SOSYAL MEDYA BİLİMİN ABARTILI LANSMANIYLA KARŞI KARŞIYA

Bilim ve medya ayrılmaz bir biçimde iç içe geçmiş durumda bulunuyor. Bilimsel sonuçlar kitlesel basın yayın organlarında, önde gelen gazetelerde, okurun anlayabileceği bir şekilde yer buluyor. Bu özetleyici habercilik sonuçların önemini abartılı şekilde gösteriyor.

Tufts Üniversitesi’nde çevre ve biyoteknoloji profesörü olan Sheldon Krimsky tarafından kaleme alından Kök Hücre Diyalogları isimli kitapta bilim haberciliğini de ele alıyor.

“Yutturmaca ya da furya yaratma” anlamına gelen İngilizce “hype” teriminin olumsuz yansımasını bu haberlerde görüyoruz. Bir ürün ya da fikri teşvik etmek ya da tanıtmak için kullanılan, genellikle de bu ürünün ya da fikrin önemini olduğundan fazla gösteren yazılı ya da sözlü bir eylem olarak tanımlanan bu kelime, bilimin abartılmasına neden olur. Yararların aşırı vurgulanması, risklerin üstünde yeterince durulmaması, bireylerin ümitlerini ve beklentilerini artıran büyük iddiaların ve vaatlerin ortaya atılması ile bu durum daha da gözler önüne seriliyor.

Gelin şimdi medyada bilimsel yayınların abartılmasının nasıl sorunlara yol açtığına kısaca bir bakalım.

İlk olarak topluma laboratuvarda dikkat çekici bir şeyin gerçekleştiğini haber verir. Haberdeki abartı, tüketicileri yeni kuşak tıbbi tedavilere hazırlar. Haberin başlığı yeni bir ilaç denemesiyle ilgiliyse insanlar doktorlarına bu ilaç hakkında sorular sorabilir. İlaç, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin  (FDA) onayını henüz almamış bile olsa, abartılı haber bazı hastaları, onaylanmamış bir numune alıp alamayacakları ya da bir klinik denemeye katılıp katılamayacaklarını öğrenmeye yöneltir.

İkinci olarak bir araştırmayla ilgili abartılı iddialar rekabetçi bir alanda çalışan bilim insanlarının çalışmaları için daha fazla maddi kaynak bulmalarını sağlayabilir. Maddi kaynak sağlayanlar, medyanın dikkatini, söz konusu bilimsel ekibin yaptığı çalışmanın önemli ve özellikle dikkate değer olduğunu, basın ve genel olarak halk tarafından böyle algılandığını doğrulayan bir şey olarak görülebilir.

Medyanın asıl beslendiği kaynak, hakemli dergilerdir. Bilim alanında çalışan gazetecilere makaleler önceden, bir yayın ambargosu ile gönderilir, bu da gerilimi hepten artırır.

Üniversitelerin halkla ilişkiler sorumluları, kendi üniversitelerinde görevli araştırmacıların bilimsel atılımlarını mümkün olduğunca görünür kılmak ve tanıtmakla görevlidir. Bu çalışmaları üniversitenin internet sitesinde mezun yayınlarında duyurarak kurumun itibarını artırırlar ve bağışta bulunmak isteyenleri harekete geçirirler. Medyada yayımlanan haberler araştırmanın dikkat çekmesini, maddi kaynak bulmasını sağlar ve kurumu üst sıralara taşır. Nature Genetics’ten bir editör “üniversiteler, araştırma kurumları, burs veren kurumlar ve dergilerin dağıttığı basın açıklamalarının abartılı bilimsel haberlerin olası kaynaklarından biri olduğunu” yazar. [1]

Sistemin tamamı bilimsel sonuçlara ilişkin abartı üretimini kendi kendine güçlendirir. Halkla ilişkiler uzmanlarının işi bilimin, basına yansıtılmasını sağlamaktır. Ama bilim insanlarının çalışmalarını burs veren makamlara sunarken hissettikleri baskının aynısını yaşarlar. Burs alabilmek için çalışmalarını insan hastalıklarıyla olabildiğince doğrudan ilişkilendirmeye ya da gerçek bilimsel anlamının ötesinde abartmaya çalışan bilim insanları gibi hareket ederler.

Abartılı sunumun olumsuz yönlerini görmezden gelmek mümkün değil. Bilimsel atılımların öneminin abartılması, araştırma bütçelerinde çarpıklıklara yol açabilir, halkın bilime güvenini azaltabilir. Bilimsel sonuçların somut yararlar getirmesi için gerekli şeyler hakkında basitleştirici ve aşırı iyimser beklentilere yol açabilir, halkın bilimin aslından nasıl işlediğine ilişkin anlayışını baltalayabilir.

Zira bilim aslında çok küçük adımlarla ilerler, en nihayetinde ortaya yararlı bir sonuç çıkana kadar engel üstüne engelle karşılaşır. Sağlanacak yararla ilgili gerçekçi olmayan bir tablo çizen ve bunun pek yakında gerçekleşeceğini söyleyen haberler, kaçınılmaz olarak beklentilerin karşılanmaması sonucunu doğurur.

Herhalde abartının en olumsuz sonuçlarından biri de araştırmaların vaktinden önce klinik deneme sürecine girmesi, bunun da ölümcül sonuçlar doğurmasıdır. Abartı kimi zaman denetim organlarının ya da klinik araştırmacıların, bilimin tıbbi uygulamaya aktarılması sürecinde bazı adımları atlamasına neden olabilir.

Araştırma sonuçları ne olursa olsun tıbbi tedavilerin bulunmasına adamış olan gerçek bilim insanları, insanlık durumunun iyileştirilmesi yolunda kendi iç seslerini dinleyen, dikkat çekici derecede sebatkar ve yaratıcı kişiler olarak görülmeli. 


[1] https://www.nature.com/articles/ng0903-1

Şunları da beğenebilirsiniz:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir