesinden daha yüksek yazılmış olmamasını öneriyor.

Bireyler sağlıklı yaşam bilinci geliştirmek için yeterli bilgi, beceri ve güvene sahip olduğunda sağlıklı kalabiliyor.   Ayrıca sağlık okuryazarlığı konusunda yeterli düzeyde olunmamasının nedenlerinden biri, güvenilir bilgi ve kaynakların ayrımını yapacak bilinç oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu bilgi açığı, hem hastaların kendilerine sunulan bilgileri anlayamamalarından hem de hastanelerin bu okuryazarlık boşluklarını ele almak için yeterli çaba göstermemelerinden kaynaklanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bilincini artırmak sağlık ekonomisini değiştiriyor

Sağlık okuryazarlığı alanındaki düşük bilinç düzeyi, sağlık hizmetlerine yapılan harcamaları da etkiliyor. Sağlık okuryazarlığı bilincine sahip olmayan bireylerin genel sağlığı iyi olamayacağından bu durum finansal süreci de olumsuz etkiler.  

Sağlık okuryazarlığı bilinci kazanmak neleri değiştiriyor?

  • Bilimsel kavramları, içeriği ve sağlık araştırmasını anlama becerisi kazandırıyor.
  • Sözlü, yazılı ve çevrimiçi iletişim becerilerini kullanmayı geliştiriyor.
  • Kitle iletişim araçlarındaki yayınlara eleştirel yorum yapabilmeyi sağlıyor.
  • Karmaşık sağlık bakımı ve yönetişim sistemleri hakkında bilgi sahibi olunuyor.
  • Sağlık kararlarında kültürel ve yerli bilgiyi kullanma yeteneği gelişiyor.  
  • Geniş bir beceri yelpazesi ve insanların bilinçli seçimler yapmasını sağlıyor.
  • Sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak hedeflenir.

DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik şu yaklaşımlar öneriliyor:

1. Sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı.

2. Sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli.

3. Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmeli.

4. Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalı.

5. Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalı.

6. Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmeli.

Kaynakça

Continue Reading

TÜRK KADIN FİZİKÇİLERİN DEMİR LEYDİSİ KEŞİFLERE DOYMUYOR

Teknolojik buluşlar ve akademik araştırmalarıyla birçok kez
bilim dergilerine kapak olan, Adolph Lomb Madalyası ve National Science
Foundation’ın (Ulusal Bilim Vakfı) verdiği ödül de aralarında olmak üzere, pek
çok ödüle layık görülen Dr. Hatice Altuğ, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Obama’nın
elinden de
ödül alan ilk Türk bilim kadını olmuştu. Altuğ,
Presidential Early Career Awards for Scientist and Engineers  ile geleceğin en önemli bilim insanları
arasında gösteriliyor. 

Kadınlara bilim dünyasında daha çok yer açılmasının neleri
değiştirebildiğine örnek olması için bu ay Dr. Hatice Altuğ’un çalışmalarını
anlatacağım. Fizik alanında kadınlarla karşılaşmanın çok yaygın olmadığını
düşünen Altuğ,  bunu değiştirmek için çalışıyor. 

Dünya’nın en iyi 20 üniversitesi arasında kabul edilen
İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) Yardımcı
Doçent olarak çalışmalarına devam eden Dr. Hatice Altuğ,  yakın zamanda Science Dergisi’nde Graphene’in
elektro-optik özelliklerini kullanarak mono-layer proteinlerin algılanmasında
kullanılan ayarlanabilir plasmon-tabanlı bir biosensör geliştirdiği çalışması
yayınlandı.

1978’de Burdur’un Karamalı ilçesinde doğan Dr. Hatice Altuğ, hayatında
eğitimci olan anne ve babasının etkisi büyük oldu.  Ortaokul ve liseyi Antalya’da okudu.  Elektromanyetik dalgalar ve yerçekimi
kuvvetleri kanunları gibi konularla ilgili öğretmenlerine sorular soran Altuğ’un,
aldığı yanıtlar “Bunlar müfredat dışı.” ya da “Bunlardan sorumlu değilsiniz.”
şeklinde oldu. 

İlk tercihi olan Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’ne tam
burs alarak girdiğinde sınıftaki tek kız öğrenci olarak eğitimine devam
etti.  Bilkent’ten 2000 yılında dereceyle
mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nden tam burs olarak “Uygulamalı
Fizik” bölümünde doktoraya başladı.

