45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 21. GÜN

Helllooooo 🙂
Güzel bir güne uyandım, sabah erkenden güzel bir toplantı için hazırlandım. Akşam ana haberde  TGRT Haber’de zorbalıkla ilgili konuştum. Karşısındakini ezen ve bu şekilde tatmin olan iletişim sorunu yaşayan çocukların, ailelerinden ve uzmanlardan destek alması gerektiğini anlattım.

İletişimin önemini her geçen gün daha çok anlıyoruz. Ülkemizde her 4 kişiden 1’i zorbalığa uğruyor. Bu nedenle karşımızdakiyle sağlıklı iletişim kurmalıyız.

Günün devamında daha çok araştırma inceleme gerektiğini de hatırladım.

Gün bitmediğine göre, tekrar görüşmek üzere…

Continue Reading

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 20. GÜN

Mutlu olmak için bazen başımıza gelen aksilikleri de yenebilmek önemli. Dün parmağımı kapıya sıkıştırdığım için buzlarla dolaşıp durdum. Bu nedenle de hala parmağım acıyor. Klavyeye basmak bile insanı zorlarmış. En önemli mutluluk kaynağımız sağlığımız. En çok şefkati de kendimiz hak ediyoruz. 

Şimdi bugünün konusuna gelelim. Bugünlerde etkili ve kaliteli iletişimle ilgili detayları düşünüyorum. Daha ince detayları bilirsem önce kendime sonra çevreme faydalı olurum. Zaten bizler yaptıklarımızı diğer insanlar mutlu olsun diye yapmaz mıyız? Bizim mutluluğumuzun artması diğer insanları mutlu etmemizle ilişkilidir. 

İletişim kurarken, kendimizle ya da çevremizle mutlaka bazı inceliklere dikkat etmeliyiz. Mesela susmak bile bir iletişim şeklidir. Bu konuda uzun yıllar araştırmalar yapanlar var. Karşımızdakini ikna etmek için sözlerimiz etkili olmadığında sessizliğimin etkisini kullanmaya başlarız. Susmak, çok güçlü bir silahtır. Çünkü, sessizlik insanları çekilmez ve dayanılmaz bir duruma sokar. 

Şimdilik kaçıyorum, tekrar geldiğimde yazmaya devam edeceğim. Parmağımın acısı geçince daha güzel olacak. 
Continue Reading

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 19. GÜN

Mutlu olmak sanki amaç gibi algılanıyor. Bu zincire başladığım günden bu yana, inanılmaz değişimler yaşadım hayatımda. Mesela, suratımı asıp dibe vurduğumda çıkmak için seçeneklerden birine başvuruyorum. Bunlar arasında iyi ve güvenilir bir arkadaş ile sohbet etmek, kitap okumak ya da dinlemek, stresimi indirecek filmler izlemek, müzik dinlemek, dışarı çıkıp nefes almak gibi birçok seçenek var. Bu seçenekleri o an ki ruh halim belirliyor.

Güne uyandığımda eğer moral bozukluğu da olsa, gülümsemeye çalışıyorum. Çünkü, belli bir süre sonra gülümsediğimizde kendimizi daha iyi hissediyoruz. Sonra oturduğum yerde daha dik duruyorum. Böylece vücudum omuzları çökmüş, moralin bozuk sinyalini değiştiriyor ve hemen enerjimde artış hissediyorum.

Yeni bilgiler öğrenmek beni en çok motive eden şeylerden biridir. Bu konuda kesinlikle her gün yeni bir şeyler yapıyorum. Kitap okumadığım günün, boşa gittiğini düşündüğüm gibi… Sabahları kahvaltımı yapıp, üstüne kahvemi elime aldığımda hemen bir şeyler okuyorum. Mümkünse de bilimsel gelişmelerin olduğu sayfalarla başlıyorum. Yeni çalışmalar bize nelerin müjdesini veriyor diye merak ediyorum.

Jet Sosyete dizisinin ilk sezonunu çok sevdiğim için, bölümlerdeki replikleri ezberleyecek kıvama geldim. Bunun gibi bir dizi daha bulmayı umut ediyorum.

Birkaç gün toplantılarım olduğu için, günün bitimini henüz bilmiyorum. ancak buraya detaylı şekilde her günümü yazmaya devam edeceğim. Instagramda her şeyi yazma şansım olmuyordu. Gönlümce uzun uzun yazıp, öğrendiklerimin linklerini de ekleme şansım var.

Blog günlüğüne hazırsanız, bugünden itibaren uzun yazılara hazır olun. Ayrıca bol edit olacak, çünkü gün bitmeden eklemeler de yapacağım. Yazı yazmak insanı mutlu ediyor. Parmakların beyinde kapladıkları bölgeyi düşününce, neden sonuç ilişkisi de mantıklı geliyor. Şimdilik kaçtım ben.
Continue Reading

45 GÜN MUTLU ALIŞKANLIKLAR

Günaydıııın 🙋🏻‍♀️ kahvemizi çamların arasında içmek gibisi yok. Mutlu olmak için nedenlerimiz çok olsun. 🤗 Beynimiz her ne kadar olumsuzlukları derinleştirileştirse de biz mutlu anlara odaklanalım. 45 gün uygulamasını başlattık. Bugünden sonra her gün bunu yapacağız. @barisozcan’ın zincirleri gibi bir zincir başlatalım. 

#45günmutlualışkanlıklar

Hayal kurmayı bırak, harekete geç!

Küçük başarıları kutlamak değerli bir beceridir, çünkü büyük şeyler küçük adımlarla gerçekleşir. En son büyük başarınızda takılıp kalırsanız bu adımları atamazsınız.

Zamanınızı somut eyleme harcayın. Pratik gerçeklerle meşgul olun. Her gün hedefiniz için 10 dakika çalışmaya başlayarak, 45 gün boyunca bunu sürdürün. Sonrasında hayatınızda neler değiştiğini konuşalım. Kahveler benden 🙋🏻‍♀️☕️ Tabii bol bol endorfin için gülmeyi unutmayın. 😊 Bu ara hormonlar sarmış dört bir yanımı ne tarafa baksam serotonin, dopamin, oksitosin ve endorfinnnn 😂😂😂 şarkılar yazıyorum hormonlara öyle böyle değil. 😂🙈 #45günmutlualışkanlıklar

Continue Reading

SAĞLIKLI BESLENMENİN GİZEMLİ İPUÇLARI

Türkiye’de ilk defa, uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilinci oluşturmak için kitap yayınlandı.  “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabını yazan Bilim ve Sağlık Habercisi Esra Öz, bilgi kirliliğinden kurtulmak için sorgulayan, eleştiren ve çözüm üreten toplum için bu kitabı hazırladı. Kitap, “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” başlığıyla raflardaki yerini aldı. 11 yaş ve üzeri çocuklar için yazılan Dedektif Duru, her kitapta başka bir sorunun çözümünü arayacak.     

Sağlıklı beslenmek ister misiniz? Peki bunu nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? Size bu konuda Dedektif Duru yardımcı olacak. Bu serüvende bilimsel ve eleştirel düşünce ile problemleri nasıl çözeceğinizi öğreneceksiniz. Medyadaki bilgi kirliliğinden kendinizi ve sevdiklerinizi korumanın eğlenceli yollarını labirentteki doğru yönleri seçerek bulacaksınız. Dedektif Duru, daha önce bilmediğiniz yerlere gidip ipuçlarını toplayacak ve ilk kez duyacağınız birçok konuyu mercek altına alacak. Duru ile gerçeğin peşinde koşmaya hazırsanız, kemerlerinizi bağlayın. Macera başlıyor… 

Türkiye’de çocuk kitapları alanında ilk olan, “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin birinci kitabı “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” yayınlandı. Uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilincini kazandırmak için hazırlanan kitapta, çocuklara eleştirel düşünce yöntemleri eğlenceli bir dille anlatılıyor. 



Bilinçli Çocuklar Yetiştirmek İsteyenlere Rehber
Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog Esra Öz, “Özellikle beslenme konusunda tartışmaların bitmediği, ailelerin kafasının sürekli karıştığı bir hal almaya başladı. Medyada oluşan bilgi kirliliği kitaplara da sıçrayınca, buna bir çözüm üretmem gerektiğini düşündüm.   Bu konuda çocuk kitaplarının önemini fark ettim ve karakterler kurgulayarak uzmanları gerçek hayattan seçtim. Yaşananlar hayal ürünü de olsa mesajların gerçek olduğu ve bilimsel temellere dayandığı bu çalışmayı hazırladım.” dedi. 
Bu kitabı, bilim ve sağlık iletişiminin geliştirilerek, medya okuryazarlığı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için hazırlayan Öz, hayatımızın temel taşı olan sağlığın medyadaki yerini belirlemek için yazdığını dile getirdi. Bilimsel ve eleştirel düşünce ile yaklaşarak problem çözen çocukların yetişmesinin önemini vurgulayan Öz, kitabı bilinçli ebeveyn ve toplumu doğru yönlendiren öğretmenler için hazırladığını söyledi. 


Dünyaca Ünlü Uzmanlar da Kitapta Yer Alıyor
Kitapta yer alan uzmanlar hakkında bilgi veren Öz, şunları söyledi: “Beslenme konusunda araştırmaları Nature gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde yayımlanan Harvard Üniversitesi’nden Dr. Semir Beyaz, çocukların dilinden konuşmam için en tepkili eleştirileri yaptı ve kitap onun önerileriyle şekillendi. Çocuk sağlığı ve diyabet konusunda çalışmalarıyla tanınan Yale Üniversitesi’nden Dr. Eda Cengiz, çocuklar için hassasiyetle yaklaşarak, gelecek nesillerin sağlıklı yaşaması ve obezite ile gelen hastalıklardan korunması için olması gerekenlere dikkat çekti. Sağlıklı beslenmenin bir ekip işi olduğunu sürekli vurgulayan Diyetisyen Dr. Banu Salman, kitaptaki tüm beslenme önerilerini ve detaylarını bilimsel çerçevede belirlememde destek oldu. Klinik Psikolog Efsun Tatar, çocuk psikolojisi açısından değerlendirdi.  Bilimsel düşünce ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konularında doğru yönlendirmek için her kelimeyi dikkatle okuyup seçmeme yardım eden Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, hem kurgu hem de psikolojik çerçeveden incelikle yaklaştı. Pupa Yayınları’ndan çıkan kitabın çizimlerini Almanya’dan Burcu Yıldız hazırladı.”

Esra Öz Hakkında…
12 yıldır bilim ve sağlık haberciliği yapan Esra Öz, Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarlarından biridir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji ve Anadolu Üniversitesi Radyo TV bölümlerini bitirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde yüksek lisans yapıyor. 

Farklı dergi ve sitelerde yayın yönetmenliği ve editörlük görevleri yürüttü. Sağlık Bakanlığı sosyal medya hesaplarının kurulumu ve yönetiminde danışmanlık yaptı. Farklı AB projelerinde kıdemli iletişim koordinatörü olarak görev aldı, medya çalıştayları düzenledi. Bu zamana kadar sekiz kez basın ödülü aldı. 

Kokuyla Keşfet ve Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitapları ayrıca Sağlık Okuryazarlığı, Adli Koku, Çocukları Sanal Dünyada(N) Koruma Kılavuzu kitaplarında bölüm yazdı. CNNTÜRK.com, Digital Age ve Medikal News dergilerinde köşe yazıyor. Farklı eğitimler ve projelere imza atmaya devam ediyor. 
Continue Reading

BEYİNE MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMIYLA KEŞİFLER YAPIYOR

Doktora eğitimi sırasında katkıda bulunduğu dünyanın
manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu
araştırmasıyla tanınmaya başlayan ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden
birinden olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nden Türk bilim insanı
Dr. Sertan Kutal Gökçe, başka bir çalışması ile de susuzluğu düzenleyen
beyindeki bölgeyi haritaladı. Bu araştırmayla beyindeki su içmemizi tetikleyen
ya da durduran kompleks sinirsel devre yapısı çözüldü. Bu sinirsel devre
muhtemelen insanlar da dahil olmak üzere memelilerde beyindeki susuzluk hissini
ve su içmemizi kontrol eden yapı hakkında önemli bilgiler veriyor.

Bilim dünyasında çok ses getiren bu araştırma dünyanın en
önemli bilimsel dergilerinden Nature’da yayınlandı. Dr. Sertan Kutal Gökçenin
hikayesi çalışmalarının ve azminin etkisiyle değişiyor ve ilklere imza atmaya
devam ediyor.

1985 yılında Adana’da doğan Dr. Sertan Kutal Gökçe, ortaokul
ve liseyi Adana’da okudu. Ailenin tek çocuğu olan Gökçe, bilime yönelmesinde ve
hayallerinin peşinden koşmasında ailesinin, özellikle annesinin etkisi büyük
olur.

İlk tercihi olan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği
bölümünde okurken, üçüncü sınıfta yaz stajını Drexel Üniversitesi’nde Dr. Barış
Taşkın ile birlikte yaptı. Staj yaptığı 3 aylık süreç hayata bakışını ve
kariyerini nasıl çizeceği konusunda belirleyici oldu. Özellikle akademiyi
seçip, ABD’de doktora eğitimini sürdürmesinde büyük etkisi oldu.  ODTÜ’de aldığı eğitimin akademik hayatında
her zaman yardım ettiğini ve hocalarına çok şey borçlu olduğunu söyleyen Gökçe,
ODTÜ’den mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı.

Koç Üniversitesinde Dr. Hakan Ürey’in Optik Mikro Sistemler
Laboratuvarı (OML)’nda yüksek lisansını tamamladı. Yüksek lisansında MOEMS
(Mikro Opto Elektro Mekanik Sistemler) üzerine çalıştı. 2 yıllık yüksek lisans
eğitiminin 6 ayını İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole
Polytechnique Lausanne) dizaynını yaptığı küçük optik tarayıcıların
fabrikasyonunu gerçekleştirdi. OML’de Dr. Hakan Ürey ile geçirdiği iki sene
takım çalışmasının önemini öğrenme ve iyi bir mühendis olma konusunda çok
yardımcı oldu.
Koç Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra Amerika’nın en iyi
10 mühendislik okulundan biri olan UT Austin (Teksas Üniversitesi Austin)’de
tam burslu olarak Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünde doktoraya
başladı. Doktora çalışmalarını Dr. Adela Ben-Yakar danışmanlığında
gerçekleştirdi. Doktora çalışmalarında çok heyecan verici disiplinler arası
mühendislik projelerinde çalıştı. Kendi doktora projesi sinir hücrelerinin
yenilenmesinin altındaki moleküler yapıları anlamaktı.


Bunu nasıl yaptı?
Bunun için transparan bir yapıya sahip olan küçük
kurtçukların (Caenorhabditis elegans), yaklaşık 1 mm boyunda, tek bir sinir
hücresini güdümlü lazerle kesti.  Yaptığı
ilk projede bu işlemler küçük mikroakışkan çipler içerisinde lab-otomasyonu
kullanarak, ameliyat başı süresini yaklaşık 17 saniyeye kadar indirdi. Bunun
önemi ise ameliyat yapılan deneklerin sayısı ne kadar fazla olursa, daha
güvenilir ve sağlam biyolojik sonuçlar elde edilebilmesiydi. Dr. Gökçe, lazerle
küçük kurtçukların üzerinde sinir hücrelerini keserek sinir onarımı ve
yıkımının moleküler altyapısını anlamaya çalıştı.

Kendi projelerinin yanında başka projelerde çalışma fırsatı
bulan Gökçe, en dikkat çekici çalışmalarından birinde ilk defa çok hücreli bir
hayvanda (Caenorhabditis elegans) dünyanın manyetik alanını algılayan sinir
hücresi ve iyon kanallarını bulduğu çalışmaydı. Bu çalışma önde gelen
dergilerden Elife’da yayınlandı.

Doktorasının son iki senesinde sinir bilimine (neuroscience)
olan merakı giderek arttı ve doktora sonrası çalışmaları için ABD’de dünyanın
en iyi üniversitelerinden biri olan California Teknoloji Enstitüsü
(Caltech)’nde devam ediyor. Caltech’de katkıda bulunduğu çalışma çok büyük bir
etki yarattı. Beyindeki su içme kontrolü mekanizmasının anlaşılmasında yaptığı
çalışma Nature’da yayınlandı.
Continue Reading

HENRY’NİN KİTABI İYİLİĞİ YAYACAK



The Book of Henry, Gregg Hurwitz’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde Henry karakteri üstün zekalı bir çocuğun etrafını nasıl etkilediğini konu alıyor. Henry, sadece zeki değil, aynı zamanda çok düşünceli. 

Filmin bazı sahnelerinde ağlamaktan duramayacağınız için, rahat olacağınız kişilerle izleyin. Çünkü, çok ağlayacaksınız. 

Çocukların, etraflarında olan kötü olaylara karşı tepki verdiğini ancak yetişkinlerin görmezden geldiğini işliyor. Henry, annesinin parasını yönetmekten kardeşinin ihtiyacı olanları planlıyor. Komşu kızının yaşadıklarını değiştirmek  için çaba sarf ediyor. 


Yazdığı bir kitap annesinin yolunu belirliyor. 

Bu filmi mutlaka izleyin. 
Continue Reading

MUCİZE İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEKTİR

Hayatımızda mucizeler olsun isteriz. Bu süreçte de çevremizdeki sevdiklerimizin bize birer mucize olduğunu hemen anlamayız. 


Dünyaya gelirken, herkesin farklı zorlukları olur. Kimi fiziksel kimi psikolojik kimi farklı şekilde zorluklar yaşar. İşte bu sorunları aklımıza takıp, insanlardan uzaklaşmak yerine daha çok insanla tanışmalıyız. 

2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı romandan uyarlanan Mucize filminde fiziksel sorunlarla dünyaya gelen August Pullman’ın hikayesi anlatılıyor. Yıllarca geçirdiği ameliyatlar ve bu süreçte insanlardan uzak bir hayat yaşamasına neden olur. Beşinci sınıfa başladığında, yüz farklılıkları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanmasının ve bu zorlu süreci atlatmasını konu alır. 

Çocuklara, farklılıklar ya da hastalıklar nedeniyle kimseye kötü davranılmaması gerektiği öğretilmeli. Bu nedenle de bu filmi çocuklar mutlaka izlemeli. 

Auggie’nin, sessiz ve içe kapanık halleri insanın içini burkuyor. Böyle tepkilerle karşılaşan insanların nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. Empati kurabilen her bireyin karşısındakini anlamaya çalışması gerekir. 

Ders niteliğindeki diyaloglar ve öğrenmek için nasıl gayret ettiğini izleyeceğiniz film, insanları olduğu gibi kabul etmenin güzelliğini anlatıyor. 

Çocuklarınızın hayallerini onları olduğu gibi kabul ederek ve cesaret vererek destekleyebilirsiniz. 
Continue Reading

THE POST FİLMİ GAZETECİLİĞİN KURALLARINI HATIRLATIYOR

Günümüz gazeteciliği gün geçtikçe yara alıyor. Gerek yeni medya ile herkesin kendini gazeteci sanması,  gerek uzman gazetecilerin kadrolarının azalması da buna tuz biber ekiyor. Ancak, bu süreç The New York Times gazetesinin yeni girişimleriyle değişmeye başladı. 

Geçmişte de gazetelerin ve gazetecilerin yaşadıkları hiç kolay olmadı. The Post filminde 1971’de Pentagon belgeleri etrafında dönen yasal süreç işleniyor. Film, Washington Post editörü Ben Bradlee  ve gazetenin sahibi Katharine Graham, ordu analisti Daniel Ellsberg tarafından yazılan ve sızdırılan Pentagon belgelerinin yayınlanmasındaki sancılı süreci konu alıyor. 


Belgeleri ilk yayınlayan The New York Times oluyor, o süreçte gazeteye yayın yasağı geliyor. Bu sırada belgeler Post ekibine de ulaşıyor, sonrasında yeni belgelerin ellerine geçmesiyle Post ekibi ikilemde kalıyor. 


Tabii gazetenin sahibinin kadın olması da erkeklerin hüküm sürdüğü bir alanda göze batıyor. 

Maddi zorluklar yaşayan gazetenin, bu süreçte destekleyicilerinin olmayacağı düşünülüyor. Gazetecilerin hapse girme riski gündeme geliyor.  Gazetecilerin gerçekleri söylemesi, en dikkat çeken hususlardan biri oluyor. Filmde gerçekler ve dürüstlük örneklerini sık sık görüyorsunuz. Korkularına yenik düşmeyen gazeteciler, halka gerçekleri yazmayı savunuyorlar. 

Sonunda haber yayınlanıyor. 

Sonraki süreçte de belgelerin yayınlanabilmesi ve özgür basının korunabilmesi için gazete ile hükumet arasında büyük bir hukuk mücadelesi başlıyor. 



Yargıç Black şu kararı veriyor:   

Amerika’nın kurucuları özgür basına, demokrasimizdeki asıl görevlerini yerine getirmeleri için gereken korumayı sağlamıştır. Basının görevi halka hizmet etmektir, halkı yönetenlere değil. 

Medya rekabeti bu olayla dayanışmaya dönüşüyor. 

Filmin sonundaki söz de kulaklara küpe oluyor: 

Haberler tarihin ilk taslağıdır. 

Şimdi günümüze dönelim ve Channel 4 kanalının Cambridge Analytica’nın maskesini düşüren araştırmacı gazetecilik örneğini hatırlayalım. Facebook üzerinden insanların korkuları ve umutları öğrenildi. Sonra bu bilgiler de başkalarının kullanması ve insanları yönetmesi için satıldı. 


İşte bu noktada, siz bilinçli medya okuryazarı ve dijital medya okuryazarı olursanız bu sistematik sömürüden kurtulabilirsiniz. Medyayı da desteklemeyi unutmayın! 


Nitelikli gazeteci, gelişen toplum demektir. 

Continue Reading

ROBOT HEMŞİRELER GELİYOR! HAZIR MISINIZ?

Robotlar gün geçtikçe hayatımızda yer ediniyorlar. Sağlık
sektöründe de çok farklı alanlarda robotlara iş düşüyor ve avantajlarıyla birlikte
30 yılı aşkın bir süredir medyada yer alıyor. Geçmişten günümüze kısa bir tur
yapmaya hazırsanız başlayalım.

İlk robotlardan biri, 1985 yılında PUMA 560 cerrahi robot
kolun nöroşirürjik biyopside kullanıldı. O zamandan bu yana, tıp robotları,
cerrahi robotlar, teletıp hayatımızı değiştiriyor. Sağlık sektöründeki
masrafların yüksek olması, zamandan ve bütçeden kısıtlama yapılması gerektiğini
gösteriyor.

Japonya ve Amerika’da hemşire ihtiyacı çok fazla ve
diplomalı hemşire olmadığı için yeterli bakımı robot hemşireler karşılamaya
başlayacak.

Japon Sağlık, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2015
tarihli bir tahmini, nüfusun yaşlanmasının gelecek 10 yıl zarfında
hızlanmasıyla Japonya’nın hemşirelik alanında büyük bir açıkla karşılaşacağını
gösteriyor. 2025 yılı itibariyle ulus 2,53 milyon hemşireye ihtiyaç duyacak. Bu
hedefi karşılamak 2025 yılı itibariyle 800 bin ile 1 milyon hemşireye daha
ihtiyaç olacak. Ancak artışın şimdiki temposu hızlanmadığı sürece, hemşirelik
alanında çalışanların sayısı en az 380 bin açık vererek talebi
karşılayamayacak.

Yaşlı bakımında da
etkili olacaklar
Dünyadaki en yüksek yaşam beklentisiyle, Japonya bugün bu
sorundan başka herhangi bir ülkeden daha fazla acı çekiyor. Japonya nüfusunun
yaklaşık yüzde 30’u 65 yaşın üzerinde ve kadın başına yaklaşık 1.2 doğumla
birlikte, iş gücüne yetişmek için yeterli sayıda insan yok.

Japonya’nın nüfus piramidi daha uzun yaşam beklentisi ve
daha küçük doğum oranlarını yansıtacak şekilde eğiliyor.

1950’lerde doğal bir zirveye gelen nüfus piramidi, şimdi çok
daha ağırdır. Bu, sadece yaşlıların bakımı için yeterli insan olmadığı için
değil, aynı zamanda emeklilikteki nüfusun böylesine büyük bir kısmının ve
ekonomiyi boşalttığı için de sorun oluşturuyor. 65 yaş ve üstü nüfusun 2030
yılında 72 milyona ulaşması öngörülüyor.

Robot hemşirelerde
etik sorunsalı
Robotik hemşirelerin oluşturulmasındaki ana zorluk, bir
makineyi güvenilir ve etik programlama problemi olduğu belirtiliyor. Robot
hemşire günlük olarak hastaları ile ilgili karmaşık kararlar vermek zorunda
kalacak. Örneğin, bir robot hastalarını ilacı almasını hatırlatmak için
programlanmışsa, hasta reddederse ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bir
yandan ilacı reddetmek hastaya zarar verir. Öte yandan hasta, robotun farkında
olmadığı bazı meşru nedenleri reddediyor olabilir. Örneğin, ilacı kullandıktan
sonra hasta kendini hasta hissederse, o zaman ilacın uygulanmasında ısrar etmek
zararlı olabilir. Bir hatırlatmadan vazgeçmek ve herhangi bir cevabı göz ardı
etmek de pratik değil. Çünkü robot, hastanın uygun şekilde bakım aldığından
emin olmak için bir insan hemşirenin yerini alacak. Dahası, hasta ilacı almayı
kabul edip sonra unuttuysa? Robot ilaç alınana kadar hastayı takip edip
izlemeli mi, yoksa mahremiyet ihlali mi? Bir şey ters giderse robot ne zaman ve
nasıl doktoru bilgilendirmelidir?

Bu senaryo, insan hemşirelerin sık sık karşılaştığı bir
durum.  Bir karar vermek için yeterli
veri yoksa, insanlar daha fazla bilgi almak için hangi soruların sorulacağını
belirleyebilir. Robotlar böyle bir seviyede karar veremiyor.

Karar almada
güçlükler var
Robotlar karar vermeden önce, belirsiz koşulların üstesinden
gelebilmeleri gerekiyor. 
Bir hastaya ilacını almasını ve olumsuz bir cevap almasını
isteyen robot hemşire, olumsuz yanıtı kabul etmek veya yeni bir talepte
bulunmak için yeterli bilgi olmadığını tespit ederse, bir karar verebilir.
Örneğin, robot hastanın ateşinin yükseldiği bilgisini doktora iletirse, daha
iyi bir karar vereceğini bildirebilir.

İnsanlar belirsiz kararlarla karşı karşıya kaldıklarında,
bunu düşünebilir ve daha fazla bilgi ihtiyacını kabul edebilirler. Ancak
robotlar, önceden programlanmış protokollere dayanan koşullardan bağımsız
olarak karar verme eğilimindedir. 


Japon Hemşire
Robotları
Bugün itibariyle, robot hemşireler henüz bu gelişmişlik
seviyesine sahip değiller. Robot hemşireler için mevcut prototipler yardımcılar
olarak tasarlanmış ve tam olarak entegre otonom sistem yok.

Robot hemşire üretiminin şu anki lideri olan Japonya, tıbbi
topluluktaki farklı ihtiyaçları ele alan çeşitli robotlara sahip.

RIBA robot hemşire hasta taşıyor. Bu robota “Etkileşimli
Vücut Yardımı için Robot” anlamına gelen RIBA deniyor. RIBA, bir kişiyi yatar
pozisyonda ya da oturma pozisyonundan 60 kiloya kadar kaldırabiliyor ve başka
bir yere taşıyabiliyor. RIBA, kaymayı önleyen gelişmiş dokunsal sensörlere ve
güçlü kollara sahip. Ayrıca iki kamera ve iki mikrofon ile bir operatörden
ipuçlarını takip edebiliyor. RIBA hastaları yatıştırmak için kullanılan büyük
bir oyuncak ayı gibi görünüyor, ama aynı zamanda bazılarını rahatsız
edebiliyor.

Actroid-F DEMO
Japonya merkezli robot üreticisi Kokoro, Actroid-F ile
farklı bir araştırma alanına odaklandı. Bu robot, gözlerini, kaşlarını, ağzını,
başını ve boynunu hareket ettirebiliyor. Actroid-F, bir uzaktan operatör
tarafından kontrol edilebilen, ifadeleri ve konuşması çok doğru bir şekilde
taklit edebilen bir tele-robot. Bu robot aynı zamanda özerk değil, ama insan
olarak hastalarla bakarak ve etkileşim kurabiliyor. Actroid-F henüz otonom
olmadığı için, etik sorunları kendi başına kararlaştırmaya gerek duymayacak.
Ancak, operatörlerin gözetiminin gizlilik sınırlarının neresinden geçtiğine
karar vermek zorunda kalacaklar.


Pearl
ABD’de, Michigan Üniversitesi, Pittsburg Üniversitesi ve
Carnegie Mellon Üniversitesi’nden araştırmacılar, Pearl adında bir Nursebot
üzerinde çalışıyorlar. Pearl, Japon meslektaşları gibi bir asistan robotu ve
insanlara rutin faaliyetler hakkında hatırlatmaya ve yaşlılara rehberlik
ediyor. Pearl, sesli ve görüntülü girişin yanı sıra bir dokunmatik ekran
arayüzü ve yapabildiği çeşitli görevler için yazılımın navigasyon ve tanıma ile
yardımcı olan birçok sensöre sahip. Bilişsel ya da bedensel engelli bireylerin
günlük görevlerden geçmelerine yardımcı olmak için iyi bir teknolojik araç.
Pearl ayrıca çevresinin haritasını ve müşterinin ne kadar hızlı hareket
ettiğine bağlı olarak hızını değiştirmenin bir yolunu da hesaba katan sofistike
navigasyon algoritmalarına sahip.



Mabu
San Francisco merkezli dijital sağlık firması tarafından
üretilen Mabu, kişilik ve tedavi ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş günlük
konuşmalar yapıyor ve sağlık uzmanına sizin hakkınızda geri bildirim
gönderiyor. Size, hatırlatıyor ve sürecinizi takip ediyor. Yüz takip sistemi
ile de sizi takip edebiliyor ve bu sayede göz teması kurulduğunda iletişime
geçiyor.
Kaynaklar
https://twcroboticsurgery.weebly.com/past.html
https://www.bls.gov/news.release/archives/ecopro_12192013.pdf
https://www.bls.gov/opub/mlr/2013/article/occupational-employment-projections-to-2022.htm
https://www.japantimes.co.jp/opinion/2015/07/07/editorials/shortage-of-nursing-care-workers-2#.WrazUohuZPY
https://cs.stanford.edu/people/eroberts/cs201/projects/2010-11/ComputersMakingDecisions/robotic-nurses/index.html
https://www.youtube.com/watch?v=Ulw2Z1qZJOI
https://www.youtube.com/watch?v=7lLP5hGqKB8
https://mashable.com/2017/10/07/mabu-health-care-robot/#gW83kK682kqM
https://www.youtube.com/watch?v=bQak–i5U3A

Continue Reading