SAĞLIK OKURYAZARLIĞI BİLİNCİ OLUŞTURMAK SAĞLIK EKONOMİSİNİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK!

Dijital dünya tüm çalışma alanlarımızın içerisinde yerini aldı. Özellikle sağlıkla dijital içiçe geçerek, değişimi dönüşüme çeviriyor. Sağlıkla ilgili verilerin doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi için sağlık okuryazarlığı bilinci kazandırılması da gün geçtikçe önem kazanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı internet kullanım oranlarına göre; Türkiye’de internet kullanan bireylerin oranı yüzde 72,9’a ulaştı. Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma, hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda yüzde 58 oranında hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercih olsa da yüzde 43 ile Google gibi online arama motorları kullanıldığı görülüyor.

Sağlık okuryazarlığı verilerine baktığımızda ise, bu alandaki bilinç düzeyinin ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. 2014 yılında Türkiye’de erişkin nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyi ile yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarlığı prevalansının belirlenmesi amacı ile yapılan bir çalışmada toplumumuzun yüzde 64,6’sının “yetersiz” veya “sorunlu” sağlık okuryazarlığı kategorilerinde olduğu saptandı.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili olarak 2011 yılında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İrlanda, İspanya, Polonya ve Yunanistan olmak üzere sekiz Avrupa ülkesinde, 15 yaş ve üzerindeki 8 bin kişide yapılan çalışma sonucunda Hollanda’da katılımcıların yüzde 23,7’si, Bulgaristan’da yüzde 53,7’si yetersiz ve sorunlu grupta yer aldı.

Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşma, anlama ve kullanmayı içeriyor

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlığını korumak ve geliştirmek için bilgiye ulaşma, anlama, bu bilgiyi kullanma konusundaki bilişsel-sosyal beceriler ve motivasyon düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı, broşürleri okumak ve başarılı bir şekilde randevu almaktan daha fazlasını ifade ediyor. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bu bilgileri etkili bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Sağlıklı yaşam bilinci ve kalitesini artıran, sağlık profesyonelleri için iletişim ve klinik becerilerin kazanılmasını sağlıyor.  Ayrıca, sağlık hizmeti alanlar için karar mekanizmasına dâhil olmayı sağlayan sağlık okuryazarlığı, sağlığı geliştirme aktivitelerinin planlanmasında önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Sağlık okuryazarlığı temel sağlık bilgisi aktarmaktan ibaret değil

Dijitalin gün geçtikçe önem kazandığı günümüzde, bilgi yayılımının ötesine geçen ve etkileşim, katılım ve eleştirel analiz gerektiren yöntemler aracılığıyla bilinç oluşturulması gerekiyor. Bu noktada sağlık okuryazarlığının sadece temel sağlık bilgi aktarımından daha fazlasını gerektirdiğini kabul etmek şart. İnsanların sağlıklarını korumak için doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, sonrasında emin olduktan sonra hareket etme becerilerini, bilgilerini ve etkinliğini nasıl geliştirebileceklerinin yol haritasını sunmak gerekiyor.

Sade dil kullanmak için bunları yapın

Sağlık profesyonelleri kullandıkları terimleri, hiçbir şey bilmediğini düşündüğü hasta ve hasta yakının anlayacağı şekilde sadeleştirmeli. Bu sayede hekim, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişim güçlenir.  Sade bir dil kullanmak için şunları yapabilirsiniz:

  • En önemli mesajları başta verin.
  • Karmaşık bilgileri anlaşılır şekilde olması için parçalara bölün.
  • Sade ve anlaşılır bir dil kullanın.
  • Konuların daha anlaşılır olması için liste ve tablo kullanın.
  • Metnin okunabilirliğini artırın.
  • Materyallerin kültürel uygunluğuna dikkat edin.
  • Görsellerin anlaşılır ve dikkat çekici olmasına özen gösterin.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), hasta eğitim materyallerinin 6.-7. sınıf okuma seviyesinden daha yüksek yazılmış olmamasını öneriyor.

Bireyler sağlıklı yaşam bilinci geliştirmek için yeterli bilgi, beceri ve güvene sahip olduğunda sağlıklı kalabiliyor.   Ayrıca sağlık okuryazarlığı konusunda yeterli düzeyde olunmamasının nedenlerinden biri, güvenilir bilgi ve kaynakların ayrımını yapacak bilinç oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu bilgi açığı, hem hastaların kendilerine sunulan bilgileri anlayamamalarından hem de hastanelerin bu okuryazarlık boşluklarını ele almak için yeterli çaba göstermemelerinden kaynaklanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bilincini artırmak sağlık ekonomisini değiştiriyor

Sağlık okuryazarlığı alanındaki düşük bilinç düzeyi, sağlık hizmetlerine yapılan harcamaları da etkiliyor. Sağlık okuryazarlığı bilincine sahip olmayan bireylerin genel sağlığı iyi olamayacağından bu durum finansal süreci de olumsuz etkiler.  

Sağlık okuryazarlığı bilinci kazanmak neleri değiştiriyor?

  • Bilimsel kavramları, içeriği ve sağlık araştırmasını anlama becerisi kazandırıyor.
  • Sözlü, yazılı ve çevrimiçi iletişim becerilerini kullanmayı geliştiriyor.
  • Kitle iletişim araçlarındaki yayınlara eleştirel yorum yapabilmeyi sağlıyor.
  • Karmaşık sağlık bakımı ve yönetişim sistemleri hakkında bilgi sahibi olunuyor.
  • Sağlık kararlarında kültürel ve yerli bilgiyi kullanma yeteneği gelişiyor.  
  • Geniş bir beceri yelpazesi ve insanların bilinçli seçimler yapmasını sağlıyor.
  • Sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak hedeflenir.

DSÖ tarafından, toplumlarda sağlık okuryazarlığı bilincinin geliştirilmesine yönelik şu yaklaşımlar öneriliyor:

1. Sağlık okuryazarlığı eğitimi erken çocukluk döneminden itibaren yapılmalı.

2. Sağlığın geliştirilmesi kavramı okul eğitimi sırasında geliştirilmeli.

3. Yetişkin dönemindeki eğitimde olası engellerle baş etme yolları geliştirilmeli.

4. Bireylerin özelliklerine ve kapasitelerine uygun çok yönlü programlar yapılmalı.

5. Katılımcı eğitim yöntemleri kullanılmalı.

6. Sağlıklı olmak ve iyilik hali için yeni yöntemler geliştirilmeli.

Kaynakça

Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNDEKİ BÜYÜK TEHLİKE NE?