Doktora sırasında lazer sistemleri ve optik aletler üzerine
çalışma yürüttü.

2004’te “Optical Switch (Optik Anahtarlar)” isimli çalışması
“Silikon Vadisi Birincilik Ödülü” getirdi. Yine lazer üzerine yaptığı başka bir
çalışma ile de 2005 yılında “Research Excellence Reward (Mükemmel Araştırma
Ödülü)” aldı.

Lazerin hızını 100 kat artırmayı başararak, Nature Physics
adlı dünyaca ünlü bilim dergisine kapak oldu.  

 Stanford
Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Boston Üniversitesi’ne geçti.
Altuğ, yaptığı bu çalışmalar ile 2010 yılında, Amerikan
Ulusal Bilim Vakfı’nın (National Science Foundation) verdiği “Başkanlık
Erken Kariyer Ödülü”‘nün sahibi oldu.

ABD’deki Boston Üniversitesi’nde nanoteknoloji ile
geliştirdiği cihaz vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit edebiliyor.
Yaptığı çalışmalar sonucu vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit eden
portatif ve düşük maliyetli bir cihaz geliştirdi. İnsanların evlerinde bile,
vücutlarında herhangi bir virüs olup olmadığını test edebilecekleri, cep
telefonu büyüklüğünde geliştirdiği alet ile 2011 yılında Popular Science
Dergisi’ndeki “Yılın En Başarılı 10 Genç Bilim İnsanı” listesine
girdi.

Bir tel zımbanın yarısı büyüklüğünde, rahatça kullanılabilen
bir MedikalÇip geliştirdi. Araştırma Nature Light Science & Application Dergisi’nde
yayınlandı. Bu çip insan vücudundaki proteinleri test edebiliyor. Optik
Laboratuvar olarak adlandırılan bu cihaz, kan örneği üzerinde 170 bin farklı
molekülü hızlıca analiz edebiliyor.
Continue Reading

MİKROÇİPLERLE KANSERE ÇÖZÜM ÜRETEN TÜRK

Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan bilim insanları arasında yer alan dünyaca ünlü biyomedikal mühendisi ve mucidi Prof. Dr. Mehmet Toner’in kariyeri bilim dünyasına ilham veriyor.
Milyarlarca kan hücresi arasından nadir bulunan kanserli hücreler tespit edilebilen mikroçipli kan testi kanserle mücadelede sağlık teknolojileri alanında yapılan çalışmalar içerisinde son dönemlerdeki en heyecan verici uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu test ile doğru hastaya, doğru ilaç verilerek, doğru zamanda vererek boşa ameliyat ve biyopsi yapılmıyor. Yapılan kan testinin yaklaşık 2 saat sonra sonuçları hazırlanıyor. 
Yakın gelecekte kanserde erken teşhis, iğneli biyopsi olmaksızın bu teknoloji mümkün olacak. Mikroçipli kan testinde, 2 milyondan fazla hücreye bir saniyede bakıp kanserli hücreler teşhis edilebiliyor. 

Prof. Dr. Mehmet Toner’in yaptığı başka bir testin Ar-Ge süreci için doktorlar, küresel sağlık uzmanları, fizikçiler ve mühendislerden oluşan bir ekip ve kaynak sınırlı bölgelerdeki bakım noktasında HIV / AIDS’i izlemek için bir mikroçip geliştirdi. Parmaktan alınan kandan bakılan testin ticarileştirilme çalışmaları halen sürüyor.  

50’den fazla patenti var
Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan dünyanın pek çok yerinden bilim ve tıp insanları arasında çok başarılı bir Türk de var. Tüm dünyanın çalışmalarını hayranlıkla takip ettiği Prof. Dr. Mehmet Toner’den bahsediyorum. Nanoteknoloji, doku mühendisliği ve biyokoruma alanlarındaki çalışmalarını ABD’de sürdüren Prof. Dr. Mehmet Toner, doğum öncesi genetik bozukluklar, bulaşıcı hastalıklar ve erken kanser tanısına yarayan mikroelekromekanik cihazın buluşu ile ABD’nin en saygın kurumlarından Ulusal Mühendislik Akademisi’ne (NAE) seçilmiş bir isim. Kanser üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Eğitim Hastanesi Cerrahi Profesörü, Massachusetts General Hastanesi Biyomikroelektromekanik Sistemleri Merkezi Direktörü olan Prof. Dr. Mehmet Toner, aynı zamanda Boston Shriners Çocuk Hastanesinin Araştırma Direktörü.  Nature, New England Tıp Dergisi, Science, Nature Biyoteknolojisi, PNAS, The FASEB Journal gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde 300’den fazla yayını bulunan Prof. Dr. Toner’in 50’den fazla patenti bulunuyor. 

Biyomedikal mühendislik katkıları, çok disiplinli araştırmaların veya geniş kapsamlı klinik ve ticari etkileri olan yakınsama biliminin parlayan örneklerini temsil eden Prof. Dr. Mehmet Toner’ın akademik bilim kariyerine baktığımızda çok ilginç dönüm noktaları karşımıza çıkıyor. Tıp okumak istese de İstanbul Teknik Üniversitesi makina mühendisliği bölümünü kazanan Toner, üniversite hayatı boyunca laboratuvarlardan çıkmadı, biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yaptı. Tıpa olan ilgisi, tıp teknolojisinde devrim niteliğinde bir çalışmaya imzasını atmasını sağlayacaktı. Üniversiteyi bitirdikten sonra akademik kariyerini sürdürmek için ABD’ye gittiğinde İngilizce bilmemesine rağmen Yale, Brown, MIT ve Michigan gibi saygın üniversitelere başvurdu ve Yale Üniversitesi’nden tam burslu kabul almasına rağmen, MIT’de o dönem yeni başlayan biyomedikal mühendislik üzerine araştırma yapmayı tercih etti.

Yardımcı doçent olarak, MIT’nin Tıp Fakültesinde göreve başladı. Yaptığı çalışmalar ve başarıları sayesinde 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe en hızlı yükselenlerden birisi oldu.  Profesörlük unvanından sonra kendi adına kürsü açtı.  Prof. Dr. Toner, 1994 yılında Biyomühendislik “YC Fung Fakülte Ödülü”, 1995 yılında “Whitaker Vakfı Özel Fırsat Ödülü.”, 2008 yılında Massachusetts General Hospital Kanser Merkezi Ödülü, 2010 yılında Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Takım Ödülünü aldı.  
2012’de Kriyobiyoloji Derneği tarafından düşük sıcaklık biyolojisi alanındaki çalışmalarına, Luyet Madalyası verildi. 2013 yılında ise Amerikan Makina Mühendisleri Topluluğu tarafından H.R. Lissner Madalyası ile ödüllendirildi. 
In 2012, his work in low temperature biology was recognized by the Luyet Medal given by the Society for Cryobiology.  In 2013, he was bestowed with the H.R. Lissner Medal of the American Society of Mechanical Engineers.
Continue Reading

ROBOTLAR İNSANLARIN YERİNİ ALABİLECEK Mİ?

Kaybettiğimiz insanların tüm kayıtlarının yüklendiği
robotların hayatımızda ne kadar yer doldurabileceğine dair Black Mirror (Kara
Ayna) dizisinin Be Right Back (Hemen Geliyorum) bölümünde çok farklı şekilde
robotlar ele alınıyor.

“Hemen döneceğim,”
diyerek şehre giden Ash, bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Sevgilisi
Ash’ın ani ölümünü kabullenemez.  Martha
’nın arkadaşı henüz deneme safhasında olan temsili bir programdan bahseder.
Ölen insanların her türlü anıyı, bilgiyi sanal bir ortama aktarıp, yapay bir
insan oluştururlar. Yazışmaların yetmediği Martha, bu kez eşinin aynısı olan
robot satın alır. Bir süre robot ile yaşayan Martha, gerçek hayattan koptuğunu
fark eder. Yani insansı robotların hayatımızı nasıl etkilediğini konu alan
dizi, gerçek insandan ayrılmasının ileride zor olacağını gösteriyor.

İnsansı robotların tasarımı çok farklı amaçlar için
tasarlanıyor.

Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verilen insansı robot
Sophia’nın, üretilme amacı, parktaki yaşlılara ve ziyaretçilere yardım
etmekti.  Göz teması kurabilmek ve
insanları tanıyabilmek için gözlerinde özel kamera ve yazılım var. Sesleri
rahatça algılayabiliyor ve bayağı sizin benim gibi konuşabiliyor. Oturup
saatlerce sohbet edebileceğiniz bir robot. Stylist Dergisine kapak oldu. Kapak
çekimleri için insan mankenler gibi makyajı, saçı, styling’i yapıldı. Backstage
görüntüleri de videoya kaydedilip, servis edildi.
Tabii Sophia’nın dışında da çok farklı robotlar var.
Futurism.com adresinde yer alan yazıya göre insana en yakın robotları
listelediler.

