SAĞLIK OKURYAZARLIĞI BİLİNCİ OLUŞTURMAK SAĞLIK EKONOMİSİNİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK!

Dijital dünya tüm çalışma alanlarımızın içerisinde yerini aldı. Özellikle sağlıkla dijital içiçe geçerek, değişimi dönüşüme çeviriyor. Sağlıkla ilgili verilerin doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi için sağlık okuryazarlığı bilinci kazandırılması da gün geçtikçe önem kazanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı internet kullanım oranlarına göre; Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9’a ulaştı. Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma, hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda yüzde 58 oranında hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercih olsa da yüzde 43 ile Google gibi online arama motorları kullanıldığı görülüyor.

Sağlık okuryazarlığı verilerine baktığımızda ise, bu alandaki bilinç düzeyinin ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. 2014 yılında Türkiye’de erişkin nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyi ile yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarlığı prevalansının belirlenmesi amacı ile yapılan bir çalışmada toplumumuzun yüzde 64,6’sının “yetersiz” veya “sorunlu” sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili olarak 2011 yılında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İrlanda, İspanya, Polonya ve Yunanistan olmak üzere sekiz Avrupa ülkesinde, 15 yaş ve üzerindeki 8 bin kişide yapılan çalışma sonucunda Hollanda’da katılımcıların yüzde 23,7’si, Bulgaristan’da yüzde 53,7’si yetersiz ve sorunlu grupta yer aldı.

Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşma, anlama ve kullanmayı içeriyor

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusundaki bilişsel-sosyal beceriler ve motivasyon düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı, broşürleri okumak ve başarılı bir şekilde randevu almaktan daha fazlasını ifade ediyor. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bu bilgileri etkili bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Sağlıklı yaşam bilinci ve kalitesini artıran, sağlık profesyonelleri için iletişim ve klinik becerilerin kazanılmasını sağlıyor.  Ayrıca, sağlık hizmeti alanlar için karar mekanizmasına dâhil olmayı sağlayan sağlık okuryazarlığı, sağlığı geliştirme aktivitelerinin planlanmasında önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Sağlık okuryazarlığı temel sağlık bilgisi aktarmaktan ibaret değil

Dijitalin gün geçtikçe önem kazandığı günümüzde, bilgi yayılımının ötesine geçen ve etkileşim, katılım ve eleştirel analiz gerektiren yöntemler aracılığıyla bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu noktada sağlık okuryazarlığının sadece temel sağlık bilgi aktarımından daha fazlasını gerektirdiğini kabul etmek şart. İnsanların sağlıklarını korumak için doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, sonrasında emin olduktan sonra hareket etme becerilerini, bilgilerini ve etkinliğini nasıl geliştirebileceklerinin yol haritasını sunmak gerekiyor.

Sade dil kullanmak için bunları yapın

Sağlık profesyonelleri kullandıkları terimleri, hiçbir şey bilmediğini düşündüğü hasta ve hasta yakının anlayacağı şekilde sadeleştirmeli. Bu sayede hekim, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişim güçlenir.  Sade bir dil kullanmak için şunları yapabilirsiniz:

  • En önemli mesajları başta verin.
  • Karmaşık bilgileri anlaşılır şekilde olması için parçalara bölün.
  • Sade ve anlaşılır bir dil kullanın.
  • Konuların daha anlaşılır olması için liste ve tablo kullanın.
  • Metnin okunabilirliğini artırın.
  • Materyallerin kültürel uygunluğuna dikkat edin.
  • Görsellerin anlaşılır ve dikkat çekici olmasına özen gösterin.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), hasta eğitim materyallerinin 6.-7. sınıf okuma seviyesinden daha yüksek yazılmış olmamasını öneriyor.

Bireyler sağlıklı yaşam bilinci geliştirmek için yeterli bilgi, beceri ve güvene sahip olduğunda sağlıklı kalabiliyor.   Ayrıca sağlık okuryazarlığı konusunda yeterli düzeyde olunmamasının nedenlerinden biri, güvenilir bilgi ve kaynakların ayrımını yapacak bilinç oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu bilgi açığı, hem hastaların kendilerine sunulan bilgileri anlayamamalarından hem de hastanelerin bu okuryazarlık boşluklarını ele almak için yeterli çaba göstermemelerinden kaynaklanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bilincini artırmak sağlık ekonomisini değiştiriyor

Sağlık okuryazarlığı alanındaki düşük bilinç düzeyi, sağlık hizmetlerine yapılan harcamaları da etkiliyor. Sağlık okuryazarlığı bilincine sahip olmayan bireylerin genel sağlığı iyi olamayacağından bu durum finansal süreci de olumsuz etkiler.  

Sağlık okuryazarlığı bilinci kazanmak neleri değiştiriyor?

  • Bilimsel kavramları, içeriği ve sağlık araştırmasını anlama becerisi kazandırıyor.
  • Sözlü, yazılı ve çevrimiçi iletişim becerilerini kullanmayı geliştiriyor.
  • Kitle iletişim araçlarındaki yayınlara eleştirel yorum yapabilmeyi sağlıyor.
  • Karmaşık sağlık bakımı ve yönetişim sistemleri hakkında bilgi sahibi olunuyor.
  • Sağlık kararlarında kültürel ve yerli bilgiyi kullanma yeteneği gelişiyor.  
  • Geniş bir beceri yelpazesi ve insanların bilinçli seçimler yapmasını sağlıyor.
  • Sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak hedeflenir.

DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik şu yaklaşımlar öneriliyor:

1. Sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı.

2. Sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli.

3. Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmeli.

4. Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalı.

5. Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalı.

6. Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmeli.

Kaynakça

Continue Reading

BİLİM İNSANLARI ZAMANI GERİYE ALDI MI?

Geçtiğimiz günlerde, “Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla yapılan deneyde ‘zamanı geriye aldı‘” başlıklı haberle birlikte herkesin hayali olan bir konu konuşulmaya başladı.

Bilimsel ve akademik bir dergi olan ‘Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmanın makalesi kaynak gösterildi.

Bilim haberciliğinde ilerleme var, artık insanlar makaleleri kaynak gösteriyor ne güzel diye düşünerek sevinmeye başlamıştım ki, mutluluğum kısa sürdü.

Tüm dünyada manşetler inanılmaz şekilde atıldı.

Peki aslında durum neydi?

Gerçekte olan ise, bilim insanları zamanı geriye almadılar, kuantum bilgisayarla zamanın tersine çevrilmesini simüle etmişlerdi!

Geleceğe Dönüş filminden hatırlarız, herkesin böyle bir hayali vardır.  Ancak gerçek öyle olmuyor.

Bu tür başlıklar insanların bilime olan bakışına zarar veriyor. Sansasyonel süsleme ile gerçek arasındaki uçurum arttıkça, bilim, sağlık ve teknoloji haberlerindeki bilgi kirliliği de artıyor. Lütfen okuduklarınıza inanmadan önce araştırın.

Continue Reading

NETWORK HIRSIZLARINA KARŞI DİKKAT EDİN

Sosyal medya kullanımı arttıkça, insanlarda farklı davranış
modelleri gelişmeye başladı. Doğru da olsa yanlış da olsa insanlarda çoğunluğa uyma
dürtüsü nedeniyle “herkes yapıyor” davranış modeli ile hareket ediliyor. Nedeni
bilinmeden paylaşılanlar, aslında deneme yanılma yöntemi ile sosyal medyayı ilk
kullananların yaptıklarıyla şekilleniyor. 

Paylaşımlar dikkat çekme odaklı olunca, hedef daha çok beğeni
ve yorum almak ile sınırlıyken zamanla iletim daha çok paylaşınsın yarışına
girildi. 

Beğeni ve yorum hırsının daha çok arkadaş ve
takipçi peşinde koşma hırsına geçmesiyle, bu kez sosyal medyada network
hırsızlıkları başladı. Nasıl mı?

Sizin arkadaşlarınız birden sayfanızdaki birçok kişinin
arkadaşı oluveriyor. Herkes tanımadığı, ancak listesindeki ortak isimlere
güvenerek eklemeye başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, birçok kişi ile inanılmaz
derecede çok ortak arkadaşlarınız olmuş. Ne ilginç değil mi?

Hatta birisiyle 375 ortak arkadaşım olduğunu gördüğümde işin
içinde yanlışlık olduğunu fark ettim. Sonra bu kişiyi takibe aldım, yeni paylaşımlarımdan
sonra ortak arkadaş sayımızın 
 artışında son paylaşımlardaki isimler olduğunu  fark ettiğimde bu kişiyi engelledim. Çünkü,
bu tek kelimeyle network hırsızlığına giriyordu. Sizin etiketlediğiniz herkesi
eklemesi, sizce ne anlama geliyor?

Sonrasında bu kişiyle karşılaştığımızda kendisini neden
engellediğimin hesabını da sordu.  İşte böyle durumlarla
karşılaştığınızda yapmanız gerekenler:

Network hırsızlığı yapanları takibe alın, baktınız ortak
arkadaş sayınız artıyor engelleyin ya da kısıtlı şekilde sizi görmesini sağlayın.
Tanımadığınız kişilerin arkadaşlık isteğini kabul etmeyin.
Ortak arkadaşınızın olması, o kişinin güvenilir biri
olduğunu göstermez.
Sizi başkasının hesabından ekleyen, sizin hesabınızdan kimleri
ekler?
Üstüne sizi referans gösterip, neler yapabilir?
Network hırsızlığı yapanlar, başka şeyler de yapabilir. Siz
bu kişilerden uzak durun.

Temiz hava, temiz besin deniyor temiz network yaşam
kalitesini yükselten unsurlardan biri. Siz siz olun bu kişilerden uzak durun. 
Continue Reading

HER GÜNÜNÜZÜ DOLU DOLU YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

Ufak Tefek Cinayetler dizisini izliyor musunuz? Dizi, çeteleşmiş
kötülerin, iyileri öğüterek yok etmek için canla başla çalışmasını konu alıyor.
 
İyiler ise, iyilik saçmak için
uğraşıyorlar etraflarındaki çamurlara inat.


Dizide unutulmuş bir kelime vurgulanıyor: Erdem! Şu replik
ise çok şey anlatıyor aslında: “İyi hep iyi, kötü de hep kötüdür belki de.
Erdem sizi ilgilendiren bir şey mi ona bakmak lazım. Kötüler hiç etkilenmez
çünkü, erdemden. Bir tek menfaat dengesi vardır onlarda. Herhangi bir şeyin
kendilerine dokunduğu zaman değeri vardır sadece.”

Erdemli olmak nedir?
Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk,
yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük
gibi niteliklerin ortak adı olarak tanımlanıyor. Hani gün geçtikçe yitirilen
değerlerin yerini, hastalıklı bir kıskançlığın aldığı günümüzde iyiliklerle cezalandırın
kötülükleri.

Yolunuzu değiştirin, kötülerle irtibat kurmayın. Çünkü, onlar
sadece çalarlar, zarar verirler ve hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah
görürler.

Hayatımızı erdemli şekilde, dolu dolu yaşamak için neler
yapılabilir?
  •         Birbirimizle sohbet edelim, dinleyelim.
  •         Hayatımızı medyanın yönetmesinden çıkartıp,
    kendimiz seçim yapalım.
  •         Sosyal medyada hayat yarıştırmak yerine,
    kendimiz olup özelimizi saklayalım.
  •         Mahremiyet, unutulsa da günümüzde sakınalım kem
    gözlerden sevdiklerimizi.
  •   Mutluluğumuzu, acımızı, heyecanımızı paylaşalım gözlerinin
    içine bakarak sevdiklerimizin.
  •         Kitaplara ayıralım günün bir kısmını.
  •         Yürüyelim, sağlığımız el verdiğince.
  •        Gülümseyelim her şeye inat hayata.
  •          Koruyalım
    sevdiklerimizi tehlikelerden, uzak duralım kötü niyetlilerden.
  •         Bir çiçek yetiştirelim, kokusu sarsın evimizin dört
    bir yanını.
  •         Hediyeler alalım, sürprizlerle renklendirelim günlerimizi.
  •         Şakalaşmanın, gülüşlerle şenlenmesini
    sağlayalım.
  •         Bazen ağlayalım, içten gelince tutmayalım.
  •         Yaslarımızı, hedeflerimizle sınırlayalım. Heyecanlandıran
    bir amacımız olsun.
  •         Birilerinin hedefi için çalışırken, kendi
    amacımızdan şaşmayalım.
Sağlığınız yerinde mi? Sevdikleriniz yanınızda mı? İşiniz
var mı? O zaman bir durup düşünün. İyiliklerle günlerinizi doldurun. 
Continue Reading

GELECEĞİN MEDYASI ROBOT GAZETECİLERİN Mİ?

Teknoloji geliştikçe yeni bir devrin başlangıcı oluyor.
Endüstri 4.0 nesnelerin interneti ya da siber-fiziksel sistemlerolarak
tanımlanıyor.

Devrimleri şu şekilde sıralayabiliriz:
•             ENDÜSTRİ
1.0 : Su ve Buhar Enerjili Mekanik Üretim Tesisleri
•             ENDÜSTRİ
2.0 : İş Bölümüne Dayalı Elektrik Enerjili Kitlesel Üretim
•             ENDÜSTRİ
3.0  : İmalatın Otomasyonunu İleriye
Taşımayı Başaran Elektronik ve Bilgi Teknolojileri
•             ENDÜSTRİ
4.0 : Siber Sistemlere Dayalı Üretim

Medya da bu değişimden etkileniyor ve toplumda robot
gazetecilerin haber yapması şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Robot gazetecilerin neler yaptığına bir bakalım.

Google DeepMind şirketi, Google’ın yapay zekâ ile ilgili çalışmalarını
yürüten bir alt şirketi. Burada, robotlara yeni anılar edinme ve bunları
hatırlayabilme özelliği kazandırıldı.  Ayrıca
robotların insan sesini taklit etme becerileri ve işbirliği yapma eğilimleri
üzerinde de çalışılıyor.

Google veri gazeteciliği ve haber teyit
projelerini fonlayacak
Google’dan fon alan projeler arasında, gazeteciler için
hazırlanmış, otomasyona dayalı bir  teyit
aracı olan FACTS (gerçekler) de var. FACTS, ilk tam otomatik teyit aracı
olacak.

“Habercilikte
fantastik adım”
Google tarafından finanse edilen ‘RADAR’ isimli projesinde
ise,  5 kişilik bir ekip ile gazeteci
robotun ayda 30 bin rutin haber üretmesi hedefleniyor.   Robot gazeteciler finans, gayrimenkul ve
spor haberleri gibi haberleri yazabiliyor.

Associated Press, New York Times ve Los Angeles Times gibi
gazeteler rutin haberler için robot kullanıyor. İnanması güç gibi gelse de
robot gazeteciler, son yıllarda bülten haberciliğe çevrilen medyaya yeni bir
soluk da getirebilir.

 İngiliz gazeteci Nick
Davies, “Flat Earth News” kitabında “churnalism” kavramını ortaya atıyor.
“Churn” İngilizce’de, “çalkalamak, köpürtmek” anlamına geliyor. Davies,
günümüzde PR ajansları ve reklam şirketleri tarafından hazırlanan “haber
görünümündeki” metinlerin, hiç müdahale edilmeden gazete sayfalarında yer
almasına gazeteciliğin prestij yitirmesinin nedenlerinden biri olarak görüyor.
Kısaca, bültenleri kopyalayıp yapıştırmak gazetecilik değildir! İşte robot
gazeteciler bu işi kolaylıkla yapabilir.

Robot gazeteciler, rutin haberleri ya da bültenleri sisteme
yüklerken, nitelikli gazeteciler araştırmacı gazetecilik yapabilir. Böylece
robot gazeteciler, medyada bir değişimi de başlatabilir. Yani gazetecilik
bitti, diyenlere inat nitelikli gazeteciler kalburüstünde kalacak.
Tabii yapay zekanın insanlık için en büyük tehlike olabileceğini
farklı platformlarda dile getiren girişimci Elon Musk’ı da burada hatırlamak
gerekiyor. Yapay zekayı insanların bilinçli şekilde kullanması için medya
okuryazarlığı düzeyinin artması hedeflenmeli.

Bu durumdan
okuyucular nasıl etkilenecek?
Toplumda medya okuryazarlığı seviyesinin artması, bilgiyi
daha iyi değerlendirmelerine ve işlemelerine yardımcı olacak. Problem çözme,
verileri kullanabilme, sorgulama,  ikna
etme ve eleştirel düşünme yetenekleri gelişen toplum, dijital okuryazarlık
bilinci de kazanacak. Gerçek ve sanal ortamdaki verilere istenilen amaçta doğru
bir şekilde erişebilmek ve onu doğru yöntemle verimli bir şekilde kullanmayı
sağlayacak.

Robot gazeteciler, yapay zeka ve değişen medya ile toplumda
da yenilikler olacak. Bu yenilikleri takip etmek adına da bültenler yerine,
dünyada neler olduğuna bakmak önem taşıyor. Gelişmeleri takip edip, bunları
üreten bir topluma dönüşmek için medyanın yönlendirmesi, değişimdeki
başlangıçları sağlayacak. Sonuç olarak gelişen medya, üreten toplumu oluşturacak.
       
Continue Reading

FACEBOOK YALAN HABERLERE SAVAŞ AÇTI

Facebook’ta asılsız haberlerin yayılmasını durdurmak amacıyla ülkemizde de çalışmalara başladı.   Yalan haberlerin yayılmasını durdurmak için  bazı ipuçları paylaştı. 

Geçtiğimiz aylarda Amerika’daki seçimlerde yaşananlardan sonra eleştiriler karşısında Google ve Facebook, içerik politikalarında değişikliğe gitti ve yalan haber içeren sayfaları reklam ağından çıkaracağını duyurmuştu. 
Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ise sosyal paylaşım sitesinin ABD’de başkanlık seçimlerinin gidişatını etkilediği iddialarına şiddetle karşı çıkmıştı. Detaylar için buraya bakabilirsiniz. 

İşte Facebook tarafından sunulan  maddeler: 

1. Başlıklara şüpheyle yaklaşın. 
Çoğu zaman asılsız haberlerin, tamamı büyük harflerle yazılmış ve ünlem işareti eklenmiş dikkat çekici başlıkları vardır. Başlıktaki sarsıcı iddialar size inanılmaz geliyorsa, muhtemelen inanmamanız gerekir.

2. İnternet adresine (URL) yakından bakın. 
Sahte veya taklit bir internet adresi (URL), asılsız bir haberi işaret ediyor olabilir. Pek çok asılsız haber sitesi, internet adresinde (URL) küçük değişiklikler yaparak gerçek haber kaynaklarını taklit etmektedir. Siteye giderek internet adresini (URL) gerçek kaynaklarla karşılaştırabilirsiniz.

3. Kaynağı araştırın.
Haberin, doğruluk konusunda itibarlı, güvendiğiniz bir kaynak tarafından yazıldığından emin olun. Haber tanımadığınız bir kuruluştan geliyorsa, daha fazla bilgi almak için “Hakkında” kısmına bakın.

4. Yazı biçiminin olağandışı olup olmadığına dikkat edin. 
Pek çok asılsız haber sitesinde yazım hataları veya tuhaf sayfa düzenleri olur. Bunları görürseniz habere dikkat edin.

5. Fotoğraflara dikkat edin. 
Asılsız haberler çoğu zaman üzerinde oynanmış görüntüler veya videolar içerir. Bazen fotoğraf gerçek olduğu halde bağlam dışında kullanılmış olabilir. Nereden geldiğini doğrulamak için fotoğrafı veya görüntüyü internette aratabilirsiniz.

6. Tarihleri inceleyin. 
Asılsız haberlerdeki tarih ve saat çizgisi mantıksız olabilir veya olayların tarihleri değiştirilmiş olabilir.

7. Kanıtları kontrol edin. 
Yazarın kaynaklarını kontrol ederek doğru olduklarından emin olun. Kanıt olmaması veya adı belirtilmeyen uzmanlara güvenilmesi haberin asılsız olduğunu işaret edebilir.

8. Başka haber kaynaklarına bakın. 
Aynı haberi bildiren başka haber kaynağının olmaması, haberin asılsız olduğunu gösterebilir. Haber, güvendiğiniz birden fazla kaynak tarafından bildiriliyorsa, haberin doğru olma ihtimali daha yüksektir.

9. Haber bir şaka mı? 
Bazen asılsız haberler ile mizahı veya hicvi ayırt etmek zor olabilir. Haber kaynağının parodi konusunda tanınmış olup olmadığını kontrol edin ve haberin detaylarından ve tonundan sadece eğlence amaçlı olup olmadığını anlamaya çalışın.

10. Bazı haberler kasten yanlış bilgi içerir. 
Okuduğunuz haberler hakkında eleştirel bir yaklaşımla düşünün ve sadece güvenilir olduğunu bildiğiniz haberleri paylaşın.

Yeri gelmişken bu videoyu izlemelisiniz. 

Continue Reading

İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk,
Sabah,
Milliyet
gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine
hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde
yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.
BBC’nin “Süperfetasyon
nedir?
” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon
Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır
sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865
yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara
rastlandı” dedi.
Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile
kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken
başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa
hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu
olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor.” dedi. 
Gebe iken tekrar gebe
kalmak mümkün müdür ?
Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon”
denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin
gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat
Dursun
, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum 
atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi
olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta
sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir. 
Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir”
dedi.
“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon
(yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma)
gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen
Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.
Hamile kalma
mekanizması nasıl gerçekleşir?
İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri
verdi:
“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve
plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin
kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez.
Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz.
İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir.
Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok
nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış
annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları –
Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir
ise, bu olayın
mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda
nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.
Bu durum nasıl
oluşuyor?
Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda
yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen
Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise
Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından
farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.
Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı
renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir .
Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür
gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme
olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme
geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye
konuştu.
Continue Reading

MEDYA OKURYAZARLIĞI İLE ÇOCUKLARINIZI MAVİ BALİNALARDAN KORUYUN

Son günlerde sık sık gündeme gelen bir oyun tehlike saçıyor.
Ailelerin bir an önce önlem alarak çocuklarını bu tehlikeli oyunlardan koruması
gerekiyor.

Mavi Balina isimli oyun iddialara göre;  50 bölümden oluşuyor ve son bölümünde
oyuncunun intihar etmesi isteniyor.  Oyunun
kurucusu 22 yaşındaki eski bir psikoloji öğrencisi olan Philipp Budeikin,   amacının hiçbir değeri olmadığını
düşünülenleri intihara iterek toplumu “temizlemek” olduğunu belirtiyor.  Philipp Budeikin, Rusya’da çıkarıldığı
mahkeme tarafından 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  

Bu zamana kadar, dünya çapında 130 kişinin intiharına neden
olan oyun ile ilgili ortada net deliller yok. Aileler, çocuklarının bu tür
durumlarla karşılaştığında dikkat etmesi gerekiyor. 

Çocuklar
bilgisayarları nasıl görüyor?
Çocukların, oyun seçiminde dikkatli olmaları gerektiği
öğretilmeli. Yapılan bir araştırma çocukların makinelere nasıl bir bakış
açısıyla yaklaştığını gösteriyor.  MIT
Medya Laboratuvarı’ndaki Kişisel Robotlar Grubu’ndan Jacqueline M. Kory
Westlund,  yaptığı bir araştırmada Dragon
Bot isimli iki oyuncak hakkında çocuklarla konuşuyor.

Çalışmada; bir robot olası tepkiler veriyor, konuşmalara
göre başını sallayıp gülümsüyor. Diğeri aynı derecede etkileyici olmasına
karşın, hareketleri şarta bağlı olmuyor. Konuşma bitmeden tepkiler veriyor.
Çocuklar, şartlı robota daha fazla özen gösteriyor.  

Robotların güvenilirliğini test etmek için çocuklara
“Hangi robota inanıyorsunuz?” sorusu yöneltiliyor.  Başlangıçta seçtikleri robot ne olursa olsun,
nerdeyse tüm çocuklar şartlı robota inanıyorlar.

Bütün çalışmaların sonunda, çocuklar robotun bir arkadaş
olduğunu iddia ediyor.
1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass tarafından
yayınlanan “Medya Denklemi” teorisine göre; bilgisayarlar, televizyon ve yeni
iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle aynı
olduğunu gösterdi.  Bulgularında,
insanların dijital aygıtlara kişilik tayin ettiği ve kibar davrandığı sonucuna
ulaşıldı. 

Kısaca bu araştırmalar gösteriyor ki,  insanlar makinelere toplumsal varlıklar gibi
davranıyor.

Teknolojiyi nasıl
faydalı şekilde kullanırız?
Oysa teknolojiyi, çocukların gelişimi için kullanabiliriz.
Duygusal pedagojik makineler ve akıllı öğretme sistemleri çocuklara yeni
alışkanlıklar edindirmeyi sağlayabilir.
Örneğin,  diyalogsal
ilişkiyi modelleyen bir dijital hikâye kitabına sanal bir karakter eklendiğinde,
ebeveynlerin sorunları öğrenmesine yardımcı olunabilir.  Oyunlarla, robotlarla kısaca teknoloji
yardımıyla çocuklarla ilişkilerin ve eğitimin geliştirilmesi sağlanabilir. 

Çözüm ne?
İşte bu noktada, medya okuryazarlığı konusunda bilinçli olmak
gerekiyor.  Medya okuryazarlığı ve siber vatandaşlık
bilincinin artması, bilgiyi daha iyi değerlendirmeyi ve işlemeyi sağlar.

Problem çözme, verileri kullanabilme, sorgulama ve ikna etme
gibi çeşitli yeterliliklerin belirlenmesinde önemli rol oynayan becerilerden
birisi de eleştirel düşünmedir. İnternetten öğrenilen bilgilerin hangilerinin
gerçek olduğu mutlaka sorgulanmalı.
Güvenli, faydalı ve eğlenceli medya kullanımı için şunları
uygulayın:

·       
Şüpheci olun, havalı web siteleri sizi
aldatmasın.
·       
Sitelerin sizi neye inandırmaya çalıştığına
bakın.
·       
Kaynağı araştırın.
·       
Resmi sayfalarla bilgileri teyit edin.
·       
Üç kuralını uygulayın. Yani en az üç kaynaktan
bilgiyi kontrol edin.
·   Kişisel bilgilerinizi, eğlenceli gibi gelen
testler için vermeyin. Başka tuzaklar hazırlayabilirler.
·       
E-posta zincirlerinden uzak durun.
·       
Yarışmalara katılmayın, bilgisayarınıza zarar
verebilirsiniz.
·       
Hakkınızdaki bilgileri vermeden önce siteleri
araştırın.
·       
Kredi kartı bilgilerinizi ya da kimlik
bilgilerinizi soran mail alırsanız, bunları tıklamayın.
·       
Tuzağa düştüğünüzü hissettiğinizde hemen
yetkililerle görüşün.
·       
Adınız, okulunuz, telefonunuzu paylaşmayın. Özel
bilgilerinizi kimseye vermeyin.
·       
İnternette zorba olmayın, zorbalara katlanmayın.
Engelleyin gerekirse, şikayet edin.
·       
Çocuklarınızın internet kullanımını izleyin.
·       
Çocuklarınızın hiç kimseden emir almaması
gerektiğini öğretin.
·       
Oyunları mutlaka birlikte belirleyin.
·       
İnternette geçirilen süreyi sınırlayın.
·       
Yabancılara karşı şüpheyle yaklaşın.
Continue Reading

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 


Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 
Continue Reading

ALKIŞLARLA DEĞİL LİKE’LARLA YAŞIYORUZ

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden bu yana görsellik ön plana çıktı. İnsanlar, gerçek ve sanal kimlikleri arasında gelgitler yaşasa da, bu ayrımı sadece en yakınları bilebiliyor. Aynen televizyona çıkıp, konuşan uzmanların verdikleri akılların gerçekte kendilerinin ne kadar uyguladığını biz gazetecilerin bildiği gibi… 

İnsanlar sanal kimlikleri ile, daha zengin, daha başarılı, daha zayıf kısaca, çok mutlu olduğunun ispatını yapmaya çalışıyorlar. 1985 yılında kullanılmaya başlanan ve İngilizce, “kendi aralarında bağlantılı ağlar” anlamına gelen Interconnected Networks teriminin kısaltması olan Internet, yaklaşık 25 yıldır hayatımızda gelişerek ve değişerek yer alıyor. Ancak asıl sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile medyanın ve iletişimin tanımı neredeyse baştan yazıldı. Kişilerarası iletişimden ve geleneksel medyadan uzaklaşılmaya başlandı.

Hatırlayanlar olursa, internetin ilk kullanıldığı yıllarda rumuzlarla kimlikler gizlenirdi. Şimdilerde ise, insanlar isimlerini ve özel hayatlarını insanların gözüne sokmak için uğraşıyorlar. Takipçi ve like için… 

Böyle bir ortamda da sanal kimlikler ortaya çıktı. Televizyonda aslında olmadıkları kişiyi oynayanlar ve  insanlara akıl verirken, kendi hayatlarını yönetemeyen sözüm ona uzmanların yaptığını sanal dünyada birçok kişi uyguluyor. 


Sanal kimliklerde de olduğundan farklı görünme telaşı sarıyor. Bunun içinde daha çok kişi tarafından takip edilmek ve beğeni almak için kendileriyle yarışa giriyor. -mış gibi hayatların ortaya çıkmasıyla da insanların farkında olmadan psikolojileri bozulabiliyor. Sanal kimliğin etkisine kapılıp, gerçek kimliği yaşarken değersizlik ve yetersizlik hisleri de oluşabiliyor. 


Diğer insanlarla rekabete girip, olmadığı biri ve yaşamadığı hayatın oyununu sahnelemeye çalışmak ise yoruyor. Sosyal medyada trend olan ürünleri alıp sergilemek, herkes tatilde diye çoğunluğa uyma psikolojisinden uzak durmak önemli. Bu durumun psikolojik bilançosu henüz bilinmiyor. 


Sosyal medyayı ne için kullandığınızı mutlaka düşünün! Bu bir iletişim aracı, hayat amacınız değil! 

Sanal mutlulukların ve like’lık heyecanların hayatınıza dönüşmeden önce aklınızda olması gerekenler:
  • Sosyal medyayı, hedefleriniz ve idealleriniz için kullanabilirsiniz. Bunda da özellikle, özel hayatınızın mahremiyetini korumanız çok önem taşıyor.
  • Özel hayat ile sanal hayatın ayrımında olun. 
  • Motive olmak istediğiniz konu ile ilgili paylaşımlarınızı artırın. İletişimin sanal hali de işe yarar. 
  • Hedeflediğiniz konuda yapılan çalışmaları blogunuzda yazın. İlerleyen zamanda bilgi birikimiz sizi bile şaşırtacak. 
  • Sosyal medya kullanımınızın iş hayatınızı da etkilediğini unutmayın. İş görüşmelerinden önce sosyal medya profilleriniz inceleniyor. 
  • Takip ettiğiniz sayfalar, sizin nasıl biri olduğunuzla ilgili ipuçları veriyor. 
  • Sanal dünyaya molalar verin. Takip ettiğiniz sayfalar arasında zamanınız kaybolmasın. 
  • Bu hayat sizin, eksi ve artıları ile hayatınıza sahip çıkın. Sanal dünyada hayatınızı yok etmeyin. Sanal kimlikler, gerçeklerine yakın olsun. 
  • Medya okuryazarlığı konusunda  bilginizi artırmak, hayat kalitenizi artıracaktır. 



Continue Reading