Son yıllarda ülkemizde çocuk psikolojisi konusunda “uzman” patlaması yaşanıyor. İlgi çektiğini fark eden bazı kişiler, kendilerini bu alanda uzman ilan edebiliyor. Peki çocuk psikolojisindeki yanlış bilgilerden ve sözde uzmanlardan korunmak için aileler nasıl bir yol izlemeli?

Yanlış bilgiye maruz kalındığı ve aksinin ispat edildiği durumları düşünelim. Yanlış bilginin düzeltilmesinde bireysel özelliklerin ve mesaj özelliklerinin etkisiyle ilgili Psychological Science’ta bir meta-analiz çalışması yayınlandı. Bunun için sahte sosyal ve politik haberleri kullanan 20 çalışma ve yayınlandıkları 1994-2015 döneminde bu çalışmaların aktarıldığı 8 yayın incelendi.


Yanlış bilgiyi destekleyici yönde görüş geliştirerek kendi açıklamasını üreten insanların daha sonra bu ilk inançlarını sorgulayıp değiştirmelerinin zorlaştığı görüldü. Bu durumda, bilginin yanlış olduğuna ilişkin düzeltme mesajının da daha az etkili olduğu ortaya çıktı. İnsanların kendilerine sunulanla yetinmeyip nedensel alternatifler üretme ihtimali arttığında düzeltme mesajının daha etkili olduğu bulundu.


Mesajın içeriği yanlış bilgiyi haklı çıkaran zihinsel modelleri değiştirmeyi sağlayacak biçimdeyse, daha başarılı olduğu saptandı. İçeriğin yüzeysel kaldığı; yani sadece bilginin yanlış olduğunun bildirildiği durumlarda, düzeltme bilgisinin ayrıntılı sunulduğu duruma kıyasla etkisinin zayıfladığı görüldü. Ancak ilginç şekilde, daha ayrıntılı düzeltme bilgisi sunulmasının yanlış bilginin kalıcılığını azaltmayabileceği de ortaya çıktı.


Sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmalı
Araştırmacılar, medyanın ve karar vericilerin yanlış çıkarıma meyil vermeyecek şekilde bilgiyi raporlamasını, dikkatli inceleme ve sağlıklı şüphecilik geliştirme imkânı sağlanmasını, düzeltme mesajının yeni ayrıntılı bilgiyle desteklenmesini öneriyorlar. Ne var ki yanlış bilgiyle ilk karşılaşıldığında nasıl algılandığını göz ardı etmemek gerek. Düzeltme mesajı kapsamlı olsa dahi, karşı tarafın ikna olacağını varsaymak hayal kırıklığı yaratabiliyor.


“Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önemli”
Meta-analiz çalışmasını hatırlatarak zihinlerden yanlış bilginin izini silmenin hiç kolay olmadığını söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Medyanın toplumu gerçek uzmanlarla buluşturması iki açıdan önem kazanıyor: Birincisi, bilimsel bilgiyi anlaşılır biçimde topluma sunmak ve özgün bilgi üreterek toplumu geliştirmek. İkincisi, sahte uzmanların söylemleriyle yayılan yanlış bilgiyi düzelterek zihinleri doğrusuna ikna etmek. Paydaşlar olarak ikincisinin çoğu zaman daha zor olduğunu cesaretle kabullenip bu konuda sorumluluk üstlenmeliyiz. Bireylerin kendi zihinsel süreçleri veya yaşantılarıyla ilişkilendirebileceği şekilde doğru bilginin elçiliğini yapmak ve bunda ısrarcı olmak gerçek ilerlemenin yolunu açacak.”


“Uzman: Belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse”
Uzman kelimesinin anlam karşılığını hatırlamanın konuya yaklaşımımızı destekleyeceğini söyleyen Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, “Türk Dil Kurumu uzmanı “belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse, mütehassıs, kompetan” olarak tanımlıyor. Demek ki; kişinin uzmanı olduğu konuda bilgi ve beceri sahibi olması, öğrendiklerinin süzgecinde görüş geliştirebilmesi ve tüm bu boyutlarda uzman olmayanlardan kendini ayıracak bir üstünlüğünün olması bekleniyor. Dikkat ederseniz “görüş”ü, “bilgi” ve “beceri”den sonra konumlandırdım. Nedenini öğrenme taksonomisiyle açıklayacağım” dedi.


“Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir”
Zihinsel beceri geliştirme açısından öğrenmenin, birbiri üzerine inşa edilen 6 düzeyde ele alındığını belirten Uşaklıgil, “Bloom taksonomisi adıyla bilinen bu düzeyler, daha sonra eski öğrencisi Anderson tarafından sırasıyla bilgiyi hatırlama, anlama, uygulama, analiz etme, değerlendirme ve üretme olarak güncellendi. Bu güncel sıralamaya göre; bir görüşü eleştirebilmek ya da savunabilmek için değerlendirme düzeyinde zihinsel beceriye, süregelen yaklaşımı iyileştirebilmek veya yenisi tasarlayabilmek için sentez ya da üretim düzeyinde akıl yürütmeye ihtiyaç var. Dolayısıyla, kişi ilgili alanda üst düzeylerde bir zihinsel öğrenme sürecini tamamlamış olmalı. Sahte uzmanlar çokça görüş bildirebilirler. Ancak olgular ile çıkarımlar yalnızca analiz düzeyinde birbirinden ayrışabilir. Bilgi, veriye ve kurama yakın olmakla derinleştirilir. Beceri ise bilgiyi duruma uygun şekilde uygulamakla kazanılır. Veriye dayalı çıkarım yapabilmek ve büyük resmi yeni baştan inşa edebilmek alan bilgisini tanımlayabilmeyi, anladığını yeniden ifade edebilmeyi, bilgiyi hayata taşımayı ve onu çözümlemeyi şart koşar. Veriden ve kuramdan uzaklaştıkça, görüşler sezgisel varsayımlara yakınsar” şeklinde konuştu.


“Çocuk psikoloğu, bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanır”
Lisans eğitimi düzeyindeki temel birikimin üzerine eklenene yüksek lisans eğitimi, onu izleyen doktora ve doktora sonrası çalışmaların önemini vurgulayan Uşaklıgil, şunları söyledi: “Kuramsal bakış açısını derinleştirme, çeşitlendirme, eleştirel düşünceyi besleme, yeni yaklaşımları tasarlama ve test etme imkânı sağlar. Psikoloji biliminin çalışma alanı o kadar çeşitli ki, her biri farklı uzmanlık gerektiriyor. Buna rağmen, söz konusu alt dallar yeterince tanınmıyor. Psikoloji bilimini öğrenmeye heveslenen çoğu kişi için ruh hastalıklarının tedavisiyle sınırlı bir anlayış var. “Kişisel gelişim” çatısı altında da zihinler iyice bulandırılıyor. Klinik ve örgüt psikolojisi, uygulamalı psikoloji alanlarını temsil ediyor. Bunun dışında kültürel ve sosyal psikoloji, öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji ve psikobiyoloji gibi giderek biyoloji ayağına yaklaşan çalışma alanlarından söz ediyoruz. Konumuzla ilgili olarak, gelişim psikolojisi uzmanlarının çalışma alanı beşikten mezara diye tabir edebileceğimiz, insanın tüm yaşamı boyunca geçirdiği değişimi kapsıyor. Dolayısıyla bebeklik dönemi gibi, yaşlılık dönemi de bir gelişim psikoloğunun çalışma sahasında yer alabilir, farklı yaş gruplarını birbiriyle kıyaslayabilir. Çocuk psikoloğu ise bebeklikten ergenliğe uzanan bir yaş aralığına odaklanıyor. Örneğin bir klinik psikoloji uzmanı çocuk psikolojisi alanında çalışıyorsa, ilgili yaş döneminde yaşanan çok çeşitli ve birbiriyle ilişkili olabilecek sorunları ele alır, değerlendirme yapıp görüş bildirir ve çözüme yönelir.”


“Uzmanlık için adanmışlık şart”
Bir alanda uzmanlaşmanın, kişinin enerjisini o alana yöneltmesiyle birlikte, psikolojinin veya ilgili bilimin farklı alt dallarıyla ve diğer bilim dallarıyla seçtiği alanın etkileşimini yakından izlemesini gerektirdiğine dikkat çeken Uşaklıgil, bu yaklaşımın kişinin çalışmalarını zenginleştirmesini sağladığını kaydetti. Uşaklıgil, uzmanlık için adanmışlığın şart olduğunu vurguladı.


“Psikoloji alanında belirli kişiler, herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar”
Psikoloji oldukça geniş bir bilim dalı olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Elif Efsun Tatar, “Çocuk, ergen, yetişkin, yaşlı gibi yaş grupları dışında, birçok farklı yaklaşımı da içinde barındırır. Lisans eğitimi sırasında her yaş grubu konusunda eğitim alınsa da hepsinin tüm detaylarıyla incelenmesi ve hepsinde yetkin olunması mümkün değil. Yaklaşımlar konusunda da genel bir eğitim verilmekle birlikte, ancak bir ya da birkaç yaklaşıma dair detaylı eğitim verilebiliyor. Her alanda olduğu gibi psikoloji alanında da belirli kişiler herkes ve her şey hakkında konuşuyorlar maalesef. Bunun yerine, kim hangi alanda daha çok çalışıyorsa, bilgiliyse, deneyimliyse, o alandaki bilgilerini paylaşması hem mesleki gelişim açısından hem de bilgi alan kişilerin en doğru bilgiye ulaşmaları açısından daha sağlıklı olur.” şeklinde konuştu.


Peki bir psikoloğun bazı konularda yetkin olması nasıl mümkün oluyor?
Çoğunlukla lisansüstü eğitim sırasında, psikologun bir alana ilgi duyduğunu ve o alanda daha detaylı bilgi sahibi olmaya çalıştığını kaydeden Tatar, şunları söyledi: “Bu alanda daha da detaylı bilgi ise çoğunlukla çalışma hayatında kazanılır. Yasal olarak her psikolog her yaş grubuyla çalışabilir, ancak genellikle bazı yaş gruplarına yönelip o alanda daha yeterli olurlar. Bir psikoloğun her yaş grubunda her türlü sorunu çalışması pek mantıklı değil. Çocuklarla çalışmayan bir psikoloğun çocuklarla ilgili detaylı bilgi ya da eğitim vermesinde yasal sıkıntı olmasa da etik sıkıntı olduğu kanaatindeyim.”


Medyada bir psikoloğun çocuklar hakkında konuştuğunu gördüğünüzde yapmanız gereken şunlar:

  1. Öncelikle o kişinin lisans eğitiminin psikoloji alanında olduğundan emin olmak gerekir. Maalesef bir şekilde çocuklarla çalışan bazı kişiler kendilerini çocuk psikoloğu olarak tanıtabiliyor.
  2. Başka bölümden mezun olup psikolojide yüksek lisans yaparak kendilerinin psikolog olduğunu iddia edenler de oluyor. Yasal olarak, psikolog unvanı, lisans eğitimi psikoloji olanlara verilir, yani lisansüstü eğitim ile bu unvan kazanılmaz.
  3. Eğer bilgi veren kişi gerçekten psikologsa, yani lisans eğitimi psikoloji alanında ise, o kişinin çalışma alanları hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. “Nerede çalışıyor?”, “Hangi yaş grupları ve hangi sorunlar üzerinde çalışıyor?”, “Hangi konularda bilgi sahibi?” bunları bilmek iyi olur.
  4. Çalışma alanları hakkında eğitimi nedir? Yani çocuklarla çalışıyorsa, bu konuda hangi eğitimleri almış bilmek gerekir.
  5. Bir de çok fazla kendi geliştirdikleri yöntemlerden söz edenler var, bu kişilere karşı da dikkatli olmak gerekir. Sonuçta bir yöntemin doğruluğu araştırmalarla kanıtlanır ve yeterli kanıt olmayan yöntemler ve yaklaşımlar bilimsel sayılamaz.
  6. Bazen aileler, çocuk psikolojisi hakkında bilgi veren kişinin kendi çocuğundan bahsetmesini güven verici bulurlar. Fakat psikoloji de diğer bilim dalları gibi, bizim bireysel tecrübelerimize değil, bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen objektif verilere dayanır. Yani çocuklarla ilgili bilgi veren bir psikoloğun çocuğunun olup olmaması, o kişinin daha iyi psikolog olmasına etki eden bir faktör değil. Tıpkı tüm jinekologların doğum yapmış olmamaları gibi.
    Sonuç olarak, birçok ailenin en hassas olduğu konu çocukları ve bu alanda bilgi edinirken, bu bilginin doğruluğundan emin olmak için çaba harcamaları gerekiyor.

