BİLİM VE DÜZMECE BİLİM

Bilgi
patlaması yaşanan günümüzde sürekli 
bilimsel olduğu söylenen birçok çalışma
anlatılıyor ancak bunların doğruluğu üzerinde durulmuyor. Bilimsellik
çerçevesinin iyi çizilmesi gerektiğini belirten Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr.
Seyhan Çenetoğlu, Sağlık Dergisi’ne bilim ile düzmece bilimin ayrılması
hakkında çok özel bilgiler verdi.
Bilimin temel nitelikleri;  bulgularının gözlemlenebilir, ölçülebilir
olmasının yanında en temel özelliği herkes tarafından tekrarlanabilir olması,
diğer bir deyişle kimsenin tekelinde olmaması ve Karl Popper’in tanımıyla
“yanlışlanabilir” olmasıdır. Scientism ise dilimize
“bilimcilik” veya “düzmece bilim” olarak çevrilebilir. Bu
bağlamda geçimini bilim yaparak kazananlar “bilimden geçinenler”,
düzmece bilim veya bilimcilikten kazananlar ise “bilimsel geçinenler”
olarak da tanımlanabilir. 
“Ya
Yayın Yaparsın Ya Da Atılırsın”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr.
Seyhan Çenetoğlu ile bilimsellik ve bilimsel geçinenler üzerine Sağlık
Dergisi’ne çarpıcı açıklamalarda bulundu: “Miami Üniversitesi Felsefe ve Hukuk
Profesörü Susan Haack’ın 1997 yılında yazdığı “Science, Scientism and
Anti-Science  in the Age of Preposterism”
başlıklı  makale  “Bilim ve Düzmece Bilim” başlıklı bu yazının
temel esin kaynaklarından biridir. Başlığında yer alan “preposterism”
sözcüğünün pek çoğunuza yabancı bir sözcük olduğundan eminim. Dilimize
“tersine önceleme” olarak çevrilebilir. Bu yeni felsefi kavramın
kökeni özellikle 1990’lı yıllarda Amerika’da üniversitelerde özellikle sosyal
bilimler alanında, 2000’li yıllarda ise temel bilimler alanında akademik
hiyerarşide yer alabilmek, rekabet etmek veya yerinde kalabilmek için zorunlu
bir şart olarak ortaya konulan “Publish or Perish” ya da “ya yayın
yaparsın ya da atılırsın”  düsturudur.
“Araştırma
Yaparak Yaşamak” Yerine 
“Yaşamak İçin Araştırma Yapmak”
Bilgi patlamasına yol açacağına
inanılarak ortaya atılan bu ilke ile “tersine öncelenme” yapılmış ve
bir bilim adamı için “Araştırma yaparak yaşamak” yerine  “Yaşamak için araştırma yapmak”
ilkesi öncellenmiştir. Ancak bu düstur zamanla bilim adamlarının hem akademik
ikbal, hem de bilimsel araştırmalarına parasal kaynak sağlayabilmek için etik
olmayan yollara başvurarak masa başı yayıncılık, sonu önceden belli olan
araştırmalar yapma ve yayınlamasına yol açmış ve literatürün çok sayıda
gerçekten bilgiye dönük olmayan düzmece bilimsel makaleyle dolmasıyla sonuçlanmıştır.  
Özellikle 20.yy’ın sonu ile
içinde bulunduğumuz 21.yy başında teknolojideki baş döndürücü gelişmelere
paralel olarak gerçek bilimden uzaklaşılarak, insanların çeşitli tutku ve zafiyetleri
de kullanılarak yaşamın her alanında özellikle de sağlık alanında bilimsellik
kisvesi altında “bilimcilik” ya da “düzmece bilimsel” faaliyet ve
uygulamalarında bir patlama yaşanmaktadır.
İnsanların
Çoğunun Zihinsel Yapısı
Mucizelere
İnanmaya Yatkın
İnsanların çoğunun zihinsel
yapısı mesleki profesyonellerde dahil olmak üzere mucizelere inanmaya ve
kolayca telkin almaya yatkındır. İnsanların bu zihinsel zafiyeti tarih boyunca
olduğu gibi günümüzde de hangi meslekten olursa olsunlar, ya bu gibi iyi
niyetli hayalperestler veya kötü amaçlı şarlatan ya da her ikisi tarafından
giderek artan oranda kullanılmaktadır. Zaten dolandırıcılığın da ilk kuralı “kurbanının önce aklını al sonra parası
kendiliğinden gelir”
olarak özetlenebilir. İngilizce’de quack, hoax, fraud, bogus, mumbo jumbo
gibi sözcüklerle anılan bu eylemler
Düzmece
Bilim’in 7 Temel Kuşkulu Belirtisi
“Bilimsel geçinen” bu
kişilerin eylemlerini tanımlayıcı sözcüklerdir. Günümüzde çok ciddi bir etik ve
yasal sorun haline gelen bu gibi kişiler ve uygulamalarıyla baş etmek neredeyse
imkansız hale gelmiştir. Özellikle A.B.D.de çok yaygın olan bu gibi eylemlerde
hukukçulara yol göstermek üzere hazırlanmış Düzmece
Bilim’in 7 temel kuşkulu belirtisi
başlıklı makalenin ana başlıkları şöyle
özetlenebilir.
1-  
Buluş
sahibinin, iddiasını önce akademik ve bilimsel ortamlarda tartışmak ve
yayınlamak yerine doğrudan yazılı ve görsel medya (gazete,TV,internet)
kanalıyla duyuruyor olması,
2-  
Buluş
sahibinin, sıklıkla buluşu nedeniyle çıkarı zedelenen bazı egemen güçler
tarafından engellendiği iddiasında olması
3-  
Buluş
sahibinin buluşunun yararlarına ait yeterli bilimsel verinin hemen her zaman
yetersiz olması,
4-  
Mucize
etkili buluşa ait ileri sürülen bilimsel kanıtların sadece kullanıcı
memnuniyetine dayalı bireysel tavsiye beyanlarına dayanması, (hatta noter tasdikli olursa daha inandırıcı
olur
)
5-  
Buluş
sahibinin buluşunun etki mekanizmasını binlerce yıldır süregelen kadim bir
inanca bağlı tedavi yöntemine dayandırması,
6-  
Buluş
sahibinin buluşunu araştırma ve geliştirme çalışmalarını gizli bir yerde tek
başına gerçekleştirdiği iddiasında olması,
7-  
Buluş
sahibinin buluşunun etki mekanizmasını, bilimin henüz açıklayamadığını iddia
edilen yeni doğa yasaları! ile
açıklaması (“Bilim dünyası açıklayamıyor, sırrı çözülemiyor” diye
yayınlanan reklam ve mesnetsiz haberlerde olduğu gibi)
Alternatif
Tıp Dünya Ticaretinde 2. Sırada
Gün geçmiyor ki yazılı ve
görsel basında, estetik ve güzellik fuarlarında, anti-aging kongrelerinde
çocukluğumuzda okuduğumuz bir çizgi roman olan Tommiks adlı dergideki bir roman
kahramanı Dr.Sallaso’nun her derde deva mucize iksiri gibi bir ürünün
pazarlaması yapılmasın. Bunlar arasında; zayıflatıcı sabunlar ve bantlar,
mucize etkili kırışıklık ve selülit kremleri, yosun hapları, soya yağı
enjeksiyonları, gebelik hormonu enjeksiyonları, rahmetli Barış Manço’nun “nane
limon kabuğu” başlıklı şarkısındaki gibi iki tutam ondan üç tutam bundan tarzı
hazırlanan büyülü mezoterapi reçeteleri, oksi-terapi, ozon-terapi, gazoz gazı
(CO2) enjeksiyonları,hologramlı denge bileklikleri, ayurveda rejimleri ve
çeşitli geleneksel kadim alternatif tıp ve daha niceleri sayılabilir.
Ancak daha da şaşırtıcı olan taraf ise akıl ve bilgi çağı denilen 21.yy.da bu
ürünlere ve uygulamalara olan talebin fazlalığı ve bu sektörün dünya
ticaretindeki payının dünya silah ticaretinde dönen toplam paradan sonra 2. sırada geldiğidir.
Dorian
Gray Sendromu’na Yakalanmış İnsanlar
Peki neden insanlar çıldırmış
gibi bu gibi görünürde işe yararmış gibi görünen veya gösterilen işlemlere bu
kadar çok para harcamaktadırlar? İnsanların çoğunun zihinsel yapısı mucizelere
inanmaya ve kolayca telkin almaya yatkın olduğu için mi? Medyanın büyük
paraların döndüğü reklam silahı ile primer narsistik duyguları da azdırılarak
Dorian Gray Sendromu’ na yakalanmış insanlar arasında yarattığı kitle histerisi
nedeniyle mi? Ya aynı medyanın yarattığı veya onu kullanan meslek
profesyonellerinin primer narsistik duyguları körüklenerek oluşturulan Mesih
Kompleksi ve sonucu davranışlarda bulunan ve cemaatini Dorian Gray Sendromu’na
yakalanmış insanların oluşturduğu Medikal Mesihlere veya ben yapmazsam
başkaları nasıl olsa yapacak mantığıyla bu Mesihlerin Havari’liğine özenenlere
ne demeli?  Yoksa bu gibi işlemler
gerçekten yararlı da birçoğumuz septik bir zihin yapısının mı esiri olduğumuz
için Mesihler arasına katılmıyoruz? Eğer hiçbir yararı yoksa, öyleyse neden işe
yarar olarak algılanmaktadır ve her zaman bu kitlesel histeriye katılan
insanların sayısı sürekli artmaktadır. İşe yaramaz teknolojileri ve tedavileri
geliştiren şarlatanları besleyen sorunun nedenlerine dair bu soruların
cevabı 
  • Toplumsal
    olarak eleştirel ve bilimsel şüpheye dayalı bir zihin yapısının eksikliği,
  • Toplumsal
    olarak büyü ve benzeri doğaüstü inançlara yatkınlık,
  • Bilime
    değil de mucize vaat eden şarlatanlara aşırı güvenme,
  • Bireysel
    çaresizlik ve umutsuzluk içinde arayış içinde olmak,
  • Bilimden
    beklediğini bulamayanların, bilimsel yöntemlere yabancılaşıp mucize
    vadeden doğal olduğu ve hiçbir yan etkisi olmadığı iddia edilen yöntemlere
    yönelmesi.
“Cüzdanı
ile Bilimsel Vicdanı Arasında Kalmak”
Bazı Tıp Mesleği Mensupları
özellikle profesör gibi akademik ünvana sahip olanlar da dahil olmak üzere
neden düzmece bilimsel yöntemlere ve alavere-dalavere işlemlere
yönelmektedirler. Kanımca birçoğu “Cüzdanı ile Bilimsel Vicdanı” arasındaki
ikileme sıkışıp kalmakta ve düzmece bilimin dayanılmaz çekiciliğine kapılmakta
ve sayıları da giderek artmaktadır. Sağlık alanında çalışan çeşitli
profesyonellerin neden bazen düzmece tedavilere yöneldiklerinin diğer nedenleri
ise:
·        
Günlük
iş hayatının tekdüzeliği ve sıkıcılığından bunalmış olanlarda düzmece bilimin
cazip söylemlerinin uyandırdığı heyecan ve değişiklik duygusu uyandırmak.
·        
Hekim
ve hekim dışı bazı sağlık çalışanlarının toplumda hak ettikleri saygıyı
görmedikleri kaygısıyla, yetenekleriyle ilgili sahip olmadıkları ölçüsüz sıra
dışı iddialarda bulunması,–bu tipler çoğunlukla görsel medyanın en rağbet
ettikleri sağlık guruları olarak karşımıza çıkarlar.
·        
Biyolojik
olayların doğaüstü güçler tarafından yönetildiği inancına dayalı tedavi
biçimlerine inanma ve kayma yatkınlıklarına sahip olmaları.
·        
Bilimsel
tedavi yöntemlerinin arkasında mutlaka bir komplo teorisi olduğunu düşünen
hastalık derecesinde kuşkucu bir zihin yapısına sahip olması.
·        
Ölümcül
hastalığı olan hastaların tedavisiyle uğraşan sağlık çalışanlarının yaptıkları
tedavinin yetersizliği ve yarattığı olumsuzluklar karşısında yaşadıkları ölüm
gerçeğinin kendilerinde yarattığı ağır ruhsal baskı.
·        
Bireysel
batıl inançların mesleki bilimsel düşünce ve gerçeklerin önüne geçmesi.
·        
Para
kazanma hırsı ve açgözlülüğün mesleki ve ahlaki değerlerin üstüne çıkması.
·        
Kendini
aşırı beğenmişlik duygusundan doğan Mesih Kompleksi ile çaresizlik içindeki
hastalara hükmetmekten zevk alma ve onları kötüye kullanma eğilimi.
·        
Hastalık
derecesinde karakter bozukluğuna sahip olması.
·        
Yaşanılan
sosyal bir olayın yarattığı (boşanma, ölümcül hastalık, ölüm gibi) ağır bir
ruhsal travma nedeniyle ortaya çıkan kişilik sapması.
Düzmece
Tedavilerin Mucizevi Olarak İşe Yarıyormuş gibi Algılanması
Düzmece tedavilerin mucizevi
olarak işe yarıyormuş gibi algılanmalarının nedenleri ise şöyle; 
·        
Söz
konusu hastalık, doğal süreci gereği zaten belli bir sürede kendiliğinden
iyileşecektir. Birçok hastalık dönemsel olarak artma-azalma veya çıkış-iniş
şeklinde döngüsel olduğundan zaten kendiliğinden iyileşecektir.
·        
Düzmece
tedavi hastalığın iniş veya azalma döneminde eşzamanlı uygulandığında, ortaya
çıkan iyileşme mucizevi olarak algılanır. 
·        
Tedavinin
gerçekte hiçbir etkisi olmasa da bir kısım hastada, plasebo (muska) etkisi ile
geçici olarak psikolojik iyileşme duygusu yaratır.
·        
Hasta
hem bilimsel tedavi hem de düzmece(alternatif) tedaviyi birlikte uyguladığında
ortaya çıkan iyileşmenin daha ziyade düzmece tedaviden ileri geldiğini düşünür.
·        
Hastalığın
bilimsel tanısı ve seyri hakkında yanlışlık yapılmış olabilir. -(aslında
hastanın zaten önemsiz geçici başka bir rahatsızlığı vardır)
·        
Hastanın
ruhsal durumunda ortaya çıkan geçici rahatlama ve iyilik hali gerçek tedavi
olarak algılanabilir.
·        
Hastanın
aşırı psikolojik ihtiyaç ve beklentilerinin yarattığı düşünce, eylem ve algı
yanılgısı.    
“Bu
Cihazların Etkileri Üzerinde Literatürde Yer Alan Hiçbir Ciddi Bilimsel Çalışma
Yok”
Özellikle 20.yy’ın sonu ile
içinde bulunduğumuz 21.yy başında teknolojideki baş döndürücü gelişmelere
paralel olarak, maddesel dünyanın ve küreselleşmenin de ahlâk anlayışı
içinde,  yaşamın her alanında özellikle
de sağlık alanında (buna branşımız da dahil) 
bilimsellik kisvesi altında, batı teknolojisi ile mistik nitelikli uzak
doğu felsefelerinin  (Yin&Yang dengesi, chi kung veya qi gong
ve Reiki gibi kozmik yaşam enerjisi tedavisi, Kundalini’yi veya Psi’yi uyarmak,
tıkalı biyoenerji kanallarını açmak, biyorezonans gibi
) birleştirilmesi ile
üretildiği ileri sürülen “düzmece bilim”sel etkili birçok bol düğmeli, bol
ışıklı, bol kablolu ve farklı amaçlar için değiştirilebilir çeşit çeşit
uygulama uçları bulunan ve hatta en ileri bilgisayar teknolojisi ile
donatıldığı iddia edilen ve her derde deva tanı ve tedavi cihazlarının abartılı
reklamı yapılıyor.  Gün geçmiyor ki
yazılı ve görsel basında, estetik ve güzellik fuarlarında, anti-aging
kongrelerindeki teşhir salonlarında benzeri cihazlar pazarlanmasın. Örnek olarak, tek seansta sigara bıraktırıldığı iddia edilen lazer
ışınlı ve/veya biyorezonans etkili cihazlar, kişinin bilinçaltında “yeni bir hayata/bedene doğuş” algısı
da  yaratmayı amaçlayan tabut görünümlü infrared
ışınlı ve ozon gazlı sauna cihazları, biyorezonans ile çalıştığı ileri sürülen  neredeyse her derde deva çeşitli bilgisayarlı cihazlar
 ve Estetik Güzellik Merkezlerinde kullanılan elektromiyolifting, zayıflatma
amaçlı elektronik kontrollü pasif eksersiz, iontophoresis etkili ozon ve
oksijendirme, laser akupunktur ve benzeri birçok cihaz sayılabilir. Bu
cihazların etkileri üzerinde literatürde yer alan hiçbir ciddi bilimsel çalışma
olmadığı gibi, sadece bilimsel terminoloji kullanılarak ve üzerinde uygulanan
bazı ünlü ya da ünsüz kişilerin aldatıldıkları halde sanki işe yararmış gibi
“ben yaptırdım oldu” şeklindeki kişisel beyanları da kullanılarak medyanın
reklam gücüyle önce hastalar üzerinden talep patlaması ile geniş bir tüketici
kitlesi oluşturulmakta, daha sonra ise ilgili meslek profesyonelleri üzerine
hastalar tarafından yapılan baskılar sonucu profesyonellere pazarlanıyor. Bazı
meslektaşlarımız tarafından bile bu cihazlara milyon dolarlık yatırımlar
yapılıyor. Aslında bu işten en fazla yararı sağlayanlar bu cihazları satanlar
ve bu cihazları alarak kullananlardır. Bu cihazların uygulanan kişilere hiçbir
nesnel yararı olmadığı halde işe yararmış gibi algılanmalarının en önemli
nedeni psikolojik olarak plasebo (muska etkisi) etkisi göstermesidir. Bu
nedenle bu tip teknolojik aygıtları ben “Tekno-Muska”
olarak nitelendirmekteyim.
“Düzmece
Tıbbi Cihazlar”
İnternette museumofquackery.com adresindeki Museum of Questionable Medical
Devices’ da tarih boyunca satılan birçok tekno-muskayı görebilirsiniz.
Günümüzde sayıları giderek artan ve özellikle zayıflama, estetik ve güzellik
alanında pazarlaması yapılan bu cihazları alırken adresteki Düzmece Tıbbi
Cihazlar müzesinin kurucusu Bob McCoy’un 
“Düzmece bir cihazın belirtileri” başlıklı yazısında belirtilen noktalar
şunlardır: 
·        
 Bilim tarafından bilinmeyen ve henüz
açıklanamayan enerji biçimlerini kullanarak tedavi ettiği ileri sürülüyorsa,
·        
 Kilometrelerce uzaktaki kişilerin bile
hastalığını teşhis ve tedavi edebileceği iddia ediliyorsa,
·        
 Anlaşılması güç ama aynı zamanda bilimsel
yabancı sözcük ve terimlerle betimlenen bir adı varsa,
·        
 Aslında hiç tanınmadığı halde “dünyaca meşhur” biri tarafından icat
edildiği ileri sürülüyorsa,
·        
 Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen parlak
ışıklar saçan çok sayıda lambaları varsa,
·        
 Belirli bir amaca hizmet etmeyen birçok düğme
ve göstergeleri varsa,
·        
 Sadece insan bedenini sarsarak, titreterek,
ovalayarak, elektrik şokları vererek ve ısıtarak abartılı tedavi iddialarında
bulunuyorsa,
·        
 Tedavi etmediği neredeyse hiçbir hastalık
olmadığı diğer bir deyişle- her derde deva- olduğu iddia ediliyorsa,
·        
 Sadece internet siparişi, kapıda ödemeli posta
gönderisi veya özel bir satış noktasından satın alınabiliyorsa,
·        
 Ruhsatlı ve bilimsel kurallara uygun çalışan
herhangi bir hekim muayenesinde hiçbir şekilde mevcut değilse,
·        
 Üreticisi bile aletin nasıl çalıştığı ve tam
olarak nasıl etkili olduğunu tam açıklayamıyorsa,
·        
Sonuç
almak için hastanın mutlaka özellikle belli bir yöne doğru yönelmesi veya
cihazı sadece sıra dışı zamanlarda kullanması şartı isteniyorsa,
·        
Hiçbir
rahatsızlığınız olmasa bile düzenli olarak kullanmanız gerektiği öneriliyorsa,
·        
Cihazın
Amerikan İlaç ve Gıda Teşkilatı tarafından kullanılması, satılması ve
reklamının yapılması yasaklanmışsa.
Mucize etkili çeşitli
buluşların yararlarına ait ileri sürülen bilimsel kanıtlar çoğunlukla sadece
kullanıcı memnuniyetine dayalı ve noter tasdikli bireysel tavsiye beyanlarına
dayanmakta olup; kaç kişinin bu cihazlardan hiçbir yarar görmediğine ise hiç
değinilmemektedir. Unutmamalı ki bozuk saat bile günde iki kere zamanı doğru
gösterir.”
KAYNAKÇA:
2-  
http://www.baskent.edu.tr/~zuyen/articles/fenomen.html  – Sahte Bilim, Fenomen ve Eleştirel Düşün-me.
Zühal Yeniçeri
3-  
http://www.ulakbim.gov.tr/dokumanlar/sempozyum3/016_dogan.pdf
Sahte Bilimlerin Çekiciliği Altında Bilimsel Araştırma ve Eleştirel
Düşünme, Doğan Kökdemir.
5-  
Bilim ve Şarlatanlık- Hüseyin Batuhan, Bulut Yayınları
6-  
 museumofquackery.com

Şunları da beğenebilirsiniz:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir