MESLEK HASTALIKLARINDA BEKLENEN YASA

Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı Dr. Rana Güven meslek hastalıkları kapsamında yenilikler ve çalışmaları hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

İş sağlığı ve güvenliği açısından uygun olmayan çalışma koşullarından kaynaklanan meslek hastalıklarının önlenebilir olduğunu belirten Dr. Güven bu hastalıkların yapılan meslekten ve çalışma şartlarından meydana geldiğini ifade etti. Fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikolojik faktörlerden kaynaklanan hastalıklar olduğunu kaydeden Dr. Rana Güven şöyle devam etti:“İşyerinde bulunan ve önlem alınmayan zararlı etmenlerden dolayı, pnömokonyoz, cilt dermatitleri ve mesleki kanserler gibi birçok meslek hastalığı görülebilmektedir. En önemli nokta bu hastalıkların tümüyle önlenebilir hastalıklar olmasıdır. İşveren, işyerinde gerekli sağlık ve güvenlik önlemlerini alırsa, çalışanlar bu konuda duyarlı davranırsa meslek hastalıkları önlenebilecektir. Çalışanların yapılan işin niteliğine göre belli aralıklarla sağlık kontrolünden geçirilmesi gerekmektedir. Çalışanların her hangi bir etkilenim karşısında işyeri hekimine başvurma ve iş güvenliği uzmanını uyararak gerekli tedbirlerin alınmasını isteme hakkı vardır.” Doktorlarımızın hastalarına “ne iş yapıyorsunuz?” sorusunu sormalarının gerekliliğini vurgulayan Dr. Güven; böylece kişinin sağlık şikâyetleri ile yaptığı iş arasında bir ilişkinin kurulabileceği ve meslek hastalıkları konusunun dikkatten kaçmayacağını belirtti. Hastaların birçoğunun yaptığı işi “serbest meslek” olarak adlandırdığını ifade eden Dr. Güven, serbest meslek ifadesinin irdelenmesi gerektiği ve çalışanın hastalığıyla, yaptığı iş arasında illiyet bağının kurulmasının önemine dikkat çekti.

Mevcut İş Yasamız sadece Sosyal Sigorta kapsamında çalışanları kapsamına alıyor
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğinin 4857 sayılı İş Yasası ve AB uyum sürecinde yenilenerek yayınlanan 35 adet yönetmelik ile düzenlendiğini ifade eden Dr. Güven konu hakkında şöyle konuştu; “Mevcut iş yasamız sadece sosyal sigortalı çalışanları kapsamına almaktadır. Devlet memurları, tarım çalışanları, bağımsız çalışanlar kapsam dışında kalmaktadır. 2006 yılı SSK istatistiklerine göre 7.8 milyon sigortalı dışındaki çalışanlar iş sağlığı ve güvenliğinden dolayı mağdur konumdadırlar” diyen Dr. Güven ayrıca şunları söyledi: “Her bir çalışanın sağlık ve güvenlik hizmetinden yararlanması gerektiğine inanan bir hekim olarak, hazırlığı yapılan ve Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinde tartışılmakta olan İş sağlığı ve Güvenliği (İSG) Yasa Tasarısı Taslağının 2008 yılı içinde yasalaşmasını umuyoruz.“ Dr. Güven Tasarı taslağının www.isggm.gov.tr sitesinde yer aldığını ve ulaşılabileceğini de sözlerine ekledi.

Doktorlar meslek hastalığı tanısı alamıyor
Ulusal Programa göre 30 Eylül 2008 tarihine kadar yasalaşması beklenen İSG Yasasının yayınlanması halinde sağlık çalışanlarının da kapsam içine dahil edileceklerini belirten Dr. Güven sözlerine şöyle devam etti: “İş kazası ve meslek hastalıkları konusunda kapsam dışı ve mağdur konumda olan sağlık çalışanlarımız ve hekimlerimizin durumu da iyileştirilmiş olacaktır. Mevcut uygulamada işi nedeniyle Hepatit B veya C taşıyıcısı olan bir doktor meslek hastalığı tanısı alamadığından mağdur oluyor, ancak işçi konumda bir çalışan meslek hastalığı tanısı konduğunda zararı karşılanıp, ömür boyu tazminat alma hakkına sahip oluyor. Kamuda çalışan doktorlarımız meslek hastalıkları kapsamında bulunmuyorlar ve bu imkânlardan faydalanamıyorlar. Meslek hastalığı aynı zamanda sigortacılık anlamında farklı bir yaklaşımı içermektedir. Bir kişi çalıştığı işten dolayı hasta olduğunda ülkemizde üç tane olan Meslek Hastalıkları Hastaneleri; Ankara, İstanbul ve Zonguldak’ da bulunan hastanelerden birinde tanısının kesinleşmesi gerekmektedir” dedi. Çalışan hasta üzerinde gerekli muayene ve tetkikler ile işyerinde gerekli ortam ölçümleri yaptırıldıktan sonra tıbbi tanı konduğunu kaydeden Dr. Güven sözlerine şöyle devam etti: “Kişiye meslek hastalığı teşhisi konduktan sonra sigortacılık boyutuyla vaka Sosyal Güvenlik Kurumunda değerlendirilir. Meslek hastalığı vakaları Sosyal Güvenlik Kurumunda sigortacılık mantığıyla incelenir. Meslek hastalığı önlenebilir bir kusurdur, çalışan ve işverene ilişkin kusur oranları belirlenir. Hastalanan kişinin tüm hastalık masrafları karşılandığı gibi kaybedilen işgücü oranında hayat boyu tazminat ödenir.”

2006 yılı sonuçlarına göre 574 kişi meslek hastası

“Ülkemizde beklenen meslek hastalığı sayısı yılda yaklaşık otuz bin iken, 2006 yılı SGK istatistiklerine göre 574 kişi meslek hastalığı tanısı almıştır. Bu rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır” diyen Dr. Güven yeni iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının çağdaş bir yaklaşımla insanın yaşam kalitesini artırmayı hedeflediğini vurguladı.
Dr. Güven ayrıca şunları ifade etti: “Özellikle üzerinde durduğumuz konular; hekimlerimizin hastalarının meslekleri ile hastalık durumu arasındaki bağlantıyı araştırmalarıdır. Halen Meclis gündeminde olan Genel Sağlık Sigortası Kanununda ileri bir düzenleme olarak meslek hastalıkları konusunda tıbbi tanı koyma yetkisinin sağlık hizmet sunucularına verileceği ve bu konuda yetki ve tanı kriterlerinin belirleneceği belirtilmektedir. Meslek hastalığı tanılarında hekim-işveren duyarlılığı çok önemlidir. Türkiye genelinde kriterleri yerine getiren tam donanımlı hastanelere tıbbi tanı koyma yetkisi verilmesi planlanmaktadır. Tıbbi tanı dosyası işyeri ölçüm sonuçları da dahil olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumuna inceleme için gönderilecek ve meslek hastalığı tanısı sigortacılık anlamında da kesinleştirilmiş olacaktır. Meslek hastalığı tanı koyma yetkisinin yaygınlaştırılması ve hekimlerin konuya ilişkin duyarlılıklarının artması ile meslek hastalığı vakalarımızda artış beklemekteyiz.”
2003 yılında çıkan İş Yasasının 81inci maddesinde 50 veya daha fazla işçi çalışan işyerinde işverenlerin işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğu olduğunu kaydeden Dr. Güven, aynı yasanın 82nci maddesi ile ayrıca aynı işyerlerinde iş güvenliğinden sorumlu mühendis veya teknik eleman görevlendirilmesi gerekliliğinin de eklenmiş olduğunu belirtti. Dr. Güven yeni İSG Kanunu Taslağında her bir çalışanın sağlık ve güvenlik hizmetinden yararlanma hakkı olacağını söyledi. Dr. Güven ayrıca şunları ekledi: “İş sağlığı ve güvenliği mevzuatının bütün işyerlerini ve her bir çalışanı kapsayacak şekilde, kişinin bağlı olduğu sosyal güvenlik sistemini ayırt etmeden, insanı hedef alan bir çerçevede genişletilmesini istiyoruz.”

4-10 Mayıs tarihleri arasında iş sağlığı ve güvenliği haftası
İş sağlığı ve güvenliği konusunda Dr. Güven şunları söyledi: “İş sağlığı ve güvenliği konusunda Genel Müdürlük olarak hem toplumsal duyarlılığı artırmak hem de ilgili tarafları bilgilendirmek amacıyla eğitim ve tanıtım faaliyetlerimizi artan bir ivme ile sürdürmekteyiz. Bu yıl 22.sini yapacağımız iş sağlığı ve güvenliği haftası her yıl 4-10 Mayıs tarihleri arasında düzenlenmektedir. 2 yılda bir Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansını düzenliyoruz. 2008 yılında Uluslararası Konferansın 5.sini İstanbul’ da düzenleneceğiz.” Uluslararası katılım beklediklerini söyleyen Dr. Rana Güven bu konferansa bilimsel bildirilerin de kabul edildiğini, halk sağlığı veya meslek hastalıkları konusunda her branştan bildiri sunumu imkânı olduğunu ifade etti. Düzenli olarak her 3 ayda bir “İSG Dergisi” yayınladıklarını bildiren Dr. Güven kurumsal abonelikleri olan 6.000 aboneye derginin ücretsiz dağıtıldığını, ayrıca afiş, broşür, kitapçık ve video filmlerinin de hazırlandığını ve ücretsiz dağıtıldığını söyledi. Dr. Güven, Genel Müdürlük ve İSGÜM (İş Sağlığı ve Güvenliği Merkez Müdürlüğü) bünyesinde eğitim birimlerinin oluşturulduğunu, eğitici havuzundaki uzmanların ulusal ve uluslararası düzeyde eğitildiklerini sözlerine ekledi. Yetiştirilen sağlık ve teknik eğitimcilerin katılımıyla Almanya Dres’den Akademisi ile ortak eğitim programları yaptıklarını ifade eden Dr. Güven Bakanlığın ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi (ÇASGEM) ile sadece iş sağlığı ve güvenliği değil çalışma hayatını ilgilendiren bütün konularda eğitim hizmeti sunduklarını belirtti.

Continue Reading

HEMOROIDAL HASTALIĞI OLANLARA MÜJDELI ICAT; “VIDEOANOSKOP”

Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Cerrahi kliniğinden Doç. Dr. Ali Doğan Bozdağ Hemoroidal hastalığın tedavisinde SMIT ödüllü yeni icadı olan Videoanoskop hakkında Sağlık Dergisi muhabiri Esra Öz’e açıklamalarda bulundu.

Esra Öz: Hemoroid nedir?
Doç.Dr.Ali Doğan Bozdağ:
Hemoroidler anal kanalda bulunan yastıkçıklar olup iki tiptir. Anal kanalda dişli çizgi olarak adlandırdığımız anatomik sınırın üzerinde bulunanlara iç hemoroid, altında olanlara ise dış hemoroid denir. Dişli çizgiden içeriye doğru olan kısmı ağrıya daha az duyarlı iken dışarıya doğru olan kısım daha çok duyarlıdır. Eğer hemoroidler kanama, şişme, sarkma, ağrı, akıntı ve kaşıntı gibi klinik yakınmalara neden olursa buna “hemoroidal hastalık” diyoruz. Hemoroidal hastalığın ileri evrelerinde ameliyata gerek olabilmektedir. Ameliyatlar klasik yöntemlerle yapılabilir. Klasik ameliyatlar da nüks oranı az ve güvenilir yöntemlerdir, ancak ameliyat sonrası oluşabilen gaz veya dışkı kaçırma, anal darlık gibi komplikasyonlar ve özellikle ameliyattan sonra uzun sürebilen ağrı hastaların ameliyattan çekinmelerine yol açıyor.

E.Ö.: Bu hastalıkta alternatif cerrahi yöntemleri var mı?
A.D.B.: Zımbalı hemoroid ameliyatı (Stapler ile hemoroidopeksi, Longo yöntemi), hemoroidal hastalığın cerrahi tedavisinde son yıllarda klasik cerrahiye alternatif olarak görülüyor. Bu yöntemin en önemli avantajları arasında hastaların bu yöntemden sonra klasik hemoroid ameliyatlarına oranla daha az ağrı duymaları ve işlerine daha erken başlayabiliyor olmaları yer almakta olup, bu da hastaların seçimlerini etkiliyor.

Esra Öz: Zımbalama cihazının cerrahlara uygulamada zorlukları var mı?
A.D.B.: Yöntemin ideal biçimde uygulanabilmesi için zımbalama cihazının oturtulacağı kese ağzı dikişinin anoskop yardımıyla çepeçevre olarak anüsten içeride belirli bir uzaklıktan geçirmemiz gerekiyor. Ancak bazı durumlarda iç hemoroidler ve gevşek mukoza anoskopun içine dolarak görüşü kapatabiliyor ve mevcut anoskoplar yetersiz kalabiliyor.

E.Ö.: Anoskopun yönteminin zorlukları çalışmalarınızı nasıl yönlendirdi?
A.D.B.: İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Cerrahi Kliniğimizde stapler ile hemoroidopeksi ameliyatını 1999’dan beri uyguluyoruz. Eldeki anoskoplar kullanıldığında bu zorluklarla biz de karşılaşıyorduk. Çalışmalarımızın temelini de bu zorluk oluşturdu ve videoanoskop bu zorlukların üstesinden gelmek için icat edildi.

E.Ö.: Videoanoskop nedir?
A.D.B.: Videoanoskop üç parçadan oluşuyor. Ön parça üstü açık bir boru şeklinde olup uca doğru giderek daralıyor. İkinci parça ön parçanın üstünü kapatıp açmak için kullanılan bir kayar kapak görevi yapıyor. Arka parça ise içine laparoskopik cerrahide kullanılan 10 mm’lik sıfır derece teleskop yerleştirilebilen içi boş bir sap taşıyor. Bu sayede hem ameliyat alanı ışıklandırılmış hem de görüntü monitöre aktarılmış oluyor . Ön ve arka parça bir kilit mekanizması ile birbirine bağlı konumdadır. Kilit çözülerek parçalar ayrılabiliyor. Kayar kapak sayesinde anoskopun pencere açıklığı istenen ölçüde açılabiliyor ve pencereden içeri girecek mukoza miktarı ayarlanabiliyor Ayarlanan açıklıktan içeri giren rektum mukozasından dikiş geçilmeye başlanıyor. Anoskop saat kadranı yönünde çevrilerek dikişe devam ediliyor, bu sayede dişli çizgiden hep aynı uzaklıktan geçilerek başlangıç noktasına ulaşılıyor ve kese ağzı dikişi tamamlanmış oluyor. Bundan sonra ön parça ayrılarak çıkarılıyor ve anal kanalda kalan arka parça yardımıyla stapler ile hemoroidopeksi işlemi tamamlanıyor. Teleskop sayesinde görüntü monitöre aktarıldığı için birinci asistan ameliyatı monitörden izleyebiliyor ve cerrahın görme alanını daraltmadan yardım edebiliyor. Cerrah ise ameliyat alanına bakarak veya monitörden yararlanarak kese ağzı dikişini geçebiliyor. Ayrıca sürgülü kapak tümüyle çıkarılarak klasik yöntem de uygulanabiliyor, yani hemoroid pakeleri cerrahi olarak çıkarılabiliyor.

E.Ö.: Videoanoskopun avantajları nelerdir?
A.D.B.: Videoanoskopun en önemli avantajları açıklığı ayarlanabilen bir kayar kapağa sahip olması ve arka tarafta laparoskopide kullandığımız teleskopu yerleştirebileceğimiz içi boş bir sapa sahip olmasıdır. Kayar kapak istenildiği kadar açılarak pencere açıklığı ayarlanıp belirlenen ölçüde mukozanın içeriye girmesine izin veriliyor. Bu sayede de ameliyatın zaman zaman zor olan kese ağzı dikişi aşaması kolayca aşılabiliyor. Ayrıca videoanoskopun sapına yerleştirilen teleskop sayesinde görüntü alınması ve görüntünün monitöre aktarılması da olanaklı hale gelmiş oluyor, hatta ameliyatların kaydedilmesi ve cerrahi eğitim için kullanılması da mümkün oluyor.

E.Ö.: Videoanoskop için patent başvurusunda bulundunuz mu?
A.D.B.: Videoanoskop ile ilgili olarak patent başvurusu yapmıştım, Avrupa Patent Bürosu’ndan ilgili inceleme raporu olumlu geldi ve TÜBİTAK tarafından teşvikle ödüllendirildim. Şu anda Türkiye, Amerika ve Japonya dahil olmak üzere, toplam 13 ülkeye patent için başvurmuş durumdayım.
Şu anda resmi patent arama linki olan espacenet’e girilip “anoscope” yazıldığında ilk sırada benim adım ve Türkiye’nin adı çıkıyor. (http://v3.espacenet.com/results?AB=anoscope&sf=q&FIRST=1&CY=tr&LG=tr&DB=EPODOC&st=AB&kw=anoscope&Submit=ARAMA&=&=&=&=&= ).
Türkiye’den anoskop ile ilgili olarak şimdiye dek yapılmış olan ilk ve tek buluştur ,

E.Ö.: Videoanoskop üretimine başlanıldı mı?
A.D.B.: Videoanoskopun üretilmesi için de İzmir merkezli Egemen Tıbbi Teknik Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şirketi ile çalışılıyor. 2008 yılı başında Türk malı olarak tıbbın hizmetine sunmayı amaçlıyoruz.


E.Ö.: İlk olarak ne zaman tıp camiası videoanoskopu öğrendiler ?
A.D.B.: Videoanoskop ile ilgili ilk klinik çalışmamız 12-14 Nisan 2007’de Adana’da yapılan III. Çukurova Kolo-Proktoloji & Stoma – Terapi Sempozyumu’nda poster olarak sunuldu ve en iyi poster ödülü kazandı.

E.Ö.: 19. Uluslararası Kongresinde neler yaşandı?
A.D.B.: Tıbbi buluşlar alanında dünyanın en heyecan verici ve önemli toplantılarından biri olarak gösterilen Tıbbi Buluşlar ve Teknoloji Derneği’nin (SMIT (Society for Medical Innovation and Technology) Japonya’da yapılan 19. Uluslararası Kongresi’ne katılmayı amaçladık ve bu kongreye bir buluş olarak videoanoskopu sunmak için başvurduk. Başvurumuz kabul edildi ve 20-22 Kasım 2007 tarihleri arasında Japonya’nın Sendai kentinde yapılan SMIT kongresine katılmak üzere ben ve çalışma arkadaşım Doç.Dr.Tuğrul Tansuğ, tümüyle kendi imkanlarımızla yola çıkarak Japonya’ya gittik.

E.Ö.: SMIT kongresinde hangi ödülleri aldınız ?
A.D.B.: Türkiye’den bu kongreye sadece ikimizin katıldığını, ayrıca bu kongrede Türkiye’yi temsil eden tek çalışmanın bizim çalışmamız olduğunu öğrendik. Robotik cerrahi ve üç boyutlu görüntülemenin yardım ettiği ameliyatların ön plana çıktığı ve nano-teknolojinin konuşulduğu kongrede poster olarak sunduğumuz videoanoskop büyük ilgi çekti. Yapılan poster değerlendirmesinde en iyi altıncı poster seçildi ve mansiyon alan iki çalışmadan biri olduk. Dünyanın önde gelen tıp merkezlerinin ve robotik cerrahi tekniklerin ödülleri topladığı bu kongrede kazandığımız derece ile İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin ve ülkemizin adını ön sıralara yazdırdığımız için mutluluk duyuyoruz ve ülkemizi hakettiği şekilde temsil edebildiğimiz için gurur duyuyoruz.

Continue Reading

29 MAYIS HASTANESİ ISO 9001 BELGESİ ALDI

2007 Mayıs ayında hizmete giren 29 Mayıs Hastanesi kısa sürede ISO 9001 belgesi almayı başardı. Hastanenin yeni hedefi J.C.I.

TDV Özel 29 Mayıs Hastanesine, ISO 9001:2000 belgesinin verildiği ödül törenine Sanayi Eski Bakan Ali Coşkun , İcra Kurulu Başkanı Rıza Başoğlu, Sağlık Koordinatörü Başkanı Prof. Dr. Alp Özdemir , Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ziya Selçuk ve ISO 9001 Kasel firması sorumluları katıldı.

Törende konuşan Tıbbi Direktör Prof. Dr. Peyami Cinaz toplumun sağlık konusundaki beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate alarak bilimsel kurallara uygun ve kaliteli sağlık hizmetini en iyi şekilde sunmayı hedeflediklerini söyledi. Amaçlarının, Türk Vakıf anlayışının özü olan; insanlığa daha iyi hizmet vermek ve bu hizmeti organize bir yapıda sunmak olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cinaz şöyle konuştu: ”ISO belgesi almanın büyük sorumluluk olduğunu ve belgede ki uygulamaların aynı şekilde devam edecektir. Çalışmamız yaptığımızı yazmamız, yazdığımızı yapmamızdır. İkinci çalışmamız J.C.I. çalışmalarımız devam etmekte olup, 2008 yılında da akredite olmayı hedefliyoruz. Denetimleri başarıyla tamamlayarak bu kuruluşa katılmayı planlıyoruz. Ayrıca ödülümüzü Sayın Bakanımız tarafından verilmesi çok güzel bir durumdur.”

Sanayi Eski Bakanı Ali Coşkun sertifikayı vermeden önce konuşmasında 26 üniversiteyle ilk defa teknoloji geliştirme bölgeleri kurduklarını, ancak 14 üniversite alt yapısını tamamladıklarını ifade etti. Sanayi Eski Bakanı Coşkun şöyle konuştu: “Türkiye bugün artık teknoloji üretiyor, ihraç etmeye başladı. Kaliteyi öne çıkartıyoruz, teknolojiyle paralel şekilde yürütmek önemlidir. Kaliteyi öne çıkaran insan merkezli bir ortamda yaşıyoruz. Rekabette kaliteye önem vererek yükselir. Tüm emeği geçen ve kaliteye emeği geçenleri kutluyorum.”

Continue Reading

Prof. Dr. Savaş:“PNEMONİAE ÖLÜMCÜL HASTALIKLARDA İKİNCİ SIRADA YER ALIYOR.”

Ankara Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana bilimi Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İsmail Savaş, Muhabirimiz Esra Öz’e Pneumococcus’un tanı ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

Pneumococcus’un bir mikroorganizma olduğunu ifade eden Savaş bu bakterinin asıl adının Sterptococcus pneumoniae olarak adlandırıldığını ifade etti. Pneumococcus’un solunum yollarında, sinüs yollarında ve kulak yollarında hastalık oluşturan, GR(+), alfa hemolitik, katalaz negatif yapıda bir kümeler topluluğu olduğunu ifade eden Savaş, tanı yapılması için balgam kültürü yapıldığını belirtti. Prof. Dr. Savaş, “Bu balgam örneğinin incelenmesi sonucunda üreme özelliklerine göre kümeler halinde zincir oluşturması veya diplokok formunun böbrek şekline benzer karakteristik bir görüntüsü bulunması durumunda Pneumococcus tanısı konur. Oluşturduğu hastalıklar, radyolojik görüntüleme yöntemleri ve boyanma yoluyla farklılıklar gösterebilmektedir” diye konuştu.
Pneumococcus’un bir solunum yolu hastalığı olması sebebiyle, kulak iltihaplanması yani otitis media’ya sebep olabildiğini dile getiren Savaş, hekimin tanı koymasına yardımcı olabilecek belirtiler hakkında da bilgi verdi. Savaş şunları söyledi: “Hasta şu şikayetlerle gelebilir; üşüme, titreme, öksürük,ateş, iştahsızlık, şuur bulanıklığı, özellikle çocuklarda ilgisizlik, yaşlılarda bilinç kaybı görülmektedir. Akciğer filmi çekilerek ön teşhis konabilir”

Splenektomili hastalarda daha çok ölümcül olabiliyor
“Pneumokok’un özellikle bulaşma yolu yok” diyen Savaş, nezle, grip gibi vücut direnci zayıflamış kişilerde, yaşlılarda, Akciğer hastalarında, kalp hastalarında, şeker hastalarında, ilaç kullanımından kaynaklanan durumlarda ve kanser hastalarında görülme risklerinin arttığını kaydetti. Savaş şunları söyledi: “Çocuklar bu bakteriyi diğer çocuklara da bulaştırabilir. Bulaşma öksürme, yıkanmamış ellere dokunma veya öpüşme gibi doğrudan temas yoluyla olabilir. Çocukların toplu halde bulunduğu kreş ve anaokulu gibi yerlerde çok hızla yayılabilir. Küçük çocuklar bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için, pnömokoklara karşı daha savunmasızdır.”

Savaş, Pneumococ’un splenektomili hastalarda daha çok ölümcül olabildiğine işaret ederek, “Splenektomili hastalar vücudundaki toksinleri atamadığı için ağır iltihap salgılaması ile karşı karşılardır. Bu durumda Pneumococ’la karşı karşıya kalan hastalar, vücudun savunma mekanizmasını çalıştıramazlar. Böylesi durumlarda sonuç öldürücü olabilir” Pneumoniae’nın zatüre infeksiyonlarından bir farkının olmadığını söyleyen Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İsmail Savaş, direnci düşük kişilerde boğazdan kaynaklanan bulaşma olabileceğinide ekledi. Savaş şöyle devam etti: “Ölümcül hastalıklar içinde ülkemizde ilkini ishal hastalıkları alırken ikinci sırayı Pnemoniae almaktadır. Özellikle çocuklarda ölüm riski yüksektir.Son yıllarda bunun fark edilmesi üzerine çocuklarda ölümleri engellemek amacıyla önlemler alınmaya başlanmıştır . Pnömokoklar sağlıklı insanların burun, geniz ve boğazında yaygın olarak bulunurlar. Bu bakteriler; zatürre, menenjit , orta kulak iltihabı , sinüzit, bakteriyemi (kan dolaşımına bakteri karışması) ,gibi enfeksiyon hastalıklarına neden olurlar. Bu enfeksiyonlar en sık kış aylarında ortaya çıkmakla birlikte, her mevsimde görülebilir.

Pnemoniae’ya da ilk tercih antibiyotiktir
Tedavi yöntemi olarak antibiyotiklerin kullanıldığını açıklayan Savaş, zamanla bakterilerin direnç oluşturmasından kaynaklanan zorluklar olabildiğini ancak, henüz ülkemizde bu durumun ileri seviyelere ulaşmadığını kaydetti. Savaş “ ABD’de yüzde kırkı bulan direnç, ülkemizde yüzde iki ile sınırlı kalmaktadır. Bu sebepten dolayı da ilk tercihi Penisilinler almaktadır” dedi.

Hastalık oluştuktan sonra tedavinin hem maddi zorlukları hem de hastanın sıkıntılarını beraberinde getirdiğini kaydederek, “Şuanda hastalıklar oluşmadan önce tanı konmasına yönelik çalışmalar hız kazandı.Bu nedenle zatüre olan hastalarda hemen antibiyotik başlanılıyor. Böylece hasta riske atılmaktan kurtarılmış oluyor” diye konuştu.
Korunma yollarından birisininde immün sistemi düşmüş çocuklara uygulanan Pneumococcus aşıları olduğunu ileten Savaş, bu aşının yetişkinlerde de 5-10 yılda bir tekrarlanarak yapılması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Savaş, tüm hastalıklarda olduğu gibi Pneumococcusda da doğru beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

Aşı toplam 4 doz uygulanması gerekiyor
Konjuge pnömokok aşısının, 6 hafta ile 9 yaş arasındaki tüm bebek ve çocuklara uygulanmasını önerdiklerini bildiren Savaş, bu aşının bebeklerde 2. aydan başlayarak en az bir ay ara ile 3 kez ve 12. – 15. aylar arasında bir doz daha olmak üzere toplam 4 doz uygulanması gerektiğini söyledi. Savaş, diğer yaş grupları veya geç başlayan çocuklar için de farklı bir aşılama programı bulunduğunu dile getirdi.
“2000 yılından beri ABD, Kanada gibi ülkelerde tüm 0-2 yaş çocuklar için pnömokok aşısı önerilmektedir” diyen Prof. Dr. İsmail Savaş, bu aşının çocukları pnömokok adı verilen tehlikeli bir bakterinin yol açtığı enfeksiyonlardan korumak üzere hazırlandığını kaydetti. Konjuge pnömokok aşısının diğer çocukluk çağı aşılarıyla birlikte uygulanabildiğine dikkat çeken Savaş, polisakkarit pnömokok aşısının ise 2 yaş üzerindeki risk taşıyan kişilerde kullanıldığını açıkladı.. Savaş, aşı uygulandıktan sonra 5 ile 10 yıl süre korunma sağladığını da belirtti.

Continue Reading

BEYİN HÜCRELERİNİ DONDURAN BİLİMCİ TARİHE GEÇTİ

Prof. Dr. Marianne Thoresen tarafından gerçekleştirilen operasyon tıp çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.

İngiltere Bristol St Michael Hastanesinde görevli Prof.Dr. Marianne Thoresen tarafından gerçekleştirilen beyin dondurma operasyonu alanında bir ilk oldu. Hasta Nichola Templar ‘ın doğumu sırasında beyin sarsıntısı geçirdiği belirlenen bebeğin durumunu aneliz eden Prof. Thoresen beyni dondurarak hasar görmesini engelledi. Konu hakkında Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Thoresen, konunun medyada aksettirildiği şekliyle gerçekleşmediğini söyledi. Thoresen, Bebek Olivia’nın 3 gün boyunca 34.5 derece ılıman ısıtma şartlarında bırakıldığını belirterek, “Serinletme işlemi başın etrafında soğuk su dolaştırmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Şuanda Olivia’nın tamamen sağlığını kazandığını söylemek ve bazı hususlardan emin olmak için çok erken. Ancak durumu büyük ihtimalle normal seyirde devam edecek. Bundaki sebeplerden en önemlisi genç bir bünyeye sahip olması” dedi.

Beyinde şişme veya serebral palsi engelledik
Olivia ‘nın doğum sırasında beyin sarsıntısı geçirdiğini ve 10 dakika oksijensiz kaldığını belirten Thoresen şöyle devam etti: “Hemen müdahale etmemiz gerektiği için acele karar verdik. Bebeğin kafasını özel bir cihazla dondurmaya başladık. 4 kilo doğan Olivia doğumdan sonra ağlamadı. Beyinde oluşabilecek hasarı önleyebilmek için annesinden operasyon için izin aldık. Ardından vakit kaybetmeden narkoz vererek cihaza bağladık. Yapmış olduğumuz bu operasyonla beyinde sinirsel bozukluklar gibi oluşabilecek herhangi bir şişme veya serebral palsi engellenmiş oldu”

Olivia’nın sağlık durumu gayet iyi
Prof Thoresen , beyin hücrelerini dondurma işleminin üzerinden 5 ay geçtiğini ve Olivia’nın sağlık durumlarının normal olduğunu söyledi. Thoresen, bu uygulama ile yeni bir yöntemin önünü açtıklarını kaydederek, “Söz konusu operasyon doğumdan sonra gözlemlenen rahatsızlıklara hemen müdahale edilmesi gerekliliğine örnek teşkil etmiştir” dedi.

Continue Reading

PARKİNSON HASTALIĞI ve TEDAVİDE ALTERNATİF UYGULAMALAR

Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Nöroloji Klinik şefi Doç. Dr. Selçuk Çomoğlu, Parkinson hastalığı, tedavide yenilikler ve gelecekle ilgili beklentileri Sağlık Dergisi’ne anlattı.

Parkinson hastalığı nedir
Beyin sapının mezensefalon kısmında substanstia nigra adı verilen bölgede dopamin üreten sinir hücreleri bulunmaktadır. Çoğunlukla bilinmeyen nedenlerle bu hücrelerin fonksiyonlarının bozulması ile dopamin üretiminin azalması neticesinde Parkinson hastalığının ortaya çıktığını ifade eden Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Nöroloji Klinik Şefi Doç. Dr. Selçuk Çomoğlu, Dopamin eksikliğinin, hareketin hızı, koordinasyonu vb pek çok fonksiyonun bozulmasına sebep olduğunu belirtmiştir. Asetilkolin, GABA, dopamin gibi nörotransmitterler arasında çok hassas bir denge olduğunu, dopamin düşüklüğünün kolinerjik ve GABAerjik yolaklarda kontrolsüz artışa yol açtığını söylemiştir”.

En sık görülen başlangıç belirtileri ve görülme yaşları
Parkinson hastalığının kendi içinde başlangıç yaşlarına göre gruplara ayrıldığını anlatan Çomoğlu şöyle devam etti: “Bu yaş grupları; 55-60 yaş üzerinde başlayan klasik ve en sık görülen formu, 45-55 yaş arasında erken başlangıçlı ve 20 yaş altında jüvenil başlangıçlı Parkinson olarak sınıflandırıldığını belirtti.
Hastalığın başlangıç semptomlarının değişebildiğini söyleyen Dr. Çomoğlu, özellikle istirahat sırasında ve ellerde hakim titreme, hareketlerde yavaşlama, ses kısıklığı, yazı karakterinde değişiklik, dakikadaki göz kırpma sayısında, jest ve mimiklerde azalma şeklinde belirtilerin yanısıra daha nadiren erken düşme atakları ile hastalığın başlayabileceğini bildirdi. Aşırı terleme, ağızda tükrük ve sekresyonlarda artış, bağırsak alışkanlıklarında değişim ve çoğunlukla kabızlığa eğilim, ciltte aşırı yağlanma gibi otonom sinir sistemine ait belirtilerin de hastalığın yandaş bulguları olarak görülebileceğini ifade etti”

Parkinson, ikincil bir hastalığı da içinde barındırıyor olabilir
Klasik Parkinson hastalığı dışında bu hastalık belirtilerinin görüldüğü iki ana grubun daha olduğunu, bunlar ikincil Parkinson hastalığı ve Parkinson Artı sendromları olarak sınıflandırıldığını belirterek, ikincil Parkinson Hastalığında dopaminerjik yolları etkileyen beyinde tümör, damarsal anomali, damar tıkanıklığı yada kanaması, çeşitli ilaçların (nöroleptikler, antihipertansiflerden bazıları, vb) yan etkileri, mikro (Boks sporu ile uğraşanlarda) ve makro kafa travmaları, karbonmonoksit yada mangan intoksikasyonu vb nedenlerle geliştiğini ve bunların klasik Parkinson Hastalığından ayırt edilebilmesi için de beyin MRI veya tomografi ile çeşitli kan incelemelerinin yapılması gerektiğini ifade etti. Üçüncü grup parkinson hastalığının ise Parkinson Artı Sendromları olduğunu ve parkinson belirtilerinin yanında piramidal, serebellar, beyin sapı yada kortikal etkilenmeler ile ayrıldığını ve klinik seyrin, tedavilere cevabın en kötü olan grubun bu olduğunu belirtti.

Tedavi Stratejileri
“Tedavi de ilaç ilk tercih edilendir” diyen Doç. Dr. Çomoğlu “Tedavinin ana prensibinin dopamin eksikliğini gideren, dopamin yıkımını engelleyen, dopamini parçalayan enzimlerin inaktive edilmesi esasına dayandığını dile getirirken, çoğunlukla tedavinin ana ilacı olan levo-dopanın geç dönemdeki yan etkileri tedavi planlanmasında ciddi zorluklar yarattığını, bu sebeple yeni ilaç araştırmaları ve tedavi yöntemlerinin sürekli denendiğini, maalesef halen kullanılan ilaçların hastalığın geri dönüşünü sağlamadığı, sadece hastalık semptomlarını baskıladığını” ifade etti.

En etkili yöntem derin beyin stimülasyonu
Son yıllarda titremenin ve ilaçlara bağlı yan etkilerin çok olduğu hasta grubunda cerrahi tedavilerden yararlanıldığını, bununla birlikte bu tedavi yönteminin uygulanacağı hastaların doğru seçilmesi gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Çomoğlu “yapılacak cerrahi işlemlerin talamus, globus pallidus ve subtalamik nükleus lokalizasyonlarından herhangi birine yönelik düzeltilmesi planlanan semptom dikkate alınarak hedeflenip seçildiğini söyledi”. Bu konuda iki ana yaklaşım olduğunu bunlardan birinin yukarıda belirtilen alanlar üzerine cerrahi girişim yada yan etki profili çok düşük ancak yüksek maliyet ve pil ömrünün tükendiği 2-3 yıl sonunda yeniden aynı uygulama tekrarının getirdiği zorlukları olan derin beyin stimülasyon yöntemleridir. Her iki yöntemin artı ve eksileri bulunmaktadır.

Kök hücre çalışmaları, tedavi yaklaşımlarını değiştirecek
Parkinson hastalığının tedavisinde son yıllarda çok tartışılan fetal hücre transplantasyonu ve otolog adrenal medulla transplantasyonu uygulamalarının da yapılmakta olduğunu ifade eden Çomoğlu, bu yöntemlerin hala kanıtlanabilir yararları konusunda konsensus olmadığı, kök hücre çalışmalarının devam ettiğini ve önümüzdeki 10 yıl içerinde bu hastalıkla ilgili önemli gelişmeler beklentisini dile getiren Doç. Dr. Çomoğlu, fizyoterapi uygulanmasının da tedavi başarısında etkili olduğunu sözlerine ekleyerek, ilaç tedavileri ile paralel uygulanacak yürüyüş fizyoterapisi ile düşme, yürüme ve postür bozukluklarına katkısı oldukça önemlidir.

Continue Reading

MERKEZİ RANDEVU SİSTEMİ İÇİN DÜĞMEYE BASILDI

Tüm Türkiye’de uygulanması hedeflenen “Telefonla Merkezi Hasta Randevu Sistemi” hastane yöneticilerine tanıtıldı.

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Merkezi Randevu Sistemi Değerlendirme Toplantısı” Ankara’da gerçekleştirildi. Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen toplantıda bu ay sonu itibariyle hizmete geçecek olan telefonla merkezi randevu sistemi hakkında bilgiler verildi. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Öner Odabaş’ın da katıldığı toplantıda yeni sistemle beraber ortaya çıkabilecek olası aksaklıklarda masaya yatırıldı. Pilot bölge olarak seçilen Ankara, İzmir, Erzurum ve Kocaeli’den gelen il sağlık müdürleri ve bilgi işlemden sorumlu sağlık müdür yardımcılarının da katıldığı toplantı, ilginç diyaloglara sahne oldu. Toplantıda çoğu hastane yöneticisinin karşı çıktığı sistemin, hastane ve merkezi teşkilat arasında iletişimsizliğe sebep olmasından endişe eden başhekimler, konunun taraflıca incelenmesinden yana görüş bildirdiler.

Odabaş: “Hastanelerden SMS’le randevu alma dönemi son bulacak”
İlk olarak 4 pilot bölgede faaliyete geçirilecek sistem için 182 SABİM hattına benzer bir iletişim hattı kurulacak. Söz konusu iletişim hattına başvuran hastaların ilgili hastaneden randevu talebi ilk 20 saniye içinde değerlendirilerek gün ve saat verilebilecek. Toplantıda konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Öner Odabaş, bu sistemle hastanelerdeki poliklinik bekleme sürelerini azaltmayı ve vatandaşların daha rahat ve kolay sağlık hizmeti almasını hedeflediklerini söyledi. Doç.Dr. Öner Odabaş yakın tarihte aktifleşecek sistemin hekimlerin aylık kaç hasta baktıklarını da ortaya koyacağını ifade etti. Odabaş, “Bu sistem aynı zamanda hastanelerde sıra bekleyen hastaların mağduriyetini de ortadan kaldıracak’’dedi.
Söz konusu toplantının programı tanıtmak ve gelecekte oluşacak aksaklıkları yakalamak amacıyla düzenlendiğini kaydeden Odabaş, randevu sisteminin hastaların görüşlerini alarak aylık programlar dahilinde düzenleneceğini de belirtti.

Odabaş’dan sonra söz alan Sağlık Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanı Nihat Akpınar ise
Sistem konusunda bilgi verdi. Akpınar, öncelikle yazılım ve donanım ile ilgili hazırlıkların yapılacağını belirterek, “Sisteme son şekli bu hazırlıklar sonrasında vereceğiz” dedi. Pilot hastaneler başta olmak üzere her hastanenin bilgi sistemleri ve web analizlerinin güncellenerek bu sisteme dahil edileceğini bildiren Akpınar, web sistemleri olmayan hastanelerin bilgilerinin ise operatörler tarafından güncelleneceğini ifade etti.

Aile Hekimleri ile ortak çalışılacak
“Bu sistemin 6 aylık ölçme ve değerlendirme döneminden sonra bölge illerden çevre illere yayılacağını söyleyen Akpınar, tüm teknik çalışma ve ihale yapımlarının sonlandırıldığını kaydetti. “Bu sistem sadece randevu alınmasını sağlayan bir oluşum olarak algılanmamalıdır. Aile hekimlerimiz bu sistemle hasta randevularını kendileri alabilecek” diyen Akpınar, böylece aile hekimlerinin 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşlarından daha rahat randevu alabileceğini de dile getirdi. Hastaların isterlerse randevularını kendilerinin de alabileceğini bildiren Akpınar, söz konusu sistemin test çalışmalarının muhtemelen 1 Nisan’da bitirileceğini ifade etti. Çağrı Merkezi ile ilgili pilot uygulamanın 2008 yılının Eylül ayından itibaren aktifleşeceğini söyleyen Akpınar, pilot uygulamadan hemen sonra tüm illerde yaygınlaşacağını da vurguladı. Akpınar, çağrı merkezinin satın alınmasıyla beraber tek yazılım kullanılacağını da bildirdi.

Bilgiler güvenlik şemsiyesi ile korunacak
Akpınar şöyle devam etti: “ Hastanelerde öncelikle sistemin tümü güncel bir şekilde entegre edilerek hastane bilgi sistemleri oluşturulacak. Verilerin güvenlikle korunabilmesi açısından şifrelerle güvenlik şemsiyesi oluşturulacak. Böylece verilere sadece yetkililer ulaşabilecek”
Bu sistem sayesinde kişinin tüm verilerinin Aile Bilgi Bankasında HL7 formatında saklanacağını açıklayan Akpınar, bunun hem hasta hem de hekim açısından büyük kolaylık sağlayacağını da belirtti.

Continue Reading

SES Genel Başkanı Aydın: “RADYOLOJİ MERKEZLERİNİN YÜZDE 44’Ü RUHSATSIZ”

SES Başkanı Köksal Aydın, “Ortada bir hak gaspı var. Biz bunun mücadelesini veriyoruz” dedi.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Başkanı Köksal Aydın, açtığımız davada radyoloji servislerinde görev alanların çalışma süresini 5 saatten 9 saate çıkaran genelgenin yürütmesinin Danıştay’ca durdurulmasının sağlık çalışanları açısından büyük sevinç yarattığını söyledi. “Ortada bir hak gaspı var. Biz bu hak gaspının hukuksal çerçevede değerlendirilmesinden yanayız” diyen Aydın, yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması ile ilgili kararın derhal hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Sağlık Dergisi Muhabiri Esra Öz’e açıklamalarda bulunan SES Genel Başkanı Köksal Aydın, sendikalarının sağlık çalışanların sesini özgürce duyurabildiği nadir örgütlerden biri olduğunu da kaydetti.

Radyoloji merkezleri tehlike saçıyor
AB ülkelerinde çalışma saatlerinin denetimli ortamlarda en fazla 7,5 saat olarak belirlendiğini dile getiren Aydın, ülkemizde ise bunun bile üstünde bir çalışma süresi belirlenmeye çalışıldığını ifade etti. Aydın “Ülkemizde radyoloji teknikerlerinin yüzde 44’ü ruhsatsız , havalandırmasız, kalibrasyon ölçümleri ve kontrolleri yapılmayan ortamlarda çalışmaktadır. Siz bu şartlar altında insanları çalıştırırsanız, kanser olmasının yolunu açmış olursunuz. Radyasyon vitamin değildir. Tehlike saçan bir ortamda önlem almadan uzun süreli işçi çalıştırmak iş yasaları gereği de suçtur” şeklinde konuştu. Aydın, tehlike saçan bazı radyoloji merkezlerinin sendikaları tarafından tespit edilerek TAEK’e bildirildiğini belirtti. SES Genel Başkanı Köksal Aydın, buna örnek olarak İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesini gösterdi. Burada sendikalarınca yapılan incelemelerde radyoloji ruhsatlarının bulunmadığı tespit ettiklerini kaydeden Aydın, geçtiğimiz günlerde söz konusu merkezin TAEK tarafından kapatıldığını söyledi.

TAEK yetersiz kalıyor
Aydın şöyle devam etti: “Türkiye’deki tıbbi alanlarda bulunan radyoloji cihazlarının tamamının TAEK tarafından onaylanması ve birimin ruhsatlandırılması gerekiyor. Ancak bu kurumun denetimleri son derece yetersiz. Şu anda sistem bu koşulları tam olarak içinde sağlayamıyor. Bunda ana neden ise personel sayısı, örgütlenme yapısı ve denetim yapısında ortaya çıkan eksiklikler. Tabi burada en çok mağdur olan hasta ve bu ortamlarda çalışan teknikerler. Hastanın ve çalışanın ne kadar radyoaktiviteye maruz kaldığının ölçme şansı yok. Bu da kanser riskini önemli ölçüde arttırıyor. AB ülkelerinde Radyoloji bölümünde günlük 15-20 işlem yapılırken, bu rakam ülkemizde 80-90 işlemi buluyor. Ayrıca çalışan kişi sayısı az ve iş yükü oldukça fazla. Buda sürenin uzamasına ve çalışanların daha fazla radyasyona maruz kalmasına sebep oluyor”

Çalışanlar bilinçli davranmıyor
Ellerinde bir takım bilgiler olmasına rağmen meslek hastalıklarına uğrayanların sayısal verileri hakkında her hangi bir istatistiğin bulunmadığını açıklayan Köksal Aydın, yakın tarihte böyle bir çalışma başlatacaklarını da dile getirdi. Aydın, çalışanların bilinçli davranmadıklarını şu örnekle anlattı: “Bir çalışan, meme kanseri olduğu halde hala konunun önemini anlamıyor. Yaptığı işten dolayı bu hastalıkla karşı karşıya kaldığını dile getirmiyor. Biz bu konuda radyoloji tenikerlerini de bilgilendirmeye yönelik çeşitli çalışmalar yapmaya başladık”

Aile hekimliği verimli bir sistem değil
SES Genel Başkanı Aydın, Aile hekimliği ile istenilen toplumsal sağlık düzeyinin oluşamayacağını da belirterek “Aile hekimliği sisteminin uygulandığı hiçbir ülke istenilen kaliteli sağlık hizmetini tam olarak ulaşamamıştır” diye konuştu. Aile Hekimliği sürecinin özellikle kırsalda hasta hakları ihlallerine dönüştürüldüğünü, koruyucu sağlık hizmetlerinin ihmal edildiğini vurgulayan Aydın, bu uygulamaya başlanılan pilot illerde istenilen başarının sağlanamadığına değindi. “Aile Hekimliği kavramı anlaşıldığından çok farklı uygulanıyor” diyen Aydın, getirilen sistemle sağlık bütçesinin önemli bir yük altına girdiğini belirtti. Aydın, harcamaların sağlık bütçesiyle örtüşür olması gerektiğini söyledi.

Tam güne şartlı destek veriyoruz
Kamuda tam gün yasasını geçmişten bu yana savunduklarını belirten Aydın söz konusu yasayla ilgili tüm tarafların görüşlerinin alınması gerektiğini dile getirdi. Dünyanın birçok yerinde Avrupa Birliği Sosyal Şartı’nın gereği olarak çalışma süresi azaltılırken Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın çalışma süresini arttırmak istemesinin kabul edilemez olduğunu söyleyen Aydın, konunun iş verimliliği açısından değerlendirilmesi gerektiğini, gerçek anlamda kamusal bir sistemde, iş güvenceli çalışma, ekonomik ve özlük haklarında iyileştirmeyle tam günün uygulanmasını savunduklarını vurguladı.

Genel sağlık sigortası sistemi eşitsiz
Genel Başkan Aydın, temel olarak tam gün çalışma sistemine karşı olmadıklarını ancak; denetim, çalışma şartları ve ücretlerin uygun bir standarda çekilmesi gerektiğini belirtti. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa tasarısı ile ilgili TBMM’de yapılan toplantıların sosyal yapıya karşı bir tutum olarak algılandığını kaydeden Aydın, “Biz konu hakkında komisyona görüş belirttik. Ancak görüşlerimiz değerlendirilmedi” diye konuştu. Aydın, genel sağlık sigortası sisteminin sağlıkta eşitsizlikleri artıracağını belirterek, “ABD’de yüksek sağlık harcamalarına rağmen sağlık düzeyi ölçütleri başarılı değildir. Herkesin eşit sağlık hizmeti almasını sağlayamamıştır. Bu sebepten dolayı biz bütçeden finanse edilen, herkesin eşit şekilde faydalanabileceği bir sağlık sisteminin uygulanması gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Continue Reading

Esra Öz kimdir?

İş Bilgileri: 
  • CNN TÜRK – Köşe Yazarı (Mayıs 2017- ) 
  • Rekabetçi Sektörler Programı (Competitive Sectors Programme) Medya İletişim Koordinatörü (Public and Media Relations Coordinator) ve Gazeteci (Journalist) (Kasım 2015-Temmuz 2016)
  • Milliyet Gazetesi Pembe Nar Sağlık Köşe Yazarı ( Ekim 2015- Mayıs 2017)
  • Kids&Gourmet Dergisi – Köşe Yazarı (Ekim 2015- )
  • TRT Kent Radyo Ankara -Sağlık Gündemi programını hazırlayıp sunuyor (Şubat-Eylül 2015 )
  • Sağlık ve İnsan Dergisi Yayın Editörü (Ekim 2014- Ocak 2017 )
  • Technical Assistance For Alignment İn Organ Donation Project (Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi) Senior Communication Expert (Kıdemli İletişim Uzmanı) (Nisan 2014- Nisan 2015)
  • Pleksus- Med-Index/ Genel Yayın Yönetmeni  (Ocak-Kasım 2013)
  • Dünya Sağlık Ajansı Yayın Yönetmeni (Ocak 2013-)
  • Sağlık Bakanlığı Sosyal Medya Danışmanı (Mayıs-Aralık 2012)
  • Sağlık Dergisi / Yazı İşleri Müdürü (Kasım 2007- Mayıs 2012 ) 
  • Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarı olarak www.esraoz.com adresinde haberleri yer alıyor (Kasım 2007- )
  • Çorum Devlet Hastanesi- Laboratuvarda (40 iş günü staj)


Eğitim Bilgileri: 
Lisans: 
  • Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi – Biyoloji 1999- 2003 (Tez Konusu: Genel Parazitoloji)
  • Anadolu Üniversitesi Radyo-TV Programcılığı 2012-2014
  • Ankara Üniversitesi
    İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü –Yüksek lisans 2017 –



Sertifikalar: 
  • Bilgisayar İşletim Sertifikası (Derecesi: Pekiyi)
  • Başkent İletişim Bilimleri Akademisi Diksiyon Sertifikası- Spikerlik- Sunuculuk Sertifikası
  • Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD) 1.-2.-3. Kur Sertifikası – Karma sergi
  • AFSAD Kurgu Fotoğrafçılığı Atölyesi 
  • Almanya Society Of
    Nutrition and Food Science (Avrupa Beslenme ve Gıda Bilimi Topluluğu)
    tarafından verilen Beslenme ve Sağlık İletişimi Sertifikası 

Kitap ve Kitap Bölümleri
Kokuyla Keşfet
Sağlık Okuryazarlığı – Sağlık Habercisi Gözünden Sağlık Okuryazarlığı bölümünü yazdı

Sağlık Haberlerine Farklı Bakış
 Kapat! Çocukları Sanal Dünyada(n) Koruma Kılavuzu – Mavi balina oyunu ve dijital medya okuryazarlığı bölümünü yazdı. (2018)
Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları-Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde 1
Kişisel Bilgiler: 
5
yıl süre ile Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştığı Sağlık Dergisi’nde yeniliklere
açık, araştırmalarına devam etti. Daha önce yapılmamışı yapmak istediği için
hayata gözlemleyerek bakıyor. Hazırladığı “Tıbbın Duayenleri”, “Hayatı Keşfeden
Biyologlar”, “Dünya’da Türk Hekimleri ve Başarı öyküleri” ve Nörobilim ile
ilgili röportaj ve haber serileri sağlık camiası tarafından büyük ilgiyle takip
ediliyor. 2012 yılında Sağlık Bakanlığı Sosyal Medya hesaplarının kurulumu ve
yönetiminde danışmanlık yaptı. 2013 yılında Med-Index sitesinin kurucusu ve
Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. 2014 yılında Technical Assistance For Alignment
İn Organ Donation Project (Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım Projesi)
Senior Communication Expert (Kıdemli İletişim Uzmanı) olarak organ bağışı
haberlerinin işlenmesi üzerine medya çalıştayları düzenledi.  2014 yılı Ekim ayından 2016 yılı Aralık ayına
kadar Sağlık ve İnsan Dergisi Yayın Editörü olarak çalışmalarını sürdürdü.
Şubat 2015 tarihinden Eylül ayına kadar TRT Kent Radyo Ankara’da Sağlık Gündemi
programını hazırlayıp sundu. Ekim 2015 tarihinden itibaren Kids&Gourmet
Dergisi’nde anne ve çocuklara yönelik köşe yazıları yazdı. Yine aynı tarihten
itibaren Milliyet Gazetesi Pembe Nar Sağlık Köşe yazarı olarak hem özel
röportajları hem de yazıları yayınlandı. 
Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti mali işbirliği çerçevesinde
finanse edilen ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen
Rekabetçi Sektörler Programı
Medya
İletişim Koordinatörü olarak çalıştı.
Sağlık Bakanlığı ve Avrupa Birliği
tarafından düzenlenen “Organ Bağışında Uyum için Teknik Yardım
Projesi” kapsamında “AB Organ Bağışı 2. Medya Çalıştayı”nı
organize etti ve toplantıda medyanın rolü ele alındı.
 “AB Organ Bağışında Uyum için Teknik
Yardım Projesi” kapsamında “Ulan İstanbul”, “Arka
Sokaklar”, “Kaçak”, “Hayat Yolunda” ve “Kocamın
Ailesi” setlerinde Türkiye’deki organ bağışı ve nakillere ilişkin bilgi
verilmesini organize etti.
“AB Organ Bağışı 3. Medya
Çalıştayı”nı düzenleyerek Sağlık Bakanlığı ve AB yetkililerinin, organ
bağışında farkındalığın artırılabilmesi için medya temsilcilerini ziyaret
edilmesini organize etti. Show TV, CNN Türk, Kanal D, Star TV, NTV, Fox TV,
TGRT Haber, Kanal 24, Hürriyet Gazetesi, Star Gazetesi, Akşam Gazetesi ve
Türkiye Gazetesi’nin yöneticileri ile görüşüldü.
 “Sağlığımıza Yön Verenler” yazı dizisi ile
Türkiye’de ilk defa bu alanda çalışan İletişim Fakültesi akademisyenleri ve
sağlık muhabirleri ile sorunları ve çözüm önerilerini içeren röportajlara imza
attı. Bu seri,  sağlık iletişimi ve
sağlık haberciliğinin geliştirilerek, sağlık okuryazarlığı ve medyanın
bilinçlendirilmesi için hazırlandı. Röportaj serini Sağlık Haberlerine Farklı
Bakış adıyla yayınladı.
Türkiye’de ilk defa “Kokuyla Keşfet”
adıyla koku kitabı yayınladı. Kitapta, koku almanın bilimsel yönlerini
eğlenceli bir dille işlerken, kokunun insan ilişkilerine etkisi, hastalıklar,
parfümün gizemli dünyasını ve kokuyla ilgili daha birçok konuyu ele aldı.
 Ankara Üniversitesi Yayınlarından çıkan
“Sağlık Okuryazarlığı” kitabında 
“Sağlık Habercisi Gözünden Sağlık Okuryazarlığı” bölümünü
ve  “Adli Koku” kitabında “Koku ve Yaşam”
bölümünü yazdı.
İki kez TEDx  konuşması yaptı. İlki TEDx
Bahçeşehir Üniversitesi’nde sağlık haberciliği ve sağlık okuryazarlığı
konusunda “Sağlık Haberlerine Doğru Bakış” isimli konuşma yaptı.
https://www.youtube.com/watch?v=48h_900ykyQ 
İki kez TEDx  konuşması yaptı. İlki TEDx
Bahçeşehir Üniversitesi’nde sağlık haberciliği ve sağlık okuryazarlığı
konusunda “Sağlık Haberlerine Doğru Bakış” isimli konuşmasıydı. İ
kincisi
ise TEDxYouth@ATA, “Fark Et Fark Yarat” başlığıyla gazetecilik tarihinde dönüm
noktası olan Pulitzer’in hayatından yola çıkarak ülkemizde sağlık haberciliği
ve sağlık okuryazarlığı bilincinin artırılmasının önemi ile ilgili konuşma
yaptı.  https://www.youtube.com/watch?v=w7IslMFMxbk



Çocukları Sanal
Dünyada(N) Koruma Kılavuzu kitabında “Medya Okuryazarlığı İle Çocuklarınızı Mavi Balinalardan
Koruyun”
bölümünü yazdı.
Türkiye’de ilk defa, uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme
ve medya okuryazarlığı bilinci oluşturmak için 11 yaş ve üzeri çocuklar için
kitap yayınladı. “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabı “Sağlıklı
Beslenmenin Gizemli İpuçları” başlığıyla yayınlanan kitabı, bilgi kirliliğinden
kurtulmak için sorgulayan, eleştiren ve çözüm üreten bir topluma dönüşmek hazırladı.

Şu anda CNN TÜRK ve Digital Age
Dergisinde köşe yazarıdır ve farklı projelere imza atmaya devam
etmektedir.  



Yaptığı konuşmalar: 

  • TBMM Sağlık Çalışanlarına Şiddeti Araştırma Komisyonu’na (2012) gazeteci ve sosyal medya uzmanı olarak sosyal medyanın işleyişi ve haber dili konulu sunum yaptı. 
  • Sağlık Psikolojisi Sempozyumu’nda (2012) yazılı basın ve sosyal medyada sağlık haberciliği üzerine konuşma yaptı.
  • Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Sağlık Haberciliği dersine misafir hoca -2012
  • Sağlık-Sen tarafından 7 Mart 2012 tarihinde düzenlenen “Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Kadın Paneli’nde  moderatörlük yaptı.
  • Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümünde Sağlık İletişimi dersine misafir hoca -2013
  • Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Mesleklerine Giriş dersinde sağlık muhabirliğini ve sosyal medyayı -2013
  • Zonguldak Kamu Hastaneleri Birliği tarafından düzenlenen ”14 Mart Tıp Bayramı” etkinliklerinde Kokuyla Keşfet sunumu -2014
  • Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu’nun Moderatörlüğünde “Sağlık Haberciliği ve Etik” başlığı altında konuşma -2014
  • Bursa Barosu ‘Sağlık Haberciliği ve Etik’ ve ‘Medya ve Sağlık’ konulu Panelde Sağlık Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Okan Dursun’un yönetiminde Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ceyhun İrgil ile birlikte Sağlık Habercisi olarak konuştu.- 2014
  • Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Sağlık Haberciliği dersine misafir hoca- 2014
  • 5. Ulusal Tıp Günleri- Sağlık Haberciliği İlkeleri – 2014
  • Kırıkkale Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölümü ‘Sağlık Yönetiminde Medyanın Yeri Ve Önemi’ semineri- 2014
  • Sağlık İletişimi Derneği (SİLDER) üyeleri ve 13 tıp derneği başkan ve yöneticileri ‘Hekimin Medya Kılavuzu’ adlı sunumda sosyal medya konusunu anlattı. -2014
  • 9. Ulusal Yara Bakımı Kongresi ‘nde Prof. Dr. Eksal Kargı’nın moderatörlüğünde Sağlık Haberciliği İlkeleri ve Kokuyla Keşfet sunumları yaptı.- 2014
  • Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya Kulübü  tarafından düzenlenen “Sosyal Söyleşi”  toplantısında  dijital dünya hakkında konuştu. -2014
  • Türk Kardiyoloji Derneği’ne ‘Hekimin Medya Kılavuzu’ adlı sunumda sosyal medya konusunu anlattı. – 2015
  • Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü ve Adli Bilimciler Derneği Adli Psikoloji Komisyonu’nun düzenlediği, 2. Adli Psikoloji Sempozyumu’nda “Sağlık Haberciliğinde Psikolojinin Yeri” başlıklı konuşma yaptı. -2015
  • Ordu Türk Hemşireler Derneği Etkinliği’nde Sağlıkta İletişimin Gücü sunumu yaptı. – 2015
  • Uluslararası Organ Nakilli Çocuklar Kampında Dünyaca ünlü karaciğer nakli cerrahı Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, böbrek naklinde dünya rekortmeni olan Prof. Dr. Alper Demirbaş, Türkiye’de ilk başarılı akciğer naklini gerçekleştiren cerrah Doç. Dr. Asım Kutlu ve Türkiye’nin en genç profesörü olmuş çocuk böbrek hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Nayır’ın olduğu oturumunun modetörlüğünü yaptı. – 2015
  • 2.Turkey Hospital Expansion Summit’te moderatörlüğünü yaptığı, Dijital Sağlık oturumunda Galatasaray Üniversitesi iletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz, Memorial Kurumsal İletişim Müdürü Esra Aydemir ve Medicana Hastanesi Teknoloji Yöneticisi Murat Eren konuştu.
  • Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği 37. Ulusal Kurultayında Prof. Dr. Eksal Kargı ve Dr. Uğur Anıl Bingöl moderatörlüğünde düzenlenen Medya oturumunda konuşma yaptı.-2015 
  • Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde düzenlenen Sağlık İletişimi Sempozyumunda Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Arş. Gör. Eda Turancı ile ortak çalışmaları olan ”Sağlık İletişimi Açısından ”Blogger Anne’lerin Kişisel Blogları Üzerine Bir İnceleme” ve ”Kadın Dergilerinde Sağlıklı Yaşam Sunumları:”Formsante” Dergisi Örneği” konu başlıklı iki bildiri sundular. -2015
  • Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği 37. Ulusal Kurultayında Prof. Dr. Eksal Kargı ve Dr. Uğur Anıl Bingöl moderatörlüğünde düzenlenen Medya oturumunda konuşma yaptı.-2015
  • Digital Health Summit Turkey “Geleneksel ve Dijital Medyada “Sağlıklı” Habercilik” oturumunda konuşma yaptı- 2015 https://www.youtube.com/watch?v=axIa1Bb2RnE
  • Sağlık Turizmi Uzmanlığı ve Yönetimi Sertifika Eğitimi, Geleneksel ve Yeni Medyada Sağlıklı Habercilik seminer verdi.-2016
  • Birinci STING Çalıştayı Doç. Dr. Gültekin Çakmakçı’nın önderliğinde öğretmenlere yönelik eğitimde bende bir saat sağlık ve bilim okuryazarlığı haber oyun atölyesi yaptım.- 2016
  • TEDx Bahçeşehir Üniversitesi’nde sağlık haberciliği ve sağlık okuryazarlığı konusunda “Sağlık Haberlerine Doğru Bakış” isimli konuşma yaptı. -2016 https://www.youtube.com/watch?v=48h_900ykyQ
  • 20. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde Sağlık haberciliği ile ilgili iki farklı oturumda konuşma yaptı. -2016
  • 15 ülkeden 40’ın üzerinde gazeteciyle Uluslararası Organ Nakli Ağı Organ Nakli ve Organ Bağışı 1. Ve 2. Medya Çalıştayı’nda moderatörlük yaptı. -2016
  • Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesinde Küresel Sağlık Hizmetleri Pazarlaması doktora dersinde sağlık okuryazarlığı anlattı.- 2016
  • Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği 38. Ulusal Kurultayı’nda Sağlık turizmi ve sağlık haberciliği başlıklı konuşma yaptı.-2016
  • II. Sağlık İletişimi Sempozyumu’nda “Nöro-yalanlar ve Nöro-gerçekler” başlıklı sunumu Prof. Dr. İle birlikte gerçekleştirdi. -2016
  • AHEKON sağlık haberlerinde aile hekimliğinin önemini konuştu. -2016
  • TEDxYouth@ATA Fark Et Fark Yarat -2017 https://www.youtube.com/watch?v=w7IslMFMxbk
  • Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Sağlık Haberleri ve Koku konularını anlattı. -2017
  • Emniyet Genel Müdürlüğünde Adli Koku sempozyumunda koku ve yaşam başlıklı konuşma yaptı. -2017
  • Hacettepe Üniversitesi, TÜBİTAK ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen, “STEM & Makers Fest/Expo Türkiye 2017 ve 3. STEM Öğretmenler Konferansı”, “Endüstri 4.0’a Hazır mıyız?” konulu panelde “Endüstri 4.0’da Yeni Medya” başlıklı konuşma yaptı. -2017 http://www.vitaminogretmen.com/videolar/1875 
  • 9. Uluslararası Spor Fizyoterapistleri Kongresi’nde “Sağlıklı Yaşam ve Medya” başlıklı konuşma yaptı. -2017 
  • Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği Yıldız Akademisyenler programında “Yeni medya” başlıklı konuşma yaptı. – 2017
  • Endokrinolojide Fark Yaratacak Akademisyenler” adı altında bir eğitim programında “Yeni medya” başlıklı konuşma yaptı. – 2018
  • 3. Ulusal Aşı Çalıştayı’nda Aşı Reddinde Medyanın Rolü konuşması yaptım. -2018
  • Türk Üroloji Derneği tarafından düzenlenen bilimsel toplantıda “Sosyal Medyada Doğru Bildiklerimiz Ve Yanlış” yaptıklarımız başlıklı konuşma yaptı. – 2018

Aldığı Ödüller:

  • Bem-Bir-Sen tarafında düzenlenen “İbrahim Keresteci Basın Ödülleri” Başarı Ödülü 2011-2012
  • Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından “Avrasya Hematoloji Basın Ödülü”
  • Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği’nden teşekkür belgesi-2011
  • Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği tarafından 2011 Basın Ödülü
  • Türk Böbrek Vakfı tarafından düzenlenen TBV 1. Medya Ödüllerinde, Sağlık Alanında En İyi Blog Yazarı ödülü-2014
  • Türk Böbrek Vakfı tarafından düzenlenen TBV 2. Medya Ödüllerinde, “Yazılı Basın Dergi Röportaj” dalında, “Türkiye’de Organ Bağışı ve Organ Nakli” başlıklı haberiyle ödül aldı -2015
  • Türk Böbrek Vakfı tarafından düzenlenen TBV 4.
    Medya Ödüllerinde, İnternet Röportaj – Mansiyon Dalında ödül aldı. -2017
  • Şahane Medya Ödülleri”nde Cnnturk.com Köşe Yazarı olarak
    ‘En Başarılı Köşe Yazarı’ ödülü verildi. 2018

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Francis J. Ricciardone ve eşi Dr. Marie Ricciardone’nin ev sahipliğinde Ulusal Kanser Enstitüsü Başkan Yardımcısı Dr. Douglas Lowy ve beraberindeki heyet için düzenlenen resepsiyona sağlık blog yazarı olarak davet edildi. (2014)


Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı tarafından düzenlenen “Sağlıkta Sektörlerarası İşbirliği Sempozyumu” kapsamında yapılan “Medya Çalıştayı”na Sağlık Habercisi olarak katıldı. (2014)


1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası “Uyuşturucu ile Mücadele İletişim Çalıştayı”na Gazeteci, Yazar, Blogger ve SİLDER Yönetim Kurulu Üyesi olarak katıldı. (2014)

Continue Reading