Kodomoroid ve
Otonaroid Robotlar
Japonya’da düzenlenen Android: What Is Human? adlı fuarda,
ana haber spikerleri olarak tanıtılan Kodomoroid ve Otonaroid adlı androidler
büyük ilgi gördü. Gerçek insandan ayırt etmenin zor olduğu iki robot, henüz
demo aşamasında. Ancak birkaç yıl içinde Japonya’da haberleri bu androidlerin
sunması bekleniyor. Kodomorid, canlı yayında bir deprem ve bir FBI operasyonu
hakkında verilen iki adet haberi anons etti.

BINA48
ABD’nin Vermont eyaletinde nanoteknoloji üzerine
araştırmalar yapan Martine Rothblatt Foundation şirketi 2010 yılında piyasaya
sürülen “duygusal” bir robot olan BINA48, bağımsız düşünme yeteneğine sahip.
İnsan mimiklerini saşırtıcı derecede başarıyla taklit edebiliyor. BINA48, New
York Times’a röportaj vermesinin yanı sıra, National Geographic programlarında
yer aldı ve dünyayı dolaştı.

Geminoid DK
Futurism’de yer alan habere göre; Geminoid DK, Hiroshi Ishiguro’nun
gözetiminde özel bir Japon firması ve Osaka Üniversitesi arasındaki
işbirliğiyle üretilen, ultra-gerçekçi, insansı robottur. Geminoid DK,
Danimarka’daki Aalborg Üniversitesi’nde Danimarkalı profesör Henrik Scharfe
tarafından modellendi. Geminoid DK’in özellikleri, mimikleri ve omuz silkme
biçimi dahi ilgi çekici.

Junko Chihira
Toshiba tarafından üretilen android robor Junko Chihira,
Tokyo’daki bir turizm enformasyon merkezinde tam zamanlı çalışıyor. Bussiness
Insider’da yer alan habere göre, müşterileri selamlıyor ve güncel olaylarla
ilgili ziyaretçileri bilgilendiriyor. Japonca, Çince, İngilizce, Almanca ve
hatta işaret dilinde konuşabiliyor.
Nadine
Nadine, Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi
tarafından üretildi. Nadine ile aklınıza gelebilecek her şey hakkında sohbet
etmekten mutluluk duyuyor. Onunla konuştuğunuz şeyleri ezberliyor ve onunla bir
daha görüştüğünüzde size anlatabiliyor.
Nadine, yaşlılar, çocuklar ya da özel yardıma ihtiyaç
duyanlar için tam bir yol arkadaşı olarak tasarlandı.
Kaynaklar
•             http://www.milliyet.com.tr/dunyanin-ilk-robot-vatandasi–sophia-mola-6949/
•             https://www.youtube.com/watch?v=Bg_tJvCA8zw
•             https://www.youtube.com/watch?v=Wyl72Re5110
•             https://www.youtube.com/watch?time_continue=4&v=mq89jFcG5EM
•          https://karnaval.com/yasam/kodomoroid-ve-otonaroid-ile-tanisin-19-18419-haber
•             https://www.youtube.com/watch?v=uvcQCJpZJH8
•             https://www.sabah.com.tr/dunya/2012/07/20/insansi-robot-saka-da-yapiyor
•             https://www.youtube.com/watch?v=eZlLNVmaPbM
•             http://www.businessinsider.com/toshibas-humanoid-robot-junko-chihira-speaks-three-languages-2015-11
•             https://www.youtube.com/watch?v=I_nAtssg-Dw
•             http://media.ntu.edu.sg/NewsReleases/Pages/newsdetail.aspx?news=fde9bfb6-ee3f-45f0-8c7b-f08bc1a9a179
•             https://www.youtube.com/watch?v=fTlBxUMJB2I

Continue Reading

NETWORK HIRSIZLARINA KARŞI DİKKAT EDİN

Sosyal medya kullanımı arttıkça, insanlarda farklı davranış
modelleri gelişmeye başladı. Doğru da olsa yanlış da olsa insanlarda çoğunluğa uyma
dürtüsü nedeniyle “herkes yapıyor” davranış modeli ile hareket ediliyor. Nedeni
bilinmeden paylaşılanlar, aslında deneme yanılma yöntemi ile sosyal medyayı ilk
kullananların yaptıklarıyla şekilleniyor. 