Kaynakça:
• Bloom BS, Engelhart MD, Furst EJ, Hill WH, Krathwohl DRA. Taxonomy of educational objectives: the classification of educational goals. Handbook 1: Cognitive Domain. New York: David McKay; 1956.
• Anderson LW (Ed.), Krathwohl DR (Ed.), Airasian PW, Cruikshank KA, Mayer RE, Pintrich PR, Raths J, Wittrock MC. A taxonomy for learning, teaching, and assessing: a revision of Bloom’s taxonomy of educational objectives (complete edition). New York: Longman; 2001.
• Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü [İnternet]. [2 Nisan 2019 tarihinde erişildi]. Uygun erişim: https://psychology.boun.edu.tr/sites/psychology.boun.edu.tr/files/BU%20Psikoloji_Tanitim_060415.pdf
• Chan MS, Jones CR, Jamieson KH, Albarracin D. Debunking: a meta-analysis of the psychological efficacy of messages countering misinformation. Psychological Science 2017; 28(11): 1531-1546.

Continue Reading

SADELİK AKIMI OCCAM’IN USTURASI MI?

Geçtiğimiz günlerde dizi önerileri sorduğumda ısrarla Fringe
izlememi söyleyenler oldu. Uzun zamandır başlayıp tamamlayamadığım ilk bölüm
ile seriye başladım. Dizinin birinci sezon 3. bölümde şu replik ilgimi çekti:

Occam’ın Usturası, “Her şeyin eşit olduğu bir ortamda en
basit çözüm akla yatkın olandır.”

Devamında konuyu araştırmaya başladım. Bu
ara aklımın bir tarafında sürekli dolaşan bir konu ile ilgili parçalar
birleşmeye başladı. Bunun ne olduğunu sonra söyleyeceğim… 

Bilimsel düşüncede önemli yeri olduğu söylenen Occam’ın
Usturası, 14. yüzyıl filozofu Ockham’lı William tarafından ortaya atılmış.

En kısa haliyle tanımı, şartlar aynı olduğunda basit olan seçenek tercih ediliyor. 

Aslında habercilikte bizim çok sıklıkla kullandığımız
yöntemin bir başka şekilde dile getirilmesi. Ne kadar sade, anlaşılır ve kısa
haber yazarsanız o kadar iyi haber yazarsınız. 

Tabii eleştirel düşünce ve doğru
parçaların doğru yerde olması önemli. Kaynakların verimli kullanılıp, doğru
parçaları birleştirip nitelikli bir iş çıkartılması işin kalitesini artırıyor. Ustura kavramı da bundan
geliyor, fazla ve karışık olanları atmak gerekiyor.  

Eleştirel düşünce ve rasyonel bakış açısına örnek olarak
Dörtlerin İmzası’ında Sherlock Holmes’un  söylediği cümle işi özetliyor sanki:

“Olanaksız olanları saf dışı ettiğinizde, geriye kalan, ne
kadar olasılık dışı görünse de, gerçeğin ta kendisidir.”
Continue Reading

ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN MEDYA İLE İMTİHANI NASIL SONUÇLANACAK?

Ülkemizde çocuk yetiştirilmesi konusunda çok farklı fikirlerle karşılaşıyoruz. Bebek , çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan alanda medyada konuşan, yazan ve reyting alan hep aynı isimler oluyor. Peki bu durum aslında nasıl olmalı?

Bebek, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojilerinin her biri ayrı uzmanlık gerektiriyor. Medyaya baktığımızda hep aynı yüzleri görüyoruz. Bu kişiler o kadar gelişmişler ki, kanaldan kanala koşarken uzmanlık alanları da o oranda genişliyor.

Öncelikle şunu lütfen bilin! İsminin önünde her Prof., Doç. ya da Dr. yazan kişi, bebeklikten yetişkinliğe uzanan geniş alanda her konuda konuşamaz.

Çocuk yetiştirme konusunda psikoloji kadar psikiyatri de önemli olduğu için, “Psikiyatri nedir?” sorusunun yanıtı Türkiye Psikiyatri Derneği’nin sitesinden aldım:

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.” 

Bunun dışında sitede bazı soruların yanıtları da yer alsa da yeterli düzeyde bilgi içeren bir site değil.  Halka yönelik daha doyurucu ve görsel destekli şekilde yapılmalı.

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatri Derneği’nin sitesinde temel düzeyde bilgilere ulaşmak bile mümkün değil.

Mesela; “Çocuk psikiyatrisi nedir? Çocuk psikiyatri uzmanı kime denir? Çocuk Psikiyatrisi Ne Yapar? Çocuk Psikiyatrisi Hangi Hastalıklara Bakar? Kaç Yaş Aralığındaki Çocuklarla İlgilenir?” gibi temel düzeydeki soruların yanıtları bile yer almıyor. Buna çocuk psikolojisi konusunu da ekleyelim.

Peki insanlar kime, nasıl güvenebilir?

Yol gösteren haritaları ellerinde yok. Medyada sürekli aynı isimler, beyinlerine kazınıyor. Buna dijital platformlar ve kitaplar da ekleniyor. Bu kaostan çıkış yok mu?

Tabii ki var. Hadi çözüm yoluna kısaca bakalım.

Çocuk psikiyatrisi ve psikolojisiyle ilgili bilgi veren kişilerin öncelikle bu alanda branşlaşmış uzmanlar olması gerekiyor.

Çocuk psikiyatristi ekibin lideri gibidir. Çünkü, hekimlerin yanında pedagog ve çocuk psikologları çalışır.

Birinci olarak, çocuğun bir sorunu olduğundan şüphelenince bir psikoloğa götürülür. Psikolog değerlendirir, davranış değişiklikleriyle, telkinle ve bazı yönlendirmelerle sorun çözülür mü diye bakar. Eğer çözemezse psikiyatriste yönlendirir.

İkinci aşamada da psikiyatristlerin istediği bazı testleri psikologlar gerçekleştirir. Değerlendirmeyi psikiyatrist yapar.

Lütfen sağlık okuryazarlığı ve medya okuryazarlığı konusunda daha çok bilgi edinmeye çalışın. Daha sağlıklı yaşamak ve bilinçli birey olmak sizin elinizde…

Continue Reading

BİLİM İNSANLARI ZAMANI GERİYE ALDI MI?

Geçtiğimiz günlerde, “Bilim insanları kuantum bilgisayarıyla yapılan deneyde ‘zamanı geriye aldı‘” başlıklı haberle birlikte herkesin hayali olan bir konu konuşulmaya başladı.

Bilimsel ve akademik bir dergi olan ‘Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmanın makalesi kaynak gösterildi.

Bilim haberciliğinde ilerleme var, artık insanlar makaleleri kaynak gösteriyor ne güzel diye düşünerek sevinmeye başlamıştım ki, mutluluğum kısa sürdü.

Tüm dünyada manşetler inanılmaz şekilde atıldı.

Peki aslında durum neydi?

Gerçekte olan ise, bilim insanları zamanı geriye almadılar, kuantum bilgisayarla zamanın tersine çevrilmesini simüle etmişlerdi!

Geleceğe Dönüş filminden hatırlarız, herkesin böyle bir hayali vardır.  Ancak gerçek öyle olmuyor.

Bu tür başlıklar insanların bilime olan bakışına zarar veriyor. Sansasyonel süsleme ile gerçek arasındaki uçurum arttıkça, bilim, sağlık ve teknoloji haberlerindeki bilgi kirliliği de artıyor. Lütfen okuduklarınıza inanmadan önce araştırın.

Continue Reading

2018 YILININ EN İYİ 7 TIBBİ KEŞFİ

2018 yılında sağlık
alanında yenilikleri farklı alanlardaki seçilmiş listelerden derledim. Bu
listelerde yer alan bazı seçenekleri o alandaki uzmanlardan görüş alarak
zenginleştirmeye çalıştım.


Dünyaca ünlü Cleveland
Clinic her yıl olduğu gibi 2018 yılında da medikal alana damgasını vuran
buluşları seçti.  Bu buluşların 2019 yılında tıbbi alanda büyük ses
getirmesi hedefleniyor. 
12 yıllık Prix Galien USA Ödülleri için 2018’in en iyi tıbbi
teknolojisine aday gösterilenler açıklandı. 
Ayrıca American Certification Agency tarafından açıklanan sağlık
alanındaki gelişmelerden de ilgi çekici olanları hazırladığım listeye ekledim.

İşte ilgi çekici
olmasına göre ilk 7’ye giren buluşlar şöyle sıralanıyor.

1. 3D Yazıcı ile Hastaya Özgü Ürünler
3D yazıcı teknolojisini kullanarak,
tıbbi cihazlar artık bir hastaya özel olarak üretilebilecek.  Hastaya özgü boyutlardan modellenen cihazlar,
belirli tıbbi gereksinimleri karşılayan hastalarda vücut tarafından daha fazla
kabul görmeyi sağlayacak.  3D yazıcı ile
sağlanan çok yönlülük, hastalara en gelişmiş bakımı sunarken aynı zamanda
komplikasyon riskini en aza indirebilecek. Bu alanda en önemli çalışmalar,
vücut dışı protezler, kafatası implantları ve ortopedik implantlar, ayrıca hava
yolunu daraltan hastalıklar için özelleştirilmiş hava yolu stentlerini
kapsıyor. Teknoloji ayrıca cerrahi planlamada yardımcı oluyor. 

Silikon
Vadisi’nde Auris Health firmasında cerrahi robotlar için algoritmalar
geliştiren Dr. Elif Ayvalı,
“2016 yılı itibariyle Food and Drug
Administration (Amerika’daki Sağlık Bakanlığı), medikal cihaz ve implantların
üretiminde 3D yazıcı kullanan ürünlerin başvurularını değerlendirmeye başladı”
dedi. 

3D yazıcı
alanındaki gelişmelere dair Ayvalı şu değerlendirmede bulundu: “Cerrahların
ameliyat öncesinde detaylı planlama ve pratik yapabilmeleri için hastaya özgü
anatomik modellerin 3D yazıcı teknolojisi ile modelinin oluşturulması
yaygınlaştı. Zor ameliyatlar öncesi cerrahlar farklı cerrahi teknikleri kolayca
test edip, hastaya özgü plan yapabiliyorlar. 
Aynı şekilde çene ve diz ameliyatlarında kullanılan hastaya özgü destek
malzemeleri yaygın olarak 3D yazıcı ile elde ediliyor artık.”
2. Yapay zekânın sağlık sektöründe ortaya çıkışı
İnsanlığıngeleceği için bir tehdit olarak düşünenler olsa da yapay zeka (AI) günlük
yaşamın bir parçası haline geldi. Sağlık hizmetlerinde, AI karar destek,
görüntü analizi ve hasta tirajındaki uygulamalarıyla sistemi destekliyor. Yapay
zeka, hekimlerin hastaların tıbbi görüntülerini kolayca incelemelerine ve daha
iyi karar vermelerine yardımcı olurken, hekimlerin yaşadığı yorgunluğu da
azaltıyor.

Örneğin, bu
algoritmalar tıbbi görüntülerdeki sorunlu bölgelere dikkat çekip, tarama
sürecine yardımcı olabiliyorlar. Ayrıca, hasta güvenliği açısından klinikler
arası farklılıkları azaltıp, ayni testlerin tekrarlanmasını engelleyebilmeye
yardımcı olabiliyorlar. AI, hekimlerin elektronik kayıt  sistemi içindeki çok sayıdaki veriyi hızlı
bir şekilde yorumlayabilmesine yardımcı oluyor.



Dr. Elif Ayvalı
Bu sene yapay zeka
alanındaki gelişmelerin yarattığı dalganın tıp alanındaki gelişmelere de
yansıdığını dile getiren Dr. Elif Ayvalı, “Bu sene
y
apay zeka uygulamaları daha çok radyoloji, cerrahi proseslerin
optimizasyonu ve hasta durumunun gözlemlenmesi konularına odaklandı.  Bu teknolojilerin geliştirilmesi ve
hastanelerde yerini alabilmesi için ilk adım var olan verilerin
dijitalleştirilmesi ve yeni verilerin toplanması. Bu yüzden, firmalar ve
araştırma hastaneleri arasında ortaklık anlaşmaları imzalanmaya başladı. Cleveland
Klinik ve Watson isimli yapay zeka programını geliştiren IBM arasındaki
ortaklık buna bir örnek. Hastaların verilerini kaydeden ve ameliyathaneyi
gözlemleyen sistemler hastanelere yerleştirilmeye başlanıyor” diye konuştu.
3 . Tıp Eğitimi için Sanal ve Karma Gerçeklik
Sanal ve karmagerçeklik, simüle edilmiş ve karma ortamları oluşturmak için bilgisayar
teknolojisinin kullanımını içerir. Sanal gerçeklik ve karma gerçeklik, popüler
bilgisayar oyunlarında, geleceğe yönelik efektlerle kitleleri büyülüyorlar. Ancak
VR / MR teknolojisinin uygulama alanları oyunlarla kısıtlı değil. Son
zamanlarda bu gerçeklik sistemleri becerilerini geliştirmek isteyen sağlık
profesyonellerinin ilgisini çekti.  Artık
geleneksel hale gelen simülasyon tıp eğitimini, popüler olan VR / MR
programlarıyla geliştirilmesi hedefleniyor.   

Sanal gerçeklik
robotik cerrahilerin simülasyonunda ve genel cerrahi eğitiminde   kullanılmaya başlandığını belirten Dr. Elif
Ayvalı, şunları söyledi: “Sanal gerçeklik eğitimi, özellikle 2018 yılında
Cleveland Klinik’in önderliğinde kurulmaya başlanan 515 milyon dolarlık sağlık eğitimi
kampüsünde tıp öğrencilerinin eğitiminde kullanılacak. Bu sene diğer büyük
gelişmelerden biri de Amerika’da Sağlık Bakanlığı’nın Microsoft Hololens’in
cerrahi operasyonlarda arttırılmış gerçeklik (AR) için kullanılmasına onay
vermesi oldu.  Cerrahlar ameliyat bölgesinin
hologramını 3 boyutlu olarak görebilecekler. Ameliyat öncesi verilere erişebilmek
için ayrı bir ekrana bakmaları gerekmeyecek. Bu uygulamanın ilk örneklerinin
omurilik ameliyatlarında olması bekleniyor.”

4. Robotik Cerrahide İnovasyon
Bugün yapılan çoğu
ameliyat, bilimin el verdiği en kısa sürede ve en az hasarla yapılabiliyor. Cerrahi
alanda bu adaptasyon kısmen cerrahin robotlarla bütünleşmesi ile ortaya çıktı.
Ameliyathanedeki robotlar cerrahlara aşırı hassasiyet için rehberlik ediyor.
Günümüzde robotlar, cerrahi alanda omurgadan endovasküler işlemlere kadar her
yerde kullanılıyor. Minimal hasarlı robotik cerrahi, hastaların konforu
açısından büyük destek sağlıyor. Hastaların, kısa zamanda iyileşmesine yardımcı
olurken, ameliyat sonrası daha az ağrı duymaları da bu yöntemin faydalarından
sadece birkaçı olarak sıralanıyor.     

Cerrahi robotların
ameliyatın dokulara zarar vermeden hassas bir şekilde yapılabilmesine imkan
tanıdığını söyleyen Dr. Elif Ayvalı,  “Ayrıca
elle kontrol edilen enstrümanların erişemediği yerlere erişilebilmesini sağlıyor.
Artık robotları ameliyathanelerde görmeye şaşırmamalıyız.  Cerrahi robot üreten firmaların ve robotikleştirilen
cerrahi operasyonların sayısında her gecen yıl daha da artış olacak. Yapay zeka
ve sanal gerçeklik konusundaki gelişmeler, robotik cerrahide yeni bir dalga
yaratmaya başladı. Robotik sistemler cerrahın farkındalığını arttıran, karar
vermesine yardımcı olan zeki asistanlara dönüşecekler” şeklinde konuştu.

5. Kişisel Robotlar
Bu yıl kişiselsağlık robotları, romatoid artrit, kalp yetmezliği ve  geç evre böbrek hastalığı gibi kronik
hastalıkları yönetmelerine yardımcı olmak için hastaların evlerine kullanılmaya
başladı. Bu robotlar, ilaç kullanımının izlenmesini, hastaların doktor sırasını
takip etmeleri için motive ediyor ve gerektiğinde doktor veya eczacılarla
bağlantı kurmasını sağlıyor. 


Dr. Çetin Meriçli


Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Dr. Çetin Meriçli, şu
yorumda bulundu: “Bu robotlar ayrıca yalnız yaşayan yaşlı insanları sohbet
etmeye yönlendirerek ve çeşitli aktiviteler örneğin çok eski şarkıları birlikte
söylemek gibi özellikle demans hastalarının zihinsel egzersiz yapmalarını
sağlıyor. Bu kişilerin yalnızlık nedeni ile ruh hallerinin olumsuz
etkilenmesini engellemeyi hedefliyor. Kişisel robotlar, özellikle otizimli
çocukların eğitimlerinde de bir iletişim aracı olarak kullanılıyor.”

6. Sürekli Glikoz İzleme Sistemi
Sürekliglikoz izleme sistemi diyabet hastalarında şeker ölçüm cihazlarını artık rafa
kaldırıyor. Parmak ucundan bir damla kanla, kan şekerini ölçen ölçüm çubukları
ve cihazları yerini artık sürekli glikoz ölçüm sistemlerine bırakıyor. Bu
cihazlar genellikle hastanın üst koluna ya da karın kısmına hasta tarafından yerleştiriliyor.
Hastalar, her 10 -14 günde bir demir para büyüklüğündeki cihazı değiştirerek
parmak ucundan kan şekerine bakmaya gerek kalmadan, kan şekerlerini kontrol
edebiliyorlar. Aynı zamanda değerleri hasta sevdikleriyle ya da doktoruyla da
paylaşabiliyor. Sonuçlar ayrıntılı olarak analiz edilebiliyor. Bu sistemlerin
bir diğer avantajı da bu sistemlerde hasta akıllı telefon ya da saatinden kan
şekeri seviyesini sürekli takip edebiliyor. Kan şekerinin artması ya da
azalmasında hastaya uyarı yapabiliyor. Ayrıca cilt altına yerleştirilebilen 6
aya kadar kan şekerini ölçen glikoz sensör sistemleri de kullanıma girdi.  


Dr. Halis Kaan Aktürk
Colorado
Üniversitesi Barbara Davis Diyabet ve Diyabet Araştırmaları Merkezinden Dr.
Halis Kaan Aktürk, bu yeni teknoloji ile ilgili şunları söyledi: “Sürekli
glikoz izleme sistemleri Amerika’da artık çok yaygın şekilde kullanılıyor.
Özellikle tip 1 diyabette akıllı insülin pompaları, yapay pankreas ile birlikte
kullanılabileceği gibi insülin enjeksiyonu kullanan hastalarda da sonuç
alınabiliyor. Bu sürekli glikoz izleme sistemlerinin yaygın kullanılmasıyla
birlikte hastalar, kan şekerlerine akıllı telefonlarından ve saatlerinden
ulaşabiliyor. Bu bilgiler periyodik olarak doktorları tarafından kontrol
ediliyor. Bu sayede hastalar artık kan şekerinin birden düşmesi ya da artması
gibi çok ciddi problemlerden korunuyorlar. Özellikle tip 1 diyabet hastaları
ömür boyu insülin kullanmak zorunda oldukları için, kan şekerinin düzenli
olarak takip edilmesi hayati bir önem taşıyor. Ayrıca insülin kullanan tip 2
diyabet hastalarında da bu cihazlar kullanılabilir.”

7- Hastaneye Gitmeden Önce İnme Tanısı için Vizör
İskemik inmelerden daha az görülmesine
rağmen, kanın beyindeki yırtılmış bir kan damarından kaçmasına bağlı
(hemorajik) inmeler, inme ölümlerinin yaklaşık yüzde 40’ından sorumludur.
Kontrolsüz kanama, beynin şişmesine ve hasar görmesine neden olabileceğinden,
etkili tedavi için hızlı tanı hayati önem taşır. Tanıyı hızlandırmak için
sağlık çalışanları, beyindeki kanamayı tespit edebilen kanama tarama siperi
gibi yeni ve gelişmiş teknolojiler kullanıyor. Hastaneye gitmeden önce etkin
bir tanı aracı olan hemoraji taraması, tanı ve tedavi için önemli ölçüde zamanı
kazandırıyor.   
Continue Reading

42

Efsanevi beyzbol oyuncusu Jackie Robinson’un etkileyici hikayesi konu alınıyor. 
🔹Robinson Brooklyn Dodgers’a katıldıktan sonra Amerikan Beyzbol Ligi’nin renk engelini aştı.

🔹Büyük liglerdeki renk engelini aşan ilk siyahi adam.

🔹Öfkeni kontrol et ve işinde en iyisi ol! 
🔹Farklı olmak, iyi iş yapmaya engel değildir.
🔹Engeller aşılmak için vardır.
🔹Sevdiklerimizin yanında olursak, aşamayacakları engel kalmaz.
🔹Gazetecileri bu kadar irrite edici kurgulamasalar süper olur. Nitelikli ve işini aşkla yapan gazeteciler gösterilmeli. 
🔹Hedefine ulaşmak için her türlü engelle mücadele etmenin ve tarih yazmanın gerçek hikayesini izlemek için bu film kaçmaz!

Continue Reading

ANILARINIZIN AYARLARIYLA OYNAYANLARA KARŞI DİKKAT EDİN

görsel kaynağı
İlginç çalışmalar yapan Psikolog Elizabeth Loftus ile tanışmaya hazır mısınız? Kendisi  doğru ve  yanlış anılar üzerine çalışıyor.  

Loftus insanların unuttukları konular üzerinde değil tam tersine, insanların hatırladıkları konular üzerinde çalışan Loftus, sahte anılar üzerinde çalışıyor.

Ne yazık ki, Steve Titus birinin sahte anısı yüzünden hapse giren tek kişi değil. Amerika’da bir projede, 300 masum kişiden bilgi toplandı. İşlemedikleri bir suç yüzünden hapis yatan 300 kişi Bu suçlar yüzünden 10,20,30 yıl boyunca hapiste yattılar ve şimdi DNA testi onların masum olduğunu kanıtladı. Bu davalar incelendiğinde, dörtte üçü görgü tanıklarının sahte anıları yüzünden kaynaklanıyordu.

Kurgulayıcı bellek sürecini incelemeye 1970’lerde başlayan Loftus, yaptığı deneylerde insanlara kurgulanmış sahte suç ve kazalar göstererek onlara bu konuda neler hatırladıklarını sordu. Bir araştırmada insanlara kurgulanmış bir kaza gösterdi arabaların çarpıştığı esnada ne kadar hızlı gittiğini sordu. Bazı insanlara da arabaların birbirine girdiği anda ne kadar hızlı gittiğini sordu. Birbirine girdiği anda dediği zaman, görgü tanıkları arabaların daha hızlı gittiklerini söylediler, dahası, soruyu bu şekilde sormak kaza mahallinde kırık cam olmamasına rağmen insanları kırık cam gördüklerini söylemeye yöneltti. 

Psikolog Elizabeth Loftus, ilginç çalışmalar yapıyor ve şunu söylüyor: “Gerçek hayatta yanlış bilgilendirme her yerde. Yanlış bilgiyi sadece sadece bize imalı bir şekilde sorulduğunda değil, kasten veya bilinçsizce bize yalan yanlış bilgi veren diğer görgü tanıklarıyla konuştuğumuzda veya medyada daha önce yaşamış olabileceğimiz bir olayın yer aldığını gördüğümüzde de edinebiliriz. Bütün bunlar anılarımızın bozulmasına yol açar.” 

Kendisinin yayınlanmış birçok kitabı var. Henüz dilimize çevrilmemiş olsa da farklı kaynaklarda araştırmaları yer alıyor. Dönem dönem diğer çalışmalarına da değineceğim. Loftus, işini çok severek yapıyor, bu uğurda da büyük mücadeleler veriyor. 


Continue Reading

PSİKOPAT BEYNİNİ SEVGİYLE EĞİTEN NÖROBİLİMCİ

Bugün sizlere sevginin insanların beynini nasıl değiştirdiğini anlatacağım. California Üniversitesi’nde 35 yılı aşkın bir zamandır
davranış üzerinde çalışan nörobilimci profesör Jim Fallon, bir gün bir
meslektaşı psikopat katillere ait bir grup beyni incelemesini istedi.

2005 yılında seri katillerin beyin taramalarını inceleyerek
“Nasıl psikopat bir katile dönüşür?” sorusunun peşine düşen Fallon,
insan beyinlerinden yaklaşık 70 tanesine baktı ve birtakım verilerle
karşılaştı. 

Şizofreni, depresif insanlar, katillerin PET taramalarının
yanı sıra Alzheimer ile ilgili başka bir araştırma için ailesinin ve kendisinin
olduğu beyin görüntüleri masanın diğer tarafında duruyordu. Bir beyin
taramasına baktığında Fallon, empati, ahlak ve irade ile alakalı olan beyin
bölgelerinin faaliyetinin çok düşük olduğunu tespit etti. Görüntüden emin
olamadığı için ilk olarak PET makinesinde bir problem olduğunu düşündü.
Teknisyenle birlikte kontrol ettiğinde bir sorun olmadığını anladı. 

Devamında
ise bu görüntünün kime ait olduğunu anlamak için baktığında ise, hayatının
şokunu yaşadı. Psikopat beyin kendisine aitti!   

Bu süreçte hayatının şokunu yaşayan Fallon, bu durumu daha
da yakından araştırmaya başladı.
Beyin hasarı ve çevresel koşullar ile bunların nasıl
birbiriyle bağlantılı olduğuna bakarken, bir psikopat ve de bir katil haline
gelmek hasarın tam olarak ne zaman oluştuğuna bağlıdır. Farklı türden beyin
hasarları vardı. Burada önemli olan şey majör şiddet genleri, MAO-A geni olarak
bilinir.
Bu gen toplumda çeşitlilik gösterir. 

Aranızdan bazılarında
bu var ve bu cinsiyetle bağlantılı X kromozomunda yer alıyor ve bu yüzden bunu
yalnızca annenizden alabiliyorsunuz. Aslında muhtemelen psikopat katillerin
çoğunlukla erkeklerden oluşmasının ve oldukça agresif olmalarının sebebi bu.
Çünkü bir kız çocuğu hem babadan bir X kromozomu hem de anneden bir X kromozomu
alır, böylece nötrleşir. Ancak erkek çocuk yalnızca annesinden X kromozomunu
alır.

Böylece anneden oğula geçmiş olur. Bu gelişim sırasında
aşırı serotonin salınımı ile bağlantılıdır ki bu da oldukça ilginç çünkü
serotonin normalde sakinleştirip rahatlatmayı gerekir. Ancak eğer bu gene
sahipseniz, ana rahminde beyniniz bununla yıkanıyor. Böylece tüm beyniniz
serotonine karşı duyarsızlaşıyor. Bu yüzden daha sonraları bir işe yaramıyor.

Bu gene sahipseniz ve oldukça fazla şiddet görmüşseniz
belirli bir durumda, bu tam anlamıyla felakete davetiye çıkartabiliyor.

Fallon, bilimsel araştırmaların yanı sıra ailesinin soyağacı
New York’a ilk yerleşenlerden ünlü Cornell ailesine kadar uzandığını öğrendi. 1892
yılında anne ve babasını balta ile öldüren Lizzie Borden’da dahil olmak üzere
toplam yedi katil bulunduğunu annesi ile şu konuşmada öğrendi.

Annesi ona, “Etrafta psikopat katillerle ilgili
konuşmalar yaptığını duydum ve kendinden sanki normal bir ailedenmiş gibi
bahsediyormuşsun.” dedi.

Buna yanıt olarak, “Sen neden bahsediyorsun?”

“Hem iyi hem de kötü haberlerim var. Kuzenlerinden biri
Cornell Üniversitesi’nin kurucusu olan Ezra Cornell. Kötü haberse; Lizzi Borden
da kuzenlerinden biri.” diye yanıtladı annesi.

  “İyi, hoş bizim
de bir Lizzi’miz varmış. Ne olmuş?” dedi.

O da ” Hayır” dedi, “Daha kötü. Şu kitabı
oku.”

Bu kitap; “Tuhaf bir şekilde Öldü”, tarihi bir
kitaptı ve annesini öldüren ilk adam Fallon’ın
büyük-büyük-büyük-büyük-büyük-büyükbabasıydı. Bu ilk anne cinayeti vakasıydı ve
kitap oldukça ilginçti çünkü cadı avlarından ve insanların o zamanlar nasıl
eğitildiğinden bahsediyordu.

Ama burada bitmiyor tabi. Babasının tarafında 7 erkek daha
vardı, o zamandan itibaren, Cornell’ların hepsi katil olmuşlardı. Babasının
kendisi ve üç kardeşi II. Dünya Savaşı’nda savaşa katılmaya karşıydılar.

Mutlu ve sevgi dolu bir çocukluk dönemi yaşayan Fallon,  psikopat olmak yerine kendisini geliştirmişti.
Yaşadıklarını saklamak yerine her yerde anlatan Fallon, “İçimdeki Psikopat”
(The Psychopath Inside) isimli bir de kitap yazdı.
Continue Reading