YANLIŞ BESLENME VE SÜREKLİ İNTERNET BAĞIMLILIĞI OBEZ YAPIYOR

Hareketsiz yaşamın, yanlış beslenme ve sürekli internete bağımlı kalmak obezite oranlarını artırıyor. Alışverişten banka işlemlerine kadar her şeyi oturduğumuz yerden yapıyoruz, buna lezzetli yiyecekler eşlik ettiğinde şişmanlık büyük bir sorun olmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde bilim dünyasının önemli merkezlerinden Harvard Üniversitesi Memorial Hall’de düzenlenen “II. Metabolizma ve Yaşam Sempozyumu”na katılmak için Amerika’ya gittim.   Harvard Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen etkinlik kapsamında özellikle beslenme konusunda farklı sunumlar yapıldı. Ayrıca insan vücudunda kolestrol mekanizmasının çözümlenmesini sağlayan buluşlarıyla 1986 yılında Nobel Tıp Ödülü’nü alan Michael Brown ve Joseph Goldstein de konuşma yaptı.

Beslenme şekillerinin davranışları nasıl etkilediğine dair beyindeki mekanizmayla ilgili araştırmalar yapan Virginia Üniversitesi’nden Dr. Ali Deniz Güler, çalışmalarında hem metabolizma hem de uyku dengesini düzenleyen beyin ağlarını incelediğini kaydetti. Current Biology Dergisi’nde yayınlanan çalışması hakkında bilgi veren Güler, beyinin sadece hareketler için değil, aynı zamanda vücuttaki metabolizmanın senkronize bir şekilde çalışması için de önemli olduğunu kaydetti. Hayvanlara lezzetli yemekler verdiklerinde davranışlarında nasıl bir değişiklik olduğunu öğrenmeye çalıştıklarını kaydeden Güler, şunları söyledi: “Uyku ve uyanma sistemini düzenleyen beyin bölgesinin, haz veren sinir sistemini bir şekilde bloke ettiğini öğrendik. Bu blokenin sebebi ise, devamlı ışık altında yaşadığımız ve sürekli lezzetli yiyecekler yediğimiz için sistem deforme olmuş durumda. Bu yüzden metabolizma gücümüzün yarısı normal işlemiyor.”

“Lezzetli Gıdalar Uyku Sistemini Etkileyerek Sürekli Yememize Neden Oluyor”

Uyku sistemini ayarlayan bölgenin, haz sistemini kuran bölgeyi devre dışı bıraktığını anlatan Güler, “Normalde insanların haz verici yiyecekleri çok fazla yememesi gerekiyor. Kalorisi yüksek olan besinler, beyinde dopamin denilen nörotransmitteri salıyor, bu da uyku sistemini ayarlayan bölgeyi devre dışı bırakıyor. Bu sistem devre dışı kalınca, kişide her zaman yeme isteği uyanıyor. Çünkü normalde o bölge öğünlerle yemeği sağlıyor, bu durum da öğün dışı yemeye neden oluyor. Lezzetli gıdalar uyku sistemini etkileyerek sürekli yememize neden oluyor.” dedi.

Toplantıda Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi’ndeki son keşiflere ilişkin bilgiler veren Sabri Ülker Metabolik Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Gökhan Hotamışlıgil, 2017 Kasım ayında hücrelerde bulunan Nrf1 molekülünü ve bu molekülün karaciğerdeki önemli fonksiyonu keşfedildiğini belirtti. “Metabolik koruyucu” adı verilen Nrf1 molekülü, hücrede kolesterol seviyelerini güvenli bir aralıkta tutarak bu şekilde karaciğer dokusu yağlanmasını ve hasarını önlüyor. Bu keşfin ardından devam eden çalışmalarda ise Nrf1 molekülünün kahverengi yağ hücrelerinin görevini sağlıklı bir şekilde yürütmesinde de kilit bir rol oynadığı tespit edildi. Bu keşifler obezite ve metabolik hastalıklara yatkınlık yaratan genetik zafiyetin Nrf1 molekülünde olduğuna işaret eden Hotamışlıgil, şunları söyledi: “Nrf1 olarak bilinen bu protein, hücre içindeki kolesterole karşı duyarlı yapısıyla, hücre içinde kolesterol seviyelerinde meydana gelen değişiklikleri direk olarak algılayıp tepki veriyor. Kolesterol belli bir düzeyin üzerine ulaştığında direk olarak Nrf1 molekülüne bağlanarak çok yönlü bir savunma programının harekete geçirilmesini sağlıyor ve organları olası tahribata karşı koruyabiliyor. Bu nedenle Nrf1 molekülü kolesterol metabolizmasının bozulduğu pek çok hastalıkta potansiyel yeni ve etkin tedavi hedefi özelliği taşıyor.”

Sempozyumda 5. Sabri Ülker Bilim Ödülü’nün kazananının Yrd. Doç. Dr. Ömer Yılmaz olduğu açıklandı.  2016 yılında dünyaca ünlü bilim dergisiNature’da yayınlanan “Hastalıklarda Kök Hücrelerin Diyetle Kontrolü” araştırmasıyla ödülün sahibi olan Massachusetts Institute of Technology (MIT) Kanser Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Yılmaz, çalışmasının yağlı besinlerin bağırsaktaki kök hücreyi artırması üzerine olduğunu söyledi.  Beslenmenin yaşam için gerekli olduğunu ancak kötü beslenme şeklinin hastalığa neden olduğunu belirten Yılmaz, “Şişmanlığın farede neden bağırsak kanserine yol açtığını inceledik. Kök hücre çok özel bir hücre. Kök hücre sayısı arttığında mutasyona uğrayacak hücre sayısı da artıyor. Yani sadece hücre sayısı artmıyor, bu hücreler daha çabuk bölünüyor. Aynı zamanda kök hücre olmayan hücre gibi olmaya başlıyor hem kök hücre sayısı artıyor hem de kök hücre olmayan hücre, kök hücre gibi davranıyor. Bunun sonucunda mutasyona uğrayabilecek hücre sayısı çok artıyor. Kök hücre sayısının artması hem iyi hem de kötü bir şey. İyi tarafı kök hücre sayısı artınca o doku zarara uğradığında fazla kök hücre olursa o yarayı hemen iyileştirebiliyor. Bu kök hücrenin artmasının faydası ama zararı çok fazla aktif kök hücre olduğu zaman mutasyona uğrama olasılığı arttırıyor. Kanser hücresine dönüşme ihtimali yükseliyor” dedi.

Türkiye’de de Benzer Bir Merkez Kuruldu

Toplantıda konuşan Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker, ülkemizde de böyle bir merkezin kurulacağının müjdesini verdi.  Bilimsel verimliliğin daha da arttırılması için Marmara Üniversitesi ile işbirliği yaparak Sabri Ülker Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni hayata geçirileceğini belirten Ülker, “Amacımız işbirliği yaptığımız yerli-yabancı üniversiteleri bir araya getirerek hem genç Türk bilim adamlarının yetişmesini ve hem de bilim insanlarımızın yurt dışı işbirliklerine açılmasını sağlamak” diye konuştu.

Dijital Bağımlılık Obez Yapıyor

Son yıllarda obezite dünyadaki diğer kronik hastalıklardan daha geniş nüfusu etkileyen kronik bozukluklardan biri halini aldı. Obezitenin artışında rol oynayan risk faktörleri genetik, sosyoekonomik ve çevresel olmakla birlikte internet bağımlılığının rolü hakkında çok az şey biliniyor. Günlük hayatımızın ayrılmaz parçası haline gelen internet kullanımı çok büyük yarar sağlamakta fakat aşırı kullanımı psikopatolojik semptomlar ve obezite gibi negatif sonuçlara yol açmaktadır. İnternet bağımlılığı obezitenin oluşmasına neden olabiliyor. Tabii internetin kontrol dışı kullanımı olarak bilinen internet bağımlılığının henüz diğer bağımlılık tiplerindeki gibi çerçevesi tam çizilmiş bir tanı ve değerlendirme ölçütü yok.

Medya bizi nasıl bağımlı hale getirip, davranış değişikliği sağlıyor?

New York Times’ın araştırmacı gazetecisi Charles Duhigg’in The Power of Habit (Alışkanlığın Gücü) kitabında, diş macunlarının, nane kokusu ve acımsı tadıyla, nasıl olup da hayatımızda alışkanlık haline geldiğinin hikayesini anlatıyor.  

Reklamcı Claude Hopkins, 1900’lerin başında ABD’de başarılı bir reklam stratejisi kurgulayıp,  insanlarda davranış değişikliği yaratarak,  diş fırçalamanın bir alışkanlık haline gelmesini sağladı.

Diş macunu pazarlaması için teklif aldığında Hopkins, Amerikalıların dişlerini düzenli olarak fırçalamadıklarını, ağızlarını daha ziyade gargara ve kürdanla temizlediklerini fark etti. Bunun üzerine detaylı bir çalışma yapan Hopkins, sağlığı güzellikle, diş temizliğini ise beyaz bir tebessümle birleştiren kampanyasında, adını kendi koyduğu diş filminden söz etti.

Kampanyada şunları söyledi: “Dilinizi dişlerinize dokundurun, kayganlığı önleyen ince bir tabaka hissedeceksiniz, onun adı diş filmidir, ondan kurtulun!”

Burada diş macununun olumsuz görülebilecek ağız dokusunu tahriş eden etkisini ise, “ferahlığın gıdıklaması” şeklinde sundu.  

Amerikan halkına sadece diş macunu satmakla kalmayan Hopkins,  diş fırçalamayı gündelik bir faaliyet haline de getirdi. O dönemde Amerikanlıların sadece %7’si diş macunu kullanırken, 10 yıl sonra bu rakam %65’e yükseldi.

Alışkanlık olması için 3 adım izlenir

Alışkanlıkların bir sistemi olduğunu söyleyen Hopkins, insanların alışkanlıklarını analiz etti ve bu alışkanlıkların içine reklamını yaptığı ürünü yerleştirdi.  Alışkanlık ya da bağımlılık geliştirmek için, “işaret-rutin-ödül” döngüsünü kullandı.

Bu alışkanlığı kazanmamızda kullanılan sistem, günümüzde dijital bağımlılığın oluşmasında da etkili oldu. Pek çok insanın gelişmeleri kaçırmak kaygısıyla, sık sık kullandığı sosyal medya bazılarında bağımlılık noktasına ulaştı. Günümüzde bağımlılık derecesinde telefon kullanma durumuna da “Nomofobi” deniyor. Oysa sosyal medya ve dijital ortamların dozunda kullanılması gerekiyor.

Sağlıklı internet kullanımı nasıl olmalıdır?

Dijital medya kullanımında sorun ortaya çıkmadan, teknoloji ile sağlıklı ve belli kurallar çerçevesinde bir alışkanlık geliştirmek önemlidir. Bunun için:

  • Sosyal medyayı kendinizi geliştirmek için kullanın.
  • Beğeni ya da yorum almak sizin için önemli olmasın.
  • Kendi gelişiminizi artıracak blog yazın.
  • Özel hayatınızı sosyal medyadan uzak tutun.
  • Kendinize bir hedef belirleyin, sosyal medya sizin hayatınızı yönetmesin, hedefiniz için bir araç olsun.
  • Medya okuryazarlığı konusunda bilinçlenmeye çalışın.

Şunları da beğenebilirsiniz:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir