SAĞLIK OKURYAZARLIĞI BİLİNCİ OLUŞTURMAK SAĞLIK EKONOMİSİNİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK!

Dijital dünya tüm çalışma alanlarımızın içerisinde yerini aldı. Özellikle sağlıkla dijital içiçe geçerek, değişimi dönüşüme çeviriyor. Sağlıkla ilgili verilerin doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi için sağlık okuryazarlığı bilinci kazandırılması da gün geçtikçe önem kazanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı internet kullanım oranlarına göre; Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9’a ulaştı. Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma, hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda yüzde 58 oranında hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercih olsa da yüzde 43 ile Google gibi online arama motorları kullanıldığı görülüyor.

Sağlık okuryazarlığı verilerine baktığımızda ise, bu alandaki bilinç düzeyinin ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. 2014 yılında Türkiye’de erişkin nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyi ile yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarlığı prevalansının belirlenmesi amacı ile yapılan bir çalışmada toplumumuzun yüzde 64,6’sının “yetersiz” veya “sorunlu” sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili olarak 2011 yılında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İrlanda, İspanya, Polonya ve Yunanistan olmak üzere sekiz Avrupa ülkesinde, 15 yaş ve üzerindeki 8 bin kişide yapılan çalışma sonucunda Hollanda’da katılımcıların yüzde 23,7’si, Bulgaristan’da yüzde 53,7’si yetersiz ve sorunlu grupta yer aldı.

Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşma, anlama ve kullanmayı içeriyor

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusundaki bilişsel-sosyal beceriler ve motivasyon düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı, broşürleri okumak ve başarılı bir şekilde randevu almaktan daha fazlasını ifade ediyor. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bu bilgileri etkili bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Sağlıklı yaşam bilinci ve kalitesini artıran, sağlık profesyonelleri için iletişim ve klinik becerilerin kazanılmasını sağlıyor.  Ayrıca, sağlık hizmeti alanlar için karar mekanizmasına dâhil olmayı sağlayan sağlık okuryazarlığı, sağlığı geliştirme aktivitelerinin planlanmasında önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Sağlık okuryazarlığı temel sağlık bilgisi aktarmaktan ibaret değil

Dijitalin gün geçtikçe önem kazandığı günümüzde, bilgi yayılımının ötesine geçen ve etkileşim, katılım ve eleştirel analiz gerektiren yöntemler aracılığıyla bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu noktada sağlık okuryazarlığının sadece temel sağlık bilgi aktarımından daha fazlasını gerektirdiğini kabul etmek şart. İnsanların sağlıklarını korumak için doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, sonrasında emin olduktan sonra hareket etme becerilerini, bilgilerini ve etkinliğini nasıl geliştirebileceklerinin yol haritasını sunmak gerekiyor.

Sade dil kullanmak için bunları yapın

Sağlık profesyonelleri kullandıkları terimleri, hiçbir şey bilmediğini düşündüğü hasta ve hasta yakının anlayacağı şekilde sadeleştirmeli. Bu sayede hekim, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişim güçlenir.  Sade bir dil kullanmak için şunları yapabilirsiniz:

  • En önemli mesajları başta verin.
  • Karmaşık bilgileri anlaşılır şekilde olması için parçalara bölün.
  • Sade ve anlaşılır bir dil kullanın.
  • Konuların daha anlaşılır olması için liste ve tablo kullanın.
  • Metnin okunabilirliğini artırın.
  • Materyallerin kültürel uygunluğuna dikkat edin.
  • Görsellerin anlaşılır ve dikkat çekici olmasına özen gösterin.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), hasta eğitim materyallerinin 6.-7. sınıf okuma seviyesinden daha yüksek yazılmış olmamasını öneriyor.

Bireyler sağlıklı yaşam bilinci geliştirmek için yeterli bilgi, beceri ve güvene sahip olduğunda sağlıklı kalabiliyor.   Ayrıca sağlık okuryazarlığı konusunda yeterli düzeyde olunmamasının nedenlerinden biri, güvenilir bilgi ve kaynakların ayrımını yapacak bilinç oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu bilgi açığı, hem hastaların kendilerine sunulan bilgileri anlayamamalarından hem de hastanelerin bu okuryazarlık boşluklarını ele almak için yeterli çaba göstermemelerinden kaynaklanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bilincini artırmak sağlık ekonomisini değiştiriyor

Sağlık okuryazarlığı alanındaki düşük bilinç düzeyi, sağlık hizmetlerine yapılan harcamaları da etkiliyor. Sağlık okuryazarlığı bilincine sahip olmayan bireylerin genel sağlığı iyi olamayacağından bu durum finansal süreci de olumsuz etkiler.  

Sağlık okuryazarlığı bilinci kazanmak neleri değiştiriyor?

  • Bilimsel kavramları, içeriği ve sağlık araştırmasını anlama becerisi kazandırıyor.
  • Sözlü, yazılı ve çevrimiçi iletişim becerilerini kullanmayı geliştiriyor.
  • Kitle iletişim araçlarındaki yayınlara eleştirel yorum yapabilmeyi sağlıyor.
  • Karmaşık sağlık bakımı ve yönetişim sistemleri hakkında bilgi sahibi olunuyor.
  • Sağlık kararlarında kültürel ve yerli bilgiyi kullanma yeteneği gelişiyor.  
  • Geniş bir beceri yelpazesi ve insanların bilinçli seçimler yapmasını sağlıyor.
  • Sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak hedeflenir.

DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik şu yaklaşımlar öneriliyor:

1. Sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı.

2. Sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli.

3. Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmeli.

4. Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalı.

5. Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalı.

6. Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmeli.

Kaynakça

Continue Reading

TÜRK KADIN FİZİKÇİLERİN DEMİR LEYDİSİ KEŞİFLERE DOYMUYOR

Teknolojik buluşlar ve akademik araştırmalarıyla birçok kez
bilim dergilerine kapak olan, Adolph Lomb Madalyası ve National Science
Foundation’ın (Ulusal Bilim Vakfı) verdiği ödül de aralarında olmak üzere, pek
çok ödüle layık görülen Dr. Hatice Altuğ, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Obama’nın
elinden de
ödül alan ilk Türk bilim kadını olmuştu. Altuğ,
Presidential Early Career Awards for Scientist and Engineers  ile geleceğin en önemli bilim insanları
arasında gösteriliyor. 

Kadınlara bilim dünyasında daha çok yer açılmasının neleri
değiştirebildiğine örnek olması için bu ay Dr. Hatice Altuğ’un çalışmalarını
anlatacağım. Fizik alanında kadınlarla karşılaşmanın çok yaygın olmadığını
düşünen Altuğ,  bunu değiştirmek için çalışıyor. 

Dünya’nın en iyi 20 üniversitesi arasında kabul edilen
İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) Yardımcı
Doçent olarak çalışmalarına devam eden Dr. Hatice Altuğ,  yakın zamanda Science Dergisi’nde Graphene’in
elektro-optik özelliklerini kullanarak mono-layer proteinlerin algılanmasında
kullanılan ayarlanabilir plasmon-tabanlı bir biosensör geliştirdiği çalışması
yayınlandı.

1978’de Burdur’un Karamalı ilçesinde doğan Dr. Hatice Altuğ, hayatında
eğitimci olan anne ve babasının etkisi büyük oldu.  Ortaokul ve liseyi Antalya’da okudu.  Elektromanyetik dalgalar ve yerçekimi
kuvvetleri kanunları gibi konularla ilgili öğretmenlerine sorular soran Altuğ’un,
aldığı yanıtlar “Bunlar müfredat dışı.” ya da “Bunlardan sorumlu değilsiniz.”
şeklinde oldu. 

İlk tercihi olan Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’ne tam
burs alarak girdiğinde sınıftaki tek kız öğrenci olarak eğitimine devam
etti.  Bilkent’ten 2000 yılında dereceyle
mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nden tam burs olarak “Uygulamalı
Fizik” bölümünde doktoraya başladı.

Doktora sırasında lazer sistemleri ve optik aletler üzerine
çalışma yürüttü.

2004’te “Optical Switch (Optik Anahtarlar)” isimli çalışması
“Silikon Vadisi Birincilik Ödülü” getirdi. Yine lazer üzerine yaptığı başka bir
çalışma ile de 2005 yılında “Research Excellence Reward (Mükemmel Araştırma
Ödülü)” aldı.

Lazerin hızını 100 kat artırmayı başararak, Nature Physics
adlı dünyaca ünlü bilim dergisine kapak oldu.  

 Stanford
Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Boston Üniversitesi’ne geçti.
Altuğ, yaptığı bu çalışmalar ile 2010 yılında, Amerikan
Ulusal Bilim Vakfı’nın (National Science Foundation) verdiği “Başkanlık
Erken Kariyer Ödülü”‘nün sahibi oldu.

ABD’deki Boston Üniversitesi’nde nanoteknoloji ile
geliştirdiği cihaz vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit edebiliyor.
Yaptığı çalışmalar sonucu vücutta hastalık taşıyan virüsleri tespit eden
portatif ve düşük maliyetli bir cihaz geliştirdi. İnsanların evlerinde bile,
vücutlarında herhangi bir virüs olup olmadığını test edebilecekleri, cep
telefonu büyüklüğünde geliştirdiği alet ile 2011 yılında Popular Science
Dergisi’ndeki “Yılın En Başarılı 10 Genç Bilim İnsanı” listesine
girdi.

Bir tel zımbanın yarısı büyüklüğünde, rahatça kullanılabilen
bir MedikalÇip geliştirdi. Araştırma Nature Light Science & Application Dergisi’nde
yayınlandı. Bu çip insan vücudundaki proteinleri test edebiliyor. Optik
Laboratuvar olarak adlandırılan bu cihaz, kan örneği üzerinde 170 bin farklı
molekülü hızlıca analiz edebiliyor.
Continue Reading

MİKROÇİPLERLE KANSERE ÇÖZÜM ÜRETEN TÜRK

Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan bilim insanları arasında yer alan dünyaca ünlü biyomedikal mühendisi ve mucidi Prof. Dr. Mehmet Toner’in kariyeri bilim dünyasına ilham veriyor.
Milyarlarca kan hücresi arasından nadir bulunan kanserli hücreler tespit edilebilen mikroçipli kan testi kanserle mücadelede sağlık teknolojileri alanında yapılan çalışmalar içerisinde son dönemlerdeki en heyecan verici uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu test ile doğru hastaya, doğru ilaç verilerek, doğru zamanda vererek boşa ameliyat ve biyopsi yapılmıyor. Yapılan kan testinin yaklaşık 2 saat sonra sonuçları hazırlanıyor. 
Yakın gelecekte kanserde erken teşhis, iğneli biyopsi olmaksızın bu teknoloji mümkün olacak. Mikroçipli kan testinde, 2 milyondan fazla hücreye bir saniyede bakıp kanserli hücreler teşhis edilebiliyor. 

Prof. Dr. Mehmet Toner’in yaptığı başka bir testin Ar-Ge süreci için doktorlar, küresel sağlık uzmanları, fizikçiler ve mühendislerden oluşan bir ekip ve kaynak sınırlı bölgelerdeki bakım noktasında HIV / AIDS’i izlemek için bir mikroçip geliştirdi. Parmaktan alınan kandan bakılan testin ticarileştirilme çalışmaları halen sürüyor.  

50’den fazla patenti var
Kanserle mücadeleyi yeni bir boyuta taşıyan mikroçipli kan testi alanında çalışmalar yapan dünyanın pek çok yerinden bilim ve tıp insanları arasında çok başarılı bir Türk de var. Tüm dünyanın çalışmalarını hayranlıkla takip ettiği Prof. Dr. Mehmet Toner’den bahsediyorum. Nanoteknoloji, doku mühendisliği ve biyokoruma alanlarındaki çalışmalarını ABD’de sürdüren Prof. Dr. Mehmet Toner, doğum öncesi genetik bozukluklar, bulaşıcı hastalıklar ve erken kanser tanısına yarayan mikroelekromekanik cihazın buluşu ile ABD’nin en saygın kurumlarından Ulusal Mühendislik Akademisi’ne (NAE) seçilmiş bir isim. Kanser üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Eğitim Hastanesi Cerrahi Profesörü, Massachusetts General Hastanesi Biyomikroelektromekanik Sistemleri Merkezi Direktörü olan Prof. Dr. Mehmet Toner, aynı zamanda Boston Shriners Çocuk Hastanesinin Araştırma Direktörü.  Nature, New England Tıp Dergisi, Science, Nature Biyoteknolojisi, PNAS, The FASEB Journal gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde 300’den fazla yayını bulunan Prof. Dr. Toner’in 50’den fazla patenti bulunuyor. 

Biyomedikal mühendislik katkıları, çok disiplinli araştırmaların veya geniş kapsamlı klinik ve ticari etkileri olan yakınsama biliminin parlayan örneklerini temsil eden Prof. Dr. Mehmet Toner’ın akademik bilim kariyerine baktığımızda çok ilginç dönüm noktaları karşımıza çıkıyor. Tıp okumak istese de İstanbul Teknik Üniversitesi makina mühendisliği bölümünü kazanan Toner, üniversite hayatı boyunca laboratuvarlardan çıkmadı, biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yaptı. Tıpa olan ilgisi, tıp teknolojisinde devrim niteliğinde bir çalışmaya imzasını atmasını sağlayacaktı. Üniversiteyi bitirdikten sonra akademik kariyerini sürdürmek için ABD’ye gittiğinde İngilizce bilmemesine rağmen Yale, Brown, MIT ve Michigan gibi saygın üniversitelere başvurdu ve Yale Üniversitesi’nden tam burslu kabul almasına rağmen, MIT’de o dönem yeni başlayan biyomedikal mühendislik üzerine araştırma yapmayı tercih etti.

Yardımcı doçent olarak, MIT’nin Tıp Fakültesinde göreve başladı. Yaptığı çalışmalar ve başarıları sayesinde 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe en hızlı yükselenlerden birisi oldu.  Profesörlük unvanından sonra kendi adına kürsü açtı.  Prof. Dr. Toner, 1994 yılında Biyomühendislik “YC Fung Fakülte Ödülü”, 1995 yılında “Whitaker Vakfı Özel Fırsat Ödülü.”, 2008 yılında Massachusetts General Hospital Kanser Merkezi Ödülü, 2010 yılında Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Takım Ödülünü aldı.  
2012’de Kriyobiyoloji Derneği tarafından düşük sıcaklık biyolojisi alanındaki çalışmalarına, Luyet Madalyası verildi. 2013 yılında ise Amerikan Makina Mühendisleri Topluluğu tarafından H.R. Lissner Madalyası ile ödüllendirildi. 
In 2012, his work in low temperature biology was recognized by the Luyet Medal given by the Society for Cryobiology.  In 2013, he was bestowed with the H.R. Lissner Medal of the American Society of Mechanical Engineers.
Continue Reading

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 


Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 
Continue Reading

MEDYADA NELER OLDU?

Medyada gündem çok hızlı geçerken, geriye doğru bakıp, özet
şeklinde olanları incelemek zihin açıcı olacak. Süzgeçten geçirdiğim dikkat çekici
ve faydalı bilgileri sizlerle paylaşacağım.


Google ve Facebook yalan haberlere savaş açtı
Ken Doctor’ın Nieman Journalism Lab haberine göre, ABD
başkanlık seçimlerinin Donald Trump’ın zaferi ile sonuçlanmasının ardından,
Facebook ve Google algoritmalarının kullanıcılara popüler içerik gösterme
eğilimi nedeniyle dezenformasyon yaydıkları ve seçim sonuçlarını etkiledikleri
suçlamalarıyla ağır eleştiri almıştı. 
Eleştiriler karşısında Google ve Facebook, içerik
politikalarında değişikliğe gitti ve yalan haber içeren sayfaları reklam
ağından çıkaracağını duyurdu.

Google artık ‘gerçeği manipüle eden, yanlış aktaran ya da
saklayan’ mecraları Google reklam ağında barındırmayacak.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ise sosyal paylaşım
sitesinin ABD’de başkanlık seçimlerinin gidişatını etkilediği iddialarına
şiddetle karşı çıktı. 

Yapılan açıklamada Zuckerberg, yalan haber yapan sitelerin
“yanıltıcı, yasadışı ve aldatıcı” kategorisine alındığını belirtti.
Böylece bu siteler Facebook’ta reklam göstererek gelir elde edemeyecek.
Facebook da kullanıcılarını sadece kendi beğendikleri içeriklere benzer
içerikler göstermek suretiyle bir ‘yankı odası’ içine hapsetmişti. Artık bütün
yayıncıların gözetim altında tutularak sosyal medya platformunun kurallarını
ihlal etmemeleri için sıkı bir kontrolden geçirilecek.

Yalan haber meselesini ciddiye aldıklarını söyleyen
Zuckerberg, geçmişte kendilerine neyin sahte olduğunu anlamalarına yardım
etmeleri konusunda Facebook topluluğuna güvendiklerini ve bunun için
bildirimlere dayalı bir sistemleri olduğunu, birçok sitenin bu sayede Newsfeed’e
düşürülmeyerek cezalandırıldığını iletti. Kendilerini ‘gerçeğin hakemleri’
olarak konumlamak istemediklerini ve topluluklarıyla ‘üçüncü partilere’
güvendiklerini belirten Zuckerberg, Facebook’un önümüzdeki dönemde üzerinde
duracağı meseleler şöyle sıraladı: “Daha güçlü bir algılama sistemi, sahte
hikâyelerin daha kolay ihbar edilmesi, üçüncü partilerin doğrulaması, sahte
haber uyarılarının güçlendirilmesi, ilgili makaleler kısmında çıtayı
yükseltmek, yeni reklam politikasıyla sahte haber ekonomisini çökertmek ve
haber profesyonelleriyle iş birliği.

