ANKARA TIP ÇOCUK ACİL YENİ BİNAYA TAŞINACAK

Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Cebeci Yerleşkesinde Çocuk Hastanesi olarak yapılan yeni
binaya çocuk acil servisin taşınacağını belirten Üniversite Rektörü Prof. Dr.
Erkan İbiş, erişkin acil servisinin de iç mekanlarının yenilendiğini
yaptıklarını söyledi.

Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Cebeci Yerleşkesindeki Çocuk Hastanesi bölümünde yapılan inşaat
çalışmaları tamamlandı. Cihaz ihalelerinin bir kısmı  yapılan hastanenin, önümüzdeki aylarda ameliyathane
malzemeleri ve radyoloji aletleri alındıktan sonra yıl sonuna varmadan
hastanenin hizmete açılacağını belirten Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Erkan İbiş,  “Eski bina ile yeni bina
birbirine entegre şekilde hizmet verecek. Çocuk acil servisi yeni binaya
taşınacak. Acil serviste şu anda günlük 400-500 hastaya bakılıyor” dedi.

Erişkin Acil
Yenilendi
İbn-i Sina Hastanesi acil servisinin de tadilat işlemlerinin
tamamlandığını kaydeden Erkan İbiş, “Göreve başladığımızda ilk koyduğumuz hedef
gerek alt yapısı gerekse hizmet kalitesi ile Ankara Tıbba yakışır bir acil
servis olsun istedik. Bu konu üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Gerekli
yatırımları yapıyoruz. Eleman desteği ve yoğun bakım desteği sağlıyoruz. Daha
da iyi hizmet vermek için imkanlar ölçüsünde maksimum kaynağı ayırmaya
kararlıyız” diye konuştu. 

“Acil Yoğun Bakımı
Açtık”         
Triaj sisteminde zorluklar olduğunu dile getiren İbiş, yatan
hastanın taburcu edilmesinde, malzemelerin alımının gecikmesi veya diğer
işlemlerin uzamasının etkisi olduğunu kaydetti. 
Göreve başladıklarında acil servisin hizmet anlamında tıkanmış olduğunu
gözlemlediğini söyleyen İbiş, şunları ilave etti: “Bu sorunun çözümü için acil
servis sorumlusundan ve akademisyenlerinden brifingler aldık toplantılar
yaptık. Hep birlikte sorunlar çözümü, memnuniyetin yükselmesi,
kapasitenin ve hizmet kalitesinin artırılması için yoğun şekilde çalıştık. Tüm
bu çaba ve çalışmalar sonuç vermeye başladı. Burayı destekleyecek yoğun bakımı
da açtık. 6 yataklı dahili yoğun bakım olmasına rağmen, acil hastalara
ağırlıklı olarak hizmet veriyor.  Hemşire
ihtiyacını karşılayabilirsek 30 yatak kapasiteye çıkartmayı planlıyoruz. Bizim
yatak sayımız 2 bin, mevcut hemşire sayımız 950.  Diğer üniversitelerle yatak kapasitesi ile
karşılaştırdığınızda olması gerekenin çok altında olduğu ve bu konuda büyük
sıkıntı yaşadığımız görülüyor.”
Continue Reading

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÇAĞRI MERKEZİ KURULDU

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde muayene olmak isteyen hastaların çağrı merkezini arayarak sıra alınabileceğini söyleyen Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, hem randevu kapasitemiz hem hizmet kalitemiz hem de hasta memnuniyeti oranlarının arttığını belirtti. 

Üniversite hastanelerinde muayene olmak isteyen hastaların sabah erkenden uzun kuyruklar oluşturduğu dönemler Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde artık sonra eriyor. Randevu almak isteyen hastalara çağrı merkezi hizmeti başlattıklarını belirten Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, “Hastanelerimizde çağrı merkezi oluşturduk. Çağrı merkezi ile artık çok rahat randevu alınması mümkün. 508 3 508 numaralı telefon sayesinde, insanlar artık sabah 5’te gelip sıraya girmiyorlar, böylece sabah saatlerindeki yoğunluk yaşanmıyor. Öte yandan bu sistem sayesinde randevu kapasitemiz, hasta memnuniyetimiz ve hizmet kalitemiz arttı” dedi. 

Üniversite Mensuplarına “440 5 946” Çağrı Merkezi
Üniversitenin de çağrı merkezini oluşturduklarını kaydeden Prof. Dr. Erkan İbiş, “440 5 946 numaralı telefon, üniversite mensuplarına ve halka yönlendirme anlamında hizmet veriyor. Acil bir durum olduğunda, öğretim görevlisine merkezimiz yardım ediyor” diye konuştu.

Med-Index
Continue Reading

TAM GÜN ÜNİVERSİTELERİ NASIL ETKİLEDİ?

Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Tam Gün yasasının muayenehaneciliği önlemek yerine teşvik eder hale geldiğini kaydeden Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, yıllarca mesleğine emek vermiş hekimlerin özlük haklarının ve maaşlarının gerekli şekilde düzenlendiğinde meslektaşlarının büyük çoğunluğunun tam gün gönüllü olarak tam gün çalışmayı tercih edeceklerine inandığını söyledi.

Tam Gün Yasasında ve performans sisteminde son dönemlerde yapılan reviyon ile ilgili farklı görüşler gündeme geliyor. Bunların arasında en sık konuşulan ise, muayenehanelerin gittikçe daha çok ilgi gördüğü ve açıldığı yönünde. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, muayenehane açma taleplerinin her geçen gün artarak, kendisine ulaştığını söyledi. Rektör olarak öğretim üyelerinin muayenehane açma isteklerine engel olma ya da müdahale etme haklarının olmadığını hatırlatan ve bugüne kadar 130 öğretim üyesinin muayenehane açtığı bilgisini veren Erkan İbiş, “Hastanelerimizde çalışan öğretim üyelerimiz muayenehane açtıklarında hasta muayene, tetkik ya da tedavi etme, reçete yazma hakları yok. Bu doğru bir uygulama değil. Bir hekimin hasta bakma, tedavi etme reçete yazma yetkisi elinden almak, cezalandırma işlemidir. Cezalandırmaların da hangi koşullarda gerçekleşeceği hukuki düzenlemelerde mevcuttur. “Muayenehane açtı” diye hiçbir hekim cezalandırılamaz, cezalandırılmamalıdır da. Bu meslektaşlarımızın hizmet kapasitesinden, birikimlerinde ve bilgilerinden yararlanmamız gerek. Bu uygulamalar sadece muayenehanesi olan hekimleri değil tam gün çalışanları da olumsuz etkiledi. Hasta muayene ve tedavisini sayısallaştıran ve paraya dönüştüren emeği sayısal değerlerle eşleştiren performans sisteminin hekimlik mesleğini itibarsızlaştırdığı, değersizleştirdiği kanısı giderek arttı” dedi. 

“Hiç Kimse Hem Hastanede Hem de Muayenehanede Çalışayım diye Bir Hayal Kurmaz”
Muayenehaneleri önlemek için yapılan bir yasanın, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilince muayenehaneleri teşvik eder hale geldiğini ifade eden Prof. Dr. Erkan İbiş, konu ile ilgili şunları söyledi: “Muayenehanecilik hayatı çok zordur. Hiç kimse hem hastanede hem de muayenehanede çalışayım diye bir hayal kurmaz. Ancak muayenehane ihtiyacı neden doğuyor, bunu bir değerlendirmek gerekiyor. Eğer biz kamu olarak devlet olarak yıllarca emek vermiş, ülke ve dünya çapında insanlar haline gelmiş meslektaşlarımıza mevcut özlük hakları ve mağduriyet koşulları içerisinde; ‘burada çalış’ dersek, verim alamayız alamıyoruz da. Bu haksızlığı, bu yanlışlığı düzeltmek gerekiyor. İnsanlar çok doğal olarak kendi çabalarının, emeklerinin karşılığını almak istiyorlar. Uygun koşullar sağlandığında çoğunluk muayenehanelerini kapatıp, üniversiteye döner.” 

“Birçok Ülkede Kıdemli Akademisyen Maaşı, Milletvekili Maaşına Yakın Düzeyde”
Yıllarca gece gündüz demeden çalışan, hizmet veren hekimlerin, sağlık emekçilerinin yaşadıkları sorunların çözülmesi anlamında yeni adımların atılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkan İbiş, “Tabi ki hem hastanede hem de akşam muayenehanede hasta bakmak kolay bir şey değil. Can-ı gönülden tercih edilen hayat tarzı bu değil, onları üniversiteye, hastanelerle kazandıracak yöntemlerin bulunması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki gerçek akademisyenlik tam gündür, tam zamanlıdır, süreklidir. Ancak haklı olarak akademisyenlerin özlük hakları açısından mağduriyetlerinin giderilmesi ve ciddi düzelme olması gerekiyor. Özlük hakkı denildiğinde, bir kıyaslama yapmak gerekirse birçok ülkede kıdemli akademisyen maaşı milletvekili maaşına yakın düzeydedir. Biz de ise 3’de 1 düzeyinde. Daha fazla söze gerek yok.” diye konuştu. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Continue Reading

ANKARA TIP KADIN DOĞUM YENİLENDİ



Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının, birçok birimi yenilendi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalının Doğum Katı tamamen yenilendi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Binası girişinde düzenlenen törene Üniversite Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç ve Fakülteden çok sayıda öğretim üyesi katıldı.



Merkezi Havalandırma Sistemi Kuruldu

Yenilenen Doğum Katı ile ilgili olarak bilgiler veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ruşen Aytaç, katın tamamının yenilenerek hizmete açıldığını söyledi. Prof. Dr. Aytaç şunları kaydetti: “Yenilenen “Doğum Katında”, hasta odaları, doğum salonları, ameliyathaneler, yüksek riskli gebelerin takip ve tedavisinin yapıldığı ünite (perinatoloji), yeni doğan canlandırma ünitesi ve diğer tüm çalışma alanları yenilendi. Ayrıca Merkezi havalandırma sistemi kuruldu.”

Yenileme çalışmaları ile eskiye oranla hizmet kalitesinin de yükseleceğini belirten Prof. Dr. Aytaç, “Teknik donanım ve tıbbi ekipman açısından en üst seviyeye ulaşılacak. Toplam iş hacminin eskiye nazaran birkaç kat artmasını bekliyoruz. Bu da daha çok hastaya modern koşullarda hizmet sunulması anlamına geliyor” dedi.



Zemin ve Duvarlar Özel Bir Antibakteriyel Madde ile Kaplandı

Yapılan bu yenileme çalışmaları kapsamında Doğum Katındaki tüm hasta odalarının yenilendiğini belirten Prof. Dr. Aytaç, “Doğum katındaki ameliyathane de günümüz koşullarında son teknoloji ile yapılandırıldı. Ameliyathenenin zemin ve duvarları çok özel bir antibakteriyel malzemeyle kaplandı. Bu malzeme Ankara’da sayılı hastanelerde kullanılıyor” diye konuştu.

Continue Reading

“ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN ESAS İŞİ ARAŞTIRMA YAPMAK VE KLİNİK ÇALIŞMALAR YÜRÜTMEKTİR”

Geleneksel hale gelen “Ankara Tıp Biyokimya Günleri”nin bu yıl 4’üncüsü yapıldı. Her sene farklı konuların ele alındığı toplantıda, bu sene “laboratuar çalışmalarının klinik önemi” üzerinde duruldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, “Üniversite hastanelerinin esas işi araştırma yapmak ve klinik çalışmalar yürütmek” dedi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı’nın her yıl geleneksel olarak düzenlenen “Ankara Tıp Biyokimya Günleri”nin 4’üncüsü 21 Nisan tarihinde gerçekleştirildi. Toplantıya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Tıbbi Biyokimya Ana bilim Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, öğretim üyeleri ve hemşireler katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Ökten, bu yıl dördüncüsü düzenlenen Biyokimya Günlerinin 3’üne dekan olarak katıldığını belirterek “Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki her sene katılım daha da yoğunlaşıyor. Üniversite hastanelerinin esas işi araştırma yapmak ve klinik çalışmalar yürütmek. Her ne kadar üniversite hastaneleri son zamanlarda, ekonomik konularla, işletmecilik sorunlarıyla ilgilenmek zorunda kalıyorsa da bu tür araştırma ve incelemeye yönelik bilimsel toplantı ve konferansları çok önemsiyorum” dedi.

Toplantının açılışında konuşan Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu ise, “ Bugün 4. Biyokimya Günleri Toplantısında laboratuar çalışmalarının klinik önemi başta olmak üzere biyokimya alanında çok önemli konular konuşulacaktır” diye konuştu.

“Bazı Ülkelerde Sabah Vizitlerine Biyokimya Uzmanlarında Katılıyor”
Prof. Dr. Sunguroğlu Sağlık Dergisi’ne şunları söyledi: “Sabah oturumlarını biraz daha klinik branşlara ayırdık, hastalık tanısını koymada laboratuar bulgularının çok büyük önemi var. Önce hasta dikkatle sorgulanmalı, fizik muayenesi yapılmalı ve gerekli testler istenmeli. Gereksiz testler isteniyor, milli servet boşa giden para. Reaktif kitlerin, testlerin büyük bir kısmı Türkiye’de yapılabilecekken ne yazık ki yerli üretime yeterince önem vermediğimiz için yurt dışından satın alıyoruz. Her sene milyar dolarımız yurtdışına ödeniyor. Gelecek sene konumuz, sağlık alanındaki ve laboratuvar alanındaki buluşlar ve yenilikler olacak. İstenen tetkikleri biyokimya uzmanlarının denetiminde olmalı. Bazı ülkelerde sabah vizitlerine biyokimya uzmanlarında katılıyor, hasta başında gereken tetkikler ve sonuçlar tartışılıyor. Gerçekleşmesi çok kolay değil. Her gün binlerce hastanın başvurduğu hastanelerimizde sınırlı sayıdaki biyokimya uzmanlarımızın bu binlerce hastanın muayene ve teşhisi sırasında denetimi çok zor. Kritik vakalarda görüş alınırsa son derece iyi olur.”

“Teknolojilerin Çok Gelişmesi Hekim-Hasta İlişkisinde Muayeneyi Geri Plana Attı”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Prof. Dr. Semih Baskan şunları söyledi: “Binlerce yıldır uygulanan hekimlik sanatının temelinde önce hastanın şikayetlerini dinleyerek anamnez almak, daha sonra da hastayı inspeksiyon, palpasyon, oskültasyon ve perküsyon ile muayene etmek gelir. Özellikle son 25–30 yıldır bilgisayar teknolojilerinin çok gelişmesinin hekim-hasta ilişkisinde muayeneyi geri plana attığı ve bunun sonucunda da hekimin hastasından uzaklaştığını ve tanıya giderken önemli bulguları göz ardı ettiği bugün bilim dünyasında yoğun bir şekilde tartışılıyor. Hekim-hasta iletişiminde işlerin düzgün gittiğini söylemek çok zor. Dr. Jerome Groopman “Doktorlar Nasıl Düşünür“ adlı kitabında “Bir Doktor şikayetlerini anlatan bir hastanın sözünü ortalama olarak her 18 saniyede bir keser” diyerek bu açmazı çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.”

“Tedavi ve Takipte, Biyokimya ve Nükleer Tıp Çok Önemli”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Prof. Dr. Erkan İbiş, “Tiroid bezi hastalıklarına toplumda çok sık rastlanıyor. Nodüler guatr, tiroid hastalıklı olguların yaklaşık yüzde 30-40’ını teşkil eder. Tiroid nodülleri kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Ancak erkeklerde görülen nodüllerde kanser görülme sıklığı kadınlardan daha fazla. Tiroid kanserlerinin toplumda görülme sıklığı yüzde 3–4 olarak bildiriliyor. Hayat boyunca kadınlarda tiroid kanseri riski yaklaşık yüzde 0,7, erkeklerde ise yüzde 0.25. Tanıda kullanılan ileri teknolojilere bağlı olarak diğer kanser türlerinde olduğu gibi tiroid kanserleri oldukça erken dönemde yakalanabilmekte ve buna bağlı olarak da tedavide yüksek başarılar elde edilebiliyor. Medüller tiroid kanserleri tedavisinde cerrahi sonrası radyoterapi, kemoterapi ve MIBG tedavisi uygulanmaktadır. Özellikle diferansiye tiroid kanserleri tanısında, tedavisinde ve tedavi sonrası takipte çok yüksek oranda başarılı sonuçların elde edilmesinde Biyokimya ve Nükleer Tıp çok önemli rol oynuyor” dedi.

Continue Reading

ANKARA TIP’TA NELER DEĞİŞTİ?

Göreve geldiğinden bu yana birçok yeniliğe imza atan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Aşık, hastanede yapılan yenilikleri ve 2011 hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

Hastanede 920 yatakla yılda 400 bin poliklinik hastası 30 bin acil , 15 bin in üzerinde ameliyat yapıldığını belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Aşık, yapılan ameliyatların görüntülü ve sesli canlı olarak dış merkezlerden izlenebildiğini söyledi. Bin 500 kişilik konferans salonu, 50 bin kitaplık kütüphane ve 140 süreli yayın imkanı sunduklarını kaydeden Prof. Dr. Aşık, “Çoğu hastanede olmayan Behçet Hastalığı merkezi, ağrı merkezi, başağrısı merkezi,psikiyatri konsultasyon liyezon ve doku bankası gibi spesifik birçok polikliniğimiz bulunuyor” dedi.

Acil Servis Hastanenin Aynası
Acil serviste yılda yaklaşık 30 bin hastaya ayaktan ve yatarak hizmet verdiklerini belirten Prof. Dr. Aşık, “Acil serviz hizmetlerini rahatlatabilmek için, hastanemizin laboratuarlarında köklü değişiklikler yaptık. Acil servise özel radyolojik tetkik cihazları alındı ve gerektiğinde acil cerrahi girişimleri acil servis içinde yapılır hale getirmek üzereyiz” diye konuştu.

Yılda Ortalama 30 Hastaya Böbrek Nakli
Merkez ameliyathanede bulunan 26 ameliyathanede günde 80-110 ameliyat yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Aşık, cerrahların ameliyat yapabilmek için sıra beklediğini ve ameliyat sayılarının arttığını kaydetti. Prof. Dr. Aşık, transplantasyon biriminde canlı vericilerden ve kadavralardan yılda ortalama 50 hastaya karaciğer ve böbrek nakli yapıldığını söyledi.
Yenilenen Hemodiyaliz Biriminde 35 Cihaz ile Yılda Bin 500 Hastaya 12 Bin Seans
Prof. Dr. Aşık, Yenilenen Hemodiyaliz biriminde 35 cihaz ile yılda bin 500 hastaya 12 bin seansın üzerinde hemodiyaliz ve CAPD biriminde de günde 60 hastaya kronik periton diyalizi uygulandığını kaydetti.

Laboratuarlar ve Doku Bankası
Laboratuar koordinatörlüğü liderliğinde merkez laboratuvarında değişiklikler yaptıklarını hem yönetimini hem de çalışma koşullarını yenilediklerini kaydeden Prof. Dr. Aşık, “Merkez laboratuarı, endokrin laboratuarı, hematoloji laboratuvarı yenilendi. Kemik iliği transplantasyon merkezinde yılda yaklaşık 70 hastaya nakil yapılıyor. Bu konuda hastane referans merkezi haline geldi. Avrupa’da hematoloji alanında çok önemli bir başarıya ulaştık, Avrupa kemik iliği transplantasyonunda 117. merkez olarak kabul edildik. Türkiye’deki bütün olgular buradan geçiyor” dedi.

Yenilikler Sürüyor
Polikliniklerde sıra alma olayı kalktığını ve hastanın geldiği gün içerisinde işlemlerinin yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Aşık şunları kaydetti: “Grafi, rutin tetkikler aynı gün içerisinde yapılırken, tomografi, sintigrafi, ultrasonografi ve MR’da randevu veriliyor. 3 Tesla MR aldık, bir tane daha alınıyor. Ameliyathanedeki anestezi cihazlarını yeniliyoruz. Polikliniklerin çatısı tamamen yenilendi. Akreditasyon çalışmalarımız sürüyor. Hastane afet planı hazırlandı. Tüm yangın kapıları standartlara uygun olarak yenilendi. Ameliyathane bloğunun dış cepheleri de yaptırıldı.”

2011 Hedefleri
PACS ihalesini yaptıklarını, röntgen ve tomografi filmlerinin kalkacağını ifade eden Prof. Dr. Aşık, hekimlerin sonuçları bilgisayarlarından takip edeceğini söyledi. Prof. Dr. Aşık, Teşhisle ilgili gruplandırma (DRG) ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi arasında bir protokol imzalandığını ve uygulamanın Türkiye çapında oluşması ve yayılmasını birlikte yaptıklarını kaydetti.
Prof. Dr. Aşık, borçlarda ödeme vadelerin 10 aya kadar düştüğünü, kısa sürede bunu daha da düşürmek için plan yaptıklarını belirten Prof. Dr. Aşık, “1 Şubattan sonra döner sermaye olarak hastadan katkı payı alınamayacak. Bu da yılda 25- 30 milyon gelir kaybına neden olacak. Performansın nasıl işleyeceği ile ilgili hala netlik yok. İstanbul üniversitesinin öncülüğünde YÖK’ün bir çalışması var. Ancak hala nasıl olacağı ve kaynağın nereden geleceği belli değil” dedi.

“Global bütçeye geçiliyor”
Prof. Dr. Aşık, Sağlık Bakanlığı’nın Global bütçeye geçilme kararı aldığını ancak bunun üniversite hastanelerinde nasıl bir etki yaratacağı ile ilgili hiçbir bilgimiz bulunmamaktadır” diye konuştu.

“Üniversitedeki Mimara “İyi Mimar” Diye Çizim Yaptırılıyor, Neden “İyi Hekime” Gidilmesi Engelleniyor”
Spesifik olarak iş yapan yaklaşık bin 500 öğretim üyesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aşık şunları kaydetti: “Malpraktis davaları varlığında kimse performans sonucunda riske girmek istemeyecek. Başka mesleklerden uzmanlara karışılmıyor ancak hekimler sürekli neden hedef alınıyor? Hukuk fakülteleri, mimarlar dışarıda da çizim yapıyor ve yaptıkları iş karşılığında tatminkar ücret alıyorlar, neden hekimler bu anlamda engelleniyor? Neden üniversitedeki mimara “iyi mimar” diye çizim yaptırılıyor da, neden “iyi hekime” gidilmesi engelleniyor? İllegal yollarla hastadan para alınıyorsa o yanlış, ancak hasta kendi gönlüyle o hekimi seçiyorsa bunda ne sakınca var? Tıpkı yurtdışında olduğu gibi hocalar çok kazandıkça çok vergi alınsın. Üniversite öğretim üyelerine ait bin 200 muayenehane var. Bu kavga neden devam ediyor. Toplam 2 bin kişi için mi?”

“Üniversiteyi Üniversite Yapan Özerkliğidir”
Marmara Üniversitesinin, Sağlık Bakanlığı ile ortak anlaşması üzerine Prof. Dr. Aşık şunları söyledi: “Üniversiteyi üniversite yapan özerkliğidir. Bu duruma yönetim olarak olumlu bakmıyoruz. Yurt dışında bu tip ortaklıklar var. Devlet hastaneleri ile üniversite hastaneleri beraber çalışıyor, ancak üniversite yönetiminin her zaman özerk olması koşuluyla. Üniversiteler yönetiminin siyasi irade altına geçmesi, o üniversiteyi bilimsel arenadan uzaklaştırır ve yalnızlaştırır”

Continue Reading

MÜKEMMELİYET MERKEZİNDE ‘KÖK’LÜ ÇALIŞMALAR PLANLANIYOR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kök Hücre Enstitüsüne bağlı kurulması planlanan mükemmeliyet merkezinde, kanser aşısından, kök hücre nakliyle kornea tabakası ve omuriliğin onarılmasına kadar birçok çalışma yapılması planlanıyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kök Hücre Enstitüsüne bağlı kurulacak mükemmeliyet merkezi ile ilgili düzenlenen basın toplantısında gazetecilere bilgiler verildi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki Kök Hücre Merkezine bağlı mükemmeliyet merkezi ve uygulama hastanesi kurulması çalışmalarıyla ilgili Ankara Üniversitesi Rektörlüğünde düzenlenen basın toplantısında, gazetecilere bilgiler verildi. Türkiye’de bir ilk olacak merkezde, çaresiz olduğu düşünülen pek çok hastalık için umut olabileceğini dile getiren Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Günhan Gürman, “Burada hücresel tedaviler, doku mühendisliği uygulamaları, kök hücre bankacılığı, gen tedavisi ve tümör aşısı uygulamaları, üst düzey bilimsel veri üretimini sağlayacak yüksek teknolojili bilimsel araştırmalar yapılacak. Üniversite içinden ve dışından bilim insanlarına eğitim desteği ile bilimsel danışmanlık sağlanacak” diye konuştu.

“Kök Hücre Çalışmaları Henüz Deneme Aşamasında”
140 milyon TL’ye mal olması öngörülen merkez için arazi tahsisi sağlanması amacıyla Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını belirten Prof. Dr. Gürman, “Projede yer alan farklı uzmanlık dallarından bilim insanları bugüne kadar çok başarılı çalışmalara imza attı. Merkezin kurulmasıyla bu başarılar daha da artacak. Kök hücre çalışmaları henüz deneme aşamasında, bu çalışmaların birçoğu insanlar üzerinde denenmedi. Ancak insanlar üzerinde uygulanıp başarı elde edilenler de oldu” dedi.

“Kanser Aşısına Çalışmalarına 2011’de Başlanabilecek”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Akbulut meme, akciğer ve kolon kanserinde başka bir tedavi şansı kalmamış hastalarda uygulanmak üzere kanser aşısı geliştirilmesi çalışması yürüttüklerini bildirdi. Projeyi ABD’deki başka bir merkezle birlikte yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Akbulut, “Belirli bir grup insan üzerinde klinik araştırma yapmak üzere ABD’de gerekli onay alındı. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı’ndan onay alınması halinde çalışmalara 2011’de başlanabilecek. Bu aşıyı ilk olarak başka şekilde tedavi şansı kalmamış 20 meme kanserli hastada denenecek. Diğer hastalıklarda kök hücre geliştirilmesi üzerinde durulurken kanserde, tedaviye rağmen tümörde yüzde 1 oranında bulunan, kendilerini yenileme yeteneğine sahip hücrelerin yok edilmesi üzerinde durduruyoruz. Bugün kanserde tedavi şansı yüzde 50 oranında. Kanser hastasında çoğalma yeteneğine sahip, sınırsız sayıda hücre vardır. Bunlardan yüzde 99’unu tedaviyle yok edebiliyoruz, ancak yüzde 1’i bu tedaviye rağmen çoğalma yeteneğini kaybetmiyor. Yaptığımız çalışmada, meme, kolon ve akciğer kanserinde bu yeteneğe sahip hücreleri bulup bunları yok etmeyi amaçlıyoruz. Kanser aşısında hedef, bunları yok etmeye yönelik. Halen uygulanan kemoterapide istediğimiz her yere ulaşamayabiliyoruz. Bu aşıyla savunma sistemini harekete geçirip ulaşamadığımız yerlere de ulaşıp, bu yüzde 1’lik hücreleri de yok etmeyi hedefliyoruz” dedi.

Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elçin de, böbrek ve kalp gibi organlarda yetmezlik gelişmesi halinde başvurulacak kök hücre çalışmalarının daha başlangıç aşamasında olduğunu, ancak kıkırdak, deri ve kemik dokularıyla ilgili uzun zamandır başarılı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.


“Kök Hücre Nakliyle Kornea Onarılabiliyor”
Gözdeki kornea tabakasının etkilenmesi halinde görme kaybı ortaya çıktığını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özmert, “Bu durumda diğer gözden, bu da etkilenmişse akraba veya kadavradan alınan kök hücre nakliyle kornea onarılabiliyor. Böylece görme kaybı ortadan kalkıyor. Kornea ile ilgili rutin klinik çalışması bulunuyor. Ancak diğer göz hastalıklarıyla ilgili çalışmalar adım adım ilerliyor” dedi.

Bu Çalışmalar Henüz Deneme Aşamasında
Ankara Üniversitesi Kalp Merkezi ve Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği öğretim üyesi Prof. Dr. Rüçhan Akar da, kök hücre tedavisinin kalp-damar hastalıklarında hasar gören bölge ve damarların onarılmasında bir umut olarak görüldüğünü, ancak bu çalışmaların da henüz deneme aşamasında olduğunu bildirdi.

Continue Reading

TÜRKİYE’NİN İLK KEMİK İLİĞİ VE KORDON KANI BANKASI

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, üniversite bünyesinde Türkiye’nin ilk kemik iliği ve kordon kanı bankası ile kök hücre enstitüsü kurulduğunu açıkladı.

Kıbrıs’ta yapılan 5. Ulusal Hemaferez Kongresi’nde konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, üniversite bünyesinde Türkiye’nin ilk kemik iliği ve kordon kanı bankası ile kök hücre enstitüsü kurulduğunu açıkladı. Prof. Dr. Ökten, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan (DPT) 6.5 milyon TL destek alındığını ve Ankara Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk doku ve kordon kanı bankası projesinin 20 milyon TL’ye tamamlanacağını belirtti. Prof. Dr. Ökten, böylece sadece kan hastalıklarında değil, aynı zamanda diğer rahatsızlıklarda da kök hücre nakli üzerinde çalışma yürütüleceğini bildirdi.

Merkezde akraba dışı verici bulamayan ve nakil bekleyen hastalar için gönüllü vericilerin verilerinin toplanacağını anlatan Prof. Dr. Ökten, “Bu merkezimiz bir kaç ay içinde verileri toplamaya başlayacak. Kök hücre enstitüsü Türkiye’de bir ilk oldu. Enstitüde, sadece kan hastalıkları değil, aynı zamanda nöroloji, kardiyoloji ve göz hastalıkları gibi alanlarda kök hücre nakli için çalışmalar yapılacak” dedi.

“Omurilik Yaralanması Geçiren 10 Hastaya Kök Hücre Tedavisinin Uygulandı”
Prof. Dr. Ökten, bir ay sonra faaliyete geçecek banka için azot depolama işleminin başlatıldığını anlattı. Ankara Tıp bünyesinde 6 ay kadar önce tedavisi mümkün olmayan omurilik yaralanması geçiren 10 hastaya kök hücre tedavisinin uygulandığını belirten Prof. Dr. Ökten, hastaların el ve ayakların da hareketlenmelerin görüldüğünü ve bir umut doğduğunun müjdesini verdi. Prof. Dr. Ökten, kesin sonuçların 2 yıl içinde belli olacağını söyledi.

Enstitüde Farklı Branşlar İçinde Çalışmalar Yapılacak
Fakültede omurilik felçlileri için kök hücre nakli çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Prof. Dr. Ökten, şimdiye kadar 6 aydan daha kısa süre önce felç geçiren 10 hastaya kök hücre nakli uygulandığını, ilk sonuçların son derece olumlu olduğunu açıkladı. Prof. Dr. Ökten, “Enstitüde, sadece kan hastalıkları değil, aynı zamanda nöroloji, kardiyoloji ve göz hastalıkları gibi alanlarda kök hücre nakli için çalışmalar yapılacak” diye konuştu.

“Nakillerin Parasını Devlet Karşılamıyor”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Önder Arslan ise, hastaya kardeşten uygun doku bulunamadığı durumlarda, yurtdışındaki doku bankalarına başvurulduğunu belirterek şunları söyledi: “Nakillerin parasını devlet karşılamıyor. Bazı nakil ücretleri ise bir milyon doları buluyor. Bu büyük israftır. Oysa Türkiye’de yapılan nakiller 15 bin ila 25 bin Euro arasında değişiyor. Yani banka ile hem vatandaşlar sağlıklarına daha hızlı kavuşacak, hem de yurtdışına çıkan para Türkiye’nin cebinde kalacak.”

Continue Reading

ANKARA TIP’A MODERN HEMODİYALİZ ÜNİTESİ

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi, Periton Diyaliz Ünitesi ile birlikte yenilenerek hizmete açıldı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı bünyesinde 1974 yılında kurulan, 1985 yılında da İbn-i Sina Hastanesi’ne taşınan Hemodiyaliz Ünitesi, Periton Diyaliz Ünitesi ile birlikte yenilenerek hizmete açıldı. Yenilenen Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz Ünitelerinin açılışı için, 21 Haziran tarihinde Ünitelerin İbn-i Sina Hastanesi 6’ıncı katındaki yerlerinde bir tören gerçekleştirildi. Açılışa Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Yasemin Oğuz ile Prof. Dr. Nilgün Halloran, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Dekan Yardımcıları, Prof. Dr. T. Murat Özsan, Doç. Dr. Murat Törüner, Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Karatan’ın yanı sıra çok sayıda öğretim üyesi, hemşire ve idari personel katıldı. Ayrıca Ünitelerin bugünlere gelmesinde katkısı bulunan Prof. Dr. Nusret Aras, Prof. Dr. Semih Başkan, Hemodiyaliz Ünitesi Kurucusu Prof. Dr. Ergün Ertuğ ile Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bülent Erbay açılıştaki diğer davetlilerdi.

Katkı Sağlayan Firmalara Plaket Verildi
Hemodiyaliz Ünitesi’nin yenilenmesinde emeği geçen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Roche, Eczacıbaşı Baxter, Santa Farma ilaç, Ece Tıbbi Ürünler ve Sistemleri ve Sasan Sağlık Malzemeleri Üretim ve Pazarlama Genel Müdürü Mustafa Sayın’a plaketleri takdim edildi.


Verilen Desteklerle Hemodiyaliz Ve Periton Diyaliz Üniteleri Yepyeni Hale Geldi
Yenilenen Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz Üniteleri ile ilgili Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Karatan ile Bilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Sim Kutlay, Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi. Hemodiyaliz Ünitesinin 1974 yılından itibaren Türk insanına önemli hizmetler verdiğini dile getiren Prof. Dr. Karatan, bu ünitede böbrek yetmezliği çeken hastalara hizmet verildiğini belirtti. Böbrek yetmezliği hastalığının hayat boyu tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Karatan şu açıklamaları yaptı: “Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz yöntemleri ile böbrek tedavisi yapan, kuruluşundan bu yana Türk Tıbbına ve insanımıza hizmet veren bu ünitemiz, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projesi kapsamında verilen kredi, Fakültemiz Dekanlığının katkıları, birçok ilaç ve medikal firmanın destekleriyle günümüz şartlarına göre yeniden dizayn edildi.”


“Hastalar Evden Alınıyor, Tedavileri Yapılıyor ve Yine Evlerine Bırakılıyorlar”
Ünitedeki mevcut 35 yatağın 21’inin yenilendiğini dile getiren Prof. Dr. Karatan şunları söyledi: “Fakültemiz Dekanlığının teminiyle Ünitedeki tüm hasta yataklarına TV koyduk. Ünitede Ultrapur (çok arıtık) su kullanılıyor. Tüm Üniteyi sıfır cihazlarla ve modern bir alt yapıyla donattık. Yine Fakülte Dekanlığının taşımacılık projesiyle, diyalize girecek böbrek hastalarını evlerinden alıyor, diyalize sokuyor, diyaliz işlemi bittikten sonra da yine evlerine bırakıyoruz.”

Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz
Periton Diyaliz Ünitesi hakkında da bilgiler aktaran Prof. Dr. Karatan, sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) Ünitemizde böbrek hastalarının, karın zarlarını, kendi kendine su geçirmek vasıtasıyla, kirli kanın temizlenmesi yöntemine Periton Diyaliz dendiğini, Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) Ünitemizde de hastalara bu konuda eğitim verildiğini belirtti.

Continue Reading