ÇOCUK PSİKOLOJİSİNDEKİ BÜYÜK TEHLİKE NE?

Son yıllarda ülkemizde çocuk psikolojisi konusunda “uzman” patlaması yaşanıyor. İlgi çektiğini fark eden bazı kişiler, kendilerini bu alanda uzman ilan edebiliyor. Peki çocuk psikolojisindeki yanlış bilgilerden ve sözde uzmanlardan korunmak için aileler nasıl bir yol izlemeli?

Yanlış bilgiye maruz kalındığı ve aksinin ispat edildiği durumları düşünelim. Yanlış bilginin düzeltilmesinde bireysel özelliklerin ve mesaj özelliklerinin etkisiyle ilgili Psychological Science’ta bir meta-analiz çalışması yayınlandı. Bunun için sahte sosyal ve politik haberleri kullanan 20 çalışma ve yayınlandıkları 1994-2015 döneminde bu çalışmaların aktarıldığı 8 yayın incelendi.


Yanlış bilgiyi destekleyici yönde görüş geliştirerek kendi açıklamasını üreten insanların daha sonra bu ilk inançlarını sorgulayıp değiştirmelerinin zorlaştığı görüldü. Bu durumda, bilginin yanlış olduğuna ilişkin düzeltme mesajının da daha az etkili olduğu ortaya çıktı. İnsanların kendilerine sunulanla yetinmeyip nedensel alternatifler üretme ihtimali arttığında düzeltme mesajının daha etkili olduğu bulundu.


Mesajın içeriği yanlış bilgiyi haklı çıkaran zihinsel modelleri değiştirmeyi sağlayacak biçimdeyse, daha başarılı olduğu saptandı. İçeriğin yüzeysel kaldığı; yani sadece bilginin yanlış olduğunun bildirildiği durumlarda, düzeltme bilgisinin ayrıntılı sunulduğu duruma kıyasla etkisinin zayıfladığı görüldü. Ancak ilginç şekilde, daha ayrıntılı düzeltme bilgisi sunulmasının yanlış bilginin kalıcılığını azaltmayabileceği de ortaya çıktı.


Sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmalı
Araştırmacılar, medyanın ve karar vericilerin yanlış çıkarıma meyil vermeyecek şekilde bilgiyi raporlamasını, dikkatli inceleme ve sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmasını, düzeltme mesajının yeni ayrıntılı bilgiyle desteklenmesini öneriyorlar. Ne var ki yanlış bilgiyle ilk karşılaşıldığında nasıl algılandığını göz ardı etmemek gerek. Düzeltme mesajı kapsamlı olsa dahi, karşı tarafın ikna olacağını varsaymak hayal kırıklığı yaratabiliyor.


“Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önemli”
Meta-analiz çalışmasını hatırlatarak zihinlerden yanlış bilginin izini silmenin hiç kolay olmadığını söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önem kazanıyor: Birincisi, bilimsel bilgiyi anlaşılır biçimde topluma sunmak ve özgün bilgi üreterek toplumu geliştirmek. İkincisi, sahte uzmanların söylemleriyle yayılan yanlış bilgiyi düzelterek zihinleri doğrusuna ikna etmek. Paydaşlar olarak ikincisinin çoğu zaman daha zor olduğunu cesaretle kabullenip bu konuda sorumluluk üstlenmeliyiz. Bireylerin kendi zihinsel süreçleri veya yaşantılarıyla ilişkilendirebileceği şekilde doğru bilginin elçiliğini yapmak ve bunda ısrarcı olmak gerçek ilerlemenin yolunu açacak.”


“Uzman: Belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse”
Uzman kelimesinin anlam karşılığını hatırlamanın konuya yaklaşımımızı destekleyeceğini söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Türk Dil Kurumu uzmanı “belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse, mütehassıs, kompetan” olarak tanımlıyor. Demek ki; kişinin uzmanı olduğu konuda bilgi ve beceri sahibi olması, öğrendiklerinin süzgecinde görüş geliştirebilmesi ve tüm bu boyutlarda uzman olmayanlardan kendini ayıracak bir üstünlüğünün olması bekleniyor. Dikkat ederseniz “görüş”ü, “bilgi” ve “beceri”den sonra konumlandırdım. Nedenini öğrenme taksonomisiyle açıklayacağım” dedi.


“Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir”
Zihinsel beceri geliştirme açısından öğrenmenin, birbiri üzerine inşa edilen 6 düzeyde ele alındığını belirten Uşaklıgil, “Bloom taksonomisi adıyla bilinen bu düzeyler, daha sonra eski öğrencisi Anderson tarafından sırasıyla bilgiyi hatırlama, anlama, uygulama, analiz etme, değerlendirme ve üretme olarak güncellendi. Bu güncel sıralamaya göre; bir görüşü eleştirebilmek ya da savunabilmek için değerlendirme düzeyinde zihinsel beceriye, süregelen yaklaşımı iyileştirebilmek veya yenisi tasarlayabilmek için sentez ya da üretim düzeyinde akıl yürütmeye ihtiyaç var. Dolayısıyla, kişi ilgili alanda üst düzeylerde bir zihinsel öğrenme sürecini tamamlamış olmalı. Sahte uzmanlar çokça görüş bildirebilirler. Ancak olgular ile çıkarımlar yalnızca analiz düzeyinde birbirinden ayrışabilir. Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir. Beceri ise bilgiyi duruma uygun şekilde uygulamakla kazanılır. Veriye dayalı çıkarım yapabilmek ve büyük resmi yeni baştan inşa edebilmek alan bilgisini tanımlayabilmeyi, anladığını yeniden ifade edebilmeyi, bilgiyi hayata taşımayı ve onu çözümlemeyi şart koşar. Veriden ve kuramdan uzaklaştıkça, görüşler sezgisel varsayımlara yakınsar” şeklinde konuştu.


“Çocuk psikoloğu, bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanır”
Lisans eğitimi düzeyindeki temel birikimin üzerine eklenene yüksek lisans eğitimi, onu izleyen doktora ve doktora sonrası çalışmaların önemini vurgulayan Uşaklıgil, şunları söyledi: “Kuramsal bakış açısını derinleştirme, çeşitlendirme, eleştirel düşünceyi besleme, yeni yaklaşımları tasarlama ve test etme imkânı sağlar. Psikoloji biliminin çalışma alanı o kadar çeşitli ki, her biri farklı uzmanlık gerektiriyor. Buna rağmen, söz konusu alt dallar yeterince tanınmıyor. Psikoloji bilimini öğrenmeye heveslenen çoğu kişi için ruh hastalıklarının tedavisiyle sınırlı bir anlayış var. “Kişisel gelişim” çatısı altında da zihinler iyice bulandırılıyor. Klinik ve örgüt psikolojisi, uygulamalı psikoloji alanlarını temsil ediyor. Bunun dışında kültürel ve sosyal psikoloji, öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji ve psikobiyoloji gibi giderek biyoloji ayağına yaklaşan çalışma alanlarından söz ediyoruz. Konumuzla ilgili olarak, gelişim psikolojisi uzmanlarının çalışma alanı beşikten mezara diye tabir edebileceğimiz, insanın tüm yaşamı boyunca geçirdiği değişimi kapsıyor. Dolayısıyla bebeklik dönemi gibi, yaşlılık dönemi de bir gelişim psikoloğunun çalışma sahasında yer alabilir, farklı yaş gruplarını birbiriyle kıyaslayabilir. Çocuk psikoloğu ise bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanıyor. Örneğin bir klinik psikoloji uzmanı çocuk psikolojisi alanında çalışıyorsa, ilgili yaş döneminde yaşanan çok çeşitli ve birbiriyle ilişkili olabilecek sorunları ele alır, değerlendirme yapıp görüş bildirir ve çözüme yönelir.”


“Uzmanlık için adanmışlık şart”
Bir alanda uzmanlaşmanın, kişinin enerjisini o alana yöneltmesiyle birlikte, psikolojinin veya ilgili bilimin farklı alt dallarıyla ve diğer bilim dallarıyla seçtiği alanın etkileşimini yakından izlemesini gerektirdiğine dikkat çeken Uşaklıgil, bu yaklaşımın kişinin çalışmalarını zenginleştirmesini sağladığını kaydetti. Uşaklıgil, uzmanlık için adanmışlığın şart olduğunu vurguladı.


“Psikoloji alanında belirli kişiler, herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar”
Psikoloji oldukça geniş bir bilim dalı olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Elif Efsun Tatar, “Çocuk, ergen, yetişkin, yaşlı gibi yaş grupları dışında, birçok farklı yaklaşımı da içinde barındırır. Lisans eğitimi sırasında her yaş grubu konusunda eğitim alınsa da hepsinin tüm detaylarıyla incelenmesi ve hepsinde yetkin olunması mümkün değil. Yaklaşımlar konusunda da genel bir eğitim verilmekle birlikte, ancak bir ya da birkaç yaklaşıma dair detaylı eğitim verilebiliyor. Her alanda olduğu gibi psikoloji alanında da belirli kişiler herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar maalesef. Bunun yerine, kim hangi alanda daha çok çalışıyorsa, bilgiliyse, deneyimliyse, o alandaki bilgilerini paylaşması hem mesleki gelişim açısından hem de bilgi alan kişilerin en doğru bilgiye ulaşmaları açısından daha sağlıklı olur.” şeklinde konuştu.


Peki bir psikoloğun bazı konularda yetkin olması nasıl mümkün oluyor?
Çoğunlukla lisansüstü eğitim sırasında, psikologun bir alana ilgi duyduğunu ve o alanda daha detaylı bilgi sahibi olmaya çalıştığını kaydeden Tatar, şunları söyledi: “Bu alanda daha da detaylı bilgi ise çoğunlukla çalışma hayatında kazanılır. Yasal olarak her psikolog her yaş grubuyla çalışabilir, ancak genellikle bazı yaş gruplarına yönelip o alanda daha yeterli olurlar. Bir psikoloğun her yaş grubunda her türlü sorunu çalışması pek mantıklı değil. Çocuklarla çalışmayan bir psikoloğun çocuklarla ilgili detaylı bilgi ya da eğitim vermesinde yasal sıkıntı olmasa da etik sıkıntı olduğu kanaatindeyim.”


Medyada bir psikoloğun çocuklar hakkında konuştuğunu gördüğünüzde yapmanız gereken şunlar:

  1. Öncelikle o kişinin lisans eğitiminin psikoloji alanında olduğundan emin olmak gerekir. Maalesef bir şekilde çocuklarla çalışan bazı kişiler kendilerini çocuk psikoloğu olarak tanıtabiliyor.
  2. Başka bölümden mezun olup psikolojide yüksek lisans yaparak kendilerinin psikolog olduğunu iddia edenler de oluyor. Yasal olarak, psikolog unvanı, lisans eğitimi psikoloji olanlara verilir, yani lisansüstü eğitim ile bu unvan kazanılmaz.
  3. Eğer bilgi veren kişi gerçekten psikologsa, yani lisans eğitimi psikoloji alanında ise, o kişinin çalışma alanları hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. “Nerede çalışıyor?”, “Hangi yaş grupları ve hangi sorunlar üzerinde çalışıyor?”, “Hangi konularda bilgi sahibi?” bunları bilmek iyi olur.
  4. Çalışma alanları hakkında eğitimi nedir? Yani çocuklarla çalışıyorsa, bu konuda hangi eğitimleri almış bilmek gerekir.
  5. Bir de çok fazla kendi geliştirdikleri yöntemlerden söz edenler var, bu kişilere karşı da dikkatli olmak gerekir. Sonuçta bir yöntemin doğruluğu araştırmalarla kanıtlanır ve yeterli kanıt olmayan yöntemler ve yaklaşımlar bilimsel sayılamaz.
  6. Bazen aileler, çocuk psikolojisi hakkında bilgi veren kişinin kendi çocuğundan bahsetmesini güven verici bulurlar. Fakat psikoloji de diğer bilim dalları gibi, bizim bireysel tecrübelerimize değil, bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen objektif verilere dayanır. Yani çocuklarla ilgili bilgi veren bir psikoloğun çocuğunun olup olmaması, o kişinin daha iyi psikolog olmasına etki eden bir faktör değil. Tıpkı tüm jinekologların doğum yapmış olmamaları gibi.
    Sonuç olarak, birçok ailenin en hassas olduğu konu çocukları ve bu alanda bilgi edinirken, bu bilginin doğruluğundan emin olmak için çaba harcamaları gerekiyor.

Kaynakça:
• Bloom BS, Engelhart MD, Furst EJ, Hill WH, Krathwohl DRA. Taxonomy of educational objectives: the classification of educational goals. Handbook 1: Cognitive Domain. New York: David McKay; 1956.
• Anderson LW (Ed.), Krathwohl DR (Ed.), Airasian PW, Cruikshank KA, Mayer RE, Pintrich PR, Raths J, Wittrock MC. A taxonomy for learning, teaching, and assessing: a revision of Bloom’s taxonomy of educational objectives (complete edition). New York: Longman; 2001.
• Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü [İnternet]. [2 Nisan 2019 tarihinde erişildi]. Uygun erişim: https://psychology.boun.edu.tr/sites/psychology.boun.edu.tr/files/BU%20Psikoloji_Tanitim_060415.pdf
• Chan MS, Jones CR, Jamieson KH, Albarracin D. Debunking: a meta-analysis of the psychological efficacy of messages countering misinformation. Psychological Science 2017; 28(11): 1531-1546.

Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN MEDYA İLE İMTİHANI NASIL SONUÇLANACAK?

Ülkemizde çocuk yetiştirilmesi konusunda çok farklı fikirlerle karşılaşıyoruz. Bebek , çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan alanda medyada konuşan, yazan ve reyting alan hep aynı isimler oluyor. Peki bu durum aslında nasıl olmalı?

Bebek, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojilerinin her biri ayrı uzmanlık gerektiriyor. Medyaya baktığımızda hep aynı yüzleri görüyoruz. Bu kişiler o kadar gelişmişler ki, kanaldan kanala koşarken uzmanlık alanları da o oranda genişliyor.

Öncelikle şunu lütfen bilin! İsminin önünde her Prof., Doç. ya da Dr. yazan kişi, bebeklikten yetişkinliğe uzanan geniş alanda her konuda konuşamaz.

Çocuk yetiştirme konusunda psikoloji kadar psikiyatri de önemli olduğu için, “Psikiyatri nedir?” sorusunun yanıtı Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sitesinden aldım:

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.” 

Bunun dışında sitede bazı soruların yanıtları da yer alsa da yeterli düzeyde bilgi içeren bir site değil.  Halka yönelik daha doyurucu ve görsel destekli şekilde yapılmalı.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’nin sitesinde temel düzeyde bilgilere ulaşmak bile mümkün değil.

Mesela; “Çocuk psikiyatrisi nedir? Çocuk psikiyatri uzmanı kime denir? Çocuk Psikiyatrisi Ne Yapar? Çocuk Psikiyatrisi Hangi Hastalıklara Bakar? Kaç Yaş Aralığındaki Çocuklarla İlgilenir?” gibi temel düzeydeki soruların yanıtları bile yer almıyor. Buna çocuk psikolojisi konusunu da ekleyelim.

Peki insanlar kime, nasıl güvenebilir?

Yol gösteren haritaları ellerinde yok. Medyada sürekli aynı isimler, beyinlerine kazınıyor. Buna dijital platformlar ve kitaplar da ekleniyor. Bu kaostan çıkış yok mu?

Tabii ki var. Hadi çözüm yoluna kısaca bakalım.

Çocuk psikiyatrisi ve psikolojisiyle ilgili bilgi veren kişilerin öncelikle bu alanda branşlaşmış uzmanlar olması gerekiyor.

Çocuk psikiyatristi ekibin lideri gibidir. Çünkü, hekimlerin yanında pedagog ve çocuk psikologları çalışır.

Birinci olarak, çocuğun bir sorunu olduğundan şüphelenince bir psikoloğa götürülür. Psikolog değerlendirir, davranış değişiklikleriyle, telkinle ve bazı yönlendirmelerle sorun çözülür mü diye bakar. Eğer çözemezse psikiyatriste yönlendirir.

İkinci aşamada da psikiyatristlerin istediği bazı testleri psikologlar gerçekleştirir. Değerlendirmeyi psikiyatrist yapar.

Lütfen sağlık okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı konusunda daha çok bilgi edinmeye çalışın. Daha sağlıklı yaşamak ve bilinçli birey olmak sizin elinizde…

Continue Reading

HENRY’NİN KİTABI İYİLİĞİ YAYACAK



The Book of Henry, Gregg Hurwitz’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde Henry karakteri üstün zekalı bir çocuğun etrafını nasıl etkilediğini konu alıyor. Henry, sadece zeki değil, aynı zamanda çok düşünceli. 

Filmin bazı sahnelerinde ağlamaktan duramayacağınız için, rahat olacağınız kişilerle izleyin. Çünkü, çok ağlayacaksınız. 

Çocukların, etraflarında olan kötü olaylara karşı tepki verdiğini ancak yetişkinlerin görmezden geldiğini işliyor. Henry, annesinin parasını yönetmekten kardeşinin ihtiyacı olanları planlıyor. Komşu kızının yaşadıklarını değiştirmek  için çaba sarf ediyor. 


Yazdığı bir kitap annesinin yolunu belirliyor. 

Bu filmi mutlaka izleyin. 
Continue Reading

MUCİZE İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEKTİR

Hayatımızda mucizeler olsun isteriz. Bu süreçte de çevremizdeki sevdiklerimizin bize birer mucize olduğunu hemen anlamayız. 


Dünyaya gelirken, herkesin farklı zorlukları olur. Kimi fiziksel kimi psikolojik kimi farklı şekilde zorluklar yaşar. İşte bu sorunları aklımıza takıp, insanlardan uzaklaşmak yerine daha çok insanla tanışmalıyız. 

2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı romandan uyarlanan Mucize filminde fiziksel sorunlarla dünyaya gelen August Pullman’ın hikayesi anlatılıyor. Yıllarca geçirdiği ameliyatlar ve bu süreçte insanlardan uzak bir hayat yaşamasına neden olur. Beşinci sınıfa başladığında, yüz farklılıkları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanmasının ve bu zorlu süreci atlatmasını konu alır. 

Çocuklara, farklılıklar ya da hastalıklar nedeniyle kimseye kötü davranılmaması gerektiği öğretilmeli. Bu nedenle de bu filmi çocuklar mutlaka izlemeli. 

Auggie’nin, sessiz ve içe kapanık halleri insanın içini burkuyor. Böyle tepkilerle karşılaşan insanların nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. Empati kurabilen her bireyin karşısındakini anlamaya çalışması gerekir. 

Ders niteliğindeki diyaloglar ve öğrenmek için nasıl gayret ettiğini izleyeceğiniz film, insanları olduğu gibi kabul etmenin güzelliğini anlatıyor. 

Çocuklarınızın hayallerini onları olduğu gibi kabul ederek ve cesaret vererek destekleyebilirsiniz. 
Continue Reading

HUYSUZ İNSANLARIN SORUNU ÇOCUKLUĞUNDA MI SAKLI?

Uzmanlar hep çocukluk döneminin çok önemli olduğunu
söyler. Bu nedenle de annelerin en az iki yaşına kadar çocuklarına bakmaları
tavsiye edilir. Çocukluk dö
neminde yaşanan travmalar tüm hayatlarını etkilediği
için, bu dönemde oluşan yaralar insanların geleceğini karartabilir.


Filmlerde özellikle de korku ve gerilim filmlerinde seri
katiller bulunduğunda hep karşımıza çocukluk döneminde yaşanan 
travma nedeniyle,
yetişkin olduğunda bunun intikamını alan karakterler çıkar. Yaşadığı
acıların, dönümüşü intikam olur. 



Tabii her travma sonrası böyle korku
filmlerine konu olan türden
 durumlar yaşanmaz, bu acılar başarı hikayelerinin doğmasına da yol açar. Mesela,
büyük başarılara imza atmış bilim insanları ve doktorlar,
genellikle çocukluk dönemlerinde yakınlarının 
yaşadığı sağlık sorunu sonrasında bu mesleği
seçip onlara yardım etmeye karar vermiş olduklarını anlatırlar. Yani kişilerin de travmayı karşılama ve tepki verme şekilleri farklı oluyor. Kısaca ç
ocukluk dönemi, bireyin hayatının rotasını belirliyor. 

Çocukken yaşadıklarını yetişkin olduğunda hala sindiremeyen ve hayatına yansıtan bir kişiden söz edeceğim: Mary Poppins kitaplarının yazarı  P. L. Travers. 


Walt Disney iki kızına  Mary Poppins kitaplarını beyaz perdeye taşımak için söz verir ve bunun için Travers’dan  izin almanın
peşindedir. 20 yıl süren bu mücadele Saved Mr. Banks filmine konu olur.

Travers, o kadar huysuzdur ki, insanları sürekli azarlar,
baskı yapar ve ezer hatta canlarından bıktırır. Çocukluğunda yaşadığı sancılı
süreci yazılarında anlatır, karakterlerine yaşatır ve filme çevri
lecek olan
kitabının karakterlerinden özellikle annesi ve babasına saygı duyulmasını
ister. Ancak çevresindekiler, onun içinde yaşadığı savaştan bihaberdir.  




Mary Poppins adında sihirli güçlere sahip bir dadının, Banks
ailesinin küçük çocuklarına bakma görevini üstlenmesiyle birlikte onlara
bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamasını konu alan kitabın senaryolaştırma süreci tam bir eziyete dönüşür. 


Filmin sonunda bu masalda anlatılanların Travers’ın hayatı
olduğunu anlayan 
Walt Disney, yanına gider ve çocukluğu ile hesaplaşıp, affetmesi
gerektiğini söyler. Yaşadığı 
olayları kendi hayatından örnekler vererek affettiğinde
hayatının güzelleşeceğini anlatır. Sonrasında gerçekten de affeden Travers,
küstüğü hayata yeni kitaplar yazarak sarılır.



Huysuz çocuk gibi davranan
yetişkin olmak yerine, hayatı anlamaya çalışan ve içindeki çocuğa da kulak veren bir yetişkine dönüşmek en güzelidir. Hayat gümüş tepsi ile fırsatları sunmuyor, tırmalamak ve tırmanmak 
gerekiyor. Özellikle de birçok filme konu olan ve haber yaparken konuştuğum uzmanların da söylediği gibi, çocukluk döneminde yaşanan sorunları çözemeyenler için tam bir kabusa dönüşüyor. Mutlu çocuklar yetiştirmek için, bilinçli ebeveynlere ihtiyaç var. Tabii ki, nitelikli uzmanların yardımıyla… 



Continue Reading

AMELİYAT OLAN ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK ANATOMİSİ

Cerrahi operasyonlar genellikle tıbbi açıdan düşünülse de, psikolojik boyutları da unutulmamalı. Fizyolojik iyileşmenin tam olarak sağlanabilmesi için psikolojik iyilik ve zindelik de gerekli. İki durum beraber yürütüldüğünde iyileşme süreci de kolaylaşır ve hızlanır. 

9 yaşında birden fazla cerrahi operasyon geçiren bir çocuk danışanından yola çıkarak bu konuda farkındalık oluşturulması gerektiğini belirten Uzm. Psikolog Serap Duygulu, “Olay çocuğun, ilk ameliyatında anestezi verilmeden önce ameliyat masasında beklerken yaşanmış. Doktorları, çocuğun verebileceği tepkiyi düşünmeden; operasyon sırasında kullanılacak aletlerden, operasyonun nasıl gerçekleşeceğine kadar tüm ayrıntıları konuşmuş, hatta kullanılacak aletleri çocuğun gözü önünde birbirlerine göstermişler” dedi. 

Ameliyatın son derece başarılı şekilde gerçekleştiğini dile getiren Duygulu,  şunları anlattı: “Ancak ameliyat sonrası beklenmedik gelişmeler oluyor ve çocuk tekrar ameliyata girmek zorunda kalıyor. Bu ameliyat ilkine göre daha kısa süreli ve daha az riskli olmasına rağmen çocuk ciddi bir korku, kaygı ve tepki davranışları göstermeye başlıyor.” 

Doktordan Korkan Hasta
Ameliyat tarihine 2 gün kala tepkilerin dozu giderek artıyor ve çocuk ciddi ağlama krizleri geçiriyor, gece kabuslar görmeye başlıyor ve ailenin durumun neden kaynaklandığını bilemediği için kendisine başvurduklarını söyleyen Duygulu, “Çocuk korkularından aileye bahsediyor ancak aile durumun ciddiyetini kabul etmekte zorlanıyor. Çünkü doktorlarına bu durumdan bahsetmekten çekiniyorlar. Alanında en önemli uzmanlardan biri olduğunu, kendileriyle konuşurken bile her konuda soru soramadıklarını, sordukları sorunun doktoru sinirlendirebileceklerinden ve ameliyatı yapmaktan vazgeçmesinden çekindiklerini anlatıyorlar” diye konuştu. 

Korkunun kaynağının ameliyatın kendisi olmadığını ama ameliyat öncesi tekrar aynı konuşmalara ve görüntülere tanık olmaktan korktuğunu anlatan küçük çocuk için farklı bir çözüm yolu bulduğunu kaydeden Duygulu, şu bilgileri verdi: “Çocuğun kendisinin doktoruyla konuşmasını ve korkularını kendisinin anlatması gerektiğini söyledik. Hem anestezi ekibi, hem de doktoru durumun bu noktaya gelmiş olmasından üzüntü duyduklarını söyleyerek gerçekten de son derece konforlu bir ameliyat ortamı oluşturdular.”

Bebekte Hastane Korkusu Oluşursa
Başka bir vakadan daha örnek veren Duygulu, bu kez 2.5 yaşındaki bir çocuğun bebekliğinden başlayarak birkaç kez hastanede yatması ve küçük operasyonlar geçirmesi nedeniyle artık doktor muayenehanesine karşı direndiğini anlattı. 

Kendi Kendimize Bile Yalan Söylediğimiz Bir Durumda Çocuğun Güvenini Kazanmak Mümkün Değil 
Küçük yaşta korku ve kaygılarla mücadele etmenin çok zor olduğunu vurgulayan Duygulu, “Çünkü çocuk, ona anlatılanları ya da verilecek önerileri algılamaktan çok uzak. Aile tutumlarımızla da bu korkuları bilerek ya da bilmeden perçinliyoruz. Bir yere giderken çocuğunu yanında götürmek istemeyen anneler, ‘doktora gidiyorum, sen gelme, gelirsen sana iğne yapar’ diyebiliyor ya da ‘yaramazlık yaparsan doktor sana iğne yapacak’ diyerek çocuğu sağlık personeliyle korkutabiliyor. Çocuk gerçekten doktora götürülmesi ve aşı olması gerektiğinde bu defa da ‘korkma, bir şey olmayacak, canın yanmayacak’ denilerek sakinleştirilmeye çalışılıyor. Oysa kendi kendimize bile yalan söylediğimiz bir durumda çocuğun güvenini kazanmak ve korkmamasını sağlamak mümkün değil” şeklinde konuştu. 

Ameliyat Öncesi ve Sonrası Hastalarla Doğru İletişim Kurulmalı
Doktorluğun, insanın hayatına dokunmanın, sağlığına kavuşturmanın, yaşama imkanı sağlamanın son derece zor ve bir o kadar da saygı duyulması gereken bir meslek olduğunu hatırlatan Duygulu,  şunları söyledi: “Kimi zaman hastalar da tek taraflı bakarak doktorları huzursuz edebiliyor, fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayabiliyorlar ne yazık ki. Bunun olmasını ne kadar istemiyorsak, aynı şeyin hastalara yapılmasını da bir o kadar yanlış buluyoruz. Cerrahi operasyona giren bir kişi son derece stresli ve kaygılı olmakla birlikte, sağlığına kavuşamama veya yaşamını kaybetme korkusu da yaşayabilir. Bu yüzden doktorların ameliyat öncesi ve sonrası hastalarıyla olan iletişimi, hastanın psikolojik durumu çok önemli. Hastaların yalnızca ameliyat öncesi yaşadıkları stres ve kaygı düşünülmemeli, ameliyat sonrasında da yaşayabilecekleri sıkıntılar ve psikolojik durumları önemsenmelidir.”

Çözüm Ne?
Ameliyat öncesi hastayı rahatlatacak olumlu cümleler kullanılmasının çok önemli olduğunu belirten Duygulu, “Hastaya ve yakınlarına operasyonla ilgili gerekli bilgiler verilmeli, onların sorularına yanıt vermekten kaçınılmamalıdır. Çocuklarda ise durum biraz daha farklı. Onları en az derecede etkileyecek yüzeysel açıklamalar yapılmalı, gerekli bilgiler aileleriyle paylaşılmalı, aynı zamanda çocukları hastalık konusunda doğru yönlendirmeleri açısından aileler de bilgilendirilmelidir. Çocuklar ameliyat öncesinde operasyonda kullanılacak aletleri görmemeli, konuşmalara tanık olmamalıdır. Üstelik dışarıda, canlarının bir parçasını cerrahların ellerine bırakan son derece gergin, endişeli ve üzgün anne babalar olduğu da unutulmamalıdır. Bazı doktorlar, hastalarıyla veya hasta yakınlarıyla iletişim kurmayı tercih etmeyebilir, asistanları aracılığıyla bunu gerçekleştirebilirler ancak böyle durumlarda hastaların da doktorlara olan güveni ve içtenliği azalarak yerini stres ve endişeye bırakır. Böyle olunca da eğer operasyon öncesinde, sırasında veya sonrasında oluşabilecek sorunlar varsa bunun düzeltilme ihtimali azalır. Bazen de verdiğim örnekte olduğu gibi daha büyük sorunlara yol açabilir” dedi. 
Continue Reading