DİJİTAL BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK İÇİN ÇÖZÜM NE?

Türkiye’de insanlar günlük ortalama 7 saat 15 dakikalarını internette geçiriyor. Japonya’da günlük ortalama 3 saat 45 dakika ile günlük internette en az zaman geçiren ülke iken, en fazla zaman geçiren ülke 10 saat 2 dakika ile Filipinler oluyor. Dünya ortalamasına bakacak olursak 6 saat 42 dakika görülüyor.  Dünyada önde olduğumuz durumlardan biriyle karşı karşıyayız. Peki bu durum iyi bir şey mi?

We Are Social ve HootSuite tarafından yayınlanan “Dijital Türkiye 2019” raporuna göre,  Türkiye dünya üzerinde internette en fazla zaman harcayan 14. ülke olarak yerini alıyor.  Ülkemizde yetişkinlerin yüzde 98’i cep telefonu kullanıyor.

Amacım sizleri rakamlara boğmak değil, bu kadar dijital içerisinde zaman kaybederken, bilgi kirliliğinde de üst sıralarda yer aldığımızı hatırlatırım. Özellikle “zaman” kelimesinin altını çizip, tırnak içerisine alıyorum. Hayatımızda bir daha geri dönüşü olmayan, en değerli şeyi sanal dünya için harcıyoruz.  Zamanımızı!

Zamanımızı burada boşa mı harcıyoruz?

Bu konu,Black Mirror dizisinin 5. sezon “Smithereens” adıyla ikinci bölümünde derinlemesine işleniyor. Bir adamın, trafikte arabasını kullanırken bir sosyal medya uygulaması olan Smithereens’ten gelen bildirime bakarken kaza yaparak nişanlısını kaybetmesiyle hikaye başlıyor.

O anda dikkatini yola verseydi, bu kazanın olmayacağını düşünen adam, zamanla sosyal medya uygulamasının sahibi olan Billy Bauer’e hesap sormak, kızmak ve içinden geçenleri anlatmak ister.

Bir gün grup terapisine gittiğinde bir kadınla tanışır ve kadının kızının intihar ettiğini öğrenir. Sonrasında ise, kadının 18 ay önce intihar eden kızının sosyal medya adresinin şifresini bulmaya çalıştığını fark eder. Kızının neden intihar ettiğini öğrenmek için sürekli şifre denediğine şahit olur. Yani “sosyal medya, bizi annemizden daha iyi tanıyor” mesajı verilir.

Adam sosyal medya binasının önünde patronu kaçırmak için uğraşırken, iş işten geçtikten sonra stajyeri kaçırdığını anlar. Ancak yine de sessizlik terapisi için 10 günlüğüne kendisini kapatan Billy Bauer ile görüşmeye çalışmaya devam eder.

Bu sırada adamın peşine İngiliz polisi ve FBI düşer. Ancak her iki kurum da bilgi toplamaya çalışsa da en ayrıntılı bilgiye en hızlı şekilde yine sosyal medya şirketinin çalışanları ulaşır. Adamın sosyal medya profilinden hakkındaki her şeyi öğrenirler. Dizide vurgulanan bu nokta ise, sosyal medyadan bizimle ilgili her türlü bilgi, bu şirketlerin eline teslim edilmiş şekilde duruyor. Sanki hep orada duracak diye düşünsek de bu veriler bazen çalınıyor, bazen siliniyor, sonunda da “yanlışlıkla oldu” açıklaması yapılabiliyor.

Her şeyimizi bir tık ötelerine dijital şirketlere kendi onayımızla teslim ettiğimizi öyle güzel ele alıyor ki dizi, telefonlarımız sayesinde nerede olduğumuzu da tespit edebiliyorlar. İstedikleri zaman telefonumuzu dinleyip, kameramızı açabiliyorlar. Çektiğimiz her fotoğrafın detay bilgilerine ulaşabiliyorlar.

Dijital medya bağımlılığı sahte sigara mı?

Diziye geri dönecek olursak adam, Billy Bauer’i bu uygulamayı bağımlılık yapacak şekilde tasarlamakla suçluyor. “Sahte sigara” diye dizide geçen bir replikte olduğu gibi teknoloji ve dijital medya gerçekten de beynimizde mutluluk kaynağı olan dopamini harekete geçiriyor ve bağımlılık yapmayı başarıyor. Dizide öyle güzel ele alınmış sahneler var ki, izlediyseniz bile tekrar izlemenizi öneririm.

Dikkatinizi neye veriyorsunuz?

Zamanımız çok değerli ve hayatımızın kontrolü kendi ellerimizde olmalı. Hayatınızı boş tıklar için harcamayın, başınızı kaldırın ve gökyüzüne bakın! Sosyal medyada konular ve gündeme düşen meseleler çok hızlı şekilde tüketiliyor ve önemsizleşiyor. Ölümlere tepkiler saman alevi gibi oluyor, hatta insanlar çevrelerinde yaşanan olayları kaydetmeye o kadar alışmış durumda ki, müdahale etmek yerine video çekmeye çalışıyor. Ölümler rakamlardan, sevgiler beğenilerden ve değeriniz takipçi sayınızdan ölçülür hale gelebiliyor.

  • Dijital medya ve teknolojiyi siz kullanın, o sizi kullanmasın!
  • Dikkatinizi istediğiniz yere verin, yeri geldiğinde bildirimleri kapatın.
  • Trafikte telefonunuzla oynamayın ve bakmayın.
  •  Zamanınızın geri gelmeyeceğinin aklınızda bulundurun.
Continue Reading

DİJİTAL MEDYA OKURYAZARLIĞINDA BAKANLIKLAR BİLİNÇLENDİRME ÇALIŞMALARINDA NASIL BİR YOL İZLEMELİ?

Dijital medya bağımlılığı konusunda Sağlık Bakanlığı da düğmeye bastı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Davranışsal Bağımlılık ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı” hakkında açıklamalarda bulundu. Eylem planı kapsamında gençlerin internette araştırma ve bilgi edinmeye ayırdığı zamanın yüzde 10 artmasını, sosyal medyadaki sürenin ise yüzde 8 azaltılması hedefleniyor.

TÜİK 2018 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de 16-74 yaş arası internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9 ve her 10 hanenin sekizi internet erişimine sahip. Yani internet kullanımı çok yaygın ki, bu rakamların bu sene daha da yüksek olduğunu düşünüyorum.

Bakanlığın daha önce Dijital Oyun Bağımlılığı Çalıştayı raporunda, stres ve olumsuz duygulardan uzaklaşma isteği bağımlılığın başlıca nedeni olarak gösteriliyor.  Bağımlılığın ayrıca başta obezite olmak üzere ortopedik rahatsızlıklar, yeme bozuklukları, göz ve görme sorunlarına neden olduğu üzerinde duruluyor.

Milli Eğitim Bakanlığından Sosyal Medya Okuryazarlığı Dersi Geliyor

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk da Twitter hesabından şöyle bir mesaj paylaştı: “Sosyal medya okuryazarlığı dersini okullarımıza ilaveten Halk Eğitim Merkezlerinin programına da aldık. Siber zorbalık, siber bağımlılık, kişisel bilgilerin korunması, sosyal medyada nezaket dili, doğru ve sınırlı kullanım konularında verilecek derslere katılım ücretsiz olacak.”

Daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Mahremiyet eğitimi’ raporunda da dijital okuryazarlık konusunda ailelerin bilinçlendirilmesi üzerinde durulmuş ve izlemeleri gereken adımlar anlatılmıştı. Bu çalışmaların yapılması sevindirici bir durum.

Peki başka neler yapılmalı?

Sağlık Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarının kurulumunda danışmanlık yaptığım dönemlerde, bu konuda somut adımlar atılması için çalışmaya başlamıştım. O dönemler dijital dünyada zaman geçirmek amacıyla, içerikler bu kadar çok ve çeşitli değildi. Planladığım projeler hayata geçirilmiş olsaydı, bugün bu konuşulan adımların ötesine geçilecekti. Belki de dünyaya örnek olacak çalışmalara imza atmış olacaktık.

Yıllar önce dijital medya eğitimlerimde hekimlere, televizyon ve yazılı basının nostaljik bir havası olacağını söylediğimde bunun gerçek olmayacağını dile getiriyorlardı. Bu sene dijital itibar yönetimi eğitimlerimde anlattıklarım sonrasında hekimler, daha farklı bakış açıları kazandı. Çünkü, dünya bambaşka bir yöne doğru gidiyor.

Bu projelerdeki adımlar temel düzeyde ve daha vizyoner adımlar atılması gerekiyor. Önce temelde kurumların yapması gereken bazı projeler hayata geçirilmeli, halka sadece dijitali anlatarak bir gelişme beklenmemeli. Artık daha da farklı bir yol haritası izlenmeli.

Continue Reading

BİLİM HABERLERİNE GÜVENMEDEN ÖNCE NEDEN BİLİMSEL OKURYAZARLIĞI ÖĞRENMELİSİNİZ?

Medyada sık sık karşımıza çıkan bilim haberlerine güveniyor musunuz? Bu konuda sorun yaşayanların, bilimsel okuryazarlık alışkanlığı kazanmaları hayatlarını kolaylaştıracak. Neil deGrasse Tyson’ın dediği gibi, “Bilimsel okuryazar olmak, başkası palavracı olduğunda bunu bilmektir.”

Bilim durağan olmamasının yanında sürekli değişen ve gelişen bir özelliğe sahip. İşte bu noktada bilimsel gelişmelere bakışımızı bilimsel okuryazarlık çerçevesinde ele almalıyız. Bu çerçeveden baktığımızda bilim, sağlık ve teknoloji alanındaki gelişmeleri anlama, yorumlama ve bilimsel süreç becerilerine sahip olmak kolaylaşıyor.

Bilim haberleri ilgi çekmesi için daha popüler olacak hale dönüştürülüyor. Bu nedenle de haberler magazinsel, abartılı, şaşırtıcı ve mucize gibi sunulabiliyor. Bu haberleri sorgulamadan doğru kabul edenlerin yanı sıra hangisinin gerçek olduğunu sorgulayanlar da oluyor.  Haberlere güvenmeden önce şüphe süzgecinizden geçirmekte fayda var. Bilimsel içerikli haberlerle karşılaştığınızda, bilimsel okuryazarlık bilinciyle hareket etmek hayatınızı kolaylaştıracak.

İyi bir bilimsel okuryazar olmak için şunları yapın:

  • Uzmanların, konu ile ilgili bilgisi olup olmadığını araştırın.
  • Kişisel değil kanıtlara dayalı karar vermeye çalışın.
  • Rasyonel karar vermek önemli olacak.
  • Konuya merak duygusuyla ve sorularla yaklaşın.
  • Kesinlikten öte değişen ve gelişen bir bakış açısı kazanmaya çalışın.
  • Bir problemi çözmede ve bir eylemi gerçekleştirmede bilimsel bilgileri kullanın.
  • Bilimi, sözde bilimden ayırt edebilmek için dikkatli olun.
  • Öznel değil nesnel bir bakış açısı kazanmaya çalışın.
  • Kanıtları propagandadan, olguları kurgulardan ayırın.   
  • Merak ettiklerinizi sorun, araştırın ve bunların cevaplarını bulmaya çalışın.
  • Medyada yayınlanan bilimsel haberlerin,  gerçeklik ve güvenirliklerini değerlendirin.
  • Bilimsel bilgilerin kaynağını ve bu bilgilerin elde edilmesinde kullanılan metotları inceleyin.
Continue Reading

TEKNOLOJİDE “SIFIRDAN BİRE” ÇIKMAK İÇİN YENİ VE DENENMEMİŞİ YAPIN

Stanford Mezunu, Paypal’ın kurucularından, Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in yazdığı “Sıfırdan Bire” isimli kitapta “Startuplar Üzerine Notlar ya da Geleceği İnşa Etmenin Yolları”nı anlatıyor.

Yeni bir girişimin nasıl olması ve nasıl olmaması gerekenleri anlatıyor. Taklit etmenin insanları nasıl bir çıkmaza soktuğunu da çok güzel dile getiriyor:

“İş dünyasında her an, yalnızca bir kez yaşanır. Bir sonraki Bill Gates bir işletim sistemi kurmayacak. Bir sonraki Larry Page ya da Sergey Brin bir arama motoru geliştirmeyecek. Bir sonraki Mark Zuckerberg ise bir sosyal ağ oluşturmayacak. Eğer bu isimleri taklit ediyorsanız, onlardan bir şey öğrenmiyorsunuzdur.”

 Taklit etmenin başarıdan çok insanları rahatsız eden bir durum oluşturduğunu ortaya koyuyor. Çünkü taklit eden kişi yeni bir şey ortaya koymuyor.

 Yeni bir şey ürettiğinizde sıfırdan bire yükseliyorsunuz. Bunu yapmanın en iyi yolu ise, denenmemişi demekten geçiyor. Başarılı insanları diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri, yeni şeyleri deneme cesaretlerinin olmasından geçiyor.     

Thiel bu noktada çok güzel bir benzetme yapıyor;

“Eğer bir daktilo alır ve 100 tane üretirseniz, yatay bir ilerleme kat etmiş olursunuz. Eğer bir daktilonuz varsa ve bir kelime işlemci yaparsanız, dikey bir ilerleme gerçekleştirirsiniz.”

İlerlemenin iki yolu var:

Küreselleşme: Bir yerde çalışan, tutmuş şeyleri alıp onların her yerde işleyebilmesini sağlamak. (1’den N’e, yatay ilerleme)  Çinliler doğrudan gelişmiş dünyada çalışan her şeyi taklit ederler.

Teknoloji: Sıfırdan Bire, dikey ilerleme. Dikey, sıfırdan biri gelişim için kullanılan kelime teknolojidir.

Temel olarak teknolojik bir şeyleri gerçekleştirmenin yeni ve daha iyi bir yollarını bulmamız gerekiyor. Dünyanın geleceğini küreselleşme değil, teknolojinin belirleyeceğini söyleyen Thiel, “Dünyaya eski yöntemleri yaymak zenginler değil, yıkım yaratacak. Kısıtlı kaynaklara sahip olduğumuz dünyada, yeni teknoloji olmadan küreselleşme sürdürülebilir değildir.” diyor.

Teknoloji ile iletişimdeki büyük değişim aslında dünyanın geleceğinin şekillenmesinde büyük önem taşıyor. Teknolojinin gelişmesi, değişmesi ve dönüşmesi ile birlikte insanların iletişim şekilleri de aynı evrelerden geçiyor.


Yeni bir şirketin en önemli kozu yeni düşünce tarzıdır. Yeni şeyler yapma işinde başarılı olmak için sormanız ve cevaplamamız gereken sorular önemli.

Bir startup’ın yapması gereken budur: Kabul edilmiş fikirleri sorgulamak ve işi sıfırdan yeniden düşünmek.

Continue Reading

DİJİTAL ÇAĞIN GELECEĞİ ALGILARIMIZI NASIL DEĞİŞTİRECEK?

Dijitalin gün geçtikçe hayatımızın içine girmesiyle birlikte yaşam şeklimizde değişti. Bu değişime bugünlerde post- dijital çağ deniyor. Bu çağda Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zekâ, robotik, artırılmış, sanal, karma gerçeklik (AR, VR, MR, XR) ve ses teknolojilerini kapsıyor.

Bu çağda kişiye özel ürünler ve çözümlerin olması hedefleniyor. Aslında bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz birçok teknolojik gelişmeyi yaşayacağımız bir döneme doğru ilerliyoruz. İşte tam bu noktada beynimizin nasıl bir değişim içerisinde olacağı da büyük bir merak konusu oluyor. Yıllardır çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim Elon Musk’ın dünyanın en ünlü sinir bilim uzmanlarını bir araya getirerek kurduğu Neuralink şirketinin geliştirdiği bir robot, insan beynine saç telinin onda biri kadar büyüklükteki kabloları dikiyor. 90 kişinin 3 yıllık çalışmasıyla, kabloların bir ucu insan beynine diğer ucu da bir bilgisayara bağlanacak. Yani düşünceler daha beynimizdeyken kablolar sayesinde toplanan bilgiler, çiplerle kablosuz şekilde cihazlara aktarılabilecek. Böylece insan ve makine zekâsının ortak yaşam (simbiyoz) oluşturması amaçlanıyor. 2020 yılında insanlar üzerinde denenmesi için izin başvurusu yapılan çalışmayla, bilgisayarların beyin gücüyle kontrol edilmesiyle özellikle felçli hastalar için teknolojik çözümler geliştirilmesi hedefleniyor.

Beyine yerleştirilen ilaçlar uzaktan yönetilecek

Beyinlerimizi makineler ile birleştirme çalışmaları sürerken Parkinson, Alzheimer, bağımlılık, depresyon ve ağrı gibi beyin hastalıklarının sırlarını ortaya çıkarmak amacıyla, Kore Yüksek Bilim ve Teknoloji Enstitüsü veya KAIST ve Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar terapötik bir implant üzerinde çalışıyorlar. Nature Biomedical Engineering Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre, akıllı telefon tarafından kontrol edilen beyin sensörü geliştirilmeyi hedefleniyor. Lego parçaları gibi görünen değiştirilebilir ilaç kartuşları içeren bir cihaz sayesinde 1 aylık süre boyunca, fare beyinlerine cihaz yerleştiriliyor. Bu cihazlar akıllı telefon yardımıyla yeni implantın basit bir şekilde kontrol edilebilmesini sağlıyor.  Beyine verilecek ilaçlar bu şekilde yönetilebilecek.    

Felçli hastalar beyin gücüyle neler yapabilecek?

İsviçre’deki ETH Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nicole Wenderoth ve Nörolog Dr Rea Lehner’in  geliştirdiği bir sistem sayesinde felçli insanların zihin gücüyle bilgisayar oyunu oynamaları sağlanıyor. Program için gönüllü olan bir hasta, elektrotlar aracılığıyla beyin ve bilgisayar arayüzünü buluşturan sistem sayesinde “Brain Driver” adındaki oyunu oynamayı başardı. Bilim insanlarının, sonraki hedefleri, felçli hastaların beyin gücüyle tekerlekli sandalyelerini kullanabilmelerini sağlamak. Beyin gücüyle birçok şeyin yapılması hedeflenirken, post- dijital çağ dönemine uygun olarak Facebook de düşünceleri yazıya dönüştüren bir uygulama üzerinde çalıştığını hatırlayalım.

Deepfake hangisi gerçek?

13. kat filminde olduğu gibi, sanal ile gerçeğin birbirine karışıp gerçeğin ne olduğunun sorgulanması da bu dönemin sorunlarından biri olacak. Ctrl Shift Face isimli YouTube kanalında yayınlanan Komedyen Bill Hader ve Tom Cruise videosu da bu karmaşaya iyi bir örnek. Deepfake (derin sahtelik),denilen bu video yapay zeka teknolojisiyle görüntülerin manipüle edilmesini sağlıyor. Medyadaki gerçek ile sahte haber karmaşasında yaşanan sorun bu kez hayatımızın merkezine yerleşecek. Gerçek ile sanal arasındaki karmaşaya, sahtelik de eklendiğinde gerçeği bulmak daha da zorlaşacak. Gerçeğin aslında ne olduğunu sorgulamak için ne beynimize ne de gördüklerimize ve duyduklarımıza güvenerek karar vermek çok daha güç olacak.  Post-dijital çağın en önemli sorunlarından birisinin, gerçeğin ne olduğu konusunda merak ve kaotik boşluk olacak gibi duruyor.

Kaynaklar:

  • https://www.youtube.com/watch?v=lA77zsJ31nA&feature=youtu.be
  • https://www.neuralink.com/
  • https://www.biorxiv.org/content/10.1101/703801v1
  • https://www.technologyreview.com/s/613974/neuralink-whats-new-and-what-isnt-elon-musks-brain-computer-interface/
  • https://www.youtube.com/watch?v=B2-YiXuXdp8
  • http://www.sciencetimes.com/articles/23588/20190812/lego-like-therapeutic-brain-implants-that-can-be-controlled-by-a-smartphone.htm
  • https://www.euronews.com/2019/07/31/scientists-develop-video-game-that-can-be-controlled-by-the-mind
  • https://www.sciencedaily.com/releases/2019/07/190701163827.htm
  • https://www.youtube.com/watch?v=VWrhRBb-1Ig  
Continue Reading

BAŞARININ NEDEN BİR ANLAMI OLMALI?

Sizin başarınız kim ya da ne için hiç düşündünüz mü? Geçtiğimiz günlerde çok acı bir olay yaşadım. Hayatımdaki en sevdiğim insanı kaybettim.

Normal bir anne kız ilişkisinden öte en yakın arkadaşım, en sıkı dostum, sırdaşım, her şeyimdi.

Hayatın anlamını sorgularken bazen çıkmaz sokaklarda hangi yöne gideceğimi bilmeden dolaşıyorum. Çıkış yolunu ararken labirentte gibi hissediyorum. Ne tarafa gideceğini bilmeyen, şaşkın, hüzünlü, gözyaşlarıyla pusulasını kaybetmiş bir kaptan gibiyim.

Çıkış yolunu arıyorum ancak pusula ne gösteriyor bilmiyorum. “Annesini kaybedenler çabuk büyürmüş” dediler. Sanırım gün geçtikçe ne demek istendiğini, yaşayarak öğreniyorum.  

Günlerce yas tutup ağladıktan sonra,  Fatih dayım, “Annen senin başarılarınla gurur duyuyor. Onun için başarıların daha da büyük ve çok olsun” dedi.

Önceden başarı sadece yaptığım işleri en iyi şekilde ortaya koymak için bir anlam ifade ederdi. Bundan sonra annem için birer hediye olacak.

Artık sadece başarılı olmak için başarılı olmak değil, anlamlı işler yaparak başarılara imza atmanın ne kadar değerli olduğunu da bana hatırlatacak.  

Annem benim hayatı dolu dolu yaşamamı ve hep mutlu olmamı isterdi. Yaptığım işlerden ve başarılarımdan mutlu olurdu. Gittiği yerde mutlu olmasına vesile olacak ne olsa, seve seve yaparım.

Artık hayatımda sadece başarılı olmak için başarılı olmanın ötesinde başarının bir anlamı olacak.  Hem annemi yaptığım işlerle yaşatacak hem de dünyaya, insanlığa, doğaya bir faydası olması için çalışacağım.

Acıların hafiflemesini sağlar belki… Başarılı birçok sanatçının, bilim insanının acılarını unutmak için ne kadar çok çalıştığı da aklımda…

Bunsan sonra hediye edebileceğimiz anlamlı başarılara imza atmak dileğiyle…

Continue Reading

MEŞGUL OLAN DÜNYA MI, YOKSA BENİM ZİHNİM Mİ?

Hızına yetişemediğimiz zamanı, daha yavaş yaşamak için neler yapabiliriz?  Sakin kalıp tüm olanlara bakış açımızı değiştirdiğimizde, aslında hayat daha yaşanası hale gelebiliyor. “Yalnızca yavaşladığında görebileceğin şeyler” isimli kitabı okuduğumda, hayata bakış açım ve algılayış biçimimdeki bazı noktaları değiştirmemde yardımcı oldu.   

Kitap, hayata karşı farkındalık oluşturmak, daha huzurlu olmak, kendimize ayırdığımız zaman ve verdiğimiz değeri anlamamızla ilgili bir dostumuzun vereceği tavsiyelerde bulunuyor. Aslında yoğunluk içinde kaybolurken, kimi zaman gerçeklerin fark edilmediği için üzülmemizin boşa olduğunu hatırlıyoruz. Sakin kalıp, derin bir nefes alırken gerçeklerin ortaya çıktığını aklımızda bulundurmakta fayda olduğunu söylüyor.

Motive olmak istediğimizde elimize alıp, kısa cümlelerden oluşan öneriler  güzelliklerin farkına varmamızı, zamanın yavaşladığını ve içimizi rahatlattığını hissettiriyor. Kitaptan sevdiğim bazı cümleleri sizlerle de paylaşmak istedim. Hepimizin hayatı güzelleşsin, sakinleşsin.

Ev ya da piyano gibi uzun süre kullanacağım bir şey satın alırken şimdilik idare edecek olanı değil, imkânların dâhilinde en iyisini seç. Yeterince iyi olduğunu düşünebilirsin ama bir süre sonra pişman olursun.

Ne kadar çok şey bilirsen o kadar bilmediğini düşünürsün. Ne kadar az şey bilirsen o kadar bildiğini düşünürsün.

Nereye gidersen git sahiplenme ruhunu besle. Kütüphanede ya da parkta çöp görürsen onu yerden al. Sahiplendiğin zaman hayatın amaç kazanır ve insanlar teşkil ettiğin iyi örneği fark ederler.

Nefret ettiğin insan kalbinde her yere taşınmayı hak ediyor mu? Kalbinde sadece seni sevenleri barındır. Nefret ettiğin insanları da yanında taşıman sadece sıkıntıya ve depresyona neden olur.

Yedi ya da sekiz kişilik bir toplantıda bizden çok hoşlanan bir ya da iki kişinin ve bizden pek hoşlanmayan bir ya da iki kişinin olması mümkündür. Üstüne alınma, dünyanın işleyişi böyle.

Bir soru sorduğunda cevap alamıyorsan cevap budur.

Mutlu olmak mı istiyorsun, yoksa mutlu görünmek mi? Dünyanın mutlu olmak için yapmanı söylediklerini boş ver kendine karşı dürüst ol ve gerçekten ne istediğini keşfet.

Güçlü insanların çevresi genelde sadece her şeye evet diyen, patronlarının kendini önemli ve sıra dışı hissetmesine yardım eden insanlarla çevrilidir. Etrafındaki insanlar seninle sürekli aynı fikirdeyseler muhtemelen kendilerini o yola adamış insanlar değil, fırsatçılardır.

Bir çanın sesi sadece çana çok sert vurulduğu zaman çok uzaklardan duyulur. Çok çalışma fedakârlığını göstermezsen etkin çok uzaklara yayılamaz. Dünya çabanı, aklının alamayacağı kadar hızlı fark eder.

Dünya değişti diye yas tutma. İnsanlar değişti diye yas tutma. Şimdiki zamanı geçmişin anıları üzerinden değerlendirmek hüzne neden olabilir. Sen istesen de istemesen de değişim kaçınılmazdır. Bunu benimse ve kabullen.

Continue Reading

ÇEVRESİNİ AYDINLATAN KADINLARA NEDEN İHTİYACIMIZ VAR?

Kadınlar, istediklerinde büyük başarılara imza atabiliyor; başarıyı, başarıdan öte bir yaşam tarzı olarak görüyorlar. Geçtiğimiz günlerdeDüzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar ile tanışma ve konuşma fırsatı buldum.

Öncesinde çalışmalarını ve başarılarını okuduğum Çakar, 28 yaşında doçent 33 yaşında da profesör olmuş. 38 yaşında Türkiye’nin en genç kadın rektörü olarak, birçok ilke imza atmaya devam ediyor. Kendisiyle sohbetimiz sırasında bu başarısının sırrını sordum.

Çakar, üniversitedeyken akademisyen olmaya karar verdiğini ve karar verdikten sonra yapması gereken her şeyi yerinde ve zamanında yaptığını, şansının yaver gitmesinin yanı sıra doğru insanlarla da karşılaşmasının önemini anlattı. Hedefe odaklandığında, başarı için doğru yerde doğru hamleyi yapmak gerekir. Çakar, bu hamlenin nasıl gelişeceğini de insanın belirleyebildiğini söyledi.

Yaptığı çalışmaları mütevazı bir şekilde anlatırken, çalışma hayatında birçok güzellikten de fedakârlıklarda bulunduğunu anlattı. 

Açık kapı uygulamasından söz eden Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar, stratejik yönetim konusundaki akademik bilgisini uygulamaya da dönüştürerek belli zamanlarda görüşmek isteyen herkese kapısını açıyor.

Çakar, bu konuda da şunları söylüyor: “Bir yöneticinin sahip olması gereken en önemli yanı bilgi ve iki yönlü bilgi akışıdır. İnsan, akademik çalışma alanı olduğu konunun bir de uygulayıcısı olduğu anda, o bilginin önemine daha fazla vakıf oluyor. Bilgi dediğim akademik bilgi değil. Yanlış anlaşılmasın. O, çevrenizden gelen yönetsel bilgidir. Çevrenizden gelen bilgi akışıdır. Geribildirimler kesildiği anda neye göre karar vereceğinizi bilmeniz mümkün değil.”

Açık mutfak, açık kürsü, açık duvar gibi birçok yeni uygulama ile akademik ve idari personeline, öğrencilerine, imkân veren Çakar, açık kampüs uygulamasıyla birlikte Düzcelilerin de üniversiteden sertifikalı eğitimler almasını sağlıyor.

Çakar, 2017’de Ruanda’ya gittiğinde çok dikkatini çeken bir uygulamayla karşılaşmış. Her ayın son cuma günü Ruanda halkının “Cleaning Day” olarak tanımladıkları temizlik gününde ülkenin bakanından, akademisyenine herkesin mıntıka temizliği yaptığına şahit olmuş. Bu örnek işten ilham alarak, aynı uygulamayı üniversiteye getirmiş. “Temiz Düzce Temiz Üniversite” adını verdikleri uygulamasında her ayın son cuma günü sırayla belirlenen bir fakültede temizlik günü ilan ediliyor, kampüs ve çevresi hep birlikte elbirliğiyle temizleniyor.

Yakın zamanda Düzce Üniversitesi içinde doğa müzesi, gözlemevi, botanik bahçesinin açılacağını büyük bir mutlulukla anlatan Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar, özellikle kadınların tanıması gereken çevresini aydınlatan, vizyon kazandıran ve destek olan rol modellerden biri.   Çalıştığı kurumda büyük projeleri gerçekleştirirken sadece öğrencilere değil, yaşadığı şehre dokunmak için gönlünü ortaya koyuyor. Böyle örnek olacak değerli kadın akademisyenlere çok ihtiyacımız var. Çünkü çevresini aydınlatan kadınlar ülkemizi daha iyi yerlere taşıyacak.

Continue Reading

MUTLU OLMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Hayatın en güzel kısımlarını pek çok kez hatalar sayesinde görürüz. Bizi aklımıza bile gelmeyen noktalara götüren itici güç hatalarımız olabilir. Her çeşit hata; küçük, büyük, orta ve oturma odana dahi sığmayacak kadar devasa olanlar. Seni küçük bir çocuk gibi aldatan veya öfkeden delirten hatalar. Hata hayatımızın ritmini değiştirebilecek can sıkıcı ama gerekli hatalar. Bizi büyüten, dev gibi yapan, hatalardır. Bizi bayağı bayağı bilge yaparlar. Hatalarımızın bile mutluluk kaynağını olabileceğini hiç düşündünüz mü?

İşte hataların faydalarını “Sizi Mutluluk Denizinde Yüzdürecek Eğlenceli Şeyler” isimli kitapta yazıyor. Başarılardan çok hatalardan ders çıkardığımız söyleniyor. Hata yapmak gerçekten çok faydalı diye de ekleniyor.

Gerçekten, hata yapmak başına gelebilecek en büyük şey

Kitapta bu konuda şunlar ekleniyor:

·  Hata yaptığında hep şunu hatırla: yine yeni yeniden ayağa kalkmalısın, daima yukarıya.

·  Kendini aptal gibi hissetmemelisin.

·  Yeniden deneyecek güce sahip olduğunu bilmelisin.

·  Bu dünya hata yapmaktan korkmayan daha çok insana ihtiyaç duyuyor.

·  Sen cesur bir hatalısın.

·  Birkaç sene sonra aslında korktuğun için yapmadığın şeyleri hatırlayacaksın.

·  Hata yapmamak seni sıkıcı ve ruhsuz bir insan haline getirir.

·  Hata yapıyorsan ne mutlu sana, demek ki en azından denedim.

Kendi kendinden memnun ol

Mutlu olmanın başka bir yolunun da mükemmel olmadığını kabul etmekle başladığı hatırlatılıyor. Kitaptaki kendimiz olmanın güzellikleri üzerine öneriler kulağa küpe olacak şekilde anlatılıyor:

Farklılıkların değerini bil, seni benzersiz kılanlar onlar. Yalnızca tek bir hayat var ve başka bir sen yok. Seni sevenler, seni sen olduğun için seviyorlar, başkası olduğun için değil. Oscar Wild’ın dediği gibi “Kendin ol, diğer herhangi bir kişi zaten olunmuştur.” Seni gerçekten mutlu edenlere daha fazla zaman ayır.

Mutlu olmak için aile ile zaman geçirmenin faydalı olduğu söylenirken, kimi zaman kıpır kıpır bir müziğin eşlik etmesiyle bunun artıracağı hatırlatılıyor.

Hedef belirlemenin mutlulukla bir ilgisi olmalı, ona ulaşmaya çalışmak mutluluk verici. Zor olsa da sonu tatlı gidecektir.

Sizi Mutluluk Denizinde Yüzdürecek Eğlenceli Şeyler, aslında kitaptan öte bir gülücük, kendine tuttuğun bir ayna, bir hediye, bir defter, kesip saklayabileceğin tavsiyeler, ilham veren motive eden çıkartmalar, anın tadını çıkartmanı sağlayacak tavsiyeler kısaca kendini iyi hissetme rehberi diyebiliriz. İçten bir arkadaşının tüm samimiyetle sana öğütler verdiğini düşün.

Mutluluğa ulaşma kurallarının aslında resimli hali. Hata yapmanın güzel yanlarını görmemizi sağlarken cesaret derken saçma sapan adımlar atmamızı da engelliyor. Küçük anların tadını çıkartmamızı öğütlüyor yarın yokmuşçasına sevmenin güzelliklerini anlatıyor. Kendimizi mutlu etmek için aslında daha çok vakit ayırmamız gerektiğini söylüyor arada kendimizi gülümsetmek için bazen kuralları asabilmemizi hatırlatıyor.

Zor zamanlar üst üste gelse de içerisinden bir iyilik çıkartabilmemizi hatırlatıyor. Bir solukta okunup tekrar tekrar başucunda tutulacak tarzda bir kitap, aslında bir dost. Çıkartmaları görebileceğimiz yerlere yapıştırdığımızda günümüz zorlaştığında kendimizi üzgün hissettiğimizde ya da biraz cesarete ihtiyaç duyduğumuzda karşımızda durup bize öğüt verecek tek bir cümleyle hayatımızı güzelleştirecek bir kitap. Kendinize bir güzellik yapın yanında güzel bir kahveyle bu kitabın tadını çıkartın.

Continue Reading

HOLOGRAM TEKNOLOJİSİNDE BİR İLK

Hologram teknolojisi yoğun ilgi görüyor. Sinema ve televizyonda yıllardır örneklerini görüyoruz. Yıllar öncesinden hatırladığımız Uzay Yolu (Star Trek) dizisinde karşımıza çıkan teknoloji, son zamanlarda yeni popüler olan süper kahraman filmlerinde de görüyoruz.

Holografi 3 boyutlu görüntüleme oluşturabilmek için en uygun yöntem olarak değerlendiriliyor. Fakat yakından baktığınızda, gerçek anlamda bir üç boyutlu projeksiyonun yapılamadığını görüyorsunuz. Bu teknoloji ile bugüne kadar daha çok, cisimlerin bir kısmını kapsayan ve dar bir açıdan izlenebilen görüntüler oluşturulabilmiş. Daha önce sadece hayali kurulabilen birçok uygulamanın önünün açılabileceğini söyleyen Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Dr. Onur Tokel ve ekibi, Türkiye’de bir ilki başararak, Nature Photonics Dergisi’nin 22 Mart 2019’daki kapağında duyurulan bir araştırmaya imza attı.

Temel olarak, holografi kullanarak üç boyutlu bir cismin, yine üç boyutlu bir projeksiyonunun yapılabileceğini gösteren Dr. Onur Tokel, “Holografi alanı 3. boyut ile bu kadar bağlantılı ise, tam anlamıyla üç boyutlu projeksiyon neden daha önce yapılamadı diye sorulabilir. Biz de bu soruyu sorarak başladık. İlk olarak optik biliminin öncülerinin 19. yüzyılda yazdığı denklemleri inceledik. Bu denklemleri temel matematik teoremleri ile birleştirerek, daha önce teknolojik olarak yapılamamış tarzda 3 boyutlu holografik projeksiyonların mümkün olduğunu gösterdik” diyor.

Günümüzde ise sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik ve 3 boyutlu televizyon teknolojileri çok ilerlediği halde, hologram gerçek potansiyeline ulaşamadı. Bu alandaki çalışmalar, daha çok güvenlik uygulamaları ve mikroskopi çalışmaları ile sınırlı kalmış gibi duruyor. Halbuki sadece filmlerden bile ne kadar çeşitli uygulama olabileceğini öngörebiliriz. 

Lazer ışınlarıyla bir objenin üç boyutlu görüntüsünün elde edilmesiyle hologram oluşuyor.
Hologramların en büyük özellikleri üç boyutlu görüntüleri yansıtmalarıdır. Başka bir deyişle; 3 boyutlu fotoğrafların lazer teknolojisiyle kaydedilmesi, depolanması ve hareket efektinin kazandırılarak çok boyutlu ortama aktarılması sonucunda elde edilir.

Hologramlar, objenin çevresini ve arkasındaki objelerin daha da derinlik içinde görülmesini sağlar. Tıpkı gerçek hayatta gördüklerimiz gibi birçok açı ve derinlikten görünebilmesi mümkün olur.

Hologram ya da holografik teknoloji, kimi zaman hayatta olmayan sanatçıların sanal olarak sahnede bulundurulması için de kullanılır.

Continue Reading