Paylaşımlar dikkat çekme odaklı olunca, hedef daha çok beğeni
ve yorum almak ile sınırlıyken zamanla iletim daha çok paylaşınsın yarışına
girildi. 

Beğeni ve yorum hırsının daha çok arkadaş ve
takipçi peşinde koşma hırsına geçmesiyle, bu kez sosyal medyada network
hırsızlıkları başladı. Nasıl mı?

Sizin arkadaşlarınız birden sayfanızdaki birçok kişinin
arkadaşı oluveriyor. Herkes tanımadığı, ancak listesindeki ortak isimlere
güvenerek eklemeye başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, birçok kişi ile inanılmaz
derecede çok ortak arkadaşlarınız olmuş. Ne ilginç değil mi?

Hatta birisiyle 375 ortak arkadaşım olduğunu gördüğümde işin
içinde yanlışlık olduğunu fark ettim. Sonra bu kişiyi takibe aldım, yeni paylaşımlarımdan
sonra ortak arkadaş sayımızın 
 artışında son paylaşımlardaki isimler olduğunu  fark ettiğimde bu kişiyi engelledim. Çünkü,
bu tek kelimeyle network hırsızlığına giriyordu. Sizin etiketlediğiniz herkesi
eklemesi, sizce ne anlama geliyor?

Sonrasında bu kişiyle karşılaştığımızda kendisini neden
engellediğimin hesabını da sordu.  İşte böyle durumlarla
karşılaştığınızda yapmanız gerekenler:

Network hırsızlığı yapanları takibe alın, baktınız ortak
arkadaş sayınız artıyor engelleyin ya da kısıtlı şekilde sizi görmesini sağlayın.
Tanımadığınız kişilerin arkadaşlık isteğini kabul etmeyin.
Ortak arkadaşınızın olması, o kişinin güvenilir biri
olduğunu göstermez.
Sizi başkasının hesabından ekleyen, sizin hesabınızdan kimleri
ekler?
Üstüne sizi referans gösterip, neler yapabilir?
Network hırsızlığı yapanlar, başka şeyler de yapabilir. Siz
bu kişilerden uzak durun.

Temiz hava, temiz besin deniyor temiz network yaşam
kalitesini yükselten unsurlardan biri. Siz siz olun bu kişilerden uzak durun. 
Continue Reading

HER GÜNÜNÜZÜ DOLU DOLU YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

Ufak Tefek Cinayetler dizisini izliyor musunuz? Dizi, çeteleşmiş
kötülerin, iyileri öğüterek yok etmek için canla başla çalışmasını konu alıyor.
 
İyiler ise, iyilik saçmak için
uğraşıyorlar etraflarındaki çamurlara inat.


Dizide unutulmuş bir kelime vurgulanıyor: Erdem! Şu replik
ise çok şey anlatıyor aslında: “İyi hep iyi, kötü de hep kötüdür belki de.
Erdem sizi ilgilendiren bir şey mi ona bakmak lazım. Kötüler hiç etkilenmez
çünkü, erdemden. Bir tek menfaat dengesi vardır onlarda. Herhangi bir şeyin
kendilerine dokunduğu zaman değeri vardır sadece.”

Erdemli olmak nedir?
Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk,
yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük
gibi niteliklerin ortak adı olarak tanımlanıyor. Hani gün geçtikçe yitirilen
değerlerin yerini, hastalıklı bir kıskançlığın aldığı günümüzde iyiliklerle cezalandırın
kötülükleri.

Yolunuzu değiştirin, kötülerle irtibat kurmayın. Çünkü, onlar
sadece çalarlar, zarar verirler ve hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah
görürler.

Hayatımızı erdemli şekilde, dolu dolu yaşamak için neler
yapılabilir?
  •         Birbirimizle sohbet edelim, dinleyelim.
  •         Hayatımızı medyanın yönetmesinden çıkartıp,
    kendimiz seçim yapalım.
  •         Sosyal medyada hayat yarıştırmak yerine,
    kendimiz olup özelimizi saklayalım.
  •         Mahremiyet, unutulsa da günümüzde sakınalım kem
    gözlerden sevdiklerimizi.
  •   Mutluluğumuzu, acımızı, heyecanımızı paylaşalım gözlerinin
    içine bakarak sevdiklerimizin.
  •         Kitaplara ayıralım günün bir kısmını.
  •         Yürüyelim, sağlığımız el verdiğince.
  •        Gülümseyelim her şeye inat hayata.
  •          Koruyalım
    sevdiklerimizi tehlikelerden, uzak duralım kötü niyetlilerden.
  •         Bir çiçek yetiştirelim, kokusu sarsın evimizin dört
    bir yanını.
  •         Hediyeler alalım, sürprizlerle renklendirelim günlerimizi.
  •         Şakalaşmanın, gülüşlerle şenlenmesini
    sağlayalım.
  •         Bazen ağlayalım, içten gelince tutmayalım.
  •         Yaslarımızı, hedeflerimizle sınırlayalım. Heyecanlandıran
    bir amacımız olsun.
  •         Birilerinin hedefi için çalışırken, kendi
    amacımızdan şaşmayalım.
Sağlığınız yerinde mi? Sevdikleriniz yanınızda mı? İşiniz
var mı? O zaman bir durup düşünün. İyiliklerle günlerinizi doldurun. 
Continue Reading

FACEBOOK YALAN HABERLERE SAVAŞ AÇTI

Facebook’ta asılsız haberlerin yayılmasını durdurmak amacıyla ülkemizde de çalışmalara başladı.   Yalan haberlerin yayılmasını durdurmak için  bazı ipuçları paylaştı. 

Geçtiğimiz aylarda Amerika’daki seçimlerde yaşananlardan sonra eleştiriler karşısında Google ve Facebook, içerik politikalarında değişikliğe gitti ve yalan haber içeren sayfaları reklam ağından çıkaracağını duyurmuştu. 
Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ise sosyal paylaşım sitesinin ABD’de başkanlık seçimlerinin gidişatını etkilediği iddialarına şiddetle karşı çıkmıştı. Detaylar için buraya bakabilirsiniz. 

İşte Facebook tarafından sunulan  maddeler: 

1. Başlıklara şüpheyle yaklaşın. 
Çoğu zaman asılsız haberlerin, tamamı büyük harflerle yazılmış ve ünlem işareti eklenmiş dikkat çekici başlıkları vardır. Başlıktaki sarsıcı iddialar size inanılmaz geliyorsa, muhtemelen inanmamanız gerekir.

2. İnternet adresine (URL) yakından bakın. 
Sahte veya taklit bir internet adresi (URL), asılsız bir haberi işaret ediyor olabilir. Pek çok asılsız haber sitesi, internet adresinde (URL) küçük değişiklikler yaparak gerçek haber kaynaklarını taklit etmektedir. Siteye giderek internet adresini (URL) gerçek kaynaklarla karşılaştırabilirsiniz.

3. Kaynağı araştırın.
Haberin, doğruluk konusunda itibarlı, güvendiğiniz bir kaynak tarafından yazıldığından emin olun. Haber tanımadığınız bir kuruluştan geliyorsa, daha fazla bilgi almak için “Hakkında” kısmına bakın.

4. Yazı biçiminin olağandışı olup olmadığına dikkat edin. 
Pek çok asılsız haber sitesinde yazım hataları veya tuhaf sayfa düzenleri olur. Bunları görürseniz habere dikkat edin.

5. Fotoğraflara dikkat edin. 
Asılsız haberler çoğu zaman üzerinde oynanmış görüntüler veya videolar içerir. Bazen fotoğraf gerçek olduğu halde bağlam dışında kullanılmış olabilir. Nereden geldiğini doğrulamak için fotoğrafı veya görüntüyü internette aratabilirsiniz.

6. Tarihleri inceleyin. 
Asılsız haberlerdeki tarih ve saat çizgisi mantıksız olabilir veya olayların tarihleri değiştirilmiş olabilir.

7. Kanıtları kontrol edin. 
Yazarın kaynaklarını kontrol ederek doğru olduklarından emin olun. Kanıt olmaması veya adı belirtilmeyen uzmanlara güvenilmesi haberin asılsız olduğunu işaret edebilir.

8. Başka haber kaynaklarına bakın. 
Aynı haberi bildiren başka haber kaynağının olmaması, haberin asılsız olduğunu gösterebilir. Haber, güvendiğiniz birden fazla kaynak tarafından bildiriliyorsa, haberin doğru olma ihtimali daha yüksektir.

9. Haber bir şaka mı? 
Bazen asılsız haberler ile mizahı veya hicvi ayırt etmek zor olabilir. Haber kaynağının parodi konusunda tanınmış olup olmadığını kontrol edin ve haberin detaylarından ve tonundan sadece eğlence amaçlı olup olmadığını anlamaya çalışın.

10. Bazı haberler kasten yanlış bilgi içerir. 
Okuduğunuz haberler hakkında eleştirel bir yaklaşımla düşünün ve sadece güvenilir olduğunu bildiğiniz haberleri paylaşın.

Yeri gelmişken bu videoyu izlemelisiniz. 

Continue Reading

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 


Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 
Continue Reading

ALKIŞLARLA DEĞİL LİKE’LARLA YAŞIYORUZ

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden bu yana görsellik ön plana çıktı. İnsanlar, gerçek ve sanal kimlikleri arasında gelgitler yaşasa da, bu ayrımı sadece en yakınları bilebiliyor. Aynen televizyona çıkıp, konuşan uzmanların verdikleri akılların gerçekte kendilerinin ne kadar uyguladığını biz gazetecilerin bildiği gibi… 

İnsanlar sanal kimlikleri ile, daha zengin, daha başarılı, daha zayıf kısaca, çok mutlu olduğunun ispatını yapmaya çalışıyorlar. 1985 yılında kullanılmaya başlanan ve İngilizce, “kendi aralarında bağlantılı ağlar” anlamına gelen Interconnected Networks teriminin kısaltması olan Internet, yaklaşık 25 yıldır hayatımızda gelişerek ve değişerek yer alıyor. Ancak asıl sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile medyanın ve iletişimin tanımı neredeyse baştan yazıldı. Kişilerarası iletişimden ve geleneksel medyadan uzaklaşılmaya başlandı.

Hatırlayanlar olursa, internetin ilk kullanıldığı yıllarda rumuzlarla kimlikler gizlenirdi. Şimdilerde ise, insanlar isimlerini ve özel hayatlarını insanların gözüne sokmak için uğraşıyorlar. Takipçi ve like için… 

Böyle bir ortamda da sanal kimlikler ortaya çıktı. Televizyonda aslında olmadıkları kişiyi oynayanlar ve  insanlara akıl verirken, kendi hayatlarını yönetemeyen sözüm ona uzmanların yaptığını sanal dünyada birçok kişi uyguluyor. 


Sanal kimliklerde de olduğundan farklı görünme telaşı sarıyor. Bunun içinde daha çok kişi tarafından takip edilmek ve beğeni almak için kendileriyle yarışa giriyor. -mış gibi hayatların ortaya çıkmasıyla da insanların farkında olmadan psikolojileri bozulabiliyor. Sanal kimliğin etkisine kapılıp, gerçek kimliği yaşarken değersizlik ve yetersizlik hisleri de oluşabiliyor. 


Diğer insanlarla rekabete girip, olmadığı biri ve yaşamadığı hayatın oyununu sahnelemeye çalışmak ise yoruyor. Sosyal medyada trend olan ürünleri alıp sergilemek, herkes tatilde diye çoğunluğa uyma psikolojisinden uzak durmak önemli. Bu durumun psikolojik bilançosu henüz bilinmiyor. 


Sosyal medyayı ne için kullandığınızı mutlaka düşünün! Bu bir iletişim aracı, hayat amacınız değil! 

