ALZHEİMER DOSYASI

“21 Eylül Dünya Alzheimer Günü” dolayısıyla
gündeme gelen unutkanlıklar ve hafıza kaybı hakkında merak edilenler ve son
araştırmalar
bu
haberde yer alıyor.  


Alzheimer hastalığı nedir?
Alzheimer
hastalığı bazı beyin hücrelerinin ölümüyle karakterize, kesin nedeni bilinmeyen
ve bunamaya sebep olan bir beyin hastalığıdır. Halk arasında unutkanlığın eşlik
ettiği hastalıklar için genellikle bunama (demans) terimi kullanılır.
Alzheimer, 
günlük hayatın her zamanki gibi sürdürülmesini engelleyen, ilerleyici
kronik bir beyin hastalığıdır. Alzheimer, unutkanlıkla başlayan, kişinin
zihinsel yetilerini elinden alan ve bakıma muhtaç duruma getiren bir
hastalıktır. Bu hastalıkta aynı zamanda pek çok psikiyatrik belirti bir arada
görülebilmekte ve hem hastanın hem de ailesinin yaşam kalitesi çok ciddi
derecede düşebilmektedir.   Bunama
sebepleri içinde en sık görülen hastalıktır. Hastalık, her yaşta görülebilir
ama özellikle 60 yaşından sonraki yaşlarda görülme sıklığı artış gösterir.
Kişinin aklını kullandığı bütün alanlarda ilerleyici bir kayıpla giden hastalık
tablosudur.  Bunama yaşlılığın doğal bir
sonucu değildir.  Bu nedenle her yaşlanan kişi bunamaz

Alzheimer Neden olur?
Alzheimer
hastalığında bir dizi muhtemel etkenler tartışılmakta ise de hastalığın nedeni
tam olarak bilinmemektedir. Yaş, Alzheimer için temel risk faktörünü
oluşturmaktadır.  Alzheimer, eğitim
durumu ve ekonomik kazanç durumu düşük kişilerde iki kat daha fazla görülmektedir.
Depresyon ve geçmişte kafa travması öyküsü varlığı artırıcı bir risk faktörü
olabilmektedir. Kadınların uzun yaşamalarıyla ilgili olarak risk faktörü
artabilmektedir. Alzheimer hastalığı ilerleyici ve geri dönüşsüzdür ancak erken
teşhisle belirtileri bir süreliğine geciktirilebilir, hatta iyileştirilebilir.

Alzheimer hastalığının belirtileri nelerdir?
Kişinin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde unutkanlık,
tanıdığı kişileri, eşyaların yerini hatırlayamama, kelime bulmada güçlük, para
hesabında zorlanma, bildiği yolları karıştırma, her zaman yaptığı işlerin
unutkanlık nedeniyle aksaması, dikkatin dağınık olması gibi.

Kaç yaş grubunda
görülür?
Kişinin sosyal ve mesleki yaşamında hastalık öncesine
göre belirgin bozulmaya neden olur. 85 yaşın üstündeki nüfusun yüzde 25’inde
Alzheimer hastalığının ortaya çıkması beklenir. Alzheimer vakalarının küçük bir
kısmının genetik geçişle ilişkili olduğu ortaya konulmuştur.

Hastalığın
ilerlemesi 5 ile 20 yıl (ortalama süre 7-8 yıl) sürebilir. Hastalığın en ileri
evresinde Alzheimer hastasının 24 saat bakıma ihtiyacı vardır.  Beslenme,
temizlik, tuvalet ihtiyacı ancak bir bakıcı tarafından sağlanabilir.
Ülkemiz ve dünya nüfusu giderek yaşlanmakta
ve bu sebeple demansın en yaygın sebebi olan Alzheimer Hastalığı’nın ülkemiz ve
dünya için önemi artmaktadır. Son yıllarda yapılan bir çalışmada, her 7
saniyede dünya nüfusuna yeni bir Alzheimer hastasının eklendiği bildirilmiştir.

Alzheimer
ilk ne zaman görüldü?
Alzheimer hastalığı ilk kez, yaklaşık
100 yıl önce, ilerleyici zihinsel işlev bozukluğu ve davranış değişikliği
yakınmaları ile hastaneye yatırılıp beş yıl boyunca izlenen ve ölümü ardından
otopsisi yapılan Auguste D. İsimli hastadan elde edilen verilere dayanılarak
tanımlandı. (1)

Alzheimer
 ile ilgili araştırmalar nelerdir?
Tüm
demans vakalarının büyük bir çoğunluğunu Alzheimer Hastalığı
oluşturmaktadır.  Tüm
demansların 2/3’sinden sorumludur. 65 yaş üzerindeki kişilerdeki Alzheimer prevalansı
yüzde 10 civarındadır. Prevalans, yaş arttıkça yükselmekte ve 85 yaş üzerindekilerde
yüzde 45’e ulaşmaktadır. (2)

İstanbul’un Kadıköy ilçesinde
gerçekleştirilen Türkiye Alzhemier Hastalığı Prevalansı Çalışması’nda 70 yaş
üzerindekiler arasında Alzheimer hastalığı prevalansının yüzde 11 olduğu
saptanmıştır. Bu prevalans değerine göre Türkiye’de 250-300 bin Alzheimer hastası
olduğu varsayılmaktadır. (3)

Amerika Birleşik
Devletleri’nde Alzheimer Hastalığı’nın ekonomik maliyetinin 300 milyar dolar
olduğu tahmin edilmektedir. Sağlık Bakanlığının
Türkiye Ulusal Hastalık Yükü 2004 Araştırması’na göre 60 yaş ve üzeri grupta
Alzheimer ve diğer demanslar toplam hastalık yükünün yüzde 3.2’sini
oluşturmakta ve en fazla hastalık yükü oluşturan hastalıklar arasında 6. sırada
yer almaktadır. Bakım veren aileler, kişiler ve kurumların sorunları da
eklendiğinde yaşlı ruh sağlığı ile ilgili standart hizmetlerin planlanması,
politikalar geliştirilmesinin önemi aşikardır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre
Türkiye 2050 yılında dünyada en fazla Alzheimer hastası olacak 4 ülkeden
birisidir. Türkiye’de yaklaşık olarak 300 bin Alzheimer hastasının olduğu
tahmin edilmektedir. Erken teşhisin büyük bir önem taşıdığı hastalıkla ilgili
halkı bilgilendirmenin ve gelişmelerin duyurulmasının son derece önemli
olduğunu düşünülmektedir. Orta yaşlarda alınabilecek tedbirlerle başlangıcının
geciktirilebileceği bireylere öğretilmelidir.

Ülkemizdeki 300 bin
Alzheimer hastası ve bu hastaların aileleri de hesaba katıldığında hastalığın
çok geniş bir kitleyi ilgilendirdiği görülmektedir. Yapılan bir araştırma
hastaların yüzde 75’inin hastalık hakkında bilgi sahibi olmadığını, hastaya
bakım verenlerin yüzde 27’sinde ciddi depresyon ve tükenme bulunduğunu
göstermiştir.

Alzheimer hastalarının en az yüzde
50’si tanı ya da tedavi almadan hayatını kaybetmekte, aynı araştırmaya
katılanların yüzde 83’ü yaşlanınca bunamanın “normal” olduğu
düşüncesi taşıdığını göstermiştir.

Geri
döndürmek ya da yavaşlatmak elimizde mi?
Üsküdar
Üniversitesi’nden Nörolog Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ konu ile ilgili şunları
söyledi: “Beynin zihinsel ve davranışsal işlevinin bozulmasıyla ortaya çıkan
Alzheimer’ın her durumda Demans değil. Küresel anlamda Alzheimer’ın dünyayı
tehdit eden bir hastalık olduğu da istatistiklerde kendini gösteriyor.
İstatistikler 2025 yılında 25 milyon Alzheimer hastası olacağını söylüyor.

Her Demans Alzheimer mıdır?
Alzheimer
eşittir Demans değildir. Her Alzheimer hastası Demans hastasıdır ancak her
Demans hastası Alzheimer hastası değildir. Beyni etkileyen hastalık ya da
durumun ne olduğuna ve beyni nasıl etkilediğine bağlı olarak Demans çeşitlenir.
Bu çeşitlenmeyi anlayabilmekte beyin bölgeleri ve işlevleri arasındaki ilişkiye
dair temel bilgiler önemlidir.

Alzheimer tedavisi zor bir hastalık
mıdır?
Tedavi
açısından Alzheimer’ın zor bir hastalıktır. Alzheimer hastalığı tedavi
açısından zorluk derecesi yüksek bir hastalıktır. Bunun gerçek nedeni,  tam olarak ortaya konamamış ve spesifik
tedavisinin bulunamamış olmasıdır. Diğer nedenler arasında hastalığın
ilerleyici olması ve genetik etkilerin bulunması sayılabilir. Yapılan
çalışmalar gelecek adına umut verse de hastalık şu anda önemli bir tedavi
zorluğu arz etmektedir. Tedavi amacı beyinde eksildiği düşünülen maddelerin
geri kazandırılmasına yöneliktir. Ancak hastalığa neden olan ana faktör
bilinmediğinden geri verilen maddelerin yeterince verilip verilmediği de belli
değildir. Son yıllarda farklı bir tedavi mantığı olan aşı çalışmaları
yapılmaktadır.


Hastalığın belirtileri ve
evreleri  nasıldır?
Hastalığın
herkes tarafından kabul edilen bir evrelendirmesi yok. Beyindeki değişimlere
dayanan evrelendirmeler olduğu gibi klinik bazda evrelendirmeler de var. Ancak
genel olarak hafif, orta ve ileri evreler olduğu söylenebilir. Hafif evrede
sadece bellek bozukluğu vardır. Bu evre bellek bozukluğu yapan diğer nedenlerle
karıştırılabilir, depresyon, vitamin azlığı gibi.  Orta evrede bellek bozukluğuna dil, beceri,
oryantasyon gibi işlevlerin bozukluğu eklenir. Gündelik işlevlerin yapılması
zorlaşır. İleri evrede tüm bilişsel işlevler bozulur, davranış anormallikleri
çıkar ve hasta çevresine bağımlı hale gelir.

Alzheimer hastalarına nasıl davranılmalıdır?
Hastalık
sadece kişinin yaşamını zorlaştırmıyor. Hastanın çevresindekiler özellikle de
yakınlarının da yaşamı en az hasta kadar zora girebiliyor.  Hasta yakınının da bilmesi gereken gerçekler
var. Bir hasta yakınının hastasının bakım sürecine ilişkin bilmesi gereken ilk
gerçek hastasının yeni bilgileri akılda tutmakta zorlanacağı ve yapılacak işler
konusunda ona çok sayıda açıklama yapılmasının gerekeceğidir. Bunun yanı sıra
hastasının eskiye oranla kişilik ve davranışlarının değişebileceğini ve ona
göre davranması gerektiğini bilmelidir.
Alzheimer
hastalarına son derece özverili ve anlayışlı davranılmalıdır. Hastalarla hiçbir
konuda tartışılmamalı, söyledikleri yanlış da olsa anlayış gösterilmelidir.
Onlara gündelik ihtiyaçları için yardımda bulunulmalıdır. Kızgınlık görmek
Alzheimer hastalarının durumunu daha da bozar ve içinde bulundukları depresyonu
arttırır. Alzheimer hastaları gündelik hayatta insan içinde ve insanlarla
birlikte olmalıdır. Yalnız kalan ve az ilgi gören hastalarda hastalığın daha
hızlı ilerlediği bilinmektedir. Hastalar insan içindeyken çoğu kez bilmeden
hata yapabilirler. Bu gibi durumlarda insanların içinde onların hatalarını
yüzlerine vurmak ve onlara kızmak hastalar üzerinde normal insanlardan daha
yıkıcı etkilerde bulunur.

Hasta yakınları depresyona girebilir
mi?
Hasta
yakınları en çok hastalarının kişilik ve davranış değişikliklerinden etkilenir.
Hastalarını eskisi gibi kabul ederler ancak, hastaları farklı bir insan gibi
davrandığında kabullenmek istemezler. Bu mücadele hasta yakınları için çeşitli
sağlık problemleri getirebilir. Bunların başında depresyon gelmektedir. Bunun
dışında daha önceden sağlık problemleri olan hastaların bu problemleri
artabilir. örneğin hipertansiyon, şeker, kalp hastalıkları gibi..”


Basit
unutkanlıklar Alzheimer belirtisi olabilir mi?
Acıbadem Kadıköy Hastanesi
Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici şu bilgileri verdi: “Detaylı nörolojik
muayene ve testler ile Alzheimer tanısı kolaylıkla konulabilir. Alzheimer’in
ortaya çıkması önlenemese de, erken dönemde yakalandığı için ilaç tedavisi ve
yaşam alışkanlıklarındaki değişiklikler sayesinde bu süreç oldukça
yavaşlatılabiliyor.

Önce bellek işlevleri mi bozuluyor?
Bunama
grubunda yüzde 60 gibi yüksek bir oranda görülen Alzheimer, öncelikle bellek
işlevleri ile ilgili beyin hücrelerinin ölümü sonucu oluşan ve kesin nedenleri
bilinmeyen bir hastalık. Bellek ve bilişsel işlevlerde ilerleyici bir kötüleşme
ile seyrederek zamanla hastanın günlük işlevlerini bile yerine getiremeyecek
konuma gelmesine neden olabiliyor.

Genetik
etkenler riski artırıyor mu?
Alzheimer’ın
oluşmasında en önemli risk ilerleyen yaştır. Hastalık 65 yaşın üzerinde doruğa
çıkıyor ve her 5 yılda bir risk 2 kat artıyor. Genetik etkenler de hastalığın
gelişiminde yaş faktöründen sonra yer alıyor. Özellikle 1. derece akrabalarda
bunama sorunu varsa Alzheimer gelişme riski 2 kat yükseliyor. Bu risk
faktörlerini sırasıyla inme, kafa travması ve kadın olmak takip ediyor.
Entelektüel seviyesinin düşük olması da Alzheimer riskini artıran önemli bir
etkendir. Kişi zihinsel performansını ne kadar çok geliştirirse bu hastalığa
yakalanma riski de o denli düşüyor. Bunun için bol bol kitap okumak, spor
yapmak ve hobi edinmek  tavsiye ediliyor.

30-40’lı
yaşlarda başlayan unutkanlığa dikkat edilmeli mi?
Alzheimer
hastalığının ilerleyen yaşlarda aniden ortaya çıktığı sanılıyor. Oysa bu
hastalığın ilk uyarıcı işareti olan unutkanlık 30-40’lı yaşlarından itibaren
başlayabiliyor. Örneğin hasta dans kursunda adımları öğrenebilmek için diğer
öğrencilerden daha fazla çaba sarf ediyor ya da hareketleri ertesi gün unutuyor
veya yeni bilgiler edinmek için eskiden kitabı bir kez okuması yeterli olurken,
artık sayfayı tekrar gözden geçirmek zorunda kalabiliyor. Ancak iş ve sosyal
yaşamda henüz ciddi bir gerileme olmadığı için hastalığın ilk belirtisi gözden
kaçabiliyor.

Kaç
aşamada gelişiyor?
Alzheimer erken dönem, orta dönem ve ileri evre
olmak üzere 3 aşamada gelişiyor.

Erken
evre
: Hasta basit unutkanlıklardan yakınıyor
Unutkanlık yaşlılığın doğal bir sonucu olarak
görüldüğü için ‘erken evre’, hasta ve hasta yakınları tarafından genellikle
gözden kaçırılıyor.  
Erken
evrenin ilk belirtisi, basit unutkanlıklar. Önce beynin kayıt işlevi olumsuz
etkileniyor. Hasta yeni bilgileri öğrenmekte güçlük çekiyor ve yakın dönemde
yaşadığı olayları unutuyor. Mantık yürütme ile entelektüel becerisi de
bozulmaya başlıyor, hasta bunun sonucunda kendini yavaş yavaş sosyal hayattan
izole ediyor.

Orta
dönem:
Hafıza yeteneği belirgin
derecede bozuluyor
Hastalık ilerledikçe belirtiler belirginleşiyor ve
günlük yaşamı daha fazla etkilemeye başlıyor.  
Orta evrede yakın dönem
hafıza yeteneği belirgin derecede bozulduğu için hasta aynı soruyu defalarca
sorabiliyor. Zaman ve mekansal bellek de bozulmaya başlıyor; hasta sık sık ‘biz
neredeyiz?’ sorusunu yöneltiyor veya bulunduğu ortamda kaybolabiliyor. Mantık
yetisi de bozuluyor ve hasta hemen hiçbir konuda karar veremez hale geliyor.
Orta dönemde en çok dikkat çeken şey ise dil işlevinin bozulması. Hasta ilk
dönemler kelimeleri bulmakta zorlanıyor. Zamanla kelime hazinesi azalıyor,
hasta daha az kelimelerle, basit ve kısa cümleler kurmaya başlıyor. Mantık ile
entelektüel düzeyde ciddi bozulma oluştuğu için herhangi bir konu hakkında
yorum yapmakta güçlük çekmeye başlıyor.

Üçüncü
evre:
Bakıma muhtaç oluyor
Üçüncü
evrede hastanın beyni artık hiçbir kayıt yapamaz hale geliyor. Ayrıca sadece
yakın geçmiş değil, yıllar öncesinde yaşananlar da hafızadan yavaş yavaş
silinmeye başlıyor. Dil işlevlerinde ciddi bir bozulma oluyor ve hasta ‘tek
tük’ kelimelerin dışında konuşamıyor, söylenenleri anlamıyor. Yemek yemek,
yürümek, alışveriş yapmak ve yıkanmak gibi günlük işlevlerini tek başına
yapamıyor, bakıma ihtiyaç duyuyor. Hasta zamanla yatağa bağımlı hale
gelebiliyor.

Evde güvenlik önlemlerinin alınması
şart mı?
Orta
ve geç dönemde, ilaç tedavisi ile hastalığın yol açtığı uykusuzluk,
huzursuzluk, aşırı şüphecilik ve depresyon gibi sorunların şiddeti
hafifletilebiliyor. Böylece hem hastanın hem hasta yakınlarının yaşam konforu
artırılabiliyor. Ayrıca hastanın kendine zarar vermesini önlemek için evde
balkon ve pencere kolluklarının çıkarılması, bıçak gibi kesici aletlerin
ortadan kaldırılması ve merdivenlere dikkat edilmesi gibi uygun koşulların
sağlanması gerekiyor. Kaybolduklarında kolayca bulunabilmelerini sağlamak
amacıyla da üzerinde adres ve isminin bulunduğu künye kullanımı hasta güvenliği
açısından son derece önem taşıyor.

Hastalığı tetikleyen nedenler
nelerdir, stresi de bu nedenlerden biri olarak sayabilir miyiz?
Amerikan
Hastanesi Nöroloji Bölümünden Dr. Bülent Kahyaoğlu şunları kaydetti: “ Alzheimer
hastalığının kesin nedeni bugünkü bilgilerimize göre bilinmemektedir. Hastalık
oluşumunun, belirli genetik eğilimleri taşıyan bireylerde çevresel etmenlerin
yardımı ile geliştiği düşünülmektedir. Çevresel etmenlerden en çok suçlananlar;
besinlerle geçen ağır metal zehirlenmeleri, viral enfeksiyonlar ve
radyoaktivite olarak sayılabilir. Bu faktörlerden hiç birini tek başına neden
olarak doğrulayan bir çalışma yoktur, ancak söz konusu faktörler genel sağlığı
bozarak her çeşit hastalıkta olduğu gibi Alzheimer’e da uygun zemini
hazırlarlar. Stres genel anlamda bağışıklık sistemini baskılayarak her tür
hastalık gelişimini kolaylaştırır. Alzheimer da kronik bir hastalık olarak
başlangıç ve gelişim dönemlerinde stresten son derece etkilenir. 


Nasıl teşhis edilir?



Hastalığın
tanısı klinik olarak konulur. Tedavi edilebilir bunama nedenlerinin uygun
laboratuvar görüntüleme yöntemleri ile dışlanması sonucu, gerek nörolojik
muayene gerekse nöropsikolojik
testler yardımı ile hastanın tablosu isimlendirilir. ‘PET’ ismi verilen beyin
hücrelerinin glukoz kullanma hızını ölçen özel bir test yardımı ile özellikle
başlangıç evresinde beyin metabolizması değerlendirilerek doğru tanının erken
dönemde konulması sağlanabilir. 


Hastalıkta erken tanının önemi var
mıdır?



Hastalığın
tedavisinde kullanılan ve elimizde şu anda bulunan ilaçlar ilerlemeyi
durdurucudur ama iyileştirici değildir. Bu nedenle ne kadar erken dönemde tanı
konur ise hem ilaçlardan
yararlanma, hem de sosyal çevrenin düzenlenmesi açısından yararlı olur. 


Hastalığın tedavisi var mıdır, varsa
nasıldır?



Özellikle
erken ve orta evrelerde kullanılmak üzere iki grupta sınıflandırılan ilaçlar vardır. Bu ilaçlar hastalığın
ilerlemesini yavaşlatma etkisine sahiptirler. Henüz belirtileri geri çevirecek ilaç yoktur. Bu ilaçların tek başına ya da
birlikte kullanımı ile kişiye ve evreye özel tedavi düzenlenir. Özellikle orta
ve ileri evrelerde hastanın kendine olan bakımı ve beslenmesi de bozulacağı
için, bunların izlenmesi gereklidir. Sağlıklı ve düzenli beslenme, diğer
hastalıklardan mümkün olduğunca korunma ve yatağa bağlı hale gelmiş hastalarda
özel bakım hizmeti çok önemlidir. Alzheimer hastaları; beslenme bozuklukları,
enfeksiyonlar ve nedeni tam olarak bilinmeyen nedenlerle yaşıtlarına göre daha
erken ölürler. 


Alzheimer genetik bir hastalık mıdır ya
da bulaşıcı mıdır?



Bulaşıcı
değildir. Genetik yatkınlığı olan kişilerde görülür. Ama kuşaktan kuşağa çok
net geçişi yoktur.

Yakalanmamak için alınabilecek önlemler
var mıdır? Varsa nelerdir? 
Vücut ve zihin sağlığını mümkün olduğunca zinde tutmak çok etkilidir. Özellikle
damar sertliğine yol açabilecek aşırı kilo, tansiyon yüksekliği, şeker
yüksekliği, hareket azlığı, kolesterol yüksekliği gibi nedenler hastalığa zemin
hazırlar. Sağlıklı beslenme, temiz havada bol egzersiz ve özellikle zihni açık
tutacak her türlü çalışmaya katılmak koruyucu olarak etkilidir. Yaş ne olursa
olsun yeni şeylerin merak edilerek öğrenilmesi zihin sağlığı için çok
önemlidir.”



Dünyada
her 4 saniyede 1 Alzheimer teşhisi konuluyor!
Alzheimer hastalığı hakkında farkındalık yaratmak ve hastalığın hastalar,
hasta yakınları ve toplum tarafından bilinmeyen gerçeklerine dikkat çekmek ve
hastalık konusunda bilinç yaratmak amacıyla Türkiye Alzheimer Derneği, 21 Eylül
Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle Alzheimer Derneği Gündüz Bakımevi’nde bir
basın toplantısı düzenledi. Hastalıkla ilgili önemli bilgilerin, yeni
bulguların paylaşıldığı toplantıda tanı ve tedavi konusundaki gelişmelere de
değinildi. Toplantıda Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Emre ve
Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, unutkanlık görülen, özellikle
65 yaş üstü hastaların, mutlaka bir uzman muayenesinden geçmeleri gerektiğini
söyledi.

“Alzheimer Hastalığı: Doğrular, Yanlışlar,
Gerçekler ve Hurafeler”
“Alzheimer
Hastalığı: Doğrular, Yanlışlar, Gerçekler ve Hurafeler” başlıklı toplantıda,
toplumda belirli bir yaş üzerindeki kişiler için unutkanlığın normal
karşılandığı, bunun da Alzheimer erken tanı ve tedavisinin karşısındaki en
önemli engel olduğu ifade edildi. Toplantıda unutkanlığın hayatın hiçbir
evresinde normal bir davranış olmadığı özellikle vurgulandı. 
İlerleyici
bir hastalık olan Alzheimer’da tedaviye erken başlayan ve tedaviyi sürdüren
hastalarda klinik kötüleşmenin tedavi olmayan hastalara göre göreceli olarak
daha düşük olduğu söylendi. Toplantıda ayrıca toplumda Alzheimer görülme
oranının yaşlanan nüfusa paralel olarak arttığına ve erken teşhisin önemine
dikkat çekildi.

Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Emre şunları söyledi: “Dünya Sağlık
Örgütü’nün tahminlerine göre, dünyada her 4 saniyede 1 demans teşhisi
konuluyor. Bugün dünyada yaklaşık 38 milyon, Türkiye’de ise 350-400 bin
Alzheimer hastası olduğu tahmin ediliyor. Yaşlı nüfusun artış hızını göz önüne
alındığında, önümüzdeki 40 yıl içinde dünya çapında 115 milyon demans hastası
olması bekleniyor. Bunun pek çok ülkede sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin
üzerine büyük bir yük getirmesi bekleniyor. Bizim ülkemizde bu ülkeler arasında
bulunuyor. Bu nedenle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Alzheimer
hastaları için ihtisas bakım evleri kurma projesine tam destek veriyor, bu
projenin en kısa zamanda hayata geçmesini umuyoruz. Biz de Alzhemier Gündüz
Bakımevi’ni Alzheimer hastalarının hayatlarını kolaylaştırmak, sosyalleşmelerini
sağlamak ve hasta yakınlarına yardımcı olmak amacıyla hizmete açtık.
Derneğimizin ilk kurulduğu günden bu yana Alzheimer hastalarının yaşam
kalitesini yükseltmeyi amaçlıyoruz.

“Hastalığın Teşhis Kriterleri 30 Yıl
Sonra Yenilendi, Daha Erken Teşhis Mümkün!”
Ülkemizde nüfusun
yaşlanması Alzheimer hastalığına verilmesi gereken önemi de artırmakta.
Halkımızın bu konuda daha fazla bilinçlenmesi ve bu alandaki gelişmelerin
duyurulması gerekiyor. Bu alanda son dönemde pek çok yeni gelişme yaşanıyor. Örneğin
Alzheimer için geçerli olan teşhis kriterleri 30 yıldan sonra yenilendi ve
artık bu hastalığa daha erken teşhis koymak mümkün.”


“Hastalara Bakarken, Hastaların Kendi
İşlerini Yavaş Ve Az Da Olsa Yapmasına İzin Verilmeli”
Türkiye Alzheimer Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Işın Baral
Kulaksızoğlu ise
şunları dile getirdi: “Alzheimer hastalığında konu sadece unutkanlığa odaklı
olmamalı, hastalarda ilaveten depresyon, şiddetli sıkıntı, uyku bozuklukları,
hayaller ya da saçma düşüncelerin oluşabilir. 
Bu belirtiler bakım veren kişileri de çok zorlar ve yorar. Hastalara
bakarken, hastaların kendi işlerini yavaş ve az da olsa yapmasına izin verilmeli;
her gün yarım saat fiziksel aktivite yapılması; hastaya moral verecek
aktivitelerin, müzik dinleme çiçek bakma vb. desteklenmesi ve hasta yakınının
kendi ihtiyaçlarını da göz ardı etmemesi gibi konuların önemlidir.   lzheimer söz konusu olduğunda yalnız
hastaların değil hasta yakınlarının da psikolojik destek sağlanmasına
ihtiyaçları var. Alzheimer Derneği, bilgi broşürleri hazırlayarak, aileler için
moral destek toplantıları düzenleyerek, gündüz bakım evi hizmeti vererek ve
hasta yakını ve personel eğitimi yaparak yardımcı olma çabası içindedir.
Unutmamalıdır ki, insanlar yaşlılık döneminde de en az diğer yaşlardaki kadar
yaşamdan zevk almak ve mutlu olmak isterler.”


“Dünya
Alzheımer Raporu 2012’ye Göre Demans Hastaları ve Bakıcıları İçin Sosyal Tecrit
Ve Damgalanma Temel Zorlukların Başında Geliyor”

·  Demans
hastalarının yüzde 75’i ve aile içerisinde hastalara bakan kişilerin yüzde 64’ü
ülkelerinde demans teşhisi koyulan kişilere karşı negatif bir algı olduğuna
inanıyor.
·   Demans
hastalarının yüzde 40’ı göz ardı edildiklerini ya da kendilerine farklı
davranıldığını söylüyor.
·  Rapor,
devletlere ve toplumlara demans hastalarının günlük faaliyetlere katılmasını
sağlamak için 10 tavsiye sunuyor.

“Dünya
Alzheimer Raporu’na göre: Demans Hastasından Neredeyse 1 Tanesi Kendilerine
Koyulan Teşhisi Saklıyor”
Alzheimer’s Disease International
(ADI) tarafından 21 Eylül’de yayımlanan Dünya Alzheimer Raporu’na göre, dört
demans hastasından neredeyse 1 tanesi (yüzde 24) kendilerine koyulan teşhisi
saklıyor ve bunun ilk nedeni olarak damgalanmayı gösteriyor. Ayrıca demans hastalarının
yüzde 40’ı günlük yaşama dahil edilmediklerini ifade ediyor. Buna ek olarak,
her 3 demans hastası ve bakıcısından 2’si kendi ülkelerinde demans konusunda
anlayış eksikliği bulunduğuna inanıyor.

Çalışmaya katılanların neredeyse
yarısının eğitim ve bilincin önemli bir öncelik olduğunu söylediği raporda,
devletler ve toplumlara damgalamanın önüne geçmek için toplumun daha fazla
eğitilmesini sağlamak gibi 10 tavsiye sunuluyor. Öne çıkan bir diğer noktaysa
demans hastalarını deneyimlerini paylaşmaları için teşvik etmek ve günlük
faaliyetlere katılmalarını sağlamak.

Raporu yazan Nicole Batsch şöyle
konuşuyor: “Damgalanma, demans hastalarının bakım koşullarının iyileştirilmesi,
hastalara ve onlara bakanlara destek sağlanması, araştırmalara fon sağlanması
gibi tüm diğer girişimlerin ilerlemesi için bir engel olarak önümüze çıkıyor.
Rapor aynı zamanda demans hastalarının ve onlara bakan kişilerin bazen
arkadaşları ve aile bireyleri tarafından toplumun dışına atıldıklarını
hissettiklerini ortaya koyuyor. Bu kişiler kendilerine normal insanlar gibi
davranılmasını, eksikliklerine değil, yapabildiklerine odaklanılmasını
istiyorlar. Bu konulara ışık tutmak demans hastalarının ve onlara bakanların
hayat kalitelerinin artırılmasına yardımcı olacaktır.”

ADI Yönetim Kurulu Üyesi Marc
Wortmann şöyle konuşuyor: “Demans ve Alzheimer hastalığı dünya çapında
yaşlanmanın artmasıyla birlikte büyük bir hızla artış gösteriyor. Bu
hastalığın, vurduğu ailelerde büyük bir etkisi oluyor ama ekonomik maliyeti
sebebiyle sağlık ve sosyal güvence sistemleri de büyük ölçüde etkileniyor. Pek
çok ülke bu etkilere karşı hazırlıksız. Damgalanma sorununun üstesinden
gelmedikçe, demans hastalarına daha iyi bakım sunma çabalarımızı artırmadıkça
ve bir tedavi bulmadıkça da hazırlıksız kalmaya devam edeceğiz.”

Rapor
şu bulguları ortaya koyuyor:

  • Demans
    hastalarının yüzde 24’ü ve onlara bakan her 10 kişiden 1’i (yüzde 11)
    konulan demans tanısını sakladıklarını söylüyor. 65 yaş altı kişiler iş
    yerlerinde ya da çocuklarının okullarında zor durumlarla
    karşılaşabileceklerine inanıyor.
  • Demans
    hastalarının yüzde 40’ı günlük yaşama dahil edilmediklerini söylüyor.
  • Bu kişilerin neredeyse yüzde 60’ı kendilerinden
    muhtemelen uzak duracak ya da iletişimi koparacak kişilerin başında
    arkadaşlarının geldiğini söylüyor. Bunları aile üyeleri izliyor.
  • Hastalara
    bakanların dörtte biri (yüzde 24) demans hastalarına bakanlara karşı
    ülkelerinde negatif bir algı olduğunu hissediyor, yüzde 28 kadarıysa göz
    ardı edildiklerini ya da farklı davranıldıklarını hissediyorlar.
  • Hem
    demans hastaları hem hasta bakıcıları, insanlarla yakın ilişkiler kurmayı
    bıraktıklarını çünkü bunu çok zor bulduklarını söylüyorlar.
  • Demans
    damgalanmasının ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilecek en temel
    öncelikler arasında eğitim, bilgilendirme ve bilinçlendirme sayılıyor.


Rapor 50’den fazla ülkede 2500
kişiyle (demans hastaları ve onlara bakan aile üyeleri) gerçekleştirilen
küresel bir anketi temel alıyor. Anketi yanıtlayan demans hastalarının yüzde
50’sinden fazlası Alzheimer hastası ve anketi yanıtlayanların neredeyse yarısı
65 yaşın altında. Anketin temel amaçları, demans hastaları ve onlara bakan aile
üyelerinin yaşadıkları bireysel yaftalanma deneyimlerini kayıt altına almak ve
ülkelerin ulusal demans programlarının bu damgalanmayı ortadan kaldırmak için
etkili olup olmadığını ortaya koymak.

Demans hem hastalar hem de hastaların
aileleri ve onlara bakan kişiler için son derece engelleyici bir hastalık.
Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, dünyada her 4 saniyede 1 demans
teşhisi konuluyor. Yaşlı nüfusun artış hızını göz önüne alırsak, önümüzdeki 40
yıl içinde dünya çapında 115 milyon demans hastası olması bekleniyor. Bunun
sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin üzerine büyük bir yük getirmesi
bekleniyor. Dünya Sağlık Örgütü üyesi 193 ülkeden yalnızca 8 tanesinin ulusal
demans programlarını uygulamaya koymuş olması hem ekonomik hem de sosyal
maliyetleri azaltmak için devletlerin daha yapabileceği pek çok şey olduğunu
gösteriyor.
 

Toplumda
demans hastalarının damgalanmasının önüne geçmek için ADI tavsiyeleri

  • Toplumun eğitilmesi
  • Demans hastalarının toplumdan
    izole edilmesinin önüne geçilmesi
  • Demans hastalarının seslerinin
    duyurulması
  • Demans hastaları ve onlara bakan
    kişilerin haklarının tanınması
  • Demans hastalarının bulundukları
    sosyal çevrelere katılması
  • Gayriresmi ve ücretli
    bakıcıların eğitilmesi ve desteklenmesi
  • Evde
    ve bakımevlerinde bakım kalitesinin artırılması
  • Birinci basamak sağlık
    uzmanlarının demans eğitimlerinin artırılması
  • Devletlerin ulusal Alzheimer
    programları yapmaya çağırılması
  • Damgalanmanın nasıl ele
    alınacağı konusunda araştırmaların artırılması

KAYNAK
1- Bick KL. Alzheimer hastalığının
başlangıç öyküsü. Çeviri Editörü; Gürvit İH. Alzheimer Hastalığı. Yelkovan
Yayıncılık; 2001: 1-10.
2- Gürvit Hİ. Demanssendromu, Alzheimer
hastalığı ve Alzheimer dışı Demanslar. Bahar SZ ve Öge AE, editörler. Nöroloji.
1. baskı. İstanbul, Nobel Tıp Kitabevleri 2004: 367-415.
3- Gürvit H, Emre M, TinazS, ve ark. Theprevalence of dementia
in an urban Turkishpopulation. Am J AlzheimersDisOther Demen. 2008; 23(1):
67-76
.

Şunları da beğenebilirsiniz:

1 Yorum

  1. Esracığım,yazdığın yazıları okudum.hepsi harika olmuş.Ellerine ve yüreğine sağlık teşekkürler. Demet Çorakpınar 1 numaralı hayranın öpüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir