BİYOLOGLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

Biyologlar, sosyal medyayı çok aktif ve etkin şekilde kullanıyor. Hem
bilimsel çalışmaların yayınlanmasında hem de haklarını savunmada gün geçtikçe bilinçli
ve birlikte hareket ediyorlar.
Bilimsel araştırmalar hakkında bilgi paylaşımı ve biyologların mesleki
özlük haklarının geri alınması için sosyal medya gittikçe daha etkin hale
geldi. Sosyal medyayı aktif olarak kullanan biyologlar ilk kez aynı haberde bir
araya gelerek, sosyal medya hakkında görüşlerini ve çalışmalarını anlattılar.



10 Yıl Önce Bu Platformlar Sadece
Kişisel Fotoğrafların Paylaşıldığı Yerler Iken, Şimdi Sırf Bu Konuda Açılmış
Meslek Grupları Var
İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Yüksek Lisans
Öğrencisi, Açık Bilim ve Biyo RSS Blog Yazarı
Biyolog
Can Holyavkin
:
Açıkçası sosyal medyayı tanımlamak artık zor. İlk
zamanlarında, içerik üretilen ve bunun kolaylıkla paylaşılabildiği platformlar
için bu terimi kullanırken, 2012 yılında “Sosyal Medya” terimi artık
çok daha fazla kapsamlı şekilde karşımıza çıkıyor. 10 yıl önce bu platformlar
sadece kişisel fotoğrafların paylaşıldığı yerler iken, şimdi sırf bu konuda
açılmış meslek grupları var. Bu işi gerçekleştiren profesyonel kişiler ve hatta
şirketler bulunuyor. Firmalar, sosyal medya üzerinden kriz yönetimi yürütmek
için ayrı departmanlar bile kurmaya başladılar. Bu sebeple, “sosyal medya”
terimi, devamlı gelişen ve büyüyen doğası yüzünden tanımlaması zor bir hale
geldi. Sosyal medya, 10 yıl öncesinde olduğu gibi, “Bakın ben Efes’e
gittim. Bunlar da benim fotoğraflarım…” demenin çok ötesinde bir yer
artık. Bu medya biçimi, herkesin farklı bir amaç için kullandığı bir araç ve
başlı başına profesyonel bir iletişim kanalı oldu.
Bazı Firmalar Işe Alım Süreçlerinde,
Kişilerin Sosyal Medya Profillerinden Önemli Oranda Bilgi Ediniyor
Sosyal medyayı kullanma
nedenim b
elki çok klişe olacak ama, son zamanlarda sosyal medyayı
sadece bilgi edinmek için kullanıyorum. Ancak, bu platformları ilk kullandığım
zamanlarda, diğer herkes gibi kişisel fotoğraflarımı ve diğer bilgilerimi
paylaşıyordum. İnsan, ilginç bir şekilde yediği yemeğin fotoğrafını çekip onu
arkadaşları ile paylaşmaktan zevk alabiliyor. Ancak, sonrasında bu medya
biçiminin bu kadar “kolay ve yersiz” kullanılmaması gerektiğini
anladım.
Uzun bir süredir yurt
dışında yeni yeni de Türkiye’de de bazı firmalar işe alım süreçlerinde,
kişilerin sosyal medya profillerinden önemli oranda bilgi ediniyorlar. Çoğu
zaman, bu bilgiler işe başvuranlar için dezavantajına oluyor. Ben de, bu tür
haberleri okudukça, bu platformlarda özel hayatın o kadar paylaşılmaması
gerektiğini anladım.
Bilgi-Alımı Üzerine Yoğunlaşan
Platformlar Üzerinde Vakit Geçiriyorum
Sosyal
medyanın nasıl kullanılacağına dair bir kural yok tabii. Herkes dilediği
şekilde kullanabilir. Bu medya biçiminin doğasında özgürlük var. Yine de bu
özgürlüğün sınırlarını, yine kişinin kendisi çizmesi gerek.
Ben sosyal medyada kişisel fotoğraflarımı olabildiğince
paylaşmamayı tercih ediyorum. Arada kaçamaklar olabiliyor tabii. Onun yerine,
“bilgi-alımı” üzerine yoğunlaşan platformlar üzerinde vakit
geçiriyorum. Genelde Twitter bunun için iyi bir seçenek. Son zamanlarda çevrim
içi zamanımın büyük bir oranını “Quora” gibi soru-cevap
platformlarında kullanıyorum. Yakın zamanda çok daha büyüyecek, önerebileceğim
sosyal bir “bilgi-alışveriş” platformu.
Türkiye’deki Biyologları Bir Araya
Getirmede Büyük Rol Oynadığı Bir Gerçek
Biyologların
sosyal medyaya bakışı
elbette tüm biyologları
kapsayacak bir şey söylemek mümkün değil. Sadece biyoloji bölümünden mezun
olduğu için haberleri takip eden kişiler de var; bu konuda ciddi akademik
özelliklere sahip, bilgi alışverişini ciddiye alan insanlar da var. Hepsinin
sosyal medyadan yararlanma ve ilgi alanları farklı oluyor. Ancak, genel bir
tablo çizmek gerekirse, sosyal medyanın Türkiye’deki biyologları bir araya
getirmede büyük rol oynadığı bir gerçek. Biyologlar Günü’nde gerçekleştirilen
yürüyüşler ve diğer günlerdeki biyolog toplantıları büyük ölçüde sosyal medya
üzerinden düzenleniyor. Bu bağlamda, bu medya biçimi, Türk biyologlar arasında
birleştirici bir özelliğe sahip ve biyologların daha organize olmasını
sağlıyor. Bu organizasyonun sağlanması, gelecekte bir biyolog odasının
açılmasında oldukça öneme sahip olacak.

Aynı Haberi, Daha Sansasyonel Bir
Başlıkla Atarsanız, Daha Çok Ilgi Çekiyor
Türkiye’deki
biyologların sosyal medyadaki katılımı ve diğer biyologlarla etkileşimi gün
geçtikçe de artıyor. Ancak yurt dışına kıyasladığımızda, geri-bildirim ve yorum
yazma alışkanlığımız hala yok denilecek kadar az. Sosyal medyadaki paylaşılan
yazılara yapılan yorum ve geri bildirimler genelde 1-2 kelimeyi geçmiyor.
Okuyucuların ilgisi her zaman popüler ve sansasyonel başlıklara oluyor. Aynı
haberi, daha sansasyonel bir başlıkla atarsanız, başlık, haberin içeriği ile
daha az ilgili hale gelse bile daha çok ilgi çekiyor, daha çok okunuyor.
İnternet okuyucularının bir kısmı da , yazıları okumadan “beğen”en ve paylaşan
bir kesim oluyor. 3 sayfalık bir içerik hazırlayıp paylaşmışsınız. Bir
bakıyorsunuz daha paylaşımdan 1 dakika geçmeden bir sürü kişi beğenip,
paylaşmış. Dediğim gibi, çok çeşitli bir okuyucu kitlesi var.
“Hastaneler, Hastalar Ile Aralarında,
Yeni Bir Iletişim Kanalı Oluşturmuş Durumda
Şu
anda sağlık alanında sosyal medyayı gerçek anlamıyla kullananlar arasında özel
hastaneleri görüyorum. Hemen hemen hepsinin bir sosyal medya hesabı var. Kimisi
fazla aktif olmasa da, aralarında bu platformu iyi şekilde kullananlar da var.
Bu hastaneler, hastalar ile aralarında, yeni bir iletişim kanalı oluşturmuş
durumda. Ancak, bunun ötesine geçilmiş değil. Nasıl geçilir açıkçası onu da
bilmiyorum.
Yanlış Haberlerin Bilinçli Okuyucular
Tarafından Geri-Bildirimler Ile Eleştirilmesi Gerek
Diğer
bir durum ise, sağlık haberciliği ile ilgili. Diğer tüm habercilik alanlarında
olduğu gibi, haberlerin daha hızlı ve hedefe yönelik şekilde yayılmasında,
artık internetin ve sosyal medyanın önemi çok büyük. Geniş kitlelerin sağlık
ile ilgili haberlere ulaşması daha kolay hale geldi. Bu ilgi artışı da
beraberinde bu tür haberlerin daha sık yayınlanmasını sağlıyor.
 Ancak,
burada önemli bir nokta var. Öncelikle, sağlık haberciliği oldukça dikkatli
olunması gereken bir alan. Yanlış verilecek bir haberin, okuyucuları yanlış
yönlendirerek sağlıklarından etmesi her zaman mümkün. Bu noktada, yanlış
haberlerin bilinçli okuyucular tarafından geri-bildirimler ile eleştirilmesi
gerek. Sosyal medya, bu tür geri-bildirimlerin yapılması için önemli bir araç
olabilir. Yanlışların açığa vurulup, esas doğruların hızlıca okuyuculara
dağıtılmasında bu sosyal platformların önemli olacağını düşünüyorum.
“Bireylere ve Kurumlara Erişilebilirlik Alanında Sosyal
Medya, Devrimci Rol Üstlendi”
Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde yüksek lisans öğrencisi ve çeşitli
hayvan türlerinde moleküler düzeyde rejenerasyon ve rejenerasyonun evrimi
üzerine çalışan ve Biyoloji sayfa yöneticisi Biyolog Baha Uygar Mitat: “Sosyal
Medya’yı, fikirlerin ve olayların kitleler ile buluşmasında güçlü bir rol
oynayan, doğal bir iletişim aracı olarak gördüm hep. Bilgi paylaşımının
bireyler düzeyine inmesi ve kişinin kendi görüşünün hem yazarı, hem editörü,
hem de yayıncısı olması ise geleneksel medyanın tek taraflı bilgi aktarımı
sistemine kıyasla çok büyük bir güç bence. Bunun yanında bireylere ve kurumlara
erişilebilirlik alanında sosyal medyanın devrimci rolü üstlendiğini
düşünüyorum. Bugün Harvard Üniversitesindeki bir profesörün fikirlerine de,
üniversite sınavına hazırlanan bir gencin fikirlerine de büyük bir çaba
sarfetmeden saniyeler içerisinde ulaşmak sosyal medya ile mümkün. Bunun yanında
bireylerin kendi ilgi alanı doğrultusunda bir kitle ile iletişim halinde olması
ve bilgi birikimini arttırmasına imkan sağladığı için sosyal medyanın
bireylerin kişisel ve mesleki gelişiminde de büyük payı olduğunu
düşünüyorum. 
“Bilgiye Aşık Olan Biri Olarak, Hakkında Fikir Sahibi
Olmadığım Konulara Sosyal Medyada Rast Gelip Saatlerce Araştırma Yaptığım Oluyor”

Çocukluk sayılabilecek yaşlarımda internet ve bilgisayar ile tanıştım ve bunu
kendi adıma bir şans olarak görüyorum. İnternetin çevirmeli bağlantı ile mümkün
olduğu dönemden şu an yaşadığımız web2.0 döneme uzanan evrim sürecinde
interneti ve sosyal medyayı aktif kullanan biri olarak sosyal medya konusunda
bilinçli bir tüketici olduğumu düşünmeme rağmen, bir kesim kişilere göre ben
bir bağımlıyım. Geleneksel medya öğesi olan dergi, gazete ve yayınları dahi
internet üzerinden takip ediyor, bu konuda görüş bildiriyor, üstüne üstlük
düzenli olarak kendi yayınımı yapıyorum. Bir diğer sebebim ise, karşılıklı
oturarak saatlerce sohbet edebileceğim kişiler ile aramızda binlerce kilometre
olmasına rağmen mobil cihazlar aracılığı ile tüm gün bağlantı halinde olmam.
Bilgiye aşık olan biri olarak, hakkında fikir sahibi olmadığım konulara sosyal
medyada rast gelip saatlerce bu konu hakkında araştırma yaptığım bile oluyor
zaman zaman. Mesleki anlamda da sosyal medyanın beni geliştirdiğini ve daha
aktif olmamı sağladığını düşünüyorum.



“Mesleki Alanında Aktif Olan Kişiler Sosyal Medyayı da O Denli Aktif Kullanıyor”