Guardian’dan Sanal gerçeklik gezisi
Guardian, Londra’nın Viktorya döneminden kalma
kanalizasyonlarını keşfetmesine olanak tanıyan yeni bir sanal gerçeklik (VR)
deneyimi geliştirdi. 




Yabancı Dil Sorununa Anlık Çeviri
Microsoft’un mesajlaşma uygulaması Skype’ta, sesli
görüşmeleri gerçek zamanlı olarak farklı dillere çevirebilme özelliği kazandı.
Skype Translator adı verilen servis sayesinde farklı dilde konuşan iki kişi
altyazı yardımı ile birbirlerinin dillerini bilmeseler bile rahatlıkla
konuşabilecek, iletişim kurabilecekler. 


Google Translate’te mükemmel çeviri
Google Translate (Google Çeviri), daha önce Çince-İngilizce
çeviriler için devreye aldığı Neural Machine Translation (Sinirsel Makine Çevirisi)
özelliğini yeni diller için de kullanmaya başladı. Üstelik bu yeni diller
arasında Türkçe de var.  


RedPhone ile dinlenmelere son
Google Play’de akıllı cep telefonu sahiplerinin kullanımına
sunulan programın adı Red Phone. Red Phone, iki telefon arasndaki görüşmeleri
kripto ile yani şifreleyerek iletiyor. Böyle olunca gelen veriyi sadece
telefonun diğer ucundaki kişi doğru olarak alabiliyor. Bu durumda da görüşmeyi
dinlemeye çalışan üçüncü kişiler amaçlarına ulaşamıyor.
WhatsApp’ta GIF ve görüntülü konuşma dönemi başladı
WhatsApp’ta GIF animasyonlar oluşturmak, bunları
arkadaşlarınızla paylaşmak mümkün. Uygulama yeni güncellemesiyle, Facebook
Messenger’da da olduğu gibi Giphy’den GIF seçmenize olanak tanıyor.


WhatsApp, resmi blogunda yaptığı açıklamada, görüntülü
konuşma özelliği başladı.  


Facebook’tan yemek sipariş edilebilecek
Facebook “Utility Features” özelliği ile onaylı sayfası olan
restoranlar, kullanıcılardan on-line yemek siparişi alabilecek. 


Google veri gazeteciliği ve haber teyit projelerini
fonlayacak
Arama devi Google, Perşembe günü, Digital News Initiative
Innovation Fund (Digital Haber Girişimleri Fonlama Projesi) kapsamında, 25
Avrupa ülkesinde 124 yeni medya projesini 24 milyon euro ile desteklediğiniaçıkladı. 


Google’dan fon alan projeler arasında, gazeteciler için
hazırlanmış, otomasyona dayalı bir doğrulama/teyit aracı olan FACTS (gerçekler)
de var. FACTS, ilk tam otomatik doğrulama/teyit aracı olacak. Kendi
geliştirdiğimiz bu orjinal teknoloji, siyasi tartışmalarda ve çevrimiçi medyada
ortaya atılan iddiaları tanıyacak ve yanlış oldukları takdirde derhal FACTS
kullanan gazetecileri uyaracak. FACTS, gazetecilere en önemli soruyu, ihtiyaç
duydukları anda sunacak. Gazetecilerin zamanla yarıştığı bu yeni dünyada onlara
çok önemli zaman tasarrufu imkânı sağlayacak. Yalan haberlerin yayılmasını
engelleyerek, dezenformasyonu önlemeye yardımcı olacak. Gazeteciliğin
gerektirdiği inanılırlığını ve saygınlığını korumasına yardım edecek. FACTS’in
iki modu var: İlki, teyit etmeye çalıştığımız iddiaların daha önceden kontrol
edilip edilmediğini tespit etmek ve edilmişse ulaşılan sonucu sunmak üzerine.
Yenilikçi ikinci modumuzda ise, FACTS ortaya atılan iddiaları istatistiki
modelleme kullanarak teyit ediyor; ki bu daha önce yapılmamış bir şey.

Dahi Bilim insanı Elon Musk 4 bin uydu fırlatacak
Çılgın bilim insanı ve işadamı Elon Musk, 4 bin adet uydu fırlatmak
ve  10 milyar dolarlık küresel bir
internet kurmak için izin istedi.
ALS hastası bir kadın beyin implantını kullanıyor
ALS hastası bir kadın beyin implantını kullanmayı öğrenerek,
beyin – bilgisayar ara yüzlerinin kimsenin yardımı olmaksızın, gündelik hayatta
kullanımının ilk örneği oldu.



2030’da hastaneler kalkıyor
Dünya Bankası Danışmanı Dr. Melanie Walker’a göre:  robotik, yapay zeka, 3D yazıcı, yapay sinir
ağları gibi teknolojiler gelecekte hastanelere duyulan ihtiyacı ortadan
kaldıracak. 2030’dan itibaren artık hastanelerin eski işlevini kaybedecek  ve sadece insanların girip tedavi olup
çıktığı, yatılı hastaların olmadığı yerler haline gelecek.”   



Mikro robotlar termal iletişim sağlıyor
Mikro-robotların 
‘termal iletişim’ yöntemiyle, ilaç taşıyan bakterileri çevreleyen
ortamın ısısını manipüle ederek bakterilerin ilacı nerede ve ne zaman bırakacağı ve kendini ne zaman imha edeceği belirlenebiliyor.



Gençlik sağlığı öğrenecek
Johns Hopkins Medicine’in gençlik sağlık programında çalışan
yetkililer, Y2CONNECT adlı bir web sitesi ile gençleri bilgilendirecekler.

Continue Reading

SAĞLIKTA DİJİTALLEŞMENİN GELDİĞİ SON NOKTA: E-NABIZ

Sağlık ve bilişim profesyonellerinin bir araya geldiği Digital Health Summit Turkey’de bu yıl hasta odaklı, yenilikçi ve ilham verici oturumlar yapıldı. Toplantıda Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-Nabız kullanımı ile ilgili merak edilenleri anlattı. 


Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında Vodafone Altın Sponsorluğu’nda İstanbul’da Park Bosphorus Hotel’de gerçekleşti. Türkiye’nin ilk ve tek dijital sağlık zirvesi olma özelliğini taşıyan bu etkinlikte sağlık sektörünün tüm paydaşları sağlığın geleceğine ait çözümleri konuşarak, yeni dijital ve mobil çözüm önerilerini paylaştı.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, Sağlık Bakanlığının son zamanlarda en çok ses getiren projesi olan e-Nabız Sistemi’ni anlattı. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “Kişisel Sağlık Sistemleri, sağlık bilişiminde şu ana kadar gelinmiş en yeni nokta diyebiliriz. Teknoloji artık her alanda kişiye özel hizmetler geliştirirken biz de sağlık alanında bu talebi karşılamak adına e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi’ni hizmete aldık. Türkiye’deki tüm vatandaşların sağlık geçmişlerine her an her yerden erişebildiği e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi, henüz ilk senesinde 3 milyona yaklaşan kullanıcıya sahip” dedi.

e-Nabız Sistemi Kapsamı İtibariyle İlk
Birinci, e-Nabız Sistemi’nin kapsamı itibariyle ilk olma özelliği taşıdığını belirtti. e-Nabız Sistemi’nin detaylarını anlatan Birinci “e-Nabız, bir sağlık tesisi ziyaretiniz sırasındaki muayeneden, yaptırdığınız tetkiklere, konulan teşhisten yazılan reçete ya da geçirdiğiniz operasyonlara kadar tüm verilerinize gelecekte erişmenizi sağlıyor. Bununla birlikte birçok sağlık verinizi kayıt altında tutabiliyorsunuz. GSM operatörlerinin sağlık uygulamaları, giyilebilir sağlık cihazları gibi platformlardan nabız, şeker, tansiyon, kilo, adım, kalori gibi bilgilerinizi sisteme aktarabiliyorsunuz. Ve tüm bu sağlık verilerinizi istediğiniz an, istediğiniz hekim ya da kişiyle paylaşabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra sistemi kullanarak randevu alabiliyor, hizmet değerlendirmesi yapabiliyor, organ ya da kan bağışı bildiriminde bulunabiliyorsunuz. En önemli hizmetlerimizden biri olan 112 acil butonu ise acil sağlık verilerinizin ve konumunuzun sağlık ekiplerine ulaşmasını sağlıyor” şeklinde konuştu. Birinci,  e-Nabız Sistemi’nin sporcular, hacca giden vatandaşlar, hamileler ve okullar için yeni uygulamalarla geliştirileceğini söyledi. 


Sağlıkta Dijitalleşme Verimliliği Artıracak
Alarko Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Alaton, dijitalleşmeyi yeni bir dil öğrenmek olarak tanımladığını kaydetti. “O lisan da benim için verimliliktir. Yani dijitalleşmeyle biz müthiş bir verimlilik sağlayacağız” diyen Alaton, bunun için çaba harcayanların ve sermaye ayıranların dijitalleşmenin iyi sonuçlarını çok kısa sürede göreceklerini söyledi.

Sağlık sektörünün çok ciddi eğitim gerektiren bir alan olduğuna dikkat çeken Alaton, “Bugün siz hasta bakıcının bile elini yıkayıp yıkamadığını dijital ortamda kontrol edebilirsiniz. Sadece hasta bakıcının elini yıkamasıyla enfeksiyonun önüne geçilmesi, beni şaşırtmış ve dehşete düşürmüştü. Bütün bunların kontrol edilebildiği bir ortamı ancak dijitalleşme sağlıyor. Dolayısıyla ben buna inananlardanım” dedi.

Dijitalleşme Çok Kısa Zamanda İnanılmaz Bir Verimlilik Sağlayacak
Bu konuda ayrılan her türlü sermayenin, kaynağın çok doğru bir yere gittiğini düşündüğünü dile getiren Alaton, şunları söyledi: “Ama bunun da yeni bir lisan olduğunu kabul etmeliyiz. Bugün burada olanlar bu lisanı konuşanlardır, olması gerektiğini yöneticilerine anlatmaya çalışan insanlardır. Bu insanların dijitalleşmenin çok kısa zamanda inanılmaz bir verimlilik sağlayacağını anlatabilmesi gerekecek. Ben doktorumun kontrol zamanım geldiğinde ofisinden aranmak istiyorum. Geçen sene mamografim nasıl çıkmıştı, bu verinin onların elinde olmasını istiyorum. Kendi sağlık dosyama bunu girip de bulmak istemiyorum. Ne ilaçlar almışım kontrol edilmek istiyorum ve bunu gayet doğal bir hasta hakkı olarak görüyorum. Bunlar benim çok şükür normal bir orta yaş kadın ihtiyaçlarım. Bir de ciddi hasta olup evden takip edilmesi gereken insanları düşünecek olursak inanılmaz bir ihtiyaç. Başka bir gelecekten ve ülke çapında bir durumdan bahsediyoruz.” 



Türkiye’de Dijital Sağlık Alanındaki Tüm Paydaşlar Toplanıyor
PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “ 2012 yılında beri büyük bir azim ve coşkuyla sürdürdüğümüz etkinliğimiz önümüzdeki yıldan itibaren uluslararası boyutta devam edecek. Digital Health Summit ile birlikte Türkiye’de dijital sağlık alanındaki tüm paydaşların bir araya geldiği önemli bir platform oluşturduk. Sağlık Bakanlığı her yıl içerik olarak etkinliğimizi destekledi, bizler de dijital sağlık alanında gerçekleştirilen ve ülke sağlığını ilgilendiren yenilikçi projelerin tüm detaylarıyla paylaşılmasına katkıda bulunduk. En başından itibaren üniversitelerle ve derneklerle işbirliği içerisinde çalıştık, ayrıca hasta deneyimlerine yer verdik. Etkinliğimizde her yıl daha önce konuşulmamış konular gündeme geldi. Örneğin bu yıl genomik ve büyük veri, kişiselleştirilmiş sağlık, engelliler için oluşturulan kullanıcı dostu mobil platformlar, hekimler için oluşturulan sosyal ağlar katılımcıların ilgisini çekti. Yıl içerisinde de küçük toplantılarla etkinliğimizi sürdüreceğiz.”



Bu yıl zirvenin en dikkat çekici oturumlarında biri de Intel Sağlık ve Yaşambilimleri Büyük Veri Analizleri Global Direktörü Afşar Akal’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Kişiselleştirilmiş Tıp ve Sağlıkta Genom Dönemi paneliydi. Panelde yer alan  Genetik Bilimci Dr. Birep Aygün “Genom çağında Sağlık Bilimleri bir daha asla eskisi gibi olmayacak” dedi. Dijital ve Geleneksel Medyada “Sağlıklı Habercilik Nasıl Yapılmalı?” sorusunu ise Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde Milliyet Gazetesi Sağlık Köşe Yazarı Esra Öz ve Show TV Spikeri Pınar Erbaş cevapladılar.
Continue Reading

DİJİTAL MECRALARI SAĞLIK KONUSUNDA NASIL KULLANMALIYIZ?

Sağlıklı yaşamak, her gün, güne enerji dolu, mutlu ve huzurlu uyanmak istiyoruz. 


Stresten uzak durmak için, neler yapabiliriz diye araştırıyoruz. Daha genç kalabilmek için formüllerin peşine düşüyoruz. Zayıflamanın sırları diye aktarılan yazıları bir solukta okuyoruz. 


Herkes mucizelerin ve sırların peşine düşüp, doğrunun ne olduğunu arıyor.  Ancak aranan doğru bilgiye ne kadar ulaşılabiliyor? Çok fazla bilginin yer aldığı internette, ulaşılan yazıların hangisinin doğru olduğu konusunda kafa karışıklığı yaşanıyor. Aslında doğru bilgi için, kanıta dayalı tıbbı ve bu alanda çalışan “gerçek” uzmanları iyi tanımak gerekiyor. 

Özellikle her “uzmanım” diyene inanmamak çok önemli. Peki, her aklımıza takılan sorunun yanıtını aradığımız dijital mecraları sağlık konusunda nasıl kullanmalıyız? 

Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek.  Benimde konuşmacı olduğum  “Geleneksel ve Dijital Medyada “Sağlıklı” Habercilik” oturumu Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde yapılacak. Toplantıda dijital sağlık alanında son gelişmeler ele alınırken, bu alanların daha etkili nasıl kullanılması gerektiğinin yolları anlatılacak.   

Dijital Devrim ile Daha İyi Sağlık Hizmeti
Toplantıyı düzenleyen PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şunları söyledi: “Dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaşması ile beraber tüm dünyada, sağlık hizmetlerinde kalitenin,  tedaviye ulaşım hızının artması, tedavi masraflarının azalması ve sağlığın giderek kişiselleşmesi bekleniyor. Genetik teknolojilerindeki büyük gelişmeler ve dijital kanalların kullanımı ile toplumlarda sağlık konusundaki farkındalık düzeyi ve yaşam kalitesi artarken tıp alanında da önemli gelişmeler yaşanıyor.”

Dijital Sağlık Türkiye İçin Önemi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşlanan nüfusla birlikte artan kronik hasta sayısının ülke ekonomisi açısından büyük bir yük yarattığına değinen Kayabalı,  “Sağlık birimlerindeki yığılmanın ve hasta yükünün azaltılması, gerekli durumlarda hastalara hızlı bir şekilde erişim imkanı olması çözülmesi gereken önemli konular. Dijital sağlık uygulamaları, sağlıkla ilgili büyük verinin etkili kullanımı, kronik hastalıkların uzaktan yönetimi, hastaneler ve sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü azaltırken, aynı zamanda koruyucu hekimlik, kişisel iyilik durumunun sürdürülmesi ve sağlığın kişiselleşmesi konularında da büyük katkı sağlayabilir. Bu nedenle son yıllarda Türkiye’nin hükümet politikalarında dijital sağlık teknolojilerinin yaygınlaştırılması önemli bir yer tutuyor” dedi.

e-Nabız Ele Alınacak
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-nabız ile ilgili detaylı bilgi verecek. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “2 milyon 700 bin kişi hesabını aktif hale getirdi. Türkiye’deki bütün insanların verileri buraya geliyor. İlgi giderek artıyor çünkü e-nabız’dan çok fazla şeye ulaşabiliyorlar, randevu alabiliyorlar. Türkiye’de ne kadar hastalık olduğunu biliyoruz, hangi bölgede daha yaygın geliştiğini görebiliyoruz. Ancak bu hastalıkların kimlere ait olduğunu bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme Bölümü Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD Başkanı Prof. Dr. Süphan Nasır , “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları” ile ilgili gerçekleştirdikleri bir çalışmanın sonuçlarını aktaracak. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim ABD Başkanı Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu da “Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak” konusunda katılımcılar ile önemli ipuçları paylaşacak.


Continue Reading

SAĞLIĞI OYUNLAŞTIRARAK GELİŞTİRİYORLAR

Sağlık ile ilgili bilgileri öğrenmek ve davranış değişikliğini sağlamanın en pratik ve eğlenceli yollarından biri oyunlar. Peki, oyunları eğitimde ve sağlık alanında nasıl kullanabiliriz? 

Oyun oynamayı sever misiniz? Çocukluğumuzdan bu yana oyunlar hayatımızın bir parçası olmuştur. Öğrenmenin belki de en kolay ve en eğlenceli yolu oyunlardır. Özellikle son yıllarda, dijital ve mobil uygulamalar hayatımızın bir parçası olmuşken, bunu sağlığın geliştirilmesinde kullanılmasını hiç düşündünüz mü? Özellikle sağlıkta davranış değişikliğiyle aynı zamanda kronik hastalık yönetimi, sağlığa yönelik farkındalık çalışmaları, spor ve sağlıklı beslenme alanlarında da etkili bir yöntem olarak tercih ediliyor. 

Hastalar,  için tasarlanmış pozitif davranış değişikliği odaklı ve doktorla, hastaneyle uzaktan iletişim kurma amaçlı uygulamalar oluyor. Ayrıca tıp eğitiminde, hastane içi süreçlerde, wellness ve fitness alanlarında da oyunlaştırma dikkate değer bir oranda kullanılıyor. İlaç endüstrisi de oyunlaştırmadan katkı sağlayan, bu yolla performans ve verimliliğini artıran bir diğer alan. Oyunlaştırılmış sağlık uygulamalarının, kimi zaman içindeki kullanıcıya sunulan özel seçenekler sayesinde adeta bir sağlık koçu işlevi görebildiğini söyleyen HRİKa Çözümler Kurgu ve Satış Uzmanı  Pınar Türker, sağlıkta oyunlaştırma ile ilgili soruları yanıtladı.

Oyunlaştırma nedir?
“Oyunlaştırma” tanımına geçmeden önce “oyun”dan bahsederek başlayalım. Oyun ve oyunlaştırma gerekli durum ve kurgularda yan yana gelebilen ve iç içe olabilen iki farklı kavram.

Oyun, katılım sağlayan herkes tarafından kabul edilmiş kuralları bulunan, belirlenmiş bir sistemde insanların sosyalleşmesi ve öğrenmesi gibi amaçları, kazanma ve kaybetme gibi sonuçları, belli hedefleri olan, eğlence vaat eden bir uygulama.

Oyunlaştırma ise oyunsu tasarımların ve oyun mekaniklerinin oyun dışı bir sürece eklendiği bir yapı. Katılımcılar birer oyuncuya dönerek, daha yüksek motivasyonla, oyun dinamiği içinde yapmaları gereken aktivitelere konsantre olurlar, zevk alarak gönüllü katılım sağlarlar. Katılımı artırılmak istenen uygulamaya eklenen bir süreçler topluluğudur diyebilirim. Oyunlaştırma, ilhamını oyundan alır; kurgusundaki oyun mekanikleri sayesinde oyunu andırır ve böylece oyun oynuyor hissi yaşayan katılımcı buradan aldığı motivasyonla içinde olduğu sürecin aktif bir oyuncusu olur.

Oyunlaştırma, günümüzde web siteleri veya mobil uygulamalardaki kullanıcı aktivitelerini çoğaltmak, sosyal etkileşimi yükseltmek, iş süreçlerini daha verimli hale getirmek, müşteri bağlılığını artırmak ve pazarlama faaliyetleri gibi alanlarda kullanılıyor. Çok çeşitli konularda bir eğitim, gelişim, değerlendirme ve iletişim yöntemi olarak kullanılan oyunlaştırma, sağladığı davranış değişikliğiyle aynı zamanda kronik hastalık yönetimi, sağlığa yönelik farkındalık çalışmaları, spor ve sağlıklı beslenme alanlarında da etkili bir yöntem olarak tercih ediliyor.

Ne işe yarıyor?
Oyunlaştırmanın amacını çok net ortaya koyan çok kısa başka bir tanım da yapabiliriz. Dünyadaki oyunlaştırma uzmanlarının da hemfikir olduğu bir tanım: ”Motivasyonla davranış değişikliği”. İyi tasarlanmış oyunlaştırma uygulamalarının arka planında insan psikolojini temel alan bir altyapı bulunuyor. Davranış değişikliğinin olabilmesi için önce oyuncu motive edilmeli, bu motivasyonla birlikte, bir tetikleyici desteğiyle aksiyon aldırılan oyuncuya hemen geri bildirim verilerek tekrar motive edilmeli ve bu döngü bir düzen içinde ilerlemelidir.

Oyunlaştırma belirlenen hedeflere yönelik davranış değişikliğini amaçlar, bunun kalıcı bir davranış değişikliği olmasını ister. Özellikle sağlık ve gelişim gibi konularda kazanılan yeni doğru davranış biçiminin alışkanlığa dönüşmesi esastır.

Yarattığı motivasyonla normalde kişilere sıkıcı gelen süreçlere gönüllü katılım sağlaması ve süreci zevk alınan bir zamana dönüştürmesi ve eğlendirmesi, oyunlaştırmanın aslında “çok da gizli olmayan gizli formülü”. Çünkü hepimiz eğlendiğimiz, iyi vakit geçirdiğimiz alanların, konuların içinde olmayı isteriz. Eğlendikçe de ortamı içselleştirir ve oradaki deneyimleri ve anıları değerli buluruz. Herhangi bir engel yüzünden veya sadece sıkıcı bulduğumuz için başlayamadığımız ya da bir şekilde bir türlü harekete geçemediğimiz, başlasak da devam ettiremediğimiz istek ve düşünceler, işin içine oyun ve oyunlaştırma girdiğinde hayatımızın keyifli, heyecanlı rutinleri arasına girebilir.

Yaşamın içinde oyunlaştırma dediğimizde, kişilerin günlük hayat içindeki aktivitelerini ödül ve puan kazanma esasına dayandırıp, bunu da bir sosyal iletişim kurgusu içinde yaptığımızda kendiliğinden oluşacak doğru davranış alışkanlıklarından bahsediyoruz. Bu da bugünün dünyasında obezite, kronik hastalıklar, aktif spor, güvenlik gibi birçok konuda farkındalık yaratıp, eğitim ve çözüm süreçlerine katkı sağlıyor.

Sağlık alanında nasıl kullanılıyor?
Sağlık, oyunlaştırmanın en etkin şekilde kullanıldığı alanların başında geliyor. Sağladığı davranış değişikliği hem hastalık yönetimi ve farkındalık için hem de sağlıklı yaşam adına kişiyi destekliyor. Oyunlaştırılmış sağlık uygulamaları, kimi zaman içindeki kullanıcıya özel seçenekler sayesinde adeta bir sağlık koçu işlevi görebiliyor. Odak noktasındaki kalıcı doğru davranış değişikliği, hem hasta hem doktor tarafında işleri kolaylaştırıyor; bu durum kişilerin kendi sağlıklarını kontrol altında tutmasıyla birlikte sağlık sistemindeki azalan maliyetler ve kazanılan zaman anlamında da bütüne yansıyor.

Sağlıktaki uygulamalar aynı çatı altında anılsa da farklı kullanıcı kitlelerine ve farklı amaçlara hitap ediyor. İlk akla gelenler hastalar için tasarlanmış pozitif davranış değişikliği odaklı ve doktorla, hastaneyle uzaktan iletişim kurma amaçlı uygulamalar oluyor ancak tıp eğitiminde, hastane içi süreçlerde, wellness ve fitness alanlarında da oyunlaştırma dikkate değer bir oranda kullanılıyor. İlaç endüstrisi de oyunlaştırmadan katkı sağlayan, bu yolla performans ve verimliliğini artıran bir diğer alan.

Yurt dışında ne gibi örnekler var?
Farklı amaçlar için çok çeşitli uygulamalar mevcut. Kronik hastalıklar için hazırlanmış ve yaygın olarak kullanılan iki uygulamadan bahsedebilirim ilk olarak. Biri diyabet diğeri astım hastaları için.

Diyabet için olan “mySugr Pro” isimli bağımsız uygulamalardan oluşan bir sistem. Uygulamaların birini veya birkaçını satın alıp kullanabildiğiniz gibi, sisteme üye olarak tamamını da kullanabiliyorsunuz. mySugr Diabetes Logbook, mySugr Diabetes Academy, mySugr Importer, mySugr Diabetes Analysis, mySugr Diabetes Junior ve mySugr Diabetes Quiz sistem içindeki uygulamaların isimleri. *

  • “Diabetes Logbook”, şeker hastalığı seyir defteri. Adından da anlaşılacağı gibi bir çeşit günlük gibi düşünebiliriz. Hastalar uygulama ile kendi günlük verilerini takip ediyor. İçindeki oyun ve oyunlaştırma unsurları ile işin içine eğlence de katılmış ve kullanımı teşvik edici, zevk alınan bir kullanıcı deneyimi sağlanmış. Uygulamanın içinde bir de kişiye özel sempatik bir feed-back canavarı var. Hastaya yaptıkları ile ilgili geri bildirimler veriyor. Zaman zaman esprili duygusal tepkiler de olabiliyor bu geri bildirimler. Kullanıcı kendisi için olumlu etki yapacak bir veri girmişse canavar mutlu oluyor, ödüller veriyor; eğer olumsuz bir veri girildiyse canavar kullanıcıyı uyarıyor.
  • Diabetes Academy’de ise tip 2 diyabet hastalarına yönelik kısa videolarla şeker hastalığı anlatılıyor, ipuçları veriliyor.
  • Importer biraz farklı: Çeşitli markaların ölçüm cihazları ile uyumlu çalışan bir veri aktarım programı. Kullanıcı kendi sağlık verilerini giriyor. Mesela kan değerlerinin düzenli girilmesi unutulduğunda dahi, geriye dönük olarak hepsi bir kerede bu uygulama ile yine sisteme eklenebiliyor. 
  • Diabetes Analysis ise, hastanın geçmişe yönelik değerlerine bakıp, hastalığın gidişatı ile ilgili analizler oluşturuyor. Yanlış giden bir şeyler varsa bunları gösteriyor ve düzeltilmesini sağlıyor.
  • Diabetes Junior, sistemin çocuklara yönelik tasarladığı bir uygulama. Diyabet hastası çocuklara bu hastalıkla yaşamayı yine oyunlaştırma ve eğlence unsurları ile anlatıyor. Ayrıca çocuğun uygulamada yaptıkları ve girdiği bilgiler aynı zamanda onunla ilgilenen kişinin telefonu ile de senkronize oluyor.
  • Diabetes Quiz de kullanıcının diyabet  ile ilgili bilgilerinin doğruluğunu kontrol eden  bir test uygulaması.

mySugr Pro’ya üye olunduğunda ise kişi yukarıdaki tüm uygulamaları kullanım hakkını elde ediyor. Uygulamanın sosyal paylaşım yanı da var. Diyabet hastaları uygulama içinde birbirleri ile iletişime geçip tecrübelerini paylaşabiliyor. *https://mysugr.com 
Kronik hastalıklara yönelik diğer bir örnek ise astım hastaları için yapılmış bir uygulama. “Lungtropolis” adında bir oyun. **

Çocuklar için tasarlanıp yapılmış bir oyunlaştırma uygulaması. Amacı astım rahatsızlığı olan çocuklara astımla yaşama bilinci kazandırmak. Astımlı çocukların bu durumla yaşamayı öğrenmeleri, astımı nelerin tetiklediğini bilmeleri, bunları hayatlarından uzak tutmayı öğrenmeleri için geliştirilmiş bir oyun. Tüm bunların yanında çocuklara ilaçlarını düzenli kullanmaları konusunda da alışkanlık kazandırmayı hedefliyor. Uygulamayı kısaca anlatacak olursam, oyunda bir sanal şehir yaratılmış. Lungtropolis, kolay nefes şehri olarak geçiyor. Çocuklar birer astım kontrol ajanı rolündeler ve şehirde dolaşıp, kendilerine verilen görevleri yerine getirerek ilerliyorlar. Bu sırada da hastalığa dair yararlı ipuçları alıyor, videolar izliyorlar. Uygulama içinde bir de “Lungtropolis Parents” adlı bir alan var. Oyundan elde edilen çıktılar, sonuçlar, çocukların eğitimine yönelik bilgiler burada anne-babalarıyla paylaşılıyor. Uygulama, Amerikan Akciğer Birliği’nin desteklediği bir proje. Bu da bilinirliğinin artmasında ve çocuklar tarafından yaygın olarak kullanılmasında büyük bir etken. 
Tanıtım videosu: https://www.youtube.com/watch?v=XFOkuVaQX5c 

Ülkemizde bu alanda çalışmalar ne durumdadır?
Bizde sağlık alanında yaygın olarak kullanılan kapsamlı bir oyunlaştırma uygulaması bildiğim kadarıyla henüz yok. Ancak tasarım aşamasında olan projeler var. Hem hasta farkındalığına yönelik hem de sağlık çalışanlarının eğitimlerine dair çalışmalar. Özellikle hastalara doğru davranış alışkanlıkları kazandırmak adına yapılabilecek oyunlaştırma uygulamaları bir süredir gündemimizde. Yoğun olarak bahsedilen ve üzerine düşünülen bir konu. Yakın bir gelecekte, öncelikle çok ihtiyaç duyulan konulardan başlayarak ülkemizde de bu tip ürünlerin geliştirileceğini ve ilgili kurum ve derneklerin işbirliğiyle yaygınlaşacağını düşünüyorum. 

Sağlık eğitiminde mi yoksa pratik kullanımlarda mı tercih ediliyor?
Sağlığın çok çeşitli kollarında kullanılıyor. Özellikle tıp eğitimi ve doktorlar için pratik kazanma amaçlı son derece etkileyici oyun ve oyunlaştırma örnekleri bulunuyor. Çok beğendiğim, hayranlık duyduğum bir örneği anlatayım. Bir veri tabanında bulunan bilgilerin eşleşip bir araya gelmesiyle sanal bir hasta yaratılıyor ve bu hastanın durumu incelenip doğru teşhis ve uygun tedavi ile devam ediliyor. Bu bahsettiğim “Syandus” adlı bir eğitim simülasyonu. Deneyim odaklı bir eğitim uygulaması, çok detaylı düşünülmüş bir simülatif oyun. Hastanın sağlık verilerinin yanında mesleği ve hobileri de size gelen bilgiler arasında ve bunlar nedeniyle maruz kaldığı etkileri de teşhis ve tedavi sürecinde dikkate alabiliyorsunuz. Adeta karşınızda gerçek bir hasta varmış gibi tüm yönlerden hastayı inceleyip, tetkiklerine bakıp, durumunu araştırıyorsunuz. Syandus içinde bir doktor olarak normal koşullarda sık rastlamayacağınız sıra dışı vakalar da karşınıza gelebiliyor ve bu da eğitim ve uygulama anlamında değerli bir deneyim ve gelişim sağlıyor.***
***http://syandus.com 
Tanıtım videosu: https://www.youtube.com/watch?v=O0W6Y0_sr7E 


Hastane içi süreçlerin de oyunlaştırılabileceğinden bahsetmiştim. Bunu da bir örnekle somutlaştıracak olursam AMPT adlı uygulamadan bahsedebilirim. Hastanedeki tüm süreçleri iyileştirip sürekli gelişim sağlamak için kullanılan bir oyunlaştırma uygulaması. Bütün hastane çalışanlarının dahil olduğu bir sistem. Uygulama içinde baştan belirlenmiş senaryolar bulunuyor. Bunlar her bir kullanıcı için özelleştirilebiliyor ve kişinin görevi ve sorumluluklarına yönelik yeni senaryolar da oluşturulabiliyor. Senaryolar içinde yerine getirilen her bir görev için puan kazanılıyor ve puan durumu liderlik tablosunda paylaşılıyor. Burada amaç her çalışanın kendi işini en iyi ve en doğru şeklide yapmasını sağlamak ve çalışan bağlılığını artırmak. Aynı zamanda çalışanlar arasında ortak hedefe dayalı bir mücadele yaratmak ve en önemlisi bunu eğlenceli bir oyunmuş gibi hissettirmek.  Bu tip uygulamalar genelde kullanıcıların performansını da ölçen ve kişi bazında raporlayan uygulamalar. Bu raporlarla çalışanların ve departmanların güncel durumu hakkında bir veri elde ediliyor ve bu veri gelişim adına yapılacak hamlelerde yol gösterici oluyor. AMPT de benzer şekilde performans ölçümlemesi yapan bir uygulama. 

Uygulama içinde bilimsel veri analizi de yapılabiliyor. Kullanıcılar kendi geçmiş kayıtlarına ve hastane kayıtlarına erişebiliyor. Sisteme entegre edilmiş quiz altyapısı ile sürekli bir uzaktan eğitim söz konusu. Uygulama içinde bir de anket fonksiyonu var. Bu sayede çalışanlar hastane karar mekanizmalarına da kolaylıkla dahil olabiliyor.
Tanıtım videosu: https://www.youtube.com/watch?time_continue=65&v=ZmZ5e3t1ROw

Tüm bunların yanında günlük hayatta ve spor aktivitelerimizde kullandığımız wellness ve fitness uygulamaları var. Çoğumuzun aşina olduğu ve bazılarımızın sürekli kullandığı uygulamalar bunlar. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapma, sağlıklı kalma konusunda yol gösterici, bizi doğru davranmaya teşvik edici bir kişisel asistan gibi düşünebiliriz bu uygulamaları. Kendimiz için yaptığımız pozitif davranışlar doğrultusunda rozet, puan ve bazen fiziksel ödüller kazanabiliyoruz. Spor tarafında yaptığımız egzersizlerin kayıtlarını tutuyoruz, performanslarımızı uygulama içindeki arkadaşlarımızla ve istersek sosyal medyada paylaşıyoruz. Arkadaşlarımızla yarışabiliyoruz. Tüm bunlar konuyu daha eğlenceli hale getiriyor ve motivasyonumuzu artırıyor; hatta kendimize meydan okur hale gelebiliyor, kendi rekorlarımızı kırmaya çalışabiliyoruz. Beslenme konusunda da ihtiyacımız olan kalori ve çeşitlilik doğrultusunda gelen öneriler ve gerektiğinde uyarı geri bildirimleri ile daha sağlıklı tercihler yapabiliyoruz. Doğru tasarlanmış uygulamalar ve sağladığı içsel motivasyon ile zaman içinde tüm bu sağlıklı alışkanlıklar yaşam tarzımız haline gelebiliyor.

Sağlıkta oyunlaştırma dediğimizde “giyilebilir teknolojiler” ve “internet of things” konuyla direkt ilgili kavramlar. Giyilebilir teknolojiler şu anda özellikle performanslarımızı kaydeden, yorumlayan spor bileklikleri gibi akıllı aksesuarlar ve fitness uygulamaları ile hayatımıza girmiş durumda. Yakın gelecekte daha çok sağlık amaçlı pek çok ürünle birlikte yaygınlaşması bekleniyor. “İnternet of things” ile de neredeyse tüm eşyalarımızın internete bağlı olduğu bir yaşamdan bahsediyoruz. Bu yakın gelecek geldiğinde, oyunlaştırma uygulamaları sağlığımıza, yaşamımıza ve alışkanlıklarımıza dair birçok veriyi otomatik olarak kaydedecek ve daha detaylı değerlendirmeler yapılabilecek. İnternete bağlı buzdolabınızdan bir dondurma aldığınızda, mobil cihazınızdaki sağlık uygulaması devreye girip “O dondurmayı yemek istediğinden emin misin? Bak bugün fazladan 374 kalori aldın, onu yarına saklasan iyi olur” şeklinde sizi uyarabilecek. Böyle anlatınca masal gibi geliyor ama çok yakın ve olası bir senaryo bu.

Sağlık; hastalar, kurumlar, çalışanlar, tıp eğitimi ve sağlıklı kişiler açısından oyunlaştırmadan en büyük faydayı sağlayacak alanlar arasında yer alıyor. Dünyadaki örneklerine ve konu hakkındaki araştırmalara, çalışmalara ve gözlenen etkilerine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Oyun ve oyunlaştırmanın psikolojik altyapısı ve zamanla birlikte değişen yaşam alışkanlıklarına ve teknolojideki gelişmelere kolaylıkla adapte olması ve direkt olarak insana dokunması, geleceğin sağlık dünyasında da var olacağını ve oyuna daha yeni başladığımızı gösteriyor.


Pınar Türker kimdir?
İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünden mezun olan Pınar Türker, kısa bir süre mühendis olarak çalıştıktan sonra birçok medya kuruluşunda editör, yapımcı ve sunucu olarak yer aldı. Çeşitli kurumlara, halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim desteği verdi. 90’ların ikinci yarısından itibaren sürdürdüğü resim çalışmalarının neticesinde 2004 yılında ilk kişisel sergisini açtı. 2000’lerin başından itibaren mobil teknoloji ve uygulamalar ile eğitim alanlarında çalışmaya başladı. Teknoloji yayınlarında da editörlük yapan Pınar Türker, 2011’den beri HRİKa Çözümler’de oyun tabanlı eğitim, uzaktan eğitim, oyunlaştırma, eğitim içeriği kurgusu, oyun senaryosu geliştirme ve kreatif satış ve pazarlama alanlarında çalışıyor. 2015 yılında çıkan “Oyunlaştırma – İşinize ve hayatınıza oyun katın” kitabında danışman yazar olarak yer aldı. Mimsanat Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Pınar Türker, burada da çocuk ve gençlerle ilgili çalışmalar yapıyor. “Sanat Yoluyla Eğitim” esasına dayalı eğitim-gelişim projelerinde aktif olarak görev alıyor.
Continue Reading

SAĞLIK BİLİŞİMİNİN GELECEĞİ BU TOPLANTIDA ELE ALINACAK

Sağlık ve bilişim profesyonellerinin bir araya geldiği Digital Health Summit Turkey’de bu yıl hasta odaklı, yenilikçi ve ilham verici oturumlar yer alacak.  


Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey ‘in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında Vodafone Altın Sponsorluğu’nda İstanbul’da Park Bosphorus Hotel’de gerçekleşecek. Türkiye’nin ilk ve tek dijital sağlık zirvesi olma özelliğini taşıyan bu etkinlikte sağlık sektörünün tüm paydaşları sağlığın geleceğine ait çözümleri konuşacak, yeni dijital ve mobil çözüm önerilerini paylaşacak. Zirvenin hemen ardından 19 Aralık’ta 3G DOCTOR kurucusu David Doherty “Mobil Sağlık Kursu” için sağlık profesyonelleri ile bir araya gelecek. 

Dijital Devrim ile Daha İyi Sağlık Hizmeti
PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şu bilgileri verdi: “Dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaşması ile beraber tüm dünyada, sağlık hizmetlerinde kalitenin,  tedaviye ulaşım hızının artması, tedavi masraflarının azalması ve sağlığın giderek kişiselleşmesi bekleniyor. Genetik teknolojilerindeki büyük gelişmeler ve dijital kanalların kullanımı ile toplumlarda sağlık konusundaki farkındalık düzeyi ve yaşam kalitesi artarken tıp alanında da önemli gelişmeler yaşanıyor.”

Dijital Sağlığın Türkiye İçin Önemi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşlanan nüfusla birlikte artan kronik hasta sayısının ülke ekonomisi açısından büyük bir yük yarattığına değinen Kayabalı,  “Sağlık birimlerindeki yığılmanın ve hasta yükünün azaltılması, gerekli durumlarda hastalara hızlı bir şekilde erişim imkanı olması çözülmesi gereken önemli konular. Dijital sağlık uygulamaları, sağlıkla ilgili büyük verinin etkili kullanımı, kronik hastalıkların uzaktan yönetimi, hastaneler ve sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü azaltırken, aynı zamanda koruyucu hekimlik, kişisel iyilik durumunun sürdürülmesi ve sağlığın kişiselleşmesi konularında da büyük katkı sağlayabilir. Bu nedenle son yıllarda Türkiye’nin hükümet politikalarında dijital sağlık teknolojilerinin yaygınlaştırılması önemli bir yer tutuyor” dedi.


e-Nabız Ele Alınacak
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-nabız ile ilgili detaylı bilgi verecek. “e-Nabız” uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, “2 milyon 700 bin kişi hesabını aktif hale getirdi. Türkiye’deki bütün insanların verileri buraya geliyor. İlgi giderek artıyor çünkü e-nabız’dan çok fazla şeye ulaşabiliyorlar, randevu alabiliyorlar. Türkiye’de ne kadar hastalık olduğunu biliyoruz, hangi bölgede daha yaygın geliştiğini görebiliyoruz. Ancak bu hastalıkların kimlere ait olduğunu bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
Türkiye ve dünyadan sağlık ve bilişim sektörünün önde gelen üst düzey yetkililerin katılacakları zirvede bu yıl, alanında uzman birçok konuşmacı yer alacak. Konular arasında ise; “Kişiselleştirilmiş Tıp ve Sağlıkta Genom Dönemi, “Erişilebilirlik: Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak”, “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları”, “Çoklu Kanalda Kapalı Döngü Pazarlama” gibi başlıklar ele alınacak. Özellikle ‘hasta odaklı’  yaklaşımlar üzerinde durulacak. Zirvede her yıl olduğu gibi hasta dernekleri, hastalar da yer alacak. Dünyanın önde gelen dijital sağlık danışmanlarından Len Starnes sağlık çalışanları için geliştirilen sosyal ağların günümüzdeki önemli etkisi ile ilgili çarpıcı örnekler sunacak. Ayrıca birçok akademisyen de dijital sağlık ile ilgili önemli konuları, bilimsel açıdan ele alacak. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme Bölümü Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD Başkanı Prof. Dr. Süphan Nasır , “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları” ile ilgili gerçekleştirdikleri bir çalışmanın sonuçlarını aktaracak. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim ABD Başkanı Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu da “Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak” konusunda katılımcılar ile önemli ipuçları paylaşacak.



Yeni Medyada Bilinçli Olmak
 “Geleneksel ve Dijital Medyada “Sağlıklı” Habercilik” oturumu Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde gerçekleştirecek. Sağlık habercisi Esra Öz ve Show TV spikeri Pınar Erbaş ile “Yeni medya okuryazarlığında neler yapılmalı?”, “ Bilgi kirliliğinden korunmak için ne yapmak gerekiyor?”, “Sosyal medya nasıl doğru kullanılmalı?” gibi sorularını ele alacaklar. 


Continue Reading

“DÜNYA’NIN EN BÜYÜK YATAK SAYISINA SAHİP HASTANE KAMPÜSLERİ OLUŞUYOR”

Şehir hastaneleri ile sağlık sektörünün yüzünün değiştireceğini, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapının oluştuğunu belirten Dr. Hasan Kuş, “Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; dünyanın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor” dedi. 

Uluslararası hastane yöneticileri, hukuk danışmanları, iletişim uzmanları ve hekimler 2. Annual Turkey Hospital Expansion Summit’te bir araya geldi. Hastane kampüsleri nasıl yönetilecek, nasıl bir yönetim modeli oluşturulacak? Hastane yönetiminde dijitalin etkisi, medya yönetiminin etkisi gibi konu başlıkları ele alındı. 

Son 10 yılda Türkiye’de sağlık hizmetleri açısından oldukça hareketli geçti. Esas olarak var olan hastane yataklarının yenilenmesi, bir miktar da yeni yatak yaratılmasını hedefleyen Şehir Hastaneleri ise adım adım hayata geçiyor. Hastane bina stoğunun yenilenmesinin dışında, tıbbi cihaz, ekipman ve diğer ürünlerle hizmetler açısından sektörün müthiş bir hareketlilik yaşayacağı net olarak görülüyor.  

Açılış konuşmalarını toplantının başkanlığını yapan Dr. Hasan Kuş ve Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci gerçekleştirdi.  

Dr. Hasan Kuş, konuşmasında son 10-12 yılda sağlıkta çok yol kat edildiğini ve özel hastane sayısının da 40’ı uluslararası akreditasyonu olmak üzere 550’ye ulaştığını kaydetti ve Akreditasyon Enstitüsü’nün de kurulduğunu ekledi. Türkiye’de “Şehir hastaneleri ile artık her şey değişecek” diye konuşan Dr. Hasan Kuş, şunları dile getirdi: “Şehir hastaneleri ile başka bir önemli kavşağa geliyoruz. Türkiye’de ve bölgede sağlık hizmet sunumu önümüzdeki 30-40 yılı için bu projelerle değişecek. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dolayısıyla çok önemli boyutu var. Yaklaşık 10 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklükten bahsetmiyoruz sadece, daha fazlasını konuşuyoruz. 35 projenin 19’unun ihalesi yapılmış durumda. Yatak sayısı açısından ise 45 bin yatağın 30 binine denk geliyor bu durum. Yani yatak sayısı açısından üçte ikisinin ihalesi yapılmış durumda.

“Bir Stadyum Dolusu İnsan Sabah Gelecek, Akşam Çıkacak”
3 bin 500 yataklı bir hastanede yatak doluluğunu ortalama yüzde 80 ve ortalama yatış süresini 4,2 gün olarak alırsak; her gün 700 civarında yeni yatış olacak, en az 2 bin 800 yatan hasta, bir o kadar da refakatçi olacak. Yedi bin çalışanı da hesaba katınca büyük bir kasaba nüfusu gece gündüz yaşayacak. Bu hastanelerde 50 bin civarında poliklinik yapılacak her gün. Yani bir stadyum dolusu insan sabah gelecek, akşam çıkacak. Bütün bu sistemin akışı nasıl sağlanacak? Kampüslerde birçok hastane bir arada tasarlanmış. Hizmet sunumu açısından nasıl bir yönetim modeli olacak? Hastaneler arasındaki işbirliği ve uyumun nasıl hayata geçirileceği önemli bir başlık iken, bir başka önemli iş var karşımızda. Sağlık hizmeti kamu tarafından sağlanırken, diğer taraftan çok ciddi yatırım yapmış kar amaçlı bir yapı var. Tüm paydaşların odağında hasta olacak ama bu iş birliği nasıl sağlanacak? “

“Dünya’nın En Büyük Yatak Sayısına Sahip Hastane Kampüsleri Oluşuyor”
“Sağlık sektörünün yüzünü değiştirecek, dengeleri yeniden oluşturacak bir yapı oluşuyor” diyen Kuş, “Şehir hastanelerinde ölçeğin büyüklüğü de çarpıcı. Listede en yukarıda yer alan Ankara’daki Etlik ve Bilkent hastanelerinin her biri 3 bin 500’ün üzerinde yatak sayısına sahip. Bu şu demek; Dünya’nın en büyük yatak sayısına sahip hastane kampüsleri oluşuyor” şeklinde konuştu. 


Türkiye 2023’de 20 Milyar Dolar Sağlık Turizmi Geliri Hedefledi
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci konuşmasında şunları söyledi: “ Özel sağlık sektörünü kamuya destek olan en önemli paydaş olarak görmeye devam edeceğiz. Bu tarz yatırım modeliyle ülkenin gelecekte fırsatları sağlayacak sonuçlar üretmesini bekliyoruz. Sağlık çok paydaşlı ve  yönetimi zor bir sektör, burada PPP yapabiliyor olmak çok büyük bir başarı biz ilk basamaklarını zor da olsa başardık diyebiliriz. Gelecekte PPP Türkiye Modeli kavramının oluşacağını ve bunun ülkemize değer katacağını düşünüyorum. Bu ülkede hangi kaynaklarla neler yapıldığını bildiğimiz için büyük yatırımların ancak bu şekilde yapılabileceğini düşünüyorum. Türkiye 2023’de 20 milyar dolar sağlık turizmi geliri hedeflediği. Bu süreçte özel sektörün gelişiminin yanı sıra şehir hastaneleri de önem kazandı.” 

“İstanbul’a 2. Şehir Hastanesi Geliyor”
İstanbul’da Sancaktepe’ye içinde havalimanı bulunan 2. şehir hastanesinin planlandığını kaydeden Birinci, son 2002 den bu güne hekime başvuru sayısının 3 kattan fazla arttığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu süreçte özel sağlık sektörünün büyük katkısı oldu, nitekim sağlık hizmetinin yüzde 30’unu özel sektör gerçekleştiriyor. Bu gün sağlık hizmeti artık boyut değiştirdi. Dün hekime, sağlık tesisine kısacası sağlığa erişim temel sorundu ve dünyadaki en yüksek seviyelere erişti. Bu gün ise tedaviye erişim dolayısıyla klinik kalite en önemli hedef haline geldi. Artık hem tedaviyi hem de hasta memnuniyetini bütün unsurlarıyla ölçmek ve iyileştirmek temel hedef haline geldi. Burada hastayı sürece ortak etmek en önemli politika haline geldi. Bu kapsamda e-Nabız “Kişisel Sağlık Sistemi” projesini başlattık ve vatandaş sağlığıyla ilgili tüm ayrıntılara erişebilme imkanına erişti. Projenin ikinci faydaları ise saymakla bitmeyecek kadar fazla sağlıkta kapasite planlama süreçleri yönetme ve hatta memnuniyeti online değerlendirme seviyesine eriştik.  Örneğin kamu hastanelerinde hasta yoğunluğunun en yüksek olduğu saatler sabah saat 9-10 arası ve toplam günlük hasta sayısının %18 ine cevap veriyoruz halbuki özel sektörde aynı saatte başvuru toplam hastanın % 12’sine denk geliyor. Bu bizim randevu planlamasında daha etkin politika üretmemiz gerektiğini gösteriyor. Çünkü başvuru yoğunluğu ve bekleme süreleri memnuniyeti önemli düzeyde etkiliyor. Şu anda memnuniyetin en yüksek olduğu saat dilimi 8-9 arası, çünkü bekleme süresinin en düşük olduğu zaman dilimi. Özel hastane memnuniyeti, kamu hastanesi memnuniyetinden daha düşük. Bu daha kötü hizmet verildiği anlamına gelmiyor para ödeyince memnuniyet azalıyor. Büyük çaplı şehir hastanelerini düşündüğümüzde süreci yönetmek için e-Nabız’dan gelen anonim verilere daha çok ihtiyacımız var ve bu veriler Şehir hastanelerinin işletim senaryolarında işimizi çok kolaylaştıracak. Basit bir örnek verecek olursak günde 40-50 bin arasında ayaktan hastanın geleceği büyük ölçekli şehir hastanelerimizde sonradan engelli olanlarla beraber yüzde 11-12 engelli vatandaşımızın başvuracağını ve onlara erişim engeli yaşatmamak için çok iyi planlama yapmak gerektiğini biliyoruz ve çalışmalarımızı bu yönde yürütüyoruz.  Bütün bu yoğunluğu hasta yakınları ile birlikte düşündüğümüzde bu hastanelerin farklı ihtiyaçları önem kazanıyor.”
Continue Reading