Sanal mutlulukların ve like’lık heyecanların hayatınıza dönüşmeden önce aklınızda olması gerekenler:
  • Sosyal medyayı, hedefleriniz ve idealleriniz için kullanabilirsiniz. Bunda da özellikle, özel hayatınızın mahremiyetini korumanız çok önem taşıyor.
  • Özel hayat ile sanal hayatın ayrımında olun. 
  • Motive olmak istediğiniz konu ile ilgili paylaşımlarınızı artırın. İletişimin sanal hali de işe yarar. 
  • Hedeflediğiniz konuda yapılan çalışmaları blogunuzda yazın. İlerleyen zamanda bilgi birikimiz sizi bile şaşırtacak. 
  • Sosyal medya kullanımınızın iş hayatınızı da etkilediğini unutmayın. İş görüşmelerinden önce sosyal medya profilleriniz inceleniyor. 
  • Takip ettiğiniz sayfalar, sizin nasıl biri olduğunuzla ilgili ipuçları veriyor. 
  • Sanal dünyaya molalar verin. Takip ettiğiniz sayfalar arasında zamanınız kaybolmasın. 
  • Bu hayat sizin, eksi ve artıları ile hayatınıza sahip çıkın. Sanal dünyada hayatınızı yok etmeyin. Sanal kimlikler, gerçeklerine yakın olsun. 
  • Medya okuryazarlığı konusunda  bilginizi artırmak, hayat kalitenizi artıracaktır. 



Continue Reading

İLETİŞİMİNİZİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN ÖNCE BUNLARI YAPIN!

Mutlu hayatın peşinde konuşuyoruz, bu süreçte de sosyal medyadan sürekli paylaşımlar yapıyoruz. Bu paylaşımları bir amaç için yapsanız hayatınız nasıl değişir? Hiç düşündünüz mü?

Her gün bir amaç için uyanmak, insanı hedefine kitlenmiş şekilde mutlu olarak güne başlama nedenlerinden biridir. Bu hedef içinizi heyecanlandıracak bir şey olmalı. Hedefinizi düşününce bile mutlu olabilmelisiniz. 

Son dönemlerde, “Yapılacak her şey yapılmış, bize ne kaldı?” diyenlere 1931 yılında Gazeteci Lincoln Steffens’ın bir yazısıyla yanıt veriyorum: 

“Hiçbir şey yapılmadı. Dünyada var olan ne varsa yapılıyor ya da yapılacak.
En güzel resim henüz yapılmadı, en büyük oyun yazılmadı, en görkemli şiir okunmadı.
Yeryüzünde ne mükemmel bir demiryolu var, ne kusursuz bir hükümet, ne de uygulanan yasalar.
Fizik, matematik ve en gelişmiş ve en doğru bilim, temelden değiştiriliyor. Kimyanın bilim sayılması o kadar yeni ki; psikoloji, ekonomi ve sosyoloji çalışmalarıyla,
Einstein’ın doğmasını sağlayacak bir Darwin bekliyorlar.
Okullarımızdaki parlak çocuklara, bütün bunlar anlatılabilse, belki hepsi futbol, parti ya da hak edilmemiş mevkilerin uzmanı olup çıkmayacak. Ama anlatılmıyor, buna karşılık; onlara sadece bilinenleri öğrenmeleri gerektiği söyleniyor.
Bu hiçbir şey değildir.”

Yeni fikirler bulmak, kendinizi geliştirmek bu süreçte de yaşadıklarınızı blogunuzda yazmak inanın size farklı kapılar açacaktır. Şimdi sosyal medyayı daha etkili kullanmak için ipuçları vereceğim:

Özel hayatınızı sosyal medyadan uzak tutun. 
Kendinize bir hedef belirleyin, sosyal medya sizin hayatınızı yönetmesin, hedefiniz için bir araç olsun.
Sosyal medyayı kendinizi geliştirmek için kullanın. 
Beğeni ya da yorum almak sizin için önemli olmasın. 
Medya okuryazarlığı konusunda bilinçlenmeye çalışın. 
Kitap okuyun, film izleyin, yeni hobiler edinin ve bunlardan kendiniz için notaları paylaşın. 
Kendi gelişiminizi artıracak blog yazıları yazın. 
Bağımlılıkların nedeni bizi geçici süre mutlu hissettirmesidir. Bu nedenle mutlu edecek sağlıklı alışkanlıklar edinmeyi deneyin. 
“Bir şey bitiyorsa daha iyisi olur” düşüncesini hep aklınızda tutun.  
Mahremiyet kelimede kalmasın, sosyal medyada hedefinize uygun paylaşımlarda bulunun. 
Niteliksiz kişilerin söylediklerine itimat etmeyin. Söyledikleri konu hakkında eğitimleri olup olmadığına bakın. 
Sevdiklerinize zaman ayırın. 


Sosyal medyada yaşamadan, anın tadını çıkartın. Sizi motive eden paylaşımlar, aynı zamanda gelişmenize de katkı sağlayacaktır. 


Continue Reading