Doğal olarak
sosyal medya çevrelerimin büyük bir kısmını biyologlar ve biyoloji
ile ilintili dallarda çalışan kişiler oluşturmakta ve gözlemlediğim kadarıyla
istisnalar elbet var, mesleki alanında aktif olan kişiler sosyal medyayı da o
denli aktif kullanıyor. Düzenli blog yazmayı beceremeyen biriyim ve mesleğiyle
ilintili olarak blog tutan kişilere hayranım. Bilimin en temel unsuru olan
bilginin paylaştıkça arttığı gerçeğinden yola çıkarak bu kişilerin bloglarını
ve diğer sosyal medya hesaplarını takip etmek bana büyük haz veriyor. Gerçek
kişilerin yanısıra çoğunluğu mesleğim ve araştırma alanımla ilgili olan tüzel
kişileri de takip ederek güncel bilgilere ve duyurulara hızlı bir şekilde
erişme imkanı buluyorum. Birçok biyolog arkadaşımın da benim gibi
sosyal medya üzerinde kendi ilgi alanları doğrultusunda sosyal çevrelerini
oluşturmuş olduğunu görüyorum.
“Pseudoscience yani Sözde Bilimden, Geleneksel Medyanın
Kar Amacı Gütmesinden Kaynaklanan Popüler İçerik Üretme Çabasından En Çok
Etkilenen Alan Sağlık”
Sağlık alanı
sosyal medyadan etkilenmesi konusunda açıkçası pembe bir senaryo çizemeyeceğim.
Sosyal medya, geleneksel medyaya oranla daha kontrolü mümkün olmayan bir mecra.
Dolayısıyla bu mecrayı kullanan kişilerin çok daha fazla araştırma ve sorgulama
kabiliyetinde olması gerekmekte. Elbette her konuda bu böyle fakat sağlık
alanındaki bilgilere ve yönlendirilmelere çok daha fazla dikkat edilmesi
gerekmekte. Ne yazık ki “pseudoscience” olarak tabir edilen sözde bilimden ve
geleneksel medyanın kar amacı gütmesinden kaynaklanan popüler içerik üretme
çabasından en çok etkilenen alan sağlık alanı. Bu açıdan sosyal medya
kullanıcılarının sağlık konularında çok daha fazla dikkatli olması gerektiğini
düşünüyorum. Elbette bilimsel bilginin paylaşımı ve yayılması konusunda sosyal
medyanın gücünü yabana atmıyor, bunun daha da artmasını umuyorum.
“Ülkemizde Geleneksel Sağlık ve Bilim Haberciliği,
Haberi Popüler Hale Getirmek Uğruna Kendi Sonunu Getirmekte”
Basılı ve
görsel medyanın ekonomik olarak kar gütme amacı beraberinde popüler içerik
üretme mecburiyeti getirmekte. Eğitim seviyeleri yüksek olan ülkelerdeki
sorgulayan halkın ezici çoğunluğundan kaynaklı olarak bu mecburiyeti göremesek
de, üzücüdür ki ülkemizde geleneksel sağlık ve bilim haberciliği, haberi
popüler hale getirmek uğruna kendi sonunu getirmekte. Sağlık ve diğer bilim
alanları üzerinde çalışan kişilerin gözünde güveni sarsılmış bir haber
sisteminin ne kadar etkili olacağının hesabını yapmaya bile gerek yok. Sosyal
medya ile beraber popüler içerik oluşturmanın yerini hedef kitleye hitap eden
kaliteli içerik oluşturma yönelimi alacağı için kişilere sadece güvenilir
kaynağı takip etmek düşüyor. Bu güvenilir kaynağın binlerce kişiye hayatın her
alanında ve günün her saatinde erişebilir olması ise sosyal medyanın temel
gücüne dayanıyor.”


“Görünürde “Sanal” Ama Aslında Oldukça
“Gerçek” Bir Toplantı Salonu”
Dirimbilim
Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Biyolog M. Taha Ay: “Kişilerin sadece
bulundukları şehirde değil, dünyanın her yerinde, her türden etkinliğe
fikirleriyle ve maddi manevi destekleriyle bizzat katkıda bulunabildiği,
katkıda bulunmayıp takip edebildiği, oturduğu yerden yüzlerce farklı alanlarda
bilgi sahibi kişilerle arkadaş olabildiği, görünürde “sanal” ama
aslında oldukça “gerçek” bir toplantı salonu. Sosyal medya ile bir
kaynaktan bir haber almaz, farklı kaynaklardan, farklı beyinlerin aldığı
haberleri, farklı bakış açılarından süzdükten sonra detaylı olarak alırsınız. Dolayısıyla
bakış açınız genişler, siz aslında yüzlerce beyine sahip olursunuz. Sosyal
medya aracılığıyla bilgi iletişimi yeteneğiniz artar, farklı evlere ışınlanır
gibi konuk olur, hayat boyu tanışma fırsatı elde edemeyeceğiniz yazarla,
siyasetçiyle ve akademisyenle kendi fikirlerinizi tartışabilir, tanışıklığınızı
gerçek hayata dökebilir hiç değilse kahvenizi içerken onların davranışlarını
fikirlerini yakinen takip edebilirsiniz. Sosyal medya aracılığıyla kendi
topluluğunuzu rahatlıkla kurabilir, kendi gazetenizi oluşturabilir, kendi
eğlence merkezinizde dilediğiniz arkadaşınızla eğlenebilirsiniz. Sosyal medya
ile tüm zihinsel ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz ancak tek dezavantaj ile..
Dışarıdaki oksijeni tadarak, farklı ses tonlarını kulağınızda hissedemez,
farklı mimikleri gözünüzle göremez, kişiler arası iletişimde gizli ama önemli
olan “elektiriği” yakalayamazsınız.

“Çevre, Sağlık ve Canlı İle İlgili Alanlarda Ortak İlgilere Sahip Kişileri
Tanımak”



Farklı
insanları tanıma ihtiyacı, onların fikirlerini merak etme duygusu, çok zor
olana erişmede kolaylık sağlayabilme, hareket dahi etmeden yüzlerce ilgi
alanını takip etme ve yeni alanlar keşfetme hazzı, sosyal medyayı kullanmak
için yeterli sebep. Ancak kendi adıma bütün bunların ötesinde tüm bu alan ve fikir
sahiplerini özellikle ortak alan içindekileri bir arada görme ve onlarla bilgi
iletişimini kuvvetlendirme amacıyla sosyal medyayı kullanmak zorundayım. Zira,
çevre, sağlık ve canlı ile ilgili alanlarda ortak ilgilere sahip kişileri
tanımak, onların ilgilerini uyandırıp bilgi ağını kuvvetlendirmek amacıyla
oluşturulan bir dergiyi her ay düzenli olarak çıkartmak sosyal medyayı
kullanmayı şart kılıyor.
“Biyologlar Bildiklerini Paylaşma İhtiyacı Duyarlar”
Biyologlar
sosyal medyanın nimetlerinden iyi bir şekilde yararlanıyor ancak neredeyse
tamamı sadece takipçi olarak bu ortamın içindeler. Biyologlar üreten, bilen ve
bildiğini paylaşan kişiler olarak aslında insanlar için çok yararlı işler
yapabilecek uzmanlar olması gerekirken, saklanmış, pasif ve bulunduğu noktanın
farkına varamamış birer topluluk halinde. Sosyal medya düşünüldüğünde biyologlar
için tam bir malzeme. Her anlamda… Biyologlar sivil birlikteliğe ihtiyaç
duyuyor, kullanabilir. Biyologlar bildiklerini paylaşma ihtiyacı duyarlar, sosyal
medyayı kullanabilir. Seslerini duyuramıyorlar, sosyal medya iyi bir araç. Ama maalesef
biyologlar sadece üretilmiş olanı gözden geçirmekle vakit geçiriyor sosyal
medyada.

Biyologlar sosyal medyada en çok mesleki gelecekleri ile ilgili konuları takip
ediyor. İş alanları, kadrolar ve diğer maddi konular.. Bu tür kaygısı olmayan
veya bu kaygılarını bir anlık unutabilen biyologlar ise, temel biyolojik
bilimlerin teknolojiyle birleştiği yeni alanlara ilgi duyup takip ediyor. Konu
sağlıksa, sağlık biliminin kullandığı teknoloji ilgi duyulan bir alan. Konu
genetikse bunun teknolojik alanlarda nasıl kullanıldığı daha çok merak
konusu..Endüstriyel kullanımlar, kazanç getiren uğraşlar, biyologların
bilgilerini kullanırken takip ettikleri alanlar içerisinde..




“Bilgi Kirliliği Sağlık Alanına Sosyal
Medyanın Merhametsiz Bir Düşman Olabileceğinin de Bir Göstergesi”



Her alanda
olduğu gibi sağlık alanındaki yenilikler de elbette sosyal medya ile tanınıyor
ve geliştirilebiliyor. Artık kişiler sağlık alanında da doğru bilgileri,
kurumları, çözümleri kolaylıkla öğrenebiliyor ve bundan faydalanıyor. Ancak
benim üzerinde durduğum konu daha çok olumsuz etkileri.. Sosyal medya
milyonlarca beyinin aynı ekrandan fikirlerini iletebildiği alan olduğu için,
herkes her türden fikri tuşlara basarak yazabiliyor ve bu da ciddi bir bilgi
kirliliğine neden olabiliyor. Özellikle sağlık konularındaki bu kirlilik önü
alınamaz riskleri taşıyor. İnsanların başı ağrısa internette bir çözüm buluyor
kendince. Kanser olan yakını için sosyal medyadan öğrendiği çözümleri
önerebiliyor. İnsanlar doktoru bile sosyal medya aracılığıyla bulabiliyor ve
para harcayabiliyor. Doktor kişinin sadece şikayetlerini dinleyerek tedavi
sağlamaya çalışabiliyor. Bu tür bilgi kirliliği sağlık alanına sosyal medyanın
merhametsiz bir düşman olabileceğinin de bir göstergesi.

“Böylesi Bir Kitlesel Gücü Doğru Manada
Yönlendirebilmek Öyle Zannediyorum Ki Asırlarca Yakalanamamış Bir Fırsat”



Sosyal medya
gerçek insanlardan oluşan sanal bir ortam. Kişiler gerçek, her birinin bir
hayatı var. Her biri sosyal medyayı gerçek dünyaları gibi görüyor, kızgınlığın,
mutluluğun, üzüntünün aynısını sanalda da yaşayabiliyor. Bir de bunun milyonlar
olduğunu düşünürsek, sosyal medyanın engellenemez bir güç olduğunu görebiliriz.
Böylesi bir kitlesel gücü doğru manada yönlendirebilmek öyle zannediyorum ki
asırlarca yakalanamamış bir fırsat. Sağlık haberciliği de bu fırsatı
değerlendirmeyi bilmeli. Özellikle sosyal medyanın olumsuz etkilerini yok
edebilmeli. Sosyal medyayı kullanma yöntemleri diye de bir şey var. Sağlık
haberciliği de en etkin sosyal medya kanalını kullanabilmeli. Bu interaktif
habercilikle mi, görsel habercilikle mi, bilimsel yazılarla mı yoksa farklı
türden kanallarla mı olur bilemiyorum, ama araştırılıp geliştirilmeli.”

“Gelip Geçici, Bir Hayalet Gibi Bedensiz Görse de
Aslında İnsanlar Arasında Olan Bağların Desteklenmesini Sağlayan Yeni Bir Ortam”
Salk Enstitüsü’ndeki laboratuvarına post-doc olarak çalışan Biyolog
Bilal Kerman
: “Sosyal medya, internet üzerinde oluşturulan bir insanlar arası ağ.
Her ne kadar internet üzerinden olduğu için bazıları bunu gelip geçici, bir
hayalet gibi bedensiz görse de aslında insanlar arasında olan bağların
desteklenmesini sağlayan yeni bir ortam. Sosyal medyayı iki birbirinden bağımsız
işlem için kullanıyorum. Facebook’u tanıdığım ve sevdiğim insanlarla iletişim
halinde olmak için kullanıyorum. Linkedin’i ise profesyonel tanıdıklarımla iletişim
için kullanıyorum.

“Hem Yanlışları Kolayca Yayılabilir Hem de Kolayca
İfşa Edilebilir”
Biyologlardan
akademik iş arayanların sosyal medayayı networking için kullanmaları genelde çok
az. Onun yerine ya kullanmamayı tercih ediyorlar ya da sadece arkadaşlarla iletişim
amaçlı kullanıyorlar. Sağlık alanı sosyal medyadan bir acıdan kötü etkileniyor.
Çünkü insanların doğru bilgiler kadar yanlışları da yaymaları hızlanıyor. Ne yazık
ki yerleşmiş bir yanlışı düzeltmek çok zor. Sağlık haberciliği için ise sosyal
medyada daha dikkatli olmaları gerekli. Çünkü artık binlerce hatta milyonlarca
çift göz onları takip ediyor. Hem yanlışları kolayca yayılabilir hem de kolayca
ifşa edilebilir.”


“Türkiye’de İlk Defa Biyologları
Kendi Meslekleri Adına Bir Şeyler Yapmak İçin Bir Araya Getirebildik”
Yeditepe Üniversitesi Biyoteknoloji
Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi ve
16 Nisan grubu yöneticisi Biyolog
İsmail Kaşoğlu : “Sosyal
medya tanımlandığından daha çok, aktif iletişim ve haberleşme yollarından en
kapsamlısıdır. Çünkü insanlar ne zaman ki fiziksel ve gerçek aktivitelerden
uzak kalırsa, birbirlerinden haber almak, birbirleriyle zihinsel işler planlar
yapmak için iletişim halinde olmak ister. Sosyal medyayı tanımlarken genellikle
bulunduğun her an her yerden diyorlar ancak mobilitenin olup-olmaması bence çok
da önemli değildir.  Sosyal medyayı kullanmam, biraz
geçmişten beri hep internet teknolojileriyle iç içe olmamla ilgili aslında…
Aktif bir şekilde kullandığımı ve hatta müptelası olduğumu belirteyim. Ben özel
olarak iş arkadaşlarımla, meslektaşlarımla bir şeyler yapmayı planladığımda,
iletişim kurmak istediğimde kullanıyorum. Bunun dışında açıkçası biraz da
çevremdekilerin iç dünyasının böyle bir ortamdaki yansımasını izliyorum. Herkes
bir yandan mesaj vermeye çalışıyor çünkü… Mesela çok sıklıkla ünlü
birilerinin sözünü paylaşan birisi o sözdeki gibi birisi olmasa da o yönde
evrilmek istediğini, kendince farklı yorumlasa da bu farkındalığa sahip
kişilerle muhatap olmaya çalıştığını görüyorum. Bu da aslında onun iç dünyasını
ele vermiş oluyor. Ben de tabi ki kendimi tanıtmış oluyorum. Bunun dışında
eğlenmek de var tabi. Ama en çok profesyonel anlamda sosyal ağlardan
yararlanıyorum. Biyologların resmi bir çatı altında toplanması amacıyla
kurduğum kısa ismiyle “16 Nisan” grubu bunlardan en önemlisi… Türkiye’de ilk
defa biyologları kendi meslekleri adına bir şeyler yapmak için bir araya
getirebildik ve gerçekleştirdiği birçok sanal ve reel aktivite ile son derece
atak bir grup olmayı başardık.
“Yaklaşık 20 Kişilik
Bir Ekip Olarak İşe Koyulduk ve Böylece Başlattığımız Hareket Resmi Eksenini de
Buldu ve Sonrasında Beklediğimizden de Başarılı Oldu”
2009’da BİYOP (Biyoloji Öğrencileri Platformu) mail
grubundaki özellikle TUS ile ilgili yapılan haksızlıklardan sonra bu bir araya
gelmemiz gerektiğine karar vermiştim. Yani 2 yıl alt yapısını hazırladıktan
sonra facebook’da bahsettiğim grubu kurdum. Platformu oluşturduğum günlerde bir
çok arkadaşımla görüştüğüm ve destek aldığım halde, ne yazık ki pek de katkıda
bulunamadılar. Bunun yerine şu an yönetici olan Onur Atak destekledi. Grup çok
hızlı büyüdü ve bir anda biyologlar arasında bir bilinç oluştu. Zaten
konuşulmakta olan sorunlar netleşti, ilgili dernekler daha birbiriyle görüşür
oldu. Grup kurulduğu günlerde benden ayrı olarak Yılmaz Güngör, Ahmet Burgaç,
Filiz Kankur ve Ayşenur Hanım da yürüyüş veya buna benzer bir tepki eylemi için
Türkiye Biyologlar Derneği İstanbul Şubesi’nde toplantı talep etmiş ve beni
davet etmişlerdi. O gün anladım ki harekete geçmek için çok doğru bir zamanı
seçmiştim. Yaklaşık 20 kişilik bir ekip olarak işe koyulduk ve böylece başlattığımız
hareket resmi eksenini de buldu ve sonrasında beklediğimizden de başarılı oldu.
Şu sıralar Onur grubu yönetmeye devam ediyor. Aslında
kollektif bir şekilde yönetmeye devam etmek isterdik ancak biyologlar hala atıl
bir şekilde geziyorlar. Bir gün grubu benim başlattığım çizgiden çok daha
ilerisine götürüldüğünü görürsem en azından facebook gibi zamanımı alan en
önemli faktörlerden birisinden kurtulmuş olacağım. Tabi aynı zamanda Türkiye
Biyologlar Derneğinde de faaliyetlerim var. Derneğin facebook, twitter ve diğer
sosyal medya sayfalarını da bir kaç dernek yetkilisiyle beraber düzenlemekteyim.
“Meslek Bilinci
Olmayınca Sosyal Ağlarda Daha Çok Bölümlerde Verilen Ödevlerle İlgili Sorular
Sormak Gibi İhtiyaçlar İçin Kullandıkları Oluyor”
Biyologların sosyal medyaya bakışını toplu şekilde ele
alabilmek çok kolay değil. Daha doğrusu değerlendirilebilir değil. Meslek
bilinci çok az, olanlarda ise çoğu kez yanlış. Bugün biyoloji bölümü seçen
birisine mahvolmuş gözüyle bakılıyor. Çünkü meslek desteklenmiyor, daha temel
bir sorun olarak Türkiye’de nerdeyse hiç bir iş bilimsel bakış açısıyla
değerlendirilmiyor. Bu karayazı, bu atalet bir kaç yüzyıldır üzerimizde bir
hastalık gibi, bir kanser gibi milletimizin, halkımızın yüzünü güldürmüyor. Bilimsel
bakış açısı olmadığı için bilim alt yapılı meslekler ne yazık ki daha az iş ve
yer bulabiliyor. Sonuç olarak biyologlar dağınık ve perişan haldeler,
fizikçiler, matematikçiler ve kimyagerler gibi… Meslek bilinci olmayınca
sosyal ağlarda daha çok bölümlerde verilen ödevlerle ilgili sorular sormak gibi
ihtiyaçlar için kullandıkları oluyor sosyal medyayı. Kendi sorunlarından
bahsederken bile ne var ne yok bilmeden davranıyorlar, bir araya gelmek için
basitçe etkinlikler yapıp diğer yapılanları araştırmıyor görmezden geliyorlar.
Tabi bunda biraz da ego meselesi var. Halbuki meslek bilinci olsa her önüne
gelen kendi merkezli bir şey yapmak yerine yapılana katılsa, arkadaşlarını da
buna davet etse… Daha fazla çalışmak isterse bizzat aktivitelerde de yer alır
mesela. Bunu ne yazık ki düşünemiyorlar çünkü hala meslek bilincinde değiliz.
Bir araya gelmiş geniş kitleli birçok biyoloji grubu var tabi ki. Çoğu kez
üyeleri pasif de olsa çok bilinen bu gruplarla ilgili derneğimiz için yaptığım
bir çalışmadan dolayı kolayca bilgi verebilirim.
BiyoRss:
Can Holyavkin adlı meslektaşımızın başarılı biyoloji haber
besleme grubudur. Sayfasını takip etmenizi önerir biyoloji ile ilgili web
sitesi yapanlara RSS beslemesini kullanmalarını öneririm.
Biyologlar Odası:
Facebook’da 2 tane biyologlar odası var. Bunlardan ilki
Mustafa Kara adlı meslektaşımızın oda olma yolunda ilerlerken destek amacıyla
kurduğudur. Ancak odalaşamadığımız için pek aktif olarak kullanmıyor. Oldukça
kalabalık bir sayfadır. Mustafa Bey şu an Türkiye Biyologlar Derneği
yönetimindedir.
Diğer “biyologlar odası” ise twitter hesabıyla
birlikte biyoloji alanında ürettiğimiz medyatik materyalleri kullanarak yoğun
tekrar yöntemiyle biyologların sorunlarına ilgi çekmeye çalışan amatör bir
gruptur ancak kullanıcı toplama konusunda başarılıdır.
Biyoloji:
Baha Uygar Mitat adlı arkadaşımızın kurduğu mesleğimizi Facebook’ta
temsil eden sayfalardır. Biyoloji alanındaki facebook’taki en kalabalık ve
bence en başarılı sayfadır.
Biyologlar:
biyologlar.net’in facebook grubudur. Haber ve etkin duyuru
yapabilmesi bakımından yetenekli bir grup.
Biyoloji Günlüğü:
Güzel bir biyoloji bilim sayfası.
Türkiye Biyologlar
Derneği
:
Derneğin facebook ve linkedin grupları mevcuttur.
Biyologlar Dayanışma
Derneği
:
Facebook ve twitter hesapları mevcuttur.
16 Nisan Biyologlar
Günü Toplanıyoruz, Hakkımız Alıyoruz
:
Amacı isminde zaten. O yüzden mümkün olduğunda konu dışına
çıkmadan tartışmalar açıyor ve etkinlikler oluşturuyoruz. İsmini ilk yılın
sonunda kısaltmak istedim ancak facebookun durmadan değişen kuralları yüzünden
böyle kaldı. Kısaca “16 Nisan” yani 🙂 Onur Atak  şu an grubu yürütmeye devam etmektedir..
Aslında belki onlarca hatta yüzlerce grup var ancak ya hiç
aktif değiller ya da sadece belli bir amaca-bölgeye yönelik biyoloji sayfaları
oldukları için pek bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum.
“Birçok Sağlık
Meslek Grubu Bu Tür İnternet Hizmetleri Sayesinde Gücünü Gayri Resmi Alanda da
Güçlendirmiştir”
Sağlık alanıyla ilgili çok fazla bilgim yok. Lisans eğitimim
sırasında tıp fakültelerinde staj yaptığım sıralarda sağlık alanındaki
sorunları görmüştüm. Şu an biyoteknolojiyle uğraştığım için çok az bilgim var.
Yine de dernekteki meslektaşlarımızın konuştuğu veya internette denk geldiği
kadarıyla bu alandaki meslek gruplarına ait sosyal medyayı da yakından takip
ediyorum. Kendileriyle ilgili herhangi bir tatsız durum olduğunda kolayca
haberleşip etkinlik oluşturabiliyor, tepkilerini ortakça dile getirip ses
getirebiliyorlar. Çünkü biraz önce bahsettiğim gibi bir meslek bilinci bu
meslek gruplarında var. Tabi işin bir de bizim bakış açımızdan olanı var.
Aslında çok az hekim bunu yapan ancak pek tatsız olan meslek şovenizmi Türk
hekimlerinde vahim oranda mevcut. İşte sosyal medyanın mesela bu tarz
insanların üstünde engelleyici etkisi var. Çünkü bir dirençle karşılaşıyorlar
hem kendi meslektaşlarından hem de saldırdıkları meslek gruplarından. Bunun
dışında çok iyi bilemem ama eminim daha iyi haberleşebildikleri için zaten
dayanışma içinde olan birçok sağlık meslek grubu bu tür internet hizmetleri
sayesinde gücünü gayri resmi alanda da güçlendirmiştir.
Artık öyle
bir hal oldu ki haberleri özellikle flaş haber niteliğinde olanları gayet
twitterdan, facebook’tan öğreniyor takip ediyoruz. Yine rutin haberler olsun,
magazinsel yayınlar olsun bu tür yayınlar da sosyal medyada çok fazla talep
edilir ve izlenir hale geldi. İnsan sağlığını ilgilendiren bir yayında hiç
şüphe yoktur ki çok büyük kitlelerce takip edilecektir. Bu durumda daha da
interaktifleşmesi gereken sağlık haberciliği, aynı zamanda sağlık temalı olması
nedeniyle daha da güvenilir olması gerekmektedir. Bu yüzden bu alandaki
habercilik önemli bir ihtiyaç haline gelecek ve çok daha hızlı gelişecektir”

Şunları da beğenebilirsiniz:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir